• 2:67 Bakara: 67

    Hani Musa (aralarında gizlice öldürülen birisinin katilini bulsun diye, kendisine başvuran) kavmine: "Allah, (hakikat ortaya çıksın ve kimin katil olduğu anlaşılsın diye) muhakkak sizin bir sığır kesmenizi emrediyor" demişti. Onlar ise: (Ne alâkası var?) “Sen bizimle alay mı ediyorsun?” dediklerinde; (Musa Aleyhisselam: Böyle davranıp) "Cahillerden olmaktan Allah'a sığınırım" diye cevap vermişti.

  • 2:68 Bakara: 68

    (Bu sefer) "Rabbine bizim adımıza yalvar da, bize (o sığırın) niteliklerini açıklasın" demişler; (Musa da, Rabbine yalvardıktan sonra) "Şüphesiz O (Allah) diyor ki: O ne pek geçkin, ne de pek genç, ikisi arası dinç(likte bir sığır olmalı)dır. Artık emrolunduğunuz şeyi yerine getirin!" diye (uyarıvermişti).

  • 2:69 Bakara: 69

    (Bu sefer) Dediler ki: "Rabbine adımıza yalvar da, bize (onun) rengini bildirsin." O (Hz. Musa ise: Rabbim) buyuruyor ki: “O, bakanların içini ferahlatan sarı renkli-parlak tüylü bir inektir" demişti.

  • 2:70 Bakara: 70

    (Onlar yine:) "Rabbine bizim adımıza yalvar da, bize onun (başka) niteliklerini de açıklayıp bildirsin. Çünkü bize göre sığırlar birbirine benzemektedir. İnşaallah (Allah dilerse) biz doğruyu buluruz" diye (bir istekte bulunmuşlardı). [Not: En mükemmelini arıyor görüntüsüyle sorumluluktan kaçıp alâkasız sorular sorarak, aslında kendi işlerini zorlaştırmışlardı.]

  • 2:71 Bakara: 71

    (Bunun üzerine Musa onlara, Rabbim) Diyor ki: “O (sığır), yeri sürmek ve ekini sulamak için boyunduruğa alınmayan, salma (serbest dolaşıp kusuru bulunmayan) ve alacası olmayan bir inektir" diye bildirmiş, (o zaman mecburen:) "Şimdi gerçeği getirdin" demişler, böylece ineği kesmişlerdi. Ama (bu kasıtlı ve sorumluluktan kaytarıcı soruları yüzünden) neredeyse (bunu) yapmayacaklardı.

  • 2:78 Bakara: 78

    Bir de onların içinde (okur-yazar olmayan veya okuduğunu anlamayan) ümmi cahiller var ki, Kitabı (bozulmayan Tevrat’ın ve Kur’an’ın hikmet ve hakikatini) bilmezler. (Bütün bildikleri) Ancak; (kulaktan dolma asılsız ve uydurma şeyler,) birtakım kuruntular (vehimlerdir) ve sadece zan ve tahminle (hareket edilmektedir).

  • 2:93 Bakara: 93

    Hani sizden misak (kesin söz) almış ve Tûr'u (kaldırıp) üstünüze yükseltmiştik (ve): "Size verdiğimize (Kitaba) sımsıkı sarılın ve (emirlerini) dinleyin" (demiştik). Onlar ise (tam aksine): “Dinledik ve (ama) isyan ettik” demişlerdi. (İşte bu) İnkârları yüzünden (altın) buzağı (servet tutkusu) kalplerine sindirilmişti. De ki: "Eğer (gerçekten) inanıyorsanız, (düşünüp söyleyin, bu bâtıl) inancınız size ne kötü şeyler emredip durmaktadır?” (Ve bugünkü münafıkların tavrı da aynıdır; acaba bu nasıl bir imandır ki, vicdanları Siyonist Yahudiler ve Haçlı emperyalistlerle dostluk kurmaktan ve onlara tâbi olmaktan rahatsızlık duymamaktadır?)

  • 3:50 Âl-i İmrân: 50

    (Hz. İsa dedi ki:) "Benden önceki Tevrat'ı doğrulamak ve (israf ve isyankârlığınızdan dolayı) size haram kılınan bazı şeyleri tekrar helâl kılmak üzere, size Rabbinizden bir ayetle (mucizelerle) geldim. Artık Allah'tan korkup bana itaat edin."

  • 3:147 Âl-i İmrân: 147

    O (Rabbani âlimler) sadece şunu söylüyorlardı: “Rabbimiz, bizim günahlarımızı ve işlerimizdeki (cihad görevimizdeki ihmalkârlık ve) taşkınlıklarımızı bağışla. Ayaklarımızı (Hakk’ta ve cihad yolunda) sağlam tut (kaydırma). Kâfir (ve zalim) topluluk (ve teşkilat)lara karşı bize yardım et!”

  • 5:66 Maide: 66

    Ve şayet onlar (Yahudi ve Hristiyanlar; bozulmamış) Tevrat'ı, İncil'i ve (şimdi) kendilerine Rablerinden indirileni (Kur'an'ı) ayakta tutsalardı (ve geçerli kılıp uygulasalardı), elbette üstlerinden ve ayaklarının altından (gökten ve yerden Allah’ın verdiği sayısız nimetleri) yiyeceklerdi. (Gerçi bunların) İçlerinde aşırı olmayan (haksızlık ve ahlâksızlıktan sakınan mutedil) bir ümmet (topluluk da) vardır. (Ama) Onlardan çoğunun yaptıkları ise ne kötü ve çirkindir!

  • 5:77 Maide: 77

    De ki: “Ey Kitap Ehli, haksız yere dininiz konusunda aşırılığa kaymayın ve daha önce kendileri sapmış, birçok kimseyi de saptırmış ve dümdüz yoldan ayrılmış (olan fasık) bir topluluğun hevâ (istek ve tutku)larına uymayın. (Ki bu dalâlet ve azgınlık alâmetidir.)”

  • 5:87 Maide: 87

    Ey iman edenler! Allah'ın sizin için helâl ve mübah saydığı güzel ve temiz şeyleri (takvalık taslayarak) haram kılmayın ve haddi aşmayın. Şüphesiz Allah, haddi aşanları sevmez. (Öyle ise kendi zan ve kuruntularınıza değil, Kur’an’a ve Resulüllah’a sarılın.)

  • 6:119 En'am: 119

    Size ne oluyor ki; zaruri bir ihtiyaçla karşı karşıya kalmanız durumunda, onlardan (bile) yiyebilecekleriniz dışında; O, size haram kıldıklarını ayrı ayrı açıklamışken, (siz hâlâ) üzerinde Allah'ın ismi anılan (helâl) şeyleri yemiyorsunuz (ve böylece takvalık taslıyorsunuz)? Gerçekten (insanlardan önderlik ve mürşitlik taslayanların bir)çoğu da ilmi (ve ehliyeti) olmadan, sadece kendi nefsi hevâsına uyarak (peşlerine takılanları doğru yoldan) saptırmakta (rastgele şu helâldir, bu haramdır diyerek insanları dalâlete sürüklemekte)dirler. Şüphesiz, Senin Rabbin haddi aşanları en iyi Bilendir.

  • 6:137 En'am: 137

    Yine bunun gibi onların ortakları (şeytanları), müşriklerden çoğuna (kendi masum) çocuklarını öldürmeyi (ve nüfus planlaması diye nesillerinin kökünü kesmeyi) süslü gösterdiler. Hem onları helake uğratmak, hem kendi aleyhlerinde dinlerini karmakarışık kılmak için (bunları teşvik ederler. Ama) Allah (önlemek) dileseydi bunu yapmazlardı; o halde Sen onları ve düzmekte oldukları iftiraları (boş ver ve) bırak. (Senin görevin tebliğdir.)

  • 6:138 En'am: 138

    Ve (müşrikler) kendi (bâtıl zanlarınca) dediler ki: "Şu şu hayvanlar ve ekinler dokunulmazdır (yasaktır). Onları bizim izin verdiklerimiz dışında başkası yiyemez. (Şu) Hayvanların da (sadece) sırtları haram kılınmıştır. (Yani onlara binilmesi yasaktır." Ve yine ayırdıkları) Öyle (bazı) hayvanlar da vardır ki, (keserken) üzerlerine Allah'ın ismini anmazlar. (Bütün bunları da O’nun adına yaptıklarını söyleyip) Allah’a iftira atarlar (ve her çağda, din adına böyle saçmalıklar uydururlar). Yalan yere iftira düzmekte olduklarından dolayı O (Allah), bunların cezalarını verecektir.

  • 6:139 En'am: 139

    Bir de (iftiracı ve din tahrifatçısı kimseler kendi kafalarından) dediler ki: "Bu (kesilen) hayvanların karınlarında olan (yavruları), yalnızca bizim erkeklerimize aittir, eşlerimize ise haramdır. Eğer o, ölü doğarsa onlar (hanımları) da bunda ortaktırlar." (Allah, bu asılsız ve akılsız) düzmecelerinin cezasını (her halde) verecektir. Şüphesiz O, Hüküm sahibi olandır, (her şeyi hakkıyla bilen) Alîm’dir.

  • 6:140 En'am: 140

    (Meşru ve makbul) Hiçbir bilgiye (ve yetkiye) dayanmaksızın (masum) çocuklarını akılsızca (ve vicdansızca) öldürenler, (kürtajla bebeklerini katledenler, nesillerini ahlâk ve maneviyatla terbiye etmeyenler) ile Allah'a karşı yalan yere iftira düzüp, Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiklerini (kendi kafalarından ve takvalık taslayarak) haram kılanlar, elbette hüsrana (büyük bir kayba) düşmüşlerdir. Onlar, gerçekten şaşırıp sapmışlardır ve doğru yolu da bulamamış kimselerdir.

  • 6:159 En'am: 159

    Gerçek şu ki: Dinlerini parça parça eden kimseler (rahatına ve menfaatine uygun emirleri yerine getirip, diğerlerini gereksiz görüp terk edenler) ve kendileri de grup grup olarak (Hakk'tan) ayrılıp gidenler (var ya, ey Nebim!), Sen hiçbir şeyde (ve hiçbir şekilde) onlardan değilsin (alâkanız kesilmiştir). Onların işi ancak Allah'a (kalmış)dır. Sonra O, işlemekte olduklarını kendilerine haber verecektir.

  • 10:59 Yunus: 59

    De ki: “Görüşünüz nedir, söyler misiniz? Allah'ın sizin için indirip (yararlandığınız), sizin de (kendi kafanızdan) bir kısmını haram ve helâl kıldığınız rızık(lar)dan (dolayı sorgulanacağınızdan) haberiniz var mı?” De ki: “(İslamiyet ve ahiret hakkında cahilce konuşmayı) Allah mı size izin verdi, yoksa Allah hakkında yalan uydurup iftira mı etmektesiniz?”

  • 17:26 İsrâ: 26

    Hısım akrabaya (ve yakınlarına) hakkını ver, (onları yardımsız bırakma ve alâkanı koparma,) yoksula ve yolda kalmışa da (el uzat), ama (elindekini) israf ederek saçıp savurma (ki böyleleri perişan hale düşecektir).

  • 57:27 Hadid: 27

    Sonra onların peşinden ve izleri (eserleri) üzerinde elçilerimizi (yine) birbiri ardınca yollayıverdik. Meryem oğlu İsa'yı da arkalarından gönderdik; Ona İncil'i verdik ve Ona tâbi (ve talebe) olanların kalplerinde şefkat ve merhamet duyguları yerleştirdik. (Hristiyanların sonradan bir bid'at olarak) Türettikleri ruhbanlığı ise, Biz onlara yazmadık (emretmedik). Ancak (güya) Allah'ın rızasını aramak için (dünya nimetlerinden uzaklaşmayı kendileri uydurup türetmişlerdi), ama buna da gerektiği gibi riayet etmemişlerdi. Bununla birlikte onlardan iman edenlere (yine de) ecirlerini verdik, onlardan birçoğu da fasık olan (Hakk yoldan çıkan) kimselerdi.

  • 2:67 Bakara: 67

    وَاِذْ قَالَ مُوسٰى لِقَوْمِهٖٓ اِنَّ اللّٰهَ يَأْمُرُكُمْ اَنْ تَذْبَحُوا بَقَرَةًۜ قَالُٓوا اَتَتَّخِذُنَا هُزُوًاۜ قَالَ اَعُوذُ بِاللّٰهِ اَنْ اَكُونَ مِنَ الْجَاهِلٖينَ

    Hani Musa (aralarında gizlice öldürülen birisinin katilini bulsun diye, kendisine başvuran) kavmine: "Allah, (hakikat ortaya çıksın ve kimin katil olduğu anlaşılsın diye) muhakkak sizin bir sığır kesmenizi emrediyor" demişti. Onlar ise: (Ne alâkası var?) “Sen bizimle alay mı ediyorsun?” dediklerinde; (Musa Aleyhisselam: Böyle davranıp) "Cahillerden olmaktan Allah'a sığınırım" diye cevap vermişti.

  • 2:68 Bakara: 68

    قَالُوا ادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّنْ لَنَا مَا هِيَۜ قَالَ اِنَّهُ يَقُولُ اِنَّهَا بَقَرَةٌ لَا فَارِضٌ وَلَا بِكْرٌۜ عَوَانٌ بَيْنَ ذٰلِكَۜ فَافْعَلُوا مَا تُؤْمَرُونَ

    (Bu sefer) "Rabbine bizim adımıza yalvar da, bize (o sığırın) niteliklerini açıklasın" demişler; (Musa da, Rabbine yalvardıktan sonra) "Şüphesiz O (Allah) diyor ki: O ne pek geçkin, ne de pek genç, ikisi arası dinç(likte bir sığır olmalı)dır. Artık emrolunduğunuz şeyi yerine getirin!" diye (uyarıvermişti).

  • 2:69 Bakara: 69

    قَالُوا ادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّنْ لَنَا مَا لَوْنُهَاۜ قَالَ اِنَّهُ يَقُولُ اِنَّهَا بَقَرَةٌ صَفْرَٓاءُۙ فَاقِعٌ لَوْنُهَا تَسُرُّ النَّاظِرٖينَ

    (Bu sefer) Dediler ki: "Rabbine adımıza yalvar da, bize (onun) rengini bildirsin." O (Hz. Musa ise: Rabbim) buyuruyor ki: “O, bakanların içini ferahlatan sarı renkli-parlak tüylü bir inektir" demişti.

  • 2:70 Bakara: 70

    قَالُوا ادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّنْ لَنَا مَا هِيَۙ اِنَّ الْبَقَرَ تَشَابَهَ عَلَيْنَاۜ وَاِنَّٓا اِنْ شَٓاءَ اللّٰهُ لَمُهْتَدُونَ

    (Onlar yine:) "Rabbine bizim adımıza yalvar da, bize onun (başka) niteliklerini de açıklayıp bildirsin. Çünkü bize göre sığırlar birbirine benzemektedir. İnşaallah (Allah dilerse) biz doğruyu buluruz" diye (bir istekte bulunmuşlardı). [Not: En mükemmelini arıyor görüntüsüyle sorumluluktan kaçıp alâkasız sorular sorarak, aslında kendi işlerini zorlaştırmışlardı.]

  • 2:71 Bakara: 71

    قَالَ اِنَّهُ يَقُولُ اِنَّهَا بَقَرَةٌ لَا ذَلُولٌ تُثٖيرُ الْاَرْضَ وَلَا تَسْقِي الْحَرْثَۚ مُسَلَّمَةٌ لَا شِيَةَ فٖيهَاۜ قَالُوا الْـٰٔنَ جِئْتَ بِالْحَقِّۜ فَذَبَحُوهَا وَمَا كَادُوا يَفْعَلُونَ۟

    (Bunun üzerine Musa onlara, Rabbim) Diyor ki: “O (sığır), yeri sürmek ve ekini sulamak için boyunduruğa alınmayan, salma (serbest dolaşıp kusuru bulunmayan) ve alacası olmayan bir inektir" diye bildirmiş, (o zaman mecburen:) "Şimdi gerçeği getirdin" demişler, böylece ineği kesmişlerdi. Ama (bu kasıtlı ve sorumluluktan kaytarıcı soruları yüzünden) neredeyse (bunu) yapmayacaklardı.

  • 2:78 Bakara: 78

    وَمِنْهُمْ اُمِّيُّونَ لَا يَعْلَمُونَ الْكِتَابَ اِلَّٓا اَمَانِيَّ وَاِنْ هُمْ اِلَّا يَظُنُّونَ

    Bir de onların içinde (okur-yazar olmayan veya okuduğunu anlamayan) ümmi cahiller var ki, Kitabı (bozulmayan Tevrat’ın ve Kur’an’ın hikmet ve hakikatini) bilmezler. (Bütün bildikleri) Ancak; (kulaktan dolma asılsız ve uydurma şeyler,) birtakım kuruntular (vehimlerdir) ve sadece zan ve tahminle (hareket edilmektedir).

  • 2:93 Bakara: 93

    وَاِذْ اَخَذْنَا مٖيثَاقَكُمْ وَرَفَعْنَا فَوْقَكُمُ الطُّورَۜ خُذُوا مَٓا اٰتَيْنَاكُمْ بِقُوَّةٍ وَاسْمَعُواۜ قَالُوا سَمِعْنَا وَعَصَيْنَا وَاُشْرِبُوا فٖي قُلُوبِهِمُ الْعِجْلَ بِكُفْرِهِمْۜ قُلْ بِئْسَمَا يَأْمُرُكُمْ بِهٖٓ اٖيمَانُكُمْ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنٖينَ

    Hani sizden misak (kesin söz) almış ve Tûr'u (kaldırıp) üstünüze yükseltmiştik (ve): "Size verdiğimize (Kitaba) sımsıkı sarılın ve (emirlerini) dinleyin" (demiştik). Onlar ise (tam aksine): “Dinledik ve (ama) isyan ettik” demişlerdi. (İşte bu) İnkârları yüzünden (altın) buzağı (servet tutkusu) kalplerine sindirilmişti. De ki: "Eğer (gerçekten) inanıyorsanız, (düşünüp söyleyin, bu bâtıl) inancınız size ne kötü şeyler emredip durmaktadır?” (Ve bugünkü münafıkların tavrı da aynıdır; acaba bu nasıl bir imandır ki, vicdanları Siyonist Yahudiler ve Haçlı emperyalistlerle dostluk kurmaktan ve onlara tâbi olmaktan rahatsızlık duymamaktadır?)

  • 3:50 Âl-i İmrân: 50

    وَمُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيَّ مِنَ التَّوْرٰيةِ وَلِاُحِلَّ لَكُمْ بَعْضَ الَّذٖي حُرِّمَ عَلَيْكُمْ وَجِئْتُكُمْ بِاٰيَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَطٖيعُونِ

    (Hz. İsa dedi ki:) "Benden önceki Tevrat'ı doğrulamak ve (israf ve isyankârlığınızdan dolayı) size haram kılınan bazı şeyleri tekrar helâl kılmak üzere, size Rabbinizden bir ayetle (mucizelerle) geldim. Artık Allah'tan korkup bana itaat edin."

  • 3:147 Âl-i İmrân: 147

    وَمَا كَانَ قَوْلَهُمْ اِلَّٓا اَنْ قَالُوا رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَاِسْرَافَنَا فٖٓي اَمْرِنَا وَثَبِّتْ اَقْدَامَنَا وَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرٖينَ

    O (Rabbani âlimler) sadece şunu söylüyorlardı: “Rabbimiz, bizim günahlarımızı ve işlerimizdeki (cihad görevimizdeki ihmalkârlık ve) taşkınlıklarımızı bağışla. Ayaklarımızı (Hakk’ta ve cihad yolunda) sağlam tut (kaydırma). Kâfir (ve zalim) topluluk (ve teşkilat)lara karşı bize yardım et!”

  • 5:66 Maide: 66

    وَلَوْ اَنَّهُمْ اَقَامُوا التَّوْرٰيةَ وَالْاِنْجٖيلَ وَمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْهِمْ مِنْ رَبِّهِمْ لَاَكَلُوا مِنْ فَوْقِهِمْ وَمِنْ تَحْتِ اَرْجُلِهِمْۜ مِنْهُمْ اُمَّةٌ مُقْتَصِدَةٌۜ وَكَثٖيرٌ مِنْهُمْ سَٓاءَ مَا يَعْمَلُونَ۟

    Ve şayet onlar (Yahudi ve Hristiyanlar; bozulmamış) Tevrat'ı, İncil'i ve (şimdi) kendilerine Rablerinden indirileni (Kur'an'ı) ayakta tutsalardı (ve geçerli kılıp uygulasalardı), elbette üstlerinden ve ayaklarının altından (gökten ve yerden Allah’ın verdiği sayısız nimetleri) yiyeceklerdi. (Gerçi bunların) İçlerinde aşırı olmayan (haksızlık ve ahlâksızlıktan sakınan mutedil) bir ümmet (topluluk da) vardır. (Ama) Onlardan çoğunun yaptıkları ise ne kötü ve çirkindir!

  • 5:77 Maide: 77

    قُلْ يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ لَا تَغْلُوا فٖي دٖينِكُمْ غَيْرَ الْحَقِّ وَلَا تَتَّبِعُٓوا اَهْوَٓاءَ قَوْمٍ قَدْ ضَلُّوا مِنْ قَبْلُ وَاَضَلُّوا كَثٖيرًا وَضَلُّوا عَنْ سَوَٓاءِ السَّبٖيلِ۟

    De ki: “Ey Kitap Ehli, haksız yere dininiz konusunda aşırılığa kaymayın ve daha önce kendileri sapmış, birçok kimseyi de saptırmış ve dümdüz yoldan ayrılmış (olan fasık) bir topluluğun hevâ (istek ve tutku)larına uymayın. (Ki bu dalâlet ve azgınlık alâmetidir.)”

  • 5:87 Maide: 87

    يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا لَا تُحَرِّمُوا طَيِّبَاتِ مَٓا اَحَلَّ اللّٰهُ لَكُمْ وَلَا تَعْتَدُواۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ الْمُعْتَدٖينَ

    Ey iman edenler! Allah'ın sizin için helâl ve mübah saydığı güzel ve temiz şeyleri (takvalık taslayarak) haram kılmayın ve haddi aşmayın. Şüphesiz Allah, haddi aşanları sevmez. (Öyle ise kendi zan ve kuruntularınıza değil, Kur’an’a ve Resulüllah’a sarılın.)

  • 6:119 En'am: 119

    وَمَا لَكُمْ اَلَّا تَأْكُلُوا مِمَّا ذُكِرَ اسْمُ اللّٰهِ عَلَيْهِ وَقَدْ فَصَّلَ لَكُمْ مَا حَرَّمَ عَلَيْكُمْ اِلَّا مَا اضْطُرِرْتُمْ اِلَيْهِۜ وَاِنَّ كَثٖيرًا لَيُضِلُّونَ بِاَهْوَٓائِهِمْ بِغَيْرِ عِلْمٍۜ اِنَّ رَبَّكَ هُوَ اَعْلَمُ بِالْمُعْتَدٖينَ

    Size ne oluyor ki; zaruri bir ihtiyaçla karşı karşıya kalmanız durumunda, onlardan (bile) yiyebilecekleriniz dışında; O, size haram kıldıklarını ayrı ayrı açıklamışken, (siz hâlâ) üzerinde Allah'ın ismi anılan (helâl) şeyleri yemiyorsunuz (ve böylece takvalık taslıyorsunuz)? Gerçekten (insanlardan önderlik ve mürşitlik taslayanların bir)çoğu da ilmi (ve ehliyeti) olmadan, sadece kendi nefsi hevâsına uyarak (peşlerine takılanları doğru yoldan) saptırmakta (rastgele şu helâldir, bu haramdır diyerek insanları dalâlete sürüklemekte)dirler. Şüphesiz, Senin Rabbin haddi aşanları en iyi Bilendir.

  • 6:137 En'am: 137

    وَكَذٰلِكَ زَيَّنَ لِكَثٖيرٍ مِنَ الْمُشْرِكٖينَ قَتْلَ اَوْلَادِهِمْ شُرَكَٓاؤُ۬هُمْ لِيُرْدُوهُمْ وَلِيَلْبِسُوا عَلَيْهِمْ دٖينَهُمْۜ وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ مَا فَعَلُوهُ فَذَرْهُمْ وَمَا يَفْتَرُونَ

    Yine bunun gibi onların ortakları (şeytanları), müşriklerden çoğuna (kendi masum) çocuklarını öldürmeyi (ve nüfus planlaması diye nesillerinin kökünü kesmeyi) süslü gösterdiler. Hem onları helake uğratmak, hem kendi aleyhlerinde dinlerini karmakarışık kılmak için (bunları teşvik ederler. Ama) Allah (önlemek) dileseydi bunu yapmazlardı; o halde Sen onları ve düzmekte oldukları iftiraları (boş ver ve) bırak. (Senin görevin tebliğdir.)

  • 6:138 En'am: 138

    وَقَالُوا هٰذِهٖٓ اَنْعَامٌ وَحَرْثٌ حِجْرٌۘ لَا يَطْعَمُهَٓا اِلَّا مَنْ نَشَٓاءُ بِزَعْمِهِمْ وَاَنْعَامٌ حُرِّمَتْ ظُهُورُهَا وَاَنْعَامٌ لَا يَذْكُرُونَ اسْمَ اللّٰهِ عَلَيْهَا افْتِرَٓاءً عَلَيْهِۜ سَيَجْزٖيهِمْ بِمَا كَانُوا يَفْتَرُونَ

    Ve (müşrikler) kendi (bâtıl zanlarınca) dediler ki: "Şu şu hayvanlar ve ekinler dokunulmazdır (yasaktır). Onları bizim izin verdiklerimiz dışında başkası yiyemez. (Şu) Hayvanların da (sadece) sırtları haram kılınmıştır. (Yani onlara binilmesi yasaktır." Ve yine ayırdıkları) Öyle (bazı) hayvanlar da vardır ki, (keserken) üzerlerine Allah'ın ismini anmazlar. (Bütün bunları da O’nun adına yaptıklarını söyleyip) Allah’a iftira atarlar (ve her çağda, din adına böyle saçmalıklar uydururlar). Yalan yere iftira düzmekte olduklarından dolayı O (Allah), bunların cezalarını verecektir.

  • 6:139 En'am: 139

    وَقَالُوا مَا فٖي بُطُونِ هٰذِهِ الْاَنْعَامِ خَالِصَةٌ لِذُكُورِنَا وَمُحَرَّمٌ عَلٰٓى اَزْوَاجِنَاۚ وَاِنْ يَكُنْ مَيْتَةً فَهُمْ فٖيهِ شُرَكَٓاءُۜ سَيَجْزٖيهِمْ وَصْفَهُمْۜ اِنَّهُ حَكٖيمٌ عَلٖيمٌ

    Bir de (iftiracı ve din tahrifatçısı kimseler kendi kafalarından) dediler ki: "Bu (kesilen) hayvanların karınlarında olan (yavruları), yalnızca bizim erkeklerimize aittir, eşlerimize ise haramdır. Eğer o, ölü doğarsa onlar (hanımları) da bunda ortaktırlar." (Allah, bu asılsız ve akılsız) düzmecelerinin cezasını (her halde) verecektir. Şüphesiz O, Hüküm sahibi olandır, (her şeyi hakkıyla bilen) Alîm’dir.

  • 6:140 En'am: 140

    قَدْ خَسِرَ الَّذٖينَ قَتَلُٓوا اَوْلَادَهُمْ سَفَهًا بِغَيْرِ عِلْمٍ وَحَرَّمُوا مَا رَزَقَهُمُ اللّٰهُ افْتِرَٓاءً عَلَى اللّٰهِۜ قَدْ ضَلُّوا وَمَا كَانُوا مُهْتَدٖينَ۟

    (Meşru ve makbul) Hiçbir bilgiye (ve yetkiye) dayanmaksızın (masum) çocuklarını akılsızca (ve vicdansızca) öldürenler, (kürtajla bebeklerini katledenler, nesillerini ahlâk ve maneviyatla terbiye etmeyenler) ile Allah'a karşı yalan yere iftira düzüp, Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiklerini (kendi kafalarından ve takvalık taslayarak) haram kılanlar, elbette hüsrana (büyük bir kayba) düşmüşlerdir. Onlar, gerçekten şaşırıp sapmışlardır ve doğru yolu da bulamamış kimselerdir.

  • 6:159 En'am: 159

    اِنَّ الَّذٖينَ فَرَّقُوا دٖينَهُمْ وَكَانُوا شِيَعًا لَسْتَ مِنْهُمْ فٖي شَيْءٍۜ اِنَّمَٓا اَمْرُهُمْ اِلَى اللّٰهِ ثُمَّ يُنَبِّئُهُمْ بِمَا كَانُوا يَفْعَلُونَ

    Gerçek şu ki: Dinlerini parça parça eden kimseler (rahatına ve menfaatine uygun emirleri yerine getirip, diğerlerini gereksiz görüp terk edenler) ve kendileri de grup grup olarak (Hakk'tan) ayrılıp gidenler (var ya, ey Nebim!), Sen hiçbir şeyde (ve hiçbir şekilde) onlardan değilsin (alâkanız kesilmiştir). Onların işi ancak Allah'a (kalmış)dır. Sonra O, işlemekte olduklarını kendilerine haber verecektir.

  • 10:59 Yunus: 59

    قُلْ اَرَاَيْتُمْ مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ لَكُمْ مِنْ رِزْقٍ فَجَعَلْتُمْ مِنْهُ حَرَامًا وَحَلَالًاۜ قُلْ آٰللّٰهُ اَذِنَ لَكُمْ اَمْ عَلَى اللّٰهِ تَفْتَرُونَ

    De ki: “Görüşünüz nedir, söyler misiniz? Allah'ın sizin için indirip (yararlandığınız), sizin de (kendi kafanızdan) bir kısmını haram ve helâl kıldığınız rızık(lar)dan (dolayı sorgulanacağınızdan) haberiniz var mı?” De ki: “(İslamiyet ve ahiret hakkında cahilce konuşmayı) Allah mı size izin verdi, yoksa Allah hakkında yalan uydurup iftira mı etmektesiniz?”

  • 17:26 İsrâ: 26

    وَاٰتِ ذَا الْقُرْبٰى حَقَّهُ وَالْمِسْكٖينَ وَابْنَ السَّبٖيلِ وَلَا تُبَذِّرْ تَبْذٖيرًا

    Hısım akrabaya (ve yakınlarına) hakkını ver, (onları yardımsız bırakma ve alâkanı koparma,) yoksula ve yolda kalmışa da (el uzat), ama (elindekini) israf ederek saçıp savurma (ki böyleleri perişan hale düşecektir).

  • 57:27 Hadid: 27

    ثُمَّ قَفَّيْنَا عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ بِرُسُلِنَا وَقَفَّيْنَا بِعٖيسَى ابْنِ مَرْيَمَ وَاٰتَيْنَاهُ الْاِنْجٖيلَ وَجَعَلْنَا فٖي قُلُوبِ الَّذٖينَ اتَّبَعُوهُ رَأْفَةً وَرَحْمَةًۜ وَرَهْبَانِيَّةًۨ ابْتَدَعُوهَا مَا كَتَبْنَاهَا عَلَيْهِمْ اِلَّا ابْتِغَٓاءَ رِضْوَانِ اللّٰهِ فَمَا رَعَوْهَا حَقَّ رِعَايَتِهَاۚ فَاٰتَيْنَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا مِنْهُمْ اَجْرَهُمْۚ وَكَثٖيرٌ مِنْهُمْ فَاسِقُونَ

    Sonra onların peşinden ve izleri (eserleri) üzerinde elçilerimizi (yine) birbiri ardınca yollayıverdik. Meryem oğlu İsa'yı da arkalarından gönderdik; Ona İncil'i verdik ve Ona tâbi (ve talebe) olanların kalplerinde şefkat ve merhamet duyguları yerleştirdik. (Hristiyanların sonradan bir bid'at olarak) Türettikleri ruhbanlığı ise, Biz onlara yazmadık (emretmedik). Ancak (güya) Allah'ın rızasını aramak için (dünya nimetlerinden uzaklaşmayı kendileri uydurup türetmişlerdi), ama buna da gerektiği gibi riayet etmemişlerdi. Bununla birlikte onlardan iman edenlere (yine de) ecirlerini verdik, onlardan birçoğu da fasık olan (Hakk yoldan çıkan) kimselerdi.

  • 2:67 Bakara: 67

    وَاِذْ قَالَ مُوسٰى لِقَوْمِهٖٓ اِنَّ اللّٰهَ يَأْمُرُكُمْ اَنْ تَذْبَحُوا بَقَرَةًۜ قَالُٓوا اَتَتَّخِذُنَا هُزُوًاۜ قَالَ اَعُوذُ بِاللّٰهِ اَنْ اَكُونَ مِنَ الْجَاهِلٖينَ

  • 2:68 Bakara: 68

    قَالُوا ادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّنْ لَنَا مَا هِيَۜ قَالَ اِنَّهُ يَقُولُ اِنَّهَا بَقَرَةٌ لَا فَارِضٌ وَلَا بِكْرٌۜ عَوَانٌ بَيْنَ ذٰلِكَۜ فَافْعَلُوا مَا تُؤْمَرُونَ

  • 2:69 Bakara: 69

    قَالُوا ادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّنْ لَنَا مَا لَوْنُهَاۜ قَالَ اِنَّهُ يَقُولُ اِنَّهَا بَقَرَةٌ صَفْرَٓاءُۙ فَاقِعٌ لَوْنُهَا تَسُرُّ النَّاظِرٖينَ

  • 2:70 Bakara: 70

    قَالُوا ادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّنْ لَنَا مَا هِيَۙ اِنَّ الْبَقَرَ تَشَابَهَ عَلَيْنَاۜ وَاِنَّٓا اِنْ شَٓاءَ اللّٰهُ لَمُهْتَدُونَ

  • 2:71 Bakara: 71

    قَالَ اِنَّهُ يَقُولُ اِنَّهَا بَقَرَةٌ لَا ذَلُولٌ تُثٖيرُ الْاَرْضَ وَلَا تَسْقِي الْحَرْثَۚ مُسَلَّمَةٌ لَا شِيَةَ فٖيهَاۜ قَالُوا الْـٰٔنَ جِئْتَ بِالْحَقِّۜ فَذَبَحُوهَا وَمَا كَادُوا يَفْعَلُونَ۟

  • 2:78 Bakara: 78

    وَمِنْهُمْ اُمِّيُّونَ لَا يَعْلَمُونَ الْكِتَابَ اِلَّٓا اَمَانِيَّ وَاِنْ هُمْ اِلَّا يَظُنُّونَ

  • 2:93 Bakara: 93

    وَاِذْ اَخَذْنَا مٖيثَاقَكُمْ وَرَفَعْنَا فَوْقَكُمُ الطُّورَۜ خُذُوا مَٓا اٰتَيْنَاكُمْ بِقُوَّةٍ وَاسْمَعُواۜ قَالُوا سَمِعْنَا وَعَصَيْنَا وَاُشْرِبُوا فٖي قُلُوبِهِمُ الْعِجْلَ بِكُفْرِهِمْۜ قُلْ بِئْسَمَا يَأْمُرُكُمْ بِهٖٓ اٖيمَانُكُمْ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنٖينَ

  • 3:50 Âl-i İmrân: 50

    وَمُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيَّ مِنَ التَّوْرٰيةِ وَلِاُحِلَّ لَكُمْ بَعْضَ الَّذٖي حُرِّمَ عَلَيْكُمْ وَجِئْتُكُمْ بِاٰيَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَطٖيعُونِ

  • 3:147 Âl-i İmrân: 147

    وَمَا كَانَ قَوْلَهُمْ اِلَّٓا اَنْ قَالُوا رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَاِسْرَافَنَا فٖٓي اَمْرِنَا وَثَبِّتْ اَقْدَامَنَا وَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرٖينَ

  • 5:66 Maide: 66

    وَلَوْ اَنَّهُمْ اَقَامُوا التَّوْرٰيةَ وَالْاِنْجٖيلَ وَمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْهِمْ مِنْ رَبِّهِمْ لَاَكَلُوا مِنْ فَوْقِهِمْ وَمِنْ تَحْتِ اَرْجُلِهِمْۜ مِنْهُمْ اُمَّةٌ مُقْتَصِدَةٌۜ وَكَثٖيرٌ مِنْهُمْ سَٓاءَ مَا يَعْمَلُونَ۟

  • 5:77 Maide: 77

    قُلْ يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ لَا تَغْلُوا فٖي دٖينِكُمْ غَيْرَ الْحَقِّ وَلَا تَتَّبِعُٓوا اَهْوَٓاءَ قَوْمٍ قَدْ ضَلُّوا مِنْ قَبْلُ وَاَضَلُّوا كَثٖيرًا وَضَلُّوا عَنْ سَوَٓاءِ السَّبٖيلِ۟

  • 5:87 Maide: 87

    يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا لَا تُحَرِّمُوا طَيِّبَاتِ مَٓا اَحَلَّ اللّٰهُ لَكُمْ وَلَا تَعْتَدُواۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ الْمُعْتَدٖينَ

  • 6:119 En'am: 119

    وَمَا لَكُمْ اَلَّا تَأْكُلُوا مِمَّا ذُكِرَ اسْمُ اللّٰهِ عَلَيْهِ وَقَدْ فَصَّلَ لَكُمْ مَا حَرَّمَ عَلَيْكُمْ اِلَّا مَا اضْطُرِرْتُمْ اِلَيْهِۜ وَاِنَّ كَثٖيرًا لَيُضِلُّونَ بِاَهْوَٓائِهِمْ بِغَيْرِ عِلْمٍۜ اِنَّ رَبَّكَ هُوَ اَعْلَمُ بِالْمُعْتَدٖينَ

  • 6:137 En'am: 137

    وَكَذٰلِكَ زَيَّنَ لِكَثٖيرٍ مِنَ الْمُشْرِكٖينَ قَتْلَ اَوْلَادِهِمْ شُرَكَٓاؤُ۬هُمْ لِيُرْدُوهُمْ وَلِيَلْبِسُوا عَلَيْهِمْ دٖينَهُمْۜ وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ مَا فَعَلُوهُ فَذَرْهُمْ وَمَا يَفْتَرُونَ

  • 6:138 En'am: 138

    وَقَالُوا هٰذِهٖٓ اَنْعَامٌ وَحَرْثٌ حِجْرٌۘ لَا يَطْعَمُهَٓا اِلَّا مَنْ نَشَٓاءُ بِزَعْمِهِمْ وَاَنْعَامٌ حُرِّمَتْ ظُهُورُهَا وَاَنْعَامٌ لَا يَذْكُرُونَ اسْمَ اللّٰهِ عَلَيْهَا افْتِرَٓاءً عَلَيْهِۜ سَيَجْزٖيهِمْ بِمَا كَانُوا يَفْتَرُونَ

  • 6:139 En'am: 139

    وَقَالُوا مَا فٖي بُطُونِ هٰذِهِ الْاَنْعَامِ خَالِصَةٌ لِذُكُورِنَا وَمُحَرَّمٌ عَلٰٓى اَزْوَاجِنَاۚ وَاِنْ يَكُنْ مَيْتَةً فَهُمْ فٖيهِ شُرَكَٓاءُۜ سَيَجْزٖيهِمْ وَصْفَهُمْۜ اِنَّهُ حَكٖيمٌ عَلٖيمٌ

  • 6:140 En'am: 140

    قَدْ خَسِرَ الَّذٖينَ قَتَلُٓوا اَوْلَادَهُمْ سَفَهًا بِغَيْرِ عِلْمٍ وَحَرَّمُوا مَا رَزَقَهُمُ اللّٰهُ افْتِرَٓاءً عَلَى اللّٰهِۜ قَدْ ضَلُّوا وَمَا كَانُوا مُهْتَدٖينَ۟

  • 6:159 En'am: 159

    اِنَّ الَّذٖينَ فَرَّقُوا دٖينَهُمْ وَكَانُوا شِيَعًا لَسْتَ مِنْهُمْ فٖي شَيْءٍۜ اِنَّمَٓا اَمْرُهُمْ اِلَى اللّٰهِ ثُمَّ يُنَبِّئُهُمْ بِمَا كَانُوا يَفْعَلُونَ

  • 10:59 Yunus: 59

    قُلْ اَرَاَيْتُمْ مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ لَكُمْ مِنْ رِزْقٍ فَجَعَلْتُمْ مِنْهُ حَرَامًا وَحَلَالًاۜ قُلْ آٰللّٰهُ اَذِنَ لَكُمْ اَمْ عَلَى اللّٰهِ تَفْتَرُونَ

  • 17:26 İsrâ: 26

    وَاٰتِ ذَا الْقُرْبٰى حَقَّهُ وَالْمِسْكٖينَ وَابْنَ السَّبٖيلِ وَلَا تُبَذِّرْ تَبْذٖيرًا

  • 57:27 Hadid: 27

    ثُمَّ قَفَّيْنَا عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ بِرُسُلِنَا وَقَفَّيْنَا بِعٖيسَى ابْنِ مَرْيَمَ وَاٰتَيْنَاهُ الْاِنْجٖيلَ وَجَعَلْنَا فٖي قُلُوبِ الَّذٖينَ اتَّبَعُوهُ رَأْفَةً وَرَحْمَةًۜ وَرَهْبَانِيَّةًۨ ابْتَدَعُوهَا مَا كَتَبْنَاهَا عَلَيْهِمْ اِلَّا ابْتِغَٓاءَ رِضْوَانِ اللّٰهِ فَمَا رَعَوْهَا حَقَّ رِعَايَتِهَاۚ فَاٰتَيْنَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا مِنْهُمْ اَجْرَهُمْۚ وَكَثٖيرٌ مِنْهُمْ فَاسِقُونَ