• 2:178 Bakara: 178

    Ey iman edenler! (Meşru savunma mecburiyeti ve hukuk düzenini koruma görevi olmaksızın, haksız yere ve kasten) Katledilip öldürülen kimseler hakkında size kısas (misliyle cezalandırma ve idam cezası) yazıldı (farz kılındı). Özgüre karşı özgür, köleye karşı köle ve dişiye karşı dişi. (Yani cinayeti ister hür -asil ve zengin kesiminden-, ister fakir ve halktan kimselerden ve ister kadın cinsinden olsun, kim işlerse cezasını başkası değil, kendisi çekecektir.) Fakat kimin (hangi katilin) lehine, onun (maktulün) kardeşi (varisi veya velisi) tarafından bağışlanırsa, artık (yapılması gereken) örfe uymak (ve) ona (maktulün varisine veya velisine) güzellikle (diyet) ödemektir. Bu, Rabbinizden bir hafifletme ve bir rahmettir. Artık kim bundan sonra tecavüzde bulunursa, onun için elem verici bir azap vardır. [Not: Kasten öldürülen bir insanın ailesine ödenecek DİYET; çeşitli cinslerden toplam bin koyun, ya da 100 deve veya 1000 (bin) dinar altın kadardır. Bunlar bugünkü 4250 gram altın karşılığıdır. ADİL DÜZEN’de; bu kadar parası ve malı bulunmayan, yakın çevresinden de destek çıkılmayan KATİL’i cezaevine koyup beslemek yerine; devlet bu parayı ona kredi olarak açıp mağdur aileye aktarır. O katili de devlete borçlandırıp; kömür ve maden ocakları, lağım ve tünel kazıları gibi ağır işlerde, örneğin; 2,5 tam altın maaşla, 7 tam gün 10’ar saat çalıştırır. Bu aylığın yarısını devlet kendi çocuklarının bakımına ayırır, diğer yarısını ise borcuna mahsuben kesmek suretiyle yaklaşık 20 yılda kapatır. Böylece hem ölenin yakınları perişan duruma düşmekten, hem de katilin ailesi mağdur edilmekten kurtarılır.]

  • 2:220 Bakara: 220

    Hem dünya, hem ahiret (konusunda dikkatli hareket etmeniz, infakta da dengeyi gözetmeniz gerekir). Ve Sana yetimleri sorarlar. De ki: "Onları ıslah etmek (ve topluma yararlı hale getirmek) hayırlı (bir görevdir). Eğer onları aranıza katarsanız (bu güzeldir ve şefkatli hareket edilmelidir), artık onlar sizin kardeşlerinizdir. Allah bozgunculuk (fesat) çıkaranı ıslah ediciden (ayırt edip) bilir. Eğer Allah dileseydi size de zorluk çıkarıp (aciz ve çaresiz bırakabilirdi). Şüphesiz Allah Güçlü ve Üstün olandır, Hüküm ve Hikmet sahibidir."

  • 3:103 Âl-i İmrân: 103

    (Eğer gerçekten iman ediyorsanız) Allah'ın ipine (Kur’an hükümlerine) hepiniz birden (el birliği içinde) sımsıkı sarılın. (Sakın) Dağılıp ayrılmayın. Ve Allah'ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani bir vakit sizler birbirinize düşmanlar idiniz. O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp-ısındırdı ve siz O'nun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız. (Ümmet ve uhuvvet şuuruyla güç kazandınız.) Yine siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken, (Kur’an ve Resulüllah sayesinde) oradan sizi kurtarmıştı. Umulur ki hidayete erersiniz diye, Allah size ayetlerini böyle açıklamaktadır.

  • 3:156 Âl-i İmrân: 156

    Ey iman edenler! Yeryüzünde (hicret ve sefer için) gezip dolaştıkları veya (gazada olup Hakk yolunda) çarpıştıkları süreçte (mü’min olarak ölen) kardeşleri için: "Eğer yanımızda kalsalardı, ölmezlerdi ve öldürülmezlerdi" diyerek (şehitleri kınayan) kâfir kimseler gibi olmayın!.. Allah, bunu (Hakk yolda fedakârlığı, ahmaklık sanma şuursuzluğunu) onların (münafıkların) kalplerinde onulmaz bir hasret (ve huzursuzluk duygusu) olarak (bırakıp manevi maraz) kılmıştır. (Zira aslında) Dirilten ve öldüren Allah'tır. Allah, yaptıklarınızı Görendir. (Her şeyi kayıt altına alandır.)

  • 3:168 Âl-i İmrân: 168

    Onlar, kendileri evlerinde oturup (sefere çıkan) kardeşleri için: "Eğer bize uyuverip (dinleyip cihada gitmeselerdi), öldürülmezlerdi" diyenlerdir. De ki: "Eğer (bu düşüncenizde) doğru sözlüler iseniz, ölümü kendinizden savın öyleyse" (görelim).

  • 4:11 Nisa: 11

    (Miras taksiminde) Çocuklarınızın (alacağı pay) konusunda Allah erkeğe, iki kızın hissesi kadar tavsiye buyurmaktadır. (Bu kural; evlenme masrafını erkeğin karşılayacağı ve ailesinin geçimini sağlayacağı dolayısıyladır.) Eğer onlar (çocuklar) ikiden fazla ve hepsi kadın varis ise (baba ve analarının) geride bıraktığının üçte ikisi onlarındır. (Eğer) Kadın (veya kız mirasçı) bir tek ise, bu durumda yarısı onundur. Eğer (ölenin sadece) bir tek çocuğu varsa, geriye bıraktığından (yaşayan kendi) anne ve baba(sın)dan her biri için altıda bir (pay ayrılmıştır); (ölen kişinin) çocuğu olmayıp da (sadece) anne ve babası ona mirasçı ise, bu durumda annesi için üçte bir (miras payı) vardır. (Gerisi babanındır. Şayet) Onun (vefat edenin eğer erkek ve kız) kardeşleri varsa o zaman annesi için altıda bir kadardır. (Ancak bu hükümler, ölenin) Ettiği vasiyetinden veya (varsa) borcun düşülmesinden sonradır. Babalarınız ve oğullarınız (konusunda), siz onların hangilerinin yarar bakımından size daha yakın olduğunu bilmezsiniz. (Bunlar) Allah'tan bir farzdır. Şüphesiz Allah, Bilendir, Hüküm ve Hikmet sahibidir.

  • 4:12 Nisa: 12

    (Mal ve servet sahibi olan kadın) Eşlerinizin, eğer (önceki kocalarından) çocukları yoksa, (öldükten sonra) geride bıraktıklarının yarısı sizindir. Şayet çocukları varsa, -onunla yapacakları vasiyetten ya da (ayıracakları) borçtan sonra- bu durumda (kadınlarınızın miras) bıraktıklarının dörtte biri sizindir. Eğer sizin çocuğunuz yokken (ölecek olursanız), geriye bıraktıklarınızdan dörtte biri onların (kadınlarınızın)dır. Şayet sizin çocuğunuz varsa; geriye bıraktıklarınızdan sekizde biri onların (kadınlarınızın)dır. (Yine bu hükümler) Edeceğiniz vasiyet veya (varsa) borcun düşülmesinden sonradır. Mirası aranan (paylaşılan) erkek ya da kadın, çocuğu ve babası olmayan bir kimse olup da, (sadece anadan bir) erkek veya kız kardeşi bulunursa, onlardan her biri için (mirastan) altıda bir (hisse) vardır. Eğer (anadan bir kardeşleri) bundan fazla iseler, bu durumda -kendisiyle yapılan vasiyetten ya da (varsa) borçtan sonra- (mirasın) üçte birinde zarara uğratılmaksızın onlara ortaktırlar. (Bu size) Allah'tan bir (farziyet) tavsiyesidir. Allah (her şeyi hakkıyla) Bilendir, (kullara) yumuşak davranandır. [Not: İslam’ın Miras Hukukunda, hisseler ile mükellefiyetler arasında bir denge gözetilmiştir. Böylece daha çok harcama ve sorumluluk yüklenecek olanlara mirastan daha fazla hisse verilmiştir.]

  • 4:23 Nisa: 23

    (Ey mü’minler!) Sizlere anneleriniz, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşlerin kızları, kız kardeşlerin kızları, sizi emziren (süt) anneleriniz, süt kız kardeşleriniz, kadınlarınızın anneleri (kayınvalideleriniz) ve (sonradan evlenerek) kendileriyle (gerdeğe) girdiğiniz kadınlarınızın (önceki kocalarından) olup (şimdi sizin) koruyuculuğunuz altında bulunan üvey kızlarınız, size haram kılındı. Ancak onların (anneleriyle nikâh kıyıp da) gerdeğe girmeden (önce boşayıvermişseniz, bu durumda, yetişkin kızlarıyla evlenmekte) size bir sakınca yoktur. Ve yine sizin sülbünüzden olan oğullarınızın eşleri (gelinleriniz) ve iki kız kardeşi (aynı anda nikâhlayıp) bir araya getirdiğiniz (evlilikler de size yasaklanmıştır,) ancak (cahiliyede) geçen geçmiştir. (Ama bunlara bir daha sakın yanaşmayın!) Şüphesiz, Allah, Bağışlayandır, Esirgeyip (Koruyandır).

  • 4:176 Nisa: 176

    (Ey Nebim!) Senden (miras konusunda) fetva isterler. De ki: Allah, (öldüğünde geride) çocukları ve anne babası bulunmayan (kelale'nin) mirasına ilişkin hükmü (şöyle) açıklar: Ölen kişinin hiç çocuğu yok da sadece (aynı babadan) kız kardeşi varsa, geride bıraktıklarının yarısı kız kardeşinindir. Eğer bir kız kardeş (ölür de) çocuğu da yoksa, kendisi (erkek kardeşi) ona mirasçı olur. (Çocuksuz kız kardeşin mirasının tamamını erkek kardeşi alır.) Eğer kız kardeşler iki tane ise, (ölen erkek kardeşin) geride bıraktıklarının üçte ikisi onlarındır. Ama (mirasçılar birden fazla) erkekler ve kız kardeşler ise, bu durumda erkek için kadının iki payı vardır. Allah, -şaşırıp sapmayasınız diye- (böyle) açıklamalar yapmaktadır. Allah, her şeyi Bilendir.

  • 5:25 Maide: 25

    (Bunun üzerine Hz. Musa) Dedi ki: “Ey Rabbim (görüyor ve biliyorsun ki) ben gerçekten, kendi nefsimden ve kardeşimden başkasına malik değilim (sözümü geçirememekteyim). Öyle ise, bizimle bu fasıklar (ve sapkınlar) topluluğunun arasını ayır(manı dilerim).”

  • 5:30 Maide: 30

    Sonunda (Kâbil’in) nefsi ona kardeşini (Hâbil’i) öldürmeye (tahrik ve teşvik edip) kasten (günaha) itti; böylece (tutup) onu öldürüverdi, bu yüzden hüsrana uğrayanlardan olup gitti.

  • 5:31 Maide: 31

    Derken, (ne yapacağını şaşırmış vaziyette bocalarken) Allah ona, yeri eşeleyerek kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini gösteren bir karga gönderdi. (Bu ayetle insanların nebatat ve hayvanların hareket tarzından teknik ve pratik örnekler çıkarabilmesi öğütlenmektedir. Kardeş katili Kâbil;) "Bana yazıklar olsun" dedi. "Şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini gömmekten aciz miyim?" Artık (o), pişmanlık duyanlardan olmuştu (ama iş işten geçmişti).

  • 6:87 En'am: 87

    Babalarından, soylarından ve kardeşlerinden, (iyilik ve istikamet ehlinden) kimini de (bunlara kattık); onları da seçtik ve dosdoğru yola yöneltip-ilettik.

  • 7:38 A'raf: 38

    (Cenab-ı Hakk bunlara:) "Haydi cinnlerden ve insanlardan ibaret (sapkın kimselerle), sizden önce geçmiş (küfre ve kötülüğe yönelmiş) ümmetlerle birlikte şimdi ateşe girin!" diyecektir. Her bir ümmet (cehenneme) girerken (aynı bâtıl ve bozuk yoldaki) kardeşini (kendi benzerini ve yoldaş kimseleri) lanetleyecektir. Nitekim hepsi birbiri ardınca orada (cehennemin kapısında) toplanınca, sonraki (kâfir)ler (peşlerine gittikleri) önceki (kâfir)ler için: "Rabbimiz, işte bunlar bizi saptırdı; öyleyse kendilerine ateşten kat kat artırılmış bir azap ver” diyeceklerdir. (Allah da: "Azıtıp sapıtan herkes ve) Hepiniz için kat kat (azap vardır). Ancak siz (Hakkı ve hayrı kabullenmez ve) bilmezsiniz (cahil ve gafil kimselersiniz)" diye (azarlayacaktır).

  • 7:65 A'raf: 65

    Ad (toplumuna da) kardeşleri Hud’u (gönderdik. Kavmine:) “Ey kavmim, Allah’a kulluk (yolunu tutun), sizin O’ndan başka ilahınız yoktur. Hâlâ korkup (küfür, zulüm ve kötülükten) sakınmayacak mısınız?” deyip (Hakka davet etmişti).

  • 7:73 A'raf: 73

    Semud (toplumuna da) kardeşleri Salih'i (gönderdik. Salih onlara): "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. (Bakın) Gerçekten size Rabbinizden (mucize olarak kayalardan çıkardığı) apaçık bir belge (bürhan-delil) gelmiştir: Allah'ın bu dişi devesi size açık bir belgedir; onu salıverin de Allah'ın Arz’ında otlasın, ona bir kötülükle dokunmayın, sonra sizi acı bir azap yakalar (sakın nefsinize ve şeytani heveslerinize kapılmayın)" diye (uyarmıştı).

  • 7:85 A'raf: 85

    (Sina Yarımadası’nda ve Tûr Dağı civarında yaşayan) Medyen (toplumuna da) kardeşleri Şuayb'ı (gönderdik. Şuayb onlara) Dedi ki: "Ey kavmim, Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. (İşte) Size (benimle) Rabbinizden apaçık bir belge (mucize) gelmiştir. Ölçüyü ve tartıyı tam tutun, insanların (hakları olan mallarını ve) eşyasını değerinden düşürüp-eksiltmeyin (hırsızlık ve haksızlık yapmayın) ve düzene (ıslaha) konulmasından sonra yeryüzünde bozgunculuk (fesat) çıkarmayın. Eğer inanıyorsanız (her türlü zulüm ve sömürüden sakının.) Bu sizin için daha hayırlıdır."

  • 7:111 A'raf: 111

    Dediler ki: "Onu ve kardeşini şimdilik bekletiver, (vereceğin cezayı erteleyip etraftaki) şehirlere de toplayıcı (çağrıcı)lar gönder ki;”

  • 7:142 A'raf: 142

    Ve derken (huzurumda ibadet ve riyazetle vakit geçirmek üzere) Musa ile otuz gece için sözleştik ve ona bir on (gün) daha ekledik. Böylece Rabbinin belirlediği süre, kırk geceye tamamlandı. Musa, kardeşi Harun'a: “Kavmim içinde benim yerime geçip (halifem ol), onları ıslah et ve bozguncuların yoluna tâbi olma!” deyip (ayrıldı).

  • 7:150 A'raf: 150

    Vaktâki Musa oldukça kızgın ve üzgün olarak kavmine döndüğünde onlara: "Beni arkamdan, ne kötü temsil ettiniz (ne çirkin işler çevirdiniz)? Rabbinizin (azap) emrini çabuklaştıracak (sapkınlık ve taşkınlıklara yöneldiniz), öyle mi?" dedi. (Allah’ın emirleri yazılı) Levhaları bıraktı ve kardeşini başından (saçından) tutup kendisine doğru çekmeye başlayınca (Harun ona:) "Ey anamın oğlu, (fırsatçı ve fesatçı bir topluluk olan) bu kavim beni zayıf buldular (hırpalayıp çaresiz bıraktılar) ve neredeyse beni öldürmeye kalkıştılar. Bari sen düşmanları sevindirip bana güldürecek (ve kuru gürültüyle onların diline düşürecek) bir şey yapma ve beni bu zalimler topluluğuyla beraber kılma (onlarla bir tutma!)" diye (yalvardı).

  • 7:151 A'raf: 151

    (Musa) Dedi ki: "Rabbim, (bu tedbirsizlik ve beceriksizlikten dolayı) beni ve kardeşimi bağışla, bizi rahmetine katıp (koru…) Sen merhamet edenlerin en merhametli olanısın."

  • 7:202 A'raf: 202

    (İtiraz ve isyanda şeytanın) Kardeşlerine gelince, (İblis) onları sapkınlığa sürükler ve sonra bir daha peşlerini terk etmezler. (Yakalarından düşmezler.)

  • 9:11 Tevbe: 11

    Eğer onlar (şirkten ve kâfirlere tarafgirlikten) tevbe edip namazı kılarlarsa ve zekâtı verirlerse, artık onlar sizin dinde kardeşlerinizdir. Bilen bir topluluk için ayetleri böyle birer birer açıklarız.

  • 9:23 Tevbe: 23

    Ey iman edenler! Eğer imana (ve İslam davasına) karşı inkârı (ve din düşmanlarını) sevip tercih ediyorlarsa; babalarınız ve kardeşleriniz bile olsa, onları dostlar (veli-idareci-yönetici) edinip (başınızda) tutmayın! Sizden kim onları (hâlâ) dostlar edinirse, işte asıl zalim onlardır.

  • 9:24 Tevbe: 24

    (Ey Habibim) De ki: “Eğer babalarınız, çocuklarınız, kardeşleriniz ve arkadaşlarınız, hanımlarınız, kavmü kabileniz-hısım akrabanız, kazanıp yığdığınız mallarınız, bozulmasından ve azalmasından korktuğunuz ticaret ve tezgâhınız (memuriyet ve meslek sahanız), pek hoşlandığınız evleriniz (ve konaklarınız)... Şayet (bu saydıklarımız) size Allah'tan ve Resulünden ve O'nun yolunda cihad etmekten daha sevgili ve kıymetli ise (bütün bunları kaybetmeyeyim korkusuyla cihadı ve Hakk davayı terk ediyorsanız veya nemelâzımcılık ve duyarsızlıkla milli savunmaya katkı sunmuyorsanız;) o halde Allah (zillet ve esaret) emrini getirinceye kadar bekleyip gözleyin bakalım... Çünkü Allah (cihadı ve milli savunma hazırlığını ihmal eden) fasıklar topluluğunu asla hidayete (ve selamete) ulaştırmayacaktır.”

  • 10:87 Yunus: 87

    (Bunun üzerine) Biz de Musa ve kardeşine (şöyle) vahyettik: “Mısır'da kavminiz için (kâfirlerin semtinden ayrı yerlerde) evler hazırlayın, evlerinizi namaz kılınan (ve kıbleye dönük) yerler yapın ve namazı dosdoğru kılın. (Ayrıca) Mü'minleri de (zafer ve galibiyetle) müjdele(yip çeşitli saldırı ve sıkıntılara karşı hazırlayın ki, Allah’ın inayeti ve nusreti onlarladır).”

  • 11:50 Hud: 50

    Ad (halkına da) kardeşleri Hud'u (gönderdik). Dedi ki: "Ey kavmim, (sadece) Allah'a ibadet edin, sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. Ancak siz, yalan olarak (tanrılar uydurup düzenlerden ve) iftira edenlerden başkası değilsiniz.”

  • 11:61 Hud: 61

    Semud (halkına da) kardeşleri Salih'i (gönderdik). Dedi ki: “Ey kavmim, Allah'a ibadet edin, sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. O sizi yerden (topraktan) yarattı ve orada ömür geçirenler ve dünyayı imar edenler kıldı. Öyleyse O'ndan bağışlanma dileyin, sonra O'na tevbe edin. Şüphesiz benim Rabbim, (kullarına ve tüm yarattıklarına en) Yakın olandır, (duaları) Kabul edendir.”

  • 11:84 Hud: 84

    Medyen (halkına da) kardeşleri Şuayb'ı (gönderdik. Onlara:) “Ey kavmim! (Sadece) Allah'a ibadet ediniz (ve her emrini yerine getiriniz) ki, O'ndan başka ilahınız yoktur. Ölçüyü ve tartıyı eksik tutmayın; gerçekten sizi bir hayır (bolluk ve refah) içinde (gaflette) görüyorum. Doğrusu sizi çepeçevre kuşatacak olan bir günün azabından korkuyorum” demişti.

  • 12:5 Yusuf: 5

    (Babası:) “Yavrucuğum, rüyanı kardeşlerine anlatma, yoksa (haset damarıyla) sana bir tuzak kurarlar. Çünkü şeytan, insan için apaçık bir düşmandır” diye (uyarıvermişti). [Not: Hz. Yakub oğlu Yusuf'a, kıskançlıktan dolayı kendisine tuzak kurmaya kalkışacak üvey kardeşleri olmasına rağmen, onların şahıslarına değil, kendilerini azdıran şeytana ve yanlış tavırlarına düşman olmak gerektiğini hatırlatıp, bizlere İslami ve insani bir yaklaşım tarzı öğretmiştir.]

  • 12:7 Yusuf: 7

    Andolsun, Yusuf ve kardeşlerinde (ve onların hikâyesinde; gerçeği araştırıp) soranlar için (birçok) ayetler (ibretler) vardır. (Ve önemli hikmetler ve dersler içermektedir.)

  • 12:8 Yusuf: 8

    (Hz. Yakub’un; oğlu Hz. Yusuf’a beslediği derin ve engin muhabbeti zaman zaman açığa vurması, üvey kardeşlerini kıskandırıp fesada sürüklemiş) Ve o vakit onlar şöyle demişlerdi: “Yusuf ve (öz) kardeşi (Bünyamin), babamıza bizden fazla sevgili (ve değerlidir). Oysa biz birbirini destekleyen daha kuvvetli ve becerikli bir ekibiz. (Asıl ilgi ve itibar bize gereklidir.) Doğrusu babamız, açık bir şaşkınlık ve yanlışlık içindedir.”

  • 12:58 Yusuf: 58

    (Derken kuraklık başlayınca) Yusuf'un kardeşleri (Kenan’dan Mısır'a) gelip yanına dahil olmuşlar (ve huzura çıkmışlar)dı. (Hz. Yusuf’a zulmeden üvey kardeşleri) Onu tanımadıkları halde, kendisi ise onları hemen tanımıştı.

  • 12:59 Yusuf: 59

    Onların erzak yüklerini hazırlayınca (ve dönüş yolculuğu başlayınca) onlara: "(Bir dahaki seferde) Bana (o bahsettiğiniz) babanızdan (bir, anneniz ayrı) olan kardeşinizi (Bünyamin’i) de getirin. Görmüyor musunuz, ben ölçüyü tam tutarım ve ben konukseverlerin en hayırlısıyım" dedi (ve uyardı);

  • 12:63 Yusuf: 63

    Böylelikle (Yusuf'un kardeşleri) babalarına döndükleri zaman, dediler ki: "Ey babamız, (şimdilik bize ikram olarak karşılıksız erzak verildi ama, bundan sonra Mısır’da) ölçek(le bir şey almak) bizden engellendi. Bu durumda kardeşimizi (Bünyamin’i) bizimle gönder de (ihtiyacımız olan erzakın daha fazlasını) değerini vererek ve ölçerek alalım. (Sana söz veriyoruz) Onu mutlaka koruyacağız."

  • 12:64 Yusuf: 64

    (Hz. Yakub) Dedi ki: “Daha önce kardeşi (Yusuf) konusunda size güvendiğimden farklı (bir şekilde ve garantili bir taahhütle olmak dışında) artık onun hakkında size hiç güvenir miyim? (Onu ancak Mevlâ’ya emanet ederim.) Allah, en hayırlı muhafaza edicidir ve O, merhamet edenlerin en merhametlisidir.”

  • 12:65 Yusuf: 65

    (Derken Mısır’dan getirdikleri) Erzak yüklerini açıp da sermayelerinin kendilerine geri verilmiş olduğunu gördüklerinde, dediler ki: "Ey babamız, daha neyi arıyoruz, işte sermayemiz bize geri verilmiş; (bununla yine) ailemize erzak getiririz, (bize emanet edeceğin) kardeşimizi (Bünyamin’i) de koruyup gözetiriz ve (alacağımız erzaka) bir deve yükünü de ilave ederiz. Bu (alıp getirdiğimiz zaten yetersiz ve) az bir ölçektir."

  • 12:69 Yusuf: 69

    (Nihayet) Yusuf'un yanına girdikleri zaman, o (öz) kardeşi (Bünyamin’i tanıyıp kenara çekti ve) bağrına basarak; "Ben senin gerçekten kardeşinim. Artık onların yaptıklarına üzülme!" demişti.

  • 12:70 Yusuf: 70

    (Vaktâki Hz. Yusuf kardeşlerinin) Erzak yüklerini kendilerine hazırlatınca da, (kıymetli) su kabını kardeşinin yükü içine bırakıp yerleştirmişti. Sonra bir müezzin=ilan edici (şöyle) seslenmişti: “Ey kafile, sizler gerçekten hırsız(lık yapmış)sınız!” (diyerek onları durduruvermişti.)

  • 12:76 Yusuf: 76

    Bunun üzerine (Hz.) Yusuf, kardeşi (Bünyamin)nin yükünden önce, (bu danışıklı dövüş anlaşılmasın diye) diğerlerinin yüklerini (aramaya) başladı. Sonunda (kaybolan eşyayı öz) kardeşi (Bünyamin)nin yükünden (bulup) çıkardı. (Böylece hem Bünyamin’i yanında alıkoymak için artık geçerli bir gerekçesi vardı, hem de öz kardeşini Kralın kanunlarına göre feci şekilde dövülmekten ve ağır tazminata mahkûm edilmekten kurtarmıştı.) İşte Biz, Yusuf’a bu şekilde bir “Keyd” (hile-tedbir, plan) öğretmiştik. Aksi halde Melikin dinine (Kralın kanunlarına) göre kardeşini (yanında) tutamayacaktı (tutsa da ağır cezadan kurtaramayacaktı). Ancak Allah’ın dilemesi başka. Biz, dilediğimiz kimsenin derecesini (ve şerefini) yükseltiriz. Zira her ilim sahibinin üstünde, (ondan) daha iyi bilen birisi vardır. [Not: Bu ayetler Hz. Yusuf’un, Mısır Melikinin gayri İslami düzeninde görev isteyip aldığını, bu yetkili ve etkili makamları halka hizmet ve Hakka davet için bir imkân ve fırsat olarak kullandığını, ve Adil bir Düzen kuruluncaya kadar, mevcut sistemin kanun ve kurallarından yararlanmanın cevazını göstermektedir.]

  • 12:77 Yusuf: 77

    (Üvey kardeşleri ise:) "Şayet (Bünyamin) çalmış bulunuyorsa, bundan önce onun kardeşi de çalmıştı" diyerek (hâlâ Yusuf'u suçlamışlardı). Yusuf ise buna (kızgınlığını) kendi nefsinde (içinde) saklı tutmuş ve durumu onlara açıklamamış (ve kalbinden): "Siz daha kötü bir konumdasınız. Sizin düzmekte olduklarınızı Allah daha iyi bilir" demişti. [Not: Mağdur edilen kişiler ve adaleti arayan yetkililer; haklarını almak ve iftiradan kurtulmak üzere mümkün ve münasip yöntemlerle bazı hile ve çarelere başvurabilir.]

  • 12:87 Yusuf: 87

    (Sonra evlatlarına dönüp:) “Ey oğullarım, haydi gidiniz de (hayırlı bir haber getirmek için) Yusuf'u ve kardeşini (dikkatle ve titizlikle) araştırıveriniz... (Ey Müslümanlar! Siz de nice yıllardır kaybettiğiniz izzet ve hâkimiyetinizi yeniden bulmaya gayret ediniz...) Sakın Allah'ın rahmet ve inayetinden ümit kesmeyiniz!.. Zira kâfir olanlardan başkası Allah'ın nusret ve merhametinden ümit kesmez (kesmemelidir).”

  • 12:89 Yusuf: 89

    (Bunun üzerine Yusuf onlara:) "Sizler, cahillik (ve hainlik halinde) iken Yusuf'a ve kardeşine neler yaptığınızı biliyor (ve hatırlıyor) musunuz?" diye (sorunca irkilmişlerdi).

  • 12:90 Yusuf: 90

    (Şaşkınlaşan kardeşleri dikkatle yüzüne bakıp: Yoksa) “Sen gerçekten Yusuf musun, sensin öyle mi?” dediklerinde: “(Evet) Ben Yusuf'um” demişti. “Ve bu da (Bünyamin, öz) kardeşimdir. Doğrusu Allah bize lütufta bulundu (da işte bu imkân ve makamlara eriştirdi). Gerçek şu ki, kim (kötülük ve nankörlükten) sakınır ve sabrederse, şüphesiz Allah, muhsinlerin (iyilik ve ibadetlerinde dikkat ve ihlas sahiplerinin) ecrini ve emeğini boşa çıkarmaz” diyerek (olup biteni tek tek haber vermişti).

  • 12:100 Yusuf: 100

    (Hz. Yusuf) Babasını ve annesini taht (gibi görkemli koltuklara) çıkarıp oturttu; (bunun üzerine hepsi) ona (Hz. Yusuf’a hürmet ve Allah’a şükretmek için) secdeye kapandılar. (Bunun üzerine Hz. Yusuf onlara) Dedi ki: "Ey babacığım! İşte, bu durum daha önceki rüyamın yorumudur. Doğrusu Rabbim onu (aynen) gerçek kıldı. Bana nice ihsan ve ikramlar yaptı, o vakit (iftira yüzünden atıldığım) zindandan beni çıkardı. Şeytan benimle kardeşlerimin arasını açtıktan sonra, (Allah) çölden (alıp, zor vadileri aşırtıp işte) sizi (buraya) getirdi. Şüphesiz benim Rabbim, dilediğini (en ince detaylarıyla düzenleyip tedbir eden) Latif’tir. Gerçekten O (her şeyi hakkıyla) Bilendir, Hüküm ve Hikmet sahibidir."

  • 12:102 Yusuf: 102

    (Ey Resulüm!) Bu (ibretli olaylar), Sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Yoksa onlar (Yusuf'un kardeşleri) o hileli-düzeni kurarlarken de, yapacakları (kötü) işe topluca karar verdikleri vakitte de Sen yanlarında değildin.

  • 15:47 Hicr: 47

    Biz onların (cennet halkının) göğüslerindeki kin ve nefret duygularını da söküp çıkardık. (Şimdi birbirini seven ve hep iyilik düşünen) Kardeşler olarak, cennet koltukları üzerinde karşılıklı (sohbet ve saadet ortamındadırlar).

  • 17:27 İsrâ: 27

    Çünkü saçıp-savuranlar, şeytanların (imkân ve fırsatlarını haram ve haksız yolda ve boşa harcayanların) kardeşleri oluvermişlerdir; şeytan ise Rabbine karşı (itiraz ve isyana kalkışıp) nankörlüğe yönelmiştir. [Not: Hakk ve hayır yolunda Allah için yapılan harcama israf değildir. Lüks ve gösteriş için yapılan israftan ise hayır görülmeyecektir.]

  • 19:28 Meryem: 28

    "Ey Harun'un kız kardeşi (olan Meryem! dediler), senin baban kötü bir kişi değildi ve annen de azgın, utanmaz (bir kadın) değildi. (Sen nasıl böyle bir işe kalkıştın?)" [Not: Bu ayette geçen Harun, Hz. Musa’nın kardeşinden başka bir şahıstır.]

  • 19:53 Meryem: 53

    Ona rahmetimizden kardeşi Harun'u da bir peygamber olarak hibe ve hediye kılmış (yardımına göndermiştik).

  • 20:30 Taha: 30

    “Kardeşim Harun’u” (ki bana katılsın).

  • 20:40 Taha: 40

    “Hani kız kardeşin gezinip (suya salınan sandığı takip edip Firavun Sarayı’na giderek); ‘Onu(n bakımını) üstlenecek birini size haber vereyim mi?’ demekteydi. Böylece, seni annene geri çevirivermiş olduk ki, gözü aydın olsun ve hüzne kapılmasın. (Ve yine istemeden) Sen bir insan öldürmüştün de, Biz seni (tutuklanmaktan ve) tasadan kurtarmış ve seni 'esaslı bir imtihandan geçirip-denemiştik.' Ey Musa, (ayrıca gittiğin) Medyen halkı arasında da yıllarca (Benim inayet ve himayemle) kalmıştın, sonra (ezelde tespit edilen) bir kader üzerine (tekrar buraya) gelmiştin.”

  • 20:42 Taha: 42

    "Sen ve kardeşin (Harun) ayetlerimle (Tevrat hükümleriyle ve mucizelerimle) gidin ve Beni zikretmede (emirlerimi tebliğ etmede ve Firavun güçlerine karşı Bana güvenmede) gevşeklik göstermeyin."

  • 23:45 Mü'minun: 45

    Sonra Musa ve kardeşi Harun'u ayetlerimizle ve apaçık bir delille gönderdik.

  • 24:31 Nur: 31

    Mü’min kadınlara da söyle: “Gözlerini (kasıtlı ve şehvet uyandırıcı, cilveli bakışlardan) kaçındırsınlar ve ırzlarını-namuslarını korusunlar; ziynetlerini (cezbedici şekilde süslerini) açığa vurmasınlar; ancak kendiliğinden görünen (toplum hayatında tabii olarak açılması gereken yerler) hariçtir. (Gereğince kapansınlar) Ve bunun için başörtülerini (genel dış giysileriyle birlikte) yakalarının üzerine salsınlar. Süslerini (ve avret yerlerini), kendi kocalarından, ya da babalarından; kocalarının babalarından, ya da kendi oğullarından; ya da kocalarının oğullarından (üvey çocuklarından), ya da kendi kardeşlerinden, ya da kardeşlerinin oğullarından; ya da kız kardeşlerinin oğullarından, ya da kendi (hizmetçi) kadınlarından, ya da sağ ellerinin altında bulunan (evlerindeki sürekli ve güvenilir erkek yardımcı)lardan, ya da kadına ihtiyacı olmayan (arzusuz veya iktidarsız ihtiyar) insanlardan; ya da kadınların henüz mahrem yerlerini tanımayan çocuklardan başkasına göstermesinler. (Müslüman kadınlar ve kızlar) Gizledikleri süsleri (ve güzellikleri) bilinsin, (takındıkları ziynetleri fark edilsin veya vücut hatları dikkat çeksin) diye ayaklarını yere vurmasınlar. (Kırıtarak yürümesinler.) Artık hep birlikte Allah'a tevbe edin ey mü'minler, umulur ki felah bulup (huzura ve kurtuluşa erişirsiniz.)”

  • 24:61 Nur: 61

    (İslam’a göre, toplumsal görevlerde) Kör olana güçlük yoktur, topal olana güçlük yoktur, (hizmet ve ibadete engel sayılacak kadar) hasta olana da güçlük yoktur. (Bunların dini ve içtimai sorumlulukları, mazeretleri ölçüsünde hafifletilir.) Sizin için de; gerek kendi evlerinizde, gerekse babalarınızın evlerinde, (ayrıca) annelerinizin evlerinde, erkek kardeşlerinizin evlerinde, kız kardeşlerinizin evlerinde, amcalarınızın evlerinde, halalarınızın evlerinde, dayılarınızın evlerinde, teyzelerinizin evlerinde, anahtarına malik olduğunuz (anahtarları size bırakılan yerlerde) ya da sadık ve yakın dostlarınızın (evlerin)de (gidip sofraya oturup) yemenizde (Dinen) bir güçlük (sıkıntı) yoktur (bunlara izin verilmiştir. Nikâh düşmeyen yakın akrabalarla, erkek kadın) hep bir arada veya ayrı ayrı yemenizde de bir günah yoktur (caizdir). Evlere girdiğiniz vakit, Allah tarafından kutlu bir bereket ve güzel bir yaşama (sağlıklı ve saygın bir hayat) dileği (barış ve bereket temennisi) olarak birbirinize selam verin. İşte Allah, size ayetlerini böyle açıklar, umulur ki aklınızı kullanır (disiplinli ve prensipli yaşamaya yönelirsiniz).

  • 25:35 Furkan: 35

    Andolsun, Biz Musa'ya da kitabı verdik ve beraberinde kardeşi Harun'u da ona yardımcı kıldık.

  • 26:36 Şuarâ: 36

    Dediler ki: "Bunu ve kardeşini (alıkoyup) oyala (beklet), şehirlere de (davetçi) toplayıcılar gönder,"

  • 26:106 Şuarâ: 106

    Hani kardeşleri Nuh onlara: “Siz hiç (Allah’tan) korkmaz ve (azabından) sakınmaz mısınız?” demişti.

  • 26:124 Şuarâ: 124

    Hani onlara kardeşleri Hud: "Siz (küfür ve kötülükten) sakınmaz mısınız (hiç Allah’tan korkmaz ve utanmaz mısınız)?" demişti.

  • 26:142 Şuarâ: 142

    Hani kardeşleri Salih onlara: (Allah’ı inkârdan ve isyandan dolayı) "Korkup sakınmaz mısınız?" demişti.

  • 26:161 Şuarâ: 161

    Hani onlara (şefkatli) kardeşleri (gibi davranan) Lut: "(Allah’tan korkmaz ve bu kötü ahlâktan) Sakınmaz mısınız?" demişti.

  • 27:45 Neml: 45

    Andolsun, Biz (Şam-Medine arasında ve Kızıldeniz civarındaki) Semud (kavmine) kardeşleri Salih’i: “Yalnızca Allah’a kulluk edin” demek üzere gönderdik. Derken bir de ne görsün, onlar (haset ve fesat yüzünden) birbirlerine düşman kesilmiş iki taifeydi.

  • 28:11 Kasas: 11

    (Annesi, Musa’nın) Kız kardeşine: 'Onu gözetle ve takip et' dedi. Böylece o da, onlar (Firavun görevlileri olup bitenin) farkında değilken, onu (suya bırakılan çocuğu) uzaktan gözetledi.

  • 28:12 Kasas: 12

    Biz, daha önceden (öyle takdir buyurup) ona süt analarını haram etmiştik (böylece Musa saraya getirilen hiçbir kadının göğüslerini tutup emmemişti. Kız kardeşi onlara:) 'Ben sizin adınıza (bu bebeğin) bakımını üstlenecek ve ona iyi bakacak (ve yumuşak davranacak) bir aileyi size bildireyim mi?' dedi.

  • 28:34 Kasas: 34

    “Ve kardeşim Harun; dil bakımından (lisanı ve konuşma tarzı olarak) o benden daha düzgün (fasih) durumdadır, onu da benimle birlikte (nübüvvetle görevli) bir yardımcı olarak gönder ki, beni doğrulayıp desteklesin. Çünkü onların beni yalanlamalarından korkuyorum” (diyerek Allah’tan destek istemişti).

  • 28:35 Kasas: 35

    (Cenab-ı Allah ise:) “Senin (omuzlarını, arkanı ve) pazularını kardeşinle pekiştirip güçlendireceğiz (ağır sorumluluğunu onunla destekleyip hafifleteceğiz); sizin ikinize de öyle üstün (manevi sultanlık) bir ‘güç ve yetki’ vereceğiz ki, ayetlerimiz(e bağlılığınız) sayesinde (hainler ve kötü niyetliler) size erişemeyecekler. Siz ve size uyanlar mutlaka galip geleceksiniz” buyurup (teskin ve teselli etmişti).

  • 29:36 Ankebut: 36

    (Güney Ürdün, Kızıldeniz ve Sina arasında yaşayan) Medyen (ahalisine) de kardeşleri Şuayb'ı (gönderdik.) Böylece (onlara) dedi ki: "Ey kavmim, Allah'a kulluk edin ve (bu iman ve ibadetinizle) ahiret gününü(n sevabını ve mükâfatını arzulayıp) umut taşıyın ve yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık-fesatlık çıkarmayın."

  • 33:5 Ahzâb: 5

    Onları (evlat edindiklerinizi öz) babalarına nispet ederek çağırın (soybağını karıştırıp bozmayın); bu, Allah katında daha adil ve doğru olandır. Eğer babalarını bilmiyorsanız; artık onlar, sizin dinde kardeşleriniz ve velayetiniz (himayeniz) altındaki (insanlardır). Bununla beraber, (bu konuda) hata ettiklerinizde (onlara laf gelişi “oğlum, evladım” demenizde) ise, sizin için bir sakınca (bir vebal) yoktur. Ancak kalplerinizin kasıt gözeterek (taammüden) yaptıklarınızda (sorumluluk) vardır. Allah Bağışlayandır, Esirgeyip Koruyandır.

  • 33:18 Ahzâb: 18

    Gerçekten Allah, içinizden (mü’minleri cihaddan ve din yolunda fedakârlıktan) alıkoyan (münafık)ları ve (şeytani bir maksatla) kendi ihvanına (ve yâranlarına: ‘Hakk’tan ayrılarak) bize gelip (katılın ve sıkıntıları sırtınızdan atın)' diyen (inkârcıları) bilip durmaktadır. (O münafıklar var ya) Bunların, pek azı dışında (onlar şiddetli ve tehlikeli mücadele sorumluluğuna ve) savaş şartlarına zaten gelemiyorlardı. (Münafıklardan; cihadın zorluğuna dayanan, rahatının ve menfaatinin bozulmasına katlanan pek çıkmayacaktır.)

  • 33:55 Ahzâb: 55

    Onlar (Peygamberin ve mü’minlerin hanımları) için; babaları, oğulları, kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, (bunların) kadınları ve sağ ellerinin malik olduğu (evin güvenli ve sürekli hizmetkârları) hakkında (kendileriyle seviyeli ve samimi davranmak hususunda) bir sakınca yoktur. (Ey Müslüman kadınlar!) Allah'a (isyandan) sakının. Şüphesiz Allah, her şeye şahit olandır.

  • 38:23 Sâd: 23

    (O iki kişiden birisi dedi ki:) "Bu benim kardeşimdir, doksan dokuz koyunu vardır, benimse bir tek koyunum var. Buna rağmen ‘Onu da benim payıma (koyunlarıma) kat’ (veya himayeme bırak) diye (beni kandırmaya çalıştı) ve konuşmada bana üstün çıktı" (kafamı karıştırdı).

  • 46:21 Ahkaf: 21

    (Onlara) Ad'ın kardeşini (Hz. Hud’u) hatırlat ki; onun önünden ve ardından nice uyarıcılar gelip geçmişti; hani o, Ahkaf'taki (Yemen civarında çöl bölgelerindeki kumlu tepelerin bulunduğu diyardaki) kavmini: "Allah'tan başkasına kulluk etmeyin, gerçekten ben, sizin için (dehşeti) büyük bir günün azabından korkarım" diye uyarmıştı.

  • 49:10 Hucurât: 10

    (Unutmayınız ki!) Ancak (ve muhakkak) mü'minler kardeştirler. (Kalleşlik ve kahpelik yapanlar hakiki mü’min değildirler.) Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup-düzeltin (ve bu amaçla, yeryüzünde etkin ve yetkin bir barış ve bereket düzenini yerleştirin) ve Allah'tan korkup (haksızlık ve ahlâksızlıktan) sakınıverin; umulur ki esirgenirsiniz.

  • 49:12 Hucurât: 12

    Ey iman edenler! (Birbiriniz hakkında kötü) Zandan (ve tahmini kurgulardan) çoğunlukla kaçının; çünkü zannın (haksız ve alâkasız olan) bir kısmı günahtır (ve yalandır. Ve sakın) tecessüs de yapmayın (birbirinizin gizli ve ayıp yönlerini araştırmayın). Kiminiz kiminizin gıybetini de yapmasın (arkasından çekiştirmesin.) Sizden biriniz, ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi? İşte (nasıl) bundan tiksindiniz. (Öyle ise) Allah'tan korkup (başkalarına kötülük düşünmekten ve küçük düşürmekten) sakının. Şüphesiz Allah, tevbeleri kabul edendir, çok Esirgeyendir.

  • 50:13 Kaf: 13

    Ad, Firavun ve Lut'un kardeşleri (de İlahi davete karşı çıkmışlardı),

  • 58:22 Mücâdele: 22

    Allah’a ve ahiret gününe (gerçekten) iman eden hiçbir kavmi (kesimi ve kişileri); Allah’a ve Resulüne başkaldıran, (Ayet ve Hadislere ve bilimsel gerçeklere dayalı İslam düzenine ve Müslüman ülkelere düşman olup savaş açan) kimselerle, (onları) destekleyici bir sevgi (ve işbirliği) içinde asla bulamazsın; velev ki, bu (zalim ve hain çevreler), isterse kendi babaları (olsun), ister çocukları (olsun), ister kardeşleri (veya tarikat-cemaat ihvanı olsun), isterse aşiretleri (partileri, müttefikleri) olsun, (yine de şuurlu mü’minler asla dini yozlaştıran işbirlikçi takımının başarısını arzulamaz, destek çıkmaz ve onlara saygı duymazlar. Çünkü, ülkede faizi, fuhşu, içki ve uyuşturucuyu, kumarı ve şans oyunlarını yürütenlere, Siyonist Yahudi ve Hristiyan merkezlerin güdümüne girenlere “meveddet”=benimseyip desteklemek ve sevgi göstermek imana ve insanlığa aykırıdır); işte bunlar (sadık ve sağlam Müslümanlar), öyle(sine samimi ve nasipli) kimselerdir ki, (Allah) kalplerine imanı yazıp (yerleştirmiş) ve onları Kendinden (İlahi izzet ve inayetinden) bir ruh (ve şuur) ile desteklemiştir. (Ahirette de) Onları altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacak ve orada süresiz kalacaklardır. Allah onlardan razıdır, onlar da O’ndan razı olmuşlardır. İşte bunlar, (Kur’an nizamına karşı çıkanlarla ve zalim odaklarla kalbi alâkalarını koparanlar) Allah’ın hizbi (partisi, takipçisi, ekibi ve taraftarları)dır. Dikkat edin (kesinlikle bilin ve bekleyin) ki; şüphesiz Allah’ın fırkası olanlar, (mutlaka) felaha ulaşacak (dünyada zafer ve devlete, ahirette ise cennet ve saadete kavuşacak)lardır.

  • 59:9 Haşr: 9

    Kendilerinden önce o yurdu (Medine’yi) hazırlayıp imanı (gönüllerine) yerleştirenler (Ensar sahabiler) ise, hicret edenleri (samimiyetle ve dini gayretle) severler ve onlara verilen şeylerden dolayı içlerinde bir ihtiyaç (arzusu ve kıskançlık duygusu) hissetmezler. Kendilerinde bir açıklık (ihtiyaç) olsa bile (kardeşlerini) öz nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin cimri ve bencil tutkularından sıyrılıp korunmuşsa, işte onlar felaha (kurtuluşa) erişecek kimselerdir.

  • 59:10 Haşr: 10

    (Ayrıca) Onlardan (Muhacir ve Ensar’dan) sonra gelen (mü’min)ler de şöyle derler: Rabbimiz, bizi ve bizden önce iman etmiş (ve şimdi ahirete geçmiş) olan kardeşlerimizi bağışla ve kalplerimizde iman edenlere karşı bir kin bırakma. Rabbimiz, gerçekten Sen, çok şefkatlisin, çok esirgeyicisin. [Not: Müslümanların, din kardeşleri ile aralarındaki ilişkide, karşı tarafı incitecek bir söz söylemek, öfkelenmek, saygıya uygun düşmeyen tavırlar sergilemek gibi, birlik ruhunu zedeleyecek her türlü tavırdan sakınmaları gerekir. Her mü’min bir diğerine karşı olabildiğince fedakâr ve sabırlı hareket etmelidir. Bu; gerçek ve samimi sevginin gereğidir, tüm mü’minlerin benimsemesi gereken üstün bir ahlâk örneğidir.]

  • 59:11 Haşr: 11

    (Bu arada Müslüman, Müttaki ve Mücahit geçinen, ama gerçekte) Münafıklık edenleri görmüyor musun ki, Kitap Ehlinden inkâr eden (gizli dost ve) kardeşlerine derler ki: "Andolsun, eğer siz (yurtlarınızdan) çıkarılacak olursanız, mutlaka biz de sizinle birlikte çıkarız ve size karşı olan hiç kimseye, hiçbir zaman itaat etmeyiz. Eğer size karşı savaşılırsa elbette size yardım ederiz." Oysa Allah şahitlik etmektedir ki onlar, gerçekten yalancı kimselerdir.

  • 70:12 Meâric: 12

    Kendi eşini ve kardeşini (feda etmeye kalkışacaktır),

  • 80:34 Abese: 34

    Ki; (kıyamet ve mahşerde) kişi o gün, kendi öz kardeşinden kaçacaktır;

  • 2:178 Bakara: 178

    يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا كُتِبَ عَلَيْكُمُ الْقِصَاصُ فِي الْقَتْلٰىۜ اَلْحُرُّ بِالْحُرِّ وَالْعَبْدُ بِالْعَبْدِ وَالْاُنْثٰى بِالْاُنْثٰىۜ فَمَنْ عُفِيَ لَهُ مِنْ اَخٖيهِ شَيْءٌ فَاتِّبَاعٌ بِالْمَعْرُوفِ وَاَدَٓاءٌ اِلَيْهِ بِاِحْسَانٍۜ ذٰلِكَ تَخْفٖيفٌ مِنْ رَبِّكُمْ وَرَحْمَةٌۜ فَمَنِ اعْتَدٰى بَعْدَ ذٰلِكَ فَلَهُ عَذَابٌ اَلٖيمٌ

    Ey iman edenler! (Meşru savunma mecburiyeti ve hukuk düzenini koruma görevi olmaksızın, haksız yere ve kasten) Katledilip öldürülen kimseler hakkında size kısas (misliyle cezalandırma ve idam cezası) yazıldı (farz kılındı). Özgüre karşı özgür, köleye karşı köle ve dişiye karşı dişi. (Yani cinayeti ister hür -asil ve zengin kesiminden-, ister fakir ve halktan kimselerden ve ister kadın cinsinden olsun, kim işlerse cezasını başkası değil, kendisi çekecektir.) Fakat kimin (hangi katilin) lehine, onun (maktulün) kardeşi (varisi veya velisi) tarafından bağışlanırsa, artık (yapılması gereken) örfe uymak (ve) ona (maktulün varisine veya velisine) güzellikle (diyet) ödemektir. Bu, Rabbinizden bir hafifletme ve bir rahmettir. Artık kim bundan sonra tecavüzde bulunursa, onun için elem verici bir azap vardır. [Not: Kasten öldürülen bir insanın ailesine ödenecek DİYET; çeşitli cinslerden toplam bin koyun, ya da 100 deve veya 1000 (bin) dinar altın kadardır. Bunlar bugünkü 4250 gram altın karşılığıdır. ADİL DÜZEN’de; bu kadar parası ve malı bulunmayan, yakın çevresinden de destek çıkılmayan KATİL’i cezaevine koyup beslemek yerine; devlet bu parayı ona kredi olarak açıp mağdur aileye aktarır. O katili de devlete borçlandırıp; kömür ve maden ocakları, lağım ve tünel kazıları gibi ağır işlerde, örneğin; 2,5 tam altın maaşla, 7 tam gün 10’ar saat çalıştırır. Bu aylığın yarısını devlet kendi çocuklarının bakımına ayırır, diğer yarısını ise borcuna mahsuben kesmek suretiyle yaklaşık 20 yılda kapatır. Böylece hem ölenin yakınları perişan duruma düşmekten, hem de katilin ailesi mağdur edilmekten kurtarılır.]

  • 2:220 Bakara: 220

    فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِۜ وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الْيَتَامٰىۜ قُلْ اِصْلَاحٌ لَهُمْ خَيْرٌۜ وَاِنْ تُخَالِطُوهُمْ فَاِخْوَانُكُمْۜ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ الْمُفْسِدَ مِنَ الْمُصْلِحِۜ وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ لَاَعْنَتَكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ عَزٖيزٌ حَكٖيمٌ

    Hem dünya, hem ahiret (konusunda dikkatli hareket etmeniz, infakta da dengeyi gözetmeniz gerekir). Ve Sana yetimleri sorarlar. De ki: "Onları ıslah etmek (ve topluma yararlı hale getirmek) hayırlı (bir görevdir). Eğer onları aranıza katarsanız (bu güzeldir ve şefkatli hareket edilmelidir), artık onlar sizin kardeşlerinizdir. Allah bozgunculuk (fesat) çıkaranı ıslah ediciden (ayırt edip) bilir. Eğer Allah dileseydi size de zorluk çıkarıp (aciz ve çaresiz bırakabilirdi). Şüphesiz Allah Güçlü ve Üstün olandır, Hüküm ve Hikmet sahibidir."

  • 3:103 Âl-i İmrân: 103

    وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللّٰهِ جَمٖيعًا وَلَا تَفَرَّقُواۖ وَاذْكُرُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ اِذْ كُنْتُمْ اَعْدَٓاءً فَاَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ فَاَصْبَحْتُمْ بِنِعْمَتِهٖٓ اِخْوَانًاۚ وَكُنْتُمْ عَلٰى شَفَا حُفْرَةٍ مِنَ النَّارِ فَاَنْقَذَكُمْ مِنْهَاۜ كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمْ اٰيَاتِهٖ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ

    (Eğer gerçekten iman ediyorsanız) Allah'ın ipine (Kur’an hükümlerine) hepiniz birden (el birliği içinde) sımsıkı sarılın. (Sakın) Dağılıp ayrılmayın. Ve Allah'ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani bir vakit sizler birbirinize düşmanlar idiniz. O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp-ısındırdı ve siz O'nun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız. (Ümmet ve uhuvvet şuuruyla güç kazandınız.) Yine siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken, (Kur’an ve Resulüllah sayesinde) oradan sizi kurtarmıştı. Umulur ki hidayete erersiniz diye, Allah size ayetlerini böyle açıklamaktadır.

  • 3:156 Âl-i İmrân: 156

    يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا لَا تَكُونُوا كَالَّذٖينَ كَفَرُوا وَقَالُوا لِاِخْوَانِهِمْ اِذَا ضَرَبُوا فِي الْاَرْضِ اَوْ كَانُوا غُزًّى لَوْ كَانُوا عِنْدَنَا مَا مَاتُوا وَمَا قُتِلُواۚ لِيَجْعَلَ اللّٰهُ ذٰلِكَ حَسْرَةً فٖي قُلُوبِهِمْۜ وَاللّٰهُ يُحْيٖ وَيُمٖيتُۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصٖيرٌ

    Ey iman edenler! Yeryüzünde (hicret ve sefer için) gezip dolaştıkları veya (gazada olup Hakk yolunda) çarpıştıkları süreçte (mü’min olarak ölen) kardeşleri için: "Eğer yanımızda kalsalardı, ölmezlerdi ve öldürülmezlerdi" diyerek (şehitleri kınayan) kâfir kimseler gibi olmayın!.. Allah, bunu (Hakk yolda fedakârlığı, ahmaklık sanma şuursuzluğunu) onların (münafıkların) kalplerinde onulmaz bir hasret (ve huzursuzluk duygusu) olarak (bırakıp manevi maraz) kılmıştır. (Zira aslında) Dirilten ve öldüren Allah'tır. Allah, yaptıklarınızı Görendir. (Her şeyi kayıt altına alandır.)

  • 3:168 Âl-i İmrân: 168

    اَلَّذٖينَ قَالُوا لِاِخْوَانِهِمْ وَقَعَدُوا لَوْ اَطَاعُونَا مَا قُتِلُواۜ قُلْ فَادْرَؤُ۫ا عَنْ اَنْفُسِكُمُ الْمَوْتَ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقٖينَ

    Onlar, kendileri evlerinde oturup (sefere çıkan) kardeşleri için: "Eğer bize uyuverip (dinleyip cihada gitmeselerdi), öldürülmezlerdi" diyenlerdir. De ki: "Eğer (bu düşüncenizde) doğru sözlüler iseniz, ölümü kendinizden savın öyleyse" (görelim).

  • 4:11 Nisa: 11

    يُوصٖيكُمُ اللّٰهُ فٖٓي اَوْلَادِكُمْ لِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الْاُنْثَيَيْنِۚ فَاِنْ كُنَّ نِسَٓاءً فَوْقَ اثْنَتَيْنِ فَلَهُنَّ ثُلُثَا مَا تَرَكَۚ وَاِنْ كَانَتْ وَاحِدَةً فَلَهَا النِّصْفُۜ وَلِاَبَوَيْهِ لِكُلِّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا السُّدُسُ مِمَّا تَرَكَ اِنْ كَانَ لَهُ وَلَدٌۚ فَاِنْ لَمْ يَكُنْ لَهُ وَلَدٌ وَوَرِثَهُٓ اَبَوَاهُ فَلِاُمِّهِ الثُّلُثُۚ فَاِنْ كَانَ لَهُٓ اِخْوَةٌ فَلِاُمِّهِ السُّدُسُ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصٖي بِهَٓا اَوْ دَيْنٍۜ اٰبَٓاؤُ۬كُمْ وَاَبْنَٓاؤُ۬كُمْۚ لَا تَدْرُونَ اَيُّهُمْ اَقْرَبُ لَكُمْ نَفْعًاۚ فَرٖيضَةً مِنَ اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلٖيمًا حَكٖيمًا

    (Miras taksiminde) Çocuklarınızın (alacağı pay) konusunda Allah erkeğe, iki kızın hissesi kadar tavsiye buyurmaktadır. (Bu kural; evlenme masrafını erkeğin karşılayacağı ve ailesinin geçimini sağlayacağı dolayısıyladır.) Eğer onlar (çocuklar) ikiden fazla ve hepsi kadın varis ise (baba ve analarının) geride bıraktığının üçte ikisi onlarındır. (Eğer) Kadın (veya kız mirasçı) bir tek ise, bu durumda yarısı onundur. Eğer (ölenin sadece) bir tek çocuğu varsa, geriye bıraktığından (yaşayan kendi) anne ve baba(sın)dan her biri için altıda bir (pay ayrılmıştır); (ölen kişinin) çocuğu olmayıp da (sadece) anne ve babası ona mirasçı ise, bu durumda annesi için üçte bir (miras payı) vardır. (Gerisi babanındır. Şayet) Onun (vefat edenin eğer erkek ve kız) kardeşleri varsa o zaman annesi için altıda bir kadardır. (Ancak bu hükümler, ölenin) Ettiği vasiyetinden veya (varsa) borcun düşülmesinden sonradır. Babalarınız ve oğullarınız (konusunda), siz onların hangilerinin yarar bakımından size daha yakın olduğunu bilmezsiniz. (Bunlar) Allah'tan bir farzdır. Şüphesiz Allah, Bilendir, Hüküm ve Hikmet sahibidir.

  • 4:12 Nisa: 12

    وَلَكُمْ نِصْفُ مَا تَرَكَ اَزْوَاجُكُمْ اِنْ لَمْ يَكُنْ لَهُنَّ وَلَدٌۚ فَاِنْ كَانَ لَهُنَّ وَلَدٌ فَلَكُمُ الرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْنَ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصٖينَ بِهَٓا اَوْ دَيْنٍۜ وَلَهُنَّ الرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْتُمْ اِنْ لَمْ يَكُنْ لَكُمْ وَلَدٌۚ فَاِنْ كَانَ لَكُمْ وَلَدٌ فَلَهُنَّ الثُّمُنُ مِمَّا تَرَكْتُمْ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ تُوصُونَ بِهَٓا اَوْ دَيْنٍۜ وَاِنْ كَانَ رَجُلٌ يُورَثُ كَلَالَةً اَوِ امْرَاَةٌ وَلَهُٓ اَخٌ اَوْ اُخْتٌ فَلِكُلِّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا السُّدُسُۚ فَاِنْ كَانُٓوا اَكْثَرَ مِنْ ذٰلِكَ فَهُمْ شُرَكَٓاءُ فِي الثُّلُثِ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصٰى بِهَٓا اَوْ دَيْنٍۙ غَيْرَ مُضَٓارٍّۚ وَصِيَّةً مِنَ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ عَلٖيمٌ حَلٖيمٌۜ

    (Mal ve servet sahibi olan kadın) Eşlerinizin, eğer (önceki kocalarından) çocukları yoksa, (öldükten sonra) geride bıraktıklarının yarısı sizindir. Şayet çocukları varsa, -onunla yapacakları vasiyetten ya da (ayıracakları) borçtan sonra- bu durumda (kadınlarınızın miras) bıraktıklarının dörtte biri sizindir. Eğer sizin çocuğunuz yokken (ölecek olursanız), geriye bıraktıklarınızdan dörtte biri onların (kadınlarınızın)dır. Şayet sizin çocuğunuz varsa; geriye bıraktıklarınızdan sekizde biri onların (kadınlarınızın)dır. (Yine bu hükümler) Edeceğiniz vasiyet veya (varsa) borcun düşülmesinden sonradır. Mirası aranan (paylaşılan) erkek ya da kadın, çocuğu ve babası olmayan bir kimse olup da, (sadece anadan bir) erkek veya kız kardeşi bulunursa, onlardan her biri için (mirastan) altıda bir (hisse) vardır. Eğer (anadan bir kardeşleri) bundan fazla iseler, bu durumda -kendisiyle yapılan vasiyetten ya da (varsa) borçtan sonra- (mirasın) üçte birinde zarara uğratılmaksızın onlara ortaktırlar. (Bu size) Allah'tan bir (farziyet) tavsiyesidir. Allah (her şeyi hakkıyla) Bilendir, (kullara) yumuşak davranandır. [Not: İslam’ın Miras Hukukunda, hisseler ile mükellefiyetler arasında bir denge gözetilmiştir. Böylece daha çok harcama ve sorumluluk yüklenecek olanlara mirastan daha fazla hisse verilmiştir.]

  • 4:23 Nisa: 23

    حُرِّمَتْ عَلَيْكُمْ اُمَّهَاتُكُمْ وَبَنَاتُكُمْ وَاَخَوَاتُكُمْ وَعَمَّاتُكُمْ وَخَالَاتُكُمْ وَبَنَاتُ الْاَخِ وَبَنَاتُ الْاُخْتِ وَاُمَّهَاتُكُمُ الّٰتٖٓي اَرْضَعْنَكُمْ وَاَخَوَاتُكُمْ مِنَ الرَّضَاعَةِ وَاُمَّهَاتُ نِسَٓائِكُمْ وَرَبَٓائِبُكُمُ الّٰتٖي فٖي حُجُورِكُمْ مِنْ نِسَٓائِكُمُ الّٰتٖي دَخَلْتُمْ بِهِنَّۘ فَاِنْ لَمْ تَكُونُوا دَخَلْتُمْ بِهِنَّ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْۘ وَحَلَٓائِلُ اَبْنَٓائِكُمُ الَّذٖينَ مِنْ اَصْلَابِكُمْۙ وَاَنْ تَجْمَعُوا بَيْنَ الْاُخْتَيْنِ اِلَّا مَا قَدْ سَلَفَۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ غَفُورًا رَحٖيمًاۙ

    (Ey mü’minler!) Sizlere anneleriniz, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşlerin kızları, kız kardeşlerin kızları, sizi emziren (süt) anneleriniz, süt kız kardeşleriniz, kadınlarınızın anneleri (kayınvalideleriniz) ve (sonradan evlenerek) kendileriyle (gerdeğe) girdiğiniz kadınlarınızın (önceki kocalarından) olup (şimdi sizin) koruyuculuğunuz altında bulunan üvey kızlarınız, size haram kılındı. Ancak onların (anneleriyle nikâh kıyıp da) gerdeğe girmeden (önce boşayıvermişseniz, bu durumda, yetişkin kızlarıyla evlenmekte) size bir sakınca yoktur. Ve yine sizin sülbünüzden olan oğullarınızın eşleri (gelinleriniz) ve iki kız kardeşi (aynı anda nikâhlayıp) bir araya getirdiğiniz (evlilikler de size yasaklanmıştır,) ancak (cahiliyede) geçen geçmiştir. (Ama bunlara bir daha sakın yanaşmayın!) Şüphesiz, Allah, Bağışlayandır, Esirgeyip (Koruyandır).

  • 4:176 Nisa: 176

    يَسْتَفْتُونَكَۜ قُلِ اللّٰهُ يُفْتٖيكُمْ فِي الْكَلَالَةِۜ اِنِ امْرُؤٌا هَلَكَ لَيْسَ لَهُ وَلَدٌ وَلَهُٓ اُخْتٌ فَلَهَا نِصْفُ مَا تَرَكَۚ وَهُوَ يَرِثُهَٓا اِنْ لَمْ يَكُنْ لَهَا وَلَدٌۜ فَاِنْ كَانَتَا اثْنَتَيْنِ فَلَهُمَا الثُّلُثَانِ مِمَّا تَرَكَۜ وَاِنْ كَانُٓوا اِخْوَةً رِجَالًا وَنِسَٓاءً فَلِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الْاُنْثَيَيْنِۜ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمْ اَنْ تَضِلُّواۜ وَاللّٰهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلٖيمٌ

    (Ey Nebim!) Senden (miras konusunda) fetva isterler. De ki: Allah, (öldüğünde geride) çocukları ve anne babası bulunmayan (kelale'nin) mirasına ilişkin hükmü (şöyle) açıklar: Ölen kişinin hiç çocuğu yok da sadece (aynı babadan) kız kardeşi varsa, geride bıraktıklarının yarısı kız kardeşinindir. Eğer bir kız kardeş (ölür de) çocuğu da yoksa, kendisi (erkek kardeşi) ona mirasçı olur. (Çocuksuz kız kardeşin mirasının tamamını erkek kardeşi alır.) Eğer kız kardeşler iki tane ise, (ölen erkek kardeşin) geride bıraktıklarının üçte ikisi onlarındır. Ama (mirasçılar birden fazla) erkekler ve kız kardeşler ise, bu durumda erkek için kadının iki payı vardır. Allah, -şaşırıp sapmayasınız diye- (böyle) açıklamalar yapmaktadır. Allah, her şeyi Bilendir.

  • 5:25 Maide: 25

    قَالَ رَبِّ اِنّٖي لَٓا اَمْلِكُ اِلَّا نَفْسٖي وَاَخٖي فَافْرُقْ بَيْنَنَا وَبَيْنَ الْقَوْمِ الْفَاسِقٖينَ

    (Bunun üzerine Hz. Musa) Dedi ki: “Ey Rabbim (görüyor ve biliyorsun ki) ben gerçekten, kendi nefsimden ve kardeşimden başkasına malik değilim (sözümü geçirememekteyim). Öyle ise, bizimle bu fasıklar (ve sapkınlar) topluluğunun arasını ayır(manı dilerim).”

  • 5:30 Maide: 30

    فَطَوَّعَتْ لَهُ نَفْسُهُ قَتْلَ اَخٖيهِ فَقَتَلَهُ فَاَصْبَحَ مِنَ الْخَاسِرٖينَ

    Sonunda (Kâbil’in) nefsi ona kardeşini (Hâbil’i) öldürmeye (tahrik ve teşvik edip) kasten (günaha) itti; böylece (tutup) onu öldürüverdi, bu yüzden hüsrana uğrayanlardan olup gitti.

  • 5:31 Maide: 31

    فَبَعَثَ اللّٰهُ غُرَابًا يَبْحَثُ فِي الْاَرْضِ لِيُرِيَهُ كَيْفَ يُوَارٖي سَوْاَةَ اَخٖيهِۜ قَالَ يَا وَيْلَتٰٓى اَعَجَزْتُ اَنْ اَكُونَ مِثْلَ هٰذَا الْغُرَابِ فَاُوَارِيَ سَوْاَةَ اَخٖيۚ فَاَصْبَحَ مِنَ النَّادِمٖينَۚۛ

    Derken, (ne yapacağını şaşırmış vaziyette bocalarken) Allah ona, yeri eşeleyerek kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini gösteren bir karga gönderdi. (Bu ayetle insanların nebatat ve hayvanların hareket tarzından teknik ve pratik örnekler çıkarabilmesi öğütlenmektedir. Kardeş katili Kâbil;) "Bana yazıklar olsun" dedi. "Şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini gömmekten aciz miyim?" Artık (o), pişmanlık duyanlardan olmuştu (ama iş işten geçmişti).

  • 6:87 En'am: 87

    وَمِنْ اٰبَٓائِهِمْ وَذُرِّيَّاتِهِمْ وَاِخْوَانِهِمْۚ وَاجْتَبَيْنَاهُمْ وَهَدَيْنَاهُمْ اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَقٖيمٍ

    Babalarından, soylarından ve kardeşlerinden, (iyilik ve istikamet ehlinden) kimini de (bunlara kattık); onları da seçtik ve dosdoğru yola yöneltip-ilettik.

  • 7:38 A'raf: 38

    قَالَ ادْخُلُوا فٖٓي اُمَمٍ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِكُمْ مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ فِي النَّارِۜ كُلَّمَا دَخَلَتْ اُمَّةٌ لَعَنَتْ اُخْتَهَاۜ حَتّٰٓى اِذَا ادَّارَكُوا فٖيهَا جَمٖيعًاۙ قَالَتْ اُخْرٰيهُمْ لِاُو۫لٰيهُمْ رَبَّنَا هٰٓؤُ۬لَٓاءِ اَضَلُّونَا فَاٰتِهِمْ عَذَابًا ضِعْفًا مِنَ النَّارِۜ قَالَ لِكُلٍّ ضِعْفٌ وَلٰكِنْ لَا تَعْلَمُونَ

    (Cenab-ı Hakk bunlara:) "Haydi cinnlerden ve insanlardan ibaret (sapkın kimselerle), sizden önce geçmiş (küfre ve kötülüğe yönelmiş) ümmetlerle birlikte şimdi ateşe girin!" diyecektir. Her bir ümmet (cehenneme) girerken (aynı bâtıl ve bozuk yoldaki) kardeşini (kendi benzerini ve yoldaş kimseleri) lanetleyecektir. Nitekim hepsi birbiri ardınca orada (cehennemin kapısında) toplanınca, sonraki (kâfir)ler (peşlerine gittikleri) önceki (kâfir)ler için: "Rabbimiz, işte bunlar bizi saptırdı; öyleyse kendilerine ateşten kat kat artırılmış bir azap ver” diyeceklerdir. (Allah da: "Azıtıp sapıtan herkes ve) Hepiniz için kat kat (azap vardır). Ancak siz (Hakkı ve hayrı kabullenmez ve) bilmezsiniz (cahil ve gafil kimselersiniz)" diye (azarlayacaktır).

  • 7:65 A'raf: 65

    وَاِلٰى عَادٍ اَخَاهُمْ هُودًاۜ قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ اَفَلَا تَتَّقُونَ

    Ad (toplumuna da) kardeşleri Hud’u (gönderdik. Kavmine:) “Ey kavmim, Allah’a kulluk (yolunu tutun), sizin O’ndan başka ilahınız yoktur. Hâlâ korkup (küfür, zulüm ve kötülükten) sakınmayacak mısınız?” deyip (Hakka davet etmişti).

  • 7:73 A'raf: 73

    وَاِلٰى ثَمُودَ اَخَاهُمْ صَالِحًاۢ قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ قَدْ جَٓاءَتْكُمْ بَيِّنَةٌ مِنْ رَبِّكُمْۜ هٰذِهٖ نَاقَةُ اللّٰهِ لَكُمْ اٰيَةً فَذَرُوهَا تَأْكُلْ فٖٓي اَرْضِ اللّٰهِ وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُٓوءٍ فَيَأْخُذَكُمْ عَذَابٌ اَلٖيمٌ

    Semud (toplumuna da) kardeşleri Salih'i (gönderdik. Salih onlara): "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. (Bakın) Gerçekten size Rabbinizden (mucize olarak kayalardan çıkardığı) apaçık bir belge (bürhan-delil) gelmiştir: Allah'ın bu dişi devesi size açık bir belgedir; onu salıverin de Allah'ın Arz’ında otlasın, ona bir kötülükle dokunmayın, sonra sizi acı bir azap yakalar (sakın nefsinize ve şeytani heveslerinize kapılmayın)" diye (uyarmıştı).

  • 7:85 A'raf: 85

    وَاِلٰى مَدْيَنَ اَخَاهُمْ شُعَيْبًاۜ قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ قَدْ جَٓاءَتْكُمْ بَيِّنَةٌ مِنْ رَبِّكُمْ فَاَوْفُوا الْكَيْلَ وَالْمٖيزَانَ وَلَا تَبْخَسُوا النَّاسَ اَشْيَٓاءَهُمْ وَلَا تُفْسِدُوا فِي الْاَرْضِ بَعْدَ اِصْلَاحِهَاۜ ذٰلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنٖينَۚ

    (Sina Yarımadası’nda ve Tûr Dağı civarında yaşayan) Medyen (toplumuna da) kardeşleri Şuayb'ı (gönderdik. Şuayb onlara) Dedi ki: "Ey kavmim, Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. (İşte) Size (benimle) Rabbinizden apaçık bir belge (mucize) gelmiştir. Ölçüyü ve tartıyı tam tutun, insanların (hakları olan mallarını ve) eşyasını değerinden düşürüp-eksiltmeyin (hırsızlık ve haksızlık yapmayın) ve düzene (ıslaha) konulmasından sonra yeryüzünde bozgunculuk (fesat) çıkarmayın. Eğer inanıyorsanız (her türlü zulüm ve sömürüden sakının.) Bu sizin için daha hayırlıdır."

  • 7:111 A'raf: 111

    قَالُٓوا اَرْجِهْ وَاَخَاهُ وَاَرْسِلْ فِي الْمَدَٓائِنِ حَاشِرٖينَۙ

    Dediler ki: "Onu ve kardeşini şimdilik bekletiver, (vereceğin cezayı erteleyip etraftaki) şehirlere de toplayıcı (çağrıcı)lar gönder ki;”

  • 7:142 A'raf: 142

    وَوٰعَدْنَا مُوسٰى ثَلٰثٖينَ لَيْلَةً وَاَتْمَمْنَاهَا بِعَشْرٍ فَتَمَّ مٖيقَاتُ رَبِّهٖٓ اَرْبَعٖينَ لَيْلَةًۚ وَقَالَ مُوسٰى لِاَخٖيهِ هٰرُونَ اخْلُفْنٖي فٖي قَوْمٖي وَاَصْلِحْ وَلَا تَتَّبِعْ سَبٖيلَ الْمُفْسِدٖينَ

    Ve derken (huzurumda ibadet ve riyazetle vakit geçirmek üzere) Musa ile otuz gece için sözleştik ve ona bir on (gün) daha ekledik. Böylece Rabbinin belirlediği süre, kırk geceye tamamlandı. Musa, kardeşi Harun'a: “Kavmim içinde benim yerime geçip (halifem ol), onları ıslah et ve bozguncuların yoluna tâbi olma!” deyip (ayrıldı).

  • 7:150 A'raf: 150

    وَلَمَّا رَجَعَ مُوسٰٓى اِلٰى قَوْمِهٖ غَضْبَانَ اَسِفًاۙ قَالَ بِئْسَمَا خَلَفْتُمُونٖي مِنْ بَعْدٖيۚ اَعَجِلْتُمْ اَمْرَ رَبِّكُمْۚ وَاَلْقَى الْاَلْوَاحَ وَاَخَذَ بِرَأْسِ اَخٖيهِ يَجُرُّهُٓ اِلَيْهِۜ قَالَ ابْنَ اُمَّ اِنَّ الْقَوْمَ اسْتَضْعَفُونٖي وَكَادُوا يَقْتُلُونَنٖيۘ فَلَا تُشْمِتْ بِيَ الْاَعْدَٓاءَ وَلَا تَجْعَلْنٖي مَعَ الْقَوْمِ الظَّالِمٖينَ

    Vaktâki Musa oldukça kızgın ve üzgün olarak kavmine döndüğünde onlara: "Beni arkamdan, ne kötü temsil ettiniz (ne çirkin işler çevirdiniz)? Rabbinizin (azap) emrini çabuklaştıracak (sapkınlık ve taşkınlıklara yöneldiniz), öyle mi?" dedi. (Allah’ın emirleri yazılı) Levhaları bıraktı ve kardeşini başından (saçından) tutup kendisine doğru çekmeye başlayınca (Harun ona:) "Ey anamın oğlu, (fırsatçı ve fesatçı bir topluluk olan) bu kavim beni zayıf buldular (hırpalayıp çaresiz bıraktılar) ve neredeyse beni öldürmeye kalkıştılar. Bari sen düşmanları sevindirip bana güldürecek (ve kuru gürültüyle onların diline düşürecek) bir şey yapma ve beni bu zalimler topluluğuyla beraber kılma (onlarla bir tutma!)" diye (yalvardı).

  • 7:151 A'raf: 151

    قَالَ رَبِّ اغْفِرْ لٖي وَلِاَخٖي وَاَدْخِلْنَا فٖي رَحْمَتِكَۘ وَاَنْتَ اَرْحَمُ الرَّاحِمٖينَ۟

    (Musa) Dedi ki: "Rabbim, (bu tedbirsizlik ve beceriksizlikten dolayı) beni ve kardeşimi bağışla, bizi rahmetine katıp (koru…) Sen merhamet edenlerin en merhametli olanısın."

  • 7:202 A'raf: 202

    وَاِخْوَانُهُمْ يَمُدُّونَهُمْ فِي الْغَيِّ ثُمَّ لَا يُقْصِرُونَ

    (İtiraz ve isyanda şeytanın) Kardeşlerine gelince, (İblis) onları sapkınlığa sürükler ve sonra bir daha peşlerini terk etmezler. (Yakalarından düşmezler.)

  • 9:11 Tevbe: 11

    فَاِنْ تَابُوا وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتَوُا الزَّكٰوةَ فَاِخْوَانُكُمْ فِي الدّٖينِۜ وَنُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ

    Eğer onlar (şirkten ve kâfirlere tarafgirlikten) tevbe edip namazı kılarlarsa ve zekâtı verirlerse, artık onlar sizin dinde kardeşlerinizdir. Bilen bir topluluk için ayetleri böyle birer birer açıklarız.

  • 9:23 Tevbe: 23

    يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا لَا تَتَّخِذُٓوا اٰبَٓاءَكُمْ وَاِخْوَانَكُمْ اَوْلِيَٓاءَ اِنِ اسْتَحَبُّوا الْكُفْرَ عَلَى الْاٖيمَانِۜ وَمَنْ يَتَوَلَّهُمْ مِنْكُمْ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ

    Ey iman edenler! Eğer imana (ve İslam davasına) karşı inkârı (ve din düşmanlarını) sevip tercih ediyorlarsa; babalarınız ve kardeşleriniz bile olsa, onları dostlar (veli-idareci-yönetici) edinip (başınızda) tutmayın! Sizden kim onları (hâlâ) dostlar edinirse, işte asıl zalim onlardır.

  • 9:24 Tevbe: 24

    قُلْ اِنْ كَانَ اٰبَٓاؤُ۬كُمْ وَاَبْنَٓاؤُ۬كُمْ وَاِخْوَانُكُمْ وَاَزْوَاجُكُمْ وَعَشٖيرَتُكُمْ وَاَمْوَالٌۨ اقْتَرَفْتُمُوهَا وَتِجَارَةٌ تَخْشَوْنَ كَسَادَهَا وَمَسَاكِنُ تَرْضَوْنَهَٓا اَحَبَّ اِلَيْكُمْ مِنَ اللّٰهِ وَرَسُولِهٖ وَجِهَادٍ فٖي سَبٖيلِهٖ فَتَرَبَّصُوا حَتّٰى يَأْتِيَ اللّٰهُ بِاَمْرِهٖۜ وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِقٖينَ۟

    (Ey Habibim) De ki: “Eğer babalarınız, çocuklarınız, kardeşleriniz ve arkadaşlarınız, hanımlarınız, kavmü kabileniz-hısım akrabanız, kazanıp yığdığınız mallarınız, bozulmasından ve azalmasından korktuğunuz ticaret ve tezgâhınız (memuriyet ve meslek sahanız), pek hoşlandığınız evleriniz (ve konaklarınız)... Şayet (bu saydıklarımız) size Allah'tan ve Resulünden ve O'nun yolunda cihad etmekten daha sevgili ve kıymetli ise (bütün bunları kaybetmeyeyim korkusuyla cihadı ve Hakk davayı terk ediyorsanız veya nemelâzımcılık ve duyarsızlıkla milli savunmaya katkı sunmuyorsanız;) o halde Allah (zillet ve esaret) emrini getirinceye kadar bekleyip gözleyin bakalım... Çünkü Allah (cihadı ve milli savunma hazırlığını ihmal eden) fasıklar topluluğunu asla hidayete (ve selamete) ulaştırmayacaktır.”

  • 10:87 Yunus: 87

    وَاَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰى وَاَخٖيهِ اَنْ تَبَوَّاٰ لِقَوْمِكُمَا بِمِصْرَ بُيُوتًا وَاجْعَلُوا بُيُوتَكُمْ قِبْلَةً وَاَقٖيمُوا الصَّلٰوةَۜ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنٖينَ

    (Bunun üzerine) Biz de Musa ve kardeşine (şöyle) vahyettik: “Mısır'da kavminiz için (kâfirlerin semtinden ayrı yerlerde) evler hazırlayın, evlerinizi namaz kılınan (ve kıbleye dönük) yerler yapın ve namazı dosdoğru kılın. (Ayrıca) Mü'minleri de (zafer ve galibiyetle) müjdele(yip çeşitli saldırı ve sıkıntılara karşı hazırlayın ki, Allah’ın inayeti ve nusreti onlarladır).”

  • 11:50 Hud: 50

    وَاِلٰى عَادٍ اَخَاهُمْ هُودًاۜ قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ اِنْ اَنْتُمْ اِلَّا مُفْتَرُونَ

    Ad (halkına da) kardeşleri Hud'u (gönderdik). Dedi ki: "Ey kavmim, (sadece) Allah'a ibadet edin, sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. Ancak siz, yalan olarak (tanrılar uydurup düzenlerden ve) iftira edenlerden başkası değilsiniz.”

  • 11:61 Hud: 61

    وَاِلٰى ثَمُودَ اَخَاهُمْ صَالِحًاۢ قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ هُوَ اَنْشَاَكُمْ مِنَ الْاَرْضِ وَاسْتَعْمَرَكُمْ فٖيهَا فَاسْتَغْفِرُوهُ ثُمَّ تُوبُٓوا اِلَيْهِۜ اِنَّ رَبّٖي قَرٖيبٌ مُجٖيبٌ

    Semud (halkına da) kardeşleri Salih'i (gönderdik). Dedi ki: “Ey kavmim, Allah'a ibadet edin, sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. O sizi yerden (topraktan) yarattı ve orada ömür geçirenler ve dünyayı imar edenler kıldı. Öyleyse O'ndan bağışlanma dileyin, sonra O'na tevbe edin. Şüphesiz benim Rabbim, (kullarına ve tüm yarattıklarına en) Yakın olandır, (duaları) Kabul edendir.”

  • 11:84 Hud: 84

    وَاِلٰى مَدْيَنَ اَخَاهُمْ شُعَيْبًاۜ قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ وَلَا تَنْقُصُوا الْمِكْيَالَ وَالْمٖيزَانَ اِنّٖٓي اَرٰيكُمْ بِخَيْرٍ وَاِنّٖٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ مُحٖيطٍ

    Medyen (halkına da) kardeşleri Şuayb'ı (gönderdik. Onlara:) “Ey kavmim! (Sadece) Allah'a ibadet ediniz (ve her emrini yerine getiriniz) ki, O'ndan başka ilahınız yoktur. Ölçüyü ve tartıyı eksik tutmayın; gerçekten sizi bir hayır (bolluk ve refah) içinde (gaflette) görüyorum. Doğrusu sizi çepeçevre kuşatacak olan bir günün azabından korkuyorum” demişti.

  • 12:5 Yusuf: 5

    قَالَ يَا بُنَيَّ لَا تَقْصُصْ رُءْيَاكَ عَلٰٓى اِخْوَتِكَ فَيَكٖيدُوا لَكَ كَيْدًاۜ اِنَّ الشَّيْطَانَ لِلْاِنْسَانِ عَدُوٌّ مُبٖينٌ

    (Babası:) “Yavrucuğum, rüyanı kardeşlerine anlatma, yoksa (haset damarıyla) sana bir tuzak kurarlar. Çünkü şeytan, insan için apaçık bir düşmandır” diye (uyarıvermişti). [Not: Hz. Yakub oğlu Yusuf'a, kıskançlıktan dolayı kendisine tuzak kurmaya kalkışacak üvey kardeşleri olmasına rağmen, onların şahıslarına değil, kendilerini azdıran şeytana ve yanlış tavırlarına düşman olmak gerektiğini hatırlatıp, bizlere İslami ve insani bir yaklaşım tarzı öğretmiştir.]

  • 12:7 Yusuf: 7

    لَقَدْ كَانَ فٖي يُوسُفَ وَاِخْوَتِهٖٓ اٰيَاتٌ لِلسَّٓائِلٖينَ

    Andolsun, Yusuf ve kardeşlerinde (ve onların hikâyesinde; gerçeği araştırıp) soranlar için (birçok) ayetler (ibretler) vardır. (Ve önemli hikmetler ve dersler içermektedir.)

  • 12:8 Yusuf: 8

    اِذْ قَالُوا لَيُوسُفُ وَاَخُوهُ اَحَبُّ اِلٰٓى اَبٖينَا مِنَّا وَنَحْنُ عُصْبَةٌۜ اِنَّ اَبَانَا لَفٖي ضَلَالٍ مُبٖينٍۚ

    (Hz. Yakub’un; oğlu Hz. Yusuf’a beslediği derin ve engin muhabbeti zaman zaman açığa vurması, üvey kardeşlerini kıskandırıp fesada sürüklemiş) Ve o vakit onlar şöyle demişlerdi: “Yusuf ve (öz) kardeşi (Bünyamin), babamıza bizden fazla sevgili (ve değerlidir). Oysa biz birbirini destekleyen daha kuvvetli ve becerikli bir ekibiz. (Asıl ilgi ve itibar bize gereklidir.) Doğrusu babamız, açık bir şaşkınlık ve yanlışlık içindedir.”

  • 12:58 Yusuf: 58

    وَجَٓاءَ اِخْوَةُ يُوسُفَ فَدَخَلُوا عَلَيْهِ فَعَرَفَهُمْ وَهُمْ لَهُ مُنْكِرُونَ

    (Derken kuraklık başlayınca) Yusuf'un kardeşleri (Kenan’dan Mısır'a) gelip yanına dahil olmuşlar (ve huzura çıkmışlar)dı. (Hz. Yusuf’a zulmeden üvey kardeşleri) Onu tanımadıkları halde, kendisi ise onları hemen tanımıştı.

  • 12:59 Yusuf: 59

    وَلَمَّا جَهَّزَهُمْ بِجَهَازِهِمْ قَالَ ائْتُونٖي بِاَخٍ لَكُمْ مِنْ اَبٖيكُمْۚ اَلَا تَرَوْنَ اَنّٖٓي اُو۫فِي الْكَيْلَ وَاَنَا۬ خَيْرُ الْمُنْزِلٖينَ

    Onların erzak yüklerini hazırlayınca (ve dönüş yolculuğu başlayınca) onlara: "(Bir dahaki seferde) Bana (o bahsettiğiniz) babanızdan (bir, anneniz ayrı) olan kardeşinizi (Bünyamin’i) de getirin. Görmüyor musunuz, ben ölçüyü tam tutarım ve ben konukseverlerin en hayırlısıyım" dedi (ve uyardı);

  • 12:63 Yusuf: 63

    فَلَمَّا رَجَعُٓوا اِلٰٓى اَبٖيهِمْ قَالُوا يَٓا اَبَانَا مُنِعَ مِنَّا الْكَيْلُ فَاَرْسِلْ مَعَنَٓا اَخَانَا نَكْتَلْ وَاِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ

    Böylelikle (Yusuf'un kardeşleri) babalarına döndükleri zaman, dediler ki: "Ey babamız, (şimdilik bize ikram olarak karşılıksız erzak verildi ama, bundan sonra Mısır’da) ölçek(le bir şey almak) bizden engellendi. Bu durumda kardeşimizi (Bünyamin’i) bizimle gönder de (ihtiyacımız olan erzakın daha fazlasını) değerini vererek ve ölçerek alalım. (Sana söz veriyoruz) Onu mutlaka koruyacağız."

  • 12:64 Yusuf: 64

    قَالَ هَلْ اٰمَنُكُمْ عَلَيْهِ اِلَّا كَمَٓا اَمِنْتُكُمْ عَلٰٓى اَخٖيهِ مِنْ قَبْلُۜ فَاللّٰهُ خَيْرٌ حَافِظًاۖ وَهُوَ اَرْحَمُ الرَّاحِمٖينَ

    (Hz. Yakub) Dedi ki: “Daha önce kardeşi (Yusuf) konusunda size güvendiğimden farklı (bir şekilde ve garantili bir taahhütle olmak dışında) artık onun hakkında size hiç güvenir miyim? (Onu ancak Mevlâ’ya emanet ederim.) Allah, en hayırlı muhafaza edicidir ve O, merhamet edenlerin en merhametlisidir.”

  • 12:65 Yusuf: 65

    وَلَمَّا فَتَحُوا مَتَاعَهُمْ وَجَدُوا بِضَاعَتَهُمْ رُدَّتْ اِلَيْهِمْۜ قَالُوا يَٓا اَبَانَا مَا نَبْغٖيۜ هٰذِهٖ بِضَاعَتُنَا رُدَّتْ اِلَيْنَاۚ وَنَمٖيرُ اَهْلَنَا وَنَحْفَظُ اَخَانَا وَنَزْدَادُ كَيْلَ بَعٖيرٍۜ ذٰلِكَ كَيْلٌ يَسٖيرٌ

    (Derken Mısır’dan getirdikleri) Erzak yüklerini açıp da sermayelerinin kendilerine geri verilmiş olduğunu gördüklerinde, dediler ki: "Ey babamız, daha neyi arıyoruz, işte sermayemiz bize geri verilmiş; (bununla yine) ailemize erzak getiririz, (bize emanet edeceğin) kardeşimizi (Bünyamin’i) de koruyup gözetiriz ve (alacağımız erzaka) bir deve yükünü de ilave ederiz. Bu (alıp getirdiğimiz zaten yetersiz ve) az bir ölçektir."

  • 12:69 Yusuf: 69

    وَلَمَّا دَخَلُوا عَلٰى يُوسُفَ اٰوٰٓى اِلَيْهِ اَخَاهُ قَالَ اِنّٖٓي اَنَا۬ اَخُوكَ فَلَا تَبْتَئِسْ بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

    (Nihayet) Yusuf'un yanına girdikleri zaman, o (öz) kardeşi (Bünyamin’i tanıyıp kenara çekti ve) bağrına basarak; "Ben senin gerçekten kardeşinim. Artık onların yaptıklarına üzülme!" demişti.

  • 12:70 Yusuf: 70

    فَلَمَّا جَهَّزَهُمْ بِجَهَازِهِمْ جَعَلَ السِّقَايَةَ فٖي رَحْلِ اَخٖيهِ ثُمَّ اَذَّنَ مُؤَذِّنٌ اَيَّتُهَا الْعٖيرُ اِنَّكُمْ لَسَارِقُونَ

    (Vaktâki Hz. Yusuf kardeşlerinin) Erzak yüklerini kendilerine hazırlatınca da, (kıymetli) su kabını kardeşinin yükü içine bırakıp yerleştirmişti. Sonra bir müezzin=ilan edici (şöyle) seslenmişti: “Ey kafile, sizler gerçekten hırsız(lık yapmış)sınız!” (diyerek onları durduruvermişti.)

  • 12:76 Yusuf: 76

    فَبَدَاَ بِاَوْعِيَتِهِمْ قَبْلَ وِعَٓاءِ اَخٖيهِ ثُمَّ اسْتَخْرَجَهَا مِنْ وِعَٓاءِ اَخٖيهِۜ كَذٰلِكَ كِدْنَا لِيُوسُفَۜ مَا كَانَ لِيَأْخُذَ اَخَاهُ فٖي دٖينِ الْمَلِكِ اِلَّٓا اَنْ يَشَٓاءَ اللّٰهُۜ نَرْفَعُ دَرَجَاتٍ مَنْ نَشَٓاءُۜ وَفَوْقَ كُلِّ ذٖي عِلْمٍ عَلٖيمٌ

    Bunun üzerine (Hz.) Yusuf, kardeşi (Bünyamin)nin yükünden önce, (bu danışıklı dövüş anlaşılmasın diye) diğerlerinin yüklerini (aramaya) başladı. Sonunda (kaybolan eşyayı öz) kardeşi (Bünyamin)nin yükünden (bulup) çıkardı. (Böylece hem Bünyamin’i yanında alıkoymak için artık geçerli bir gerekçesi vardı, hem de öz kardeşini Kralın kanunlarına göre feci şekilde dövülmekten ve ağır tazminata mahkûm edilmekten kurtarmıştı.) İşte Biz, Yusuf’a bu şekilde bir “Keyd” (hile-tedbir, plan) öğretmiştik. Aksi halde Melikin dinine (Kralın kanunlarına) göre kardeşini (yanında) tutamayacaktı (tutsa da ağır cezadan kurtaramayacaktı). Ancak Allah’ın dilemesi başka. Biz, dilediğimiz kimsenin derecesini (ve şerefini) yükseltiriz. Zira her ilim sahibinin üstünde, (ondan) daha iyi bilen birisi vardır. [Not: Bu ayetler Hz. Yusuf’un, Mısır Melikinin gayri İslami düzeninde görev isteyip aldığını, bu yetkili ve etkili makamları halka hizmet ve Hakka davet için bir imkân ve fırsat olarak kullandığını, ve Adil bir Düzen kuruluncaya kadar, mevcut sistemin kanun ve kurallarından yararlanmanın cevazını göstermektedir.]

  • 12:77 Yusuf: 77

    قَالُٓوا اِنْ يَسْرِقْ فَقَدْ سَرَقَ اَخٌ لَهُ مِنْ قَبْلُۚ فَاَسَرَّهَا يُوسُفُ فٖي نَفْسِهٖ وَلَمْ يُبْدِهَا لَهُمْ قَالَ اَنْتُمْ شَرٌّ مَكَانًاۚ وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا تَصِفُونَ

    (Üvey kardeşleri ise:) "Şayet (Bünyamin) çalmış bulunuyorsa, bundan önce onun kardeşi de çalmıştı" diyerek (hâlâ Yusuf'u suçlamışlardı). Yusuf ise buna (kızgınlığını) kendi nefsinde (içinde) saklı tutmuş ve durumu onlara açıklamamış (ve kalbinden): "Siz daha kötü bir konumdasınız. Sizin düzmekte olduklarınızı Allah daha iyi bilir" demişti. [Not: Mağdur edilen kişiler ve adaleti arayan yetkililer; haklarını almak ve iftiradan kurtulmak üzere mümkün ve münasip yöntemlerle bazı hile ve çarelere başvurabilir.]

  • 12:87 Yusuf: 87

    يَا بَنِيَّ اذْهَبُوا فَتَحَسَّسُوا مِنْ يُوسُفَ وَاَخٖيهِ وَلَا تَا۬يْـَٔسُوا مِنْ رَوْحِ اللّٰهِۜ اِنَّهُ لَا يَا۬يْـَٔسُ مِنْ رَوْحِ اللّٰهِ اِلَّا الْقَوْمُ الْكَافِرُونَ

    (Sonra evlatlarına dönüp:) “Ey oğullarım, haydi gidiniz de (hayırlı bir haber getirmek için) Yusuf'u ve kardeşini (dikkatle ve titizlikle) araştırıveriniz... (Ey Müslümanlar! Siz de nice yıllardır kaybettiğiniz izzet ve hâkimiyetinizi yeniden bulmaya gayret ediniz...) Sakın Allah'ın rahmet ve inayetinden ümit kesmeyiniz!.. Zira kâfir olanlardan başkası Allah'ın nusret ve merhametinden ümit kesmez (kesmemelidir).”

  • 12:89 Yusuf: 89

    قَالَ هَلْ عَلِمْتُمْ مَا فَعَلْتُمْ بِيُوسُفَ وَاَخٖيهِ اِذْ اَنْتُمْ جَاهِلُونَ

    (Bunun üzerine Yusuf onlara:) "Sizler, cahillik (ve hainlik halinde) iken Yusuf'a ve kardeşine neler yaptığınızı biliyor (ve hatırlıyor) musunuz?" diye (sorunca irkilmişlerdi).

  • 12:90 Yusuf: 90

    قَالُٓوا ءَاِنَّكَ لَاَنْتَ يُوسُفُۜ قَالَ اَنَا۬ يُوسُفُ وَهٰذَٓا اَخٖيۘ قَدْ مَنَّ اللّٰهُ عَلَيْنَاۜ اِنَّهُ مَنْ يَتَّقِ وَيَصْبِرْ فَاِنَّ اللّٰهَ لَا يُضٖيعُ اَجْرَ الْمُحْسِنٖينَ

    (Şaşkınlaşan kardeşleri dikkatle yüzüne bakıp: Yoksa) “Sen gerçekten Yusuf musun, sensin öyle mi?” dediklerinde: “(Evet) Ben Yusuf'um” demişti. “Ve bu da (Bünyamin, öz) kardeşimdir. Doğrusu Allah bize lütufta bulundu (da işte bu imkân ve makamlara eriştirdi). Gerçek şu ki, kim (kötülük ve nankörlükten) sakınır ve sabrederse, şüphesiz Allah, muhsinlerin (iyilik ve ibadetlerinde dikkat ve ihlas sahiplerinin) ecrini ve emeğini boşa çıkarmaz” diyerek (olup biteni tek tek haber vermişti).

  • 12:100 Yusuf: 100

    وَرَفَعَ اَبَوَيْهِ عَلَى الْعَرْشِ وَخَرُّوا لَهُ سُجَّدًاۚ وَقَالَ يَٓا اَبَتِ هٰذَا تَأْوٖيلُ رُءْيَايَ مِنْ قَبْلُۘ قَدْ جَعَلَهَا رَبّٖي حَقًّاۜ وَقَدْ اَحْسَنَ بٖٓي اِذْ اَخْرَجَنٖي مِنَ السِّجْنِ وَجَٓاءَ بِكُمْ مِنَ الْبَدْوِ مِنْ بَعْدِ اَنْ نَزَغَ الشَّيْطَانُ بَيْنٖي وَبَيْنَ اِخْوَتٖيۜ اِنَّ رَبّٖي لَطٖيفٌ لِمَا يَشَٓاءُۜ اِنَّهُ هُوَ الْعَلٖيمُ الْحَكٖيمُ

    (Hz. Yusuf) Babasını ve annesini taht (gibi görkemli koltuklara) çıkarıp oturttu; (bunun üzerine hepsi) ona (Hz. Yusuf’a hürmet ve Allah’a şükretmek için) secdeye kapandılar. (Bunun üzerine Hz. Yusuf onlara) Dedi ki: "Ey babacığım! İşte, bu durum daha önceki rüyamın yorumudur. Doğrusu Rabbim onu (aynen) gerçek kıldı. Bana nice ihsan ve ikramlar yaptı, o vakit (iftira yüzünden atıldığım) zindandan beni çıkardı. Şeytan benimle kardeşlerimin arasını açtıktan sonra, (Allah) çölden (alıp, zor vadileri aşırtıp işte) sizi (buraya) getirdi. Şüphesiz benim Rabbim, dilediğini (en ince detaylarıyla düzenleyip tedbir eden) Latif’tir. Gerçekten O (her şeyi hakkıyla) Bilendir, Hüküm ve Hikmet sahibidir."

  • 12:102 Yusuf: 102

    ذٰلِكَ مِنْ اَنْبَٓاءِ الْغَيْبِ نُوحٖيهِ اِلَيْكَۚ وَمَا كُنْتَ لَدَيْهِمْ اِذْ اَجْمَعُٓوا اَمْرَهُمْ وَهُمْ يَمْكُرُونَ

    (Ey Resulüm!) Bu (ibretli olaylar), Sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Yoksa onlar (Yusuf'un kardeşleri) o hileli-düzeni kurarlarken de, yapacakları (kötü) işe topluca karar verdikleri vakitte de Sen yanlarında değildin.

  • 15:47 Hicr: 47

    وَنَزَعْنَا مَا فٖي صُدُورِهِمْ مِنْ غِلٍّ اِخْوَانًا عَلٰى سُرُرٍ مُتَقَابِلٖينَ

    Biz onların (cennet halkının) göğüslerindeki kin ve nefret duygularını da söküp çıkardık. (Şimdi birbirini seven ve hep iyilik düşünen) Kardeşler olarak, cennet koltukları üzerinde karşılıklı (sohbet ve saadet ortamındadırlar).

  • 17:27 İsrâ: 27

    اِنَّ الْمُبَذِّرٖينَ كَانُٓوا اِخْوَانَ الشَّيَاطٖينِۜ وَكَانَ الشَّيْطَانُ لِرَبِّهٖ كَفُورًا

    Çünkü saçıp-savuranlar, şeytanların (imkân ve fırsatlarını haram ve haksız yolda ve boşa harcayanların) kardeşleri oluvermişlerdir; şeytan ise Rabbine karşı (itiraz ve isyana kalkışıp) nankörlüğe yönelmiştir. [Not: Hakk ve hayır yolunda Allah için yapılan harcama israf değildir. Lüks ve gösteriş için yapılan israftan ise hayır görülmeyecektir.]

  • 19:28 Meryem: 28

    يَٓا اُخْتَ هٰرُونَ مَا كَانَ اَبُوكِ امْرَاَ سَوْءٍ وَمَا كَانَتْ اُمُّكِ بَغِيًّاۚ

    "Ey Harun'un kız kardeşi (olan Meryem! dediler), senin baban kötü bir kişi değildi ve annen de azgın, utanmaz (bir kadın) değildi. (Sen nasıl böyle bir işe kalkıştın?)" [Not: Bu ayette geçen Harun, Hz. Musa’nın kardeşinden başka bir şahıstır.]

  • 19:53 Meryem: 53

    وَوَهَبْنَا لَهُ مِنْ رَحْمَتِنَٓا اَخَاهُ هٰرُونَ نَبِيًّا

    Ona rahmetimizden kardeşi Harun'u da bir peygamber olarak hibe ve hediye kılmış (yardımına göndermiştik).

  • 20:30 Taha: 30

    هٰرُونَ اَخٖيۚ

    “Kardeşim Harun’u” (ki bana katılsın).

  • 20:40 Taha: 40

    اِذْ تَمْشٖٓي اُخْتُكَ فَتَقُولُ هَلْ اَدُلُّكُمْ عَلٰى مَنْ يَكْفُلُهُۜ فَرَجَعْنَاكَ اِلٰٓى اُمِّكَ كَيْ تَقَرَّ عَيْنُهَا وَلَا تَحْزَنَۜ وَقَتَلْتَ نَفْسًا فَنَجَّيْنَاكَ مِنَ الْغَمِّ وَفَتَنَّاكَ فُتُونًا۠ فَلَبِثْتَ سِنٖينَ فٖٓي اَهْلِ مَدْيَنَ ثُمَّ جِئْتَ عَلٰى قَدَرٍ يَا مُوسٰى

    “Hani kız kardeşin gezinip (suya salınan sandığı takip edip Firavun Sarayı’na giderek); ‘Onu(n bakımını) üstlenecek birini size haber vereyim mi?’ demekteydi. Böylece, seni annene geri çevirivermiş olduk ki, gözü aydın olsun ve hüzne kapılmasın. (Ve yine istemeden) Sen bir insan öldürmüştün de, Biz seni (tutuklanmaktan ve) tasadan kurtarmış ve seni 'esaslı bir imtihandan geçirip-denemiştik.' Ey Musa, (ayrıca gittiğin) Medyen halkı arasında da yıllarca (Benim inayet ve himayemle) kalmıştın, sonra (ezelde tespit edilen) bir kader üzerine (tekrar buraya) gelmiştin.”

  • 20:42 Taha: 42

    اِذْهَبْ اَنْتَ وَاَخُوكَ بِاٰيَاتٖي وَلَا تَنِيَا فٖي ذِكْرٖيۚ

    "Sen ve kardeşin (Harun) ayetlerimle (Tevrat hükümleriyle ve mucizelerimle) gidin ve Beni zikretmede (emirlerimi tebliğ etmede ve Firavun güçlerine karşı Bana güvenmede) gevşeklik göstermeyin."

  • 23:45 Mü'minun: 45

    ثُمَّ اَرْسَلْنَا مُوسٰى وَاَخَاهُ هٰرُونَ بِاٰيَاتِنَا وَسُلْطَانٍ مُبٖينٍۙ

    Sonra Musa ve kardeşi Harun'u ayetlerimizle ve apaçık bir delille gönderdik.

  • 24:31 Nur: 31

    وَقُلْ لِلْمُؤْمِنَاتِ يَغْضُضْنَ مِنْ اَبْصَارِهِنَّ وَيَحْفَظْنَ فُرُوجَهُنَّ وَلَا يُبْدٖينَ زٖينَتَهُنَّ اِلَّا مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلٰى جُيُوبِهِنَّۖ وَلَا يُبْدٖينَ زٖينَتَهُنَّ اِلَّا لِبُعُولَتِهِنَّ اَوْ اٰبَٓائِهِنَّ اَوْ اٰبَٓاءِ بُعُولَتِهِنَّ اَوْ اَبْنَٓائِهِنَّ اَوْ اَبْنَٓاءِ بُعُولَتِهِنَّ اَوْ اِخْوَانِهِنَّ اَوْ بَنٖٓي اِخْوَانِهِنَّ اَوْ بَنٖٓي اَخَوَاتِهِنَّ اَوْ نِسَٓائِهِنَّ اَوْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُنَّ اَوِ التَّابِعٖينَ غَيْرِ اُو۬لِي الْاِرْبَةِ مِنَ الرِّجَالِ اَوِ الطِّفْلِ الَّذٖينَ لَمْ يَظْهَرُوا عَلٰى عَوْرَاتِ النِّسَٓاءِۖ وَلَا يَضْرِبْنَ بِاَرْجُلِهِنَّ لِيُعْلَمَ مَا يُخْفٖينَ مِنْ زٖينَتِهِنَّۜ وَتُوبُٓوا اِلَى اللّٰهِ جَمٖيعًا اَيُّهَ الْمُؤْمِنُونَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

    Mü’min kadınlara da söyle: “Gözlerini (kasıtlı ve şehvet uyandırıcı, cilveli bakışlardan) kaçındırsınlar ve ırzlarını-namuslarını korusunlar; ziynetlerini (cezbedici şekilde süslerini) açığa vurmasınlar; ancak kendiliğinden görünen (toplum hayatında tabii olarak açılması gereken yerler) hariçtir. (Gereğince kapansınlar) Ve bunun için başörtülerini (genel dış giysileriyle birlikte) yakalarının üzerine salsınlar. Süslerini (ve avret yerlerini), kendi kocalarından, ya da babalarından; kocalarının babalarından, ya da kendi oğullarından; ya da kocalarının oğullarından (üvey çocuklarından), ya da kendi kardeşlerinden, ya da kardeşlerinin oğullarından; ya da kız kardeşlerinin oğullarından, ya da kendi (hizmetçi) kadınlarından, ya da sağ ellerinin altında bulunan (evlerindeki sürekli ve güvenilir erkek yardımcı)lardan, ya da kadına ihtiyacı olmayan (arzusuz veya iktidarsız ihtiyar) insanlardan; ya da kadınların henüz mahrem yerlerini tanımayan çocuklardan başkasına göstermesinler. (Müslüman kadınlar ve kızlar) Gizledikleri süsleri (ve güzellikleri) bilinsin, (takındıkları ziynetleri fark edilsin veya vücut hatları dikkat çeksin) diye ayaklarını yere vurmasınlar. (Kırıtarak yürümesinler.) Artık hep birlikte Allah'a tevbe edin ey mü'minler, umulur ki felah bulup (huzura ve kurtuluşa erişirsiniz.)”

  • 24:61 Nur: 61

    لَيْسَ عَلَى الْاَعْمٰى حَرَجٌ وَلَا عَلَى الْاَعْرَجِ حَرَجٌ وَلَا عَلَى الْمَرٖيضِ حَرَجٌ وَلَا عَلٰٓى اَنْفُسِكُمْ اَنْ تَأْكُلُوا مِنْ بُيُوتِكُمْ اَوْ بُيُوتِ اٰبَٓائِكُمْ اَوْ بُيُوتِ اُمَّهَاتِكُمْ اَوْ بُيُوتِ اِخْوَانِكُمْ اَوْ بُيُوتِ اَخَوَاتِكُمْ اَوْ بُيُوتِ اَعْمَامِكُمْ اَوْ بُيُوتِ عَمَّاتِكُمْ اَوْ بُيُوتِ اَخْوَالِكُمْ اَوْ بُيُوتِ خَالَاتِكُمْ اَوْ مَا مَلَكْتُمْ مَفَاتِحَهُٓ اَوْ صَدٖيقِكُمْۜ لَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ اَنْ تَأْكُلُوا جَمٖيعًا اَوْ اَشْتَاتًاۜ فَاِذَا دَخَلْتُمْ بُيُوتًا فَسَلِّمُوا عَلٰٓى اَنْفُسِكُمْ تَحِيَّةً مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ مُبَارَكَةً طَيِّبَةًۜ كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمُ الْاٰيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ۟

    (İslam’a göre, toplumsal görevlerde) Kör olana güçlük yoktur, topal olana güçlük yoktur, (hizmet ve ibadete engel sayılacak kadar) hasta olana da güçlük yoktur. (Bunların dini ve içtimai sorumlulukları, mazeretleri ölçüsünde hafifletilir.) Sizin için de; gerek kendi evlerinizde, gerekse babalarınızın evlerinde, (ayrıca) annelerinizin evlerinde, erkek kardeşlerinizin evlerinde, kız kardeşlerinizin evlerinde, amcalarınızın evlerinde, halalarınızın evlerinde, dayılarınızın evlerinde, teyzelerinizin evlerinde, anahtarına malik olduğunuz (anahtarları size bırakılan yerlerde) ya da sadık ve yakın dostlarınızın (evlerin)de (gidip sofraya oturup) yemenizde (Dinen) bir güçlük (sıkıntı) yoktur (bunlara izin verilmiştir. Nikâh düşmeyen yakın akrabalarla, erkek kadın) hep bir arada veya ayrı ayrı yemenizde de bir günah yoktur (caizdir). Evlere girdiğiniz vakit, Allah tarafından kutlu bir bereket ve güzel bir yaşama (sağlıklı ve saygın bir hayat) dileği (barış ve bereket temennisi) olarak birbirinize selam verin. İşte Allah, size ayetlerini böyle açıklar, umulur ki aklınızı kullanır (disiplinli ve prensipli yaşamaya yönelirsiniz).

  • 25:35 Furkan: 35

    وَلَقَدْ اٰتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ وَجَعَلْنَا مَعَهُٓ اَخَاهُ هٰرُونَ وَزٖيرًاۚ

    Andolsun, Biz Musa'ya da kitabı verdik ve beraberinde kardeşi Harun'u da ona yardımcı kıldık.

  • 26:36 Şuarâ: 36

    قَالُٓوا اَرْجِهْ وَاَخَاهُ وَابْعَثْ فِي الْمَدَٓائِنِ حَاشِرٖينَۙ

    Dediler ki: "Bunu ve kardeşini (alıkoyup) oyala (beklet), şehirlere de (davetçi) toplayıcılar gönder,"

  • 26:106 Şuarâ: 106

    اِذْ قَالَ لَهُمْ اَخُوهُمْ نُوحٌ اَلَا تَتَّقُونَۚ

    Hani kardeşleri Nuh onlara: “Siz hiç (Allah’tan) korkmaz ve (azabından) sakınmaz mısınız?” demişti.

  • 26:124 Şuarâ: 124

    اِذْ قَالَ لَهُمْ اَخُوهُمْ هُودٌ اَلَا تَتَّقُونَۚ

    Hani onlara kardeşleri Hud: "Siz (küfür ve kötülükten) sakınmaz mısınız (hiç Allah’tan korkmaz ve utanmaz mısınız)?" demişti.

  • 26:142 Şuarâ: 142

    اِذْ قَالَ لَهُمْ اَخُوهُمْ صَالِحٌ اَلَا تَتَّقُونَۚ

    Hani kardeşleri Salih onlara: (Allah’ı inkârdan ve isyandan dolayı) "Korkup sakınmaz mısınız?" demişti.

  • 26:161 Şuarâ: 161

    اِذْ قَالَ لَهُمْ اَخُوهُمْ لُوطٌ اَلَا تَتَّقُونَۚ

    Hani onlara (şefkatli) kardeşleri (gibi davranan) Lut: "(Allah’tan korkmaz ve bu kötü ahlâktan) Sakınmaz mısınız?" demişti.

  • 27:45 Neml: 45

    وَلَقَدْ اَرْسَلْنَٓا اِلٰى ثَمُودَ اَخَاهُمْ صَالِحًا اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ فَاِذَا هُمْ فَرٖيقَانِ يَخْتَصِمُونَ

    Andolsun, Biz (Şam-Medine arasında ve Kızıldeniz civarındaki) Semud (kavmine) kardeşleri Salih’i: “Yalnızca Allah’a kulluk edin” demek üzere gönderdik. Derken bir de ne görsün, onlar (haset ve fesat yüzünden) birbirlerine düşman kesilmiş iki taifeydi.

  • 28:11 Kasas: 11

    وَقَالَتْ لِاُخْتِهٖ قُصّٖيهِۘ فَبَصُرَتْ بِهٖ عَنْ جُنُبٍ وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَۙ

    (Annesi, Musa’nın) Kız kardeşine: 'Onu gözetle ve takip et' dedi. Böylece o da, onlar (Firavun görevlileri olup bitenin) farkında değilken, onu (suya bırakılan çocuğu) uzaktan gözetledi.

  • 28:12 Kasas: 12

    وَحَرَّمْنَا عَلَيْهِ الْمَرَاضِعَ مِنْ قَبْلُ فَقَالَتْ هَلْ اَدُلُّكُمْ عَلٰٓى اَهْلِ بَيْتٍ يَكْفُلُونَهُ لَكُمْ وَهُمْ لَهُ نَاصِحُونَ

    Biz, daha önceden (öyle takdir buyurup) ona süt analarını haram etmiştik (böylece Musa saraya getirilen hiçbir kadının göğüslerini tutup emmemişti. Kız kardeşi onlara:) 'Ben sizin adınıza (bu bebeğin) bakımını üstlenecek ve ona iyi bakacak (ve yumuşak davranacak) bir aileyi size bildireyim mi?' dedi.

  • 28:34 Kasas: 34

    وَاَخٖي هٰرُونُ هُوَ اَفْصَحُ مِنّٖي لِسَانًا فَاَرْسِلْهُ مَعِيَ رِدْءًا يُصَدِّقُنٖيۘ اِنّٖٓي اَخَافُ اَنْ يُكَذِّبُونِ

    “Ve kardeşim Harun; dil bakımından (lisanı ve konuşma tarzı olarak) o benden daha düzgün (fasih) durumdadır, onu da benimle birlikte (nübüvvetle görevli) bir yardımcı olarak gönder ki, beni doğrulayıp desteklesin. Çünkü onların beni yalanlamalarından korkuyorum” (diyerek Allah’tan destek istemişti).

  • 28:35 Kasas: 35

    قَالَ سَنَشُدُّ عَضُدَكَ بِاَخٖيكَ وَنَجْعَلُ لَكُمَا سُلْطَانًا فَلَا يَصِلُونَ اِلَيْكُمَا بِاٰيَاتِنَاۚ اَنْتُمَا وَمَنِ اتَّبَعَكُمَا الْغَالِبُونَ

    (Cenab-ı Allah ise:) “Senin (omuzlarını, arkanı ve) pazularını kardeşinle pekiştirip güçlendireceğiz (ağır sorumluluğunu onunla destekleyip hafifleteceğiz); sizin ikinize de öyle üstün (manevi sultanlık) bir ‘güç ve yetki’ vereceğiz ki, ayetlerimiz(e bağlılığınız) sayesinde (hainler ve kötü niyetliler) size erişemeyecekler. Siz ve size uyanlar mutlaka galip geleceksiniz” buyurup (teskin ve teselli etmişti).

  • 29:36 Ankebut: 36

    وَاِلٰى مَدْيَنَ اَخَاهُمْ شُعَيْبًاۙ فَقَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ وَارْجُوا الْيَوْمَ الْاٰخِرَ وَلَا تَعْثَوْا فِي الْاَرْضِ مُفْسِدٖينَ

    (Güney Ürdün, Kızıldeniz ve Sina arasında yaşayan) Medyen (ahalisine) de kardeşleri Şuayb'ı (gönderdik.) Böylece (onlara) dedi ki: "Ey kavmim, Allah'a kulluk edin ve (bu iman ve ibadetinizle) ahiret gününü(n sevabını ve mükâfatını arzulayıp) umut taşıyın ve yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık-fesatlık çıkarmayın."

  • 33:5 Ahzâb: 5

    اُدْعُوهُمْ لِاٰبَٓائِهِمْ هُوَ اَقْسَطُ عِنْدَ اللّٰهِۚ فَاِنْ لَمْ تَعْلَمُٓوا اٰبَٓاءَهُمْ فَاِخْوَانُكُمْ فِي الدّٖينِ وَمَوَالٖيكُمْۜ وَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ فٖيمَٓا اَخْطَأْتُمْ بِهٖۙ وَلٰكِنْ مَا تَعَمَّدَتْ قُلُوبُكُمْۜ وَكَانَ اللّٰهُ غَفُورًا رَحٖيمًا

    Onları (evlat edindiklerinizi öz) babalarına nispet ederek çağırın (soybağını karıştırıp bozmayın); bu, Allah katında daha adil ve doğru olandır. Eğer babalarını bilmiyorsanız; artık onlar, sizin dinde kardeşleriniz ve velayetiniz (himayeniz) altındaki (insanlardır). Bununla beraber, (bu konuda) hata ettiklerinizde (onlara laf gelişi “oğlum, evladım” demenizde) ise, sizin için bir sakınca (bir vebal) yoktur. Ancak kalplerinizin kasıt gözeterek (taammüden) yaptıklarınızda (sorumluluk) vardır. Allah Bağışlayandır, Esirgeyip Koruyandır.

  • 33:18 Ahzâb: 18

    قَدْ يَعْلَمُ اللّٰهُ الْمُعَوِّقٖينَ مِنْكُمْ وَالْقَٓائِلٖينَ لِاِخْوَانِهِمْ هَلُمَّ اِلَيْنَاۚ وَلَا يَأْتُونَ الْبَأْسَ اِلَّا قَلٖيلًاۙ

    Gerçekten Allah, içinizden (mü’minleri cihaddan ve din yolunda fedakârlıktan) alıkoyan (münafık)ları ve (şeytani bir maksatla) kendi ihvanına (ve yâranlarına: ‘Hakk’tan ayrılarak) bize gelip (katılın ve sıkıntıları sırtınızdan atın)' diyen (inkârcıları) bilip durmaktadır. (O münafıklar var ya) Bunların, pek azı dışında (onlar şiddetli ve tehlikeli mücadele sorumluluğuna ve) savaş şartlarına zaten gelemiyorlardı. (Münafıklardan; cihadın zorluğuna dayanan, rahatının ve menfaatinin bozulmasına katlanan pek çıkmayacaktır.)

  • 33:55 Ahzâb: 55

    لَا جُنَاحَ عَلَيْهِنَّ فٖٓي اٰبَٓائِهِنَّ وَلَٓا اَبْنَٓائِهِنَّ وَلَٓا اِخْوَانِهِنَّ وَلَٓا اَبْنَٓاءِ اِخْوَانِهِنَّ وَلَٓا اَبْنَٓاءِ اَخَوَاتِهِنَّ وَلَا نِسَٓائِهِنَّ وَلَا مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُنَّۚ وَاتَّقٖينَ اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَهٖيدًا

    Onlar (Peygamberin ve mü’minlerin hanımları) için; babaları, oğulları, kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, (bunların) kadınları ve sağ ellerinin malik olduğu (evin güvenli ve sürekli hizmetkârları) hakkında (kendileriyle seviyeli ve samimi davranmak hususunda) bir sakınca yoktur. (Ey Müslüman kadınlar!) Allah'a (isyandan) sakının. Şüphesiz Allah, her şeye şahit olandır.

  • 38:23 Sâd: 23

    اِنَّ هٰذَٓا اَخٖي لَهُ تِسْعٌ وَتِسْعُونَ نَعْجَةً وَلِيَ نَعْجَةٌ وَاحِدَةٌ فَقَالَ اَكْفِلْنٖيهَا وَعَزَّنٖي فِي الْخِطَابِ

    (O iki kişiden birisi dedi ki:) "Bu benim kardeşimdir, doksan dokuz koyunu vardır, benimse bir tek koyunum var. Buna rağmen ‘Onu da benim payıma (koyunlarıma) kat’ (veya himayeme bırak) diye (beni kandırmaya çalıştı) ve konuşmada bana üstün çıktı" (kafamı karıştırdı).

  • 46:21 Ahkaf: 21

    وَاذْكُرْ اَخَا عَادٍۜ اِذْ اَنْذَرَ قَوْمَهُ بِالْاَحْقَافِ وَقَدْ خَلَتِ النُّذُرُ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِهٖٓ اَلَّا تَعْبُدُٓوا اِلَّا اللّٰهَۜ اِنّٖٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظٖيمٍ

    (Onlara) Ad'ın kardeşini (Hz. Hud’u) hatırlat ki; onun önünden ve ardından nice uyarıcılar gelip geçmişti; hani o, Ahkaf'taki (Yemen civarında çöl bölgelerindeki kumlu tepelerin bulunduğu diyardaki) kavmini: "Allah'tan başkasına kulluk etmeyin, gerçekten ben, sizin için (dehşeti) büyük bir günün azabından korkarım" diye uyarmıştı.

  • 49:10 Hucurât: 10

    اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ اِخْوَةٌ فَاَصْلِحُوا بَيْنَ اَخَوَيْكُمْ وَاتَّقُوا اللّٰهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ۟

    (Unutmayınız ki!) Ancak (ve muhakkak) mü'minler kardeştirler. (Kalleşlik ve kahpelik yapanlar hakiki mü’min değildirler.) Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup-düzeltin (ve bu amaçla, yeryüzünde etkin ve yetkin bir barış ve bereket düzenini yerleştirin) ve Allah'tan korkup (haksızlık ve ahlâksızlıktan) sakınıverin; umulur ki esirgenirsiniz.

  • 49:12 Hucurât: 12

    يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اجْتَنِبُوا كَثٖيرًا مِنَ الظَّنِّۚ اِنَّ بَعْضَ الظَّنِّ اِثْمٌ وَلَا تَجَسَّسُوا وَلَا يَغْتَبْ بَعْضُكُمْ بَعْضًاۜ اَيُحِبُّ اَحَدُكُمْ اَنْ يَأْكُلَ لَحْمَ اَخٖيهِ مَيْتًا فَكَرِهْتُمُوهُۜ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ تَوَّابٌ رَحٖيمٌ

    Ey iman edenler! (Birbiriniz hakkında kötü) Zandan (ve tahmini kurgulardan) çoğunlukla kaçının; çünkü zannın (haksız ve alâkasız olan) bir kısmı günahtır (ve yalandır. Ve sakın) tecessüs de yapmayın (birbirinizin gizli ve ayıp yönlerini araştırmayın). Kiminiz kiminizin gıybetini de yapmasın (arkasından çekiştirmesin.) Sizden biriniz, ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi? İşte (nasıl) bundan tiksindiniz. (Öyle ise) Allah'tan korkup (başkalarına kötülük düşünmekten ve küçük düşürmekten) sakının. Şüphesiz Allah, tevbeleri kabul edendir, çok Esirgeyendir.

  • 50:13 Kaf: 13

    وَعَادٌ وَفِرْعَوْنُ وَاِخْوَانُ لُوطٍۙ

    Ad, Firavun ve Lut'un kardeşleri (de İlahi davete karşı çıkmışlardı),

  • 58:22 Mücâdele: 22

    لَا تَجِدُ قَوْمًا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ يُوَٓادُّونَ مَنْ حَٓادَّ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَلَوْ كَانُٓوا اٰبَٓاءَهُمْ اَوْ اَبْنَٓاءَهُمْ اَوْ اِخْوَانَهُمْ اَوْ عَشٖيرَتَهُمْۜ اُو۬لٰٓئِكَ كَتَبَ فٖي قُلُوبِهِمُ الْاٖيمَانَ وَاَيَّدَهُمْ بِرُوحٍ مِنْهُۜ وَيُدْخِلُهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدٖينَ فٖيهَاۜ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُۜ اُو۬لٰٓئِكَ حِزْبُ اللّٰهِۜ اَلَٓا اِنَّ حِزْبَ اللّٰهِ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

    Allah’a ve ahiret gününe (gerçekten) iman eden hiçbir kavmi (kesimi ve kişileri); Allah’a ve Resulüne başkaldıran, (Ayet ve Hadislere ve bilimsel gerçeklere dayalı İslam düzenine ve Müslüman ülkelere düşman olup savaş açan) kimselerle, (onları) destekleyici bir sevgi (ve işbirliği) içinde asla bulamazsın; velev ki, bu (zalim ve hain çevreler), isterse kendi babaları (olsun), ister çocukları (olsun), ister kardeşleri (veya tarikat-cemaat ihvanı olsun), isterse aşiretleri (partileri, müttefikleri) olsun, (yine de şuurlu mü’minler asla dini yozlaştıran işbirlikçi takımının başarısını arzulamaz, destek çıkmaz ve onlara saygı duymazlar. Çünkü, ülkede faizi, fuhşu, içki ve uyuşturucuyu, kumarı ve şans oyunlarını yürütenlere, Siyonist Yahudi ve Hristiyan merkezlerin güdümüne girenlere “meveddet”=benimseyip desteklemek ve sevgi göstermek imana ve insanlığa aykırıdır); işte bunlar (sadık ve sağlam Müslümanlar), öyle(sine samimi ve nasipli) kimselerdir ki, (Allah) kalplerine imanı yazıp (yerleştirmiş) ve onları Kendinden (İlahi izzet ve inayetinden) bir ruh (ve şuur) ile desteklemiştir. (Ahirette de) Onları altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacak ve orada süresiz kalacaklardır. Allah onlardan razıdır, onlar da O’ndan razı olmuşlardır. İşte bunlar, (Kur’an nizamına karşı çıkanlarla ve zalim odaklarla kalbi alâkalarını koparanlar) Allah’ın hizbi (partisi, takipçisi, ekibi ve taraftarları)dır. Dikkat edin (kesinlikle bilin ve bekleyin) ki; şüphesiz Allah’ın fırkası olanlar, (mutlaka) felaha ulaşacak (dünyada zafer ve devlete, ahirette ise cennet ve saadete kavuşacak)lardır.

  • 59:9 Haşr: 9

    وَالَّذٖينَ تَبَوَّؤُ الدَّارَ وَالْاٖيمَانَ مِنْ قَبْلِهِمْ يُحِبُّونَ مَنْ هَاجَرَ اِلَيْهِمْ وَلَا يَجِدُونَ فٖي صُدُورِهِمْ حَاجَةً مِمَّٓا اُو۫تُوا وَيُؤْثِرُونَ عَلٰٓى اَنْفُسِهِمْ وَلَوْ كَانَ بِهِمْ خَصَاصَةٌۜ وَمَنْ يُوقَ شُحَّ نَفْسِهٖ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَۚ

    Kendilerinden önce o yurdu (Medine’yi) hazırlayıp imanı (gönüllerine) yerleştirenler (Ensar sahabiler) ise, hicret edenleri (samimiyetle ve dini gayretle) severler ve onlara verilen şeylerden dolayı içlerinde bir ihtiyaç (arzusu ve kıskançlık duygusu) hissetmezler. Kendilerinde bir açıklık (ihtiyaç) olsa bile (kardeşlerini) öz nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin cimri ve bencil tutkularından sıyrılıp korunmuşsa, işte onlar felaha (kurtuluşa) erişecek kimselerdir.

  • 59:10 Haşr: 10

    وَالَّذٖينَ جَٓاؤُ۫ مِنْ بَعْدِهِمْ يَقُولُونَ رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا وَلِاِخْوَانِنَا الَّذٖينَ سَبَقُونَا بِالْاٖيمَانِ وَلَا تَجْعَلْ فٖي قُلُوبِنَا غِلًّا لِلَّذٖينَ اٰمَنُوا رَبَّنَٓا اِنَّكَ رَؤُ۫فٌ رَحٖيمٌ۟

    (Ayrıca) Onlardan (Muhacir ve Ensar’dan) sonra gelen (mü’min)ler de şöyle derler: Rabbimiz, bizi ve bizden önce iman etmiş (ve şimdi ahirete geçmiş) olan kardeşlerimizi bağışla ve kalplerimizde iman edenlere karşı bir kin bırakma. Rabbimiz, gerçekten Sen, çok şefkatlisin, çok esirgeyicisin. [Not: Müslümanların, din kardeşleri ile aralarındaki ilişkide, karşı tarafı incitecek bir söz söylemek, öfkelenmek, saygıya uygun düşmeyen tavırlar sergilemek gibi, birlik ruhunu zedeleyecek her türlü tavırdan sakınmaları gerekir. Her mü’min bir diğerine karşı olabildiğince fedakâr ve sabırlı hareket etmelidir. Bu; gerçek ve samimi sevginin gereğidir, tüm mü’minlerin benimsemesi gereken üstün bir ahlâk örneğidir.]

  • 59:11 Haşr: 11

    اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذٖينَ نَافَقُوا يَقُولُونَ لِاِخْوَانِهِمُ الَّذٖينَ كَفَرُوا مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ لَئِنْ اُخْرِجْتُمْ لَنَخْرُجَنَّ مَعَكُمْ وَلَا نُطٖيعُ فٖيكُمْ اَحَدًا اَبَدًاۙ وَاِنْ قُوتِلْتُمْ لَنَنْصُرَنَّكُمْۜ وَاللّٰهُ يَشْهَدُ اِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ

    (Bu arada Müslüman, Müttaki ve Mücahit geçinen, ama gerçekte) Münafıklık edenleri görmüyor musun ki, Kitap Ehlinden inkâr eden (gizli dost ve) kardeşlerine derler ki: "Andolsun, eğer siz (yurtlarınızdan) çıkarılacak olursanız, mutlaka biz de sizinle birlikte çıkarız ve size karşı olan hiç kimseye, hiçbir zaman itaat etmeyiz. Eğer size karşı savaşılırsa elbette size yardım ederiz." Oysa Allah şahitlik etmektedir ki onlar, gerçekten yalancı kimselerdir.

  • 70:12 Meâric: 12

    وَصَاحِبَتِهٖ وَاَخٖيهِۙ

    Kendi eşini ve kardeşini (feda etmeye kalkışacaktır),

  • 80:34 Abese: 34

    يَوْمَ يَفِرُّ الْمَرْءُ مِنْ اَخٖيهِۙ

    Ki; (kıyamet ve mahşerde) kişi o gün, kendi öz kardeşinden kaçacaktır;

  • 2:178 Bakara: 178

    يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا كُتِبَ عَلَيْكُمُ الْقِصَاصُ فِي الْقَتْلٰىۜ اَلْحُرُّ بِالْحُرِّ وَالْعَبْدُ بِالْعَبْدِ وَالْاُنْثٰى بِالْاُنْثٰىۜ فَمَنْ عُفِيَ لَهُ مِنْ اَخٖيهِ شَيْءٌ فَاتِّبَاعٌ بِالْمَعْرُوفِ وَاَدَٓاءٌ اِلَيْهِ بِاِحْسَانٍۜ ذٰلِكَ تَخْفٖيفٌ مِنْ رَبِّكُمْ وَرَحْمَةٌۜ فَمَنِ اعْتَدٰى بَعْدَ ذٰلِكَ فَلَهُ عَذَابٌ اَلٖيمٌ

  • 2:220 Bakara: 220

    فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِۜ وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الْيَتَامٰىۜ قُلْ اِصْلَاحٌ لَهُمْ خَيْرٌۜ وَاِنْ تُخَالِطُوهُمْ فَاِخْوَانُكُمْۜ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ الْمُفْسِدَ مِنَ الْمُصْلِحِۜ وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ لَاَعْنَتَكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ عَزٖيزٌ حَكٖيمٌ

  • 3:103 Âl-i İmrân: 103

    وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللّٰهِ جَمٖيعًا وَلَا تَفَرَّقُواۖ وَاذْكُرُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ اِذْ كُنْتُمْ اَعْدَٓاءً فَاَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ فَاَصْبَحْتُمْ بِنِعْمَتِهٖٓ اِخْوَانًاۚ وَكُنْتُمْ عَلٰى شَفَا حُفْرَةٍ مِنَ النَّارِ فَاَنْقَذَكُمْ مِنْهَاۜ كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمْ اٰيَاتِهٖ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ

  • 3:156 Âl-i İmrân: 156

    يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا لَا تَكُونُوا كَالَّذٖينَ كَفَرُوا وَقَالُوا لِاِخْوَانِهِمْ اِذَا ضَرَبُوا فِي الْاَرْضِ اَوْ كَانُوا غُزًّى لَوْ كَانُوا عِنْدَنَا مَا مَاتُوا وَمَا قُتِلُواۚ لِيَجْعَلَ اللّٰهُ ذٰلِكَ حَسْرَةً فٖي قُلُوبِهِمْۜ وَاللّٰهُ يُحْيٖ وَيُمٖيتُۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصٖيرٌ

  • 3:168 Âl-i İmrân: 168

    اَلَّذٖينَ قَالُوا لِاِخْوَانِهِمْ وَقَعَدُوا لَوْ اَطَاعُونَا مَا قُتِلُواۜ قُلْ فَادْرَؤُ۫ا عَنْ اَنْفُسِكُمُ الْمَوْتَ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقٖينَ

  • 4:11 Nisa: 11

    يُوصٖيكُمُ اللّٰهُ فٖٓي اَوْلَادِكُمْ لِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الْاُنْثَيَيْنِۚ فَاِنْ كُنَّ نِسَٓاءً فَوْقَ اثْنَتَيْنِ فَلَهُنَّ ثُلُثَا مَا تَرَكَۚ وَاِنْ كَانَتْ وَاحِدَةً فَلَهَا النِّصْفُۜ وَلِاَبَوَيْهِ لِكُلِّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا السُّدُسُ مِمَّا تَرَكَ اِنْ كَانَ لَهُ وَلَدٌۚ فَاِنْ لَمْ يَكُنْ لَهُ وَلَدٌ وَوَرِثَهُٓ اَبَوَاهُ فَلِاُمِّهِ الثُّلُثُۚ فَاِنْ كَانَ لَهُٓ اِخْوَةٌ فَلِاُمِّهِ السُّدُسُ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصٖي بِهَٓا اَوْ دَيْنٍۜ اٰبَٓاؤُ۬كُمْ وَاَبْنَٓاؤُ۬كُمْۚ لَا تَدْرُونَ اَيُّهُمْ اَقْرَبُ لَكُمْ نَفْعًاۚ فَرٖيضَةً مِنَ اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلٖيمًا حَكٖيمًا

  • 4:12 Nisa: 12

    وَلَكُمْ نِصْفُ مَا تَرَكَ اَزْوَاجُكُمْ اِنْ لَمْ يَكُنْ لَهُنَّ وَلَدٌۚ فَاِنْ كَانَ لَهُنَّ وَلَدٌ فَلَكُمُ الرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْنَ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصٖينَ بِهَٓا اَوْ دَيْنٍۜ وَلَهُنَّ الرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْتُمْ اِنْ لَمْ يَكُنْ لَكُمْ وَلَدٌۚ فَاِنْ كَانَ لَكُمْ وَلَدٌ فَلَهُنَّ الثُّمُنُ مِمَّا تَرَكْتُمْ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ تُوصُونَ بِهَٓا اَوْ دَيْنٍۜ وَاِنْ كَانَ رَجُلٌ يُورَثُ كَلَالَةً اَوِ امْرَاَةٌ وَلَهُٓ اَخٌ اَوْ اُخْتٌ فَلِكُلِّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا السُّدُسُۚ فَاِنْ كَانُٓوا اَكْثَرَ مِنْ ذٰلِكَ فَهُمْ شُرَكَٓاءُ فِي الثُّلُثِ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصٰى بِهَٓا اَوْ دَيْنٍۙ غَيْرَ مُضَٓارٍّۚ وَصِيَّةً مِنَ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ عَلٖيمٌ حَلٖيمٌۜ

  • 4:23 Nisa: 23

    حُرِّمَتْ عَلَيْكُمْ اُمَّهَاتُكُمْ وَبَنَاتُكُمْ وَاَخَوَاتُكُمْ وَعَمَّاتُكُمْ وَخَالَاتُكُمْ وَبَنَاتُ الْاَخِ وَبَنَاتُ الْاُخْتِ وَاُمَّهَاتُكُمُ الّٰتٖٓي اَرْضَعْنَكُمْ وَاَخَوَاتُكُمْ مِنَ الرَّضَاعَةِ وَاُمَّهَاتُ نِسَٓائِكُمْ وَرَبَٓائِبُكُمُ الّٰتٖي فٖي حُجُورِكُمْ مِنْ نِسَٓائِكُمُ الّٰتٖي دَخَلْتُمْ بِهِنَّۘ فَاِنْ لَمْ تَكُونُوا دَخَلْتُمْ بِهِنَّ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْۘ وَحَلَٓائِلُ اَبْنَٓائِكُمُ الَّذٖينَ مِنْ اَصْلَابِكُمْۙ وَاَنْ تَجْمَعُوا بَيْنَ الْاُخْتَيْنِ اِلَّا مَا قَدْ سَلَفَۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ غَفُورًا رَحٖيمًاۙ

  • 4:176 Nisa: 176

    يَسْتَفْتُونَكَۜ قُلِ اللّٰهُ يُفْتٖيكُمْ فِي الْكَلَالَةِۜ اِنِ امْرُؤٌا هَلَكَ لَيْسَ لَهُ وَلَدٌ وَلَهُٓ اُخْتٌ فَلَهَا نِصْفُ مَا تَرَكَۚ وَهُوَ يَرِثُهَٓا اِنْ لَمْ يَكُنْ لَهَا وَلَدٌۜ فَاِنْ كَانَتَا اثْنَتَيْنِ فَلَهُمَا الثُّلُثَانِ مِمَّا تَرَكَۜ وَاِنْ كَانُٓوا اِخْوَةً رِجَالًا وَنِسَٓاءً فَلِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الْاُنْثَيَيْنِۜ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمْ اَنْ تَضِلُّواۜ وَاللّٰهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلٖيمٌ

  • 5:25 Maide: 25

    قَالَ رَبِّ اِنّٖي لَٓا اَمْلِكُ اِلَّا نَفْسٖي وَاَخٖي فَافْرُقْ بَيْنَنَا وَبَيْنَ الْقَوْمِ الْفَاسِقٖينَ

  • 5:30 Maide: 30

    فَطَوَّعَتْ لَهُ نَفْسُهُ قَتْلَ اَخٖيهِ فَقَتَلَهُ فَاَصْبَحَ مِنَ الْخَاسِرٖينَ

  • 5:31 Maide: 31

    فَبَعَثَ اللّٰهُ غُرَابًا يَبْحَثُ فِي الْاَرْضِ لِيُرِيَهُ كَيْفَ يُوَارٖي سَوْاَةَ اَخٖيهِۜ قَالَ يَا وَيْلَتٰٓى اَعَجَزْتُ اَنْ اَكُونَ مِثْلَ هٰذَا الْغُرَابِ فَاُوَارِيَ سَوْاَةَ اَخٖيۚ فَاَصْبَحَ مِنَ النَّادِمٖينَۚۛ

  • 6:87 En'am: 87

    وَمِنْ اٰبَٓائِهِمْ وَذُرِّيَّاتِهِمْ وَاِخْوَانِهِمْۚ وَاجْتَبَيْنَاهُمْ وَهَدَيْنَاهُمْ اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَقٖيمٍ

  • 7:38 A'raf: 38

    قَالَ ادْخُلُوا فٖٓي اُمَمٍ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِكُمْ مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ فِي النَّارِۜ كُلَّمَا دَخَلَتْ اُمَّةٌ لَعَنَتْ اُخْتَهَاۜ حَتّٰٓى اِذَا ادَّارَكُوا فٖيهَا جَمٖيعًاۙ قَالَتْ اُخْرٰيهُمْ لِاُو۫لٰيهُمْ رَبَّنَا هٰٓؤُ۬لَٓاءِ اَضَلُّونَا فَاٰتِهِمْ عَذَابًا ضِعْفًا مِنَ النَّارِۜ قَالَ لِكُلٍّ ضِعْفٌ وَلٰكِنْ لَا تَعْلَمُونَ

  • 7:65 A'raf: 65

    وَاِلٰى عَادٍ اَخَاهُمْ هُودًاۜ قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ اَفَلَا تَتَّقُونَ

  • 7:73 A'raf: 73

    وَاِلٰى ثَمُودَ اَخَاهُمْ صَالِحًاۢ قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ قَدْ جَٓاءَتْكُمْ بَيِّنَةٌ مِنْ رَبِّكُمْۜ هٰذِهٖ نَاقَةُ اللّٰهِ لَكُمْ اٰيَةً فَذَرُوهَا تَأْكُلْ فٖٓي اَرْضِ اللّٰهِ وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُٓوءٍ فَيَأْخُذَكُمْ عَذَابٌ اَلٖيمٌ

  • 7:85 A'raf: 85

    وَاِلٰى مَدْيَنَ اَخَاهُمْ شُعَيْبًاۜ قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ قَدْ جَٓاءَتْكُمْ بَيِّنَةٌ مِنْ رَبِّكُمْ فَاَوْفُوا الْكَيْلَ وَالْمٖيزَانَ وَلَا تَبْخَسُوا النَّاسَ اَشْيَٓاءَهُمْ وَلَا تُفْسِدُوا فِي الْاَرْضِ بَعْدَ اِصْلَاحِهَاۜ ذٰلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنٖينَۚ

  • 7:111 A'raf: 111

    قَالُٓوا اَرْجِهْ وَاَخَاهُ وَاَرْسِلْ فِي الْمَدَٓائِنِ حَاشِرٖينَۙ

  • 7:142 A'raf: 142

    وَوٰعَدْنَا مُوسٰى ثَلٰثٖينَ لَيْلَةً وَاَتْمَمْنَاهَا بِعَشْرٍ فَتَمَّ مٖيقَاتُ رَبِّهٖٓ اَرْبَعٖينَ لَيْلَةًۚ وَقَالَ مُوسٰى لِاَخٖيهِ هٰرُونَ اخْلُفْنٖي فٖي قَوْمٖي وَاَصْلِحْ وَلَا تَتَّبِعْ سَبٖيلَ الْمُفْسِدٖينَ

  • 7:150 A'raf: 150

    وَلَمَّا رَجَعَ مُوسٰٓى اِلٰى قَوْمِهٖ غَضْبَانَ اَسِفًاۙ قَالَ بِئْسَمَا خَلَفْتُمُونٖي مِنْ بَعْدٖيۚ اَعَجِلْتُمْ اَمْرَ رَبِّكُمْۚ وَاَلْقَى الْاَلْوَاحَ وَاَخَذَ بِرَأْسِ اَخٖيهِ يَجُرُّهُٓ اِلَيْهِۜ قَالَ ابْنَ اُمَّ اِنَّ الْقَوْمَ اسْتَضْعَفُونٖي وَكَادُوا يَقْتُلُونَنٖيۘ فَلَا تُشْمِتْ بِيَ الْاَعْدَٓاءَ وَلَا تَجْعَلْنٖي مَعَ الْقَوْمِ الظَّالِمٖينَ

  • 7:151 A'raf: 151

    قَالَ رَبِّ اغْفِرْ لٖي وَلِاَخٖي وَاَدْخِلْنَا فٖي رَحْمَتِكَۘ وَاَنْتَ اَرْحَمُ الرَّاحِمٖينَ۟

  • 7:202 A'raf: 202

    وَاِخْوَانُهُمْ يَمُدُّونَهُمْ فِي الْغَيِّ ثُمَّ لَا يُقْصِرُونَ

  • 9:11 Tevbe: 11

    فَاِنْ تَابُوا وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتَوُا الزَّكٰوةَ فَاِخْوَانُكُمْ فِي الدّٖينِۜ وَنُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ

  • 9:23 Tevbe: 23

    يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا لَا تَتَّخِذُٓوا اٰبَٓاءَكُمْ وَاِخْوَانَكُمْ اَوْلِيَٓاءَ اِنِ اسْتَحَبُّوا الْكُفْرَ عَلَى الْاٖيمَانِۜ وَمَنْ يَتَوَلَّهُمْ مِنْكُمْ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ

  • 9:24 Tevbe: 24

    قُلْ اِنْ كَانَ اٰبَٓاؤُ۬كُمْ وَاَبْنَٓاؤُ۬كُمْ وَاِخْوَانُكُمْ وَاَزْوَاجُكُمْ وَعَشٖيرَتُكُمْ وَاَمْوَالٌۨ اقْتَرَفْتُمُوهَا وَتِجَارَةٌ تَخْشَوْنَ كَسَادَهَا وَمَسَاكِنُ تَرْضَوْنَهَٓا اَحَبَّ اِلَيْكُمْ مِنَ اللّٰهِ وَرَسُولِهٖ وَجِهَادٍ فٖي سَبٖيلِهٖ فَتَرَبَّصُوا حَتّٰى يَأْتِيَ اللّٰهُ بِاَمْرِهٖۜ وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِقٖينَ۟

  • 10:87 Yunus: 87

    وَاَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰى وَاَخٖيهِ اَنْ تَبَوَّاٰ لِقَوْمِكُمَا بِمِصْرَ بُيُوتًا وَاجْعَلُوا بُيُوتَكُمْ قِبْلَةً وَاَقٖيمُوا الصَّلٰوةَۜ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنٖينَ

  • 11:50 Hud: 50

    وَاِلٰى عَادٍ اَخَاهُمْ هُودًاۜ قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ اِنْ اَنْتُمْ اِلَّا مُفْتَرُونَ

  • 11:61 Hud: 61

    وَاِلٰى ثَمُودَ اَخَاهُمْ صَالِحًاۢ قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ هُوَ اَنْشَاَكُمْ مِنَ الْاَرْضِ وَاسْتَعْمَرَكُمْ فٖيهَا فَاسْتَغْفِرُوهُ ثُمَّ تُوبُٓوا اِلَيْهِۜ اِنَّ رَبّٖي قَرٖيبٌ مُجٖيبٌ

  • 11:84 Hud: 84

    وَاِلٰى مَدْيَنَ اَخَاهُمْ شُعَيْبًاۜ قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ وَلَا تَنْقُصُوا الْمِكْيَالَ وَالْمٖيزَانَ اِنّٖٓي اَرٰيكُمْ بِخَيْرٍ وَاِنّٖٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ مُحٖيطٍ

  • 12:5 Yusuf: 5

    قَالَ يَا بُنَيَّ لَا تَقْصُصْ رُءْيَاكَ عَلٰٓى اِخْوَتِكَ فَيَكٖيدُوا لَكَ كَيْدًاۜ اِنَّ الشَّيْطَانَ لِلْاِنْسَانِ عَدُوٌّ مُبٖينٌ

  • 12:7 Yusuf: 7

    لَقَدْ كَانَ فٖي يُوسُفَ وَاِخْوَتِهٖٓ اٰيَاتٌ لِلسَّٓائِلٖينَ

  • 12:8 Yusuf: 8

    اِذْ قَالُوا لَيُوسُفُ وَاَخُوهُ اَحَبُّ اِلٰٓى اَبٖينَا مِنَّا وَنَحْنُ عُصْبَةٌۜ اِنَّ اَبَانَا لَفٖي ضَلَالٍ مُبٖينٍۚ

  • 12:58 Yusuf: 58

    وَجَٓاءَ اِخْوَةُ يُوسُفَ فَدَخَلُوا عَلَيْهِ فَعَرَفَهُمْ وَهُمْ لَهُ مُنْكِرُونَ

  • 12:59 Yusuf: 59

    وَلَمَّا جَهَّزَهُمْ بِجَهَازِهِمْ قَالَ ائْتُونٖي بِاَخٍ لَكُمْ مِنْ اَبٖيكُمْۚ اَلَا تَرَوْنَ اَنّٖٓي اُو۫فِي الْكَيْلَ وَاَنَا۬ خَيْرُ الْمُنْزِلٖينَ

  • 12:63 Yusuf: 63

    فَلَمَّا رَجَعُٓوا اِلٰٓى اَبٖيهِمْ قَالُوا يَٓا اَبَانَا مُنِعَ مِنَّا الْكَيْلُ فَاَرْسِلْ مَعَنَٓا اَخَانَا نَكْتَلْ وَاِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ

  • 12:64 Yusuf: 64

    قَالَ هَلْ اٰمَنُكُمْ عَلَيْهِ اِلَّا كَمَٓا اَمِنْتُكُمْ عَلٰٓى اَخٖيهِ مِنْ قَبْلُۜ فَاللّٰهُ خَيْرٌ حَافِظًاۖ وَهُوَ اَرْحَمُ الرَّاحِمٖينَ

  • 12:65 Yusuf: 65

    وَلَمَّا فَتَحُوا مَتَاعَهُمْ وَجَدُوا بِضَاعَتَهُمْ رُدَّتْ اِلَيْهِمْۜ قَالُوا يَٓا اَبَانَا مَا نَبْغٖيۜ هٰذِهٖ بِضَاعَتُنَا رُدَّتْ اِلَيْنَاۚ وَنَمٖيرُ اَهْلَنَا وَنَحْفَظُ اَخَانَا وَنَزْدَادُ كَيْلَ بَعٖيرٍۜ ذٰلِكَ كَيْلٌ يَسٖيرٌ

  • 12:69 Yusuf: 69

    وَلَمَّا دَخَلُوا عَلٰى يُوسُفَ اٰوٰٓى اِلَيْهِ اَخَاهُ قَالَ اِنّٖٓي اَنَا۬ اَخُوكَ فَلَا تَبْتَئِسْ بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

  • 12:70 Yusuf: 70

    فَلَمَّا جَهَّزَهُمْ بِجَهَازِهِمْ جَعَلَ السِّقَايَةَ فٖي رَحْلِ اَخٖيهِ ثُمَّ اَذَّنَ مُؤَذِّنٌ اَيَّتُهَا الْعٖيرُ اِنَّكُمْ لَسَارِقُونَ

  • 12:76 Yusuf: 76

    فَبَدَاَ بِاَوْعِيَتِهِمْ قَبْلَ وِعَٓاءِ اَخٖيهِ ثُمَّ اسْتَخْرَجَهَا مِنْ وِعَٓاءِ اَخٖيهِۜ كَذٰلِكَ كِدْنَا لِيُوسُفَۜ مَا كَانَ لِيَأْخُذَ اَخَاهُ فٖي دٖينِ الْمَلِكِ اِلَّٓا اَنْ يَشَٓاءَ اللّٰهُۜ نَرْفَعُ دَرَجَاتٍ مَنْ نَشَٓاءُۜ وَفَوْقَ كُلِّ ذٖي عِلْمٍ عَلٖيمٌ

  • 12:77 Yusuf: 77

    قَالُٓوا اِنْ يَسْرِقْ فَقَدْ سَرَقَ اَخٌ لَهُ مِنْ قَبْلُۚ فَاَسَرَّهَا يُوسُفُ فٖي نَفْسِهٖ وَلَمْ يُبْدِهَا لَهُمْ قَالَ اَنْتُمْ شَرٌّ مَكَانًاۚ وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا تَصِفُونَ

  • 12:87 Yusuf: 87

    يَا بَنِيَّ اذْهَبُوا فَتَحَسَّسُوا مِنْ يُوسُفَ وَاَخٖيهِ وَلَا تَا۬يْـَٔسُوا مِنْ رَوْحِ اللّٰهِۜ اِنَّهُ لَا يَا۬يْـَٔسُ مِنْ رَوْحِ اللّٰهِ اِلَّا الْقَوْمُ الْكَافِرُونَ

  • 12:89 Yusuf: 89

    قَالَ هَلْ عَلِمْتُمْ مَا فَعَلْتُمْ بِيُوسُفَ وَاَخٖيهِ اِذْ اَنْتُمْ جَاهِلُونَ

  • 12:90 Yusuf: 90

    قَالُٓوا ءَاِنَّكَ لَاَنْتَ يُوسُفُۜ قَالَ اَنَا۬ يُوسُفُ وَهٰذَٓا اَخٖيۘ قَدْ مَنَّ اللّٰهُ عَلَيْنَاۜ اِنَّهُ مَنْ يَتَّقِ وَيَصْبِرْ فَاِنَّ اللّٰهَ لَا يُضٖيعُ اَجْرَ الْمُحْسِنٖينَ

  • 12:100 Yusuf: 100

    وَرَفَعَ اَبَوَيْهِ عَلَى الْعَرْشِ وَخَرُّوا لَهُ سُجَّدًاۚ وَقَالَ يَٓا اَبَتِ هٰذَا تَأْوٖيلُ رُءْيَايَ مِنْ قَبْلُۘ قَدْ جَعَلَهَا رَبّٖي حَقًّاۜ وَقَدْ اَحْسَنَ بٖٓي اِذْ اَخْرَجَنٖي مِنَ السِّجْنِ وَجَٓاءَ بِكُمْ مِنَ الْبَدْوِ مِنْ بَعْدِ اَنْ نَزَغَ الشَّيْطَانُ بَيْنٖي وَبَيْنَ اِخْوَتٖيۜ اِنَّ رَبّٖي لَطٖيفٌ لِمَا يَشَٓاءُۜ اِنَّهُ هُوَ الْعَلٖيمُ الْحَكٖيمُ

  • 12:102 Yusuf: 102

    ذٰلِكَ مِنْ اَنْبَٓاءِ الْغَيْبِ نُوحٖيهِ اِلَيْكَۚ وَمَا كُنْتَ لَدَيْهِمْ اِذْ اَجْمَعُٓوا اَمْرَهُمْ وَهُمْ يَمْكُرُونَ

  • 15:47 Hicr: 47

    وَنَزَعْنَا مَا فٖي صُدُورِهِمْ مِنْ غِلٍّ اِخْوَانًا عَلٰى سُرُرٍ مُتَقَابِلٖينَ

  • 17:27 İsrâ: 27

    اِنَّ الْمُبَذِّرٖينَ كَانُٓوا اِخْوَانَ الشَّيَاطٖينِۜ وَكَانَ الشَّيْطَانُ لِرَبِّهٖ كَفُورًا

  • 19:28 Meryem: 28

    يَٓا اُخْتَ هٰرُونَ مَا كَانَ اَبُوكِ امْرَاَ سَوْءٍ وَمَا كَانَتْ اُمُّكِ بَغِيًّاۚ

  • 19:53 Meryem: 53

    وَوَهَبْنَا لَهُ مِنْ رَحْمَتِنَٓا اَخَاهُ هٰرُونَ نَبِيًّا

  • 20:30 Taha: 30

    هٰرُونَ اَخٖيۚ

  • 20:40 Taha: 40

    اِذْ تَمْشٖٓي اُخْتُكَ فَتَقُولُ هَلْ اَدُلُّكُمْ عَلٰى مَنْ يَكْفُلُهُۜ فَرَجَعْنَاكَ اِلٰٓى اُمِّكَ كَيْ تَقَرَّ عَيْنُهَا وَلَا تَحْزَنَۜ وَقَتَلْتَ نَفْسًا فَنَجَّيْنَاكَ مِنَ الْغَمِّ وَفَتَنَّاكَ فُتُونًا۠ فَلَبِثْتَ سِنٖينَ فٖٓي اَهْلِ مَدْيَنَ ثُمَّ جِئْتَ عَلٰى قَدَرٍ يَا مُوسٰى

  • 20:42 Taha: 42

    اِذْهَبْ اَنْتَ وَاَخُوكَ بِاٰيَاتٖي وَلَا تَنِيَا فٖي ذِكْرٖيۚ

  • 23:45 Mü'minun: 45

    ثُمَّ اَرْسَلْنَا مُوسٰى وَاَخَاهُ هٰرُونَ بِاٰيَاتِنَا وَسُلْطَانٍ مُبٖينٍۙ

  • 24:31 Nur: 31

    وَقُلْ لِلْمُؤْمِنَاتِ يَغْضُضْنَ مِنْ اَبْصَارِهِنَّ وَيَحْفَظْنَ فُرُوجَهُنَّ وَلَا يُبْدٖينَ زٖينَتَهُنَّ اِلَّا مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلٰى جُيُوبِهِنَّۖ وَلَا يُبْدٖينَ زٖينَتَهُنَّ اِلَّا لِبُعُولَتِهِنَّ اَوْ اٰبَٓائِهِنَّ اَوْ اٰبَٓاءِ بُعُولَتِهِنَّ اَوْ اَبْنَٓائِهِنَّ اَوْ اَبْنَٓاءِ بُعُولَتِهِنَّ اَوْ اِخْوَانِهِنَّ اَوْ بَنٖٓي اِخْوَانِهِنَّ اَوْ بَنٖٓي اَخَوَاتِهِنَّ اَوْ نِسَٓائِهِنَّ اَوْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُنَّ اَوِ التَّابِعٖينَ غَيْرِ اُو۬لِي الْاِرْبَةِ مِنَ الرِّجَالِ اَوِ الطِّفْلِ الَّذٖينَ لَمْ يَظْهَرُوا عَلٰى عَوْرَاتِ النِّسَٓاءِۖ وَلَا يَضْرِبْنَ بِاَرْجُلِهِنَّ لِيُعْلَمَ مَا يُخْفٖينَ مِنْ زٖينَتِهِنَّۜ وَتُوبُٓوا اِلَى اللّٰهِ جَمٖيعًا اَيُّهَ الْمُؤْمِنُونَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

  • 24:61 Nur: 61

    لَيْسَ عَلَى الْاَعْمٰى حَرَجٌ وَلَا عَلَى الْاَعْرَجِ حَرَجٌ وَلَا عَلَى الْمَرٖيضِ حَرَجٌ وَلَا عَلٰٓى اَنْفُسِكُمْ اَنْ تَأْكُلُوا مِنْ بُيُوتِكُمْ اَوْ بُيُوتِ اٰبَٓائِكُمْ اَوْ بُيُوتِ اُمَّهَاتِكُمْ اَوْ بُيُوتِ اِخْوَانِكُمْ اَوْ بُيُوتِ اَخَوَاتِكُمْ اَوْ بُيُوتِ اَعْمَامِكُمْ اَوْ بُيُوتِ عَمَّاتِكُمْ اَوْ بُيُوتِ اَخْوَالِكُمْ اَوْ بُيُوتِ خَالَاتِكُمْ اَوْ مَا مَلَكْتُمْ مَفَاتِحَهُٓ اَوْ صَدٖيقِكُمْۜ لَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ اَنْ تَأْكُلُوا جَمٖيعًا اَوْ اَشْتَاتًاۜ فَاِذَا دَخَلْتُمْ بُيُوتًا فَسَلِّمُوا عَلٰٓى اَنْفُسِكُمْ تَحِيَّةً مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ مُبَارَكَةً طَيِّبَةًۜ كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمُ الْاٰيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ۟

  • 25:35 Furkan: 35

    وَلَقَدْ اٰتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ وَجَعَلْنَا مَعَهُٓ اَخَاهُ هٰرُونَ وَزٖيرًاۚ

  • 26:36 Şuarâ: 36

    قَالُٓوا اَرْجِهْ وَاَخَاهُ وَابْعَثْ فِي الْمَدَٓائِنِ حَاشِرٖينَۙ

  • 26:106 Şuarâ: 106

    اِذْ قَالَ لَهُمْ اَخُوهُمْ نُوحٌ اَلَا تَتَّقُونَۚ

  • 26:124 Şuarâ: 124

    اِذْ قَالَ لَهُمْ اَخُوهُمْ هُودٌ اَلَا تَتَّقُونَۚ

  • 26:142 Şuarâ: 142

    اِذْ قَالَ لَهُمْ اَخُوهُمْ صَالِحٌ اَلَا تَتَّقُونَۚ

  • 26:161 Şuarâ: 161

    اِذْ قَالَ لَهُمْ اَخُوهُمْ لُوطٌ اَلَا تَتَّقُونَۚ

  • 27:45 Neml: 45

    وَلَقَدْ اَرْسَلْنَٓا اِلٰى ثَمُودَ اَخَاهُمْ صَالِحًا اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ فَاِذَا هُمْ فَرٖيقَانِ يَخْتَصِمُونَ

  • 28:11 Kasas: 11

    وَقَالَتْ لِاُخْتِهٖ قُصّٖيهِۘ فَبَصُرَتْ بِهٖ عَنْ جُنُبٍ وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَۙ

  • 28:12 Kasas: 12

    وَحَرَّمْنَا عَلَيْهِ الْمَرَاضِعَ مِنْ قَبْلُ فَقَالَتْ هَلْ اَدُلُّكُمْ عَلٰٓى اَهْلِ بَيْتٍ يَكْفُلُونَهُ لَكُمْ وَهُمْ لَهُ نَاصِحُونَ

  • 28:34 Kasas: 34

    وَاَخٖي هٰرُونُ هُوَ اَفْصَحُ مِنّٖي لِسَانًا فَاَرْسِلْهُ مَعِيَ رِدْءًا يُصَدِّقُنٖيۘ اِنّٖٓي اَخَافُ اَنْ يُكَذِّبُونِ

  • 28:35 Kasas: 35

    قَالَ سَنَشُدُّ عَضُدَكَ بِاَخٖيكَ وَنَجْعَلُ لَكُمَا سُلْطَانًا فَلَا يَصِلُونَ اِلَيْكُمَا بِاٰيَاتِنَاۚ اَنْتُمَا وَمَنِ اتَّبَعَكُمَا الْغَالِبُونَ

  • 29:36 Ankebut: 36

    وَاِلٰى مَدْيَنَ اَخَاهُمْ شُعَيْبًاۙ فَقَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ وَارْجُوا الْيَوْمَ الْاٰخِرَ وَلَا تَعْثَوْا فِي الْاَرْضِ مُفْسِدٖينَ

  • 33:5 Ahzâb: 5

    اُدْعُوهُمْ لِاٰبَٓائِهِمْ هُوَ اَقْسَطُ عِنْدَ اللّٰهِۚ فَاِنْ لَمْ تَعْلَمُٓوا اٰبَٓاءَهُمْ فَاِخْوَانُكُمْ فِي الدّٖينِ وَمَوَالٖيكُمْۜ وَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ فٖيمَٓا اَخْطَأْتُمْ بِهٖۙ وَلٰكِنْ مَا تَعَمَّدَتْ قُلُوبُكُمْۜ وَكَانَ اللّٰهُ غَفُورًا رَحٖيمًا

  • 33:18 Ahzâb: 18

    قَدْ يَعْلَمُ اللّٰهُ الْمُعَوِّقٖينَ مِنْكُمْ وَالْقَٓائِلٖينَ لِاِخْوَانِهِمْ هَلُمَّ اِلَيْنَاۚ وَلَا يَأْتُونَ الْبَأْسَ اِلَّا قَلٖيلًاۙ

  • 33:55 Ahzâb: 55

    لَا جُنَاحَ عَلَيْهِنَّ فٖٓي اٰبَٓائِهِنَّ وَلَٓا اَبْنَٓائِهِنَّ وَلَٓا اِخْوَانِهِنَّ وَلَٓا اَبْنَٓاءِ اِخْوَانِهِنَّ وَلَٓا اَبْنَٓاءِ اَخَوَاتِهِنَّ وَلَا نِسَٓائِهِنَّ وَلَا مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُنَّۚ وَاتَّقٖينَ اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَهٖيدًا

  • 38:23 Sâd: 23

    اِنَّ هٰذَٓا اَخٖي لَهُ تِسْعٌ وَتِسْعُونَ نَعْجَةً وَلِيَ نَعْجَةٌ وَاحِدَةٌ فَقَالَ اَكْفِلْنٖيهَا وَعَزَّنٖي فِي الْخِطَابِ

  • 46:21 Ahkaf: 21

    وَاذْكُرْ اَخَا عَادٍۜ اِذْ اَنْذَرَ قَوْمَهُ بِالْاَحْقَافِ وَقَدْ خَلَتِ النُّذُرُ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِهٖٓ اَلَّا تَعْبُدُٓوا اِلَّا اللّٰهَۜ اِنّٖٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظٖيمٍ

  • 49:10 Hucurât: 10

    اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ اِخْوَةٌ فَاَصْلِحُوا بَيْنَ اَخَوَيْكُمْ وَاتَّقُوا اللّٰهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ۟

  • 49:12 Hucurât: 12

    يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اجْتَنِبُوا كَثٖيرًا مِنَ الظَّنِّۚ اِنَّ بَعْضَ الظَّنِّ اِثْمٌ وَلَا تَجَسَّسُوا وَلَا يَغْتَبْ بَعْضُكُمْ بَعْضًاۜ اَيُحِبُّ اَحَدُكُمْ اَنْ يَأْكُلَ لَحْمَ اَخٖيهِ مَيْتًا فَكَرِهْتُمُوهُۜ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ تَوَّابٌ رَحٖيمٌ

  • 50:13 Kaf: 13

    وَعَادٌ وَفِرْعَوْنُ وَاِخْوَانُ لُوطٍۙ

  • 58:22 Mücâdele: 22

    لَا تَجِدُ قَوْمًا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ يُوَٓادُّونَ مَنْ حَٓادَّ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَلَوْ كَانُٓوا اٰبَٓاءَهُمْ اَوْ اَبْنَٓاءَهُمْ اَوْ اِخْوَانَهُمْ اَوْ عَشٖيرَتَهُمْۜ اُو۬لٰٓئِكَ كَتَبَ فٖي قُلُوبِهِمُ الْاٖيمَانَ وَاَيَّدَهُمْ بِرُوحٍ مِنْهُۜ وَيُدْخِلُهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدٖينَ فٖيهَاۜ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُۜ اُو۬لٰٓئِكَ حِزْبُ اللّٰهِۜ اَلَٓا اِنَّ حِزْبَ اللّٰهِ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

  • 59:9 Haşr: 9

    وَالَّذٖينَ تَبَوَّؤُ الدَّارَ وَالْاٖيمَانَ مِنْ قَبْلِهِمْ يُحِبُّونَ مَنْ هَاجَرَ اِلَيْهِمْ وَلَا يَجِدُونَ فٖي صُدُورِهِمْ حَاجَةً مِمَّٓا اُو۫تُوا وَيُؤْثِرُونَ عَلٰٓى اَنْفُسِهِمْ وَلَوْ كَانَ بِهِمْ خَصَاصَةٌۜ وَمَنْ يُوقَ شُحَّ نَفْسِهٖ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَۚ

  • 59:10 Haşr: 10

    وَالَّذٖينَ جَٓاؤُ۫ مِنْ بَعْدِهِمْ يَقُولُونَ رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا وَلِاِخْوَانِنَا الَّذٖينَ سَبَقُونَا بِالْاٖيمَانِ وَلَا تَجْعَلْ فٖي قُلُوبِنَا غِلًّا لِلَّذٖينَ اٰمَنُوا رَبَّنَٓا اِنَّكَ رَؤُ۫فٌ رَحٖيمٌ۟

  • 59:11 Haşr: 11

    اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذٖينَ نَافَقُوا يَقُولُونَ لِاِخْوَانِهِمُ الَّذٖينَ كَفَرُوا مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ لَئِنْ اُخْرِجْتُمْ لَنَخْرُجَنَّ مَعَكُمْ وَلَا نُطٖيعُ فٖيكُمْ اَحَدًا اَبَدًاۙ وَاِنْ قُوتِلْتُمْ لَنَنْصُرَنَّكُمْۜ وَاللّٰهُ يَشْهَدُ اِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ

  • 70:12 Meâric: 12

    وَصَاحِبَتِهٖ وَاَخٖيهِۙ

  • 80:34 Abese: 34

    يَوْمَ يَفِرُّ الْمَرْءُ مِنْ اَخٖيهِۙ