• 1:5 Fatiha: 5

    (Bu nedenlerle Ey Rabbimiz!) Biz (bütün mü’minler) ancak ve yalnız Sana ibadet eder (Senin buyruklarını uygular ve Yüce rızanı ararız) ve (her konuda) sadece Senden yardım diler (ve Senin avn-ü inâyetine sığınırız).

  • 2:23 Bakara: 23

    Eğer kulumuza (Muhammed’e parça parça) indirdiğimizden (Kur’an-ı Kerim’den) şüphe ediyorsanız ve (bu iddianızda) sadıklardan (samimi ve tutarlı olanlardan)sanız; haydi Allah’tan başka şahitliğine (bilgisine ve belgesine güvendiğiniz) tüm tanıklarınızı (ve tanıdıklarınızı yardıma) çağırın ve Onun (Kur’an’ın) surelerine benzeyen bir sure (meydana) getirin (bakalım)!

  • 2:45 Bakara: 45

    (Her konuda ve zorluk durumunda) Sabır (sebat)la ve namazla (Allah’a sığınıp) yardım isteyin. Ancak bu, (Rablerine kavuşacaklarına, O’na dönüp huzuruna çıkacaklarına inanan ve) Allah’tan saygıyla korkanlardan (başkasına namaz ve sabır) elbette büyük ve ağır (bir yük gibi) gelir (altında ezilip kalırlar; ya terk edip bırakırlar veya baştan savma kılarlar).

  • 2:48 Bakara: 48

    Ve hiç kimsenin, hiç kimse adına bir şey ödeyemeyeceği, (Allah’ın izin verdikleri hariç) hiç kimsenin şefaatinin kabul edilmeyeceği, hiç kimseden bir fidyenin (günah bedelinin) alınıp (salıverilmeyeceği) ve (hiçbir şekilde) yardım görülmeyeceği bir günden sakının.

  • 2:85 Bakara: 85

    Sonra siz, (maalesef yine) birbirinizi öldürüyor, içinizden bir bölümünüzü yurtlarından sürüp-çıkarıyor; günah ve düşmanlıkla (zayıfların) aleyhlerinde ittifaklar kuruyor ve şayet size esir olarak geldiklerinde ise onlarla fidyeleşiyor (özgürlük parası alıp bırakıyor)dunuz. Oysa onları (insanları haksız yere yurtlarından) çıkarmanız size haram kılınmıştı. Yoksa siz, Kitabın (işinize gelen) bir bölümüne inanıp da (zorunuza giden) bir bölümünü inkâr mı ediyorsunuz? Artık sizden böyle yapanların dünya hayatındaki cezası, rezil ve aşağılık olmaktan (zalimlere uşaklık yapmaktan) başkası değildir; kıyamet gününde de azabın en şiddetli olanına uğratılacaklardır. Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir.

  • 2:86 Bakara: 86

    İşte bunlar (dinlerini eğip bükenler, ebedi) ahireti verip (geçici) dünya hayatını satın alanlardır; bundan dolayı azapları hafifletilmeyecek ve kendilerine yardım edilmeyecektir.

  • 2:107 Bakara: 107

    Bilmez misin ki, göklerin ve yerin (ve aralarındaki her şeyin) mülk ve hükümdarlığı yalnız Allah'ındır. Sizin için Allah'tan başka (gerçek anlamda) ne bir (sığınılacak ve sahip çıkılacak) veli, ne de bir yardımcı vardır. (Bulmak da mümkün değildir.)

  • 2:120 Bakara: 120

    Sen onların milletlerine (Siyonist ve emperyalist emellerine ve zulüm düzenlerine) tâbi olmadıkça Yahudi ve Hristiyanlar, kesinlikle Senden (ve Ümmet-i Muhammed’den) asla razı olacak (memnun kalacak) değillerdir. (Eğer Yahudi ve Hristiyanların zalim takımı, Müslüman bilinen kimselerden razıysa ve yardımcı oluyorlarsa, anlayın ki bunlar, kendilerinin güdümüne girmişlerdir.) De ki: Şüphesiz (tek) kurtuluş ve huzur yolu, Allah’ın yoludur (Peygamberin sünneti ve sistemidir). Eğer Sana gelen bunca ilimden (ve Kur’ani haber ve hükümlerden) sonra onların (yani Siyonist ve emperyalist odaklara yanaşanların) hevâlarına (ve şeytani arzularına) uyacak olursan, (artık) Senin için Allah (tarafın)dan ne bir dost, ne de bir yardımcı kalıverir.

  • 2:123 Bakara: 123

    Ve hiç kimsenin, hiç kimse adına bir şey ödeyemeyeceği, hiç kimseden (günahlarına karşılık) fidye alınıp (salıverilmeyeceği) ve hiç kimsenin (inkârcılar ve münafıklar için yapacağı) şefaatinin kabul edilmeyeceği ve onların (hiçbir şekilde) yardım göremeyeceği bir günden sakınıp (küfür ve kötülükten çekinin).

  • 2:153 Bakara: 153

    (Artık) Ey iman edenler, sabırla ve namazla (Allah için sıkıntılara katlanmak ve devamlı ibadet ve dua üzerinde bulunmakla Benden) yardım dileyin. Gerçekten Allah, sabredenlerle beraberdir.

  • 2:214 Bakara: 214

    Yoksa siz, daha önce gelip geçen (kavimlerin durumu) başınıza gelmeden (onların İslam yolunda ve imtihan amacıyla çektiklerini siz de çekmeden; dünyada Adil Devlete erişeceğinizi, ahirette ise) cennete gireceğinizi mi zannettiniz? Onlara öylesine belalar, yoksulluk ve hastalıklar dokunmuş ve öylesine sarsılmışlardı ki, sonunda peygamber ve onunla birlikte iman eden kimseler; “Allah'ın yardımı ne zaman?” diyecek (kadar çaresiz kalmışlar ama buna rağmen davalarından asla caymamışlardı. Sadakat ve samimiyetlerini böylece ispat ettikten sonra) İyi bilin ve bekleyin ki, artık Allah'ın yardımı yakında erişecektir.

  • 2:250 Bakara: 250

    Onlar(dan iman erleri) Calut ve askerlerine karşı çıkarken de şunları söylemişlerdi: “Rabbimiz, (cihaddan kaçmamak, ordudan ve itaatten ayrılmamak için) üzerimize sabır ve metanet yağdır; ayaklarımızı (hizmet ve istikamet üzerinde sabit ve) sağlam tut ve (Senin Hakk Dinini ve adalet düzenini) inkâr eden topluluklara karşı bize yardım et..." (diye dua etmişlerdi.)

  • 2:270 Bakara: 270

    (Ey mü’minler, gösterişten ve cimrilikten vazgeçin!) Her neyi nafaka olarak infak eder veya nezir olarak neyi adarsanız, (zaten) muhakkak Allah onu bilir. (İmkân ve fırsatı olduğu halde infaktan ve hayır yolunda harcamaktan kaçınarak cimrilik yapan) Zalimlerin ise yardımcıları yoktur. (Allah zulmedenleri yalnız ve yardımsız bırakacaktır.)

  • 2:286 Bakara: 286

    Allah, hiç kimseye güç yetireceğinden (kapasitesinden) başkasını yüklemez. (Herkesin) Kazandığı (iyilikler) lehine (kendi hayrına ve menfaatine), kazandırdıkları (veya sebep oldukları kötülükler ile, ona haksız şekilde kazandırılan şeyler ise) kendi aleyhine (zararına ve şer hanesine)dir. “Rabbimiz, unuttuklarımızdan veya (bu Kur’an’a, akla ve vicdana dayanarak vardığımız kararlarda ve içtihatlarımızda hataen) yanıldıklarımızdan dolayı bizi sorumlu tutarak azarlayıp cezalandırma! (Ey) Rabbimiz; (hadlerini aştıkları ve azıp şımardıkları için) bizden öncekilere yüklediğin gibi, bize de ağır (sorumluluklar) yükleyip (bizi bunaltma! Ey) Rabbimiz, kendisine güç yetiremeyeceğimiz şeyi bize taşıtma! Bizi affet. Bizi bağışla. Bizi esirgeyip acı! Sen bizim Mevlâ’mızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et. (Nusret ve muvaffakiyet verip zafere eriştir. Amin.)”

  • 3:13 Âl-i İmrân: 13

    (Bedir’de) Karşı karşıya gelen iki toplulukta da, andolsun sizin için bir ayet (ibret) vardır. Bir topluluk Allah yolunda çarpışıyordu; diğeri ise kâfir(ler grubu) idi, ki göz (kararı) görmesiyle karşılarındakini (mü’minleri) kendilerinin iki katı görüyorlardı. (Böylece Allah kâfirlerin moralini bozmakta ve cesaretlerini kırmaktaydı.) İşte Allah, dilediğine yardımıyla (böyle) destek (çıkmaktadır). Şüphesiz bunda, basiret sahipleri için gerçekten bir ibret vardır.

  • 3:22 Âl-i İmrân: 22

    İşte bunlar, yaptıkları (bütün amelleri) dünyada ve ahirette boşa gitmiş olan kimselerdir. Ve onların yardımcıları da yoktur (hiçbir şekilde kendilerine şefaat de edilmeyecektir).

  • 3:52 Âl-i İmrân: 52

    (Hz.) İsa onlardaki inkârı (isyan ve itirazı) sezince dedi ki: “(Sizden) Allah için bana yardım edecekler (samimi ve sürekli destek verecekler) kimdir?” Havariler ise: “Allah’ın yardımcıları biziz. Biz Allah’a inandık, (ey İsa!) bizim gerçekten Müslümanlar olduğumuza şahit ol” demişlerdi.

  • 3:56 Âl-i İmrân: 56

    "İnkâr edenleri ise, dünyada ve ahirette şiddetli bir azapla azaplandıracağım. Onların hiçbir yardımcıları bulunmayacaktır."

  • 3:81 Âl-i İmrân: 81

    Hani o vakit Allah peygamberlerden 'kesin bir söz (misak)' almıştı: "Andolsun size Kitap ve hikmetten (doğru bilgiler) vereceğim, sonra size beraberinizdekini (kutsal metinleri) doğrulayan bir elçi geldiğinde ise ona hemen ve kesin olarak iman edecek ve ona mutlaka (ve her konuda) yardıma yetişeceksiniz!” buyurmuştu. (Ardından:) "Bunu (onaylayıp kabul ve) ikrar ettiniz ve bu ağır yükümü (ve dini gayret yükümlülüğünü) aldınız mı?" (diye sormuştu.) Onlar ise: "İkrar ettik!" (Kabullendik) demişlerdi de (bunun üzerine Rabbimiz de:) "Öyleyse şahit olun, Ben de sizinle beraber şahit olanlardanım" demişti.

  • 3:111 Âl-i İmrân: 111

    (Ancak bu inkârcılar ve münafıklar) Onlar size ezadan (geçici sıkıntı ve zorluklardan) başka, kesinlikle (ciddi) hiçbir zarar veremezler. Eğer sizinle savaşırlarsa, size arkalarını dönüp kaçarlar. Sonra kendilerine yardım da edilmez. (Sahipsiz ve desteksiz kalacaklardır.)

  • 3:122 Âl-i İmrân: 122

    (Uhud gününde) O zaman sizden (mü’minlerden) iki grup, (düşmanın çok üstün gücünden ürkerek) neredeyse 'çözülüp geri çekilmeye (ve savaşa girmemeye)' yönelmişti. Oysa (endişeleri yersizdi, çünkü) Allah onların (velisi) destekçisiydi. Artık mü'minler, yalnızca Allah'a tevekkül etmelidir.

  • 3:123 Âl-i İmrân: 123

    Andolsun, siz zayıf ve güçsüz iken Allah size Bedir'de de yardımıyla zafer vermişti. Şu halde Allah'tan (korkup O’na sığının, itiraz ve isyandan) sakının; ta ki, O'na şükretmiş (sayıla)bilesiniz.

  • 3:124 Âl-i İmrân: 124

    (Ey Nebim!) Hani o zaman Sen mü’minlere: “Rabbinizin size meleklerden indirilmiş üç bin kişiyle yardım iletmesi size yetmez mi?” diye (uyarıvermiştin).

  • 3:125 Âl-i İmrân: 125

    Evet, eğer (siz Hakk ve hayır yolundaki sıkıntılara) sabrederseniz, (günahlardan da) sakınıverirseniz ve onlar (düşmanlarınız) da aniden üstünüze (saldırırsa yine) Rabbiniz size meleklerden nişanlı beş bin kişiyle (yani görmediğiniz, ama hissettiğiniz manevi desteklerle) yardım eriştirecek ve imdadınıza yetişecektir.

  • 3:126 Âl-i İmrân: 126

    Allah bunu (melekler ve manevi güçlerle yardımı) size ancak bir müjde olsun ve kalpleriniz bununla tatmin bulsun diye yaptı (ve yapacak... Yoksa) "Yardım ve zafer" (nusret) ancak, Üstün ve Güçlü, Hüküm ve Hikmet sahibi olan Allah'a aittir. (O’nun indindedir.)

  • 3:147 Âl-i İmrân: 147

    O (Rabbani âlimler) sadece şunu söylüyorlardı: “Rabbimiz, bizim günahlarımızı ve işlerimizdeki (cihad görevimizdeki ihmalkârlık ve) taşkınlıklarımızı bağışla. Ayaklarımızı (Hakk’ta ve cihad yolunda) sağlam tut (kaydırma). Kâfir (ve zalim) topluluk (ve teşkilat)lara karşı bize yardım et!”

  • 3:150 Âl-i İmrân: 150

    Bilakis (asla unutmayınız ve ona göre davranınız ki), sizin Mevlâ’nız (gerçek sahibiniz ve destekçiniz ancak) Allah'tır. O, yardım edenlerin en hayırlısıdır.

  • 3:160 Âl-i İmrân: 160

    Eğer Allah (herhangi bir konuda ve düşman karşısında) size yardım ederse, artık (hiç kimse) sizi yenilgiye uğratamayacaktır ve eğer sizi 'yapayalnız ve yardımsız' bırakacak olursa, O'ndan sonra da size yardım edecek kimse (çıkmayacaktır). Öyleyse mü'minler, yalnızca Allah'a tevekkül etsinler-etmelidirler. (O’nun nusret ve inayetini gözlemelidirler.)

  • 3:192 Âl-i İmrân: 192

    Rabbimiz, şüphesiz Sen kimi ateşe sokarsan, artık onu "hor ve aşağılık" kılmışsındır; (ki orada) zulmedenlerin yardımcıları da yoktur (ve asla olmayacaktır).

  • 4:45 Nisa: 45

    (Halbuki) Allah sizin (gerçek dostlarınızı ve) düşmanlarınızı daha iyi Bilendir (ve bunun için Siyonist Yahudilerin, Haçlı ve dinsiz Hristiyan emperyalistlerin güdümüne girmenizi yasak etmiştir); oysa bir veli olarak (güvenip sığınılacak bir merci bakımından) Allah yeterlidir. Tam bir yardımcı ve zafere ulaştırıcı olarak da (yine) Allah kâfidir.

  • 4:52 Nisa: 52

    İşte bunlar, (kâfir zihniyetleri ve münafık istismarcı tipleri, İslami düzen isteyenlerden üstün tutanlar) Allah'ın lanet ettiği kimselerdir. Her kim de Allah'ın lanetine uğrarsa, artık Sen ona hiçbir yardımcı bulamazsın. (Onlar helak olmayı hak etmişlerdir.)

  • 4:75 Nisa: 75

    (Ey Müslümanlar!) Size ne oluyor (ve nasıl bir vicdani sorumsuzluğa kayıyorsunuz) ki; "Ya Rabbi, ehli (ve idarecileri) zalim olan şu ülkeden (ve şu düzenden) bizi (kurtarıp, huzura ve refaha) çıkar, bize Kendi katından bir sahip gönder ve bize Kendi rahmetinden bir yardımcı ver" diye yalvarıp duran; erkek, kadın ve çocuklardan oluşan aciz ve çaresiz (nice mazlum müstaz’af) kimseleri (kurtarmak) için Allah yolunda (çalışıp) çarpışmıyorsunuz? (Bu duyarsızlık ve nemelâzımcılık imani ve vicdani bir tavır değildir.) [Not: Bugün Filistin topraklarında soykırıma uğrayan mazlumların; Afrika’da, Asya’da ve Güney Amerika’daki milyonlarca aç, biilaç, çıplak ve muhtaç Müslümanların ve farklı din ve kavimden nice mazlum ve mağdur insanların ezilmesine ve sömürülmesine yol açan bu zalim ve Siyonist sistemi yıkacak ve yeryüzünde Adil bir Düzen’i kuracak niyet ve gayreti taşımayanları Cenab-ı Hakk bu ayetle ve şiddetle ikaz etmektedir.]

  • 4:89 Nisa: 89

    (O münafıklar) Onlar, kendilerinin (hıyanet ve nankörlük edip) inkâra saptıkları gibi, sizin de (Hakk’tan ayrılıp) inkâra kaymanızı arzulamaktadırlar. (Eğer onlara uysaydınız) Böylelikle (ahlâk ve anlayış bakımından) onlarla bir olacaktınız. Öyleyse Allah yolunda hicret edinceye (küfür ve zulüm düzeninden vazgeçip Hakka dönünceye) kadar onlardan veliler (dostlar) tutmayın (onlara aldanmayın). Şayet (hicretlerinden ve tevbelerinden sonra bile) yine yüz çevirirlerse (tekrar Hakk’tan döner ve halkı fesada yönelirlerse), artık onları yakalayın ve her nerede ele geçirirseniz öldürüp (etkisiz bırakın! Artık) onlardan ne bir veli (dost) edinin, ne de bir yardımcı! (Çünkü onlar güvenilmez insanlardır.)

  • 4:123 Nisa: 123

    Bu (hesap ve sevap konusu) sizin kuruntularınıza ve Kitap Ehlinin (bâtıl kurgularına ve) kuruntularına göre değildir. Doğrusu kim kötülük yaparsa (Kur’an’ın ve kâinatın yasalarına aykırı davranıp Allah’ın kullarına ve mahlûkatına kötü davranırsa) cezasına katlanacaktır. Ve o kendisine Allah'tan başka bir veli (dost) ve bir yardımcı da bulamayacaktır. (Salih ameli, dini gayreti ve Hakka teslimiyeti yoksa, hiç kimsenin zahiri etiketi ve resmi hüviyeti onu kurtaramayacaktır.)

  • 4:145 Nisa: 145

    Şüphesiz (kâfirleri veli edinen) münafıklar, cehennem ateşinin en aşağı tabakasındadırlar. Onlara bir yardım edici de bulamazsın.

  • 4:173 Nisa: 173

    Ama (tam ve sağlam olarak) iman edenler ve (taat, cihad, güzel ahlâk, hayır hasenat gibi) salih ameller işleyenler(e gelince), onlara ecirlerini (ve ödüllerini) eksiksiz verecek ve onlara Kendi fazlından (daha ne tükenmez nimet ve faziletler de) fazladan ekleyecektir. (Allah’ın rızasını aramak ve ihlasla Kur'ani kurallara sarılmak konusunda isteksiz-gayretsiz ve) Çekimser davranıp (sorumluluk ve sıkıntıdan) kaçınanlara ve büyüklük taslayanlara (gelince), onları acıklı bir azapla azaplandıracaktır ve onlar kendileri için Allah’tan başka bir (vekil) koruyucu dost ve yardımcı bulamayacaklardır.

  • 5:72 Maide: 72

    Andolsun, "Meryem oğlu Mesih, kesinlikle Allah’tır" diyenler küfre sapmıştır. Oysa (İsa) Mesih'in dediği (sadece şudur:) "Ey İsrailoğulları, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a ibadet edin. Çünkü O, Kendisine ortak koşana şüphesiz cenneti haram kılmıştır, onun varacağı barınma yeri ateştir. (Ahirette) Zulmedenlere yardımcı yoktur. (Hiçbir şey ve hiç kimse onları kurtaracak değildir.)"

  • 6:34 En'am: 34

    Andolsun Senden önce de elçiler yalanlanmıştı; ama onlara yardımımız (ve zafer va’adimiz) gelinceye kadar, yalanlandıkları ve eziyete uğratıldıkları şeye sabredip dayanmışlardı. Allah'ın sözlerini (va’adlerini) değiştirebilecek (hiçbir kuvvet) yoktur. Andolsun, gönderilen peygamberlerin haberlerinden bir bölümü Sana da (vahiyle) gelip ulaşmıştır.

  • 7:128 A'raf: 128

    (Hz.) Musa kavmine dedi ki: (Sakın ürküp gevşemeyin, telaş etmeyin) “Yardımı (yalnız) Allah'tan isteyin ve sabredin. Şüphesiz ki yeryüzü bütünüyle Allah'ındır ve kullarından (sadakatlerini denediğini ve) dilediğini ona varis kılacaktır. Ve mutlu son müttakilerin olacaktır.”

  • 7:157 A'raf: 157

    Onlar ki, yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de (geleceği) yazılı bulacakları ümmi haber getirici (Nebi) olan Elçiye (Hz. Muhammed’e) tâbi olurlar. Ki, O onlara ma’rufu (iyiliği) emreder, münkeri (kötülüğü) nehyeder, tertemiz şeyleri helâl; (ama) murdar (pis) şeyleri ise haram kılıp (öğütler) ve onların ağır yüklerini (ibadet ve günahlara kefaret kasıtlı zor hükümlerini ve), üzerlerindeki zincirleri (hayatı güdükleştiren yasak çemberini) indirip hafifletir. İşte Ona inananlar, destek olup savunanlar, yardım edip (işini kolaylaştıranlar) ve Onunla birlikte indirilen nura (Kur’an’a ve Sünnet-i Resulüllah’a) tâbi olanlar, elbette kurtuluşa erenler bunlardır. [Not: Bu Ayet-i Kerime, Tevrat ve İncil ehli olan Yahudi ve Hristiyanların, son Elçi Hz. Muhammed Aleyhisselam’a iman ve itaat etmeden felaha kavuşamayacaklarını vurgulamaktadır.]

  • 7:192 A'raf: 192

    Oysa (bu şirk koştukları güçler ve nesneler) ne onlara bir yardıma güç yetirebilir, ne kendi nefislerine yardım etmeye (kâdirdir, hepsi de Allah’a karşı acizdir ve hiç hükmündedirler).

  • 7:197 A'raf: 197

    O'ndan başka taptıklarınız (sahte ma’budlarınız ve tağutlarınız) ise, size (hiçbir konuda) yardıma güç yetiremeyecek, kendi kendilerine bile yardım (ve sahiplik) edemeyecek vaziyettedirler.

  • 8:9 Enfâl: 9

    Hatırlayın ki, o vakit siz Rabbinizden yardım dilemiştiniz de, O da hemen (Peygambere), “Ben peş peşe (inen) bin melek ile size yardım edeceğim” diyerek duanıza icabet (ve kabul) etmişti.

  • 8:10 Enfâl: 10

    (Aslında) Allah bunu, sadece bir müjde olması ve kalplerinizin tatmin bulması için yapmıştı; (yoksa) Allah'ın katından başkasında nusret (zafer ve yardım) yoktur. Hiç şüphesiz Allah Üstün ve Güçlü olandır, Hüküm ve Hikmet sahibidir.

  • 8:26 Enfâl: 26

    Hatırlayın ki bir zaman siz çok azdınız, yeryüzünde (ve ülkenizde) müstaz’aftınız (zayıf bırakılmıştınız, bulunduğunuz her) yerde hırpalanmakta, (hakaret ve haksızlığa uğratılmaktaydınız. Hatta o hale gelmiştiniz ki) insanların sizi kapıp götürmesinden (tutuklayıvermesinden) korku duymakta (ve kuşku içinde yaşamaktaydınız. Ama Allah CC bütün bu olumsuz şartlarda bile) size sahip çıktı ve barındırdı. Sizi (manevi) yardımıyla destekledi (ve başarılı kıldı. Sizi en güzel şekilde) ve en temiz şeylerle rızıklandırdı... Ta ki şükredesiniz (şuurlu ve sorumlu davranasınız).

  • 8:40 Enfâl: 40

    Eğer (buna rağmen bazıları tekrar Hakk’tan ve barıştan) geri dönerlerse, bilin ki gerçekten Allah, sizin (sahibiniz ve himayeciniz olan) Mevlâ’nızdır. (Döneklerden ve dış güçlerden korkmayın.) O, ne güzel Mevlâ’dır ve ne güzel yardımcıdır.

  • 8:48 Enfâl: 48

    (Hani) O zaman şeytan(i güçler) kendilerine (müşriklere) amellerini çekici göstermiş ve onlara: "Bugün sizi insanlardan bozguna uğratacak kimse yoktur ve ben de sizin yardımcınızım" demişti. Ne zaman ki, iki ordu birbirini görür oldu (vuruşmak ve kozlarını paylaşmak üzere karşı karşıya geldi) o (şeytan hemen), iki topuğu üstünde geri dönmüş ve: "Şüphesiz ben sizden uzağım. Çünkü ben sizin görmediğinizi (mü’minlere yardım için gökten melekler indiğini) görüyorum ve ben Allah'tan da korkuyorum" demişti. Allah (Hakka ve halka hıyanet edenleri ceza ile) sonuçlandırması ve azabı pek şiddetli olandır.

  • 8:62 Enfâl: 62

    Ve eğer onlar (düşmanlar) Seni aldatmak ve hile yapmak isterlerse, şüphesiz Allah Sana yeterlidir. O Seni yardımıyla ve mü’minlerle te’yid edip destekledi (ve destekleyecektir).

  • 8:74 Enfâl: 74

    Onlar ki iman ettiler, hicret ettiler, Allah yolunda cihad ettiler ve onlar ki (hicret edenleri) barındırdılar ve yardım ettiler; işte onlar (Muhacirin ve Ensar) gerçek (hakkıyla) mü'minlerdir ve onlar için (günahlardan) bağışlanma ve (cennette) bol ve üstün rızık vardır. (Büyük nimet ve faziletlere erişeceklerdir.)

  • 9:4 Tevbe: 4

    Ancak müşriklerden kendileriyle antlaşma imzaladıklarınızdan (bu şartlardan hiç)bir şeyi eksiltmeyenler (verdikleri söze sadakat gösterenler) ve size karşı hiç kimseye (düşman kesimlere gizli-açık) yardım etmeyenler başka; artık (bunların) antlaşmalarını, süresi bitene kadar tamamlayın. Şüphesiz, Allah müttaki olanları (küfür ve kötülükten sakınanları) sever.

  • 9:25 Tevbe: 25

    Andolsun, birçok yerlerde ve Huneyn gününde Allah size (manevi) yardım ulaştırmıştı. Hani o zaman sayıca çok (fazla) oluşunuz sizi böbürlendirip-gururlandırmıştı, fakat bu size (yararlı) bir şey de sağlayamamıştı. (Bir kabile karşısında hezimete uğramış) Bütün genişliğine rağmen, yeryüzü başınıza dar gelmeye başlamıştı. Nihayet bozularak arkanızı dönmüş (ve kaçmaya mecbur kalmıştınız).

  • 9:40 Tevbe: 40

    Siz Ona (Peygambere ve Hakk Dava Önderine) yardım etmezseniz (zararlı çıkan siz olacaksınız, çünkü) Allah Ona zaten ve kesinlikle yardım etti (ve edecektir). Hani o zaman kâfirler, (Hz. Ebubekir’le) ikiden biri (Kelime-i Tevhidin ikinci iman gereği ve “Muhammedün Resulüllah” gerçeği) olarak Onu (Mekke'den) çıkarmışlardı da; o ikisi mağarada (ve kıstırılmış durumda) oldukları sırada arkadaşına şöyle diyordu: "Hüzne kapılma (ve sakın korkup endişe duyma, çünkü), elbette Allah bizimle beraberdir!" Böylece Allah Ona 'huzur ve güvenlik duygusunu' indirmişti, Onu sizin görmediğiniz ordularla desteklemiş, inkâr edenlerin de kelimesini (inkâr sözlerini ve küfür, zulüm ve sömürü sistemlerini) ise aşağı ve bayağı (konuma) getirmişti. Allah'ın kelimesi (Kur’an kelâmı ve ahkâmı) ise, en yücedir (ve kıyamete kadar geçerlidir). Allah Üstün ve Güçlüdür, Hüküm ve Hikmet sahibidir.

  • 9:74 Tevbe: 74

    (Allah ve Elçisi hakkında kötü söz) Konuşmadıklarına (suikast tuzağı kurmadıklarına ve dış güçlerle işbirlikçilik yapmadıklarına) dair (yalan yere) yemin ederler. Halbuki (hıyanet ve nankörlük ederek “Biz Dini Görüşü terk ettik, Milli Kimlikten vazgeçtik!” şeklindeki) o küfür sözünü söylediler. Böylece Müslüman olduktan sonra küfre ve nankörlüğe düştüler. Ve (İslam davasını bitirmek gibi) asla başaramayacakları bir işe yeltendiler. (Allah’ın emirlerine ve Hakk dava öncülerine kin duyup kıskanmalarının) Ve intikam almaya kalkışmalarının sebebi ise; Allah’ın ve Resulünün lütfu keremi ile onların (mü’min ve mücahit sadıkların, her yönden) gani (varlık ve saygınlık sahibi) olmalarından başka bir şey değildir. (Buna rağmen münafıklar) Eğer tevbe ederlerse kendileri için hayırlı olur, eğer yüz çevirirlerse Allah onları dünyada da, ahirette de acı bir azapla azaplandırır. Onlar için yeryüzünde bir koruyucu-dost ve bir yardımcı da bulunacak değildir.

  • 9:116 Tevbe: 116

    (Oysa) Gerçek şu ki, göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır; (her şeye ve herkese O) hayat verir ve öldürür. Sizin Allah'tan başka veliniz ve yardımcınız yoktur. (Ama gafil insanlar, sahte veliler ve şefaatçiler peşindedir.)

  • 11:113 Hud: 113

    (Hakk davasına ve halkına ekonomik ve ahlâki olarak) Zulmedenlere (asla) eğilim göstermeyin (onları hiçbir şekilde desteklemeyin), yoksa size de ateş dokunur (Allah’ın azabına ve gazabına uğrayıverirsiniz). Sizin Allah'tan başka velileriniz (sahibiniz ve destekçiniz) olmadığına (göre), sonra yardım da edilmezsiniz. [Not: Bu iki ayet Hz. Peygamber Efendimizin: “Hud Suresi’nin bu tehditleri Beni ihtiyarlattı” buyurdukları İlahi tembih ve tavsiyelerdir.]

  • 12:18 Yusuf: 18

    Ve üzerine yalandan kan (sürülmüş) olan gömleğini getirip (göstermişlerdi. Babaları:) "Hayır, belki de nefsiniz sizi yanıltıp (böyle) bir işe sürüklemiş (olabilir… Baksanıza gömlek parçalanmamıştır!?) Artık bundan sonra (bana düşen) güzel bir sabırdır. Sizin bu düzüp-uydurduklarınıza karşı (Kendisinden) yardım istenecek olan Allah'tır" diyerek (derin üzüntüsünü belirtmişti).

  • 12:62 Yusuf: 62

    (Hz. Yusuf) Yardımcılarına dedi ki: "Sermayelerini (erzak bedellerini) yüklerinin içine (geri) koyun. İhtimal ki ailelerine döndüklerinde bunun farkına varırlar da belki (bu iyilikten cesaret alıp tekrar buraya) geri dönerler. (İnşaallah yeniden karşılaşırız!)”

  • 12:110 Yusuf: 110

    Hatta ki (sonunda görevli) resuller (halktan) umutlarını kestikleri, (şeksiz ve şeriksiz iman eden çok az kimselerin bile cihaddan ve davadan yan çizdikleri,) artık kesinlikle tekzip edilip benimsenmedikleri (kavimlerinin asla gerçek imana gelmeyecekleri ve Hakk çağrıya-davaya destek vermeyecekleri zan ve) kanaatinin (iyice yerleştiği ve tek başına yoluna devam ettiği) bir sırada, (zahiri bütün çarelerin tükendiği bir ortamda aniden ve beklenmedik şekilde İlahi nusret ve) yardımımız onlara yetişip gelmiş (zafer kapıları açılıvermişti. Böylece) Bizim dilediğimiz (ve desteklediğimiz) kimseler kurtuluvermişti. Azgın mücrimler takımından ise zorlu azabımız (ve intikamımız) asla geri çevrilmeyecektir. (Yani; bir avuç mücahit ve müstakim mü’minin, sayıca ve imkân bakımından en zaif ve en çaresiz göründükleri bir süreçte, onlar zafere eriştirilecektir.)

  • 13:37 Ra'd: 37

    İşte böylece Biz Onu (Kur'an'ı) Arapça bir hüküm (ve hikmet Kitabı) olarak indirdik. Andolsun, Sana gelen bu ilimden sonra, eğer onların (müşriklerin ve münafıkların) hevâ (istek ve tutku)larına uyacak (ve Kur'ani hükümlerin bir kısmını bırakacak) olursan, (artık) Senin için Allah'tan; ne bir yardımcı-dost, ne bir koruyucu bulunacaktır.

  • 16:37 Nahl: 37

    (Ey Resulüm!) Sen, onların hidayet bulmalarını ne kadar hırsla istesen de, şüphesiz Allah (çirkin işleri ve şirkleri nedeniyle doğru yoldan) saptırdığına hidayet vermez, onlar için yardım edicileri (ve şefaatçileri) de yoktur (ve olmayacaktır).

  • 16:127 Nahl: 127

    (Ey Nebim, Sen Hakk ve hayır üzerinde) Sabret! Senin sabrın da yine ancak Allah(ın desteği) iledir. (Senden yüz çeviren ve hakarete yönelenler için) Sakın üzülme ve kurdukları hileli tuzak ve planlardan dolayı telaşlanıp sıkıntıya düşme (ki bu tevekkül ve teslimiyete uygun değildir).

  • 17:6 İsrâ: 6

    Sonra size tekrar “güç ve kuvvet sağlayıp onların (insanların) üzerine geri döndürmüş olacağız”, size mallar ve çocuklarla destek çıkacağız, (karşılıksız dolarla ve masonik organizasyonlarla Siyonist sömürü saltanatını kuracaksınız) ve sizin cemaat ve teşkilatınızı da (etkinleştirip) çoğaltacağız. (Örneğin, BM ve NATO gibi kuruluşları güdümünüze alıp söz sahibi olacak ve kötü amaçlarınız için kullanmaya kalkışacaksınız!..)

  • 17:22 İsrâ: 22

    (Sakın) Allah ile beraber başka ilahlar edinme, (İslam’a aykırı olarak; kendisine sığınılan, hükmü uygulanan ve rızası aranan kimselerin ve sistemlerin peşine düşme!) yoksa kınanmış ve kendi başına (yapayalnız ve yardımcısız) bırakılmış olursun (zelil ve hakir olup kalırsın).

  • 17:33 İsrâ: 33

    (Asla) Haklı bir neden olmaksızın, Allah'ın haram kıldığı bir kimseyi (sakın) öldürmeyin. Kim mazlum olarak öldürülürse, onun velisine (devletten katilin cezalandırılmasını istemeye) yetki vermişizdir; (ama) o da öldürmede (kısas dışında) ileri gitmesin (kan davası gütmesin). Çünkü o, gerçekten (mağdur olduğundan dolayı) yardım olunmuştur.

  • 17:75 İsrâ: 75

    Bu durumda Biz Sana, (dünya) hayatında da kat kat, ölümünden (sonra da) kat kat (Hakk’tan ayrılmanın acısını) tattırırdık; sonra Bize karşı bir yardımcı da bulamazdın. (Ama Allah’ın hidayet ve himayesiyle onlara meyletmedin.)

  • 17:80 İsrâ: 80

    Ve de ki: “Rabbim, Beni (gidilecek yere, hicret ve ziyaret edilecek şehre ve girişilecek her işe) doğru (ve şuurlu) bir girdirişle girdir ve (çıkarılacak yerden) doğru (ve onurlu) bir çıkarışla çıkar ve katından Bana çok güçlü bir yardımcı delil ve dayanak (sultan) ver (ki başarılı olayım).”

  • 17:111 İsrâ: 111

    Ve de ki: “(Her türlü) Övgü (hamd; asla) çocuk edinmeyen (doğmayan ve doğurmayan), mülkte ve hâkimiyette ortağı olmayan ve zilletten (acizlik ve çaresizlikten) dolayı sığınılacak bir yardımcıya da (ihtiyacı) bulunmayan Allah'adır." Ve O'nu (şanına yakışır şekilde) tekbir edebildikçe tekbir et. (Her konuda ve her durumda Allah'ın Dinini, hükümlerini ve va’adini üstün tut, büyüklüğünü haykır, O’na güven ve yücelt!)

  • 18:29 Kehf: 29

    De ki: “Hakk Rabbinizdendir. (Allah'tan başkası, sizin için haklı ve hayırlı olacak dini ve düzeni bilemez ve gösteremez...) Artık (Hakk geldikten ve Kur'an'a davet edildikten sonra) isteyen iman etsin, isteyen inkâr etsin. Şüphesiz Biz zalimlere bir ateş hazırlamışız ki, onun duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmıştır. Eğer onlar feryat edip yardım isterlerse, (erimiş maden misali) katı bir sıvı gibi yüzleri kavurup-yakan (pis ve acı) bir su ile (güya) yardım edilirler. (Oysa) O ne kötü (ve bayağı) bir içecektir ve ne kötü (ve aşağılayıcı) bir destektir!

  • 18:43 Kehf: 43

    Allah'ın dışında ona yardım edecek adamları da ortaya çıkmamıştı, kendi kendine de yardımı dokunmamış (ve bir çare bulamamıştı).

  • 18:44 Kehf: 44

    İşte burada (bu durumda) velayet (yardımcılık, dostluk) sadece Cenab-ı Hakkındır. O, sevap bakımından da en hayırlı, sonuç bakımından da en hayırlıdır.

  • 18:51 Kehf: 51

    Göklerin ve yerin yaratılışında da, (insan neslinin) kendi nefislerinin yaratılışında da Ben onları (melekleri, cinnleri, şeytanileri ve hiç kimseyi) şahit tutmadım (ve yardım almadım). Ben, (güç ve kudret sahibi sandığınız o) saptırıcıları (şeytani odakları, kendilerine dayanıp) destek sağlayıcı takviye güç edinmeye de (asla ihtiyaç duymayanımdır).

  • 18:95 Kehf: 95

    (Zu’l-Karneyn) Dedi ki: “Rabbimin beni kendisinde sağlam bir iktidarla yerleşik kıldığı (güç, nimet ve imkân; sizin verginizden) daha hayırlıdır. Madem öyle, siz bana (bedeni) güçle (işçilikle) yardım edin de, sizinle onlar arasında sapasağlam bir sed (engel) kuruvereyim.” [Bu ayet; emek, sermaye, proje ve teknoloji ortaklığına da işarettir.]

  • 18:109 Kehf: 109

    De ki: “Rabbimin kelimelerini (sonsuz bilgi hazinesini, Kur’an’ın işaret ettiği hikmet ve hakikatleri yazmak) için deniz mürekkep olsa, (hatta o deniz yetmeyip) yardım için bir mislini daha getirip ona katsak; (yine de) Rabbimin kelimeleri (bilgi ve hikmetleri) tükenmeden önce elbette deniz tükeniverirdi.”

  • 19:5 Meryem: 5

    (Ve şöyle devam etmişti:) “Doğrusu ben, arkamdan gelip yerime geçecek yakınlarım hakkında (ve emanetimi koruyacakları hususunda) endişe edip korkuya kapıldım, benim karım da bir kısır (kadın)dır. Artık bana Kendi katından bir yardımcı (yerime geçecek bir oğul) armağan et (ki)”;

  • 20:29 Taha: 29

    “Ailemden de bana bir vezir-yardımcı kıl.”

  • 21:39 Enbiya: 39

    (Keşke) O inkâr edenler, yüzlerinden ve sırtlarından ateşi uzaklaştıramayacakları ve hiç(bir şekilde) yardım alamayacakları zamanı (ve çok çetin ortamı) eğer bir (düşünüp) bilselerdi! (Böyle davranmayacaklardı.)

  • 21:43 Enbiya: 43

    Yoksa Bize karşı kendilerini, (gazabımızı) engelleyerek koruyabilecek ilahları (ve hazırlıkları) mı var? (Ki böyle sorumsuz hareket edilmektedir. Halbuki) Onların (putlarının ve tabulaştırılmış şahısların) kendi nefislerine bile yardıma güçleri yetmemektedir ve onlar Bizden (hiçbir yardım ve) yakınlık da görmeyeceklerdir.

  • 21:68 Enbiya: 68

    (Kâfirler hiddetlenip) Dediler ki: “Eğer (bir şey) yapacaksanız (ve İbrahim’den intikam alacaksanız), onu (yakalayıp) yakın ve ilahlarınıza yardımda bulunun (da öçlerini alın!)” (Âleme de ibret olsun diyerek korkunç bir ateş hazırlayıp, Hz. İbrahim’i mancınıkla dehşetli alevlerin içine fırlatmışlardı.)

  • 21:77 Enbiya: 77

    Ve ayetlerimizi yalanlayan kavimden (koruyup kurtarmak suretiyle) ona yardım edip (öcünü aldık ve kendisini zafere ulaştırdık). Şüphesiz onlar, kötü bir kavimdi, Biz de onların tümünü suda boğup batırdık.

  • 22:13 Hacc: 13

    Veya (tutup) zararı, faydasından daha yakın olana (dahi) tapınıp yakarıverirler. (Halbuki güvendiği ve medet beklediği o kimse) Ne kötü bir yardım edici ve ne kötü bir sahiptir!.. (Ki kendisine bağladığı insanları Allah’ın yolundan ve davasından etmektedir.)

  • 22:15 Hacc: 15

    Her kim Allah’ın ona (Hakka davet ve istikamet yolundaki sebat ve sadakat ehli kuluna) ne dünyada ne de ahirette asla yardım etmeyeceğini (başarıya eriştirmeyeceğini, zafer ve galibiyet vermeyeceğini) sanıyor (ve savunuyorsa, o kesinlikle aldanıyor ve şeytani karakterinden böyle söylüyor.) Hele göğe (darağacı gibi) bir araç uzatsın (ve ipi boynuna taksın), sonra (ayaklarını yerden) kesiversin de baksın (bakalım, ruhundaki nifaktan dolayı) onun kurduğu bu hıyanet tezgâhı içindeki öfkesini giderebilecek mi? (Halbuki hainler ve kâfirler çatlasa da, Allah elçilerini muvaffak, dinini ise hükümran kılıverecektir.)

  • 22:39 Hacc: 39

    (Hicretin 2. yılında, ve tarih boyunca uygun şartlar oluştuğunda) Kendileriyle savaşılan ve saldırılan (mü’min) kimselere bundan böyle (silahlı çarpışmaya) izin verildi. Çünkü onlara (sürekli) zulmedilmiştir (ve artık silahla savaşılacak olgunluğa ve hazırlığa da erişilmiştir) ve şüphesiz Allah onlara (Müslümanlara) yardım etmeye (ve zafer vermeye) Kâdir’dir.

  • 22:40 Hacc: 40

    (Çünkü) Onlar, sadece; “Rabbimiz Allah'tır” demelerinden (ve her konuda O’nun dinini yürütmek istemelerinden) dolayı, haksız yere yurtlarından sürgün edilip çıkarıldılar. (Bu nedenle silahlı savunmaya ve savaşmaya hak kazandılar.) Eğer Allah'ın, insanların kimini kimiyle defetmesi (hizaya getirmesi) olmasaydı; manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah'ın isminin çokça anıldığı mescitler (camiler), muhakkak yıkılır giderdi. Allah Kendi (dini)ne yardım edenlere kesin olarak yardım edecek (ve zafere eriştirecektir). Şüphesiz Allah, Kaviy’dir, Azîz’dir (güçlü olandır, galip gelendir). [Not: Bir rivayette; Hz. Ömer’in İslam’a davetin 6. yılında ve 40’ıncı kişi olarak Müslüman olması üzerine, imanın ve İslam’ın açığa vurulmasına ve artık fiili savunma yapılmasına izin veren Hacc 40’ıncı ayetinin inmesi ne güzel bir tevafuk eseri (İlahi takdirin denk getirmesi)dir.]

  • 22:60 Hacc: 60

    İşte bu böyledir: Her kim kendisine yapılan haksızlığın benzeriyle (misliyle ve devlet eliyle) karşılık verirse (bu adalet gereği onun hakkıdır, ama) sonra (yine kendisinin) aleyhine (tekrar) azgınlık ve saldırıda bulunulursa, Allah mutlaka onun yardımcısıdır. Şüphesiz Allah Affedicidir, Bağışlayıcıdır.

  • 22:71 Hacc: 71

    Onlar Allah'ı bırakıp da, O’nun kendisi hakkında hiçbir sağlam delil indirmediği (Kur’an hidayetini nasip etmediği) ve kendilerinin de haklarında (hiçbir) bilgileri olmayan şeylere tapınıp (ibadet-kulluk ediyorlar. Böyle bile bile inkârcılık ve münafıklıkla) zulmedenler için hiçbir yardımcı bulunmayacaktır.

  • 22:78 Hacc: 78

    Ve (özellikle) Allah için O’nun uğrunda (ve O’nun rızasına uygun tarzda, Adil Düzen kurup zulmü ve kötülüğü kaldırmak amacıyla) hakkıyla cihad edin! Ki, O (hidayet ve şuur verip) sizi seçmiş ve dinde size hiçbir güçlük yüklememiştir, atanız İbrahim'in dini(nde olduğu gibi). O (Allah) bundan daha önceki (Hakk kitaplarda) da, bunda (Kur'an'da) da sizi “Müslümanlar” olarak isimlendirdi ki; Resul (Hz. Muhammed Aleyhisselam) sizin üzerinize şahit (örnek ve rehber) olsun, siz de insanlar üzerine şahitler (örnek ve öncü mü’minler) olasınız diye. Artık dosdoğru namazı kılın, zekâtı verin ve Allah'a (Kur’an’a) sıkıca sarılın ki, O sizin Mevlâ’nızdır, (sahibiniz ve sığınağınızdır.) O ne güzel (ve mükemmel bir) Mevlâ(dır) ve ne güzel (ve mükemmel bir) Yardımcı(dır. Zafere ve başarılı neticeye ulaştırıcıdır… Ah bir bilseniz!..)

  • 23:26 Mü'minun: 26

    (Hz. Nuh ise;) “Rabbim, (bu halkın) beni yalanlamalarına karşılık, bana yardım et” diye (dua etmişti).

  • 23:39 Mü'minun: 39

    (Hz. Hud:) “Rabbim, beni yalanlamalarına karşı, bana yardım et” demiş (Allah’a yönelmişti).

  • 23:56 Mü'minun: 56

    Biz onların hayrına koşuyoruz (ve iyiliklerine çabalıyoruz diye mi bunlar verilmektedir?) Hayır, onlar (nasıl bir akıbete ve felakete doğru sürüklendiklerinin farkında ve) şuurunda değillerdir!

  • 23:65 Mü'minun: 65

    (Onlara; artık) Bugün feryad etmeyin, çünkü Bizden yardım göremezsiniz (ve elimizden kurtulacak değilsiniz, denilecektir).

  • 25:4 Furkan: 4

    Kâfirler: “Bu (Kur’an) olsa olsa ancak Onun (Hz. Muhammed’in) uydurduğu bir yalandır, (kendisi kafadan düzüp sıralamıştır) ve bir başka topluluk (Ehl-i Kitaptan bazıları) da Ona yardımda bulunmuşlardır” demişlerdir (diyeceklerdir). Böylelikle onlar, hiç şüphesiz açıkça zulüm-haksızlık ve iftira edegelmektedirler.

  • 25:19 Furkan: 19

    (Müşriklere ve Müslüman geçinip sahte şefaatçiler edinenlere:) “İşte (kutsallaştırdığınız kimseler) sizin söylediklerinizi yalanladılar; artık bundan böyle (azabı) ne geri çevirmeye gücünüz yetebilir, ne de bir yardım (temin edebilirsiniz. Evet) Sizden kim zulmedip (hıyanet ve dalâlete yönelmişse), ona büyük bir azap tattıracağız” (denilecektir).

  • 25:29 Furkan: 29

    “Çünkü o, gerçekten bana (Rabbimden) gelen Zikir’den (Kur'an-ı Kerim’den) sonra, (dünyalık hırsı ve Din istismarıyla) beni (aldatıp) saptırmış oldu. (Ve zaten) Şeytan da insanı ‘yapayalnız ve yardımsız’ bırakandır” (diye pişmanlık göstereceklerdir).

  • 25:31 Furkan: 31

    İşte böyle; Biz, her peygambere suçlu-günahkârlardan (cinni ve insani şeytanlardan) bir düşman kılıp (ona musallat ettik, bu imtihanın gereğidir. Ama her halde tek ve gerçek) yol gösterici ve yardımcı olarak Rabbin yeterlidir.

  • 25:35 Furkan: 35

    Andolsun, Biz Musa'ya da kitabı verdik ve beraberinde kardeşi Harun'u da ona yardımcı kıldık.

  • 26:93 Şuarâ: 93

    “Allah’tan başka (sığındıklarınız ve kurtarıcı sandıklarınız) bugün size yardım edebiliyorlar mı, veya kendilerini (bile) olsun kurtarabiliyorlar mı?”

  • 26:132 Şuarâ: 132

    "Bildiğiniz (bütün) şeylerle (her türlü nimetlerle) size medet ve inayet eden (Rabbinizden) korkup (haksızlık ve ahlâksızlıktan) sakının."

  • 26:133 Şuarâ: 133

    "(Ki) Size hayvanlar, çocuklar (vererek) yardım edip (sahip çıktı ve nice nimetler bağışladı)."

  • 26:134 Şuarâ: 134

    "Bahçeler ve pınarlar da (lütfedip sizi yararlandırdı)."

  • 27:36 Neml: 36

    Nihayet (Belkıs’ın elçileri hediyelerle) Süleyman'a geldiği zaman onlara: "Sizler bana mal ile yardımda bulunmak (ve kararımdan caydırmak) mı istiyorsunuz? (Oysa) Allah'ın bana verdiği (yüksek ve mucizevi marifet ve özel teknoloji ilmi), size verdiğinden daha hayırlıdır; belki siz, (bu) hediyenizle sevinip övünebilirsiniz (ama ben çok daha değerli manevi yardımla desteklenmişim)" demişti.

  • 28:15 Kasas: 15

    (Artık yetişmiş olan Hz. Musa, saray) Halkının gaflet anında (onların haberi olmadığı bir zamanda, veya istirahat ortamında, Firavun’un sarayından çıkıp) şehre girdi. Orada birbirini öldürmek üzere kavgaya tutuşan iki adama rast geldi; bunlardan birisi kendi taraftarlarından (Beni İsrail takımından), diğeri ise düşmanlarından (Firavun’un adamlarından) idi. Derken kendi kavminden olan (kişi) düşmanına karşı, (Hz. Musa’ya sığınıp) ondan imdat istedi. Bunun üzerine Musa o adama (uzaklaşıp rahat durması için) bir yumruk indirdi ve kazaen işini bitirip öldürüverdi. (Sonra hemen pişmanlık gösterip:) “Bu şeytanın işindendir; o gerçekten apaçık saptırıcı bir düşmandır” (diyerek hatasını anlayıverdi).

  • 28:18 Kasas: 18

    Böylece şehirde, korku (ve kuşku) içinde (etrafını) gözetleyerek sabahladı. O sırada bir de baktı ki, dün kendisinden yardım isteyen (ve başına o belayı getiren ‘huysuz ve huzursuz’ adam, bu sefer başkasıyla kavgaya tutuşmuş ve yine) kendisinden yardım için bağırıp durmaktaydı. (Hz.) Musa ona dedi ki: “Sen açıkça azgın ve fesatçı bir (insansın!)”

  • 28:34 Kasas: 34

    “Ve kardeşim Harun; dil bakımından (lisanı ve konuşma tarzı olarak) o benden daha düzgün (fasih) durumdadır, onu da benimle birlikte (nübüvvetle görevli) bir yardımcı olarak gönder ki, beni doğrulayıp desteklesin. Çünkü onların beni yalanlamalarından korkuyorum” (diyerek Allah’tan destek istemişti).

  • 28:41 Kasas: 41

    Biz onları (inkâr ve isyanları nedeniyle) ateşe çağıran (zulüm ve kötülük) önderleri kıldık; kıyamet günü ise (ne kendileri ne de peşlerinden sürükledikleri, kesinlikle ve hiç kimseden destek ve) yardım görmeyeceklerdir.

  • 28:81 Kasas: 81

    Nihayet Biz onu (Karun’u) da, konağını (ve hazine sandıklarını) da yerin dibine geçirdik. Böylece Allah'a karşı ona yardım edecek bir taraftarı olmamış (olanlar da fayda vermemişti). Ve o, kendi kendine yardım edebileceklerden olan (bir kişi) de değildi.

  • 29:10 Ankebut: 10

    İnsanlardan öylesi vardır ki (sözde), “Allah'a iman ettik” demektedir; fakat Allah için (bir zahmet ve) eziyet gördüğü zaman (hemen şikâyetlenir), insanların (kendisine yönelttikleri işkence ve) fitnesini Allah'ın azabıymış gibi değerlendirir; ama yemin olsun ki, eğer Rabbinden (sadık ve mücahit mü’minlere) 'bir yardım ve zafer' gelirse, o zaman da hemen: “Biz gerçekten sizlerle birlikteydik (gizlice sizi desteklerdik)” diyecek (ve münafıklık edecek)lerdir. Oysa Allah, âlemlerin (her şeyin ve herkesin) sinelerinde (gönüllerinde) olanı daha iyi Bilen değil midir?

  • 29:22 Ankebut: 22

    Siz ne yerde ve ne de gökte (Allah'ı asla) aciz bırakamazsınız. (Füzelerinize ve uzay gemilerinize güvenmeniz boşunadır.) Sizin Allah'ın dışında veliniz yoktur, yardım edeniniz de olmayacaktır.

  • 29:25 Ankebut: 25

    (İbrahim) Dedi ki: “Siz gerçekten, Allah'ı bırakıp; dünya hayatında aranızda (geçici ve değersiz) bir sevgi-bağı(na ve çıkar ittifakına vesile) olarak putları (ve tabulaştırdığınız şahısları ilahlar) edindiniz. Sonra kıyamet günü, sizler kiminiz kiminizi inkâr edip-tanımayacak ve birbirinize lanet okuyacaksınız! Sizin barınma yeriniz ateştir ve hiçbir yardımcınız bulunmayacaktır.”

  • 29:30 Ankebut: 30

    (Hz. Lut ise:) “Rabbim, (şehvet sapkınlığıyla) fesat çıkaran (bu) kavme karşı bana yardım et” diye (dua etmişti).

  • 30:5 Rum: 5

    Allah'ın yardımıyla (bu zafere erişilecektir). O, dilediğine yardım edip (zafer vermektedir). O, Güçlü ve Üstün olandır, Esirgeyendir.

  • 30:29 Rum: 29

    Hayır, (asıl) zalimler; hiçbir bilgiye (akli ve vicdani belgeye) dayanmaksızın kendi hevâ (istek ve tutku)larına uymuş (ve Allah’ın sözlerini kendi heveslerine uydurmuş olan)lardır. (Bunlar Kur’an’ı ve Resulüllah’ı değil, kendi kuruntularını esas almışlardır. Oysa bir bilgi ve belgeye dayanarak ilmi tartışma yapanların hataları bağışlanır.) Allah'ın saptırdığını artık kim hidayete ulaştıracaktır? Onların hiçbir yardımcıları da bulunmayacaktır.

  • 30:47 Rum: 47

    Andolsun, Biz Senden önce birçok peygamberi kendi kavimlerine gönderdik de, onlara apaçık belgeler getirdiler (ama onlar buna rağmen inkâr edip azgınlaştılar); böylece Biz de suçlu günahkârlardan intikam aldık. İman edenlere yardım etmek (ve zafere eriştirmek) ise, Bizim üzerimize Hakk olmuş (bir va’ad)tır. (Mücahit ve müstakim mü’minlere nusret ve galibiyet vermek, Allah’ın izzet ve inayetinin şanıdır.)

  • 33:17 Ahzâb: 17

    De ki: "Eğer size bir kötülük isteyecek olsa, sizi Allah'tan koruyacak; veya size bir rahmet dileyecek olsa (buna da engel olacak) kimdir?" Onlar, kendileri için Allah'ın dışında ne bir veli (sahip çıkıcı), ne bir yardımcı bulamayacaklardır.

  • 33:25 Ahzâb: 25

    (Sonunda) Allah, (Hendek harbinde Medine’yi kuşatan) kâfirleri kin ve öfkeleriyle geri çevirdi, onlar (bu saldırılarında) hiçbir hayra (ve başarıya da) erişememişlerdi. Savaşta Allah (yardımcı ve tehlikelerden kurtarıcı olarak) mü'minlere yetti. (Bundan sonra da yetecektir.) Allah çok Güçlüdür, Üstün ve Galiptir.

  • 33:65 Ahzâb: 65

    (Kâfirler) Orada ebedi olarak kalıcıdırlar. Onlar ne bir veli, ne bir yardımcı bulamayacaklardır.

  • 35:37 Fâtır: 37

    Onlar (cehennemin) içinde (şöyle) feryat edip: "Rabbimiz bizi (buradan) çıkar, (şimdiye kadar) yaptığımız (kötü davranışlar)dan başka salih bir amelde (iman, itaat ve iyilik üzerinde) bulunalım" diyeceklerdir. (Onlara:) “Size orada (dünyada iken), öğüt alabilecek olanın düşünüp ders çıkarabileceği kadar ömür vermedik mi? Üstelik size uyarıcı (elçiler ve davetçiler de) gelmişti. Öyleyse (inkâr ve isyanınız sebebiyle şimdi azabı) tadın; artık zalimler için bir yardımcı yoktur” (denilip istekleri reddedilecektir).

  • 36:74 Yâsin: 74

    (Güya onlardan) Yardım görürler diye Allah’tan gayrı ilahlar edinip (süper güç sanılan tanrılara, zalim tağutlara ve işbirlikçi iktidarlara) tutunuverdiler.

  • 36:75 Yâsin: 75

    Ne var ki onların (o sahte ilahların), kendilerine (gerçek anlamda) yardım etmeye güçleri yetmez; (tam aksine) kendileri onlar için hazır bulundurulmuş (zalim odaklarca basit görülüp hor tutulmuş hizmetçi) askerlerdir. [Not: Olur ki yardım görürler, makam ve menfaate erişirler umuduyla, zalim ve kâfir merkezlerin; AB, ABD ve NATO gibi hain güçlerin güdümüne girenlerin, bunların açık ve yaygın zulümlerine alet ve ortak olmamaları için dikkat edilmelidir.]

  • 37:25 Sâffât: 25

    (Ardından kâfirler ve zalimler güruhuna:) "Ne oluyorsunuz, (niye sessiz ve çaresiz bekleşiyorsunuz da) birbirinizle (dünyada olduğu gibi) yardımlaşmıyorsunuz?" diye (alaylı şekilde hatırlatılır).

  • 37:116 Sâffât: 116

    Onlara yardım ettik de, böylece (Firavun düzenine ve zalim güçlere) üstün ve galip gelenler olmuşlardı.

  • 37:172 Sâffât: 172

    Elbette onlar (mü’min ve mücahit sadıklar); mutlaka kendilerine yardım edilecek (nusret verilecek ve zafere eriştirilecekler)dir.

  • 39:54 Zümer: 54

    (Öyle ise) Azap size gelip çatmadan evvel, içtenlikle (tevbe ederek) Rabbinize yönelip-dönün ve O'na teslim olun (ki kurtuluşa ulaşasınız). Sonra size yardım olunmaz (sahip çıkan da bulamazsınız).

  • 40:29 Mü'min: 29

    (Ve şöyle devam etmişti:) "Ey kavmim, bugün mülk (ve fırsat) sizindir, yeryüzünde (gücünüz ve hükmünüz) açığa çıkmış (ve iktidar kazanmış) kimselersiniz. Fakat bize Allah'tan dayanılmaz bir azap gelecek olursa, kim bize yardımcı olabilir?" (Bu sözleri dinleyenlerin vicdanını etkilediğini gören ve panikleyen) Firavun: "Ben, size yalnızca gördüğümü (kendi görüşlerimi ve gözle görülen dünya gerçeğini) gösteriyorum ve ben sizi doğru yoldan da başkasına yöneltmiyorum" diye (itiraz etmişti. Çünkü kâfirler sadece gözle görülenlere, mü’minler ise gaybe iman etmektedirler).

  • 40:51 Mü'min: 51

    Şüphesiz Biz elçilerimize ve (onlara) iman edenlere, dünya hayatı süresince de ve şahitlerin (şahitlik için) duracakları (mahşerdeki) günde de, elbette yardım edip (sahip çıkacağız).

  • 41:16 Fussilet: 16

    Bunun üzerine Biz de rezillik ve perişanlık azabını dünya hayatında kendilerine tattıralım diye, uğursuz günlerde üzerlerine (kulakları patlatan ve vücutları kavuran) çok gürültülü bir kasırga yollamış (ve dünyalarını başlarına yıkmış)tık. Elbette ahiret azabı, daha da acıdır ve zelil kılıcıdır. Onlara (umdukları yerlerden) yardım da olunmamıştı (olunmayacaktır).

  • 42:8 Şûrâ: 8

    Eğer Allah dileseydi, onları (insanların hepsini) herhalde (aynı düşüncede) tek bir ümmet kılardı (ama imtihan gereği serbest bıraktı). Lâkin O, dilediğini (ve hak edeni) Kendi rahmetine sokar. Zalimlere gelince; onlar için ne bir veli vardır, ne bir yardımcı (bulunabilir).

  • 42:31 Şûrâ: 31

    Siz yeryüzünde (Bizi-Rabbinizi) aciz bırakacak (deprem, sel, kuraklık gibi felaketlerimizi savuşturacak) değilsiniz. Ve sizin Allah'ın dışında bir veliniz ve yardım ediciniz yoktur (olması da mümkün değildir).

  • 42:46 Şûrâ: 46

    Onların Allah'ın dışında kendilerine yardım edecek velileri (dostları ve sahip çıkanları) olmayacaktır. Allah (inkârı ve istismarı sebebiyle) kimi saptırırsa, artık onun için hiçbir (çıkış) yolu bulunmayacaktır. (Kurtuluş çareleri tükenmiştir.)

  • 44:41 Duhân: 41

    O gün, bir dostun (diğer) dosttan herhangi bir şeyle yarar sağlaması mümkün değildir. Ve onlar (başka yerlerden de) yardım görmeyeceklerdir.

  • 45:34 Câsiye: 34

    (Cehenneme atılanlara:) “Bugüne (hesaba çekilmeye ve ahirete) kavuşacağınızı unuttuğunuz (inkâra ve isyana yüz tuttuğunuz) gibi, Biz de bugün sizi (rahmet ve nimetimizden mahrum edip) unutarak (cezalandırırız). Artık yeriniz ateştir, yardımcılarınız da yoktur. (Sizi cehennem azabından hiç kimse kurtaramaz)” denilecektir.

  • 46:28 Ahkaf: 28

    Bu durumda, Allah'ı bırakıp (O’na) yakınlık (sağlamak) için edindikleri ilahlar, (sahte hocalar, şefaatçiler) onlara yardım etselerdi ya. Bilakis, onlar kendilerinden kaybolup gittiler. (Zaten) Bu (sahte ilahlar ve onlara yükledikleri sıfatlar, sadece) onların yalanları ve uydurduklarıdır.

  • 47:7 Muhammed: 7

    Ey iman edenler! Eğer siz (cihad ederek ve İslami hareketi destekleyerek) Allah’a (dinine) yardım ederseniz, Allah da size yardım edip (zafere ulaştıracaktır. Dünyada izzet ve hürriyete, ahirette ise cennete ulaşıncaya kadar sizi hidayet üzerinde devamlı kılıp) ayaklarınızı sabit ve sağlam tutacaktır.

  • 47:13 Muhammed: 13

    Seni (aralarından ve yurdundan) sürüp çıkaran, (kavminden ve) karyenden kuvvet bakımından daha üstün nice memleketler (ve zalimler) vardı ki, Biz onları yıkıma uğratmıştık da onlar için hiçbir yardımcı (ve kurtarıcı) bulunmamıştı.

  • 48:3 Fetih: 3

    Ve Allah (bu sürecin sonunda), Sana ‘üstün ve onurlu’ bir zaferle yardım etsin (istedik).

  • 48:22 Fetih: 22

    Şayet kâfirler (Hudeybiye Anlaşmasına yanaşmayıp da) sizinle savaşsalardı, yine kesinlikle arkalarına dönüp kaçacaklardı. Sonra bir dost ve yardımcı da bulamayacaklardı.

  • 51:45 Zâriyât: 45

    Artık (onlar) ne ayağa kalkmaya güç yetirebiliyor, ne de yardım bulabiliyordu.

  • 52:46 Tûr: 46

    O gün, ne hileli-düzenleri kendilerine herhangi bir şeyle yarar sağlayacak, ne de (herhangi bir) yardım göreceklerdir. (İşte böylesi düşmanları; yardımsız ve yalnız bırakmak ve hainleri birbiriyle boğuşturmak büyük bir marifet ve önemli bir siyasettir.)

  • 54:44 Kamer: 44

    Yoksa onlar: “Biz, ‘birbiriyle yardımlaşıp nusret bulan’ (ve karşısında kimseler duramayan) ‘Güçlendirilmiş bir Cemiyetiz’ (sanki, Birleşmiş Milletleriz” diyerek) mi (şımarıp böbürlenmektedirler)?

  • 57:25 Hadid: 25

    Andolsun, Biz elçilerimizi apaçık belgelerle (mucizeler, ayetler ve kesin hükümlerle) gönderdik; ve insanlar (kuracakları Adil Devlet düzeniyle) adaleti ayakta tutsunlar diye, onlarla birlikte Kitabı ve mizanı (Kur’an’ı ve kıyas yapan aklı) indirdik. Ve kendisinde çetin bir sertlik ve insanlar için (çeşitli) yararlar bulunan demiri (ve iridyum madenini) de (meteorlar ile sonradan gökten) indirdik. (İnsanlara demir ve benzeri madenlerdeki gizli kuvveti teknolojide kullanma yeteneğini bahşettik.) Öyle ki Allah, gayb ile (görmedikleri halde) kimlerin Kendisine (Dinine) ve elçilerine yardım edeceğini belli etsin (ve açığa çıkarıversin). Şüphesiz Allah, büyük kuvvet sahibidir, üstünlük ve izzet O’na aittir. [Not: En son bilimsel araştırma neticeleri, DEMİR cinsinden olan ve ondan daha ağır ve dayanıklı bulunan ve her yıl ancak 3 ton kadar çıkarılan İRİDYUM madeninin Dünya’nın bünyesinde var edilmediğini, sonradan göktaşları vasıtası ile uzaydan indirildiğini tespit etmiştir. Böylesine ciddi ve ilmi gerçekleri, 1400 yıl öncesinden Hz. Peygamberin kendiliğinden bilip haber vermesi mümkün değildir. Öyle ise Kur’an-ı Kerim Onun sözleri olamaz, bunlar Allah’ın hikmetli ve hakikatli kelimeleridir. Ve bu nedenle Kur’an’ın diğer haber ve hükümleri de Hakk’tır ve mutlaka gerçekleşecektir.]

  • 59:8 Haşr: 8

    (Ayrıca bu ganimet malları) Hicret eden fakirleredir ki; onlar, sadece Allah'tan O’nun lütfunu ve rızasını dileyip aramak üzere; Allah'a (dinine) ve O'nun Resulüne yardım ederlerken (bu nedenle) yurtlarından ve mallarından sürülüp-çıkarılmış kimselerdir. İşte bunlar, (davasına) sadık kalan (mü’minlerdir).

  • 59:11 Haşr: 11

    (Bu arada Müslüman, Müttaki ve Mücahit geçinen, ama gerçekte) Münafıklık edenleri görmüyor musun ki, Kitap Ehlinden inkâr eden (gizli dost ve) kardeşlerine derler ki: "Andolsun, eğer siz (yurtlarınızdan) çıkarılacak olursanız, mutlaka biz de sizinle birlikte çıkarız ve size karşı olan hiç kimseye, hiçbir zaman itaat etmeyiz. Eğer size karşı savaşılırsa elbette size yardım ederiz." Oysa Allah şahitlik etmektedir ki onlar, gerçekten yalancı kimselerdir.

  • 59:12 Haşr: 12

    Andolsun eğer onlar (Yahudi ve Hristiyanlardan fitne fesat kurgulayanlar, yenilip yurtlarından) çıkarılsalar (bile), bunlar (Müslüman geçinen münafıklar) onlarla beraber (yurtlarını terk edip) çıkmazlar; eğer onlarla savaşılırsa, bunlar onlara yardım yapmaz (riske yanaşmaz ve tehlikeye atılmazlar), şayet (ilk başta) yardım etseler bile (ardından) mutlaka arkalarına dönüp kaçıvereceklerdir; sonra zaten kendilerine de yardım edilmeyecektir.

  • 61:13 Saff: 13

    Ve (cihad ehli için; dünyada iken de beklediğiniz ve) seveceğiniz bir başka (nimet) daha var: Allah'tan 'yardım ve zafer (nusret erişecek)' ve yakın bir fetih (önünde sonunda mutlaka gelecektir. Gerçek mücahit) mü'minleri müjdele (ki; va’ad edilen bu mutlu ve kutlu netice, sadece onlar tarafından beklenmektedir).

  • 61:14 Saff: 14

    Ey iman edenler, Allah'ın (Dininin) yardımcıları olun (Hakk davanın ve mazlum halkların gayretini çekin). Şunun gibi ki; Meryem oğlu İsa Havarilere: "Allah'a (giden yolda ve Hakk Dini uğrunda) benim yardımcılarım kimlerdir?" demişti de, Havariler Ona; "Allah'ın yardımcıları bizleriz" (diye yanıt vermişlerdi.) Böylece İsrailoğullarından (az) bir topluluk iman etmiş, (geri kalan) bir topluluk da inkâr etmişti. Sonunda Biz iman edenleri düşmanlarına karşı destekleyince, onlar da üstün gelmişlerdi.

  • 66:2 Tahrim: 2

    Allah (gereksiz) yeminlerinizin (kefâretle) çözülmesini size farz (veya meşru) kılmıştır. Allah sizin Mevlâ’nız (sahibiniz, yardımcınız)dır. O (her şeyi hakkıyla) Bilendir, Hüküm ve Hikmet sahibidir.

  • 67:20 Mülk: 20

    (Ey Siyonist ve emperyalist zalim güçler ve Allah’tan ziyade bunlardan çekinen ve güvenen gafiller! İşte bu yegâne kuvvet ve kudret sahibi olan) Rahman’a karşı (ve O’na rağmen), size yardım edeceğine (inandığınız ve süper güç sandığınız) şu sizin ordunuz (uçak gemilerinizden, balistik füzelerinizden ve tank roketlerinizden oluşan bir sürü devasa filonuz; Cenab-ı Hakkın Kudreti karşısında neymiş ve) kimmiş (ki korkup onlara sığınmaktasınız…?) Oysa gerçekte bütün kâfirler, (ve onlardan korkan gafiller) sadece boş bir gurur ve aldanış içinde bulunmaktadırlar.

  • 71:12 Nuh: 12

    “Size mallar ve çocuklarla (yardım edip) güç ve destek versin. Size (ürün yüklü) bağlar-bahçeler ihsan etsin ve sizin için ırmaklar da akıtıversin.”

  • 71:25 Nuh: 25

    (İşte bu yüzden) Onlar, (inkâr ve) hataları dolayısıyla (dünyada) suda boğuldular, sonra (ahirette de) ateşe sokuldular. O durumda Allah'ın dışında hiçbir yardımcı da bulamadılar.

  • 72:24 Cinn: 24

    Hatta ki onlar, kendilerine va’ad edileni (tehdit olundukları hezimet ve akıbeti, eceli ve ahireti) gördükleri zaman, yardımcı olmak bakımından kim daha zayıfmış (kimlerin destek çıkanları aciz ve çaresiz kalacakmış) ve sayı bakımından kim daha azmış (ve zavallıymış), artık öğrenmiş olacaklardır.

  • 79:23 Nazi’ât: 23

    Sonunda (yardımcı güçlerini) toplamış (onlara şöyle) seslenmişti;

  • 86:10 Târık: 10

    Orada onun (insanoğlunun) ne (kaçıp kurtulacak) gücü vardır, ne yardımcısı (bulunacaktır).

  • 107:4 Mâûn: 4

    İşte yazıklar olsun (bu duyarsızlıklarına rağmen) şu namaz kılanlara (şuursuz, huzursuz ve sorumsuz şekilde dua ve ibadet yapanlara) ki!

  • 107:5 Mâûn: 5

    Onlar kıldıkları namazlarının ve dualarının (manasından ve maksadından) gafil ve habersiz (bulunmaktadırlar).

  • 107:6 Mâûn: 6

    Onlar (ibadetlerinde ve dini hizmetlerinde riyakârdırlar), sadece gösteriş yapmaktadırlar.

  • 107:7 Mâûn: 7

    (Dinin bütün hükümleriyle yerleşip yürümesi ve tüm mazlum ve yoksulların huzura ermesi yolunda) Malının az bir kısmının (kamu payı ve yoksul hakkı olarak paylaşma ve dayanışma amaçlı) alınmasına (ülkede FAİZ sistemini kaldıracak ve zekât vergisini uygulayacak bir nizamın kurulmasına) bile mâni olup engellemeye çalışmaktadırlar. (İşte böylesine zalim, hain ve merhametsiz davranmalarının sebebi, gerçek bir imanla DİN’in aslına ve ahiret hesabına inanmamış olmalarıdır. Bir kişinin veya kesimin, ibadet alışkanlıklarıyla, helâl kazanma ve hayırda harcama gibi ekonomik sorumlulukları arasında bir uygunluk yoksa, bunların dindarlık tavrı samimiyetten uzaktır.)

  • 110:1 Nasr: 1

    Allah’ın yardımı (ile zafer) ve fetih geldiği zaman (ki Allah’ın va’adi Hakk’tır.)

  • 1:5 Fatiha: 5

    اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَاِيَّاكَ نَسْتَعٖينُۜ

    (Bu nedenlerle Ey Rabbimiz!) Biz (bütün mü’minler) ancak ve yalnız Sana ibadet eder (Senin buyruklarını uygular ve Yüce rızanı ararız) ve (her konuda) sadece Senden yardım diler (ve Senin avn-ü inâyetine sığınırız).

  • 2:23 Bakara: 23

    وَاِنْ كُنْتُمْ فٖي رَيْبٍ مِمَّا نَزَّلْنَا عَلٰى عَبْدِنَا فَأْتُوا بِسُورَةٍ مِنْ مِثْلِهٖۖ وَادْعُوا شُهَدَٓاءَكُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقٖينَ

    Eğer kulumuza (Muhammed’e parça parça) indirdiğimizden (Kur’an-ı Kerim’den) şüphe ediyorsanız ve (bu iddianızda) sadıklardan (samimi ve tutarlı olanlardan)sanız; haydi Allah’tan başka şahitliğine (bilgisine ve belgesine güvendiğiniz) tüm tanıklarınızı (ve tanıdıklarınızı yardıma) çağırın ve Onun (Kur’an’ın) surelerine benzeyen bir sure (meydana) getirin (bakalım)!

  • 2:45 Bakara: 45

    وَاسْتَعٖينُوا بِالصَّبْرِ وَالصَّلٰوةِۜ وَاِنَّهَا لَكَبٖيرَةٌ اِلَّا عَلَى الْخَاشِعٖينَۙ

    (Her konuda ve zorluk durumunda) Sabır (sebat)la ve namazla (Allah’a sığınıp) yardım isteyin. Ancak bu, (Rablerine kavuşacaklarına, O’na dönüp huzuruna çıkacaklarına inanan ve) Allah’tan saygıyla korkanlardan (başkasına namaz ve sabır) elbette büyük ve ağır (bir yük gibi) gelir (altında ezilip kalırlar; ya terk edip bırakırlar veya baştan savma kılarlar).

  • 2:48 Bakara: 48

    وَاتَّقُوا يَوْمًا لَا تَجْزٖي نَفْسٌ عَنْ نَفْسٍ شَيْـًٔا وَلَا يُقْبَلُ مِنْهَا شَفَاعَةٌ وَلَا يُؤْخَذُ مِنْهَا عَدْلٌ وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَ

    Ve hiç kimsenin, hiç kimse adına bir şey ödeyemeyeceği, (Allah’ın izin verdikleri hariç) hiç kimsenin şefaatinin kabul edilmeyeceği, hiç kimseden bir fidyenin (günah bedelinin) alınıp (salıverilmeyeceği) ve (hiçbir şekilde) yardım görülmeyeceği bir günden sakının.

  • 2:85 Bakara: 85

    ثُمَّ اَنْتُمْ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ تَقْتُلُونَ اَنْفُسَكُمْ وَتُخْرِجُونَ فَرٖيقًا مِنْكُمْ مِنْ دِيَارِهِمْۘ تَظَاهَرُونَ عَلَيْهِمْ بِالْاِثْمِ وَالْعُدْوَانِۜ وَاِنْ يَأْتُوكُمْ اُسَارٰى تُفَادُوهُمْ وَهُوَ مُحَرَّمٌ عَلَيْكُمْ اِخْرَاجُهُمْۜ اَفَتُؤْمِنُونَ بِبَعْضِ الْكِتَابِ وَتَكْفُرُونَ بِبَعْضٍۚ فَمَا جَزَٓاءُ مَنْ يَفْعَلُ ذٰلِكَ مِنْكُمْ اِلَّا خِزْيٌ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۚ وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِ يُرَدُّونَ اِلٰٓى اَشَدِّ الْعَذَابِۜ وَمَا اللّٰهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ

    Sonra siz, (maalesef yine) birbirinizi öldürüyor, içinizden bir bölümünüzü yurtlarından sürüp-çıkarıyor; günah ve düşmanlıkla (zayıfların) aleyhlerinde ittifaklar kuruyor ve şayet size esir olarak geldiklerinde ise onlarla fidyeleşiyor (özgürlük parası alıp bırakıyor)dunuz. Oysa onları (insanları haksız yere yurtlarından) çıkarmanız size haram kılınmıştı. Yoksa siz, Kitabın (işinize gelen) bir bölümüne inanıp da (zorunuza giden) bir bölümünü inkâr mı ediyorsunuz? Artık sizden böyle yapanların dünya hayatındaki cezası, rezil ve aşağılık olmaktan (zalimlere uşaklık yapmaktan) başkası değildir; kıyamet gününde de azabın en şiddetli olanına uğratılacaklardır. Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir.

  • 2:86 Bakara: 86

    اُو۬لٰٓئِكَ الَّذٖينَ اشْتَرَوُا الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا بِالْاٰخِرَةِۘ فَلَا يُخَفَّفُ عَنْهُمُ الْعَذَابُ وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَ۟

    İşte bunlar (dinlerini eğip bükenler, ebedi) ahireti verip (geçici) dünya hayatını satın alanlardır; bundan dolayı azapları hafifletilmeyecek ve kendilerine yardım edilmeyecektir.

  • 2:107 Bakara: 107

    اَلَمْ تَعْلَمْ اَنَّ اللّٰهَ لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا نَصٖيرٍ

    Bilmez misin ki, göklerin ve yerin (ve aralarındaki her şeyin) mülk ve hükümdarlığı yalnız Allah'ındır. Sizin için Allah'tan başka (gerçek anlamda) ne bir (sığınılacak ve sahip çıkılacak) veli, ne de bir yardımcı vardır. (Bulmak da mümkün değildir.)

  • 2:120 Bakara: 120

    وَلَنْ تَرْضٰى عَنْكَ الْيَهُودُ وَلَا النَّصَارٰى حَتّٰى تَتَّبِعَ مِلَّتَهُمْۜ قُلْ اِنَّ هُدَى اللّٰهِ هُوَ الْهُدٰىۜ وَلَئِنِ اتَّبَعْتَ اَهْوَٓاءَهُمْ بَعْدَ الَّذٖي جَٓاءَكَ مِنَ الْعِلْمِۙ مَا لَكَ مِنَ اللّٰهِ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا نَصٖيرٍ

    Sen onların milletlerine (Siyonist ve emperyalist emellerine ve zulüm düzenlerine) tâbi olmadıkça Yahudi ve Hristiyanlar, kesinlikle Senden (ve Ümmet-i Muhammed’den) asla razı olacak (memnun kalacak) değillerdir. (Eğer Yahudi ve Hristiyanların zalim takımı, Müslüman bilinen kimselerden razıysa ve yardımcı oluyorlarsa, anlayın ki bunlar, kendilerinin güdümüne girmişlerdir.) De ki: Şüphesiz (tek) kurtuluş ve huzur yolu, Allah’ın yoludur (Peygamberin sünneti ve sistemidir). Eğer Sana gelen bunca ilimden (ve Kur’ani haber ve hükümlerden) sonra onların (yani Siyonist ve emperyalist odaklara yanaşanların) hevâlarına (ve şeytani arzularına) uyacak olursan, (artık) Senin için Allah (tarafın)dan ne bir dost, ne de bir yardımcı kalıverir.

  • 2:123 Bakara: 123

    وَاتَّقُوا يَوْمًا لَا تَجْزٖي نَفْسٌ عَنْ نَفْسٍ شَيْـًٔا وَلَا يُقْبَلُ مِنْهَا عَدْلٌ وَلَا تَنْفَعُهَا شَفَاعَةٌ وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَ

    Ve hiç kimsenin, hiç kimse adına bir şey ödeyemeyeceği, hiç kimseden (günahlarına karşılık) fidye alınıp (salıverilmeyeceği) ve hiç kimsenin (inkârcılar ve münafıklar için yapacağı) şefaatinin kabul edilmeyeceği ve onların (hiçbir şekilde) yardım göremeyeceği bir günden sakınıp (küfür ve kötülükten çekinin).

  • 2:153 Bakara: 153

    يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اسْتَعٖينُوا بِالصَّبْرِ وَالصَّلٰوةِۜ اِنَّ اللّٰهَ مَعَ الصَّابِرٖينَ

    (Artık) Ey iman edenler, sabırla ve namazla (Allah için sıkıntılara katlanmak ve devamlı ibadet ve dua üzerinde bulunmakla Benden) yardım dileyin. Gerçekten Allah, sabredenlerle beraberdir.

  • 2:214 Bakara: 214

    اَمْ حَسِبْتُمْ اَنْ تَدْخُلُوا الْجَنَّةَ وَلَمَّا يَأْتِكُمْ مَثَلُ الَّذٖينَ خَلَوْا مِنْ قَبْلِكُمْۜ مَسَّتْهُمُ الْبَأْسَٓاءُ وَالضَّرَّٓاءُ وَزُلْزِلُوا حَتّٰى يَقُولَ الرَّسُولُ وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا مَعَهُ مَتٰى نَصْرُ اللّٰهِۜ اَلَٓا اِنَّ نَصْرَ اللّٰهِ قَرٖيبٌ

    Yoksa siz, daha önce gelip geçen (kavimlerin durumu) başınıza gelmeden (onların İslam yolunda ve imtihan amacıyla çektiklerini siz de çekmeden; dünyada Adil Devlete erişeceğinizi, ahirette ise) cennete gireceğinizi mi zannettiniz? Onlara öylesine belalar, yoksulluk ve hastalıklar dokunmuş ve öylesine sarsılmışlardı ki, sonunda peygamber ve onunla birlikte iman eden kimseler; “Allah'ın yardımı ne zaman?” diyecek (kadar çaresiz kalmışlar ama buna rağmen davalarından asla caymamışlardı. Sadakat ve samimiyetlerini böylece ispat ettikten sonra) İyi bilin ve bekleyin ki, artık Allah'ın yardımı yakında erişecektir.

  • 2:250 Bakara: 250

    وَلَمَّا بَرَزُوا لِجَالُوتَ وَجُنُودِهٖ قَالُوا رَبَّنَٓا اَفْرِغْ عَلَيْنَا صَبْرًا وَثَبِّتْ اَقْدَامَنَا وَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرٖينَۜ

    Onlar(dan iman erleri) Calut ve askerlerine karşı çıkarken de şunları söylemişlerdi: “Rabbimiz, (cihaddan kaçmamak, ordudan ve itaatten ayrılmamak için) üzerimize sabır ve metanet yağdır; ayaklarımızı (hizmet ve istikamet üzerinde sabit ve) sağlam tut ve (Senin Hakk Dinini ve adalet düzenini) inkâr eden topluluklara karşı bize yardım et..." (diye dua etmişlerdi.)

  • 2:270 Bakara: 270

    وَمَٓا اَنْفَقْتُمْ مِنْ نَفَقَةٍ اَوْ نَذَرْتُمْ مِنْ نَذْرٍ فَاِنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُهُۜ وَمَا لِلظَّالِمٖينَ مِنْ اَنْصَارٍ

    (Ey mü’minler, gösterişten ve cimrilikten vazgeçin!) Her neyi nafaka olarak infak eder veya nezir olarak neyi adarsanız, (zaten) muhakkak Allah onu bilir. (İmkân ve fırsatı olduğu halde infaktan ve hayır yolunda harcamaktan kaçınarak cimrilik yapan) Zalimlerin ise yardımcıları yoktur. (Allah zulmedenleri yalnız ve yardımsız bırakacaktır.)

  • 2:286 Bakara: 286

    لَا يُكَلِّفُ اللّٰهُ نَفْسًا اِلَّا وُسْعَهَاۜ لَهَا مَا كَسَبَتْ وَعَلَيْهَا مَا اكْتَسَبَتْۜ رَبَّنَا لَا تُؤَاخِذْنَٓا اِنْ نَسٖينَٓا اَوْ اَخْطَأْنَاۚ رَبَّنَا وَلَا تَحْمِلْ عَلَيْنَٓا اِصْرًا كَمَا حَمَلْتَهُ عَلَى الَّذٖينَ مِنْ قَبْلِنَاۚ رَبَّنَا وَلَا تُحَمِّلْنَا مَا لَا طَاقَةَ لَنَا بِهٖۚ وَاعْفُ عَنَّا۠ وَاغْفِرْ لَنَا۠ وَارْحَمْنَا۠ اَنْتَ مَوْلٰينَا فَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرٖينَ

    Allah, hiç kimseye güç yetireceğinden (kapasitesinden) başkasını yüklemez. (Herkesin) Kazandığı (iyilikler) lehine (kendi hayrına ve menfaatine), kazandırdıkları (veya sebep oldukları kötülükler ile, ona haksız şekilde kazandırılan şeyler ise) kendi aleyhine (zararına ve şer hanesine)dir. “Rabbimiz, unuttuklarımızdan veya (bu Kur’an’a, akla ve vicdana dayanarak vardığımız kararlarda ve içtihatlarımızda hataen) yanıldıklarımızdan dolayı bizi sorumlu tutarak azarlayıp cezalandırma! (Ey) Rabbimiz; (hadlerini aştıkları ve azıp şımardıkları için) bizden öncekilere yüklediğin gibi, bize de ağır (sorumluluklar) yükleyip (bizi bunaltma! Ey) Rabbimiz, kendisine güç yetiremeyeceğimiz şeyi bize taşıtma! Bizi affet. Bizi bağışla. Bizi esirgeyip acı! Sen bizim Mevlâ’mızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et. (Nusret ve muvaffakiyet verip zafere eriştir. Amin.)”

  • 3:13 Âl-i İmrân: 13

    قَدْ كَانَ لَكُمْ اٰيَةٌ فٖي فِئَتَيْنِ الْتَقَتَاۜ فِئَةٌ تُقَاتِلُ فٖي سَبٖيلِ اللّٰهِ وَاُخْرٰى كَافِرَةٌ يَرَوْنَهُمْ مِثْلَيْهِمْ رَأْيَ الْعَيْنِۜ وَاللّٰهُ يُؤَيِّدُ بِنَصْرِهٖ مَنْ يَشَٓاءُۜ اِنَّ فٖي ذٰلِكَ لَعِبْرَةً لِاُو۬لِي الْاَبْصَارِ

    (Bedir’de) Karşı karşıya gelen iki toplulukta da, andolsun sizin için bir ayet (ibret) vardır. Bir topluluk Allah yolunda çarpışıyordu; diğeri ise kâfir(ler grubu) idi, ki göz (kararı) görmesiyle karşılarındakini (mü’minleri) kendilerinin iki katı görüyorlardı. (Böylece Allah kâfirlerin moralini bozmakta ve cesaretlerini kırmaktaydı.) İşte Allah, dilediğine yardımıyla (böyle) destek (çıkmaktadır). Şüphesiz bunda, basiret sahipleri için gerçekten bir ibret vardır.

  • 3:22 Âl-i İmrân: 22

    اُو۬لٰٓئِكَ الَّذٖينَ حَبِطَتْ اَعْمَالُهُمْ فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِۘ وَمَا لَهُمْ مِنْ نَاصِرٖينَ

    İşte bunlar, yaptıkları (bütün amelleri) dünyada ve ahirette boşa gitmiş olan kimselerdir. Ve onların yardımcıları da yoktur (hiçbir şekilde kendilerine şefaat de edilmeyecektir).

  • 3:52 Âl-i İmrân: 52

    فَلَمَّٓا اَحَسَّ عٖيسٰى مِنْهُمُ الْكُفْرَ قَالَ مَنْ اَنْصَارٖٓي اِلَى اللّٰهِۜ قَالَ الْحَوَارِيُّونَ نَحْنُ اَنْصَارُ اللّٰهِۚ اٰمَنَّا بِاللّٰهِۚ وَاشْهَدْ بِاَنَّا مُسْلِمُونَ

    (Hz.) İsa onlardaki inkârı (isyan ve itirazı) sezince dedi ki: “(Sizden) Allah için bana yardım edecekler (samimi ve sürekli destek verecekler) kimdir?” Havariler ise: “Allah’ın yardımcıları biziz. Biz Allah’a inandık, (ey İsa!) bizim gerçekten Müslümanlar olduğumuza şahit ol” demişlerdi.

  • 3:56 Âl-i İmrân: 56

    فَاَمَّا الَّذٖينَ كَفَرُوا فَاُعَذِّبُهُمْ عَذَابًا شَدٖيدًا فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِۘ وَمَا لَهُمْ مِنْ نَاصِرٖينَ

    "İnkâr edenleri ise, dünyada ve ahirette şiddetli bir azapla azaplandıracağım. Onların hiçbir yardımcıları bulunmayacaktır."

  • 3:81 Âl-i İmrân: 81

    وَاِذْ اَخَذَ اللّٰهُ مٖيثَاقَ النَّبِيّٖنَ لَمَٓا اٰتَيْتُكُمْ مِنْ كِتَابٍ وَحِكْمَةٍ ثُمَّ جَٓاءَكُمْ رَسُولٌ مُصَدِّقٌ لِمَا مَعَكُمْ لَتُؤْمِنُنَّ بِهٖ وَلَتَنْصُرُنَّهُۜ قَالَ ءَاَقْرَرْتُمْ وَاَخَذْتُمْ عَلٰى ذٰلِكُمْ اِصْرٖيۜ قَالُٓوا اَقْرَرْنَاۜ قَالَ فَاشْهَدُوا وَاَنَا۬ مَعَكُمْ مِنَ الشَّاهِدٖينَ

    Hani o vakit Allah peygamberlerden 'kesin bir söz (misak)' almıştı: "Andolsun size Kitap ve hikmetten (doğru bilgiler) vereceğim, sonra size beraberinizdekini (kutsal metinleri) doğrulayan bir elçi geldiğinde ise ona hemen ve kesin olarak iman edecek ve ona mutlaka (ve her konuda) yardıma yetişeceksiniz!” buyurmuştu. (Ardından:) "Bunu (onaylayıp kabul ve) ikrar ettiniz ve bu ağır yükümü (ve dini gayret yükümlülüğünü) aldınız mı?" (diye sormuştu.) Onlar ise: "İkrar ettik!" (Kabullendik) demişlerdi de (bunun üzerine Rabbimiz de:) "Öyleyse şahit olun, Ben de sizinle beraber şahit olanlardanım" demişti.

  • 3:111 Âl-i İmrân: 111

    لَنْ يَضُرُّوكُمْ اِلَّٓا اَذًىۜ وَاِنْ يُقَاتِلُوكُمْ يُوَلُّوكُمُ الْاَدْبَارَ۠ ثُمَّ لَا يُنْصَرُونَ

    (Ancak bu inkârcılar ve münafıklar) Onlar size ezadan (geçici sıkıntı ve zorluklardan) başka, kesinlikle (ciddi) hiçbir zarar veremezler. Eğer sizinle savaşırlarsa, size arkalarını dönüp kaçarlar. Sonra kendilerine yardım da edilmez. (Sahipsiz ve desteksiz kalacaklardır.)

  • 3:122 Âl-i İmrân: 122

    اِذْ هَمَّتْ طَٓائِفَتَانِ مِنْكُمْ اَنْ تَفْشَلَاۙ وَاللّٰهُ وَلِيُّهُمَاۜ وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ

    (Uhud gününde) O zaman sizden (mü’minlerden) iki grup, (düşmanın çok üstün gücünden ürkerek) neredeyse 'çözülüp geri çekilmeye (ve savaşa girmemeye)' yönelmişti. Oysa (endişeleri yersizdi, çünkü) Allah onların (velisi) destekçisiydi. Artık mü'minler, yalnızca Allah'a tevekkül etmelidir.

  • 3:123 Âl-i İmrân: 123

    وَلَقَدْ نَصَرَكُمُ اللّٰهُ بِبَدْرٍ وَاَنْتُمْ اَذِلَّةٌۚ فَاتَّقُوا اللّٰهَ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

    Andolsun, siz zayıf ve güçsüz iken Allah size Bedir'de de yardımıyla zafer vermişti. Şu halde Allah'tan (korkup O’na sığının, itiraz ve isyandan) sakının; ta ki, O'na şükretmiş (sayıla)bilesiniz.

  • 3:124 Âl-i İmrân: 124

    اِذْ تَقُولُ لِلْمُؤْمِنٖينَ اَلَنْ يَكْفِيَكُمْ اَنْ يُمِدَّكُمْ رَبُّكُمْ بِثَلٰثَةِ اٰلَافٍ مِنَ الْمَلٰٓئِكَةِ مُنْزَلٖينَۜ

    (Ey Nebim!) Hani o zaman Sen mü’minlere: “Rabbinizin size meleklerden indirilmiş üç bin kişiyle yardım iletmesi size yetmez mi?” diye (uyarıvermiştin).

  • 3:125 Âl-i İmrân: 125

    بَلٰٓىۙ اِنْ تَصْبِرُوا وَتَتَّقُوا وَيَأْتُوكُمْ مِنْ فَوْرِهِمْ هٰذَا يُمْدِدْكُمْ رَبُّكُمْ بِخَمْسَةِ اٰلَافٍ مِنَ الْمَلٰٓئِكَةِ مُسَوِّمٖينَ

    Evet, eğer (siz Hakk ve hayır yolundaki sıkıntılara) sabrederseniz, (günahlardan da) sakınıverirseniz ve onlar (düşmanlarınız) da aniden üstünüze (saldırırsa yine) Rabbiniz size meleklerden nişanlı beş bin kişiyle (yani görmediğiniz, ama hissettiğiniz manevi desteklerle) yardım eriştirecek ve imdadınıza yetişecektir.

  • 3:126 Âl-i İmrân: 126

    وَمَا جَعَلَهُ اللّٰهُ اِلَّا بُشْرٰى لَكُمْ وَلِتَطْمَئِنَّ قُلُوبُكُمْ بِهٖۜ وَمَا النَّصْرُ اِلَّا مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ الْعَزٖيزِ الْحَكٖيمِۙ

    Allah bunu (melekler ve manevi güçlerle yardımı) size ancak bir müjde olsun ve kalpleriniz bununla tatmin bulsun diye yaptı (ve yapacak... Yoksa) "Yardım ve zafer" (nusret) ancak, Üstün ve Güçlü, Hüküm ve Hikmet sahibi olan Allah'a aittir. (O’nun indindedir.)

  • 3:147 Âl-i İmrân: 147

    وَمَا كَانَ قَوْلَهُمْ اِلَّٓا اَنْ قَالُوا رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَاِسْرَافَنَا فٖٓي اَمْرِنَا وَثَبِّتْ اَقْدَامَنَا وَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرٖينَ

    O (Rabbani âlimler) sadece şunu söylüyorlardı: “Rabbimiz, bizim günahlarımızı ve işlerimizdeki (cihad görevimizdeki ihmalkârlık ve) taşkınlıklarımızı bağışla. Ayaklarımızı (Hakk’ta ve cihad yolunda) sağlam tut (kaydırma). Kâfir (ve zalim) topluluk (ve teşkilat)lara karşı bize yardım et!”

  • 3:150 Âl-i İmrân: 150

    بَلِ اللّٰهُ مَوْلٰيكُمْۚ وَهُوَ خَيْرُ النَّاصِرٖينَ

    Bilakis (asla unutmayınız ve ona göre davranınız ki), sizin Mevlâ’nız (gerçek sahibiniz ve destekçiniz ancak) Allah'tır. O, yardım edenlerin en hayırlısıdır.

  • 3:160 Âl-i İmrân: 160

    اِنْ يَنْصُرْكُمُ اللّٰهُ فَلَا غَالِبَ لَكُمْۚ وَاِنْ يَخْذُلْكُمْ فَمَنْ ذَا الَّذٖي يَنْصُرُكُمْ مِنْ بَعْدِهٖۜ وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ

    Eğer Allah (herhangi bir konuda ve düşman karşısında) size yardım ederse, artık (hiç kimse) sizi yenilgiye uğratamayacaktır ve eğer sizi 'yapayalnız ve yardımsız' bırakacak olursa, O'ndan sonra da size yardım edecek kimse (çıkmayacaktır). Öyleyse mü'minler, yalnızca Allah'a tevekkül etsinler-etmelidirler. (O’nun nusret ve inayetini gözlemelidirler.)

  • 3:192 Âl-i İmrân: 192

    رَبَّنَٓا اِنَّكَ مَنْ تُدْخِلِ النَّارَ فَقَدْ اَخْزَيْتَهُۜ وَمَا لِلظَّالِمٖينَ مِنْ اَنْصَارٍ

    Rabbimiz, şüphesiz Sen kimi ateşe sokarsan, artık onu "hor ve aşağılık" kılmışsındır; (ki orada) zulmedenlerin yardımcıları da yoktur (ve asla olmayacaktır).

  • 4:45 Nisa: 45

    وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِاَعْدَٓائِكُمْۜ وَكَفٰى بِاللّٰهِ وَلِيًّاۗ وَكَفٰى بِاللّٰهِ نَصٖيرًا

    (Halbuki) Allah sizin (gerçek dostlarınızı ve) düşmanlarınızı daha iyi Bilendir (ve bunun için Siyonist Yahudilerin, Haçlı ve dinsiz Hristiyan emperyalistlerin güdümüne girmenizi yasak etmiştir); oysa bir veli olarak (güvenip sığınılacak bir merci bakımından) Allah yeterlidir. Tam bir yardımcı ve zafere ulaştırıcı olarak da (yine) Allah kâfidir.

  • 4:52 Nisa: 52

    اُو۬لٰٓئِكَ الَّذٖينَ لَعَنَهُمُ اللّٰهُۜ وَمَنْ يَلْعَنِ اللّٰهُ فَلَنْ تَجِدَ لَهُ نَصٖيرًاۜ

    İşte bunlar, (kâfir zihniyetleri ve münafık istismarcı tipleri, İslami düzen isteyenlerden üstün tutanlar) Allah'ın lanet ettiği kimselerdir. Her kim de Allah'ın lanetine uğrarsa, artık Sen ona hiçbir yardımcı bulamazsın. (Onlar helak olmayı hak etmişlerdir.)

  • 4:75 Nisa: 75

    وَمَا لَكُمْ لَا تُقَاتِلُونَ فٖي سَبٖيلِ اللّٰهِ وَالْمُسْتَضْعَفٖينَ مِنَ الرِّجَالِ وَالنِّسَٓاءِ وَالْوِلْدَانِ الَّذٖينَ يَقُولُونَ رَبَّنَٓا اَخْرِجْنَا مِنْ هٰذِهِ الْقَرْيَةِ الظَّالِمِ اَهْلُهَاۚ وَاجْعَلْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ وَلِيًّاۚ وَاجْعَلْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ نَصٖيرًاۜ

    (Ey Müslümanlar!) Size ne oluyor (ve nasıl bir vicdani sorumsuzluğa kayıyorsunuz) ki; "Ya Rabbi, ehli (ve idarecileri) zalim olan şu ülkeden (ve şu düzenden) bizi (kurtarıp, huzura ve refaha) çıkar, bize Kendi katından bir sahip gönder ve bize Kendi rahmetinden bir yardımcı ver" diye yalvarıp duran; erkek, kadın ve çocuklardan oluşan aciz ve çaresiz (nice mazlum müstaz’af) kimseleri (kurtarmak) için Allah yolunda (çalışıp) çarpışmıyorsunuz? (Bu duyarsızlık ve nemelâzımcılık imani ve vicdani bir tavır değildir.) [Not: Bugün Filistin topraklarında soykırıma uğrayan mazlumların; Afrika’da, Asya’da ve Güney Amerika’daki milyonlarca aç, biilaç, çıplak ve muhtaç Müslümanların ve farklı din ve kavimden nice mazlum ve mağdur insanların ezilmesine ve sömürülmesine yol açan bu zalim ve Siyonist sistemi yıkacak ve yeryüzünde Adil bir Düzen’i kuracak niyet ve gayreti taşımayanları Cenab-ı Hakk bu ayetle ve şiddetle ikaz etmektedir.]

  • 4:89 Nisa: 89

    وَدُّوا لَوْ تَكْفُرُونَ كَمَا كَفَرُوا فَتَكُونُونَ سَوَٓاءً فَلَا تَتَّخِذُوا مِنْهُمْ اَوْلِيَٓاءَ حَتّٰى يُهَاجِرُوا فٖي سَبٖيلِ اللّٰهِۜ فَاِنْ تَوَلَّوْا فَخُذُوهُمْ وَاقْتُلُوهُمْ حَيْثُ وَجَدْتُمُوهُمْۖ وَلَا تَتَّخِذُوا مِنْهُمْ وَلِيًّا وَلَا نَصٖيرًاۙ

    (O münafıklar) Onlar, kendilerinin (hıyanet ve nankörlük edip) inkâra saptıkları gibi, sizin de (Hakk’tan ayrılıp) inkâra kaymanızı arzulamaktadırlar. (Eğer onlara uysaydınız) Böylelikle (ahlâk ve anlayış bakımından) onlarla bir olacaktınız. Öyleyse Allah yolunda hicret edinceye (küfür ve zulüm düzeninden vazgeçip Hakka dönünceye) kadar onlardan veliler (dostlar) tutmayın (onlara aldanmayın). Şayet (hicretlerinden ve tevbelerinden sonra bile) yine yüz çevirirlerse (tekrar Hakk’tan döner ve halkı fesada yönelirlerse), artık onları yakalayın ve her nerede ele geçirirseniz öldürüp (etkisiz bırakın! Artık) onlardan ne bir veli (dost) edinin, ne de bir yardımcı! (Çünkü onlar güvenilmez insanlardır.)

  • 4:123 Nisa: 123

    لَيْسَ بِاَمَانِيِّكُمْ وَلَٓا اَمَانِيِّ اَهْلِ الْكِتَابِۜ مَنْ يَعْمَلْ سُٓوءًا يُجْزَ بِهٖۙ وَلَا يَجِدْ لَهُ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَلِيًّا وَلَا نَصٖيرًا

    Bu (hesap ve sevap konusu) sizin kuruntularınıza ve Kitap Ehlinin (bâtıl kurgularına ve) kuruntularına göre değildir. Doğrusu kim kötülük yaparsa (Kur’an’ın ve kâinatın yasalarına aykırı davranıp Allah’ın kullarına ve mahlûkatına kötü davranırsa) cezasına katlanacaktır. Ve o kendisine Allah'tan başka bir veli (dost) ve bir yardımcı da bulamayacaktır. (Salih ameli, dini gayreti ve Hakka teslimiyeti yoksa, hiç kimsenin zahiri etiketi ve resmi hüviyeti onu kurtaramayacaktır.)

  • 4:145 Nisa: 145

    اِنَّ الْمُنَافِقٖينَ فِي الدَّرْكِ الْاَسْفَلِ مِنَ النَّارِۚ وَلَنْ تَجِدَ لَهُمْ نَصٖيرًاۙ

    Şüphesiz (kâfirleri veli edinen) münafıklar, cehennem ateşinin en aşağı tabakasındadırlar. Onlara bir yardım edici de bulamazsın.

  • 4:173 Nisa: 173

    فَاَمَّا الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَيُوَفّٖيهِمْ اُجُورَهُمْ وَيَزٖيدُهُمْ مِنْ فَضْلِهٖۚ وَاَمَّا الَّذٖينَ اسْتَنْكَفُوا وَاسْتَكْبَرُوا فَيُعَذِّبُهُمْ عَذَابًا اَلٖيمًاۙ وَلَا يَجِدُونَ لَهُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَلِيًّا وَلَا نَصٖيرًا

    Ama (tam ve sağlam olarak) iman edenler ve (taat, cihad, güzel ahlâk, hayır hasenat gibi) salih ameller işleyenler(e gelince), onlara ecirlerini (ve ödüllerini) eksiksiz verecek ve onlara Kendi fazlından (daha ne tükenmez nimet ve faziletler de) fazladan ekleyecektir. (Allah’ın rızasını aramak ve ihlasla Kur'ani kurallara sarılmak konusunda isteksiz-gayretsiz ve) Çekimser davranıp (sorumluluk ve sıkıntıdan) kaçınanlara ve büyüklük taslayanlara (gelince), onları acıklı bir azapla azaplandıracaktır ve onlar kendileri için Allah’tan başka bir (vekil) koruyucu dost ve yardımcı bulamayacaklardır.

  • 5:72 Maide: 72

    لَقَدْ كَفَرَ الَّذٖينَ قَالُٓوا اِنَّ اللّٰهَ هُوَ الْمَسٖيحُ ابْنُ مَرْيَمَۜ وَقَالَ الْمَسٖيحُ يَا بَنٖٓي اِسْرَٓاءٖيلَ اعْبُدُوا اللّٰهَ رَبّٖي وَرَبَّكُمْۜ اِنَّهُ مَنْ يُشْرِكْ بِاللّٰهِ فَقَدْ حَرَّمَ اللّٰهُ عَلَيْهِ الْجَنَّةَ وَمَأْوٰيهُ النَّارُۜ وَمَا لِلظَّالِمٖينَ مِنْ اَنْصَارٍ

    Andolsun, "Meryem oğlu Mesih, kesinlikle Allah’tır" diyenler küfre sapmıştır. Oysa (İsa) Mesih'in dediği (sadece şudur:) "Ey İsrailoğulları, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a ibadet edin. Çünkü O, Kendisine ortak koşana şüphesiz cenneti haram kılmıştır, onun varacağı barınma yeri ateştir. (Ahirette) Zulmedenlere yardımcı yoktur. (Hiçbir şey ve hiç kimse onları kurtaracak değildir.)"

  • 6:34 En'am: 34

    وَلَقَدْ كُذِّبَتْ رُسُلٌ مِنْ قَبْلِكَ فَصَبَرُوا عَلٰى مَا كُذِّبُوا وَاُو۫ذُوا حَتّٰٓى اَتٰيهُمْ نَصْرُنَاۚ وَلَا مُبَدِّلَ لِكَلِمَاتِ اللّٰهِۚ وَلَقَدْ جَٓاءَكَ مِنْ نَبَا۬ئِ الْمُرْسَلٖينَ

    Andolsun Senden önce de elçiler yalanlanmıştı; ama onlara yardımımız (ve zafer va’adimiz) gelinceye kadar, yalanlandıkları ve eziyete uğratıldıkları şeye sabredip dayanmışlardı. Allah'ın sözlerini (va’adlerini) değiştirebilecek (hiçbir kuvvet) yoktur. Andolsun, gönderilen peygamberlerin haberlerinden bir bölümü Sana da (vahiyle) gelip ulaşmıştır.

  • 7:128 A'raf: 128

    قَالَ مُوسٰى لِقَوْمِهِ اسْتَعٖينُوا بِاللّٰهِ وَاصْبِرُواۚ اِنَّ الْاَرْضَ لِلّٰهِ۠ يُورِثُهَا مَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِهٖۜ وَالْعَاقِبَةُ لِلْمُتَّقٖينَ

    (Hz.) Musa kavmine dedi ki: (Sakın ürküp gevşemeyin, telaş etmeyin) “Yardımı (yalnız) Allah'tan isteyin ve sabredin. Şüphesiz ki yeryüzü bütünüyle Allah'ındır ve kullarından (sadakatlerini denediğini ve) dilediğini ona varis kılacaktır. Ve mutlu son müttakilerin olacaktır.”

  • 7:157 A'raf: 157

    اَلَّذٖينَ يَتَّبِعُونَ الرَّسُولَ النَّبِيَّ الْاُمِّيَّ الَّذٖي يَجِدُونَهُ مَكْتُوبًا عِنْدَهُمْ فِي التَّوْرٰيةِ وَالْاِنْجٖيلِۘ يَأْمُرُهُمْ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهٰيهُمْ عَنِ الْمُنْكَرِ وَيُحِلُّ لَهُمُ الطَّيِّبَاتِ وَيُحَرِّمُ عَلَيْهِمُ الْخَبَٓائِثَ وَيَضَعُ عَنْهُمْ اِصْرَهُمْ وَالْاَغْلَالَ الَّتٖي كَانَتْ عَلَيْهِمْۜ فَالَّذٖينَ اٰمَنُوا بِهٖ وَعَزَّرُوهُ وَنَصَرُوهُ وَاتَّبَعُوا النُّورَ الَّذٖٓي اُنْزِلَ مَعَهُٓۙ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ۟

    Onlar ki, yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de (geleceği) yazılı bulacakları ümmi haber getirici (Nebi) olan Elçiye (Hz. Muhammed’e) tâbi olurlar. Ki, O onlara ma’rufu (iyiliği) emreder, münkeri (kötülüğü) nehyeder, tertemiz şeyleri helâl; (ama) murdar (pis) şeyleri ise haram kılıp (öğütler) ve onların ağır yüklerini (ibadet ve günahlara kefaret kasıtlı zor hükümlerini ve), üzerlerindeki zincirleri (hayatı güdükleştiren yasak çemberini) indirip hafifletir. İşte Ona inananlar, destek olup savunanlar, yardım edip (işini kolaylaştıranlar) ve Onunla birlikte indirilen nura (Kur’an’a ve Sünnet-i Resulüllah’a) tâbi olanlar, elbette kurtuluşa erenler bunlardır. [Not: Bu Ayet-i Kerime, Tevrat ve İncil ehli olan Yahudi ve Hristiyanların, son Elçi Hz. Muhammed Aleyhisselam’a iman ve itaat etmeden felaha kavuşamayacaklarını vurgulamaktadır.]

  • 7:192 A'raf: 192

    وَلَا يَسْتَطٖيعُونَ لَهُمْ نَصْرًا وَلَٓا اَنْفُسَهُمْ يَنْصُرُونَ

    Oysa (bu şirk koştukları güçler ve nesneler) ne onlara bir yardıma güç yetirebilir, ne kendi nefislerine yardım etmeye (kâdirdir, hepsi de Allah’a karşı acizdir ve hiç hükmündedirler).

  • 7:197 A'raf: 197

    وَالَّذٖينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِهٖ لَا يَسْتَطٖيعُونَ نَصْرَكُمْ وَلَٓا اَنْفُسَهُمْ يَنْصُرُونَ

    O'ndan başka taptıklarınız (sahte ma’budlarınız ve tağutlarınız) ise, size (hiçbir konuda) yardıma güç yetiremeyecek, kendi kendilerine bile yardım (ve sahiplik) edemeyecek vaziyettedirler.

  • 8:9 Enfâl: 9

    اِذْ تَسْتَغٖيثُونَ رَبَّكُمْ فَاسْتَجَابَ لَكُمْ اَنّٖي مُمِدُّكُمْ بِاَلْفٍ مِنَ الْمَلٰٓئِكَةِ مُرْدِفٖينَ

    Hatırlayın ki, o vakit siz Rabbinizden yardım dilemiştiniz de, O da hemen (Peygambere), “Ben peş peşe (inen) bin melek ile size yardım edeceğim” diyerek duanıza icabet (ve kabul) etmişti.

  • 8:10 Enfâl: 10

    وَمَا جَعَلَهُ اللّٰهُ اِلَّا بُشْرٰى وَلِتَطْمَئِنَّ بِهٖ قُلُوبُكُمْۚ وَمَا النَّصْرُ اِلَّا مِنْ عِنْدِ اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ عَزٖيزٌ حَكٖيمٌ۟

    (Aslında) Allah bunu, sadece bir müjde olması ve kalplerinizin tatmin bulması için yapmıştı; (yoksa) Allah'ın katından başkasında nusret (zafer ve yardım) yoktur. Hiç şüphesiz Allah Üstün ve Güçlü olandır, Hüküm ve Hikmet sahibidir.

  • 8:26 Enfâl: 26

    وَاذْكُرُٓوا اِذْ اَنْتُمْ قَلٖيلٌ مُسْتَضْعَفُونَ فِي الْاَرْضِ تَخَافُونَ اَنْ يَتَخَطَّفَكُمُ النَّاسُ فَاٰوٰيكُمْ وَاَيَّدَكُمْ بِنَصْرِهٖ وَرَزَقَكُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

    Hatırlayın ki bir zaman siz çok azdınız, yeryüzünde (ve ülkenizde) müstaz’aftınız (zayıf bırakılmıştınız, bulunduğunuz her) yerde hırpalanmakta, (hakaret ve haksızlığa uğratılmaktaydınız. Hatta o hale gelmiştiniz ki) insanların sizi kapıp götürmesinden (tutuklayıvermesinden) korku duymakta (ve kuşku içinde yaşamaktaydınız. Ama Allah CC bütün bu olumsuz şartlarda bile) size sahip çıktı ve barındırdı. Sizi (manevi) yardımıyla destekledi (ve başarılı kıldı. Sizi en güzel şekilde) ve en temiz şeylerle rızıklandırdı... Ta ki şükredesiniz (şuurlu ve sorumlu davranasınız).

  • 8:40 Enfâl: 40

    وَاِنْ تَوَلَّوْا فَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ مَوْلٰيكُمْۜ نِعْمَ الْمَوْلٰى وَنِعْمَ النَّصٖيرُ

    Eğer (buna rağmen bazıları tekrar Hakk’tan ve barıştan) geri dönerlerse, bilin ki gerçekten Allah, sizin (sahibiniz ve himayeciniz olan) Mevlâ’nızdır. (Döneklerden ve dış güçlerden korkmayın.) O, ne güzel Mevlâ’dır ve ne güzel yardımcıdır.

  • 8:48 Enfâl: 48

    وَاِذْ زَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ اَعْمَالَهُمْ وَقَالَ لَا غَالِبَ لَكُمُ الْيَوْمَ مِنَ النَّاسِ وَاِنّٖي جَارٌ لَكُمْۚ فَلَمَّا تَرَٓاءَتِ الْفِئَتَانِ نَكَصَ عَلٰى عَقِبَيْهِ وَقَالَ اِنّٖي بَرٖٓيءٌ مِنْكُمْ اِنّٖٓي اَرٰى مَا لَا تَرَوْنَ اِنّٖٓي اَخَافُ اللّٰهَۜ وَاللّٰهُ شَدٖيدُ الْعِقَابِ۟

    (Hani) O zaman şeytan(i güçler) kendilerine (müşriklere) amellerini çekici göstermiş ve onlara: "Bugün sizi insanlardan bozguna uğratacak kimse yoktur ve ben de sizin yardımcınızım" demişti. Ne zaman ki, iki ordu birbirini görür oldu (vuruşmak ve kozlarını paylaşmak üzere karşı karşıya geldi) o (şeytan hemen), iki topuğu üstünde geri dönmüş ve: "Şüphesiz ben sizden uzağım. Çünkü ben sizin görmediğinizi (mü’minlere yardım için gökten melekler indiğini) görüyorum ve ben Allah'tan da korkuyorum" demişti. Allah (Hakka ve halka hıyanet edenleri ceza ile) sonuçlandırması ve azabı pek şiddetli olandır.

  • 8:62 Enfâl: 62

    وَاِنْ يُرٖيدُٓوا اَنْ يَخْدَعُوكَ فَاِنَّ حَسْبَكَ اللّٰهُۜ هُوَ الَّذٖٓي اَيَّدَكَ بِنَصْرِهٖ وَبِالْمُؤْمِنٖينَۙ

    Ve eğer onlar (düşmanlar) Seni aldatmak ve hile yapmak isterlerse, şüphesiz Allah Sana yeterlidir. O Seni yardımıyla ve mü’minlerle te’yid edip destekledi (ve destekleyecektir).

  • 8:74 Enfâl: 74

    وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا وَهَاجَرُوا وَجَاهَدُوا فٖي سَبٖيلِ اللّٰهِ وَالَّذٖينَ اٰوَوْا وَنَصَرُٓوا اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُؤْمِنُونَ حَقًّاۜ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَرٖيمٌ

    Onlar ki iman ettiler, hicret ettiler, Allah yolunda cihad ettiler ve onlar ki (hicret edenleri) barındırdılar ve yardım ettiler; işte onlar (Muhacirin ve Ensar) gerçek (hakkıyla) mü'minlerdir ve onlar için (günahlardan) bağışlanma ve (cennette) bol ve üstün rızık vardır. (Büyük nimet ve faziletlere erişeceklerdir.)

  • 9:4 Tevbe: 4

    اِلَّا الَّذٖينَ عَاهَدْتُمْ مِنَ الْمُشْرِكٖينَ ثُمَّ لَمْ يَنْقُصُوكُمْ شَيْـًٔا وَلَمْ يُظَاهِرُوا عَلَيْكُمْ اَحَدًا فَاَتِمُّٓوا اِلَيْهِمْ عَهْدَهُمْ اِلٰى مُدَّتِهِمْۜ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُتَّقٖينَ

    Ancak müşriklerden kendileriyle antlaşma imzaladıklarınızdan (bu şartlardan hiç)bir şeyi eksiltmeyenler (verdikleri söze sadakat gösterenler) ve size karşı hiç kimseye (düşman kesimlere gizli-açık) yardım etmeyenler başka; artık (bunların) antlaşmalarını, süresi bitene kadar tamamlayın. Şüphesiz, Allah müttaki olanları (küfür ve kötülükten sakınanları) sever.

  • 9:25 Tevbe: 25

    لَقَدْ نَصَرَكُمُ اللّٰهُ فٖي مَوَاطِنَ كَثٖيرَةٍۙ وَيَوْمَ حُنَيْنٍۙ اِذْ اَعْجَبَتْكُمْ كَثْرَتُكُمْ فَلَمْ تُغْنِ عَنْكُمْ شَيْـًٔا وَضَاقَتْ عَلَيْكُمُ الْاَرْضُ بِمَا رَحُبَتْ ثُمَّ وَلَّيْتُمْ مُدْبِرٖينَۚ

    Andolsun, birçok yerlerde ve Huneyn gününde Allah size (manevi) yardım ulaştırmıştı. Hani o zaman sayıca çok (fazla) oluşunuz sizi böbürlendirip-gururlandırmıştı, fakat bu size (yararlı) bir şey de sağlayamamıştı. (Bir kabile karşısında hezimete uğramış) Bütün genişliğine rağmen, yeryüzü başınıza dar gelmeye başlamıştı. Nihayet bozularak arkanızı dönmüş (ve kaçmaya mecbur kalmıştınız).

  • 9:40 Tevbe: 40

    اِلَّا تَنْصُرُوهُ فَقَدْ نَصَرَهُ اللّٰهُ اِذْ اَخْرَجَهُ الَّذٖينَ كَفَرُوا ثَانِيَ اثْنَيْنِ اِذْ هُمَا فِي الْغَارِ اِذْ يَقُولُ لِصَاحِبِهٖ لَا تَحْزَنْ اِنَّ اللّٰهَ مَعَنَاۚ فَاَنْزَلَ اللّٰهُ سَكٖينَتَهُ عَلَيْهِ وَاَيَّدَهُ بِجُنُودٍ لَمْ تَرَوْهَا وَجَعَلَ كَلِمَةَ الَّذٖينَ كَفَرُوا السُّفْلٰىۜ وَكَلِمَةُ اللّٰهِ هِيَ الْعُلْيَاۜ وَاللّٰهُ عَزٖيزٌ حَكٖيمٌ

    Siz Ona (Peygambere ve Hakk Dava Önderine) yardım etmezseniz (zararlı çıkan siz olacaksınız, çünkü) Allah Ona zaten ve kesinlikle yardım etti (ve edecektir). Hani o zaman kâfirler, (Hz. Ebubekir’le) ikiden biri (Kelime-i Tevhidin ikinci iman gereği ve “Muhammedün Resulüllah” gerçeği) olarak Onu (Mekke'den) çıkarmışlardı da; o ikisi mağarada (ve kıstırılmış durumda) oldukları sırada arkadaşına şöyle diyordu: "Hüzne kapılma (ve sakın korkup endişe duyma, çünkü), elbette Allah bizimle beraberdir!" Böylece Allah Ona 'huzur ve güvenlik duygusunu' indirmişti, Onu sizin görmediğiniz ordularla desteklemiş, inkâr edenlerin de kelimesini (inkâr sözlerini ve küfür, zulüm ve sömürü sistemlerini) ise aşağı ve bayağı (konuma) getirmişti. Allah'ın kelimesi (Kur’an kelâmı ve ahkâmı) ise, en yücedir (ve kıyamete kadar geçerlidir). Allah Üstün ve Güçlüdür, Hüküm ve Hikmet sahibidir.

  • 9:74 Tevbe: 74

    يَحْلِفُونَ بِاللّٰهِ مَا قَالُواۜ وَلَقَدْ قَالُوا كَلِمَةَ الْكُفْرِ وَكَفَرُوا بَعْدَ اِسْلَامِهِمْ وَهَمُّوا بِمَا لَمْ يَنَالُواۚ وَمَا نَقَمُٓوا اِلَّٓا اَنْ اَغْنٰيهُمُ اللّٰهُ وَرَسُولُهُ مِنْ فَضْلِهٖۚ فَاِنْ يَتُوبُوا يَكُ خَيْرًا لَهُمْۚ وَاِنْ يَتَوَلَّوْا يُعَذِّبْهُمُ اللّٰهُ عَذَابًا اَلٖيمًا فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِۚ وَمَا لَهُمْ فِي الْاَرْضِ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا نَصٖيرٍ

    (Allah ve Elçisi hakkında kötü söz) Konuşmadıklarına (suikast tuzağı kurmadıklarına ve dış güçlerle işbirlikçilik yapmadıklarına) dair (yalan yere) yemin ederler. Halbuki (hıyanet ve nankörlük ederek “Biz Dini Görüşü terk ettik, Milli Kimlikten vazgeçtik!” şeklindeki) o küfür sözünü söylediler. Böylece Müslüman olduktan sonra küfre ve nankörlüğe düştüler. Ve (İslam davasını bitirmek gibi) asla başaramayacakları bir işe yeltendiler. (Allah’ın emirlerine ve Hakk dava öncülerine kin duyup kıskanmalarının) Ve intikam almaya kalkışmalarının sebebi ise; Allah’ın ve Resulünün lütfu keremi ile onların (mü’min ve mücahit sadıkların, her yönden) gani (varlık ve saygınlık sahibi) olmalarından başka bir şey değildir. (Buna rağmen münafıklar) Eğer tevbe ederlerse kendileri için hayırlı olur, eğer yüz çevirirlerse Allah onları dünyada da, ahirette de acı bir azapla azaplandırır. Onlar için yeryüzünde bir koruyucu-dost ve bir yardımcı da bulunacak değildir.

  • 9:116 Tevbe: 116

    اِنَّ اللّٰهَ لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ يُحْيٖ وَيُمٖيتُۜ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا نَصٖيرٍ

    (Oysa) Gerçek şu ki, göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır; (her şeye ve herkese O) hayat verir ve öldürür. Sizin Allah'tan başka veliniz ve yardımcınız yoktur. (Ama gafil insanlar, sahte veliler ve şefaatçiler peşindedir.)

  • 11:113 Hud: 113

    وَلَا تَرْكَنُٓوا اِلَى الَّذٖينَ ظَلَمُوا فَتَمَسَّكُمُ النَّارُۙ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مِنْ اَوْلِيَٓاءَ ثُمَّ لَا تُنْصَرُونَ

    (Hakk davasına ve halkına ekonomik ve ahlâki olarak) Zulmedenlere (asla) eğilim göstermeyin (onları hiçbir şekilde desteklemeyin), yoksa size de ateş dokunur (Allah’ın azabına ve gazabına uğrayıverirsiniz). Sizin Allah'tan başka velileriniz (sahibiniz ve destekçiniz) olmadığına (göre), sonra yardım da edilmezsiniz. [Not: Bu iki ayet Hz. Peygamber Efendimizin: “Hud Suresi’nin bu tehditleri Beni ihtiyarlattı” buyurdukları İlahi tembih ve tavsiyelerdir.]

  • 12:18 Yusuf: 18

    وَجَٓاؤُ۫ عَلٰى قَمٖيصِهٖ بِدَمٍ كَذِبٍۜ قَالَ بَلْ سَوَّلَتْ لَكُمْ اَنْفُسُكُمْ اَمْرًاۜ فَصَبْرٌ جَمٖيلٌۜ وَاللّٰهُ الْمُسْتَعَانُ عَلٰى مَا تَصِفُونَ

    Ve üzerine yalandan kan (sürülmüş) olan gömleğini getirip (göstermişlerdi. Babaları:) "Hayır, belki de nefsiniz sizi yanıltıp (böyle) bir işe sürüklemiş (olabilir… Baksanıza gömlek parçalanmamıştır!?) Artık bundan sonra (bana düşen) güzel bir sabırdır. Sizin bu düzüp-uydurduklarınıza karşı (Kendisinden) yardım istenecek olan Allah'tır" diyerek (derin üzüntüsünü belirtmişti).

  • 12:62 Yusuf: 62

    وَقَالَ لِفِتْيَانِهِ اجْعَلُوا بِضَاعَتَهُمْ فٖي رِحَالِهِمْ لَعَلَّهُمْ يَعْرِفُونَهَٓا اِذَا انْقَلَبُٓوا اِلٰٓى اَهْلِهِمْ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ

    (Hz. Yusuf) Yardımcılarına dedi ki: "Sermayelerini (erzak bedellerini) yüklerinin içine (geri) koyun. İhtimal ki ailelerine döndüklerinde bunun farkına varırlar da belki (bu iyilikten cesaret alıp tekrar buraya) geri dönerler. (İnşaallah yeniden karşılaşırız!)”

  • 12:110 Yusuf: 110

    حَتّٰٓى اِذَا اسْتَيْـَٔسَ الرُّسُلُ وَظَنُّٓوا اَنَّهُمْ قَدْ كُذِبُوا جَٓاءَهُمْ نَصْرُنَاۙ فَنُجِّيَ مَنْ نَشَٓاءُۜ وَلَا يُرَدُّ بَأْسُنَا عَنِ الْقَوْمِ الْمُجْرِمٖينَ

    Hatta ki (sonunda görevli) resuller (halktan) umutlarını kestikleri, (şeksiz ve şeriksiz iman eden çok az kimselerin bile cihaddan ve davadan yan çizdikleri,) artık kesinlikle tekzip edilip benimsenmedikleri (kavimlerinin asla gerçek imana gelmeyecekleri ve Hakk çağrıya-davaya destek vermeyecekleri zan ve) kanaatinin (iyice yerleştiği ve tek başına yoluna devam ettiği) bir sırada, (zahiri bütün çarelerin tükendiği bir ortamda aniden ve beklenmedik şekilde İlahi nusret ve) yardımımız onlara yetişip gelmiş (zafer kapıları açılıvermişti. Böylece) Bizim dilediğimiz (ve desteklediğimiz) kimseler kurtuluvermişti. Azgın mücrimler takımından ise zorlu azabımız (ve intikamımız) asla geri çevrilmeyecektir. (Yani; bir avuç mücahit ve müstakim mü’minin, sayıca ve imkân bakımından en zaif ve en çaresiz göründükleri bir süreçte, onlar zafere eriştirilecektir.)

  • 13:37 Ra'd: 37

    وَكَذٰلِكَ اَنْزَلْنَاهُ حُكْمًا عَرَبِيًّاۜ وَلَئِنِ اتَّبَعْتَ اَهْوَٓاءَهُمْ بَعْدَ مَا جَٓاءَكَ مِنَ الْعِلْمِۙ مَا لَكَ مِنَ اللّٰهِ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا وَاقٍ۟

    İşte böylece Biz Onu (Kur'an'ı) Arapça bir hüküm (ve hikmet Kitabı) olarak indirdik. Andolsun, Sana gelen bu ilimden sonra, eğer onların (müşriklerin ve münafıkların) hevâ (istek ve tutku)larına uyacak (ve Kur'ani hükümlerin bir kısmını bırakacak) olursan, (artık) Senin için Allah'tan; ne bir yardımcı-dost, ne bir koruyucu bulunacaktır.

  • 16:37 Nahl: 37

    اِنْ تَحْرِصْ عَلٰى هُدٰيهُمْ فَاِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْدٖي مَنْ يُضِلُّ وَمَا لَهُمْ مِنْ نَاصِرٖينَ

    (Ey Resulüm!) Sen, onların hidayet bulmalarını ne kadar hırsla istesen de, şüphesiz Allah (çirkin işleri ve şirkleri nedeniyle doğru yoldan) saptırdığına hidayet vermez, onlar için yardım edicileri (ve şefaatçileri) de yoktur (ve olmayacaktır).

  • 16:127 Nahl: 127

    وَاصْبِرْ وَمَا صَبْرُكَ اِلَّا بِاللّٰهِ وَلَا تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَلَا تَكُ فٖي ضَيْقٍ مِمَّا يَمْكُرُونَ

    (Ey Nebim, Sen Hakk ve hayır üzerinde) Sabret! Senin sabrın da yine ancak Allah(ın desteği) iledir. (Senden yüz çeviren ve hakarete yönelenler için) Sakın üzülme ve kurdukları hileli tuzak ve planlardan dolayı telaşlanıp sıkıntıya düşme (ki bu tevekkül ve teslimiyete uygun değildir).

  • 17:6 İsrâ: 6

    ثُمَّ رَدَدْنَا لَكُمُ الْكَرَّةَ عَلَيْهِمْ وَاَمْدَدْنَاكُمْ بِاَمْوَالٍ وَبَنٖينَ وَجَعَلْنَاكُمْ اَكْثَرَ نَفٖيرًا

    Sonra size tekrar “güç ve kuvvet sağlayıp onların (insanların) üzerine geri döndürmüş olacağız”, size mallar ve çocuklarla destek çıkacağız, (karşılıksız dolarla ve masonik organizasyonlarla Siyonist sömürü saltanatını kuracaksınız) ve sizin cemaat ve teşkilatınızı da (etkinleştirip) çoğaltacağız. (Örneğin, BM ve NATO gibi kuruluşları güdümünüze alıp söz sahibi olacak ve kötü amaçlarınız için kullanmaya kalkışacaksınız!..)

  • 17:22 İsrâ: 22

    لَا تَجْعَلْ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهًا اٰخَرَ فَتَقْعُدَ مَذْمُومًا مَخْذُولًا۟

    (Sakın) Allah ile beraber başka ilahlar edinme, (İslam’a aykırı olarak; kendisine sığınılan, hükmü uygulanan ve rızası aranan kimselerin ve sistemlerin peşine düşme!) yoksa kınanmış ve kendi başına (yapayalnız ve yardımcısız) bırakılmış olursun (zelil ve hakir olup kalırsın).

  • 17:33 İsrâ: 33

    وَلَا تَقْتُلُوا النَّفْسَ الَّتٖي حَرَّمَ اللّٰهُ اِلَّا بِالْحَقِّۜ وَمَنْ قُتِلَ مَظْلُومًا فَقَدْ جَعَلْنَا لِوَلِيِّهٖ سُلْطَانًا فَلَا يُسْرِفْ فِي الْقَتْلِۜ اِنَّهُ كَانَ مَنْصُورًا

    (Asla) Haklı bir neden olmaksızın, Allah'ın haram kıldığı bir kimseyi (sakın) öldürmeyin. Kim mazlum olarak öldürülürse, onun velisine (devletten katilin cezalandırılmasını istemeye) yetki vermişizdir; (ama) o da öldürmede (kısas dışında) ileri gitmesin (kan davası gütmesin). Çünkü o, gerçekten (mağdur olduğundan dolayı) yardım olunmuştur.

  • 17:75 İsrâ: 75

    اِذًا لَاَذَقْنَاكَ ضِعْفَ الْحَيٰوةِ وَضِعْفَ الْمَمَاتِ ثُمَّ لَا تَجِدُ لَكَ عَلَيْنَا نَصٖيرًا

    Bu durumda Biz Sana, (dünya) hayatında da kat kat, ölümünden (sonra da) kat kat (Hakk’tan ayrılmanın acısını) tattırırdık; sonra Bize karşı bir yardımcı da bulamazdın. (Ama Allah’ın hidayet ve himayesiyle onlara meyletmedin.)

  • 17:80 İsrâ: 80

    وَقُلْ رَبِّ اَدْخِلْنٖي مُدْخَلَ صِدْقٍ وَاَخْرِجْنٖي مُخْرَجَ صِدْقٍ وَاجْعَلْ لٖي مِنْ لَدُنْكَ سُلْطَانًا نَصٖيرًا

    Ve de ki: “Rabbim, Beni (gidilecek yere, hicret ve ziyaret edilecek şehre ve girişilecek her işe) doğru (ve şuurlu) bir girdirişle girdir ve (çıkarılacak yerden) doğru (ve onurlu) bir çıkarışla çıkar ve katından Bana çok güçlü bir yardımcı delil ve dayanak (sultan) ver (ki başarılı olayım).”

  • 17:111 İsrâ: 111

    وَقُلِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذٖي لَمْ يَتَّخِذْ وَلَدًا وَلَمْ يَكُنْ لَهُ شَرٖيكٌ فِي الْمُلْكِ وَلَمْ يَكُنْ لَهُ وَلِيٌّ مِنَ الذُّلِّ وَكَبِّرْهُ تَكْبٖيرًا

    Ve de ki: “(Her türlü) Övgü (hamd; asla) çocuk edinmeyen (doğmayan ve doğurmayan), mülkte ve hâkimiyette ortağı olmayan ve zilletten (acizlik ve çaresizlikten) dolayı sığınılacak bir yardımcıya da (ihtiyacı) bulunmayan Allah'adır." Ve O'nu (şanına yakışır şekilde) tekbir edebildikçe tekbir et. (Her konuda ve her durumda Allah'ın Dinini, hükümlerini ve va’adini üstün tut, büyüklüğünü haykır, O’na güven ve yücelt!)

  • 18:29 Kehf: 29

    وَقُلِ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكُمْ فَمَنْ شَٓاءَ فَلْيُؤْمِنْ وَمَنْ شَٓاءَ فَلْيَكْفُرْۙ اِنَّٓا اَعْتَدْنَا لِلظَّالِمٖينَ نَارًاۙ اَحَاطَ بِهِمْ سُرَادِقُهَاۜ وَاِنْ يَسْتَغٖيثُوا يُغَاثُوا بِمَٓاءٍ كَالْمُهْلِ يَشْوِي الْوُجُوهَۜ بِئْسَ الشَّرَابُۜ وَسَٓاءَتْ مُرْتَفَقًا

    De ki: “Hakk Rabbinizdendir. (Allah'tan başkası, sizin için haklı ve hayırlı olacak dini ve düzeni bilemez ve gösteremez...) Artık (Hakk geldikten ve Kur'an'a davet edildikten sonra) isteyen iman etsin, isteyen inkâr etsin. Şüphesiz Biz zalimlere bir ateş hazırlamışız ki, onun duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmıştır. Eğer onlar feryat edip yardım isterlerse, (erimiş maden misali) katı bir sıvı gibi yüzleri kavurup-yakan (pis ve acı) bir su ile (güya) yardım edilirler. (Oysa) O ne kötü (ve bayağı) bir içecektir ve ne kötü (ve aşağılayıcı) bir destektir!

  • 18:43 Kehf: 43

    وَلَمْ تَكُنْ لَهُ فِئَةٌ يَنْصُرُونَهُ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَمَا كَانَ مُنْتَصِرًاۜ

    Allah'ın dışında ona yardım edecek adamları da ortaya çıkmamıştı, kendi kendine de yardımı dokunmamış (ve bir çare bulamamıştı).

  • 18:44 Kehf: 44

    هُنَالِكَ الْوَلَايَةُ لِلّٰهِ الْحَقِّۜ هُوَ خَيْرٌ ثَوَابًا وَخَيْرٌ عُقْبًا۟

    İşte burada (bu durumda) velayet (yardımcılık, dostluk) sadece Cenab-ı Hakkındır. O, sevap bakımından da en hayırlı, sonuç bakımından da en hayırlıdır.

  • 18:51 Kehf: 51

    مَٓا اَشْهَدْتُهُمْ خَلْقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَلَا خَلْقَ اَنْفُسِهِمْۖ وَمَا كُنْتُ مُتَّخِذَ الْمُضِلّٖينَ عَضُدًا

    Göklerin ve yerin yaratılışında da, (insan neslinin) kendi nefislerinin yaratılışında da Ben onları (melekleri, cinnleri, şeytanileri ve hiç kimseyi) şahit tutmadım (ve yardım almadım). Ben, (güç ve kudret sahibi sandığınız o) saptırıcıları (şeytani odakları, kendilerine dayanıp) destek sağlayıcı takviye güç edinmeye de (asla ihtiyaç duymayanımdır).

  • 18:95 Kehf: 95

    قَالَ مَا مَكَّنّٖي فٖيهِ رَبّٖي خَيْرٌ فَاَعٖينُونٖي بِقُوَّةٍ اَجْعَلْ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ رَدْمًاۙ

    (Zu’l-Karneyn) Dedi ki: “Rabbimin beni kendisinde sağlam bir iktidarla yerleşik kıldığı (güç, nimet ve imkân; sizin verginizden) daha hayırlıdır. Madem öyle, siz bana (bedeni) güçle (işçilikle) yardım edin de, sizinle onlar arasında sapasağlam bir sed (engel) kuruvereyim.” [Bu ayet; emek, sermaye, proje ve teknoloji ortaklığına da işarettir.]

  • 18:109 Kehf: 109

    قُلْ لَوْ كَانَ الْبَحْرُ مِدَادًا لِكَلِمَاتِ رَبّٖي لَنَفِدَ الْبَحْرُ قَبْلَ اَنْ تَنْفَدَ كَلِمَاتُ رَبّٖي وَلَوْ جِئْنَا بِمِثْلِهٖ مَدَدًا

    De ki: “Rabbimin kelimelerini (sonsuz bilgi hazinesini, Kur’an’ın işaret ettiği hikmet ve hakikatleri yazmak) için deniz mürekkep olsa, (hatta o deniz yetmeyip) yardım için bir mislini daha getirip ona katsak; (yine de) Rabbimin kelimeleri (bilgi ve hikmetleri) tükenmeden önce elbette deniz tükeniverirdi.”

  • 19:5 Meryem: 5

    وَاِنّٖي خِفْتُ الْمَوَالِيَ مِنْ وَرَٓاءٖي وَكَانَتِ امْرَاَتٖي عَاقِرًا فَهَبْ لٖي مِنْ لَدُنْكَ وَلِيًّاۚ

    (Ve şöyle devam etmişti:) “Doğrusu ben, arkamdan gelip yerime geçecek yakınlarım hakkında (ve emanetimi koruyacakları hususunda) endişe edip korkuya kapıldım, benim karım da bir kısır (kadın)dır. Artık bana Kendi katından bir yardımcı (yerime geçecek bir oğul) armağan et (ki)”;

  • 20:29 Taha: 29

    وَاجْعَلْ لٖي وَزٖيرًا مِنْ اَهْلٖيۙ

    “Ailemden de bana bir vezir-yardımcı kıl.”

  • 21:39 Enbiya: 39

    لَوْ يَعْلَمُ الَّذٖينَ كَفَرُوا حٖينَ لَا يَكُفُّونَ عَنْ وُجُوهِهِمُ النَّارَ وَلَا عَنْ ظُهُورِهِمْ وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَ

    (Keşke) O inkâr edenler, yüzlerinden ve sırtlarından ateşi uzaklaştıramayacakları ve hiç(bir şekilde) yardım alamayacakları zamanı (ve çok çetin ortamı) eğer bir (düşünüp) bilselerdi! (Böyle davranmayacaklardı.)

  • 21:43 Enbiya: 43

    اَمْ لَهُمْ اٰلِهَةٌ تَمْنَعُهُمْ مِنْ دُونِنَاۜ لَا يَسْتَطٖيعُونَ نَصْرَ اَنْفُسِهِمْ وَلَا هُمْ مِنَّا يُصْحَبُونَ

    Yoksa Bize karşı kendilerini, (gazabımızı) engelleyerek koruyabilecek ilahları (ve hazırlıkları) mı var? (Ki böyle sorumsuz hareket edilmektedir. Halbuki) Onların (putlarının ve tabulaştırılmış şahısların) kendi nefislerine bile yardıma güçleri yetmemektedir ve onlar Bizden (hiçbir yardım ve) yakınlık da görmeyeceklerdir.

  • 21:68 Enbiya: 68

    قَالُوا حَرِّقُوهُ وَانْصُرُٓوا اٰلِهَتَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ فَاعِلٖينَ

    (Kâfirler hiddetlenip) Dediler ki: “Eğer (bir şey) yapacaksanız (ve İbrahim’den intikam alacaksanız), onu (yakalayıp) yakın ve ilahlarınıza yardımda bulunun (da öçlerini alın!)” (Âleme de ibret olsun diyerek korkunç bir ateş hazırlayıp, Hz. İbrahim’i mancınıkla dehşetli alevlerin içine fırlatmışlardı.)

  • 21:77 Enbiya: 77

    وَنَصَرْنَاهُ مِنَ الْقَوْمِ الَّذٖينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَاۜ اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمَ سَوْءٍ فَاَغْرَقْنَاهُمْ اَجْمَعٖينَ

    Ve ayetlerimizi yalanlayan kavimden (koruyup kurtarmak suretiyle) ona yardım edip (öcünü aldık ve kendisini zafere ulaştırdık). Şüphesiz onlar, kötü bir kavimdi, Biz de onların tümünü suda boğup batırdık.

  • 22:13 Hacc: 13

    يَدْعُوا لَمَنْ ضَرُّهُٓ اَقْرَبُ مِنْ نَفْعِهٖۜ لَبِئْسَ الْمَوْلٰى وَلَبِئْسَ الْعَشٖيرُ

    Veya (tutup) zararı, faydasından daha yakın olana (dahi) tapınıp yakarıverirler. (Halbuki güvendiği ve medet beklediği o kimse) Ne kötü bir yardım edici ve ne kötü bir sahiptir!.. (Ki kendisine bağladığı insanları Allah’ın yolundan ve davasından etmektedir.)

  • 22:15 Hacc: 15

    مَنْ كَانَ يَظُنُّ اَنْ لَنْ يَنْصُرَهُ اللّٰهُ فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِ فَلْيَمْدُدْ بِسَبَبٍ اِلَى السَّمَٓاءِ ثُمَّ لْيَقْطَعْ فَلْيَنْظُرْ هَلْ يُذْهِبَنَّ كَيْدُهُ مَا يَغٖيظُ

    Her kim Allah’ın ona (Hakka davet ve istikamet yolundaki sebat ve sadakat ehli kuluna) ne dünyada ne de ahirette asla yardım etmeyeceğini (başarıya eriştirmeyeceğini, zafer ve galibiyet vermeyeceğini) sanıyor (ve savunuyorsa, o kesinlikle aldanıyor ve şeytani karakterinden böyle söylüyor.) Hele göğe (darağacı gibi) bir araç uzatsın (ve ipi boynuna taksın), sonra (ayaklarını yerden) kesiversin de baksın (bakalım, ruhundaki nifaktan dolayı) onun kurduğu bu hıyanet tezgâhı içindeki öfkesini giderebilecek mi? (Halbuki hainler ve kâfirler çatlasa da, Allah elçilerini muvaffak, dinini ise hükümran kılıverecektir.)

  • 22:39 Hacc: 39

    اُذِنَ لِلَّذٖينَ يُقَاتَلُونَ بِاَنَّهُمْ ظُلِمُواۜ وَاِنَّ اللّٰهَ عَلٰى نَصْرِهِمْ لَقَدٖيرٌۙ

    (Hicretin 2. yılında, ve tarih boyunca uygun şartlar oluştuğunda) Kendileriyle savaşılan ve saldırılan (mü’min) kimselere bundan böyle (silahlı çarpışmaya) izin verildi. Çünkü onlara (sürekli) zulmedilmiştir (ve artık silahla savaşılacak olgunluğa ve hazırlığa da erişilmiştir) ve şüphesiz Allah onlara (Müslümanlara) yardım etmeye (ve zafer vermeye) Kâdir’dir.

  • 22:40 Hacc: 40

    اَلَّذٖينَ اُخْرِجُوا مِنْ دِيَارِهِمْ بِغَيْرِ حَقٍّ اِلَّٓا اَنْ يَقُولُوا رَبُّنَا اللّٰهُۜ وَلَوْلَا دَفْعُ اللّٰهِ النَّاسَ بَعْضَهُمْ بِبَعْضٍ لَهُدِّمَتْ صَوَامِعُ وَبِيَعٌ وَصَلَوَاتٌ وَمَسَاجِدُ يُذْكَرُ فٖيهَا اسْمُ اللّٰهِ كَثٖيرًاۜ وَلَيَنْصُرَنَّ اللّٰهُ مَنْ يَنْصُرُهُۜ اِنَّ اللّٰهَ لَقَوِيٌّ عَزٖيزٌ

    (Çünkü) Onlar, sadece; “Rabbimiz Allah'tır” demelerinden (ve her konuda O’nun dinini yürütmek istemelerinden) dolayı, haksız yere yurtlarından sürgün edilip çıkarıldılar. (Bu nedenle silahlı savunmaya ve savaşmaya hak kazandılar.) Eğer Allah'ın, insanların kimini kimiyle defetmesi (hizaya getirmesi) olmasaydı; manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah'ın isminin çokça anıldığı mescitler (camiler), muhakkak yıkılır giderdi. Allah Kendi (dini)ne yardım edenlere kesin olarak yardım edecek (ve zafere eriştirecektir). Şüphesiz Allah, Kaviy’dir, Azîz’dir (güçlü olandır, galip gelendir). [Not: Bir rivayette; Hz. Ömer’in İslam’a davetin 6. yılında ve 40’ıncı kişi olarak Müslüman olması üzerine, imanın ve İslam’ın açığa vurulmasına ve artık fiili savunma yapılmasına izin veren Hacc 40’ıncı ayetinin inmesi ne güzel bir tevafuk eseri (İlahi takdirin denk getirmesi)dir.]

  • 22:60 Hacc: 60

    ذٰلِكَۚ وَمَنْ عَاقَبَ بِمِثْلِ مَا عُوقِبَ بِهٖ ثُمَّ بُغِيَ عَلَيْهِ لَيَنْصُرَنَّهُ اللّٰهُۜ اِنَّ اللّٰهَ لَعَفُوٌّ غَفُورٌ

    İşte bu böyledir: Her kim kendisine yapılan haksızlığın benzeriyle (misliyle ve devlet eliyle) karşılık verirse (bu adalet gereği onun hakkıdır, ama) sonra (yine kendisinin) aleyhine (tekrar) azgınlık ve saldırıda bulunulursa, Allah mutlaka onun yardımcısıdır. Şüphesiz Allah Affedicidir, Bağışlayıcıdır.

  • 22:71 Hacc: 71

    وَيَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِهٖ سُلْطَانًا وَمَا لَيْسَ لَهُمْ بِهٖ عِلْمٌۜ وَمَا لِلظَّالِمٖينَ مِنْ نَصٖيرٍ

    Onlar Allah'ı bırakıp da, O’nun kendisi hakkında hiçbir sağlam delil indirmediği (Kur’an hidayetini nasip etmediği) ve kendilerinin de haklarında (hiçbir) bilgileri olmayan şeylere tapınıp (ibadet-kulluk ediyorlar. Böyle bile bile inkârcılık ve münafıklıkla) zulmedenler için hiçbir yardımcı bulunmayacaktır.

  • 22:78 Hacc: 78

    وَجَاهِدُوا فِي اللّٰهِ حَقَّ جِهَادِهٖۜ هُوَ اجْتَبٰيكُمْ وَمَا جَعَلَ عَلَيْكُمْ فِي الدّٖينِ مِنْ حَرَجٍۜ مِلَّةَ اَبٖيكُمْ اِبْرٰهٖيمَۜ هُوَ سَمّٰيكُمُ الْمُسْلِمٖينَ مِنْ قَبْلُ وَفٖي هٰذَا لِيَكُونَ الرَّسُولُ شَهٖيدًا عَلَيْكُمْ وَتَكُونُوا شُهَدَٓاءَ عَلَى النَّاسِۚ فَاَقٖيمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَ وَاعْتَصِمُوا بِاللّٰهِۜ هُوَ مَوْلٰيكُمْۚ فَنِعْمَ الْمَوْلٰى وَنِعْمَ النَّصٖيرُ

    Ve (özellikle) Allah için O’nun uğrunda (ve O’nun rızasına uygun tarzda, Adil Düzen kurup zulmü ve kötülüğü kaldırmak amacıyla) hakkıyla cihad edin! Ki, O (hidayet ve şuur verip) sizi seçmiş ve dinde size hiçbir güçlük yüklememiştir, atanız İbrahim'in dini(nde olduğu gibi). O (Allah) bundan daha önceki (Hakk kitaplarda) da, bunda (Kur'an'da) da sizi “Müslümanlar” olarak isimlendirdi ki; Resul (Hz. Muhammed Aleyhisselam) sizin üzerinize şahit (örnek ve rehber) olsun, siz de insanlar üzerine şahitler (örnek ve öncü mü’minler) olasınız diye. Artık dosdoğru namazı kılın, zekâtı verin ve Allah'a (Kur’an’a) sıkıca sarılın ki, O sizin Mevlâ’nızdır, (sahibiniz ve sığınağınızdır.) O ne güzel (ve mükemmel bir) Mevlâ(dır) ve ne güzel (ve mükemmel bir) Yardımcı(dır. Zafere ve başarılı neticeye ulaştırıcıdır… Ah bir bilseniz!..)

  • 23:26 Mü'minun: 26

    قَالَ رَبِّ انْصُرْنٖي بِمَا كَذَّبُونِ

    (Hz. Nuh ise;) “Rabbim, (bu halkın) beni yalanlamalarına karşılık, bana yardım et” diye (dua etmişti).

  • 23:39 Mü'minun: 39

    قَالَ رَبِّ انْصُرْنٖي بِمَا كَذَّبُونِ

    (Hz. Hud:) “Rabbim, beni yalanlamalarına karşı, bana yardım et” demiş (Allah’a yönelmişti).

  • 23:56 Mü'minun: 56

    نُسَارِعُ لَهُمْ فِي الْخَيْرَاتِۜ بَلْ لَا يَشْعُرُونَ

    Biz onların hayrına koşuyoruz (ve iyiliklerine çabalıyoruz diye mi bunlar verilmektedir?) Hayır, onlar (nasıl bir akıbete ve felakete doğru sürüklendiklerinin farkında ve) şuurunda değillerdir!

  • 23:65 Mü'minun: 65

    لَا تَجْـَٔرُوا الْيَوْمَ اِنَّكُمْ مِنَّا لَا تُنْصَرُونَ

    (Onlara; artık) Bugün feryad etmeyin, çünkü Bizden yardım göremezsiniz (ve elimizden kurtulacak değilsiniz, denilecektir).

  • 25:4 Furkan: 4

    وَقَالَ الَّذٖينَ كَفَرُٓوا اِنْ هٰذَٓا اِلَّٓا اِفْكٌۨ افْتَرٰيهُ وَاَعَانَهُ عَلَيْهِ قَوْمٌ اٰخَرُونَۚۛ فَقَدْ جَٓاؤُ۫ ظُلْمًا وَزُورًاۚۛ

    Kâfirler: “Bu (Kur’an) olsa olsa ancak Onun (Hz. Muhammed’in) uydurduğu bir yalandır, (kendisi kafadan düzüp sıralamıştır) ve bir başka topluluk (Ehl-i Kitaptan bazıları) da Ona yardımda bulunmuşlardır” demişlerdir (diyeceklerdir). Böylelikle onlar, hiç şüphesiz açıkça zulüm-haksızlık ve iftira edegelmektedirler.

  • 25:19 Furkan: 19

    فَقَدْ كَذَّبُوكُمْ بِمَا تَقُولُونَۙ فَمَا تَسْتَطٖيعُونَ صَرْفًا وَلَا نَصْرًاۚ وَمَنْ يَظْلِمْ مِنْكُمْ نُذِقْهُ عَذَابًا كَبٖيرًا

    (Müşriklere ve Müslüman geçinip sahte şefaatçiler edinenlere:) “İşte (kutsallaştırdığınız kimseler) sizin söylediklerinizi yalanladılar; artık bundan böyle (azabı) ne geri çevirmeye gücünüz yetebilir, ne de bir yardım (temin edebilirsiniz. Evet) Sizden kim zulmedip (hıyanet ve dalâlete yönelmişse), ona büyük bir azap tattıracağız” (denilecektir).

  • 25:29 Furkan: 29

    لَقَدْ اَضَلَّنٖي عَنِ الذِّكْرِ بَعْدَ اِذْ جَٓاءَنٖيۜ وَكَانَ الشَّيْطَانُ لِلْاِنْسَانِ خَذُولًا

    “Çünkü o, gerçekten bana (Rabbimden) gelen Zikir’den (Kur'an-ı Kerim’den) sonra, (dünyalık hırsı ve Din istismarıyla) beni (aldatıp) saptırmış oldu. (Ve zaten) Şeytan da insanı ‘yapayalnız ve yardımsız’ bırakandır” (diye pişmanlık göstereceklerdir).

  • 25:31 Furkan: 31

    وَكَذٰلِكَ جَعَلْنَا لِكُلِّ نَبِيٍّ عَدُوًّا مِنَ الْمُجْرِمٖينَۜ وَكَفٰى بِرَبِّكَ هَادِيًا وَنَصٖيرًا

    İşte böyle; Biz, her peygambere suçlu-günahkârlardan (cinni ve insani şeytanlardan) bir düşman kılıp (ona musallat ettik, bu imtihanın gereğidir. Ama her halde tek ve gerçek) yol gösterici ve yardımcı olarak Rabbin yeterlidir.

  • 25:35 Furkan: 35

    وَلَقَدْ اٰتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ وَجَعَلْنَا مَعَهُٓ اَخَاهُ هٰرُونَ وَزٖيرًاۚ

    Andolsun, Biz Musa'ya da kitabı verdik ve beraberinde kardeşi Harun'u da ona yardımcı kıldık.

  • 26:93 Şuarâ: 93

    مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ هَلْ يَنْصُرُونَكُمْ اَوْ يَنْتَصِرُونَۜ

    “Allah’tan başka (sığındıklarınız ve kurtarıcı sandıklarınız) bugün size yardım edebiliyorlar mı, veya kendilerini (bile) olsun kurtarabiliyorlar mı?”

  • 26:132 Şuarâ: 132

    وَاتَّقُوا الَّذٖٓي اَمَدَّكُمْ بِمَا تَعْلَمُونَۚ

    "Bildiğiniz (bütün) şeylerle (her türlü nimetlerle) size medet ve inayet eden (Rabbinizden) korkup (haksızlık ve ahlâksızlıktan) sakının."

  • 26:133 Şuarâ: 133

    اَمَدَّكُمْ بِاَنْعَامٍ وَبَنٖينَۙ

    "(Ki) Size hayvanlar, çocuklar (vererek) yardım edip (sahip çıktı ve nice nimetler bağışladı)."

  • 26:134 Şuarâ: 134

    وَجَنَّاتٍ وَعُيُونٍۚ

    "Bahçeler ve pınarlar da (lütfedip sizi yararlandırdı)."

  • 27:36 Neml: 36

    فَلَمَّا جَٓاءَ سُلَيْمٰنَ قَالَ اَتُمِدُّونَنِ بِمَالٍۘ فَمَٓا اٰتٰينِ‌يَ اللّٰهُ خَيْرٌ مِمَّٓا اٰتٰيكُمْۚ بَلْ اَنْتُمْ بِهَدِيَّتِكُمْ تَفْرَحُونَ

    Nihayet (Belkıs’ın elçileri hediyelerle) Süleyman'a geldiği zaman onlara: "Sizler bana mal ile yardımda bulunmak (ve kararımdan caydırmak) mı istiyorsunuz? (Oysa) Allah'ın bana verdiği (yüksek ve mucizevi marifet ve özel teknoloji ilmi), size verdiğinden daha hayırlıdır; belki siz, (bu) hediyenizle sevinip övünebilirsiniz (ama ben çok daha değerli manevi yardımla desteklenmişim)" demişti.

  • 28:15 Kasas: 15

    وَدَخَلَ الْمَدٖينَةَ عَلٰى حٖينِ غَفْلَةٍ مِنْ اَهْلِهَا فَوَجَدَ فٖيهَا رَجُلَيْنِ يَقْتَتِلَانِۘ هٰذَا مِنْ شٖيعَتِهٖ وَهٰذَا مِنْ عَدُوِّهٖۚ فَاسْتَغَاثَهُ الَّذٖي مِنْ شٖيعَتِهٖ عَلَى الَّذٖي مِنْ عَدُوِّهٖۙ فَوَكَزَهُ مُوسٰى فَقَضٰى عَلَيْهِۘ قَالَ هٰذَا مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِۜ اِنَّهُ عَدُوٌّ مُضِلٌّ مُبٖينٌ

    (Artık yetişmiş olan Hz. Musa, saray) Halkının gaflet anında (onların haberi olmadığı bir zamanda, veya istirahat ortamında, Firavun’un sarayından çıkıp) şehre girdi. Orada birbirini öldürmek üzere kavgaya tutuşan iki adama rast geldi; bunlardan birisi kendi taraftarlarından (Beni İsrail takımından), diğeri ise düşmanlarından (Firavun’un adamlarından) idi. Derken kendi kavminden olan (kişi) düşmanına karşı, (Hz. Musa’ya sığınıp) ondan imdat istedi. Bunun üzerine Musa o adama (uzaklaşıp rahat durması için) bir yumruk indirdi ve kazaen işini bitirip öldürüverdi. (Sonra hemen pişmanlık gösterip:) “Bu şeytanın işindendir; o gerçekten apaçık saptırıcı bir düşmandır” (diyerek hatasını anlayıverdi).

  • 28:18 Kasas: 18

    فَاَصْبَحَ فِي الْمَدٖينَةِ خَٓائِفًا يَتَرَقَّبُ فَاِذَا الَّذِي اسْتَنْصَرَهُ بِالْاَمْسِ يَسْتَصْرِخُهُۜ قَالَ لَهُ مُوسٰٓى اِنَّكَ لَغَوِيٌّ مُبٖينٌ

    Böylece şehirde, korku (ve kuşku) içinde (etrafını) gözetleyerek sabahladı. O sırada bir de baktı ki, dün kendisinden yardım isteyen (ve başına o belayı getiren ‘huysuz ve huzursuz’ adam, bu sefer başkasıyla kavgaya tutuşmuş ve yine) kendisinden yardım için bağırıp durmaktaydı. (Hz.) Musa ona dedi ki: “Sen açıkça azgın ve fesatçı bir (insansın!)”

  • 28:34 Kasas: 34

    وَاَخٖي هٰرُونُ هُوَ اَفْصَحُ مِنّٖي لِسَانًا فَاَرْسِلْهُ مَعِيَ رِدْءًا يُصَدِّقُنٖيۘ اِنّٖٓي اَخَافُ اَنْ يُكَذِّبُونِ

    “Ve kardeşim Harun; dil bakımından (lisanı ve konuşma tarzı olarak) o benden daha düzgün (fasih) durumdadır, onu da benimle birlikte (nübüvvetle görevli) bir yardımcı olarak gönder ki, beni doğrulayıp desteklesin. Çünkü onların beni yalanlamalarından korkuyorum” (diyerek Allah’tan destek istemişti).

  • 28:41 Kasas: 41

    وَجَعَلْنَاهُمْ اَئِمَّةً يَدْعُونَ اِلَى النَّارِۚ وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِ لَا يُنْصَرُونَ

    Biz onları (inkâr ve isyanları nedeniyle) ateşe çağıran (zulüm ve kötülük) önderleri kıldık; kıyamet günü ise (ne kendileri ne de peşlerinden sürükledikleri, kesinlikle ve hiç kimseden destek ve) yardım görmeyeceklerdir.

  • 28:81 Kasas: 81

    فَخَسَفْنَا بِهٖ وَبِدَارِهِ الْاَرْضَ فَمَا كَانَ لَهُ مِنْ فِئَةٍ يَنْصُرُونَهُ مِنْ دُونِ اللّٰهِۗ وَمَا كَانَ مِنَ الْمُنْتَصِرٖينَ

    Nihayet Biz onu (Karun’u) da, konağını (ve hazine sandıklarını) da yerin dibine geçirdik. Böylece Allah'a karşı ona yardım edecek bir taraftarı olmamış (olanlar da fayda vermemişti). Ve o, kendi kendine yardım edebileceklerden olan (bir kişi) de değildi.

  • 29:10 Ankebut: 10

    وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ اٰمَنَّا بِاللّٰهِ فَاِذَٓا اُو۫ذِيَ فِي اللّٰهِ جَعَلَ فِتْنَةَ النَّاسِ كَعَذَابِ اللّٰهِۜ وَلَئِنْ جَٓاءَ نَصْرٌ مِنْ رَبِّكَ لَيَقُولُنَّ اِنَّا كُنَّا مَعَكُمْۜ اَوَلَيْسَ اللّٰهُ بِاَعْلَمَ بِمَا فٖي صُدُورِ الْعَالَمٖينَ

    İnsanlardan öylesi vardır ki (sözde), “Allah'a iman ettik” demektedir; fakat Allah için (bir zahmet ve) eziyet gördüğü zaman (hemen şikâyetlenir), insanların (kendisine yönelttikleri işkence ve) fitnesini Allah'ın azabıymış gibi değerlendirir; ama yemin olsun ki, eğer Rabbinden (sadık ve mücahit mü’minlere) 'bir yardım ve zafer' gelirse, o zaman da hemen: “Biz gerçekten sizlerle birlikteydik (gizlice sizi desteklerdik)” diyecek (ve münafıklık edecek)lerdir. Oysa Allah, âlemlerin (her şeyin ve herkesin) sinelerinde (gönüllerinde) olanı daha iyi Bilen değil midir?

  • 29:22 Ankebut: 22

    وَمَٓا اَنْتُمْ بِمُعْجِزٖينَ فِي الْاَرْضِ وَلَا فِي السَّمَٓاءِۘ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا نَصٖيرٍ۟

    Siz ne yerde ve ne de gökte (Allah'ı asla) aciz bırakamazsınız. (Füzelerinize ve uzay gemilerinize güvenmeniz boşunadır.) Sizin Allah'ın dışında veliniz yoktur, yardım edeniniz de olmayacaktır.

  • 29:25 Ankebut: 25

    وَقَالَ اِنَّمَا اتَّخَذْتُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اَوْثَانًاۙ مَوَدَّةَ بَيْنِكُمْ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۚ ثُمَّ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ يَكْفُرُ بَعْضُكُمْ بِبَعْضٍ وَيَلْعَنُ بَعْضُكُمْ بَعْضًاۘ وَمَأْوٰيكُمُ النَّارُ وَمَا لَكُمْ مِنْ نَاصِرٖينَۗ

    (İbrahim) Dedi ki: “Siz gerçekten, Allah'ı bırakıp; dünya hayatında aranızda (geçici ve değersiz) bir sevgi-bağı(na ve çıkar ittifakına vesile) olarak putları (ve tabulaştırdığınız şahısları ilahlar) edindiniz. Sonra kıyamet günü, sizler kiminiz kiminizi inkâr edip-tanımayacak ve birbirinize lanet okuyacaksınız! Sizin barınma yeriniz ateştir ve hiçbir yardımcınız bulunmayacaktır.”

  • 29:30 Ankebut: 30

    قَالَ رَبِّ انْصُرْنٖي عَلَى الْقَوْمِ الْمُفْسِدٖينَ۟

    (Hz. Lut ise:) “Rabbim, (şehvet sapkınlığıyla) fesat çıkaran (bu) kavme karşı bana yardım et” diye (dua etmişti).

  • 30:5 Rum: 5

    بِنَصْرِ اللّٰهِۜ يَنْصُرُ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَهُوَ الْعَزٖيزُ الرَّحٖيمُ

    Allah'ın yardımıyla (bu zafere erişilecektir). O, dilediğine yardım edip (zafer vermektedir). O, Güçlü ve Üstün olandır, Esirgeyendir.

  • 30:29 Rum: 29

    بَلِ اتَّبَعَ الَّذٖينَ ظَلَمُٓوا اَهْوَٓاءَهُمْ بِغَيْرِ عِلْمٍۚ فَمَنْ يَهْدٖي مَنْ اَضَلَّ اللّٰهُۜ وَمَا لَهُمْ مِنْ نَاصِرٖينَ

    Hayır, (asıl) zalimler; hiçbir bilgiye (akli ve vicdani belgeye) dayanmaksızın kendi hevâ (istek ve tutku)larına uymuş (ve Allah’ın sözlerini kendi heveslerine uydurmuş olan)lardır. (Bunlar Kur’an’ı ve Resulüllah’ı değil, kendi kuruntularını esas almışlardır. Oysa bir bilgi ve belgeye dayanarak ilmi tartışma yapanların hataları bağışlanır.) Allah'ın saptırdığını artık kim hidayete ulaştıracaktır? Onların hiçbir yardımcıları da bulunmayacaktır.

  • 30:47 Rum: 47

    وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ رُسُلًا اِلٰى قَوْمِهِمْ فَجَٓاؤُ۫هُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَانْتَقَمْنَا مِنَ الَّذٖينَ اَجْرَمُواۜ وَكَانَ حَقًّا عَلَيْنَا نَصْرُ الْمُؤْمِنٖينَ

    Andolsun, Biz Senden önce birçok peygamberi kendi kavimlerine gönderdik de, onlara apaçık belgeler getirdiler (ama onlar buna rağmen inkâr edip azgınlaştılar); böylece Biz de suçlu günahkârlardan intikam aldık. İman edenlere yardım etmek (ve zafere eriştirmek) ise, Bizim üzerimize Hakk olmuş (bir va’ad)tır. (Mücahit ve müstakim mü’minlere nusret ve galibiyet vermek, Allah’ın izzet ve inayetinin şanıdır.)

  • 33:17 Ahzâb: 17

    قُلْ مَنْ ذَا الَّذٖي يَعْصِمُكُمْ مِنَ اللّٰهِ اِنْ اَرَادَ بِكُمْ سُٓوءًا اَوْ اَرَادَ بِكُمْ رَحْمَةًۜ وَلَا يَجِدُونَ لَهُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَلِيًّا وَلَا نَصٖيرًا

    De ki: "Eğer size bir kötülük isteyecek olsa, sizi Allah'tan koruyacak; veya size bir rahmet dileyecek olsa (buna da engel olacak) kimdir?" Onlar, kendileri için Allah'ın dışında ne bir veli (sahip çıkıcı), ne bir yardımcı bulamayacaklardır.

  • 33:25 Ahzâb: 25

    وَرَدَّ اللّٰهُ الَّذٖينَ كَفَرُوا بِغَيْظِهِمْ لَمْ يَنَالُوا خَيْرًاۜ وَكَفَى اللّٰهُ الْمُؤْمِنٖينَ الْقِتَالَۜ وَكَانَ اللّٰهُ قَوِيًّا عَزٖيزًاۚ

    (Sonunda) Allah, (Hendek harbinde Medine’yi kuşatan) kâfirleri kin ve öfkeleriyle geri çevirdi, onlar (bu saldırılarında) hiçbir hayra (ve başarıya da) erişememişlerdi. Savaşta Allah (yardımcı ve tehlikelerden kurtarıcı olarak) mü'minlere yetti. (Bundan sonra da yetecektir.) Allah çok Güçlüdür, Üstün ve Galiptir.

  • 33:65 Ahzâb: 65

    خَالِدٖينَ فٖيهَٓا اَبَدًاۚ لَا يَجِدُونَ وَلِيًّا وَلَا نَصٖيرًاۚ

    (Kâfirler) Orada ebedi olarak kalıcıdırlar. Onlar ne bir veli, ne bir yardımcı bulamayacaklardır.

  • 35:37 Fâtır: 37

    وَهُمْ يَصْطَرِخُونَ فٖيهَاۚ رَبَّنَٓا اَخْرِجْنَا نَعْمَلْ صَالِحًا غَيْرَ الَّذٖي كُنَّا نَعْمَلُۜ اَوَلَمْ نُعَمِّرْكُمْ مَا يَتَذَكَّرُ فٖيهِ مَنْ تَذَكَّرَ وَجَٓاءَكُمُ النَّذٖيرُۜ فَذُوقُوا فَمَا لِلظَّالِمٖينَ مِنْ نَصٖيرٍ۟

    Onlar (cehennemin) içinde (şöyle) feryat edip: "Rabbimiz bizi (buradan) çıkar, (şimdiye kadar) yaptığımız (kötü davranışlar)dan başka salih bir amelde (iman, itaat ve iyilik üzerinde) bulunalım" diyeceklerdir. (Onlara:) “Size orada (dünyada iken), öğüt alabilecek olanın düşünüp ders çıkarabileceği kadar ömür vermedik mi? Üstelik size uyarıcı (elçiler ve davetçiler de) gelmişti. Öyleyse (inkâr ve isyanınız sebebiyle şimdi azabı) tadın; artık zalimler için bir yardımcı yoktur” (denilip istekleri reddedilecektir).

  • 36:74 Yâsin: 74

    وَاتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ اٰلِهَةً لَعَلَّهُمْ يُنْصَرُونَۜ

    (Güya onlardan) Yardım görürler diye Allah’tan gayrı ilahlar edinip (süper güç sanılan tanrılara, zalim tağutlara ve işbirlikçi iktidarlara) tutunuverdiler.

  • 36:75 Yâsin: 75

    لَا يَسْتَطٖيعُونَ نَصْرَهُمْۙ وَهُمْ لَهُمْ جُنْدٌ مُحْضَرُونَ

    Ne var ki onların (o sahte ilahların), kendilerine (gerçek anlamda) yardım etmeye güçleri yetmez; (tam aksine) kendileri onlar için hazır bulundurulmuş (zalim odaklarca basit görülüp hor tutulmuş hizmetçi) askerlerdir. [Not: Olur ki yardım görürler, makam ve menfaate erişirler umuduyla, zalim ve kâfir merkezlerin; AB, ABD ve NATO gibi hain güçlerin güdümüne girenlerin, bunların açık ve yaygın zulümlerine alet ve ortak olmamaları için dikkat edilmelidir.]

  • 37:25 Sâffât: 25

    مَا لَكُمْ لَا تَنَاصَرُونَ

    (Ardından kâfirler ve zalimler güruhuna:) "Ne oluyorsunuz, (niye sessiz ve çaresiz bekleşiyorsunuz da) birbirinizle (dünyada olduğu gibi) yardımlaşmıyorsunuz?" diye (alaylı şekilde hatırlatılır).

  • 37:116 Sâffât: 116

    وَنَصَرْنَاهُمْ فَكَانُوا هُمُ الْغَالِبٖينَۚ

    Onlara yardım ettik de, böylece (Firavun düzenine ve zalim güçlere) üstün ve galip gelenler olmuşlardı.

  • 37:172 Sâffât: 172

    اِنَّهُمْ لَهُمُ الْمَنْصُورُونَۖ

    Elbette onlar (mü’min ve mücahit sadıklar); mutlaka kendilerine yardım edilecek (nusret verilecek ve zafere eriştirilecekler)dir.

  • 39:54 Zümer: 54

    وَاَنٖيبُٓوا اِلٰى رَبِّكُمْ وَاَسْلِمُوا لَهُ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَأْتِيَكُمُ الْعَذَابُ ثُمَّ لَا تُنْصَرُونَ

    (Öyle ise) Azap size gelip çatmadan evvel, içtenlikle (tevbe ederek) Rabbinize yönelip-dönün ve O'na teslim olun (ki kurtuluşa ulaşasınız). Sonra size yardım olunmaz (sahip çıkan da bulamazsınız).

  • 40:29 Mü'min: 29

    يَا قَوْمِ لَكُمُ الْمُلْكُ الْيَوْمَ ظَاهِرٖينَ فِي الْاَرْضِۘ فَمَنْ يَنْصُرُنَا مِنْ بَأْسِ اللّٰهِ اِنْ جَٓاءَنَاۜ قَالَ فِرْعَوْنُ مَٓا اُرٖيكُمْ اِلَّا مَٓا اَرٰى وَمَٓا اَهْدٖيكُمْ اِلَّا سَبٖيلَ الرَّشَادِ

    (Ve şöyle devam etmişti:) "Ey kavmim, bugün mülk (ve fırsat) sizindir, yeryüzünde (gücünüz ve hükmünüz) açığa çıkmış (ve iktidar kazanmış) kimselersiniz. Fakat bize Allah'tan dayanılmaz bir azap gelecek olursa, kim bize yardımcı olabilir?" (Bu sözleri dinleyenlerin vicdanını etkilediğini gören ve panikleyen) Firavun: "Ben, size yalnızca gördüğümü (kendi görüşlerimi ve gözle görülen dünya gerçeğini) gösteriyorum ve ben sizi doğru yoldan da başkasına yöneltmiyorum" diye (itiraz etmişti. Çünkü kâfirler sadece gözle görülenlere, mü’minler ise gaybe iman etmektedirler).

  • 40:51 Mü'min: 51

    اِنَّا لَنَنْصُرُ رُسُلَنَا وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَيَوْمَ يَقُومُ الْاَشْهَادُۙ

    Şüphesiz Biz elçilerimize ve (onlara) iman edenlere, dünya hayatı süresince de ve şahitlerin (şahitlik için) duracakları (mahşerdeki) günde de, elbette yardım edip (sahip çıkacağız).

  • 41:16 Fussilet: 16

    فَاَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ رٖيحًا صَرْصَرًا فٖٓي اَيَّامٍ نَحِسَاتٍ لِنُذٖيقَهُمْ عَذَابَ الْخِزْيِ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۜ وَلَعَذَابُ الْاٰخِرَةِ اَخْزٰى وَهُمْ لَا يُنْصَرُونَ

    Bunun üzerine Biz de rezillik ve perişanlık azabını dünya hayatında kendilerine tattıralım diye, uğursuz günlerde üzerlerine (kulakları patlatan ve vücutları kavuran) çok gürültülü bir kasırga yollamış (ve dünyalarını başlarına yıkmış)tık. Elbette ahiret azabı, daha da acıdır ve zelil kılıcıdır. Onlara (umdukları yerlerden) yardım da olunmamıştı (olunmayacaktır).

  • 42:8 Şûrâ: 8

    وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ لَجَعَلَهُمْ اُمَّةً وَاحِدَةً وَلٰكِنْ يُدْخِلُ مَنْ يَشَٓاءُ فٖي رَحْمَتِهٖۜ وَالظَّالِمُونَ مَا لَهُمْ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا نَصٖيرٍ

    Eğer Allah dileseydi, onları (insanların hepsini) herhalde (aynı düşüncede) tek bir ümmet kılardı (ama imtihan gereği serbest bıraktı). Lâkin O, dilediğini (ve hak edeni) Kendi rahmetine sokar. Zalimlere gelince; onlar için ne bir veli vardır, ne bir yardımcı (bulunabilir).

  • 42:31 Şûrâ: 31

    وَمَٓا اَنْتُمْ بِمُعْجِزٖينَ فِي الْاَرْضِۚ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا نَصٖيرٍ

    Siz yeryüzünde (Bizi-Rabbinizi) aciz bırakacak (deprem, sel, kuraklık gibi felaketlerimizi savuşturacak) değilsiniz. Ve sizin Allah'ın dışında bir veliniz ve yardım ediciniz yoktur (olması da mümkün değildir).

  • 42:46 Şûrâ: 46

    وَمَا كَانَ لَهُمْ مِنْ اَوْلِيَٓاءَ يَنْصُرُونَهُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ وَمَنْ يُضْلِلِ اللّٰهُ فَمَا لَهُ مِنْ سَبٖيلٍۜ

    Onların Allah'ın dışında kendilerine yardım edecek velileri (dostları ve sahip çıkanları) olmayacaktır. Allah (inkârı ve istismarı sebebiyle) kimi saptırırsa, artık onun için hiçbir (çıkış) yolu bulunmayacaktır. (Kurtuluş çareleri tükenmiştir.)

  • 44:41 Duhân: 41

    يَوْمَ لَا يُغْنٖي مَوْلًى عَنْ مَوْلًى شَيْـًٔا وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَۙ

    O gün, bir dostun (diğer) dosttan herhangi bir şeyle yarar sağlaması mümkün değildir. Ve onlar (başka yerlerden de) yardım görmeyeceklerdir.

  • 45:34 Câsiye: 34

    وَقٖيلَ الْيَوْمَ نَنْسٰيكُمْ كَمَا نَسٖيتُمْ لِقَٓاءَ يَوْمِكُمْ هٰذَا وَمَأْوٰيكُمُ النَّارُ وَمَا لَكُمْ مِنْ نَاصِرٖينَ

    (Cehenneme atılanlara:) “Bugüne (hesaba çekilmeye ve ahirete) kavuşacağınızı unuttuğunuz (inkâra ve isyana yüz tuttuğunuz) gibi, Biz de bugün sizi (rahmet ve nimetimizden mahrum edip) unutarak (cezalandırırız). Artık yeriniz ateştir, yardımcılarınız da yoktur. (Sizi cehennem azabından hiç kimse kurtaramaz)” denilecektir.

  • 46:28 Ahkaf: 28

    فَلَوْلَا نَصَرَهُمُ الَّذٖينَ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ قُرْبَانًا اٰلِهَةًۜ بَلْ ضَلُّوا عَنْهُمْۚ وَذٰلِكَ اِفْكُهُمْ وَمَا كَانُوا يَفْتَرُونَ

    Bu durumda, Allah'ı bırakıp (O’na) yakınlık (sağlamak) için edindikleri ilahlar, (sahte hocalar, şefaatçiler) onlara yardım etselerdi ya. Bilakis, onlar kendilerinden kaybolup gittiler. (Zaten) Bu (sahte ilahlar ve onlara yükledikleri sıfatlar, sadece) onların yalanları ve uydurduklarıdır.

  • 47:7 Muhammed: 7

    يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُٓوا اِنْ تَنْصُرُوا اللّٰهَ يَنْصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ اَقْدَامَكُمْ

    Ey iman edenler! Eğer siz (cihad ederek ve İslami hareketi destekleyerek) Allah’a (dinine) yardım ederseniz, Allah da size yardım edip (zafere ulaştıracaktır. Dünyada izzet ve hürriyete, ahirette ise cennete ulaşıncaya kadar sizi hidayet üzerinde devamlı kılıp) ayaklarınızı sabit ve sağlam tutacaktır.

  • 47:13 Muhammed: 13

    وَكَاَيِّنْ مِنْ قَرْيَةٍ هِيَ اَشَدُّ قُوَّةً مِنْ قَرْيَتِكَ الَّتٖٓي اَخْرَجَتْكَۚ اَهْلَكْنَاهُمْ فَلَا نَاصِرَ لَهُمْ

    Seni (aralarından ve yurdundan) sürüp çıkaran, (kavminden ve) karyenden kuvvet bakımından daha üstün nice memleketler (ve zalimler) vardı ki, Biz onları yıkıma uğratmıştık da onlar için hiçbir yardımcı (ve kurtarıcı) bulunmamıştı.

  • 48:3 Fetih: 3

    وَيَنْصُرَكَ اللّٰهُ نَصْرًا عَزٖيزًا

    Ve Allah (bu sürecin sonunda), Sana ‘üstün ve onurlu’ bir zaferle yardım etsin (istedik).

  • 48:22 Fetih: 22

    وَلَوْ قَاتَلَكُمُ الَّذٖينَ كَفَرُوا لَوَلَّوُا الْاَدْبَارَ ثُمَّ لَا يَجِدُونَ وَلِيًّا وَلَا نَصٖيرًا

    Şayet kâfirler (Hudeybiye Anlaşmasına yanaşmayıp da) sizinle savaşsalardı, yine kesinlikle arkalarına dönüp kaçacaklardı. Sonra bir dost ve yardımcı da bulamayacaklardı.

  • 51:45 Zâriyât: 45

    فَمَا اسْتَطَاعُوا مِنْ قِيَامٍ وَمَا كَانُوا مُنْتَصِرٖينَۙ

    Artık (onlar) ne ayağa kalkmaya güç yetirebiliyor, ne de yardım bulabiliyordu.

  • 52:46 Tûr: 46

    يَوْمَ لَا يُغْنٖي عَنْهُمْ كَيْدُهُمْ شَيْـًٔا وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَۜ

    O gün, ne hileli-düzenleri kendilerine herhangi bir şeyle yarar sağlayacak, ne de (herhangi bir) yardım göreceklerdir. (İşte böylesi düşmanları; yardımsız ve yalnız bırakmak ve hainleri birbiriyle boğuşturmak büyük bir marifet ve önemli bir siyasettir.)

  • 54:44 Kamer: 44

    اَمْ يَقُولُونَ نَحْنُ جَمٖيعٌ مُنْتَصِرٌ

    Yoksa onlar: “Biz, ‘birbiriyle yardımlaşıp nusret bulan’ (ve karşısında kimseler duramayan) ‘Güçlendirilmiş bir Cemiyetiz’ (sanki, Birleşmiş Milletleriz” diyerek) mi (şımarıp böbürlenmektedirler)?

  • 57:25 Hadid: 25

    لَقَدْ اَرْسَلْنَا رُسُلَنَا بِالْبَيِّنَاتِ وَاَنْزَلْنَا مَعَهُمُ الْكِتَابَ وَالْمٖيزَانَ لِيَقُومَ النَّاسُ بِالْقِسْطِۚ وَاَنْزَلْنَا الْحَدٖيدَ فٖيهِ بَأْسٌ شَدٖيدٌ وَمَنَافِعُ لِلنَّاسِ وَلِيَعْلَمَ اللّٰهُ مَنْ يَنْصُرُهُ وَرُسُلَهُ بِالْغَيْبِۜ اِنَّ اللّٰهَ قَوِيٌّ عَزٖيزٌ۟

    Andolsun, Biz elçilerimizi apaçık belgelerle (mucizeler, ayetler ve kesin hükümlerle) gönderdik; ve insanlar (kuracakları Adil Devlet düzeniyle) adaleti ayakta tutsunlar diye, onlarla birlikte Kitabı ve mizanı (Kur’an’ı ve kıyas yapan aklı) indirdik. Ve kendisinde çetin bir sertlik ve insanlar için (çeşitli) yararlar bulunan demiri (ve iridyum madenini) de (meteorlar ile sonradan gökten) indirdik. (İnsanlara demir ve benzeri madenlerdeki gizli kuvveti teknolojide kullanma yeteneğini bahşettik.) Öyle ki Allah, gayb ile (görmedikleri halde) kimlerin Kendisine (Dinine) ve elçilerine yardım edeceğini belli etsin (ve açığa çıkarıversin). Şüphesiz Allah, büyük kuvvet sahibidir, üstünlük ve izzet O’na aittir. [Not: En son bilimsel araştırma neticeleri, DEMİR cinsinden olan ve ondan daha ağır ve dayanıklı bulunan ve her yıl ancak 3 ton kadar çıkarılan İRİDYUM madeninin Dünya’nın bünyesinde var edilmediğini, sonradan göktaşları vasıtası ile uzaydan indirildiğini tespit etmiştir. Böylesine ciddi ve ilmi gerçekleri, 1400 yıl öncesinden Hz. Peygamberin kendiliğinden bilip haber vermesi mümkün değildir. Öyle ise Kur’an-ı Kerim Onun sözleri olamaz, bunlar Allah’ın hikmetli ve hakikatli kelimeleridir. Ve bu nedenle Kur’an’ın diğer haber ve hükümleri de Hakk’tır ve mutlaka gerçekleşecektir.]

  • 59:8 Haşr: 8

    لِلْفُقَرَٓاءِ الْمُهَاجِرٖينَ الَّذٖينَ اُخْرِجُوا مِنْ دِيَارِهِمْ وَاَمْوَالِهِمْ يَبْتَغُونَ فَضْلًا مِنَ اللّٰهِ وَرِضْوَانًا وَيَنْصُرُونَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُۜ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الصَّادِقُونَۚ

    (Ayrıca bu ganimet malları) Hicret eden fakirleredir ki; onlar, sadece Allah'tan O’nun lütfunu ve rızasını dileyip aramak üzere; Allah'a (dinine) ve O'nun Resulüne yardım ederlerken (bu nedenle) yurtlarından ve mallarından sürülüp-çıkarılmış kimselerdir. İşte bunlar, (davasına) sadık kalan (mü’minlerdir).

  • 59:11 Haşr: 11

    اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذٖينَ نَافَقُوا يَقُولُونَ لِاِخْوَانِهِمُ الَّذٖينَ كَفَرُوا مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ لَئِنْ اُخْرِجْتُمْ لَنَخْرُجَنَّ مَعَكُمْ وَلَا نُطٖيعُ فٖيكُمْ اَحَدًا اَبَدًاۙ وَاِنْ قُوتِلْتُمْ لَنَنْصُرَنَّكُمْۜ وَاللّٰهُ يَشْهَدُ اِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ

    (Bu arada Müslüman, Müttaki ve Mücahit geçinen, ama gerçekte) Münafıklık edenleri görmüyor musun ki, Kitap Ehlinden inkâr eden (gizli dost ve) kardeşlerine derler ki: "Andolsun, eğer siz (yurtlarınızdan) çıkarılacak olursanız, mutlaka biz de sizinle birlikte çıkarız ve size karşı olan hiç kimseye, hiçbir zaman itaat etmeyiz. Eğer size karşı savaşılırsa elbette size yardım ederiz." Oysa Allah şahitlik etmektedir ki onlar, gerçekten yalancı kimselerdir.

  • 59:12 Haşr: 12

    لَئِنْ اُخْرِجُوا لَا يَخْرُجُونَ مَعَهُمْۚ وَلَئِنْ قُوتِلُوا لَا يَنْصُرُونَهُمْۚ وَلَئِنْ نَصَرُوهُمْ لَيُوَلُّنَّ الْاَدْبَارَ۠ ثُمَّ لَا يُنْصَرُونَ

    Andolsun eğer onlar (Yahudi ve Hristiyanlardan fitne fesat kurgulayanlar, yenilip yurtlarından) çıkarılsalar (bile), bunlar (Müslüman geçinen münafıklar) onlarla beraber (yurtlarını terk edip) çıkmazlar; eğer onlarla savaşılırsa, bunlar onlara yardım yapmaz (riske yanaşmaz ve tehlikeye atılmazlar), şayet (ilk başta) yardım etseler bile (ardından) mutlaka arkalarına dönüp kaçıvereceklerdir; sonra zaten kendilerine de yardım edilmeyecektir.

  • 61:13 Saff: 13

    وَاُخْرٰى تُحِبُّونَهَاۜ نَصْرٌ مِنَ اللّٰهِ وَفَتْحٌ قَرٖيبٌۜ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنٖينَ

    Ve (cihad ehli için; dünyada iken de beklediğiniz ve) seveceğiniz bir başka (nimet) daha var: Allah'tan 'yardım ve zafer (nusret erişecek)' ve yakın bir fetih (önünde sonunda mutlaka gelecektir. Gerçek mücahit) mü'minleri müjdele (ki; va’ad edilen bu mutlu ve kutlu netice, sadece onlar tarafından beklenmektedir).

  • 61:14 Saff: 14

    يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا كُونُٓوا اَنْصَارَ اللّٰهِ كَمَا قَالَ عٖيسَى ابْنُ مَرْيَمَ لِلْحَوَارِيّٖنَ مَنْ اَنْصَارٖٓي اِلَى اللّٰهِۜ قَالَ الْحَوَارِيُّونَ نَحْنُ اَنْصَارُ اللّٰهِ فَاٰمَنَتْ طَٓائِفَةٌ مِنْ بَنٖٓي اِسْرَٓاءٖيلَ وَكَفَرَتْ طَٓائِفَةٌۚ فَاَيَّدْنَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا عَلٰى عَدُوِّهِمْ فَاَصْبَحُوا ظَاهِرٖينَ

    Ey iman edenler, Allah'ın (Dininin) yardımcıları olun (Hakk davanın ve mazlum halkların gayretini çekin). Şunun gibi ki; Meryem oğlu İsa Havarilere: "Allah'a (giden yolda ve Hakk Dini uğrunda) benim yardımcılarım kimlerdir?" demişti de, Havariler Ona; "Allah'ın yardımcıları bizleriz" (diye yanıt vermişlerdi.) Böylece İsrailoğullarından (az) bir topluluk iman etmiş, (geri kalan) bir topluluk da inkâr etmişti. Sonunda Biz iman edenleri düşmanlarına karşı destekleyince, onlar da üstün gelmişlerdi.

  • 66:2 Tahrim: 2

    قَدْ فَرَضَ اللّٰهُ لَكُمْ تَحِلَّةَ اَيْمَانِكُمْۚ وَاللّٰهُ مَوْلٰيكُمْۚ وَهُوَ الْعَلٖيمُ الْحَكٖيمُ

    Allah (gereksiz) yeminlerinizin (kefâretle) çözülmesini size farz (veya meşru) kılmıştır. Allah sizin Mevlâ’nız (sahibiniz, yardımcınız)dır. O (her şeyi hakkıyla) Bilendir, Hüküm ve Hikmet sahibidir.

  • 67:20 Mülk: 20

    اَمَّنْ هٰذَا الَّذٖي هُوَ جُنْدٌ لَكُمْ يَنْصُرُكُمْ مِنْ دُونِ الرَّحْمٰنِۜ اِنِ الْكَافِرُونَ اِلَّا فٖي غُرُورٍۚ

    (Ey Siyonist ve emperyalist zalim güçler ve Allah’tan ziyade bunlardan çekinen ve güvenen gafiller! İşte bu yegâne kuvvet ve kudret sahibi olan) Rahman’a karşı (ve O’na rağmen), size yardım edeceğine (inandığınız ve süper güç sandığınız) şu sizin ordunuz (uçak gemilerinizden, balistik füzelerinizden ve tank roketlerinizden oluşan bir sürü devasa filonuz; Cenab-ı Hakkın Kudreti karşısında neymiş ve) kimmiş (ki korkup onlara sığınmaktasınız…?) Oysa gerçekte bütün kâfirler, (ve onlardan korkan gafiller) sadece boş bir gurur ve aldanış içinde bulunmaktadırlar.

  • 71:12 Nuh: 12

    وَيُمْدِدْكُمْ بِاَمْوَالٍ وَبَنٖينَ وَيَجْعَلْ لَكُمْ جَنَّاتٍ وَيَجْعَلْ لَكُمْ اَنْهَارًاۜ

    “Size mallar ve çocuklarla (yardım edip) güç ve destek versin. Size (ürün yüklü) bağlar-bahçeler ihsan etsin ve sizin için ırmaklar da akıtıversin.”

  • 71:25 Nuh: 25

    مِمَّا خَطٖٓيـَٔاتِهِمْ اُغْرِقُوا فَاُدْخِلُوا نَارًا فَلَمْ يَجِدُوا لَهُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اَنْصَارًا

    (İşte bu yüzden) Onlar, (inkâr ve) hataları dolayısıyla (dünyada) suda boğuldular, sonra (ahirette de) ateşe sokuldular. O durumda Allah'ın dışında hiçbir yardımcı da bulamadılar.

  • 72:24 Cinn: 24

    حَتّٰٓى اِذَا رَاَوْا مَا يُوعَدُونَ فَسَيَعْلَمُونَ مَنْ اَضْعَفُ نَاصِرًا وَاَقَلُّ عَدَدًا

    Hatta ki onlar, kendilerine va’ad edileni (tehdit olundukları hezimet ve akıbeti, eceli ve ahireti) gördükleri zaman, yardımcı olmak bakımından kim daha zayıfmış (kimlerin destek çıkanları aciz ve çaresiz kalacakmış) ve sayı bakımından kim daha azmış (ve zavallıymış), artık öğrenmiş olacaklardır.

  • 79:23 Nazi’ât: 23

    فَحَشَرَ فَنَادٰىۘ

    Sonunda (yardımcı güçlerini) toplamış (onlara şöyle) seslenmişti;

  • 86:10 Târık: 10

    فَمَا لَهُ مِنْ قُوَّةٍ وَلَا نَاصِرٍۜ

    Orada onun (insanoğlunun) ne (kaçıp kurtulacak) gücü vardır, ne yardımcısı (bulunacaktır).

  • 107:4 Mâûn: 4

    فَوَيْلٌ لِلْمُصَلّٖينَۙ

    İşte yazıklar olsun (bu duyarsızlıklarına rağmen) şu namaz kılanlara (şuursuz, huzursuz ve sorumsuz şekilde dua ve ibadet yapanlara) ki!

  • 107:5 Mâûn: 5

    اَلَّذٖينَ هُمْ عَنْ صَلَاتِهِمْ سَاهُونَۙ

    Onlar kıldıkları namazlarının ve dualarının (manasından ve maksadından) gafil ve habersiz (bulunmaktadırlar).

  • 107:6 Mâûn: 6

    اَلَّذٖينَ هُمْ يُرَٓاؤُ۫نَۙ

    Onlar (ibadetlerinde ve dini hizmetlerinde riyakârdırlar), sadece gösteriş yapmaktadırlar.

  • 107:7 Mâûn: 7

    وَيَمْنَعُونَ الْمَاعُونَ

    (Dinin bütün hükümleriyle yerleşip yürümesi ve tüm mazlum ve yoksulların huzura ermesi yolunda) Malının az bir kısmının (kamu payı ve yoksul hakkı olarak paylaşma ve dayanışma amaçlı) alınmasına (ülkede FAİZ sistemini kaldıracak ve zekât vergisini uygulayacak bir nizamın kurulmasına) bile mâni olup engellemeye çalışmaktadırlar. (İşte böylesine zalim, hain ve merhametsiz davranmalarının sebebi, gerçek bir imanla DİN’in aslına ve ahiret hesabına inanmamış olmalarıdır. Bir kişinin veya kesimin, ibadet alışkanlıklarıyla, helâl kazanma ve hayırda harcama gibi ekonomik sorumlulukları arasında bir uygunluk yoksa, bunların dindarlık tavrı samimiyetten uzaktır.)

  • 110:1 Nasr: 1

    اِذَا جَٓاءَ نَصْرُ اللّٰهِ وَالْفَتْحُۙ

    Allah’ın yardımı (ile zafer) ve fetih geldiği zaman (ki Allah’ın va’adi Hakk’tır.)