-
2:4
Bakara: 4
(Ey Resulüm!) Onlar, Sana indirilene (Kur’an-ı Kerim’e), Senden önce indirilenlere (Tevrat ve İncil’in orijinaline) iman edenlerdir ve ahirete de kesin bir bilgiyle inanıp (hazırlık görenlerdir. Ki gerçek ahiret inancı, hesaptan ve azaptan kurtulma amacı taşımayanlar müttaki mü’minlerden değildir.)
-
2:32
Bakara: 32
(Melekler ise mahcup olarak: "Ya Rabbi) Seni her türlü yanlışlıktan ve noksanlıktan tenzih ve tesbih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka hiçbir bilgimiz yoktur. Şüphesiz, Sen her şeyi hakkıyla Bilensin, Hüküm ve Hikmet sahibisin” demişler (ve özür dilemişlerdi).
-
2:118
Bakara: 118
Bilgisizler (cahil ve gafil kimseler): "Allah bizimle konuşuverse ya!..” veya “Bize de (peygamberler gibi) bir ayet (mucize) gelse ya!.." demektedirler. Onlardan öncekiler de onların bu söylediklerinin benzerini söylemişlerdi. Bunların kalpleri (nasıl da sapkınlıkta) birbirine benzedi. (Oysa) Biz, kesin bilgiyle inanan bir topluluğa ayetleri apaçık gösterdik. (Tabiattaki ve kâinattaki her şey zaten Cenab-ı Hakkın yaratılış mucizesi ve harika sanat eserleridir.)
-
2:247
Bakara: 247
Peygamberleri (sözünde sadık kalanlara) dedi ki: “Allah (CC) Talut'u size Melik (cihad emiri ve yönetici) olarak tayin etti. (Haydi artık ona biat ve itaat edin.)” Bunun üzerine bazıları: “O bizim üzerimize nasıl komutan olabilir? Ki bizler liderliğe ondan daha layıkız. Halbuki ona geniş servet ve mal da verilmemiştir" diyerek (itiraz ettiler... Cihad sorumluluğundan kaçmak için komutanda kusurlar aramaya, nefsaniyet ve enaniyet yüzünden ortalığı bulandırmaya başladılar... O beş bin kişinin de üç bin kadarı böylece ayrıldı ve ayıklandı. Geride sadece iki bin kişi kadar kaldı. Ve peygamberleri onlara) şunları söyledi: “(Neden nefsinize uyup bu komutana itaatten kaçıyorsunuz?) Halbuki elbette Allah (CC) onu sizin üzerinize seçti (ve başınıza gelmesini takdir etti), ona (psikolojik) genişlik (ve liderlik yeteneği verdi), onun ilmini (yeterli ve gerekli bilgiyle beraber hidayet, feraset ve dirayetini) ve bedeni (kuvvetini, zorluklarla mücadele becerisini) ziyadeleştirdi. (Bir cihad emirine ve devleti yönetenlere gereken sıfatlar da bunlardır.) Allah mülkünü dilediğine verir. Allah'ın (lütfu) geniştir ve her şeyi hakkıyla Bilendir... (Sizin bu meşru komutana itaatsizliğiniz, aslında Allah'ın takdirine ve taksimine itirazınız ve itimatsızlığınız yüzündendir. Ama cihad ruhunuzu körleten, sizi kötülüğe sevk eden, ve Hakk dava prensiplerini çiğneyen kimselere ise itaat gereksizdir.)”
-
3:66
Âl-i İmrân: 66
İşte sizler böylesiniz; (diyelim ki, haydi) hakkında bilginiz olan şeyde tartıştınız, ama hiç bilginiz olmayan bir konuda ne diye tartışıp-duruyorsunuz? Oysa (her şeyin gerçeğini) Allah bilir, sizler bilmezsiniz.
-
3:75
Âl-i İmrân: 75
Kitap Ehlinden öylesi vardır ki, bir kantar (kasa dolusu altın) emanet bıraksan, yine onu sana geri verir; öylesi de vardır ki, ona bir (altın) lira (dahi) emanet bıraksan, sen onun tepesine dikilip durmadıkça, onu sana ödemez. Bu (haksız ve ahlâksız tavırları) onların "ümmiler (zayıf ve bilgisizler, veya Ehl-i Kitap olmayan kimseler) konusunda bizim üzerimizde bir yol (sorumluluk) yoktur" demiş olmaları yüzündendir. (Yani Ehl-i Kitap; Müslümanları ve başka insanları ezip sömürmeyi, kendileri için bir hak ve imtiyaz görmektedirler.) Oysa kendileri (gerçeği) bildikleri halde Allah'a karşı yalan söylemektedirler.
-
4:157
Nisa: 157
Ve (onlar yalan yere): "Biz, Allah'ın Resulü Meryem oğlu Mesih İsa'yı gerçekten öldürdük" demeleri nedeniyle de (Yahudilere böyle bir ceza verilmiştir.) Oysa Onu kesinlikle öldürmediler ve Onu asmadılar. Ama onlara (Hz. İsa'nın) benzeri gösterildi. (Hz. İsa'yı para karşılığı gammazlayan baş havarisinin yüz şekli Hz. İsa'ya benzetildi ve çarmıha gerildi.) Gerçekten Onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, kesin bir şüphe içindedirler. Onların boş bir zanna uymaktan başka buna ilişkin hiçbir bilgileri yoktur. Kesin olan gerçek şudur ki Onu (Yahudiler Hz. İsa'yı) öldürememişlerdir. (Hz. İsa’nın ruhu fevt edilip göklere yükseltilmiştir. Ahir zamanda tekrar geri gönderilecektir.)
-
5:50
Maide: 50
Onlar hâlâ cahiliye hükümlerini (Kur’an’ın tabii ve temel hukuk kurallarına, evrensel insan haklarına ve en güzel İslam ahlâkına aykırı düzenleri ve dönemleri) mi arıyorlar? Kesin bilgiye (yakine) dayanan sağlam inanca sahip bir topluluk için, hüküm ve hikmeti (kural ve prensipleri) Allah'tan daha güzel (ve mükemmel) olan kimdir?
-
5:109
Maide: 109
Allah, (mahşerde bütün) elçileri toplayacağı gün şöyle diyecek: "(Tebliğ ve davetinize karşılık) Size (kavimlerinizce) verilen cevap nedir? (Size nasıl karşılık verildi ve haklı-hayırlı çağrınız üzerine nasıl hareket edildi?)" Onlar da: "Bizim (Senin bildirip öğrettiklerin dışında) bilgimiz yoktur; şüphesiz görünmeyenleri (gaybleri) bilen ancak Sensin Sen. (Ey Rabbimiz!)" diyeceklerdir.
-
6:75
En'am: 75
Böylece İbrahim'e, -kesin bilgiyle (Hakke’l-yakin) inananlardan olması için- göklerin ve yerin melekûtunu (muhteşem yaratılış sırlarını ve Kâinatın Rabbani yönetim-hükümranlık saltanatını) gösteriyor (akıl yürütmeyi ve kıyas yöntemini öğretiyor)duk.
-
6:100
En'am: 100
(Bazıları) Cinnleri Allah'a ortak koştular. Oysa onları da O yaratmıştır. (Cinnler Allah’ın mahlûkatıdır.) Bir de hiçbir bilgiye dayanmaksızın O'na (Cenab-ı Hakka hâşâ) oğullar ve kızlar yakıştırıp-uydurdular. O (Allah) ise bu nitelendiregeldikleri şeylerden Yücedir, uzaktır.
-
6:140
En'am: 140
(Meşru ve makbul) Hiçbir bilgiye (ve yetkiye) dayanmaksızın (masum) çocuklarını akılsızca (ve vicdansızca) öldürenler, (kürtajla bebeklerini katledenler, nesillerini ahlâk ve maneviyatla terbiye etmeyenler) ile Allah'a karşı yalan yere iftira düzüp, Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiklerini (kendi kafalarından ve takvalık taslayarak) haram kılanlar, elbette hüsrana (büyük bir kayba) düşmüşlerdir. Onlar, gerçekten şaşırıp sapmışlardır ve doğru yolu da bulamamış kimselerdir.
-
6:144
En'am: 144
(Allah, gördüğünüz gibi) Deveden iki, sığırdan da iki (yani dişili erkekli her şeyi çift yaratmıştır). De ki: "(Allah bunlardan) İki erkeği mi haram kıldı, yoksa iki dişiyi mi, ya da o iki dişinin rahimlerinin kendisini kapsadığı (yavruları) mı? (Rasgele; “Şu helâldir, bu haramdır; şu Hakk’tır, bu bâtıldır; filan iş böyle sonuçlanacaktır” diye kafadan atanlar) Yoksa Allah, bunları sizlere tavsiye ettiği zaman (orada hazır ve) şahit miydiniz?" Böyle hiçbir bilgiye dayanmaksızın insanları saptırmak için Allah'a karşı yalan uydurup iftira düzenden daha zalim kimdir? Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmeyecektir.
-
7:52
A'raf: 52
Andolsun, Biz onlara (kutlu) bir Kitapla gelip (Peygamber gönderip uygulamalı anlatmış); iman edecek her topluluğa bir hidayet ve bir rahmet olmak üzere (kesin) bilgiye (ilme) dayanarak Onu çeşitli biçimlerde açıklamıştık. [Not: Kur’an-ı Kerim; ilmi prensiplere ve bilimsel gerçeklere uygun olmak şartıyla yorumlanabilen bir kitaptır.]
-
9:78
Tevbe: 78
Onlar (münafıklar) bilmiyorlar mı ki, elbette Allah, onların gizli tuttuklarını da, fısıldaştıklarını da biliyor. Gerçekten Allah, her türlü gaybın (bütün gizli sırların, saklanan plan ve programların) tüm bilgilerine ayrıntılarıyla sahip olandır.
-
10:89
Yunus: 89
(Allah da Musa’ya) Dedi ki: "İkinizin duası kabul olundu. Öyleyse dosdoğru yolda devam edin ve bilgisizlerin (hak ve hukuk bilmezlerin) yoluna uymayın."
-
11:46
Hud: 46
(Allah) Buyurdu: “Ey Nuh, kesinlikle, o senin ailenden değildir... Çünkü o, salih olmayan bir iş (bâtıl ve bozuk amel sahibidir... Sadık ve salih olmayan bir kişidir… Tavrı ve tabiatı, amel-i gayr-ı salihtir). O nedenle, hakkında (kesin) bilgi sahibi olmadığın şeyi Benden isteme! Doğrusu, sen cahillerden olmayasın (evladın diye zalim ve kâfirlere sahip çıkmayasın) diye sana öğüt veriyorum!”
-
11:47
Hud: 47
(Hz. Nuh) Dedi ki: “Ey Rabbim! Bilgim (ve yetkim) olmayan şeyi Senden istemekten (artık) Sana sığınırım... Ve (beşeri bir zaafiyet ve şefkatle yaptığım yanlışlıklardan dolayı) eğer beni bağışlamaz ve acıyıp merhamet buyurmazsan hüsrana uğrayanlardan olurum!” [Not: Bu ayetlerden anlaşılıyor ki, Hz. Nuh’un oğlu açık inkârcılardan değil, Müslüman görünen ama iman kalbine tam yerleşmeyen münafık tipli bir insandı. Çünkü açıkça kâfir olsaydı, Hz. Nuh’un onu gemiye almaya çalışması ve kurtuluşuna duacı olması uygun bulunmazdı.]
-
12:76
Yusuf: 76
Bunun üzerine (Hz.) Yusuf, kardeşi (Bünyamin)nin yükünden önce, (bu danışıklı dövüş anlaşılmasın diye) diğerlerinin yüklerini (aramaya) başladı. Sonunda (kaybolan eşyayı öz) kardeşi (Bünyamin)nin yükünden (bulup) çıkardı. (Böylece hem Bünyamin’i yanında alıkoymak için artık geçerli bir gerekçesi vardı, hem de öz kardeşini Kralın kanunlarına göre feci şekilde dövülmekten ve ağır tazminata mahkûm edilmekten kurtarmıştı.) İşte Biz, Yusuf’a bu şekilde bir “Keyd” (hile-tedbir, plan) öğretmiştik. Aksi halde Melikin dinine (Kralın kanunlarına) göre kardeşini (yanında) tutamayacaktı (tutsa da ağır cezadan kurtaramayacaktı). Ancak Allah’ın dilemesi başka. Biz, dilediğimiz kimsenin derecesini (ve şerefini) yükseltiriz. Zira her ilim sahibinin üstünde, (ondan) daha iyi bilen birisi vardır. [Not: Bu ayetler Hz. Yusuf’un, Mısır Melikinin gayri İslami düzeninde görev isteyip aldığını, bu yetkili ve etkili makamları halka hizmet ve Hakka davet için bir imkân ve fırsat olarak kullandığını, ve Adil bir Düzen kuruluncaya kadar, mevcut sistemin kanun ve kurallarından yararlanmanın cevazını göstermektedir.]
-
13:2
Ra'd: 2
Allah O'dur ki, (muhteşem) gökleri direksiz ve dayanaksız olarak yükseltti; ki onları (çıplak gözle, teleskop dürbünlerle ve uzay gezileriyle) görmektesiniz. Sonra (Kudret ve Azamet tecellisiyle) Arş’a istiva etti ve Güneş ile Ay’a boyun eğdirdi; her biri adı konulmuş bir süreye kadar (kendi yörüngesinde ve bağlı olduğu merkezi yıldız kümesinde) akıp gitmektedir. (Yüce Mevlâ’nız) Her işi tedbir ederek (evirip düzenlemektedir. İşte Allah) ayetleri böyle birer birer açıklayıp öğretir; umulur ki, Rabbinize kavuşacağınıza kesin bilgiyle (yakinen) inanırsınız (diye Kur’an ve Peygamber gönderir). [Not: Şu ana kadar yapılan tespitlere göre; Dünya gezegenimizin bağlı olduğu Güneş Sistemi’nin de içinde bulunduğu Samanyolu Galaksisi gibi 2 trilyon galaksi vardır. Her bir galakside 300 milyar kadar güneş gibi yıldız saptanmıştır. Hızla dönen bir topacın dik durup devrilmemesi gibi, bütün yıldızlar ve gezegenler Allah’ın tayin ettiği en uygun bir hızla kendisi ve merkezi etrafında dönüp durmaktadır… Aksi halde dağılıp çarpışacak ve kıyametler kopacaktır. İşte bu Dünya’mız bütün kâinatın bir özeti ve örneği konumundadır. İnsan ise dünyanın ve tüm kâinatın hulasası makamındadır.]
-
16:25
Nahl: 25
Bu onların (Kur’ani hüküm ve haberleri inkâr edip küçümsemeleri) kıyamet gününde kendi günahlarının tamamını ve (ayrıca) bilgisizce saptırdıklarının günahlarının bir kısmını yüklenmeleri için (yeterlidir). Bak hele, ne kötü yük yüklenirler. (Çünkü bir şeye sebep olan ve kötü çığır açan, onu işleyenler gibi vebaldedir.)
-
17:36
İsrâ: 36
Hakkında (gerekli ve yeterli) bilgin olmayan şeyin (aslını astarını bilmediğin mesele ve hadiselerin) ardına düşme (tartışmaya girme); çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan (her yaptığından) sorumludur, (insanlar cahilce iddia ve ithamlardan dolayı suçludur.)
-
18:5
Kehf: 5
Bu konuda (hâşâ Allah çocuk edindi iddiasında) ne kendilerinin (şirke sapanların), ne de atalarının hiçbir bilgisi (ve geçerli belgesi) bulunmamaktadır. Ağızlarından çıkan söz ne (kadar da) büyük (ve ağır bir günahtır). Onlar(ın hâşâ Allah çocuk edindi iddiaları) sadece yalandır (ve iftiradır).
-
18:91
Kehf: 91
İşte böyle, onun yanında (eşyanın aslını oluşturan ve tarafımızdan kendisine ilham buyrulan) özü kapsayan bir bilgi olduğundan (haberdar idik ve yanında olup-biten her şeyi) Biz (ilmimizle) büsbütün kuşatıvermiştik.
-
20:52
Taha: 52
(Musa:) “Onların bilgisi Rabbimin yanındaki bir kitaptadır. (Bütün hayatları, sevapları ve günahları kayıtlıdır.) Rabbim asla şaşmaz ve unutmaz” demişti.
-
20:110
Taha: 110
O (Allah, kullarının) önlerindekini (şimdiye kadar işlediklerini) de, arkalarındakini (bundan sonra yapıp edeceklerini) de bilir. Onlar (sahte şefaatçiler ve rehberler) ise, bilgi bakımından O'nu kavrayıp kuşatmaktan (acizdir).
-
22:3
Hacc: 3
(Cahil ve gafil) İnsanlardan kimisi de, (yeterli) bilgisi (ve gerçeği arama niyeti) olmaksızın (Cenab-ı) Allah (CC) hakkında (O’nun kaderi, kudreti ve Kur’an hükümleri konusunda rastgele) mücadele etmekte (tartışmaya girişmekte)dir; (ve böylece) her azgın ve saptırıcı şeytanın (ve şeytanlaşmış kaypak ilim adamlarının) peşine düşülmektedir.
-
22:8
Hacc: 8
(Hâlâ) İnsanlardan kimi, hiçbir (gerçekçi ve geçerli) bilgisi, hidayet edici ve haklı yolu gösterici (bir delili) ve aydınlatıcı bir kitabı (nur ve huzur verici kaynak bir eseri) bulunmaksızın Allah hakkında (boşuna) mücadele edip çekişmektedir.
-
22:71
Hacc: 71
Onlar Allah'ı bırakıp da, O’nun kendisi hakkında hiçbir sağlam delil indirmediği (Kur’an hidayetini nasip etmediği) ve kendilerinin de haklarında (hiçbir) bilgileri olmayan şeylere tapınıp (ibadet-kulluk ediyorlar. Böyle bile bile inkârcılık ve münafıklıkla) zulmedenler için hiçbir yardımcı bulunmayacaktır.
-
24:15
Nur: 15
Çünkü o durumda siz (maalesef) onu (iftirayı) dillerinizle (birbirilerinize) aktardınız ve hakkında (kesin belgeniz ve) bilginiz olmayan şeyi ağızlarınızla söyleyip yaydınız ve bunu (masum bir kadının namus ve onurunu karalamayı ve Hz. Resulüllah’ın ailesine hakarette bulunmayı) kolay (ve basit bir şey) sandınız; oysa o Allah katında çok büyük (bir vebaldir).
-
26:24
Şuarâ: 24
(Hz. Musa) Dedi ki: "(Allah) Göklerin, yerin ve bu ikisi arasında olan her şeyin Rabbidir (yaratıp terbiye edeni ve her şeyin ihtiyacını gönderenidir). Eğer (akledip) 'kesin bilgiyle inanırsanız' (anlarsınız ki böyledir)."
-
26:112
Şuarâ: 112
(Nuh) Dedi ki: "Onların (bana tâbi olan Müslümanların) yapmakta oldukları (ve ne amaç taşıdıkları) hakkında benim bilgim yoktur. (Ben zahire göre hükmederim ve iman ehline kıymet veririm.)"
-
27:3
Neml: 3
Ki onlar, namazı dosdoğru kılıp (ikame edenler), zekâtı verenlerdir. Ve onlar, ahirete kesin bilgiyle iman edenlerdir.
-
27:66
Neml: 66
Hayır, onların ahiret konusundaki bilgileri “art arda toplanıp pekiştirilen (sürekli tekrarlanıp işitildiğinden, iman edildiği zannedilen birtakım tahmin ve tahayyülden ibaret)dir. (Veya onların ilmi, ahireti idrake yetişmemiştir!)” Bilakis, onlar bundan (ahirete gerçekten inanma ve ona göre davranma duygusundan) bir şüphe içindedirler; hayır, (aslında) onlar bundan (ahirette hesap verme şuurundan) yana kördürler.
-
27:84
Neml: 84
Nihayet (Huzur-u İlahi’ye) geldikleri zaman (Allah onlara): “Siz Benim ayetlerimi, bilgi bakımından (nelerle uyarıldığınızı düşünüp araştırmadığınız ve) kavramadığınız halde (hikmet ve hakikatini anlamaya çalışmadığınız ve Kur’an üzerinde yoğunlaşmadığınız için) yalanladınız (değil) mi? Yahut (siz söyleyin), o sizin yapmaya çalıştığınız neydi?” diye (sual edecektir).
-
28:78
Kasas: 78
(Karun ise) Dedi ki: “Bu (servet ve selahiyet), ancak bende olan bir bilgi (ve beceri) dolayısıyla bana verilmiştir.” (Oysa) Bilmez (ve akledip düşünmez) mi ki gerçekten Allah, kendisinden önceki nesillerden kuvvet bakımından ondan daha güçlü olan ve insan-sayısı bakımından ekseriyeti (arkasına takan) ve daha çok mal toplayan (nice) kimseleri yıkıma uğratmıştır. Ve zaten suçlu-günahkârlardan (zalim ve mücrim takımından) kendi günahları (bile) sorulmayacaktır. (Çünkü zaten Cenab-ı Hakk hepsini bilip durmaktadır. Onlar hemen azarlanıp cezalandırılacaklardır.)
-
29:8
Ankebut: 8
Biz insana, anne ve babasına iyilik yapmasını tavsiye (emr)ettik. (Ama) Eğer (onlar), hakkında bilgin (ve doğruluğuna dair vicdani kanaatin) olmayan bir şeyi (körü körüne) Bana ortak koşman için seninle çekişip mücadele ederlerse, (bu durumda) artık kesinlikle onlara itaat etme. (Böyle ana-baba istemedi diye Allah’ın emrini terk etmek, şirktir! Çünkü onların hatırı Allah’ın rızasına tercih edilmiştir… Her halde) Dönüşünüz Banadır. Neler yaptıklarınızı Ben size haber vereceğim.
-
30:29
Rum: 29
Hayır, (asıl) zalimler; hiçbir bilgiye (akli ve vicdani belgeye) dayanmaksızın kendi hevâ (istek ve tutku)larına uymuş (ve Allah’ın sözlerini kendi heveslerine uydurmuş olan)lardır. (Bunlar Kur’an’ı ve Resulüllah’ı değil, kendi kuruntularını esas almışlardır. Oysa bir bilgi ve belgeye dayanarak ilmi tartışma yapanların hataları bağışlanır.) Allah'ın saptırdığını artık kim hidayete ulaştıracaktır? Onların hiçbir yardımcıları da bulunmayacaktır.
-
30:60
Rum: 60
(Ey Nebim!) Bu nedenle Sen sabret; şüphesiz Allah'ın va'adi Hakk’tır; kesin bilgiyle ve vicdani kanaatle (yakinen) inanmayanlar(ın itiraz ve inkârları ve ahireti değil dünyayı öne alanların sapkınlıkları) sakın Seni (telaşa kaptırıp) hafifliğe (veya gevşekliğe) sürüklemesin (çünkü intikam vakti yakındır).
-
31:4
Lokman: 4
Onlar, namazı dosdoğru (ve tastamam, şuurla ve huzurla) yerine getiren, (Fatiha gereği; zalimlerden ve küfür düzenlerinden yüz çeviren,) zekâtı veren ve onlar kesin bir bilgi (ve kanaatle) ahirete iman eden kimselerdir.
-
31:6
Lokman: 6
(Bayağı ve aşağı) İnsanlardan öyleleri vardır ki, (halkı) bilgisizce Allah'ın yolundan saptırıp çevirmek, (Ramazan festivalleri, bayram ve plaj eğlenceleri, çalgılı, rakslı kadın erkek karışık TV yayınları ve zikir ayinleri gibi bid’at yöntemleriyle dini emirleri ve ibadetleri) bir eğlence ve dalga geçme (istihza ve istismar) konusu edinmek için (şuursuz ve sorumsuz laf kalabalığına yönelmekte) sözün 'boş ve amaçsız olanını' satın alıvermekte (Kur’an’ı ve Resulüllah’ı bırakıp, yalan-yanlış yorum yapanlara takılıp gitmekte)dirler. İşte aşağılatıcı bir azap onlar içindir.
-
31:15
Lokman: 15
Bununla birlikte, onların ikisi (annen ve baban), hakkında bir bilgin olmayan şeyi (körü körüne) Bana şirk koşman (ve isyana kalkışman) için, sana karşı (mücadele edip) çaba harcayacak olurlarsa, bu durumda onlara itaat etme; (onların isteği için Benim emrimi terk etmek, şirktir! Ama) dünya (hayatın)da onları iyilikle (ma'ruf üzere) sahiplenip (anne babanla iyi geçin) ve Bana 'gönülden-katıksız olarak yönelen' kimselerin (inabe ve itaat edenlerin) yoluna tâbi ol. Sonra dönüşünüz yalnızca Banadır, böylece Ben de size bütün yaptıklarınızı haber verip (hatırlatacağım).
-
31:34
Lokman: 34
Kıyamet saatinin bilgisi, şüphesiz Allah'ın katındadır. Yağmuru (nasıl) yağdıracağını ve rahimlerde olanı (bebeklerin ana karnında nasıl şekilleneceğini, hangi karakter ve kabiliyet özellikleriyle gelişeceğini) O bilir. (O’nun dışında) Hiç kimse yarın ne kazanacağını (nelerle karşılaşacağını) bilmez. (İnsanlardan) Hiç kimse hangi yerde (ve ne şekilde) öleceğini de bilmez. Hiç şüphesiz Allah (her şeyi hakkıyla) Bilendir, (her kişiden ve gelişmeden bütünüyle) Haberdardır.
-
32:12
Secde: 12
Şayet (o mücrim kulları) suçlu-günahkârları, (ahirette) Rableri huzurunda başları öne eğilmiş olarak: “Rabbimiz (dünyada inkâr ettiğimiz her hakikati artık bizzat) gördük ve işittik; şimdi bizi (bir kere daha dünyaya) geri çevir ki (İslam’a ve insanlığa uygun işlerde ve) salih amelde bulunalım, artık biz gerçekten kesin bilgiyle inananlarız” (diye yalvaracakları) zaman bir görsen, (onlar nasıl da pişman ve perişan bir durumdalardır.)
-
33:63
Ahzâb: 63
İnsanlar, Sana (kıyamet) saatini (ve vaktini) sorarlar; de ki: "Onun (tam) bilgisi yalnızca Allah'ın katındadır." Ne bilirsin; belki de kıyamet-saati yakınlaşmıştır. (Bu nedenle her an ve her asırda ahirete hazırlanmak lazımdır.)
-
35:11
Fâtır: 11
Allah sizi (babanız Hz. Adem’i) topraktan yarattı, sonra (hepinizi topraktan beslenen hayvani ve nebati gıdalardan hâsıl olan) bir damla sudan (yapıp varlığa çıkardı). Sonra da sizi (evli) çiftler kıldı. O'nun bilgisi olmaksızın, hiçbir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz da. Ömür süren (varlığın) ömrünün uzatılması veya ömründen kısaltılması da mutlaka bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da yazılı)dır. Ve kuşkusuz bu (karmaşık plan ve program) Allah’a kolaydır.
-
38:69
Sâd: 69
“Mele-i A’lâ (yüce melekler ve nuraniler meclisi ve kader tayini hakkında boşuna) hasımlaşıp tartıştıkları vakitte, (peygamber olmama rağmen, Allah’ın öğrettikleri ve gösterdikleri haricinde,) Benim (bile) hiçbir bilgim yok iken (o gafiller ve cahiller neyin peşinde koşmaktadırlar?)”
-
39:49
Zümer: 49
İnsana bir zarar dokunduğu (ve çaresiz kaldığı zaman, hemen fıtri bir yönelişle) Bize yalvarır. Sonra (sıkıntılarını giderip) ona katımızdan (sağlık ve servet gibi) bir nimet verdik mi; “Bu bana (kendi) bilgim (ve becerim) sayesinde verilmiştir” (diyerek nankörlüğe kaymaktadır). Doğrusu bu (nimetler de musibetler de insanı denemek için bir) imtihandır; fakat çokları (gerçeği) bilmediklerinden (ve İslami şuur eksikliğinden gaflete dalınmaktadır).
-
40:42
Mü'min: 42
"Siz beni Allah'a (karşı) inkâr etmeye (nankörlüğe) ve hakkında bilgim olmayan (ve vicdanıma oturmayan) şeyleri O'na şirk koşmaya çağırıyorsunuz. Ben ise sizi, üstün ve güçlü olan, çokça bağışlayan (Allah')a davet ediyorum."
-
43:20
Zuhruf: 20
(Müşrikler) Dediler ki: “Eğer Rahman dilemiş (ve kaderimizde kaydedilmemiş) olsaydı, biz onlara ibadet yapmazdık (putlara ve tağutlara tapınmazdık).” Onların (bu konuda doğru ve geçerli) hiçbir bilgileri yoktur. Onlar sadece ‘zan ve tahminle yalan-yanlış konuşup duruyorlar.’ (Ve kaderi, kendi küfürlerine bahane ediyorlar!)
-
44:7
Duhân: 7
Eğer yakinen (kesin bir şekilde) inanıyorsanız, (bilin ki Allah) göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin (yaratılış gayesine uygun terbiye ve terakki ettiren canlı cansız her şeyin tek sahibi ve) Rabbidir.
-
45:4
Câsiye: 4
Sizin yaratılışınızda ve (Allah’ın) türetip-yaydığı (bütün) canlılarda, (aklını ve vicdanını kullanan ve) kesin bilgiyle inanan bir kavim için ayetler (ibret verici alâmetler) açıktır.
-
45:20
Câsiye: 20
Bu (Kur’an), insanlar için basiret (nuruyla Allah'a yönelten ayet)lerdir, (her konuda esas alınacak belgeler ve ölçülerdir;) kesin bilgiyle (tam kanaat ve yakinle) inanan bir kavim için de bir hidayet ve bir rahmettir.
-
45:24
Câsiye: 24
(Kâfirler: Bütün olup biten) “Bu dünya hayatımızdan başkası değildir, (kimimiz) ölür (gideriz) ve (kimimiz doğup) hayat süreriz; bizi ‘kesintisi olmayan zaman’ (dehrin akışın)dan başkası yıkıma (helake) uğratıp bitirmez” demektedirler. Oysa onların bununla ilgili (doğru ve uygun) hiçbir bilgileri yoktur; (onlar) sadece (asılsız) zan ve tahminlerin (peşinden sürüklenmektedirler).
-
45:32
Câsiye: 32
(Ey iman içlerine oturmamış ve dünya hayatı kendilerini aldatıp kuşatmış kimseler!) Size: “Gerçekten Allah’ın va’adi Hakk’tır ve (kıyamet-ahiret ve hesap) saati kesindir (ve gelecektir)” denildiği zaman siz (şöyle cevap vermiştiniz: “Hesap ve kıyamet) saati de neymiş? (Biz bunu yakinen ve kesinlik derecesinde) Biliyor (ve inanıyor) değiliz. Bunları sadece bir zan ve ihtimal olarak görmekteyiz... Kesin ve yakin bir bilgiyle iman etmemekte (ama zahiren elbette Müslüman geçinmekte)yiz!” demekten (sakınmamıştınız).
-
48:25
Fetih: 25
(O müşrikler ve zalimler) Onlar ki (Hakkı) inkâr edip (kâfir olanlar) ve sizin Kâbe’yi ziyaretinizi ve bekletilen hediyeleri (kurbanları) yerlerine (Mina’ya) iletilmesini engelleyip alıkoyanlardır. Eğer (bir kısım mazeret ve mecburiyetlerle hicret edemediklerinden dolayı hâlâ Mekke’de bulunup) kendilerini henüz tanımadığınız (bazı) mü’min erkeklerle mü’min kadınları, bilmeyerek çiğnemeniz (kâfir zannedip öldürmeniz) sebebiyle vicdan azabına kapılmanız ve kınanmanız ihtimali olmasaydı (Allah savaşı önlemez ve barış yapmanıza izin çıkmazdı.) Dilediğine rahmet etmesi (pek çok Mekkeli müşriki hidayete erdirmesi) için Allah böyle yapmıştır. Şayet onlar (Mekke’deki gizli mü’minlerle müşrikler) birbirinden açıkça seçilip ayrılmış olsalardı, onlardan inkâr edenleri elim bir azaba hemen çarptırırdık.
-
51:20
Zâriyât: 20
Yeryüzündeki şeylerde (bütün bitki ve hayvan türlerinde ve deniz ürünlerinde), kesin bir bilgiyle inanacak (ve aklını kullanacak) olanlar için ayetler (ve nice ibretler tezahür ve tecelli etmiştir).
-
53:28
Necm: 28
Ancak onların bununla ilgili hiçbir (geçerli ve gerçekçi) bilgileri yoktur. Onlar, sadece (asılsız bir) zanna uymaktadırlar. Oysa gerçekte zan, Hakk’tan (yana) hiçbir (yarara ve doğruya) ulaştırmayacaktır.
-
67:26
Mülk: 26
Onlara de ki: “(Bunların zamanı ve nasıl olacaklarıyla ilgili) Bilgi, ancak Allah’ın katındadır. (Ama mutlaka ve pek yakında ortaya çıkacaktır.) Ben sadece, apaçık bir uyarıcıyım.”
-
74:31
Müddessir: 31
Biz o ateşin görevli memurlarını meleklerden başkasını kılmadık. Ve onların sayısını inkâr edenler için yalnızca bir fitne (konusu) yaptık ki; kendilerine kitap verilenler, şüpheden kurtulup kesin ve yakîn bilgiye varsın, iman edenlerin de imanları artsın; kendilerine kitap verilenler ve iman edenler (böylece) kuşkuya kapılmasın. Kalplerinde bir hastalık olanlar ile kâfirler de şöyle desin: "Allah, bu (gereksiz) örnekle neyi anlatmak istiyor ki?” İşte Allah, dilediğini böyle şaşırtıp-saptırır, dilediğini böyle hidayete erdirir. Rabbinin (çok farklı hizmetlerle görevli milyarlarca manevi-melek-enerji) ordularını Kendisinden başka (kimselerin) bilip (kavraması mümkün olmayacaktır). Bu (anlattıklarımız) ise, beşer (insan) için sadece bir zikir (öğüt ve hatırlatmadır).
-
79:43
Nazi’ât: 43
(Oysa) Onunla ilgili bilgi vermekten yana, Sende ne var ki? (Sen nereden bileceksin, çünkü gaybın ilmi Allah’ın katındadır.)
-
102:5
Tekâsür: 5
Hayır; eğer siz kesin bir bilgiyle (ahireti ve akıbetinizi keşke) bilseydiniz!
-
2:4
Bakara: 4
وَالَّذٖينَ يُؤْمِنُونَ بِمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ وَمَٓا اُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَۚ وَبِالْاٰخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَۜ
(Ey Resulüm!) Onlar, Sana indirilene (Kur’an-ı Kerim’e), Senden önce indirilenlere (Tevrat ve İncil’in orijinaline) iman edenlerdir ve ahirete de kesin bir bilgiyle inanıp (hazırlık görenlerdir. Ki gerçek ahiret inancı, hesaptan ve azaptan kurtulma amacı taşımayanlar müttaki mü’minlerden değildir.)
-
2:32
Bakara: 32
قَالُوا سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَٓا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَاۜ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلٖيمُ الْحَكٖيمُ
(Melekler ise mahcup olarak: "Ya Rabbi) Seni her türlü yanlışlıktan ve noksanlıktan tenzih ve tesbih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka hiçbir bilgimiz yoktur. Şüphesiz, Sen her şeyi hakkıyla Bilensin, Hüküm ve Hikmet sahibisin” demişler (ve özür dilemişlerdi).
-
2:118
Bakara: 118
وَقَالَ الَّذٖينَ لَا يَعْلَمُونَ لَوْلَا يُكَلِّمُنَا اللّٰهُ اَوْ تَأْتٖينَٓا اٰيَةٌۜ كَذٰلِكَ قَالَ الَّذٖينَ مِنْ قَبْلِهِمْ مِثْلَ قَوْلِهِمْۜ تَشَابَهَتْ قُلُوبُهُمْۜ قَدْ بَيَّنَّا الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ
Bilgisizler (cahil ve gafil kimseler): "Allah bizimle konuşuverse ya!..” veya “Bize de (peygamberler gibi) bir ayet (mucize) gelse ya!.." demektedirler. Onlardan öncekiler de onların bu söylediklerinin benzerini söylemişlerdi. Bunların kalpleri (nasıl da sapkınlıkta) birbirine benzedi. (Oysa) Biz, kesin bilgiyle inanan bir topluluğa ayetleri apaçık gösterdik. (Tabiattaki ve kâinattaki her şey zaten Cenab-ı Hakkın yaratılış mucizesi ve harika sanat eserleridir.)
-
2:247
Bakara: 247
وَقَالَ لَهُمْ نَبِيُّهُمْ اِنَّ اللّٰهَ قَدْ بَعَثَ لَكُمْ طَالُوتَ مَلِكًاۜ قَالُٓوا اَنّٰى يَكُونُ لَهُ الْمُلْكُ عَلَيْنَا وَنَحْنُ اَحَقُّ بِالْمُلْكِ مِنْهُ وَلَمْ يُؤْتَ سَعَةً مِنَ الْمَالِۜ قَالَ اِنَّ اللّٰهَ اصْطَفٰيهُ عَلَيْكُمْ وَزَادَهُ بَسْطَةً فِي الْعِلْمِ وَالْجِسْمِۜ وَاللّٰهُ يُؤْتٖي مُلْكَهُ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ وَاسِعٌ عَلٖيمٌ
Peygamberleri (sözünde sadık kalanlara) dedi ki: “Allah (CC) Talut'u size Melik (cihad emiri ve yönetici) olarak tayin etti. (Haydi artık ona biat ve itaat edin.)” Bunun üzerine bazıları: “O bizim üzerimize nasıl komutan olabilir? Ki bizler liderliğe ondan daha layıkız. Halbuki ona geniş servet ve mal da verilmemiştir" diyerek (itiraz ettiler... Cihad sorumluluğundan kaçmak için komutanda kusurlar aramaya, nefsaniyet ve enaniyet yüzünden ortalığı bulandırmaya başladılar... O beş bin kişinin de üç bin kadarı böylece ayrıldı ve ayıklandı. Geride sadece iki bin kişi kadar kaldı. Ve peygamberleri onlara) şunları söyledi: “(Neden nefsinize uyup bu komutana itaatten kaçıyorsunuz?) Halbuki elbette Allah (CC) onu sizin üzerinize seçti (ve başınıza gelmesini takdir etti), ona (psikolojik) genişlik (ve liderlik yeteneği verdi), onun ilmini (yeterli ve gerekli bilgiyle beraber hidayet, feraset ve dirayetini) ve bedeni (kuvvetini, zorluklarla mücadele becerisini) ziyadeleştirdi. (Bir cihad emirine ve devleti yönetenlere gereken sıfatlar da bunlardır.) Allah mülkünü dilediğine verir. Allah'ın (lütfu) geniştir ve her şeyi hakkıyla Bilendir... (Sizin bu meşru komutana itaatsizliğiniz, aslında Allah'ın takdirine ve taksimine itirazınız ve itimatsızlığınız yüzündendir. Ama cihad ruhunuzu körleten, sizi kötülüğe sevk eden, ve Hakk dava prensiplerini çiğneyen kimselere ise itaat gereksizdir.)”
-
3:66
Âl-i İmrân: 66
هَٓا اَنْتُمْ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ حَاجَجْتُمْ فٖيمَا لَكُمْ بِهٖ عِلْمٌ فَلِمَ تُحَٓاجُّونَ فٖيمَا لَيْسَ لَكُمْ بِهٖ عِلْمٌۜ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ وَاَنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ
İşte sizler böylesiniz; (diyelim ki, haydi) hakkında bilginiz olan şeyde tartıştınız, ama hiç bilginiz olmayan bir konuda ne diye tartışıp-duruyorsunuz? Oysa (her şeyin gerçeğini) Allah bilir, sizler bilmezsiniz.
-
3:75
Âl-i İmrân: 75
وَمِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ مَنْ اِنْ تَأْمَنْهُ بِقِنْطَارٍ يُؤَدِّهٖٓ اِلَيْكَۚ وَمِنْهُمْ مَنْ اِنْ تَأْمَنْهُ بِدٖينَارٍ لَا يُؤَدِّهٖٓ اِلَيْكَ اِلَّا مَا دُمْتَ عَلَيْهِ قَٓائِمًاۜ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ قَالُوا لَيْسَ عَلَيْنَا فِي الْاُمِّيّٖنَ سَبٖيلٌۚ وَيَقُولُونَ عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَ وَهُمْ يَعْلَمُونَ
Kitap Ehlinden öylesi vardır ki, bir kantar (kasa dolusu altın) emanet bıraksan, yine onu sana geri verir; öylesi de vardır ki, ona bir (altın) lira (dahi) emanet bıraksan, sen onun tepesine dikilip durmadıkça, onu sana ödemez. Bu (haksız ve ahlâksız tavırları) onların "ümmiler (zayıf ve bilgisizler, veya Ehl-i Kitap olmayan kimseler) konusunda bizim üzerimizde bir yol (sorumluluk) yoktur" demiş olmaları yüzündendir. (Yani Ehl-i Kitap; Müslümanları ve başka insanları ezip sömürmeyi, kendileri için bir hak ve imtiyaz görmektedirler.) Oysa kendileri (gerçeği) bildikleri halde Allah'a karşı yalan söylemektedirler.
-
4:157
Nisa: 157
وَقَوْلِهِمْ اِنَّا قَتَلْنَا الْمَسٖيحَ عٖيسَى ابْنَ مَرْيَمَ رَسُولَ اللّٰهِۚ وَمَا قَتَلُوهُ وَمَا صَلَبُوهُ وَلٰكِنْ شُبِّهَ لَهُمْۜ وَاِنَّ الَّذٖينَ اخْتَلَفُوا فٖيهِ لَفٖي شَكٍّ مِنْهُۜ مَا لَهُمْ بِهٖ مِنْ عِلْمٍ اِلَّا اتِّبَاعَ الظَّنِّۚ وَمَا قَتَلُوهُ يَقٖينًاۙ
Ve (onlar yalan yere): "Biz, Allah'ın Resulü Meryem oğlu Mesih İsa'yı gerçekten öldürdük" demeleri nedeniyle de (Yahudilere böyle bir ceza verilmiştir.) Oysa Onu kesinlikle öldürmediler ve Onu asmadılar. Ama onlara (Hz. İsa'nın) benzeri gösterildi. (Hz. İsa'yı para karşılığı gammazlayan baş havarisinin yüz şekli Hz. İsa'ya benzetildi ve çarmıha gerildi.) Gerçekten Onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, kesin bir şüphe içindedirler. Onların boş bir zanna uymaktan başka buna ilişkin hiçbir bilgileri yoktur. Kesin olan gerçek şudur ki Onu (Yahudiler Hz. İsa'yı) öldürememişlerdir. (Hz. İsa’nın ruhu fevt edilip göklere yükseltilmiştir. Ahir zamanda tekrar geri gönderilecektir.)
-
5:50
Maide: 50
اَفَحُكْمَ الْجَاهِلِيَّةِ يَبْغُونَۜ وَمَنْ اَحْسَنُ مِنَ اللّٰهِ حُكْمًا لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ۟
Onlar hâlâ cahiliye hükümlerini (Kur’an’ın tabii ve temel hukuk kurallarına, evrensel insan haklarına ve en güzel İslam ahlâkına aykırı düzenleri ve dönemleri) mi arıyorlar? Kesin bilgiye (yakine) dayanan sağlam inanca sahip bir topluluk için, hüküm ve hikmeti (kural ve prensipleri) Allah'tan daha güzel (ve mükemmel) olan kimdir?
-
5:109
Maide: 109
يَوْمَ يَجْمَعُ اللّٰهُ الرُّسُلَ فَيَقُولُ مَاذَٓا اُجِبْتُمْۜ قَالُوا لَا عِلْمَ لَنَاۜ اِنَّكَ اَنْتَ عَلَّامُ الْغُيُوبِ
Allah, (mahşerde bütün) elçileri toplayacağı gün şöyle diyecek: "(Tebliğ ve davetinize karşılık) Size (kavimlerinizce) verilen cevap nedir? (Size nasıl karşılık verildi ve haklı-hayırlı çağrınız üzerine nasıl hareket edildi?)" Onlar da: "Bizim (Senin bildirip öğrettiklerin dışında) bilgimiz yoktur; şüphesiz görünmeyenleri (gaybleri) bilen ancak Sensin Sen. (Ey Rabbimiz!)" diyeceklerdir.
-
6:75
En'am: 75
وَكَذٰلِكَ نُرٖٓي اِبْرٰهٖيمَ مَلَكُوتَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَلِيَكُونَ مِنَ الْمُوقِنٖينَ
Böylece İbrahim'e, -kesin bilgiyle (Hakke’l-yakin) inananlardan olması için- göklerin ve yerin melekûtunu (muhteşem yaratılış sırlarını ve Kâinatın Rabbani yönetim-hükümranlık saltanatını) gösteriyor (akıl yürütmeyi ve kıyas yöntemini öğretiyor)duk.
-
6:100
En'am: 100
وَجَعَلُوا لِلّٰهِ شُرَكَٓاءَ الْجِنَّ وَخَلَقَهُمْ وَخَرَقُوا لَهُ بَنٖينَ وَبَنَاتٍ بِغَيْرِ عِلْمٍۜ سُبْحَانَهُ وَتَعَالٰى عَمَّا يَصِفُونَ۟
(Bazıları) Cinnleri Allah'a ortak koştular. Oysa onları da O yaratmıştır. (Cinnler Allah’ın mahlûkatıdır.) Bir de hiçbir bilgiye dayanmaksızın O'na (Cenab-ı Hakka hâşâ) oğullar ve kızlar yakıştırıp-uydurdular. O (Allah) ise bu nitelendiregeldikleri şeylerden Yücedir, uzaktır.
-
6:140
En'am: 140
قَدْ خَسِرَ الَّذٖينَ قَتَلُٓوا اَوْلَادَهُمْ سَفَهًا بِغَيْرِ عِلْمٍ وَحَرَّمُوا مَا رَزَقَهُمُ اللّٰهُ افْتِرَٓاءً عَلَى اللّٰهِۜ قَدْ ضَلُّوا وَمَا كَانُوا مُهْتَدٖينَ۟
(Meşru ve makbul) Hiçbir bilgiye (ve yetkiye) dayanmaksızın (masum) çocuklarını akılsızca (ve vicdansızca) öldürenler, (kürtajla bebeklerini katledenler, nesillerini ahlâk ve maneviyatla terbiye etmeyenler) ile Allah'a karşı yalan yere iftira düzüp, Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiklerini (kendi kafalarından ve takvalık taslayarak) haram kılanlar, elbette hüsrana (büyük bir kayba) düşmüşlerdir. Onlar, gerçekten şaşırıp sapmışlardır ve doğru yolu da bulamamış kimselerdir.
-
6:144
En'am: 144
وَمِنَ الْاِبِلِ اثْنَيْنِ وَمِنَ الْبَقَرِ اثْنَيْنِۜ قُلْ آٰلذَّكَرَيْنِ حَرَّمَ اَمِ الْاُنْثَيَيْنِ اَمَّا اشْتَمَلَتْ عَلَيْهِ اَرْحَامُ الْاُنْثَيَيْنِۜ اَمْ كُنْتُمْ شُهَدَٓاءَ اِذْ وَصّٰيكُمُ اللّٰهُ بِهٰذَاۚ فَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا لِيُضِلَّ النَّاسَ بِغَيْرِ عِلْمٍۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمٖينَ۟
(Allah, gördüğünüz gibi) Deveden iki, sığırdan da iki (yani dişili erkekli her şeyi çift yaratmıştır). De ki: "(Allah bunlardan) İki erkeği mi haram kıldı, yoksa iki dişiyi mi, ya da o iki dişinin rahimlerinin kendisini kapsadığı (yavruları) mı? (Rasgele; “Şu helâldir, bu haramdır; şu Hakk’tır, bu bâtıldır; filan iş böyle sonuçlanacaktır” diye kafadan atanlar) Yoksa Allah, bunları sizlere tavsiye ettiği zaman (orada hazır ve) şahit miydiniz?" Böyle hiçbir bilgiye dayanmaksızın insanları saptırmak için Allah'a karşı yalan uydurup iftira düzenden daha zalim kimdir? Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmeyecektir.
-
7:52
A'raf: 52
وَلَقَدْ جِئْنَاهُمْ بِكِتَابٍ فَصَّلْنَاهُ عَلٰى عِلْمٍ هُدًى وَرَحْمَةً لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ
Andolsun, Biz onlara (kutlu) bir Kitapla gelip (Peygamber gönderip uygulamalı anlatmış); iman edecek her topluluğa bir hidayet ve bir rahmet olmak üzere (kesin) bilgiye (ilme) dayanarak Onu çeşitli biçimlerde açıklamıştık. [Not: Kur’an-ı Kerim; ilmi prensiplere ve bilimsel gerçeklere uygun olmak şartıyla yorumlanabilen bir kitaptır.]
-
9:78
Tevbe: 78
اَلَمْ يَعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ سِرَّهُمْ وَنَجْوٰيهُمْ وَاَنَّ اللّٰهَ عَلَّامُ الْغُيُوبِۚ
Onlar (münafıklar) bilmiyorlar mı ki, elbette Allah, onların gizli tuttuklarını da, fısıldaştıklarını da biliyor. Gerçekten Allah, her türlü gaybın (bütün gizli sırların, saklanan plan ve programların) tüm bilgilerine ayrıntılarıyla sahip olandır.
-
10:89
Yunus: 89
قَالَ قَدْ اُجٖيبَتْ دَعْوَتُكُمَا فَاسْتَقٖيمَا وَلَا تَتَّبِعَٓانِّ سَبٖيلَ الَّذٖينَ لَا يَعْلَمُونَ
(Allah da Musa’ya) Dedi ki: "İkinizin duası kabul olundu. Öyleyse dosdoğru yolda devam edin ve bilgisizlerin (hak ve hukuk bilmezlerin) yoluna uymayın."
-
11:46
Hud: 46
قَالَ يَا نُوحُ اِنَّهُ لَيْسَ مِنْ اَهْلِكَۚ اِنَّهُ عَمَلٌ غَيْرُ صَالِحٍۗ فَلَا تَسْـَٔلْنِ مَا لَيْسَ لَكَ بِهٖ عِلْمٌۜ اِنّٖٓي اَعِظُكَ اَنْ تَكُونَ مِنَ الْجَاهِلٖينَ
(Allah) Buyurdu: “Ey Nuh, kesinlikle, o senin ailenden değildir... Çünkü o, salih olmayan bir iş (bâtıl ve bozuk amel sahibidir... Sadık ve salih olmayan bir kişidir… Tavrı ve tabiatı, amel-i gayr-ı salihtir). O nedenle, hakkında (kesin) bilgi sahibi olmadığın şeyi Benden isteme! Doğrusu, sen cahillerden olmayasın (evladın diye zalim ve kâfirlere sahip çıkmayasın) diye sana öğüt veriyorum!”
-
11:47
Hud: 47
قَالَ رَبِّ اِنّٖٓي اَعُوذُ بِكَ اَنْ اَسْـَٔلَكَ مَا لَيْسَ لٖي بِهٖ عِلْمٌۜ وَاِلَّا تَغْفِرْ لٖي وَتَرْحَمْنٖٓي اَكُنْ مِنَ الْخَاسِرٖينَ
(Hz. Nuh) Dedi ki: “Ey Rabbim! Bilgim (ve yetkim) olmayan şeyi Senden istemekten (artık) Sana sığınırım... Ve (beşeri bir zaafiyet ve şefkatle yaptığım yanlışlıklardan dolayı) eğer beni bağışlamaz ve acıyıp merhamet buyurmazsan hüsrana uğrayanlardan olurum!” [Not: Bu ayetlerden anlaşılıyor ki, Hz. Nuh’un oğlu açık inkârcılardan değil, Müslüman görünen ama iman kalbine tam yerleşmeyen münafık tipli bir insandı. Çünkü açıkça kâfir olsaydı, Hz. Nuh’un onu gemiye almaya çalışması ve kurtuluşuna duacı olması uygun bulunmazdı.]
-
12:76
Yusuf: 76
فَبَدَاَ بِاَوْعِيَتِهِمْ قَبْلَ وِعَٓاءِ اَخٖيهِ ثُمَّ اسْتَخْرَجَهَا مِنْ وِعَٓاءِ اَخٖيهِۜ كَذٰلِكَ كِدْنَا لِيُوسُفَۜ مَا كَانَ لِيَأْخُذَ اَخَاهُ فٖي دٖينِ الْمَلِكِ اِلَّٓا اَنْ يَشَٓاءَ اللّٰهُۜ نَرْفَعُ دَرَجَاتٍ مَنْ نَشَٓاءُۜ وَفَوْقَ كُلِّ ذٖي عِلْمٍ عَلٖيمٌ
Bunun üzerine (Hz.) Yusuf, kardeşi (Bünyamin)nin yükünden önce, (bu danışıklı dövüş anlaşılmasın diye) diğerlerinin yüklerini (aramaya) başladı. Sonunda (kaybolan eşyayı öz) kardeşi (Bünyamin)nin yükünden (bulup) çıkardı. (Böylece hem Bünyamin’i yanında alıkoymak için artık geçerli bir gerekçesi vardı, hem de öz kardeşini Kralın kanunlarına göre feci şekilde dövülmekten ve ağır tazminata mahkûm edilmekten kurtarmıştı.) İşte Biz, Yusuf’a bu şekilde bir “Keyd” (hile-tedbir, plan) öğretmiştik. Aksi halde Melikin dinine (Kralın kanunlarına) göre kardeşini (yanında) tutamayacaktı (tutsa da ağır cezadan kurtaramayacaktı). Ancak Allah’ın dilemesi başka. Biz, dilediğimiz kimsenin derecesini (ve şerefini) yükseltiriz. Zira her ilim sahibinin üstünde, (ondan) daha iyi bilen birisi vardır. [Not: Bu ayetler Hz. Yusuf’un, Mısır Melikinin gayri İslami düzeninde görev isteyip aldığını, bu yetkili ve etkili makamları halka hizmet ve Hakka davet için bir imkân ve fırsat olarak kullandığını, ve Adil bir Düzen kuruluncaya kadar, mevcut sistemin kanun ve kurallarından yararlanmanın cevazını göstermektedir.]
-
13:2
Ra'd: 2
اَللّٰهُ الَّذٖي رَفَعَ السَّمٰوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَۜ كُلٌّ يَجْرٖي لِاَجَلٍ مُسَمًّىۜ يُدَبِّرُ الْاَمْرَ يُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ لَعَلَّكُمْ بِلِقَٓاءِ رَبِّكُمْ تُوقِنُونَ
Allah O'dur ki, (muhteşem) gökleri direksiz ve dayanaksız olarak yükseltti; ki onları (çıplak gözle, teleskop dürbünlerle ve uzay gezileriyle) görmektesiniz. Sonra (Kudret ve Azamet tecellisiyle) Arş’a istiva etti ve Güneş ile Ay’a boyun eğdirdi; her biri adı konulmuş bir süreye kadar (kendi yörüngesinde ve bağlı olduğu merkezi yıldız kümesinde) akıp gitmektedir. (Yüce Mevlâ’nız) Her işi tedbir ederek (evirip düzenlemektedir. İşte Allah) ayetleri böyle birer birer açıklayıp öğretir; umulur ki, Rabbinize kavuşacağınıza kesin bilgiyle (yakinen) inanırsınız (diye Kur’an ve Peygamber gönderir). [Not: Şu ana kadar yapılan tespitlere göre; Dünya gezegenimizin bağlı olduğu Güneş Sistemi’nin de içinde bulunduğu Samanyolu Galaksisi gibi 2 trilyon galaksi vardır. Her bir galakside 300 milyar kadar güneş gibi yıldız saptanmıştır. Hızla dönen bir topacın dik durup devrilmemesi gibi, bütün yıldızlar ve gezegenler Allah’ın tayin ettiği en uygun bir hızla kendisi ve merkezi etrafında dönüp durmaktadır… Aksi halde dağılıp çarpışacak ve kıyametler kopacaktır. İşte bu Dünya’mız bütün kâinatın bir özeti ve örneği konumundadır. İnsan ise dünyanın ve tüm kâinatın hulasası makamındadır.]
-
16:25
Nahl: 25
لِيَحْمِلُٓوا اَوْزَارَهُمْ كَامِلَةً يَوْمَ الْقِيٰمَةِۙ وَمِنْ اَوْزَارِ الَّذٖينَ يُضِلُّونَهُمْ بِغَيْرِ عِلْمٍۜ اَلَا سَٓاءَ مَا يَزِرُونَ۟
Bu onların (Kur’ani hüküm ve haberleri inkâr edip küçümsemeleri) kıyamet gününde kendi günahlarının tamamını ve (ayrıca) bilgisizce saptırdıklarının günahlarının bir kısmını yüklenmeleri için (yeterlidir). Bak hele, ne kötü yük yüklenirler. (Çünkü bir şeye sebep olan ve kötü çığır açan, onu işleyenler gibi vebaldedir.)
-
17:36
İsrâ: 36
وَلَا تَقْفُ مَا لَيْسَ لَكَ بِهٖ عِلْمٌۜ اِنَّ السَّمْعَ وَالْبَصَرَ وَالْفُؤٰادَ كُلُّ اُو۬لٰٓئِكَ كَانَ عَنْهُ مَسْؤُ۫لًا
Hakkında (gerekli ve yeterli) bilgin olmayan şeyin (aslını astarını bilmediğin mesele ve hadiselerin) ardına düşme (tartışmaya girme); çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan (her yaptığından) sorumludur, (insanlar cahilce iddia ve ithamlardan dolayı suçludur.)
-
18:5
Kehf: 5
مَا لَهُمْ بِهٖ مِنْ عِلْمٍ وَلَا لِاٰبَٓائِهِمْۜ كَبُرَتْ كَلِمَةً تَخْرُجُ مِنْ اَفْوَاهِهِمْۜ اِنْ يَقُولُونَ اِلَّا كَذِبًا
Bu konuda (hâşâ Allah çocuk edindi iddiasında) ne kendilerinin (şirke sapanların), ne de atalarının hiçbir bilgisi (ve geçerli belgesi) bulunmamaktadır. Ağızlarından çıkan söz ne (kadar da) büyük (ve ağır bir günahtır). Onlar(ın hâşâ Allah çocuk edindi iddiaları) sadece yalandır (ve iftiradır).
-
18:91
Kehf: 91
كَذٰلِكَۜ وَقَدْ اَحَطْنَا بِمَا لَدَيْهِ خُبْرًا
İşte böyle, onun yanında (eşyanın aslını oluşturan ve tarafımızdan kendisine ilham buyrulan) özü kapsayan bir bilgi olduğundan (haberdar idik ve yanında olup-biten her şeyi) Biz (ilmimizle) büsbütün kuşatıvermiştik.
-
20:52
Taha: 52
قَالَ عِلْمُهَا عِنْدَ رَبّٖي فٖي كِتَابٍۚ لَا يَضِلُّ رَبّٖي وَلَا يَنْسٰىۘ
(Musa:) “Onların bilgisi Rabbimin yanındaki bir kitaptadır. (Bütün hayatları, sevapları ve günahları kayıtlıdır.) Rabbim asla şaşmaz ve unutmaz” demişti.
-
20:110
Taha: 110
يَعْلَمُ مَا بَيْنَ اَيْدٖيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلَا يُحٖيطُونَ بِهٖ عِلْمًا
O (Allah, kullarının) önlerindekini (şimdiye kadar işlediklerini) de, arkalarındakini (bundan sonra yapıp edeceklerini) de bilir. Onlar (sahte şefaatçiler ve rehberler) ise, bilgi bakımından O'nu kavrayıp kuşatmaktan (acizdir).
-
22:3
Hacc: 3
وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يُجَادِلُ فِي اللّٰهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَيَتَّبِعُ كُلَّ شَيْطَانٍ مَرٖيدٍۙ
(Cahil ve gafil) İnsanlardan kimisi de, (yeterli) bilgisi (ve gerçeği arama niyeti) olmaksızın (Cenab-ı) Allah (CC) hakkında (O’nun kaderi, kudreti ve Kur’an hükümleri konusunda rastgele) mücadele etmekte (tartışmaya girişmekte)dir; (ve böylece) her azgın ve saptırıcı şeytanın (ve şeytanlaşmış kaypak ilim adamlarının) peşine düşülmektedir.
-
22:8
Hacc: 8
وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يُجَادِلُ فِي اللّٰهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَلَا هُدًى وَلَا كِتَابٍ مُنٖيرٍۙ
(Hâlâ) İnsanlardan kimi, hiçbir (gerçekçi ve geçerli) bilgisi, hidayet edici ve haklı yolu gösterici (bir delili) ve aydınlatıcı bir kitabı (nur ve huzur verici kaynak bir eseri) bulunmaksızın Allah hakkında (boşuna) mücadele edip çekişmektedir.
-
22:71
Hacc: 71
وَيَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِهٖ سُلْطَانًا وَمَا لَيْسَ لَهُمْ بِهٖ عِلْمٌۜ وَمَا لِلظَّالِمٖينَ مِنْ نَصٖيرٍ
Onlar Allah'ı bırakıp da, O’nun kendisi hakkında hiçbir sağlam delil indirmediği (Kur’an hidayetini nasip etmediği) ve kendilerinin de haklarında (hiçbir) bilgileri olmayan şeylere tapınıp (ibadet-kulluk ediyorlar. Böyle bile bile inkârcılık ve münafıklıkla) zulmedenler için hiçbir yardımcı bulunmayacaktır.
-
24:15
Nur: 15
اِذْ تَلَقَّوْنَهُ بِاَلْسِنَتِكُمْ وَتَقُولُونَ بِاَفْوَاهِكُمْ مَا لَيْسَ لَكُمْ بِهٖ عِلْمٌ وَتَحْسَبُونَهُ هَيِّنًاۗ وَهُوَ عِنْدَ اللّٰهِ عَظٖيمٌ
Çünkü o durumda siz (maalesef) onu (iftirayı) dillerinizle (birbirilerinize) aktardınız ve hakkında (kesin belgeniz ve) bilginiz olmayan şeyi ağızlarınızla söyleyip yaydınız ve bunu (masum bir kadının namus ve onurunu karalamayı ve Hz. Resulüllah’ın ailesine hakarette bulunmayı) kolay (ve basit bir şey) sandınız; oysa o Allah katında çok büyük (bir vebaldir).
-
26:24
Şuarâ: 24
قَالَ رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَاۜ اِنْ كُنْتُمْ مُوقِنٖينَ
(Hz. Musa) Dedi ki: "(Allah) Göklerin, yerin ve bu ikisi arasında olan her şeyin Rabbidir (yaratıp terbiye edeni ve her şeyin ihtiyacını gönderenidir). Eğer (akledip) 'kesin bilgiyle inanırsanız' (anlarsınız ki böyledir)."
-
26:112
Şuarâ: 112
قَالَ وَمَا عِلْمٖي بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَۚ
(Nuh) Dedi ki: "Onların (bana tâbi olan Müslümanların) yapmakta oldukları (ve ne amaç taşıdıkları) hakkında benim bilgim yoktur. (Ben zahire göre hükmederim ve iman ehline kıymet veririm.)"
-
27:3
Neml: 3
اَلَّذٖينَ يُقٖيمُونَ الصَّلٰوةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ
Ki onlar, namazı dosdoğru kılıp (ikame edenler), zekâtı verenlerdir. Ve onlar, ahirete kesin bilgiyle iman edenlerdir.
-
27:66
Neml: 66
بَلِ ادَّارَكَ عِلْمُهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ۠ بَلْ هُمْ فٖي شَكٍّ مِنْهَا۠ بَلْ هُمْ مِنْهَا عَمُونَ۟
Hayır, onların ahiret konusundaki bilgileri “art arda toplanıp pekiştirilen (sürekli tekrarlanıp işitildiğinden, iman edildiği zannedilen birtakım tahmin ve tahayyülden ibaret)dir. (Veya onların ilmi, ahireti idrake yetişmemiştir!)” Bilakis, onlar bundan (ahirete gerçekten inanma ve ona göre davranma duygusundan) bir şüphe içindedirler; hayır, (aslında) onlar bundan (ahirette hesap verme şuurundan) yana kördürler.
-
27:84
Neml: 84
حَتّٰٓى اِذَا جَٓاؤُ۫ قَالَ اَكَذَّبْتُمْ بِاٰيَاتٖي وَلَمْ تُحٖيطُوا بِهَا عِلْمًا اَمَّاذَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
Nihayet (Huzur-u İlahi’ye) geldikleri zaman (Allah onlara): “Siz Benim ayetlerimi, bilgi bakımından (nelerle uyarıldığınızı düşünüp araştırmadığınız ve) kavramadığınız halde (hikmet ve hakikatini anlamaya çalışmadığınız ve Kur’an üzerinde yoğunlaşmadığınız için) yalanladınız (değil) mi? Yahut (siz söyleyin), o sizin yapmaya çalıştığınız neydi?” diye (sual edecektir).
-
28:78
Kasas: 78
قَالَ اِنَّمَٓا اُو۫تٖيتُهُ عَلٰى عِلْمٍ عِنْدٖيۜ اَوَلَمْ يَعْلَمْ اَنَّ اللّٰهَ قَدْ اَهْلَكَ مِنْ قَبْلِهٖ مِنَ الْقُرُونِ مَنْ هُوَ اَشَدُّ مِنْهُ قُوَّةً وَاَكْثَرُ جَمْعًاۜ وَلَا يُسْـَٔلُ عَنْ ذُنُوبِهِمُ الْمُجْرِمُونَ
(Karun ise) Dedi ki: “Bu (servet ve selahiyet), ancak bende olan bir bilgi (ve beceri) dolayısıyla bana verilmiştir.” (Oysa) Bilmez (ve akledip düşünmez) mi ki gerçekten Allah, kendisinden önceki nesillerden kuvvet bakımından ondan daha güçlü olan ve insan-sayısı bakımından ekseriyeti (arkasına takan) ve daha çok mal toplayan (nice) kimseleri yıkıma uğratmıştır. Ve zaten suçlu-günahkârlardan (zalim ve mücrim takımından) kendi günahları (bile) sorulmayacaktır. (Çünkü zaten Cenab-ı Hakk hepsini bilip durmaktadır. Onlar hemen azarlanıp cezalandırılacaklardır.)
-
29:8
Ankebut: 8
وَوَصَّيْنَا الْاِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِ حُسْنًاۜ وَاِنْ جَاهَدَاكَ لِتُشْرِكَ بٖي مَا لَيْسَ لَكَ بِهٖ عِلْمٌ فَلَا تُطِعْهُمَاۜ اِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ فَاُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
Biz insana, anne ve babasına iyilik yapmasını tavsiye (emr)ettik. (Ama) Eğer (onlar), hakkında bilgin (ve doğruluğuna dair vicdani kanaatin) olmayan bir şeyi (körü körüne) Bana ortak koşman için seninle çekişip mücadele ederlerse, (bu durumda) artık kesinlikle onlara itaat etme. (Böyle ana-baba istemedi diye Allah’ın emrini terk etmek, şirktir! Çünkü onların hatırı Allah’ın rızasına tercih edilmiştir… Her halde) Dönüşünüz Banadır. Neler yaptıklarınızı Ben size haber vereceğim.
-
30:29
Rum: 29
بَلِ اتَّبَعَ الَّذٖينَ ظَلَمُٓوا اَهْوَٓاءَهُمْ بِغَيْرِ عِلْمٍۚ فَمَنْ يَهْدٖي مَنْ اَضَلَّ اللّٰهُۜ وَمَا لَهُمْ مِنْ نَاصِرٖينَ
Hayır, (asıl) zalimler; hiçbir bilgiye (akli ve vicdani belgeye) dayanmaksızın kendi hevâ (istek ve tutku)larına uymuş (ve Allah’ın sözlerini kendi heveslerine uydurmuş olan)lardır. (Bunlar Kur’an’ı ve Resulüllah’ı değil, kendi kuruntularını esas almışlardır. Oysa bir bilgi ve belgeye dayanarak ilmi tartışma yapanların hataları bağışlanır.) Allah'ın saptırdığını artık kim hidayete ulaştıracaktır? Onların hiçbir yardımcıları da bulunmayacaktır.
-
30:60
Rum: 60
فَاصْبِرْ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ وَلَا يَسْتَخِفَّنَّكَ الَّذٖينَ لَا يُوقِنُونَ
(Ey Nebim!) Bu nedenle Sen sabret; şüphesiz Allah'ın va'adi Hakk’tır; kesin bilgiyle ve vicdani kanaatle (yakinen) inanmayanlar(ın itiraz ve inkârları ve ahireti değil dünyayı öne alanların sapkınlıkları) sakın Seni (telaşa kaptırıp) hafifliğe (veya gevşekliğe) sürüklemesin (çünkü intikam vakti yakındır).
-
31:4
Lokman: 4
اَلَّذٖينَ يُقٖيمُونَ الصَّلٰوةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَۜ
Onlar, namazı dosdoğru (ve tastamam, şuurla ve huzurla) yerine getiren, (Fatiha gereği; zalimlerden ve küfür düzenlerinden yüz çeviren,) zekâtı veren ve onlar kesin bir bilgi (ve kanaatle) ahirete iman eden kimselerdir.
-
31:6
Lokman: 6
وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَشْتَرٖي لَهْوَ الْحَدٖيثِ لِيُضِلَّ عَنْ سَبٖيلِ اللّٰهِ بِغَيْرِ عِلْمٍۙ وَيَتَّخِذَهَا هُزُوًاۜ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مُهٖينٌ
(Bayağı ve aşağı) İnsanlardan öyleleri vardır ki, (halkı) bilgisizce Allah'ın yolundan saptırıp çevirmek, (Ramazan festivalleri, bayram ve plaj eğlenceleri, çalgılı, rakslı kadın erkek karışık TV yayınları ve zikir ayinleri gibi bid’at yöntemleriyle dini emirleri ve ibadetleri) bir eğlence ve dalga geçme (istihza ve istismar) konusu edinmek için (şuursuz ve sorumsuz laf kalabalığına yönelmekte) sözün 'boş ve amaçsız olanını' satın alıvermekte (Kur’an’ı ve Resulüllah’ı bırakıp, yalan-yanlış yorum yapanlara takılıp gitmekte)dirler. İşte aşağılatıcı bir azap onlar içindir.
-
31:15
Lokman: 15
وَاِنْ جَاهَدَاكَ عَلٰٓى اَنْ تُشْرِكَ بٖي مَا لَيْسَ لَكَ بِهٖ عِلْمٌ فَلَا تُطِعْهُمَا وَصَاحِبْهُمَا فِي الدُّنْيَا مَعْرُوفًاۘ وَاتَّبِعْ سَبٖيلَ مَنْ اَنَابَ اِلَيَّۚ ثُمَّ اِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ فَاُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
Bununla birlikte, onların ikisi (annen ve baban), hakkında bir bilgin olmayan şeyi (körü körüne) Bana şirk koşman (ve isyana kalkışman) için, sana karşı (mücadele edip) çaba harcayacak olurlarsa, bu durumda onlara itaat etme; (onların isteği için Benim emrimi terk etmek, şirktir! Ama) dünya (hayatın)da onları iyilikle (ma'ruf üzere) sahiplenip (anne babanla iyi geçin) ve Bana 'gönülden-katıksız olarak yönelen' kimselerin (inabe ve itaat edenlerin) yoluna tâbi ol. Sonra dönüşünüz yalnızca Banadır, böylece Ben de size bütün yaptıklarınızı haber verip (hatırlatacağım).
-
31:34
Lokman: 34
اِنَّ اللّٰهَ عِنْدَهُ عِلْمُ السَّاعَةِۚ وَيُنَزِّلُ الْغَيْثَۚ وَيَعْلَمُ مَا فِي الْاَرْحَامِۜ وَمَا تَدْرٖي نَفْسٌ مَاذَا تَكْسِبُ غَدًاۜ وَمَا تَدْرٖي نَفْسٌ بِاَيِّ اَرْضٍ تَمُوتُۜ اِنَّ اللّٰهَ عَلٖيمٌ خَبٖيرٌ
Kıyamet saatinin bilgisi, şüphesiz Allah'ın katındadır. Yağmuru (nasıl) yağdıracağını ve rahimlerde olanı (bebeklerin ana karnında nasıl şekilleneceğini, hangi karakter ve kabiliyet özellikleriyle gelişeceğini) O bilir. (O’nun dışında) Hiç kimse yarın ne kazanacağını (nelerle karşılaşacağını) bilmez. (İnsanlardan) Hiç kimse hangi yerde (ve ne şekilde) öleceğini de bilmez. Hiç şüphesiz Allah (her şeyi hakkıyla) Bilendir, (her kişiden ve gelişmeden bütünüyle) Haberdardır.
-
32:12
Secde: 12
وَلَوْ تَرٰٓى اِذِ الْمُجْرِمُونَ نَاكِسُوا رُؤُ۫سِهِمْ عِنْدَ رَبِّهِمْۜ رَبَّنَٓا اَبْصَرْنَا وَسَمِعْنَا فَارْجِعْنَا نَعْمَلْ صَالِحًا اِنَّا مُوقِنُونَ
Şayet (o mücrim kulları) suçlu-günahkârları, (ahirette) Rableri huzurunda başları öne eğilmiş olarak: “Rabbimiz (dünyada inkâr ettiğimiz her hakikati artık bizzat) gördük ve işittik; şimdi bizi (bir kere daha dünyaya) geri çevir ki (İslam’a ve insanlığa uygun işlerde ve) salih amelde bulunalım, artık biz gerçekten kesin bilgiyle inananlarız” (diye yalvaracakları) zaman bir görsen, (onlar nasıl da pişman ve perişan bir durumdalardır.)
-
33:63
Ahzâb: 63
يَسْـَٔلُكَ النَّاسُ عَنِ السَّاعَةِۜ قُلْ اِنَّمَا عِلْمُهَا عِنْدَ اللّٰهِۜ وَمَا يُدْرٖيكَ لَعَلَّ السَّاعَةَ تَكُونُ قَرٖيبًا
İnsanlar, Sana (kıyamet) saatini (ve vaktini) sorarlar; de ki: "Onun (tam) bilgisi yalnızca Allah'ın katındadır." Ne bilirsin; belki de kıyamet-saati yakınlaşmıştır. (Bu nedenle her an ve her asırda ahirete hazırlanmak lazımdır.)
-
35:11
Fâtır: 11
وَاللّٰهُ خَلَقَكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ جَعَلَكُمْ اَزْوَاجًاۜ وَمَا تَحْمِلُ مِنْ اُنْثٰى وَلَا تَضَعُ اِلَّا بِعِلْمِهٖۜ وَمَا يُعَمَّرُ مِنْ مُعَمَّرٍ وَلَا يُنْقَصُ مِنْ عُمُرِهٖٓ اِلَّا فٖي كِتَابٍۜ اِنَّ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَسٖيرٌ
Allah sizi (babanız Hz. Adem’i) topraktan yarattı, sonra (hepinizi topraktan beslenen hayvani ve nebati gıdalardan hâsıl olan) bir damla sudan (yapıp varlığa çıkardı). Sonra da sizi (evli) çiftler kıldı. O'nun bilgisi olmaksızın, hiçbir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz da. Ömür süren (varlığın) ömrünün uzatılması veya ömründen kısaltılması da mutlaka bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da yazılı)dır. Ve kuşkusuz bu (karmaşık plan ve program) Allah’a kolaydır.
-
38:69
Sâd: 69
مَا كَانَ لِيَ مِنْ عِلْمٍ بِالْمَلَاِ الْاَعْلٰٓى اِذْ يَخْتَصِمُونَ
“Mele-i A’lâ (yüce melekler ve nuraniler meclisi ve kader tayini hakkında boşuna) hasımlaşıp tartıştıkları vakitte, (peygamber olmama rağmen, Allah’ın öğrettikleri ve gösterdikleri haricinde,) Benim (bile) hiçbir bilgim yok iken (o gafiller ve cahiller neyin peşinde koşmaktadırlar?)”
-
39:49
Zümer: 49
فَاِذَا مَسَّ الْاِنْسَانَ ضُرٌّ دَعَانَاۘ ثُمَّ اِذَا خَوَّلْنَاهُ نِعْمَةً مِنَّاۙ قَالَ اِنَّمَٓا اُو۫تٖيتُهُ عَلٰى عِلْمٍۜ بَلْ هِيَ فِتْنَةٌ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
İnsana bir zarar dokunduğu (ve çaresiz kaldığı zaman, hemen fıtri bir yönelişle) Bize yalvarır. Sonra (sıkıntılarını giderip) ona katımızdan (sağlık ve servet gibi) bir nimet verdik mi; “Bu bana (kendi) bilgim (ve becerim) sayesinde verilmiştir” (diyerek nankörlüğe kaymaktadır). Doğrusu bu (nimetler de musibetler de insanı denemek için bir) imtihandır; fakat çokları (gerçeği) bilmediklerinden (ve İslami şuur eksikliğinden gaflete dalınmaktadır).
-
40:42
Mü'min: 42
تَدْعُونَنٖي لِاَكْفُرَ بِاللّٰهِ وَاُشْرِكَ بِهٖ مَا لَيْسَ لٖي بِهٖ عِلْمٌۘ وَاَنَا۬ اَدْعُوكُمْ اِلَى الْعَزٖيزِ الْغَفَّارِ
"Siz beni Allah'a (karşı) inkâr etmeye (nankörlüğe) ve hakkında bilgim olmayan (ve vicdanıma oturmayan) şeyleri O'na şirk koşmaya çağırıyorsunuz. Ben ise sizi, üstün ve güçlü olan, çokça bağışlayan (Allah')a davet ediyorum."
-
43:20
Zuhruf: 20
وَقَالُوا لَوْ شَٓاءَ الرَّحْمٰنُ مَا عَبَدْنَاهُمْۜ مَا لَهُمْ بِذٰلِكَ مِنْ عِلْمٍۗ اِنْ هُمْ اِلَّا يَخْرُصُونَۜ
(Müşrikler) Dediler ki: “Eğer Rahman dilemiş (ve kaderimizde kaydedilmemiş) olsaydı, biz onlara ibadet yapmazdık (putlara ve tağutlara tapınmazdık).” Onların (bu konuda doğru ve geçerli) hiçbir bilgileri yoktur. Onlar sadece ‘zan ve tahminle yalan-yanlış konuşup duruyorlar.’ (Ve kaderi, kendi küfürlerine bahane ediyorlar!)
-
44:7
Duhân: 7
رَبِّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَاۢ اِنْ كُنْتُمْ مُوقِنٖينَ
Eğer yakinen (kesin bir şekilde) inanıyorsanız, (bilin ki Allah) göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin (yaratılış gayesine uygun terbiye ve terakki ettiren canlı cansız her şeyin tek sahibi ve) Rabbidir.
-
45:4
Câsiye: 4
وَفٖي خَلْقِكُمْ وَمَا يَبُثُّ مِنْ دَٓابَّةٍ اٰيَاتٌ لِقَوْمٍ يُوقِنُونَۜ
Sizin yaratılışınızda ve (Allah’ın) türetip-yaydığı (bütün) canlılarda, (aklını ve vicdanını kullanan ve) kesin bilgiyle inanan bir kavim için ayetler (ibret verici alâmetler) açıktır.
-
45:20
Câsiye: 20
هٰذَا بَصَٓائِرُ لِلنَّاسِ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ
Bu (Kur’an), insanlar için basiret (nuruyla Allah'a yönelten ayet)lerdir, (her konuda esas alınacak belgeler ve ölçülerdir;) kesin bilgiyle (tam kanaat ve yakinle) inanan bir kavim için de bir hidayet ve bir rahmettir.
-
45:24
Câsiye: 24
وَقَالُوا مَا هِيَ اِلَّا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا يُهْلِكُنَٓا اِلَّا الدَّهْرُۚ وَمَا لَهُمْ بِذٰلِكَ مِنْ عِلْمٍۚ اِنْ هُمْ اِلَّا يَظُنُّونَ
(Kâfirler: Bütün olup biten) “Bu dünya hayatımızdan başkası değildir, (kimimiz) ölür (gideriz) ve (kimimiz doğup) hayat süreriz; bizi ‘kesintisi olmayan zaman’ (dehrin akışın)dan başkası yıkıma (helake) uğratıp bitirmez” demektedirler. Oysa onların bununla ilgili (doğru ve uygun) hiçbir bilgileri yoktur; (onlar) sadece (asılsız) zan ve tahminlerin (peşinden sürüklenmektedirler).
-
45:32
Câsiye: 32
وَاِذَا قٖيلَ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ وَالسَّاعَةُ لَا رَيْبَ فٖيهَا قُلْتُمْ مَا نَدْرٖي مَا السَّاعَةُۙ اِنْ نَظُنُّ اِلَّا ظَنًّا وَمَا نَحْنُ بِمُسْتَيْقِنٖينَ
(Ey iman içlerine oturmamış ve dünya hayatı kendilerini aldatıp kuşatmış kimseler!) Size: “Gerçekten Allah’ın va’adi Hakk’tır ve (kıyamet-ahiret ve hesap) saati kesindir (ve gelecektir)” denildiği zaman siz (şöyle cevap vermiştiniz: “Hesap ve kıyamet) saati de neymiş? (Biz bunu yakinen ve kesinlik derecesinde) Biliyor (ve inanıyor) değiliz. Bunları sadece bir zan ve ihtimal olarak görmekteyiz... Kesin ve yakin bir bilgiyle iman etmemekte (ama zahiren elbette Müslüman geçinmekte)yiz!” demekten (sakınmamıştınız).
-
48:25
Fetih: 25
هُمُ الَّذٖينَ كَفَرُوا وَصَدُّوكُمْ عَنِ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَالْهَدْيَ مَعْكُوفًا اَنْ يَبْلُغَ مَحِلَّهُۜ وَلَوْلَا رِجَالٌ مُؤْمِنُونَ وَنِسَٓاءٌ مُؤْمِنَاتٌ لَمْ تَعْلَمُوهُمْ اَنْ تَطَؤُ۫هُمْ فَتُصٖيبَكُمْ مِنْهُمْ مَعَرَّةٌ بِغَيْرِ عِلْمٍۚ لِيُدْخِلَ اللّٰهُ فٖي رَحْمَتِهٖ مَنْ يَشَٓاءُۚ لَوْ تَزَيَّلُوا لَعَذَّبْنَا الَّذٖينَ كَفَرُوا مِنْهُمْ عَذَابًا اَلٖيمًا
(O müşrikler ve zalimler) Onlar ki (Hakkı) inkâr edip (kâfir olanlar) ve sizin Kâbe’yi ziyaretinizi ve bekletilen hediyeleri (kurbanları) yerlerine (Mina’ya) iletilmesini engelleyip alıkoyanlardır. Eğer (bir kısım mazeret ve mecburiyetlerle hicret edemediklerinden dolayı hâlâ Mekke’de bulunup) kendilerini henüz tanımadığınız (bazı) mü’min erkeklerle mü’min kadınları, bilmeyerek çiğnemeniz (kâfir zannedip öldürmeniz) sebebiyle vicdan azabına kapılmanız ve kınanmanız ihtimali olmasaydı (Allah savaşı önlemez ve barış yapmanıza izin çıkmazdı.) Dilediğine rahmet etmesi (pek çok Mekkeli müşriki hidayete erdirmesi) için Allah böyle yapmıştır. Şayet onlar (Mekke’deki gizli mü’minlerle müşrikler) birbirinden açıkça seçilip ayrılmış olsalardı, onlardan inkâr edenleri elim bir azaba hemen çarptırırdık.
-
51:20
Zâriyât: 20
وَفِي الْاَرْضِ اٰيَاتٌ لِلْمُوقِنٖينَۙ
Yeryüzündeki şeylerde (bütün bitki ve hayvan türlerinde ve deniz ürünlerinde), kesin bir bilgiyle inanacak (ve aklını kullanacak) olanlar için ayetler (ve nice ibretler tezahür ve tecelli etmiştir).
-
53:28
Necm: 28
وَمَا لَهُمْ بِهٖ مِنْ عِلْمٍۜ اِنْ يَتَّبِعُونَ اِلَّا الظَّنَّۚ وَاِنَّ الظَّنَّ لَا يُغْنٖي مِنَ الْحَقِّ شَيْـًٔاۚ
Ancak onların bununla ilgili hiçbir (geçerli ve gerçekçi) bilgileri yoktur. Onlar, sadece (asılsız bir) zanna uymaktadırlar. Oysa gerçekte zan, Hakk’tan (yana) hiçbir (yarara ve doğruya) ulaştırmayacaktır.
-
67:26
Mülk: 26
قُلْ اِنَّمَا الْعِلْمُ عِنْدَ اللّٰهِۖ وَاِنَّمَٓا اَنَا۬ نَذٖيرٌ مُبٖينٌ
Onlara de ki: “(Bunların zamanı ve nasıl olacaklarıyla ilgili) Bilgi, ancak Allah’ın katındadır. (Ama mutlaka ve pek yakında ortaya çıkacaktır.) Ben sadece, apaçık bir uyarıcıyım.”
-
74:31
Müddessir: 31
وَمَا جَعَلْنَٓا اَصْحَابَ النَّارِ اِلَّا مَلٰٓئِكَةًۖ وَمَا جَعَلْنَا عِدَّتَهُمْ اِلَّا فِتْنَةً لِلَّذٖينَ كَفَرُواۙ لِيَسْتَيْقِنَ الَّذٖينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ وَيَزْدَادَ الَّذٖينَ اٰمَنُٓوا اٖيمَانًا وَلَا يَرْتَابَ الَّذٖينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ وَالْمُؤْمِنُونَۙ وَلِيَقُولَ الَّذٖينَ فٖي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ وَالْكَافِرُونَ مَاذَٓا اَرَادَ اللّٰهُ بِهٰذَا مَثَلًاۜ كَذٰلِكَ يُضِلُّ اللّٰهُ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَهْدٖي مَنْ يَشَٓاءُۜ وَمَا يَعْلَمُ جُنُودَ رَبِّكَ اِلَّا هُوَۜ وَمَا هِيَ اِلَّا ذِكْرٰى لِلْبَشَرِ۟
Biz o ateşin görevli memurlarını meleklerden başkasını kılmadık. Ve onların sayısını inkâr edenler için yalnızca bir fitne (konusu) yaptık ki; kendilerine kitap verilenler, şüpheden kurtulup kesin ve yakîn bilgiye varsın, iman edenlerin de imanları artsın; kendilerine kitap verilenler ve iman edenler (böylece) kuşkuya kapılmasın. Kalplerinde bir hastalık olanlar ile kâfirler de şöyle desin: "Allah, bu (gereksiz) örnekle neyi anlatmak istiyor ki?” İşte Allah, dilediğini böyle şaşırtıp-saptırır, dilediğini böyle hidayete erdirir. Rabbinin (çok farklı hizmetlerle görevli milyarlarca manevi-melek-enerji) ordularını Kendisinden başka (kimselerin) bilip (kavraması mümkün olmayacaktır). Bu (anlattıklarımız) ise, beşer (insan) için sadece bir zikir (öğüt ve hatırlatmadır).
-
79:43
Nazi’ât: 43
فٖيمَ اَنْتَ مِنْ ذِكْرٰيهَاۜ
(Oysa) Onunla ilgili bilgi vermekten yana, Sende ne var ki? (Sen nereden bileceksin, çünkü gaybın ilmi Allah’ın katındadır.)
-
102:5
Tekâsür: 5
كَلَّا لَوْ تَعْلَمُونَ عِلْمَ الْيَقٖينِۜ
Hayır; eğer siz kesin bir bilgiyle (ahireti ve akıbetinizi keşke) bilseydiniz!
-
2:4
Bakara: 4
وَالَّذٖينَ يُؤْمِنُونَ بِمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ وَمَٓا اُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَۚ وَبِالْاٰخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَۜ
-
2:32
Bakara: 32
قَالُوا سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَٓا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَاۜ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلٖيمُ الْحَكٖيمُ
-
2:118
Bakara: 118
وَقَالَ الَّذٖينَ لَا يَعْلَمُونَ لَوْلَا يُكَلِّمُنَا اللّٰهُ اَوْ تَأْتٖينَٓا اٰيَةٌۜ كَذٰلِكَ قَالَ الَّذٖينَ مِنْ قَبْلِهِمْ مِثْلَ قَوْلِهِمْۜ تَشَابَهَتْ قُلُوبُهُمْۜ قَدْ بَيَّنَّا الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ
-
2:247
Bakara: 247
وَقَالَ لَهُمْ نَبِيُّهُمْ اِنَّ اللّٰهَ قَدْ بَعَثَ لَكُمْ طَالُوتَ مَلِكًاۜ قَالُٓوا اَنّٰى يَكُونُ لَهُ الْمُلْكُ عَلَيْنَا وَنَحْنُ اَحَقُّ بِالْمُلْكِ مِنْهُ وَلَمْ يُؤْتَ سَعَةً مِنَ الْمَالِۜ قَالَ اِنَّ اللّٰهَ اصْطَفٰيهُ عَلَيْكُمْ وَزَادَهُ بَسْطَةً فِي الْعِلْمِ وَالْجِسْمِۜ وَاللّٰهُ يُؤْتٖي مُلْكَهُ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ وَاسِعٌ عَلٖيمٌ
-
3:66
Âl-i İmrân: 66
هَٓا اَنْتُمْ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ حَاجَجْتُمْ فٖيمَا لَكُمْ بِهٖ عِلْمٌ فَلِمَ تُحَٓاجُّونَ فٖيمَا لَيْسَ لَكُمْ بِهٖ عِلْمٌۜ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ وَاَنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ
-
3:75
Âl-i İmrân: 75
وَمِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ مَنْ اِنْ تَأْمَنْهُ بِقِنْطَارٍ يُؤَدِّهٖٓ اِلَيْكَۚ وَمِنْهُمْ مَنْ اِنْ تَأْمَنْهُ بِدٖينَارٍ لَا يُؤَدِّهٖٓ اِلَيْكَ اِلَّا مَا دُمْتَ عَلَيْهِ قَٓائِمًاۜ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ قَالُوا لَيْسَ عَلَيْنَا فِي الْاُمِّيّٖنَ سَبٖيلٌۚ وَيَقُولُونَ عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَ وَهُمْ يَعْلَمُونَ
-
4:157
Nisa: 157
وَقَوْلِهِمْ اِنَّا قَتَلْنَا الْمَسٖيحَ عٖيسَى ابْنَ مَرْيَمَ رَسُولَ اللّٰهِۚ وَمَا قَتَلُوهُ وَمَا صَلَبُوهُ وَلٰكِنْ شُبِّهَ لَهُمْۜ وَاِنَّ الَّذٖينَ اخْتَلَفُوا فٖيهِ لَفٖي شَكٍّ مِنْهُۜ مَا لَهُمْ بِهٖ مِنْ عِلْمٍ اِلَّا اتِّبَاعَ الظَّنِّۚ وَمَا قَتَلُوهُ يَقٖينًاۙ
-
5:50
Maide: 50
اَفَحُكْمَ الْجَاهِلِيَّةِ يَبْغُونَۜ وَمَنْ اَحْسَنُ مِنَ اللّٰهِ حُكْمًا لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ۟
-
5:109
Maide: 109
يَوْمَ يَجْمَعُ اللّٰهُ الرُّسُلَ فَيَقُولُ مَاذَٓا اُجِبْتُمْۜ قَالُوا لَا عِلْمَ لَنَاۜ اِنَّكَ اَنْتَ عَلَّامُ الْغُيُوبِ
-
6:75
En'am: 75
وَكَذٰلِكَ نُرٖٓي اِبْرٰهٖيمَ مَلَكُوتَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَلِيَكُونَ مِنَ الْمُوقِنٖينَ
-
6:100
En'am: 100
وَجَعَلُوا لِلّٰهِ شُرَكَٓاءَ الْجِنَّ وَخَلَقَهُمْ وَخَرَقُوا لَهُ بَنٖينَ وَبَنَاتٍ بِغَيْرِ عِلْمٍۜ سُبْحَانَهُ وَتَعَالٰى عَمَّا يَصِفُونَ۟
-
6:140
En'am: 140
قَدْ خَسِرَ الَّذٖينَ قَتَلُٓوا اَوْلَادَهُمْ سَفَهًا بِغَيْرِ عِلْمٍ وَحَرَّمُوا مَا رَزَقَهُمُ اللّٰهُ افْتِرَٓاءً عَلَى اللّٰهِۜ قَدْ ضَلُّوا وَمَا كَانُوا مُهْتَدٖينَ۟
-
6:144
En'am: 144
وَمِنَ الْاِبِلِ اثْنَيْنِ وَمِنَ الْبَقَرِ اثْنَيْنِۜ قُلْ آٰلذَّكَرَيْنِ حَرَّمَ اَمِ الْاُنْثَيَيْنِ اَمَّا اشْتَمَلَتْ عَلَيْهِ اَرْحَامُ الْاُنْثَيَيْنِۜ اَمْ كُنْتُمْ شُهَدَٓاءَ اِذْ وَصّٰيكُمُ اللّٰهُ بِهٰذَاۚ فَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا لِيُضِلَّ النَّاسَ بِغَيْرِ عِلْمٍۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمٖينَ۟
-
7:52
A'raf: 52
وَلَقَدْ جِئْنَاهُمْ بِكِتَابٍ فَصَّلْنَاهُ عَلٰى عِلْمٍ هُدًى وَرَحْمَةً لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ
-
9:78
Tevbe: 78
اَلَمْ يَعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ سِرَّهُمْ وَنَجْوٰيهُمْ وَاَنَّ اللّٰهَ عَلَّامُ الْغُيُوبِۚ
-
10:89
Yunus: 89
قَالَ قَدْ اُجٖيبَتْ دَعْوَتُكُمَا فَاسْتَقٖيمَا وَلَا تَتَّبِعَٓانِّ سَبٖيلَ الَّذٖينَ لَا يَعْلَمُونَ
-
11:46
Hud: 46
قَالَ يَا نُوحُ اِنَّهُ لَيْسَ مِنْ اَهْلِكَۚ اِنَّهُ عَمَلٌ غَيْرُ صَالِحٍۗ فَلَا تَسْـَٔلْنِ مَا لَيْسَ لَكَ بِهٖ عِلْمٌۜ اِنّٖٓي اَعِظُكَ اَنْ تَكُونَ مِنَ الْجَاهِلٖينَ
-
11:47
Hud: 47
قَالَ رَبِّ اِنّٖٓي اَعُوذُ بِكَ اَنْ اَسْـَٔلَكَ مَا لَيْسَ لٖي بِهٖ عِلْمٌۜ وَاِلَّا تَغْفِرْ لٖي وَتَرْحَمْنٖٓي اَكُنْ مِنَ الْخَاسِرٖينَ
-
12:76
Yusuf: 76
فَبَدَاَ بِاَوْعِيَتِهِمْ قَبْلَ وِعَٓاءِ اَخٖيهِ ثُمَّ اسْتَخْرَجَهَا مِنْ وِعَٓاءِ اَخٖيهِۜ كَذٰلِكَ كِدْنَا لِيُوسُفَۜ مَا كَانَ لِيَأْخُذَ اَخَاهُ فٖي دٖينِ الْمَلِكِ اِلَّٓا اَنْ يَشَٓاءَ اللّٰهُۜ نَرْفَعُ دَرَجَاتٍ مَنْ نَشَٓاءُۜ وَفَوْقَ كُلِّ ذٖي عِلْمٍ عَلٖيمٌ
-
13:2
Ra'd: 2
اَللّٰهُ الَّذٖي رَفَعَ السَّمٰوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَۜ كُلٌّ يَجْرٖي لِاَجَلٍ مُسَمًّىۜ يُدَبِّرُ الْاَمْرَ يُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ لَعَلَّكُمْ بِلِقَٓاءِ رَبِّكُمْ تُوقِنُونَ
-
16:25
Nahl: 25
لِيَحْمِلُٓوا اَوْزَارَهُمْ كَامِلَةً يَوْمَ الْقِيٰمَةِۙ وَمِنْ اَوْزَارِ الَّذٖينَ يُضِلُّونَهُمْ بِغَيْرِ عِلْمٍۜ اَلَا سَٓاءَ مَا يَزِرُونَ۟
-
17:36
İsrâ: 36
وَلَا تَقْفُ مَا لَيْسَ لَكَ بِهٖ عِلْمٌۜ اِنَّ السَّمْعَ وَالْبَصَرَ وَالْفُؤٰادَ كُلُّ اُو۬لٰٓئِكَ كَانَ عَنْهُ مَسْؤُ۫لًا
-
18:5
Kehf: 5
مَا لَهُمْ بِهٖ مِنْ عِلْمٍ وَلَا لِاٰبَٓائِهِمْۜ كَبُرَتْ كَلِمَةً تَخْرُجُ مِنْ اَفْوَاهِهِمْۜ اِنْ يَقُولُونَ اِلَّا كَذِبًا
-
18:91
Kehf: 91
كَذٰلِكَۜ وَقَدْ اَحَطْنَا بِمَا لَدَيْهِ خُبْرًا
-
20:52
Taha: 52
قَالَ عِلْمُهَا عِنْدَ رَبّٖي فٖي كِتَابٍۚ لَا يَضِلُّ رَبّٖي وَلَا يَنْسٰىۘ
-
20:110
Taha: 110
يَعْلَمُ مَا بَيْنَ اَيْدٖيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلَا يُحٖيطُونَ بِهٖ عِلْمًا
-
22:3
Hacc: 3
وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يُجَادِلُ فِي اللّٰهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَيَتَّبِعُ كُلَّ شَيْطَانٍ مَرٖيدٍۙ
-
22:8
Hacc: 8
وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يُجَادِلُ فِي اللّٰهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَلَا هُدًى وَلَا كِتَابٍ مُنٖيرٍۙ
-
22:71
Hacc: 71
وَيَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِهٖ سُلْطَانًا وَمَا لَيْسَ لَهُمْ بِهٖ عِلْمٌۜ وَمَا لِلظَّالِمٖينَ مِنْ نَصٖيرٍ
-
24:15
Nur: 15
اِذْ تَلَقَّوْنَهُ بِاَلْسِنَتِكُمْ وَتَقُولُونَ بِاَفْوَاهِكُمْ مَا لَيْسَ لَكُمْ بِهٖ عِلْمٌ وَتَحْسَبُونَهُ هَيِّنًاۗ وَهُوَ عِنْدَ اللّٰهِ عَظٖيمٌ
-
26:24
Şuarâ: 24
قَالَ رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَاۜ اِنْ كُنْتُمْ مُوقِنٖينَ
-
26:112
Şuarâ: 112
قَالَ وَمَا عِلْمٖي بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَۚ
-
27:3
Neml: 3
اَلَّذٖينَ يُقٖيمُونَ الصَّلٰوةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ
-
27:66
Neml: 66
بَلِ ادَّارَكَ عِلْمُهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ۠ بَلْ هُمْ فٖي شَكٍّ مِنْهَا۠ بَلْ هُمْ مِنْهَا عَمُونَ۟
-
27:84
Neml: 84
حَتّٰٓى اِذَا جَٓاؤُ۫ قَالَ اَكَذَّبْتُمْ بِاٰيَاتٖي وَلَمْ تُحٖيطُوا بِهَا عِلْمًا اَمَّاذَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
-
28:78
Kasas: 78
قَالَ اِنَّمَٓا اُو۫تٖيتُهُ عَلٰى عِلْمٍ عِنْدٖيۜ اَوَلَمْ يَعْلَمْ اَنَّ اللّٰهَ قَدْ اَهْلَكَ مِنْ قَبْلِهٖ مِنَ الْقُرُونِ مَنْ هُوَ اَشَدُّ مِنْهُ قُوَّةً وَاَكْثَرُ جَمْعًاۜ وَلَا يُسْـَٔلُ عَنْ ذُنُوبِهِمُ الْمُجْرِمُونَ
-
29:8
Ankebut: 8
وَوَصَّيْنَا الْاِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِ حُسْنًاۜ وَاِنْ جَاهَدَاكَ لِتُشْرِكَ بٖي مَا لَيْسَ لَكَ بِهٖ عِلْمٌ فَلَا تُطِعْهُمَاۜ اِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ فَاُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
-
30:29
Rum: 29
بَلِ اتَّبَعَ الَّذٖينَ ظَلَمُٓوا اَهْوَٓاءَهُمْ بِغَيْرِ عِلْمٍۚ فَمَنْ يَهْدٖي مَنْ اَضَلَّ اللّٰهُۜ وَمَا لَهُمْ مِنْ نَاصِرٖينَ
-
30:60
Rum: 60
فَاصْبِرْ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ وَلَا يَسْتَخِفَّنَّكَ الَّذٖينَ لَا يُوقِنُونَ
-
31:4
Lokman: 4
اَلَّذٖينَ يُقٖيمُونَ الصَّلٰوةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَۜ
-
31:6
Lokman: 6
وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَشْتَرٖي لَهْوَ الْحَدٖيثِ لِيُضِلَّ عَنْ سَبٖيلِ اللّٰهِ بِغَيْرِ عِلْمٍۙ وَيَتَّخِذَهَا هُزُوًاۜ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مُهٖينٌ
-
31:15
Lokman: 15
وَاِنْ جَاهَدَاكَ عَلٰٓى اَنْ تُشْرِكَ بٖي مَا لَيْسَ لَكَ بِهٖ عِلْمٌ فَلَا تُطِعْهُمَا وَصَاحِبْهُمَا فِي الدُّنْيَا مَعْرُوفًاۘ وَاتَّبِعْ سَبٖيلَ مَنْ اَنَابَ اِلَيَّۚ ثُمَّ اِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ فَاُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
-
31:34
Lokman: 34
اِنَّ اللّٰهَ عِنْدَهُ عِلْمُ السَّاعَةِۚ وَيُنَزِّلُ الْغَيْثَۚ وَيَعْلَمُ مَا فِي الْاَرْحَامِۜ وَمَا تَدْرٖي نَفْسٌ مَاذَا تَكْسِبُ غَدًاۜ وَمَا تَدْرٖي نَفْسٌ بِاَيِّ اَرْضٍ تَمُوتُۜ اِنَّ اللّٰهَ عَلٖيمٌ خَبٖيرٌ
-
32:12
Secde: 12
وَلَوْ تَرٰٓى اِذِ الْمُجْرِمُونَ نَاكِسُوا رُؤُ۫سِهِمْ عِنْدَ رَبِّهِمْۜ رَبَّنَٓا اَبْصَرْنَا وَسَمِعْنَا فَارْجِعْنَا نَعْمَلْ صَالِحًا اِنَّا مُوقِنُونَ
-
33:63
Ahzâb: 63
يَسْـَٔلُكَ النَّاسُ عَنِ السَّاعَةِۜ قُلْ اِنَّمَا عِلْمُهَا عِنْدَ اللّٰهِۜ وَمَا يُدْرٖيكَ لَعَلَّ السَّاعَةَ تَكُونُ قَرٖيبًا
-
35:11
Fâtır: 11
وَاللّٰهُ خَلَقَكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ جَعَلَكُمْ اَزْوَاجًاۜ وَمَا تَحْمِلُ مِنْ اُنْثٰى وَلَا تَضَعُ اِلَّا بِعِلْمِهٖۜ وَمَا يُعَمَّرُ مِنْ مُعَمَّرٍ وَلَا يُنْقَصُ مِنْ عُمُرِهٖٓ اِلَّا فٖي كِتَابٍۜ اِنَّ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَسٖيرٌ
-
38:69
Sâd: 69
مَا كَانَ لِيَ مِنْ عِلْمٍ بِالْمَلَاِ الْاَعْلٰٓى اِذْ يَخْتَصِمُونَ
-
39:49
Zümer: 49
فَاِذَا مَسَّ الْاِنْسَانَ ضُرٌّ دَعَانَاۘ ثُمَّ اِذَا خَوَّلْنَاهُ نِعْمَةً مِنَّاۙ قَالَ اِنَّمَٓا اُو۫تٖيتُهُ عَلٰى عِلْمٍۜ بَلْ هِيَ فِتْنَةٌ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
-
40:42
Mü'min: 42
تَدْعُونَنٖي لِاَكْفُرَ بِاللّٰهِ وَاُشْرِكَ بِهٖ مَا لَيْسَ لٖي بِهٖ عِلْمٌۘ وَاَنَا۬ اَدْعُوكُمْ اِلَى الْعَزٖيزِ الْغَفَّارِ
-
43:20
Zuhruf: 20
وَقَالُوا لَوْ شَٓاءَ الرَّحْمٰنُ مَا عَبَدْنَاهُمْۜ مَا لَهُمْ بِذٰلِكَ مِنْ عِلْمٍۗ اِنْ هُمْ اِلَّا يَخْرُصُونَۜ
-
44:7
Duhân: 7
رَبِّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَاۢ اِنْ كُنْتُمْ مُوقِنٖينَ
-
45:4
Câsiye: 4
وَفٖي خَلْقِكُمْ وَمَا يَبُثُّ مِنْ دَٓابَّةٍ اٰيَاتٌ لِقَوْمٍ يُوقِنُونَۜ
-
45:20
Câsiye: 20
هٰذَا بَصَٓائِرُ لِلنَّاسِ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ
-
45:24
Câsiye: 24
وَقَالُوا مَا هِيَ اِلَّا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا يُهْلِكُنَٓا اِلَّا الدَّهْرُۚ وَمَا لَهُمْ بِذٰلِكَ مِنْ عِلْمٍۚ اِنْ هُمْ اِلَّا يَظُنُّونَ
-
45:32
Câsiye: 32
وَاِذَا قٖيلَ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ وَالسَّاعَةُ لَا رَيْبَ فٖيهَا قُلْتُمْ مَا نَدْرٖي مَا السَّاعَةُۙ اِنْ نَظُنُّ اِلَّا ظَنًّا وَمَا نَحْنُ بِمُسْتَيْقِنٖينَ
-
48:25
Fetih: 25
هُمُ الَّذٖينَ كَفَرُوا وَصَدُّوكُمْ عَنِ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَالْهَدْيَ مَعْكُوفًا اَنْ يَبْلُغَ مَحِلَّهُۜ وَلَوْلَا رِجَالٌ مُؤْمِنُونَ وَنِسَٓاءٌ مُؤْمِنَاتٌ لَمْ تَعْلَمُوهُمْ اَنْ تَطَؤُ۫هُمْ فَتُصٖيبَكُمْ مِنْهُمْ مَعَرَّةٌ بِغَيْرِ عِلْمٍۚ لِيُدْخِلَ اللّٰهُ فٖي رَحْمَتِهٖ مَنْ يَشَٓاءُۚ لَوْ تَزَيَّلُوا لَعَذَّبْنَا الَّذٖينَ كَفَرُوا مِنْهُمْ عَذَابًا اَلٖيمًا
-
51:20
Zâriyât: 20
وَفِي الْاَرْضِ اٰيَاتٌ لِلْمُوقِنٖينَۙ
-
53:28
Necm: 28
وَمَا لَهُمْ بِهٖ مِنْ عِلْمٍۜ اِنْ يَتَّبِعُونَ اِلَّا الظَّنَّۚ وَاِنَّ الظَّنَّ لَا يُغْنٖي مِنَ الْحَقِّ شَيْـًٔاۚ
-
67:26
Mülk: 26
قُلْ اِنَّمَا الْعِلْمُ عِنْدَ اللّٰهِۖ وَاِنَّمَٓا اَنَا۬ نَذٖيرٌ مُبٖينٌ
-
74:31
Müddessir: 31
وَمَا جَعَلْنَٓا اَصْحَابَ النَّارِ اِلَّا مَلٰٓئِكَةًۖ وَمَا جَعَلْنَا عِدَّتَهُمْ اِلَّا فِتْنَةً لِلَّذٖينَ كَفَرُواۙ لِيَسْتَيْقِنَ الَّذٖينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ وَيَزْدَادَ الَّذٖينَ اٰمَنُٓوا اٖيمَانًا وَلَا يَرْتَابَ الَّذٖينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ وَالْمُؤْمِنُونَۙ وَلِيَقُولَ الَّذٖينَ فٖي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ وَالْكَافِرُونَ مَاذَٓا اَرَادَ اللّٰهُ بِهٰذَا مَثَلًاۜ كَذٰلِكَ يُضِلُّ اللّٰهُ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَهْدٖي مَنْ يَشَٓاءُۜ وَمَا يَعْلَمُ جُنُودَ رَبِّكَ اِلَّا هُوَۜ وَمَا هِيَ اِلَّا ذِكْرٰى لِلْبَشَرِ۟
-
79:43
Nazi’ât: 43
فٖيمَ اَنْتَ مِنْ ذِكْرٰيهَاۜ
-
102:5
Tekâsür: 5
كَلَّا لَوْ تَعْلَمُونَ عِلْمَ الْيَقٖينِۜ