• 2:124 Bakara: 124

    وَاِذِ ابْتَلٰٓى اِبْرٰهٖيمَ رَبُّهُ بِكَلِمَاتٍ فَاَتَمَّهُنَّۜ قَالَ اِنّٖي جَاعِلُكَ لِلنَّاسِ اِمَامًاۜ قَالَ وَمِنْ ذُرِّيَّتٖيۜ قَالَ لَا يَنَالُ عَهْدِي الظَّالِمٖينَ

    Hani hatırlayın ki, bir dönem Rabbi, birtakım kelimeler (emir ve hükümler)le, İbrahim’i imtihan etmişti. (İbrahim de) O kelimeleri (Allah’a verdiği sözleri) eksiksiz yerine getirmişti. (Allah ise bunlara karşılık:) “Ben seni bütün insanlara imam (önder, örnek ve rehber) kılacağım” demişti. (İbrahim:) “Ya soyumdan olanlar? (Onlara ne verilecek?)” deyince (Allah: Bu va’adim mü’min ve müstakimler için geçerlidir.) “Zalimler Benim ahdime erişemez” demişti.

  • 2:125 Bakara: 125

    وَاِذْ جَعَلْنَا الْبَيْتَ مَثَابَةً لِلنَّاسِ وَاَمْنًاۜ وَاتَّخِذُوا مِنْ مَقَامِ اِبْرٰهٖيمَ مُصَلًّىۜ وَعَهِدْنَٓا اِلٰٓى اِبْرٰهٖيمَ وَاِسْمٰعٖيلَ اَنْ طَهِّرَا بَيْتِيَ لِلطَّٓائِفٖينَ وَالْعَاكِفٖينَ وَالرُّكَّعِ السُّجُودِ

    Hani o vakit Beyt'i (Kâbe'yi) insanlar için bir toplanma ve güvenlik yeri haline getirdik. "İbrahim'in makamını namaz yeri edinin" (diye emretmiş), İbrahim ve İsmail'e de; “Tavaf edenler, itikâfa çekilenler ve rükû ve secde edenler için Evimi temizleyin (Beytullah’ı ibadet ve ziyaret için uygun hale getirin)” diye ahit verip tavsiye etmiştik.

  • 2:126 Bakara: 126

    وَاِذْ قَالَ اِبْرٰهٖيمُ رَبِّ اجْعَلْ هٰذَا بَلَدًا اٰمِنًا وَارْزُقْ اَهْلَهُ مِنَ الثَّمَرَاتِ مَنْ اٰمَنَ مِنْهُمْ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِۜ قَالَ وَمَنْ كَفَرَ فَاُمَتِّعُهُ قَلٖيلًا ثُمَّ اَضْطَرُّهُٓ اِلٰى عَذَابِ النَّارِۜ وَبِئْسَ الْمَصٖيرُ

    O zaman İbrahim: "Rabbim, bu şehri bir güvenlik yeri kıl ve (Mekke) ahalisinden Allah'a ve ahiret gününe inananları (dünyanın farklı yerlerinde yetişen her çeşit) ürünlerle rızıklandır" demişti de; (Allah: "Sadece inananları değil,) inkâr edeni de az bir süre (dünyada) yararlandıracağım, sonra onu ateşin azabına uğratacağım; ne kötü bir dönüştür o!.." demişti.

  • 2:127 Bakara: 127

    وَاِذْ يَرْفَعُ اِبْرٰهٖيمُ الْقَوَاعِدَ مِنَ الْبَيْتِ وَاِسْمٰعٖيلُۜ رَبَّنَا تَقَبَّلْ مِنَّاۜ اِنَّكَ اَنْتَ السَّمٖيعُ الْعَلٖيمُ

    Vaktâki İbrahim, İsmail'le birlikte Evin (Kâbe’nin) temellerini ve duvarlarını yükselttiğinde (ikisi şöyle dua etmişti): “Rabbimiz, bizden (bu hayırlı girişim ve gayretimizi) kabul et. Şüphesiz, Sen her şeyi İşiten ve hakkıyla Bilensin.”

  • 2:128 Bakara: 128

    رَبَّنَا وَاجْعَلْنَا مُسْلِمَيْنِ لَكَ وَمِنْ ذُرِّيَّتِنَٓا اُمَّةً مُسْلِمَةً لَكَۖ وَاَرِنَا مَنَاسِكَنَا وَتُبْ عَلَيْنَاۚ اِنَّكَ اَنْتَ التَّوَّابُ الرَّحٖيمُ

    “Rabbimiz, ikimizi Sana teslim olmuş (Müslümanlar) kıl ve soyumuzdan Sana teslim olmuş (Müslüman) bir ümmet (ver). Bize ibadet yöntemlerini (yerlerini, şekillerini ve ilkelerini öğretip) göster ve tevbemizi kabul et. Şüphesiz, Sen tevbeleri kabul eden ve Esirgeyensin.”

  • 2:130 Bakara: 130

    وَمَنْ يَرْغَبُ عَنْ مِلَّةِ اِبْرٰهٖيمَ اِلَّا مَنْ سَفِهَ نَفْسَهُۜ وَلَقَدِ اصْطَفَيْنَاهُ فِي الدُّنْيَاۚ وَاِنَّهُ فِي الْاٰخِرَةِ لَمِنَ الصَّالِحٖينَ

    (Şimdi artık) Kendi nefsini sefih (akılsız ve aşağılık) kılandan başka, kim Millet-i İbrahim’den (Hz. İbrahim'in Hakk dininden, imani, akli ve ahlâki öğretilerinden) yüz çevirir? Andolsun, Biz onu dünyada (iken) seçtik, gerçekten ahirette de o salihlerdendir.

  • 2:131 Bakara: 131

    اِذْ قَالَ لَهُ رَبُّهُٓ اَسْلِمْۙ قَالَ اَسْلَمْتُ لِرَبِّ الْعَالَمٖينَ

    O vakit ki Rabbi ona: "(İslam’a) Teslim ol, selamet bul" dediğinde (o: Ben her konuda) "Âlemlerin Rabbine teslim oldum" yanıtını vermişti.

  • 2:132 Bakara: 132

    وَوَصّٰى بِهَٓا اِبْرٰهٖيمُ بَنٖيهِ وَيَعْقُوبُۜ يَا بَنِيَّ اِنَّ اللّٰهَ اصْطَفٰى لَكُمُ الدّٖينَ فَلَا تَمُوتُنَّ اِلَّا وَاَنْتُمْ مُسْلِمُونَۜ

    (Hz.) İbrahim, bunu oğullarına da vasiyet etti, Yakub da: "Oğullarım, şüphesiz Allah sizlere bu dini (İslam’ı) seçti, siz de ancak Müslüman olarak can verin" (diye benzer bir vasiyet etmişti).

  • 2:133 Bakara: 133

    اَمْ كُنْتُمْ شُهَدَٓاءَ اِذْ حَضَرَ يَعْقُوبَ الْمَوْتُۙ اِذْ قَالَ لِبَنٖيهِ مَا تَعْبُدُونَ مِنْ بَعْدٖيۜ قَالُوا نَعْبُدُ اِلٰهَكَ وَاِلٰهَ اٰبَٓائِكَ اِبْرٰهٖيمَ وَاِسْمٰعٖيلَ وَاِسْحٰقَ اِلٰهًا وَاحِدًاۚ وَنَحْنُ لَهُ مُسْلِمُونَ

    Yoksa siz, Yakub'un ölüm anında, orada (hazır bulunan) şahitler miydiniz? (Hayır, bu tarihi gerçekleri Biz Sana bildirmekteyiz.) Ne zaman ki o, oğullarına: "Benden sonra kime ibadet edeceksiniz?" dediğinde, onlar: "Senin İlahına ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak'ın İlahı olan tek bir İlaha ibadet edeceğiz; bizler O’na teslim olanlarız, Müslüman (insan)larız" demişlerdi.

  • 2:135 Bakara: 135

    وَقَالُوا كُونُوا هُودًا اَوْ نَصَارٰى تَهْتَدُواۜ قُلْ بَلْ مِلَّةَ اِبْرٰهٖيمَ حَنٖيفًاۜ وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكٖينَ

    (Ehl-i Kitaptan size gelip:) “Yahudi ve Hristiyan olun (hukukta ve ahlâkta Haçlı Batı’ya uyun) ki Hakk yolu bulasınız ve kurtulasınız” diye teklif edenlere söyle ki: “Hayır biz dosdoğru İbrahim dinine ve milletine tâbiyiz. (Millet-i İbrahim’iz. Çünkü) O (sizin gibi) müşriklerden değildi.”

  • 2:136 Bakara: 136

    قُولُٓوا اٰمَنَّا بِاللّٰهِ وَمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْنَا وَمَٓا اُنْزِلَ اِلٰٓى اِبْرٰهٖيمَ وَاِسْمٰعٖيلَ وَاِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَ وَالْاَسْبَاطِ وَمَٓا اُو۫تِيَ مُوسٰى وَعٖيسٰى وَمَٓا اُو۫تِيَ النَّبِيُّونَ مِنْ رَبِّهِمْۚ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ اَحَدٍ مِنْهُمْۘ وَنَحْنُ لَهُ مُسْلِمُونَ

    (Onlara) Deyin ki: “Biz Allah'a; bize indirilene (Kur’an-ı Kerim’e), İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunlarına indirilene, Musa ve İsa'ya verilen ile, bütün peygamberlere Rabblerinden kendilerine verilenlere (Tevrat ve İncil gibi kutsal metinlerin orijinaline) iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz (bütün peygamberleri ve kutsal metinleri hak biliriz) ve biz O'na teslim olmuş kimseleriz.”

  • 2:140 Bakara: 140

    اَمْ تَقُولُونَ اِنَّ اِبْرٰهٖيمَ وَاِسْمٰعٖيلَ وَاِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَ وَالْاَسْبَاطَ كَانُوا هُودًا اَوْ نَصَارٰىۜ قُلْ ءَاَنْتُمْ اَعْلَمُ اَمِ اللّٰهُۜ وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنْ كَتَمَ شَهَادَةً عِنْدَهُ مِنَ اللّٰهِۜ وَمَا اللّٰهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ

    Yoksa siz, “İbrahim de, İsmail de, İshak da, Yakub da, torunları da, hep Yahudi veya Hristiyan idiler” mi diyorsunuz? De ki: “Siz mi daha iyi bileceksiniz, yoksa Allah mı? Allah'ın şahitlik ettiği bir gerçeği, bilerek gizleyenlerden daha zalim kim olabilir? Allah yaptıklarınızdan gafil değildir.”

  • 2:258 Bakara: 258

    اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذٖي حَٓاجَّ اِبْرٰهٖيمَ فٖي رَبِّهٖٓ اَنْ اٰتٰيهُ اللّٰهُ الْمُلْكَۢ اِذْ قَالَ اِبْرٰهٖيمُ رَبِّيَ الَّذٖي يُحْيٖ وَيُمٖيتُۙ قَالَ اَنَا۬ اُحْيٖ وَاُمٖيتُۜ قَالَ اِبْرٰهٖيمُ فَاِنَّ اللّٰهَ يَأْتٖي بِالشَّمْسِ مِنَ الْمَشْرِقِ فَأْتِ بِهَا مِنَ الْمَغْرِبِ فَبُهِتَ الَّذٖي كَفَرَۜ وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمٖينَۚ

    Allah, kendisine mülk (hükümdarlık) verdi diye, Rabbi konusunda İbrahim’le tartışmaya gireni (Nemrut kâfirini) görmedin mi? Hani (Sana manen seyrettirdiğimiz gibi) İbrahim: “Benim Rabbim diriltir ve öldürür” deyince; o da: “Ben de öldürür ve diriltirim (istediğimi katleder, istediğimi öldürmekten vazgeçerim)” demişti. (O zaman) İbrahim: “Şüphesiz Allah Güneş’i doğudan (çıkarıp) getirir; (haydi) sen de onu batıdan (çıkarıp) getir (Allah’ın Güneş sistemi ve gezegenlerle ilgili mükemmel düzenini değiştir de görelim)” deyince, o kâfir (Nemrut) böylece afallayıp kalıvermişti. Allah, (böylesi) zalimler topluluğunu hidayete erdirmeyecek (ve onlara huzur ve onur vermeyecek)tir.

  • 3:65 Âl-i İmrân: 65

    يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ لِمَ تُحَٓاجُّونَ فٖٓي اِبْرٰهٖيمَ وَمَٓا اُنْزِلَتِ التَّوْرٰيةُ وَالْاِنْجٖيلُ اِلَّا مِنْ بَعْدِهٖۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ

    Ey Kitap Ehli! İbrahim konusunda ne diye (boş yere) çekişip tartışıyorsunuz? Halbuki Tevrat da, İncil de ancak ondan sonra indirilmiştir. Yine de akıl erdirmeyecek misiniz?

  • 3:67 Âl-i İmrân: 67

    مَا كَانَ اِبْرٰهٖيمُ يَهُودِيًّا وَلَا نَصْرَانِيًّا وَلٰكِنْ كَانَ حَنٖيفًا مُسْلِمًاۜ وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكٖينَ

    (Üstelik) İbrahim, ne Yahudi idi, ne Hristiyandı; ancak, o hanif (sapkın inanç ve ahlâktan beri-muvahhid) bir Müslümandı, ve asla (sizin gibi) müşriklerden olmuş da değildi.

  • 3:68 Âl-i İmrân: 68

    اِنَّ اَوْلَى النَّاسِ بِاِبْرٰهٖيمَ لَلَّذٖينَ اتَّبَعُوهُ وَهٰذَا النَّبِيُّ وَالَّذٖينَ اٰمَنُواۜ وَاللّٰهُ وَلِيُّ الْمُؤْمِنٖينَ

    Doğrusu, insanların İbrahim'e en yakın (ve layık) olanı, ona uyup (izinden giden) kimselerle, şu (Hakk ve son) Peygamber (Hz. Muhammed) ve Ona iman edenlerdir. Allah, mü'minlerin velisidir.

  • 3:84 Âl-i İmrân: 84

    قُلْ اٰمَنَّا بِاللّٰهِ وَمَٓا اُنْزِلَ عَلَيْنَا وَمَٓا اُنْزِلَ عَلٰٓى اِبْرٰهٖيمَ وَاِسْمٰعٖيلَ وَاِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَ وَالْاَسْبَاطِ وَمَٓا اُو۫تِيَ مُوسٰى وَعٖيسٰى وَالنَّبِيُّونَ مِنْ رَبِّهِمْۖ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ اَحَدٍ مِنْهُمْۘ وَنَحْنُ لَهُ مُسْلِمُونَ

    De ki: "Biz Allah'a, bize indirilen (Kur’an’a), İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve (peygamber olan) torunlarına indirilen (İlahi kurallara), Musa'ya, İsa'ya ve bütün peygamberlere Rablerinden verilen (inanç, ahlâk ve adalet esaslarına) iman ettik. Onlardan hiçbiri arasında ayrılık gözetmeyiz. Ve biz O'na (Allah’a, Kur’an’a ve Resulüllah’a tam) teslim olmuş (mü’minleriz)."

  • 3:95 Âl-i İmrân: 95

    قُلْ صَدَقَ اللّٰهُ فَاتَّبِعُوا مِلَّةَ اِبْرٰهٖيمَ حَنٖيفًاۜ وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكٖينَ

    De ki: “Allah (her konuda ancak) doğruyu söylemektedir. Öyleyse (her bâtıl düşünceden kaçarak Hakk Din olan İslam'a sarılıp) Allah'ı bir (İslam’ı din) tanıyan (Hanif)ler olarak İbrahim'in dinine uyun ki; o, asla müşriklerden olmamış biriydi.”

  • 3:97 Âl-i İmrân: 97

    فٖيهِ اٰيَاتٌ بَيِّنَاتٌ مَقَامُ اِبْرٰهٖيمَۚ وَمَنْ دَخَلَهُ كَانَ اٰمِنًاۜ وَلِلّٰهِ عَلَى النَّاسِ حِجُّ الْبَيْتِ مَنِ اسْتَطَاعَ اِلَيْهِ سَبٖيلًاۜ وَمَنْ كَفَرَ فَاِنَّ اللّٰهَ غَنِيٌّ عَنِ الْعَالَمٖينَ

    Orada (Beytullah’ta) apaçık ayetler (hikmet ve ibret dolu alâmetler ve) İbrahim'in makamı vardır. Kim oraya girerse o güvenliktedir. Ona bir yol bulup (gitmeye) gücü yetenlerin (bu kutsal) Ev'i (Kâbe’yi) haccetmesi, Allah'ın insanlar üzerindeki hakkıdır. Kim de (bu hakkı ve Haccın-Umrenin kutsallığını) inkâr ederse, şüphesiz, Allah âlemlere karşı muhtaç olmayan Ğaniy’dir.

  • 4:163 Nisa: 163

    اِنَّٓا اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ كَمَٓا اَوْحَيْنَٓا اِلٰى نُوحٍ وَالنَّبِيّٖنَ مِنْ بَعْدِهٖۚ وَاَوْحَيْنَٓا اِلٰٓى اِبْرٰهٖيمَ وَاِسْمٰعٖيلَ وَاِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَ وَالْاَسْبَاطِ وَعٖيسٰى وَاَيُّوبَ وَيُونُسَ وَهٰرُونَ وَسُلَيْمٰنَۚ وَاٰتَيْنَا دَاوُ۫دَ زَبُورًاۚ

    (Ey Resulüm!) Gerçekten Biz Nuh'a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi, Sana da (iman ve İslam esaslarını) vahyettik (Kur’an ayetlerini kalbine indirdik). İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, torunlarına, İsa'ya, Eyyub'a, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a da (İlahi gerçekleri) vahyetmiştik. Davud'a da Zebur’u (Mevlâ’ya şükran dualarını, tevbe ve pişmanlık duygularını içeren şiirsel İlahi mesajlar kitabını) verdik.

  • 6:74 En'am: 74

    وَاِذْ قَالَ اِبْرٰهٖيمُ لِاَبٖيهِ اٰزَرَ اَتَتَّخِذُ اَصْنَامًا اٰلِهَةًۚ اِنّٖٓي اَرٰيكَ وَقَوْمَكَ فٖي ضَلَالٍ مُبٖينٍ

    Hani o vakit İbrahim, babası Azer'e (şöyle) demişti: "Sen (cansız ve akılsız) putları ilahlar mı ediniyorsun? Doğrusu ben seni ve kavmini apaçık bir sapmışlık içinde görüyorum."

  • 6:75 En'am: 75

    وَكَذٰلِكَ نُرٖٓي اِبْرٰهٖيمَ مَلَكُوتَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَلِيَكُونَ مِنَ الْمُوقِنٖينَ

    Böylece İbrahim'e, -kesin bilgiyle (Hakke’l-yakin) inananlardan olması için- göklerin ve yerin melekûtunu (muhteşem yaratılış sırlarını ve Kâinatın Rabbani yönetim-hükümranlık saltanatını) gösteriyor (akıl yürütmeyi ve kıyas yöntemini öğretiyor)duk.

  • 6:76 En'am: 76

    فَلَمَّا جَنَّ عَلَيْهِ الَّيْلُ رَاٰ كَوْكَبًاۚ قَالَ هٰذَا رَبّٖيۚ فَلَمَّٓا اَفَلَ قَالَ لَٓا اُحِبُّ الْاٰفِلٖينَ

    Derken, gece (karanlığı dünyanın) üstünü örtüp bürüyünce (Hz. İbrahim parlak) bir yıldız görmüş ve şöyle demişti: (Belki de) “Benim Rabbim budur.” Fakat (yıldız batıp) kayboluverince de: “Ben batıp bitenleri (kaybolup-gidenleri) sevmem (fani olan şeylere gönül vermem ve ibadete değer görmem)” diye (eklemişti).

  • 6:77 En'am: 77

    فَلَمَّا رَاَ الْقَمَرَ بَازِغًا قَالَ هٰذَا رَبّٖيۚ فَلَمَّٓا اَفَلَ قَالَ لَئِنْ لَمْ يَهْدِنٖي رَبّٖي لَاَكُونَنَّ مِنَ الْقَوْمِ الضَّٓالّٖينَ

    Ardından Ay'ı (etrafa aydınlık saçarak) doğar görünce: “(Belki de) Benim Rabbim budur" dedi, fakat o da kayboluverince: "Andolsun, eğer Rabbim beni doğru yola erdirmezse, gerçekten sapmışlar topluluğundan olurum" demişti.

  • 6:78 En'am: 78

    فَلَمَّا رَاَ الشَّمْسَ بَازِغَةً قَالَ هٰذَا رَبّٖي هٰذَٓا اَكْبَرُۚ فَلَمَّٓا اَفَلَتْ قَالَ يَا قَوْمِ اِنّٖي بَرٖٓيءٌ مِمَّا تُشْرِكُونَ

    (Ve sabahleyin) Güneş'i doğarken görünce: “(Kim bilir; belki de) Rabbim budur, bu hepsinden büyük” demişti. O da batınca: “Ey kavmim! Ben sizin (Allah'a) ortak koştuğunuz şeylerden uzağım. (Sonradan yaratılan ve batıp kaybolan şeylerden ilah olmayacağını anladım ve âlemlerin Rabbine sığındım)” diye (uyarıp imanını ilan etmişti).

  • 6:79 En'am: 79

    اِنّٖي وَجَّهْتُ وَجْهِيَ لِلَّذٖي فَطَرَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ حَنٖيفًا وَمَٓا اَنَا۬ مِنَ الْمُشْرِكٖينَۚ

    Gerçek şu ki, ben bir muvahhid (şüphesiz ve şeriksiz tevhid inancına sahip) olarak yüzümü gökleri ve yeri yaratana çevirmiş bulunmaktayım. Ve ben müşriklerden değilim (şirkten ve şekavetten beriyim).

  • 6:80 En'am: 80

    وَحَٓاجَّهُ قَوْمُهُۜ قَالَ اَتُحَٓاجُّٓونّٖي فِي اللّٰهِ وَقَدْ هَدٰينِۜ وَلَٓا اَخَافُ مَا تُشْرِكُونَ بِهٖٓ اِلَّٓا اَنْ يَشَٓاءَ رَبّٖي شَيْـًٔاۜ وَسِعَ رَبّٖي كُلَّ شَيْءٍ عِلْمًاۜ اَفَلَا تَتَذَكَّرُونَ

    Kavmi onunla çekişip-tartışmaya girince (onlara) dedi ki: "O beni doğru yola erdirmişken, siz (hâlâ) benimle Allah konusunda çekişip-tartışmaya mı girişiyorsunuz? (Oysa) Sizin O'na şirk koştuklarınızdan (tağutlardan ve putlaştırdığınız şahıslardan) ben (asla) korkmuyorum, ancak Allah'ın benim hakkımda (zarar ve sıkıntıdan) bir şey dilemesi başka. Rabbim, ilim bakımından her şeyi kuşatmıştır. Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz?"

  • 6:81 En'am: 81

    وَكَيْفَ اَخَافُ مَٓا اَشْرَكْتُمْ وَلَا تَخَافُونَ اَنَّكُمْ اَشْرَكْتُمْ بِاللّٰهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِهٖ عَلَيْكُمْ سُلْطَانًاۜ فَاَيُّ الْفَرٖيقَيْنِ اَحَقُّ بِالْاَمْنِۚ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَۢ

    "Hem siz, O'nun; haklarında güçlü ve geçerli hiçbir delil indirmediği şeyleri Allah'a ortak koşmaktan korkmazken, ben nasıl sizin şirk koştuklarınızdan korkarım? (Haydi söyleyiniz) Şu halde 'güvenlik içinde olmak bakımından' iki taraftan (Allah’a ve İslam’a inananlarla inkârcılardan) hangisi daha fazla hak sahibidir? Eğer (akıl edip) bilebilirseniz! (Karar veriniz!)"

  • 6:83 En'am: 83

    وَتِلْكَ حُجَّتُنَٓا اٰتَيْنَاهَٓا اِبْرٰهٖيمَ عَلٰى قَوْمِهٖۜ نَرْفَعُ دَرَجَاتٍ مَنْ نَشَٓاءُۜ اِنَّ رَبَّكَ حَكٖيمٌ عَلٖيمٌ

    İşte bu (yaratılanların ve doğup batanların ilah olamayacağı konusundaki muhakeme ve mukayese yeteneği ve feraseti) kavmine karşı İbrahim'e (Allah’ın nebisi olarak, gerçekleri söylediğini ispatlamak üzere) verdiğimiz delilimizdir (ispat belgemizdir). Biz, dilediğimizi derecelerle yükseltiriz. Şüphesiz Senin Rabbin, Hüküm ve Hikmet sahibidir, (her şeyi hakkıyla) Bilendir.

  • 6:84 En'am: 84

    وَوَهَبْنَا لَهُٓ اِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَۜ كُلًّا هَدَيْنَاۚ وَنُوحًا هَدَيْنَا مِنْ قَبْلُ وَمِنْ ذُرِّيَّتِهٖ دَاوُ۫دَ وَسُلَيْمٰنَ وَاَيُّوبَ وَيُوسُفَ وَمُوسٰى وَهٰرُونَۜ وَكَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنٖينَۙ

    Ve ona İshak'ı ve Yakub’u armağan ettik, hepsini hidayete eriştirdik; bundan önce de Nuh'u ve onun soyundan Davud'u, Süleyman'ı, Eyyub'u, Yusuf'u, Musa'yı ve Harun'u hidayete ulaştırdık. Biz, iyilik yapanları (ihsan ve ihlas sahibi olanları) işte böyle ödüllendiririz.

  • 6:161 En'am: 161

    قُلْ اِنَّنٖي هَدٰينٖي رَبّٖٓي اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَقٖيمٍۚ دٖينًا قِيَمًا مِلَّةَ اِبْرٰهٖيمَ حَنٖيفًاۚ وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكٖينَ

    De ki: "Rabbim gerçekten beni doğru yola iletti, (esasları sağlam) dimdik duran bir dine, İbrahim'in hanif (tertemiz tevhid) dinine (İslamiyet’e yöneltti)... Ki o (Hz. İbrahim) müşriklerden olmuş değildi." (Oysa bugünkü Yahudi ve Hristiyanların büyük kısmı şirke düşmüşlerdir.)

  • 9:114 Tevbe: 114

    وَمَا كَانَ اسْتِغْفَارُ اِبْرٰهٖيمَ لِاَبٖيهِ اِلَّا عَنْ مَوْعِدَةٍ وَعَدَهَٓا اِيَّاهُۚ فَلَمَّا تَبَيَّنَ لَهُٓ اَنَّهُ عَدُوٌّ لِلّٰهِ تَبَرَّاَ مِنْهُۜ اِنَّ اِبْرٰهٖيمَ لَاَوَّاهٌ حَلٖيمٌ

    İbrahim'in babası için bağışlanma dilemesi (ise); sadece ona verdiği bir söz (va’ad) dolayısıyla idi. Fakat, onun gerçekten Allah'a düşman olduğu kendisine belli olup açıklanınca (artık) ondan uzaklaşıp (vazgeçti). Doğrusu İbrahim; içtenlikle Allah’a yakaran çok duygulu, yumuşak huylu birisiydi. (Sorumluluk taşıyan bir duyarlılık Rahmanidir; ama muhtaç ve mağdura yardıma yanaşmayan riyakâr bir duygusallık ise Şeytanidir. Halim ise; yanlışlık ve haksızlıklara hemen öfkelenip cezalandırmayan, sakin davranıp düzelmesini sağlayan şefkat şuurlu demektir.)

  • 11:69 Hud: 69

    وَلَقَدْ جَٓاءَتْ رُسُلُنَٓا اِبْرٰهٖيمَ بِالْبُشْرٰى قَالُوا سَلَامًاۜ قَالَ سَلَامٌۚ فَمَا لَبِثَ اَنْ جَٓاءَ بِعِجْلٍ حَنٖيذٍ

    Andolsun, (melek) elçilerimiz İbrahim'e müjde ile geldikleri zaman; "Selam" dediler. O da: "Selam" dedi (ve) hemen gecikmeden kızartılmış bir buzağı (hazırlayıp) getirdi.

  • 11:70 Hud: 70

    فَلَمَّا رَآٰ اَيْدِيَهُمْ لَا تَصِلُ اِلَيْهِ نَكِرَهُمْ وَاَوْجَسَ مِنْهُمْ خٖيفَةًۜ قَالُوا لَا تَخَفْ اِنَّٓا اُرْسِلْنَٓا اِلٰى قَوْمِ لُوطٍۜ

    (Misafirlerin) Ellerinin ona (kızartılmış buzağı sofrasına) uzanmadığını görünce (İbrahim durumdan) hoşlanmadı (kuşkulandı) ve onlardan (dolayı) içine bir tür korku düştü. Dediler ki: "Korkma. Biz Lut kavmine gönderildik. (O sapkınları helak etmekle görevlendirildik.)”

  • 11:71 Hud: 71

    وَامْرَاَتُهُ قَٓائِمَةٌ فَضَحِكَتْ فَبَشَّرْنَاهَا بِاِسْحٰقَۙ وَمِنْ وَرَٓاءِ اِسْحٰقَ يَعْقُوبَ

    (Bu sırada Hz. İbrahim'in) Karısı (orada) ayaktaydı, (misafirlerin Allah'ın peygamberine bir çocuğu olacağını söylediklerini duyunca şaşırdı ve) bunun üzerine gülümsemeye başladı. (Ardından) Biz ona İshak'ı, İshak'ın arkasından da Yakub’u müjdeledik.

  • 11:72 Hud: 72

    قَالَتْ يَا وَيْلَتٰٓى ءَاَلِدُ وَاَنَا۬ عَجُوزٌ وَهٰذَا بَعْلٖي شَيْخًاۜ اِنَّ هٰذَا لَشَيْءٌ عَجٖيبٌ

    (Hz. İbrahim’in hanımı Sare validemiz;) “Vay bana (ve başıma gelene!)” dedi. “Ben ihtiyarlamış bir kadın iken ve şu kocam da yaşlılığın sonuna dayanmış iken (hâlâ) doğuracak mıyım? Gerçekten bu şaşırtıcı bir şeydir!”

  • 11:73 Hud: 73

    قَالُٓوا اَتَعْجَبٖينَ مِنْ اَمْرِ اللّٰهِ رَحْمَتُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ عَلَيْكُمْ اَهْلَ الْبَيْتِۜ اِنَّهُ حَمٖيدٌ مَجٖيدٌ

    (Melekler) Dediler ki: "Allah'ın emrine (ve kudretine) mi şaşıyorsun? Allah'ın rahmeti ve bereketleri sizin üzerinizdedir, ey (İbrahim’in kutlu) ev halkı! Şüphesiz O, övülmeye layık olandır, Mecîd'tir. (Şanı çok yücedir.)"

  • 11:74 Hud: 74

    فَلَمَّا ذَهَبَ عَنْ اِبْرٰهٖيمَ الرَّوْعُ وَجَٓاءَتْهُ الْبُشْرٰى يُجَادِلُنَا فٖي قَوْمِ لُوطٍۜ

    İbrahim'den korku gittiği ve ona müjde geldiği zaman, Lut kavmi(nin helak edilmesi) konusunda bizimle (görevli meleklerle) çekişip-tartışmalara girişti. [Not: Bu ayetle; Allah’ın melek elçilerine itirazın, Allah’a itiraz gibi olduğuna dikkat çekilmektedir.]

  • 11:75 Hud: 75

    اِنَّ اِبْرٰهٖيمَ لَحَلٖيمٌ اَوَّاهٌ مُنٖيبٌ

    Oysa, doğrusu İbrahim gerçekten çok halim (yumuşak huylu), duygulu (bağrı yanık ve duyarlı) ve kendisini bütünüyle Allah’a vermiş bir kimseydi. [Not: Duyarlılık İslami ve insani bir hassasiyettir, ama duygusallık ise cahili bir haslettir ve riyakârlık içerir.]

  • 11:76 Hud: 76

    يَٓا اِبْرٰهٖيمُ اَعْرِضْ عَنْ هٰذَاۚ اِنَّهُ قَدْ جَٓاءَ اَمْرُ رَبِّكَۚ وَاِنَّهُمْ اٰتٖيهِمْ عَذَابٌ غَيْرُ مَرْدُودٍ

    (Melekler dediler ki:) "Ey İbrahim, bundan (sapkın Lut kavmine acımaktan) vazgeç. Çünkü gerçek şu ki, Rabbinin (onları cezalandırma) emri kesinleşmiş (ve vakit erişmiştir) ve gerçekten onlara geri çevrilmeyecek bir azap gelmiştir."

  • 12:6 Yusuf: 6

    وَكَذٰلِكَ يَجْتَبٖيكَ رَبُّكَ وَيُعَلِّمُكَ مِنْ تَأْوٖيلِ الْاَحَادٖيثِ وَيُتِمُّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكَ وَعَلٰٓى اٰلِ يَعْقُوبَ كَمَٓا اَتَمَّهَا عَلٰٓى اَبَوَيْكَ مِنْ قَبْلُ اِبْرٰهٖيمَ وَاِسْحٰقَۜ اِنَّ رَبَّكَ عَلٖيمٌ حَكٖيمٌ۟

    (Bu rüyandan anlaşılıyor ki;) “İşte böylece Rabbin seni seçecek, hadiselerin, (sözlerin, düşlerin ve gelişmelerin) yorumundan (kaynaklanan bir bilgiyi) sana öğretecek ve daha önce ataların İbrahim ve İshak’a (nimetini) tamamladığı gibi, senin ve Yakub ailesinin üzerindeki nimetini de tamama erdirecektir. Elbette Rabbin, (her şeyi hakkıyla) Bilendir, Hüküm ve Hikmet sahibidir.”

  • 12:38 Yusuf: 38

    وَاتَّبَعْتُ مِلَّةَ اٰبَٓاءٖٓي اِبْرٰهٖيمَ وَاِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَۜ مَا كَانَ لَنَٓا اَنْ نُشْرِكَ بِاللّٰهِ مِنْ شَيْءٍۜ ذٰلِكَ مِنْ فَضْلِ اللّٰهِ عَلَيْنَا وَعَلَى النَّاسِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَشْكُرُونَ

    "Atalarım İbrahim'in, İshak'ın ve Yakub'un (Hakk) dinine (ve milletine) tâbi olup (gerçeğe ve huzura erdim. Hiçbir şekilde) ve hiçbir şeyle Allah'a şirk koşmamız bizim için olacak şey değildir. Bu (gerçek iman), bize ve insanlara Allah'ın lütuf ve ihsanındandır, ancak insanların çoğu (maalesef) şükretmeyen (nankör kimseler)dir."

  • 14:35 İbrahim: 35

    وَاِذْ قَالَ اِبْرٰهٖيمُ رَبِّ اجْعَلْ هٰذَا الْبَلَدَ اٰمِنًا وَاجْنُبْنٖي وَبَنِيَّ اَنْ نَعْبُدَ الْاَصْنَامَۜ

    Hani bir zaman İbrahim şöyle demişti: "Ey Rabbim bu beldeyi (ve bölgeyi) güvenli (ve bereketli) kıl, beni ve çocuklarımı putlara kulluk etmekten (ve tağuti düzenlerin peşine gitmekten) uzak tut. (Zira hidayet Sendendir.)”

  • 14:36 İbrahim: 36

    رَبِّ اِنَّهُنَّ اَضْلَلْنَ كَثٖيرًا مِنَ النَّاسِۚ فَمَنْ تَبِعَنٖي فَاِنَّهُ مِنّٖيۚ وَمَنْ عَصَانٖي فَاِنَّكَ غَفُورٌ رَحٖيمٌ

    "Rabbim, gerçekten onlar (tağutlar ve tabulaştırılan şahıslar) insanlardan birçoğunu şaşırtıp Hakk’tan saptırdı. Bundan böyle kim bana uyarsa, artık o bendendir, (ama) kim bana isyan ederse (Mevlâm Kerim’sin ve) elbette Sen, (onları ve neye müstahak olduklarını bilirsin; dilediğine tevbe nasip edip) Bağışlayansın, Esirgeyensin."

  • 14:37 İbrahim: 37

    رَبَّنَٓا اِنّٖٓي اَسْكَنْتُ مِنْ ذُرِّيَّتٖي بِوَادٍ غَيْرِ ذٖي زَرْعٍ عِنْدَ بَيْتِكَ الْمُحَرَّمِۙ رَبَّنَا لِيُقٖيمُوا الصَّلٰوةَ فَاجْعَلْ اَفْـِٔدَةً مِنَ النَّاسِ تَهْوٖٓي اِلَيْهِمْ وَارْزُقْهُمْ مِنَ الثَّمَرَاتِ لَعَلَّهُمْ يَشْكُرُونَ

    (İbrahim;) “Rabbimiz gerçekten ben, çocuklarımdan bir kısmını (Hz. İsmail’i ve annesi Hacer’i) Beyt-i Haram (Kutsal Ev’in-Kâbe’nin) yanında, ekini olmayan (ıssız ve çorak) bir vadiye yerleştirdim; (ki Mekke’yi kutlu yerleşim alanı yapsınlar…) Rabbimiz, (orada) dosdoğru namazı kılsınlar (ve devamlı ihtiyaç duyup Sana yalvarsınlar) diye (öyle yaptım), böylelikle Sen, insanların bir kısmının kalplerini onlara (ve mübarek topraklara) ilgi duyar kıl ve onları (dünyanın her tarafında yetişen çeşitli) ürünlerden rızıklandır. Umulur ki şükrederler.”

  • 14:38 İbrahim: 38

    رَبَّنَٓا اِنَّكَ تَعْلَمُ مَا نُخْفٖي وَمَا نُعْلِنُۜ وَمَا يَخْفٰى عَلَى اللّٰهِ مِنْ شَيْءٍ فِي الْاَرْضِ وَلَا فِي السَّمَٓاءِ

    “Rabbimiz şüphesiz Sen, bizim saklı tuttuklarımızı da, açığa vurduklarımızı da bilirsin. Yerde ve gökte hiçbir şeyin Allah'a gizli kalması (mümkün değildir).”

  • 14:39 İbrahim: 39

    اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذٖي وَهَبَ لٖي عَلَى الْكِبَرِ اِسْمٰعٖيلَ وَاِسْحٰقَۜ اِنَّ رَبّٖي لَسَمٖيعُ الدُّعَٓاءِ

    "Hamd Allah'a aittir ki, O bana ihtiyarlığa rağmen İsmail'i ve İshak'ı armağan etti. Şüphesiz Rabbim, gerçekten duayı İşiten (ve dileklerimizi veren)dir."

  • 14:40 İbrahim: 40

    رَبِّ اجْعَلْنٖي مُقٖيمَ الصَّلٰوةِ وَمِنْ ذُرِّيَّتٖيۗ رَبَّنَا وَتَقَبَّلْ دُعَٓاءِ

    “Rabbim, beni (huzur ve şuurla) namazda (ve İslam’a bağlılıkta) sürekli kıl, soyumdan olanları da (iman, istikamet ve ibadetten ayırma). Rabbimiz, duamı kabul buyur (amacımı ve ihtiyacımı gerçekleştir.)”

  • 14:41 İbrahim: 41

    رَبَّنَا اغْفِرْ لٖي وَلِوَالِدَيَّ وَلِلْمُؤْمِنٖينَ يَوْمَ يَقُومُ الْحِسَابُ۟

    “Rabbimiz, hesap için (mahşere) kalkılacağı gün, beni, anne-babamı ve mü’minleri bağışla (ve cennetine eriştir).”

  • 15:51 Hicr: 51

    وَنَبِّئْهُمْ عَنْ ضَيْفِ اِبْرٰهٖيمَۢ

    Onlara İbrahim'in konuklarından da haber ver (ki, düşünüp ders alanlara önemli şeyler hatırlatır).

  • 15:52 Hicr: 52

    اِذْ دَخَلُوا عَلَيْهِ فَقَالُوا سَلَامًاۜ قَالَ اِنَّا مِنْكُمْ وَجِلُونَ

    (Onun) Yanına girdiklerinde "Selam" demişlerdi. O da: "Biz sizin (garip halinizden çekinip) ürküntü duymaktayız” demişti.

  • 15:53 Hicr: 53

    قَالُوا لَا تَوْجَلْ اِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَامٍ عَلٖيمٍ

    Dediler ki: "Korkma biz sana bilgin (ve seçkin) bir erkek çocuk müjdelemekteyiz. (Bunun için geldik.)"

  • 15:54 Hicr: 54

    قَالَ اَبَشَّرْتُمُونٖي عَلٰٓى اَنْ مَسَّنِيَ الْكِبَرُ فَبِمَ تُبَشِّرُونَ

    Dedi ki: “Bana ihtiyarlık gelip-çökmüşken mi (böyle hayret verici şekilde) beni müjdeleyip (bu haberi vermektesiniz?) Beni ne (acayip bir şey) ile müjdelemektesiniz?”

  • 15:55 Hicr: 55

    قَالُوا بَشَّرْنَاكَ بِالْحَقِّ فَلَا تَكُنْ مِنَ الْقَانِطٖينَ

    Dediler ki: “Seni (Rabbinden ikram edilen bir) gerçekle müjdeledik; sakın umut kesenlerden olmayasın.”

  • 15:56 Hicr: 56

    قَالَ وَمَنْ يَقْنَطُ مِنْ رَحْمَةِ رَبِّهٖٓ اِلَّا الضَّٓالُّونَ

    Dedi ki: “Zaten dalâlete kayan (sapkınlardan) başka kim Rabbinin rahmetinden umut kesip (kuşkuya kapılır)?”

  • 15:57 Hicr: 57

    قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ اَيُّهَا الْمُرْسَلُونَ

    (İbrahim) Dedi ki: "Ey elçiler, (bunun dışında, diğer) işiniz ve göreviniz nedir? (Niye geldiniz?)"

  • 15:58 Hicr: 58

    قَالُٓوا اِنَّٓا اُرْسِلْنَٓا اِلٰى قَوْمٍ مُجْرِمٖينَۙ

    Dediler ki: "Gerçekte biz, (azıtıp sapkınlaşmış) suçlu-günahkâr olan bir topluluğa (helak için) gönderildik."

  • 15:59 Hicr: 59

    اِلَّٓا اٰلَ لُوطٍۜ اِنَّا لَمُنَجُّوهُمْ اَجْمَعٖينَۙ

    "Ancak Lut ailesi(nden kendisine sadık iki kızı mücrimlerden) değildir; (çünkü) biz (iman ve güzel ahlâk sahibi kimselerin) hepsini (ve her devirde) muhakkak kurtarıvereceğiz."

  • 15:60 Hicr: 60

    اِلَّا امْرَاَتَهُ قَدَّرْنَٓاۙ اِنَّهَا لَمِنَ الْغَابِرٖينَ۟

    “Fakat (Hz. Lut’un) karısı hariçtir. (Onu kurtaracaklarımızın dışında bırakıvereceğiz. Çünkü) O geride kalan (ve fasıklarla işbirliği yapan) birisidir. (Bu nedenle azaba uğramasını) takdir ettik!"

  • 16:120 Nahl: 120

    اِنَّ اِبْرٰهٖيمَ كَانَ اُمَّةً قَانِتًا لِلّٰهِ حَنٖيفًاۜ وَلَمْ يَكُ مِنَ الْمُشْرِكٖينَۙ

    Gerçek şu ki: İbrahim (AS tek başına) bir ümmetti; Allah’a bütünüyle ve gönülden yönelip itaat eden (Ganit=Halis, teslimiyetli ve hizmet ehli) bir Hanif’ti (muvahhid ve önder bir mü’mindi, mevcut bâtıl düşünce ve düzeni hoş görüp muhafaza etmezdi), ve asla müşriklerden olmuş değildi. (Zalim sistemlere ve yöneticilere boyun eğmemiş, tek başına mücadeleye girişmişti.)

  • 16:121 Nahl: 121

    شَاكِرًا لِاَنْعُمِهِۜ اِجْتَبٰيهُ وَهَدٰيهُ اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَقٖيمٍ

    (Hz. İbrahim) O'nun nimetlerine şükrediciydi. (Allah da) Onu seçti ve doğru yola iletti.

  • 16:122 Nahl: 122

    وَاٰتَيْنَاهُ فِي الدُّنْيَا حَسَنَةًۜ وَاِنَّهُ فِي الْاٰخِرَةِ لَمِنَ الصَّالِحٖينَۜ

    Ve Biz ona dünyada bir iyilik ve güzellik verdik; şüphesiz o, ahirette de salih kimselerdendir. (Önemli mertebenin sahibidir.)

  • 16:123 Nahl: 123

    ثُمَّ اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ اَنِ اتَّبِعْ مِلَّةَ اِبْرٰهٖيمَ حَنٖيفًاۜ وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكٖينَ

    (Ey Resulüm!) Sonra Sana şöyle vahyettik: Dosdoğru (Hakk ve hayır) yoluna yönelen İbrahim’in (temiz ve aziz) dinine uy! Ki o hiçbir şekilde müşriklerden olmuş değildi. (Ama Hz. İbrahim’in Dini üzere olduklarını söyleyen Yahudi ve Hristiyanların ve hatta Müslümanların bir kısmı şirke düşmüşlerdir.)

  • 19:41 Meryem: 41

    وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ اِبْرٰهٖيمَۜ اِنَّهُ كَانَ صِدّٖيقًا نَبِيًّا

    Kitap'ta İbrahim'i de zikret, ki gerçekten o, sıddık (Hakkı hemen ve gönülden onaylayan ve doğruluktan asla ayrılmayan) bir peygamberdi.

  • 19:42 Meryem: 42

    اِذْ قَالَ لِاَبٖيهِ يَٓا اَبَتِ لِمَ تَعْبُدُ مَا لَا يَسْمَعُ وَلَا يُبْصِرُ وَلَا يُغْنٖي عَنْكَ شَيْـًٔا

    (İbrahim) Hani o zaman babasına: “Ey babacığım! İşitmeyen, görmeyen ve sana bir fayda eriştiremeyen (ihtiyaç duyduğun herhangi bir şeyi temin edemeyen) nesnelere niye tapıyorsun?” demişti.

  • 19:43 Meryem: 43

    يَٓا اَبَتِ اِنّٖي قَدْ جَٓاءَنٖي مِنَ الْعِلْمِ مَا لَمْ يَأْتِكَ فَاتَّبِعْنٖٓي اَهْدِكَ صِرَاطًا سَوِيًّا

    "Babacığım, gerçek şu ki bana, sana gelmeyen (ve bilemeyeceğin İlahi) bir ilim geldi. Artık bana tâbi ol, ki seni düzgün ve doğru bir yola eriştireyim."

  • 19:44 Meryem: 44

    يَٓا اَبَتِ لَا تَعْبُدِ الشَّيْطَانَۜ اِنَّ الشَّيْطَانَ كَانَ لِلرَّحْمٰنِ عَصِيًّا

    "Babacığım, şeytana kulluk etme (onun vesvese ve dürtülerini yerine getirme); kuşkusuz şeytan, Rahman (olan Allah)a başkaldıran bir asidir."

  • 19:45 Meryem: 45

    يَٓا اَبَتِ اِنّٖٓي اَخَافُ اَنْ يَمَسَّكَ عَذَابٌ مِنَ الرَّحْمٰنِ فَتَكُونَ لِلشَّيْطَانِ وَلِيًّا

    "Babacığım, gerçekten ben, (bu Hakk davetime uymazsan) sana Rahman tarafından bir azabın dokunacağından (ve lanete uğrayacağından) korkuyorum, ki o zaman şeytanın velisi (destekçisi ve takipçisi) oluverirsin."

  • 19:46 Meryem: 46

    قَالَ اَرَاغِبٌ اَنْتَ عَنْ اٰلِهَتٖي يَٓا اِبْرٰهٖيمُۚ لَئِنْ لَمْ تَنْتَهِ۬ لَاَرْجُمَنَّكَ وَاهْجُرْنٖي مَلِيًّا

    (Babası) Demişti ki: "İbrahim, sen benim ilahlarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer (bu tutumuna) bir son vermeyecek olursan andolsun, seni taşa tutarım; (haydi) uzun bir süre benden uzaklaş, (bir yerlere) git."

  • 19:47 Meryem: 47

    قَالَ سَلَامٌ عَلَيْكَۚ سَاَسْتَغْفِرُ لَكَ رَبّٖيۜ اِنَّهُ كَانَ بٖي حَفِيًّا

    (İbrahim:) "Selam (emniyet ve hidayet) üzerine olsun (babacığım), senin için Rabbimden bağışlanma dileyeceğim, çünkü O, bana pek Lütufkârdır" dedi.

  • 19:48 Meryem: 48

    وَاَعْتَزِلُكُمْ وَمَا تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَاَدْعُوا رَبّٖيۘ عَسٰٓى اَلَّٓا اَكُونَ بِدُعَٓاءِ رَبّٖي شَقِيًّا

    (İbrahim: "Ben artık) Sizden ve Allah’tan başka taptıklarınızdan kopup-ayrılıyorum ve Rabbime dua ediyorum. Umulur ki, Rabbime dua etmekle mutsuz olmayacağım (niyazım kabul edilecektir)” dedi.

  • 19:49 Meryem: 49

    فَلَمَّا اعْتَزَلَهُمْ وَمَا يَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِۙ وَهَبْنَا لَهُٓ اِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَۜ وَكُلًّا جَعَلْنَا نَبِيًّا

    (Hz. İbrahim) Vaktâki, onlardan ve Allah'tan başka taptıklarından ayrılıp-uzaklaşınca (ve sadece Rabbine sığınınca) ona İshak'ı ve (oğlu) Yakub'u bağışladık ve her birini peygamber yaptık.

  • 19:50 Meryem: 50

    وَوَهَبْنَا لَهُمْ مِنْ رَحْمَتِنَا وَجَعَلْنَا لَهُمْ لِسَانَ صِدْقٍ عَلِيًّا۟

    Onlara rahmetimizden armağan(lar) bağışladık ve onlar için yüce bir doğruluk dili (medh-ü sena edilen şerefli insanlar) kıldık. (Hayırla ve hürmetle anılmalarını sağladık.)

  • 19:58 Meryem: 58
    ساجد
    Secde

    اُو۬لٰٓئِكَ الَّذٖينَ اَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ مِنَ النَّبِيّٖنَ مِنْ ذُرِّيَّةِ اٰدَمَ وَمِمَّنْ حَمَلْنَا مَعَ نُوحٍۘ وَمِنْ ذُرِّيَّةِ اِبْرٰهٖيمَ وَاِسْرَٓاءٖيلَ وَمِمَّنْ هَدَيْنَا وَاجْتَبَيْنَاۜ اِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُ الرَّحْمٰنِ خَرُّوا سُجَّدًا وَبُكِيًّا

    İşte bunlar; kendilerine Allah'ın nimet verdiği peygamberlerdendir; Adem'in sülbünden, Nuh ile birlikte (gemide) taşıdıklarımız (insan nesillerin)den, İbrahim ve İsrail’in (Yakub peygamberin) sülalesinden, doğru yola eriştirdiklerimizden ve seçtiklerimizdendirler. Onlara Rahman (olan Allah')ın ayetleri okunduğunda, ağlayarak secdeye kapanıverirlerdi.

  • 21:51 Enbiya: 51

    وَلَقَدْ اٰتَيْنَٓا اِبْرٰهٖيمَ رُشْدَهُ مِنْ قَبْلُ وَكُنَّا بِهٖ عَالِمٖينَۚ

    Andolsun, bundan önce İbrahim'e de rüşdünü (nübüvvet yetkisini) vermiştik ve Biz onu (doğruyu seçme yeteneğinde olduğunu) bilenlerdik.

  • 21:52 Enbiya: 52

    اِذْ قَالَ لِاَبٖيهِ وَقَوْمِهٖ مَا هٰذِهِ التَّمَاثٖيلُ الَّتٖٓي اَنْتُمْ لَهَا عَاكِفُونَ

    (İbrahim) Hani babasına ve kavmine demişti ki: “Sizin, karşılarında bel büküp eğilmekte olduğunuz bu temsili heykeller nedir? (Kendi elinizle yontup yaptığınız cansız ve akılsız putlara tapınmak ne büyük cehalettir!)”

  • 21:53 Enbiya: 53

    قَالُوا وَجَدْنَٓا اٰبَٓاءَنَا لَهَا عَابِدٖينَ

    (Onlar ise:) “Biz atalarımızı (öteden beri) bunlara tapıyor bulduk (biz de geleneklere uyup öyle yapıyoruz, sen işimize karışma)” demişlerdi.

  • 21:54 Enbiya: 54

    قَالَ لَقَدْ كُنْتُمْ اَنْتُمْ وَاٰبَٓاؤُ۬كُمْ فٖي ضَلَالٍ مُبٖينٍ

    (Hz. İbrahim) Dedi ki: “Andolsun, siz ve atalarınız apaçık bir sapkınlık içindesiniz.”

  • 21:55 Enbiya: 55

    قَالُٓوا اَجِئْتَنَا بِالْحَقِّ اَمْ اَنْتَ مِنَ اللَّاعِبٖينَ

    (Müşrikler de ona) “Sen bize (daha) haklı (hayırlı ve dünyamız için yararlı bir şey) mi getirdin, yoksa (bizimle) oyun oynayıp (dalga mı geçmektesin)?” diye (çıkışıvermişlerdi).

  • 21:56 Enbiya: 56

    قَالَ بَلْ رَبُّكُمْ رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ الَّذٖي فَطَرَهُنَّۘ وَاَنَا۬ عَلٰى ذٰلِكُمْ مِنَ الشَّاهِدٖينَ

    (İbrahim) “Evet!” dedi. “Doğrusu sizin (gerçek ve tek) Rabbiniz göklerin ve yerin Rabbidir, onları (ve tüm mahlûkatı) Kendisi yaratmıştır ve ben de buna şehadet edenlerdenim.”

  • 21:57 Enbiya: 57

    وَتَاللّٰهِ لَاَكٖيدَنَّ اَصْنَامَكُمْ بَعْدَ اَنْ تُوَلُّوا مُدْبِرٖينَ

    (Ve içinden şöyle geçirdi:) “Andolsun Allah’a ki, sizler arkanızı dönüp gittikten sonra, ben sizin putlarınıza muhakkak bir tuzak tertipleyeceğim.” (Putlara tapan ve bu cansız heykellerden medet uman kavminin sapkınlığını ve akılsızlığını onlara göstermek üzere Hz. İbrahim, yaptıkları putlarına bir keyd/hile ve oyun düzenlemişti.)

  • 21:58 Enbiya: 58

    فَجَعَلَهُمْ جُذَاذًا اِلَّا كَبٖيرًا لَهُمْ لَعَلَّهُمْ اِلَيْهِ يَرْجِعُونَ

    Ardından o (Hz. İbrahim), sadece büyükleri hariç olmak üzere onları (bütün putlarını balyozla) paramparça etti; (gafillerin dikkatini çekmek ve cehaletlerini göstermek üzere) belki müracaat edip ona başvururlar diye (büyüklerine ilişmedi).

  • 21:59 Enbiya: 59

    قَالُوا مَنْ فَعَلَ هٰذَا بِاٰلِهَتِنَٓا اِنَّهُ لَمِنَ الظَّالِمٖينَ

    (Müşrikler gelip bu durumu görünce) “Bunu tanrılarımıza kim ve nasıl yaptı? Mutlaka o bize zulüm (ve hakaret) edenlerden birisidir” diye (kuduruvermişlerdi.)

  • 21:60 Enbiya: 60

    قَالُوا سَمِعْنَا فَتًى يَذْكُرُهُمْ يُقَالُ لَهُٓ اِبْرٰهٖيمُۜ

    (İçlerinden birileri) “Kendisine İbrahim denilen bir gencin bunları diline doladığını işittik (herhalde onun işidir)” demişlerdi.

  • 21:61 Enbiya: 61

    قَالُوا فَأْتُوا بِهٖ عَلٰٓى اَعْيُنِ النَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَشْهَدُونَ

    (Hiddetlenip) Dediler ki: “Öyleyse, onu (İbrahim’i tutup) insanların gözü önüne (meydan yerine) getirin ki, ona (nasıl bir ceza vereceğimize) şahit olup görsünler.”

  • 21:62 Enbiya: 62

    قَالُٓوا ءَاَنْتَ فَعَلْتَ هٰذَا بِاٰلِهَتِنَا يَٓا اِبْرٰهٖيمُۜ

    (Sonunda onu bulup getirdiler ve) Dediler ki: “Ey İbrahim, bunu ilahlarımıza sen mi yaptın?”

  • 21:63 Enbiya: 63

    قَالَ بَلْ فَعَلَهُۗ كَبٖيرُهُمْ هٰذَا فَسْـَٔلُوهُمْ اِنْ كَانُوا يَنْطِقُونَ

    (İbrahim) “Hayır” dedi. (Büyük putu göstererek) “Belki bu yapmıştır, (baksanıza) bu onların en kalıplısıdır; eğer konuşabiliyorsa ona sorun (yanıtlasın).”

  • 21:64 Enbiya: 64

    فَرَجَعُٓوا اِلٰٓى اَنْفُسِهِمْ فَقَالُٓوا اِنَّكُمْ اَنْتُمُ الظَّالِمُونَۙ

    (Hz. İbrahim, cansız ve kendilerini korumaktan bile aciz putlara tapınmanın ahmaklık olduğunu hatırlatınca) Bunun üzerine (kavmi bir anlık) kendi vicdanlarına (nefislerinin ön yargısız manevi tartılarına) başvurdular da; (içlerindeki ses:) “Gerçek şu ki, zalim (ve beyinsiz) olanlar (asıl) sizlersiniz!” diyerek (kafaları dank etmeye başlamıştı).

  • 21:65 Enbiya: 65

    ثُمَّ نُكِسُوا عَلٰى رُؤُ۫سِهِمْۚ لَقَدْ عَلِمْتَ مَا هٰٓؤُ۬لَٓاءِ يَنْطِقُونَ

    (Ama) Sonra, yine (iblisin ve nefislerinin teşvikiyle tekrar) tepeleri üstüne (eski bâtıl inanç ve iddialarına) geri döndüler (ve dediler ki): “Andolsun, bunların konuşamayacaklarını sen de bilirsin. (Ey İbrahim, dalga geçmenin sırası mı?)”

  • 21:66 Enbiya: 66

    قَالَ اَفَتَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مَا لَا يَنْفَعُكُمْ شَيْـًٔا وَلَا يَضُرُّكُمْۜ

    (Hz. İbrahim) Dedi ki: “O halde, Allah'ı bırakıp da, (bunlar gibi) sizlere (asla) yararı olmayan ve zararı dokunmayan şeylere mi tapıyorsunuz?”

  • 21:67 Enbiya: 67

    اُفٍّ لَكُمْ وَلِمَا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ

    “Yuh olsun size ve Allah'tan başka ibadet ettiğiniz (putlara ve tağutlara)! Siz hiç aklınızı kullanmıyor musunuz?”

  • 21:68 Enbiya: 68

    قَالُوا حَرِّقُوهُ وَانْصُرُٓوا اٰلِهَتَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ فَاعِلٖينَ

    (Kâfirler hiddetlenip) Dediler ki: “Eğer (bir şey) yapacaksanız (ve İbrahim’den intikam alacaksanız), onu (yakalayıp) yakın ve ilahlarınıza yardımda bulunun (da öçlerini alın!)” (Âleme de ibret olsun diyerek korkunç bir ateş hazırlayıp, Hz. İbrahim’i mancınıkla dehşetli alevlerin içine fırlatmışlardı.)

  • 21:69 Enbiya: 69

    قُلْنَا يَا نَارُ كُونٖي بَرْدًا وَسَلَامًا عَلٰٓى اِبْرٰهٖيمَۙ

    (Biz ise) “Ey ateş! İbrahim’e karşı serin ve selamet ol!” buyurmuş (ve İbrahim’i kurtarmıştık. Çılgın ateş yığınlarını, tatlı su kaynaklarına ve ferahlatıcı havuz başlarına çevirip, zalimlerin tuzaklarını boşa çıkarmıştık.)

  • 21:70 Enbiya: 70

    وَاَرَادُوا بِهٖ كَيْدًا فَجَعَلْنَاهُمُ الْاَخْسَرٖينَۚ

    Böylece ona (zalimler İbrahim Aleyhisselam’a) bir düzen (tuzak) kurmak istediler, fakat Biz onları daha çok hüsrana uğrayanlar kıldık.

  • 21:71 Enbiya: 71

    وَنَجَّيْنَاهُ وَلُوطًا اِلَى الْاَرْضِ الَّتٖي بَارَكْنَا فٖيهَا لِلْعَالَمٖينَ

    (Sonunda İbrahim’i) Onu ve Lut'u kurtarıp içinde, âlemler (insanlık) için bereketler kıldığımız yere (ülkeye-Filistin’e) ulaştırdık.

  • 21:72 Enbiya: 72

    وَوَهَبْنَا لَهُٓ اِسْحٰقَۜ وَيَعْقُوبَ نَافِلَةًۜ وَكُلًّا جَعَلْنَا صَالِحٖينَ

    (Ardından hicret ettiği Filistin’de) Ona İshak'ı armağan ettik, üstüne de (hibe ve hediye olarak) Yakub’u (verdik); her birini salihlerden kıldık.

  • 21:73 Enbiya: 73

    وَجَعَلْنَاهُمْ اَئِمَّةً يَهْدُونَ بِاَمْرِنَا وَاَوْحَيْنَٓا اِلَيْهِمْ فِعْلَ الْخَيْرَاتِ وَاِقَامَ الصَّلٰوةِ وَاٖيتَٓاءَ الزَّكٰوةِۚ وَكَانُوا لَنَا عَابِدٖينَۙ

    Onları (Hz. İbrahim ve evlatlarını), Bizim emrimizle hidayete vesile olan (ibadet ve istikamet yoluna çağıran) imamlar (ve önderler) kıldık ve onlara hayırlı işler yapmayı, namaz kılmayı, zekât dağıtmayı vahyedip (uygulattık). Onlar (sadece samimiyetle) Bize ibadet eden (seçkin kullarımızdı.)

  • 22:26 Hacc: 26

    وَاِذْ بَوَّأْنَا لِاِبْرٰهٖيمَ مَكَانَ الْبَيْتِ اَنْ لَا تُشْرِكْ بٖي شَيْـًٔا وَطَهِّرْ بَيْتِيَ لِلطَّٓائِفٖينَ وَالْقَٓائِمٖينَ وَالرُّكَّعِ السُّجُودِ

    Hani Biz İbrahim’e Evin (Kâbe’nin) yerini belirtip (inşaatına) hazırladığımız zaman (şöyle emretmiştik): “Bana hiçbir şeyi ortak koşma (ibadet ve dini hizmetlerinde riya ve istismara kalkışma!); tavaf yapanlar, kıyama duranlar (veya itikâfa oturanlar), rükûa ve sücuda varanlar için Evimi tertemiz tut;” (burası kutsal beytimdir.)

  • 22:27 Hacc: 27

    وَاَذِّنْ فِي النَّاسِ بِالْحَجِّ يَأْتُوكَ رِجَالًا وَعَلٰى كُلِّ ضَامِرٍ يَأْتٖينَ مِنْ كُلِّ فَجٍّ عَمٖيقٍۙ

    “İnsanlar içinde Haccı ilan et. (Hacc organizelerini tertip ve teşvik et) Ki; gerek yaya olarak gerekse çok uzak yollardan, yorgun düşmüş (çeşitli) binekler (kullanarak) sana (Beytullah’a) gelsinler.” (Böylece Haccın; dini, ilmi, içtimai, ahlâki, insani, kültürel ve iktisadi yararlarını görsünler.)

  • 22:43 Hacc: 43

    وَقَوْمُ اِبْرٰهٖيمَ وَقَوْمُ لُوطٍۙ

    İbrahim'in kavmi ve Lut'un kavmi de (yalanlayıp isyana kalkışmışlardı);

  • 22:78 Hacc: 78

    وَجَاهِدُوا فِي اللّٰهِ حَقَّ جِهَادِهٖۜ هُوَ اجْتَبٰيكُمْ وَمَا جَعَلَ عَلَيْكُمْ فِي الدّٖينِ مِنْ حَرَجٍۜ مِلَّةَ اَبٖيكُمْ اِبْرٰهٖيمَۜ هُوَ سَمّٰيكُمُ الْمُسْلِمٖينَ مِنْ قَبْلُ وَفٖي هٰذَا لِيَكُونَ الرَّسُولُ شَهٖيدًا عَلَيْكُمْ وَتَكُونُوا شُهَدَٓاءَ عَلَى النَّاسِۚ فَاَقٖيمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَ وَاعْتَصِمُوا بِاللّٰهِۜ هُوَ مَوْلٰيكُمْۚ فَنِعْمَ الْمَوْلٰى وَنِعْمَ النَّصٖيرُ

    Ve (özellikle) Allah için O’nun uğrunda (ve O’nun rızasına uygun tarzda, Adil Düzen kurup zulmü ve kötülüğü kaldırmak amacıyla) hakkıyla cihad edin! Ki, O (hidayet ve şuur verip) sizi seçmiş ve dinde size hiçbir güçlük yüklememiştir, atanız İbrahim'in dini(nde olduğu gibi). O (Allah) bundan daha önceki (Hakk kitaplarda) da, bunda (Kur'an'da) da sizi “Müslümanlar” olarak isimlendirdi ki; Resul (Hz. Muhammed Aleyhisselam) sizin üzerinize şahit (örnek ve rehber) olsun, siz de insanlar üzerine şahitler (örnek ve öncü mü’minler) olasınız diye. Artık dosdoğru namazı kılın, zekâtı verin ve Allah'a (Kur’an’a) sıkıca sarılın ki, O sizin Mevlâ’nızdır, (sahibiniz ve sığınağınızdır.) O ne güzel (ve mükemmel bir) Mevlâ(dır) ve ne güzel (ve mükemmel bir) Yardımcı(dır. Zafere ve başarılı neticeye ulaştırıcıdır… Ah bir bilseniz!..)

  • 26:69 Şuarâ: 69

    وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَاَ اِبْرٰهٖيمَۢ

    Onlara İbrahim'in haberini de aktar-oku:

  • 26:70 Şuarâ: 70

    اِذْ قَالَ لِاَبٖيهِ وَقَوْمِهٖ مَا تَعْبُدُونَ

    Hani (Hz. İbrahim) babasına ve kavmine: “Siz neye kulluk ediyorsunuz?” diye (sormuştu).

  • 26:71 Şuarâ: 71

    قَالُوا نَعْبُدُ اَصْنَامًا فَنَظَلُّ لَهَا عَاكِفٖينَ

    Onlar da demişlerdi ki: “Putlara tapıyoruz, bunun için sürekli onların önünde bel büküp eğiliyoruz.”

  • 26:72 Şuarâ: 72

    قَالَ هَلْ يَسْمَعُونَكُمْ اِذْ تَدْعُونَۙ

    (Hz. İbrahim:) “Peki, dua ettiğiniz zaman onlar sizi duyuyor mu?”

  • 26:73 Şuarâ: 73

    اَوْ يَنْفَعُونَكُمْ اَوْ يَضُرُّونَ

    “Ya da size bir yararları veya zararları dokunuyor mu?” diye (sormuştu).

  • 26:74 Şuarâ: 74

    قَالُوا بَلْ وَجَدْنَٓا اٰبَٓاءَنَا كَذٰلِكَ يَفْعَلُونَ

    “Hayır!” dediler. “Biz atalarımızı böyle yaparlarken bulduk. (Onları taklit edip bu yolu tuttuk.)”

  • 26:75 Şuarâ: 75

    قَالَ اَفَرَاَيْتُمْ مَا كُنْتُمْ تَعْبُدُونَۙ

    (İbrahim) Dedi ki: “Şimdi, neye tapmakta olduğunuzu (anlayıp) gördünüz mü? (Böyle saçmalık ve sapkınlık olur mu?)”

  • 26:76 Şuarâ: 76

    اَنْتُمْ وَاٰبَٓاؤُ۬كُمُ الْاَقْدَمُونَ

    “Hem siz, hem de eski atalarınız (aklını ve vicdanını kullanmayan bir topluluksunuz!)”

  • 26:77 Şuarâ: 77

    فَاِنَّهُمْ عَدُوٌّ لٖٓي اِلَّا رَبَّ الْعَالَمٖينَۙ

    “(Bütün putlar ve tağutlar) İşte bunlar, gerçekten benim düşmanımdırlar; yalnızca âlemlerin Rabbi hariç. (Benim dostum sadece O’dur.)”

  • 26:78 Şuarâ: 78

    اَلَّذٖي خَلَقَنٖي فَهُوَ يَهْدٖينِۙ

    “Ki beni yaratan ve bana hidayet veren (her konuda en doğruyu ve en uygunu öğreten İslam’a yönelten) O’dur;”

  • 26:79 Şuarâ: 79

    وَالَّذٖي هُوَ يُطْعِمُنٖي وَيَسْقٖينِۙ

    “Bana yediren ve içiren O’dur;”

  • 26:80 Şuarâ: 80

    وَاِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْفٖينِۖ

    “Hastalandığım zaman bana şifa veren O’dur;”

  • 26:81 Şuarâ: 81

    وَالَّذٖي يُمٖيتُنٖي ثُمَّ يُحْيٖينِۙ

    “Beni öldürecek, sonra diriltecek olan da O’dur;”

  • 26:82 Şuarâ: 82

    وَالَّذٖٓي اَطْمَعُ اَنْ يَغْفِرَ لٖي خَطٖٓيـَٔتٖي يَوْمَ الدّٖينِۜ

    “(Ahirette) Din (hesap ve ceza) günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum da O’dur;”

  • 26:83 Şuarâ: 83

    رَبِّ هَبْ لٖي حُكْمًا وَاَلْحِقْنٖي بِالصَّالِحٖينَۙ

    “(Ey) Rabbim, bana hüküm (adaleti yürütme ve hikmetli düşünme yeteneği) bağışla ve beni salih kullarına kat.”

  • 26:84 Şuarâ: 84

    وَاجْعَلْ لٖي لِسَانَ صِدْقٍ فِي الْاٰخِرٖينَۙ

    “(Bundan) Sonra gelecek (nesil)ler arasında bana bir doğruluk dili (lisan-ı sıdk) ver. (Kıyamete kadar beni hayırla andır.)”

  • 26:85 Şuarâ: 85

    وَاجْعَلْنٖي مِنْ وَرَثَةِ جَنَّةِ النَّعٖيمِۙ

    “Beni nimetlerle-donatılmış cennetin mirasçılarından kıl.”

  • 26:86 Şuarâ: 86

    وَاغْفِرْ لِاَبٖٓي اِنَّهُ كَانَ مِنَ الضَّٓالّٖينَۙ

    “Babamı da bağışla, çünkü o şaşırıp sapanlardandır.”

  • 26:87 Şuarâ: 87

    وَلَا تُخْزِنٖي يَوْمَ يُبْعَثُونَۙ

    “Ve beni (insanların) diriltilecekleri gün (hatalarımı açığa vurup) küçük düşürme (Allah’ım).”

  • 26:88 Şuarâ: 88

    يَوْمَ لَا يَنْفَعُ مَالٌ وَلَا بَنُونَۙ

    “O gün ne mal ne de çocuklar bir yarar sağlamayacaktır.”

  • 26:89 Şuarâ: 89

    اِلَّا مَنْ اَتَى اللّٰهَ بِقَلْبٍ سَلٖيمٍۜ

    “Ancak Allah'a tertemiz bir kalple (halis niyetle ve salih amelle) gelenler bunun dışındadır.”

  • 29:16 Ankebut: 16

    وَاِبْرٰهٖيمَ اِذْ قَالَ لِقَوْمِهِ اعْبُدُوا اللّٰهَ وَاتَّقُوهُۜ ذٰلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ

    Hani İbrahim de kavmine demişti ki: "(Sadece) Allah'a kulluk edin ve O'ndan (Allah’a itirazdan ve azabından) sakının, eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır."

  • 29:18 Ankebut: 18

    وَاِنْ تُكَذِّبُوا فَقَدْ كَذَّبَ اُمَمٌ مِنْ قَبْلِكُمْۜ وَمَا عَلَى الرَّسُولِ اِلَّا الْبَلَاغُ الْمُبٖينُ

    “Yok eğer (Hakkı ve uyarılarımızı) yalanlarsanız, sizden önceki ümmetler de (elçilerin çağrısını) yalanlamış (ve belalarını bulmuş)lardı. Elçiye düşen ise, sadece açık bir tebliğdir.” (İman edip etmediğiniz ondan sorulmayacaktır.)

  • 29:24 Ankebut: 24

    فَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِهٖٓ اِلَّٓا اَنْ قَالُوا اقْتُلُوهُ اَوْ حَرِّقُوهُ فَاَنْجٰيهُ اللّٰهُ مِنَ النَّارِۜ اِنَّ فٖي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ

    Bunun üzerine kavminin (ve Nemrut kâfirinin İbrahim’e) cevapları sadece: “Onu hemen ya öldürüp (ortadan kaldırın) veya (ateşte) yakın!” demek oldu. Ama buna rağmen Allah onu (yakılan dehşetli) ateşten (koruyup) kurtardı. Şüphesiz bunda, iman eden bir kavim için ayetler vardır.

  • 29:25 Ankebut: 25

    وَقَالَ اِنَّمَا اتَّخَذْتُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اَوْثَانًاۙ مَوَدَّةَ بَيْنِكُمْ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۚ ثُمَّ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ يَكْفُرُ بَعْضُكُمْ بِبَعْضٍ وَيَلْعَنُ بَعْضُكُمْ بَعْضًاۘ وَمَأْوٰيكُمُ النَّارُ وَمَا لَكُمْ مِنْ نَاصِرٖينَۗ

    (İbrahim) Dedi ki: “Siz gerçekten, Allah'ı bırakıp; dünya hayatında aranızda (geçici ve değersiz) bir sevgi-bağı(na ve çıkar ittifakına vesile) olarak putları (ve tabulaştırdığınız şahısları ilahlar) edindiniz. Sonra kıyamet günü, sizler kiminiz kiminizi inkâr edip-tanımayacak ve birbirinize lanet okuyacaksınız! Sizin barınma yeriniz ateştir ve hiçbir yardımcınız bulunmayacaktır.”

  • 29:26 Ankebut: 26

    فَاٰمَنَ لَهُ لُوطٌۢ وَقَالَ اِنّٖي مُهَاجِرٌ اِلٰى رَبّٖيۜ اِنَّهُ هُوَ الْعَزٖيزُ الْحَكٖيمُ

    Bunun üzerine (önce ve sadece) Lut, ona (Hz. İbrahim’e) iman edip dedi ki: “Gerçekten ben, Rabbime hicret edeceğim (gaflet, cehalet ve rezaletten uzaklaşıp Hakka ve hayra yöneleceğim). Çünkü şüphesiz O, Güçlü ve Üstün olandır, Hüküm ve Hikmet sahibidir.”

  • 29:27 Ankebut: 27

    وَوَهَبْنَا لَهُٓ اِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَ وَجَعَلْنَا فٖي ذُرِّيَّتِهِ النُّبُوَّةَ وَالْكِتَابَ وَاٰتَيْنَاهُ اَجْرَهُ فِي الدُّنْيَاۚ وَاِنَّهُ فِي الْاٰخِرَةِ لَمِنَ الصَّالِحٖينَ

    (Ardından) Biz ona (İbrahim Aleyhisselam’a) İshak'ı ve Yakub’u da (bağışlayıp) armağan ettik ve onun soyundan (seçtiklerimize) peygamberlik ve kitabı (ikram ve ihsan olarak) gönderdik; ona dünyada da ecrini (ve şerefini) verdik. Şüphesiz o, ahirette de salih olanlardandır, (iyilik ve cennet ehlidir.)

  • 29:31 Ankebut: 31

    وَلَمَّا جَٓاءَتْ رُسُلُنَٓا اِبْرٰهٖيمَ بِالْبُشْرٰىۙ قَالُٓوا اِنَّا مُهْلِكُٓوا اَهْلِ هٰذِهِ الْقَرْيَةِۚ اِنَّ اَهْلَهَا كَانُوا ظَالِمٖينَۚ

    (Hani bu inkâr ve ahlâksızlıklar üzerine) Bizim elçilerimiz (insan suretli meleklerimiz) İbrahim'e bir müjde ile geldikleri zaman dediler ki: "Gerçek şu ki, biz (eşcinselliği yapan ve yaygınlaştıran) şu bölgenin halkını helak edip yıkıma uğratacağız. Çünkü onun halkı gerçekten zalim (ve sapkın) olan kimselerdir."

  • 29:32 Ankebut: 32

    قَالَ اِنَّ فٖيهَا لُوطًاۜ قَالُوا نَحْنُ اَعْلَمُ بِمَنْ فٖيهَاۘ لَنُنَجِّيَنَّهُ وَاَهْلَهُٓ اِلَّا امْرَاَتَهُۘ كَانَتْ مِنَ الْغَابِرٖينَ

    (Hz. İbrahim) Dedi ki: “Ama onun içinde Lut da vardır!.. (Bu masum insanların durumu ne olacaktır?” Melekler) Dediler ki: “Orada kimin olduğunu biz daha iyi biliriz. Kendi karısı dışında, onu ve ailesini elbette kurtaracağız. O (karısı ise) arkada kalacak olanlardan birisidir.” (Çünkü rezillerle işbirlikçidir!)

  • 33:7 Ahzâb: 7

    وَاِذْ اَخَذْنَا مِنَ النَّبِيّٖنَ مٖيثَاقَهُمْ وَمِنْكَ وَمِنْ نُوحٍ وَاِبْرٰهٖيمَ وَمُوسٰى وَعٖيسَى ابْنِ مَرْيَمَۖ وَاَخَذْنَا مِنْهُمْ مٖيثَاقًا غَلٖيظًاۙ

    Hani o vakit Biz peygamberlerden (tebliğ görevini yapmak üzere misak ahitlerini) kesin sözlerini almıştık; (ki özellikle) Senden, Nuh'tan, İbrahim'den, Musa'dan ve Meryem oğlu İsa'dan; (evet) Biz onların (hepsinden) sapasağlam bir söz almıştık. (Küfür ve kötülükle cihad ve her türlü baskı ve barbarlığa sebat ettikleri ve “azimet=kararlılık” gösterdikleri için bu beş peygamber “Ulü’l-AZİM” sayılmıştır.)

  • 37:83 Sâffât: 83

    وَاِنَّ مِنْ شٖيعَتِهٖ لَاِبْرٰهٖيمَۢ

    Doğrusu İbrahim de (onun soyunun) bir kolundandı. (Hz. Nuh'un şiasındandı, yani Hakk yolunun taraftarıydı.)

  • 37:84 Sâffât: 84

    اِذْ جَٓاءَ رَبَّهُ بِقَلْبٍ سَلٖيمٍ

    Hani o, Rabbine arınmış (selim) bir kalp ile gelmiş (O’nun rahmet ve inayetine sığınmıştı).

  • 37:85 Sâffât: 85

    اِذْ قَالَ لِاَبٖيهِ وَقَوْمِهٖ مَاذَا تَعْبُدُونَۚ

    O zaman babasına ve kavmine demişti ki: "Sizler neye tapıyorsunuz?"

  • 37:86 Sâffât: 86

    اَئِفْكًا اٰلِهَةً دُونَ اللّٰهِ تُرٖيدُونَۜ

    "Birtakım uydurma yalanlar için mi Allah'tan başka ilahlar istiyorsunuz?"

  • 37:87 Sâffât: 87

    فَمَا ظَنُّكُمْ بِرَبِّ الْعَالَمٖينَ

    “Âlemlerin Rabbi hakkındaki zannınız (ve kanaatiniz) nedir? (Nasıl sapıtıyorsunuz?)”

  • 37:88 Sâffât: 88

    فَنَظَرَ نَظْرَةً فِي النُّجُومِۙ

    (Hz. İbrahim, bir küfür bayramına katılmamak için) Yıldızlara bir göz atmış (ve şöyle bir plan yapmış)tı.

  • 37:89 Sâffât: 89

    فَقَالَ اِنّٖي سَقٖيمٌ

    (Ardından) “Ben, doğrusu hastayım!” diyerek (çevreme sataşmak ve saldırmak arzusu duymaktayım! gibi sözler etmeye başlamıştı. “Ben ruhen rahatsızım” deyip garip davranışlar sergilemesi, kâfir ve gafil kavmini oradan uzaklaştırmak için bir hile ve tuzaktı.)

  • 37:90 Sâffât: 90

    فَتَوَلَّوْا عَنْهُ مُدْبِرٖينَ

    Bunun üzerine (çevresindekiler) arkalarını dönerek ondan kaçıp uzaklaşmışlardı.

  • 37:91 Sâffât: 91

    فَرَاغَ اِلٰٓى اٰلِهَتِهِمْ فَقَالَ اَلَا تَأْكُلُونَۚ

    Derken gizlice onların (puthanesine girip sahte) ilahlarına sokularak: "Yemek yemiyor musunuz?" diye (takılmıştı).

  • 37:92 Sâffât: 92

    مَا لَكُمْ لَا تَنْطِقُونَ

    (Hayret nasıl aciz ilahlarsınız!) "Size ne oluyor ki konuşmuyorsunuz?" (diye çıkışmıştı.)

  • 37:93 Sâffât: 93

    فَرَاغَ عَلَيْهِمْ ضَرْبًا بِالْيَمٖينِ

    Nihayet, bir yolunu bulup onların üstüne yürüyerek, sağ eliyle bir darbe indirip (hepsini kırmaya başlamıştı).

  • 37:94 Sâffât: 94

    فَاَقْبَلُٓوا اِلَيْهِ يَزِفُّونَ

    Çok geçmeden (halkı birbirine karışmış ve intikam şehvetiyle hırçınlaşmış durumda bir hışımla) kendisine doğru yönelip gelmiş (ve gördükleri manzara karşısında şaşkınlığa uğramışlardı).

  • 37:95 Sâffât: 95

    قَالَ اَتَعْبُدُونَ مَا تَنْحِتُونَۙ

    (Hz. İbrahim) Dedi ki: “Yontmakta olduğunuz (kendi eliniz ve fikrinizle uydurup meşhur yaptığınız) şeylere mi tapınmaktasınız? (Bu ne akılsız ve aşağılık bir davranıştır!)”

  • 37:96 Sâffât: 96

    وَاللّٰهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ

    “Oysa sizi de yapmakta olduğunuz her şeyi (ve hareketlerinizi) de Allah yaratmıştır (yaratmaktadır).”

  • 37:97 Sâffât: 97

    قَالُوا ابْنُوا لَهُ بُنْيَانًا فَاَلْقُوهُ فِي الْجَحٖيمِ

    (Bunun üzerine kâfirler ve zalimler) Dediler ki: “(İbrahimi düşüncenin ve İslami değerlerin kökünü kurutmak üzere) Onun için (özel) bir bina (fırlatıcı mancınık) yapın ve kendisini hemen (ateş ve azabın) içine atın!”

  • 37:98 Sâffât: 98

    فَاَرَادُوا بِهٖ كَيْدًا فَجَعَلْنَاهُمُ الْاَسْفَلٖينَ

    Böylelikle ona bir tuzak hazırlamak istediler. Oysa Biz, onları aşağılanıp alçaltılmışlar kılmıştık (ve planlarını boşa çıkarmıştık.)

  • 37:99 Sâffât: 99

    وَقَالَ اِنّٖي ذَاهِبٌ اِلٰى رَبّٖي سَيَهْدٖينِ

    (Ateşten kurtulan Hz. İbrahim) Dedi ki: “Ben Rabbime gidiyorum. O beni (hidayete ve hedefime) ulaştıracaktır.”

  • 37:100 Sâffât: 100

    رَبِّ هَبْ لٖي مِنَ الصَّالِحٖينَ

    (İbrahim:) "Rabbim, bana salihlerden (olan bir çocuk) armağan et" (diye yalvardı).

  • 37:101 Sâffât: 101

    فَبَشَّرْنَاهُ بِغُلَامٍ حَلٖيمٍ

    Biz de onu halim bir çocukla müjdeledik. (Duasını boşa çıkarmadık.)

  • 37:102 Sâffât: 102

    فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ السَّعْيَ قَالَ يَا بُنَيَّ اِنّٖٓي اَرٰى فِي الْمَنَامِ اَنّٖٓي اَذْبَحُكَ فَانْظُرْ مَاذَا تَرٰىۜ قَالَ يَٓا اَبَتِ افْعَلْ مَا تُؤْمَرُۘ سَتَجِدُنٖٓي اِنْ شَٓاءَ اللّٰهُ مِنَ الصَّابِرٖينَ

    (Çocuk) Onun yanında koşma (ve hafiften iş tutma) çağına eriştiğinde (Hz. İbrahim oğlu İsmail’e:) "Yavrucuğum,” dedi. “Ben rüyamda seni boğazlayıp (kurban ettiğimi görüyorum, şimdi bak düşün); görüşün nedir? (Söyle!” diye sorunca oğlu İsmail) Dedi ki: "Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah, beni sabredenlerden bulacaksın."

  • 37:103 Sâffât: 103

    فَلَمَّٓا اَسْلَمَا وَتَلَّهُ لِلْجَبٖينِۚ

    Vaktâki (baba-oğul) ikisi de (Allah’ın hükmüne) teslim olup, (Hz. İbrahim, İsmail’i kurban etmek üzere) onu şakağı üstüne yan yatırıverdi.

  • 37:104 Sâffât: 104

    وَنَادَيْنَاهُ اَنْ يَٓا اِبْرٰهٖيمُۙ

    Biz ona: "Ey İbrahim!" diye seslendik.

  • 37:105 Sâffât: 105

    قَدْ صَدَّقْتَ الرُّءْيَاۚ اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنٖينَ

    "Gerçekten sen, rüyana sadakat gösterdin (Allah’a va’adini yerine getirdin). Şüphesiz Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz" dedik.

  • 37:106 Sâffât: 106

    اِنَّ هٰذَا لَهُوَ الْبَلٰٓؤُ۬ا الْمُبٖينُ

    Doğrusu bu, apaçık bir ibtila idi (ve Hz. İbrahim bu zor imtihanı geçmişti).

  • 37:107 Sâffât: 107

    وَفَدَيْنَاهُ بِذِبْحٍ عَظٖيمٍ

    Ve ona büyük bir kurbanı fidye (oğlu İsmail’i kesmekten kurtuluş bedeli) olarak gönderdik.

  • 37:108 Sâffât: 108

    وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْاٰخِرٖينَ

    Sonra (kıyamete kadar) gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir ün) bırakıverdik. (Her kurban dolayısıyla hatırasını yad ettirdik.)

  • 37:109 Sâffât: 109

    سَلَامٌ عَلٰٓى اِبْرٰهٖيمَ

    İbrahim'e selam olsun (ki o sadık ve sağlam duranlardandı).

  • 37:110 Sâffât: 110

    كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنٖينَ

    Biz, muhsinleri (en sevdiklerini Allah için verenleri) böyle mükâfatlandırırız.

  • 37:111 Sâffât: 111

    اِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنٖينَ

    Şüphesiz o, Bizim (tam) mü'min (ve emin) olan kullarımızdandı.

  • 37:112 Sâffât: 112

    وَبَشَّرْنَاهُ بِاِسْحٰقَ نَبِيًّا مِنَ الصَّالِحٖينَ

    Biz ona, salihlerden bir peygamber olarak (oğlu) İshak'ı da müjdeleyip (gönlünü yatıştırdık).

  • 37:113 Sâffât: 113

    وَبَارَكْنَا عَلَيْهِ وَعَلٰٓى اِسْحٰقَۜ وَمِنْ ذُرِّيَّتِهِمَا مُحْسِنٌ وَظَالِمٌ لِنَفْسِهٖ مُبٖينٌ۟

    Ona ve İshak'a bereketler verdik (kendilerini mübarek kıldık). İkisinin soyundan, ihsanda bulunan (muhsin olan iman ve iyilik ehli) de vardır, (ama) açıkça kendi nefsine zulmeden (küfür ve kötülüğe düşenler) de (vardır).

  • 38:45 Sâd: 45

    وَاذْكُرْ عِبَادَنَٓا اِبْرٰهٖيمَ وَاِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَ اُو۬لِي الْاَيْدٖي وَالْاَبْصَارِ

    (Katımızdan) Güç ve basiret sahibi olan kullarımız(dan) İbrahim’i, İshak’ı ve Yakub’u da (ibret ve hikmetle) hatırla.

  • 38:46 Sâd: 46

    اِنَّٓا اَخْلَصْنَاهُمْ بِخَالِصَةٍ ذِكْرَى الدَّارِۚ

    Gerçekten Biz onları (ve elbette her asırdaki sadık ve sağlam Müslümanları) tam bir hulusiyetle (samimiyet ve gayretle) YURDU düşünüp-anan (dünyada bağımsız memleket şuuru, ahirette ise cennet huzuru ve arzusu taşıyan) ihlas sahipleri kıldık.

  • 38:47 Sâd: 47

    وَاِنَّهُمْ عِنْدَنَا لَمِنَ الْمُصْطَفَيْنَ الْاَخْيَارِ

    Ve gerçekten onlar, Bizim katımızda seçkinlerden ve en hayırlı (iyilik ehli sayılan)lardandı.

  • 42:13 Şûrâ: 13

    شَرَعَ لَكُمْ مِنَ الدّٖينِ مَا وَصّٰى بِهٖ نُوحًا وَالَّذٖٓي اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ وَمَا وَصَّيْنَا بِهٖٓ اِبْرٰهٖيمَ وَمُوسٰى وَعٖيسٰٓى اَنْ اَقٖيمُوا الدّٖينَ وَلَا تَتَفَرَّقُوا فٖيهِۜ كَبُرَ عَلَى الْمُشْرِكٖينَ مَا تَدْعُوهُمْ اِلَيْهِۜ اَللّٰهُ يَجْتَبٖٓي اِلَيْهِ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَهْدٖٓي اِلَيْهِ مَنْ يُنٖيبُ

    O (Allah): "Dini dosdoğru (uygulayıp) ayakta tutuverin ve onda ayrılığa düşmeyin (Dinin hiçbir hükmünü artık gereksiz ve geçersiz görmeyin)", diye Nuh'a vasiyet ettiğini ve Sana vahyettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya vasiyet ettiğimizi (şimdi) sizin için de şeriat kılıvermiştir. (Böylece Din ve Düzen esaslarını belirlemiştir ki; Kur’an bir şeriat ve hukuk nizamının temel prensiplerini de içermektedir. Her çağın ihtiyaçlarına uygun yeni kanun ve kurumlar bu değişmez ölçülere göre belirlenecektir.) Ancak, Senin kendilerini çağırdığın şey (Kur’an hükümleri), müşriklere büyük (bir sıkıntı ve) ağır gelmektedir. Allah, dilediğini (ve liyakat göstereni) Kendisine (ibadet ve hizmetine) seçer (İslami istikamette bir araya getirir) ve içten Kendisine yöneleni hidayete erdirir.

  • 43:26 Zuhruf: 26

    وَاِذْ قَالَ اِبْرٰهٖيمُ لِاَبٖيهِ وَقَوْمِهٖٓ اِنَّنٖي بَرَٓاءٌ مِمَّا تَعْبُدُونَۙ

    Hani İbrahim babasına ve kendi kavmine demişti ki: "Şüphesiz ben, sizin taptıklarınızdan uzağım."

  • 43:27 Zuhruf: 27

    اِلَّا الَّذٖي فَطَرَنٖي فَاِنَّهُ سَيَهْدٖينِ

    "(Ancak) Beni yaratan (Rabbim) başkadır. İşte O beni hidayete yöneltip-iletecek" (ve doğru yola ulaştıracaktır.)

  • 51:24 Zâriyât: 24

    هَلْ اَتٰيكَ حَدٖيثُ ضَيْفِ اِبْرٰهٖيمَ الْمُكْرَمٖينَۢ

    Sana İbrahim’in ikram sunulup ağırlanan (melek) konuklarının haberi geldi mi?

  • 51:25 Zâriyât: 25

    اِذْ دَخَلُوا عَلَيْهِ فَقَالُوا سَلَامًاۜ قَالَ سَلَامٌۚ قَوْمٌ مُنْكَرُونَ

    Hani yanına girdiklerinde: “Selam” demişlerdi. O da: “Selam” demişti. (İçinden de; bunlar, haklarında bilgim olmayan) Yabancı bir grup (diye geçirmişti).

  • 51:26 Zâriyât: 26

    فَرَاغَ اِلٰٓى اَهْلِهٖ فَجَٓاءَ بِعِجْلٍ سَمٖينٍۙ

    Hemen (onlara sezdirmeden) ailesine giderek (misafirin yemeğini acele edip), çok geçmeden (pişirilmiş) semiz bir buzağı ile (geri) gelmişti.

  • 51:27 Zâriyât: 27

    فَقَرَّبَهُٓ اِلَيْهِمْ قَالَ اَلَا تَأْكُلُونَۘ

    Derken (sofrayı) onlara yaklaştırıp (ikram etmiş) ve “Yemez misiniz?” (buyurun) demişti.

  • 51:28 Zâriyât: 28

    فَاَوْجَسَ مِنْهُمْ خٖيفَةًۜ قَالُوا لَا تَخَفْۜ وَبَشَّرُوهُ بِغُلَامٍ عَلٖيمٍ

    (Melekler yemeyince) Bunun üzerine (İbrahim’in) içine bir tür korku (ve kuşku) düşüvermişti. (Onlar ise) "Korkma" demişler ve onu bilgin bir erkek çocukla müjdelemişlerdi.

  • 51:29 Zâriyât: 29

    فَاَقْبَلَتِ امْرَاَتُهُ فٖي صَرَّةٍ فَصَكَّتْ وَجْهَهَا وَقَالَتْ عَجُوزٌ عَقٖيمٌ

    Böylece (bunları duyan) karısı çığlıklar atarak dönüvermiş ve (hayretle) yüzüne vurarak: "(Benim gibi) Kısır, yaşlı bir kadın (mı doğum yapacakmış)?” demişti.

  • 51:30 Zâriyât: 30

    قَالُوا كَذٰلِكِۙ قَالَ رَبُّكِۜ اِنَّهُ هُوَ الْحَكٖيمُ الْعَلٖيمُ

    Dediler ki: "Evet öyledir. (Çünkü bunu) Senin Rabbin (buyurup) söylemiştir. Şüphesiz O, Hüküm ve Hikmet sahibidir, (her şeyi hakkıyla) Bilendir."

  • 51:31 Zâriyât: 31

    قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ اَيُّهَا الْمُرْسَلُونَ

    (İbrahim onlara) Dedi ki: "Şu halde sizin asıl işiniz (ve isteğiniz) nedir, ey elçiler?"

  • 51:32 Zâriyât: 32

    قَالُٓوا اِنَّٓا اُرْسِلْنَٓا اِلٰى قَوْمٍ مُجْرِمٖينَۙ

    Dediler ki; "Doğrusu biz, suçlu-günahkâr bir kavme (Lut’u dinlemeyenlere) gönderildik."

  • 51:33 Zâriyât: 33

    لِنُرْسِلَ عَلَيْهِمْ حِجَارَةً مِنْ طٖينٍۙ

    "Üzerlerine pişmiş çamurdan (iyice sertleşip kaskatı kesilmiş kurşun gibi) taşlar yağdırmak için."

  • 51:34 Zâriyât: 34

    مُسَوَّمَةً عِنْدَ رَبِّكَ لِلْمُسْرِفٖينَ

    (Öyle ki bu taşların her biri) Rabbinin katında haddini aşıp ölçüyü taşıran (sapkınlar, ahlâksızlar, Firavun ve Nemrutlar ve onların zulmüne fetva veren çağdaş Bel’am ve Münafıklar için) ‘herkese ayrı ayrı (ve isim isim)’ işaretlenip damgalanmış (kahredici mucize mermiler yerindedir). [Not: Bu ayette geçen “her bir şahsa ait olmak üzere işaretlenmiş taş mermiler” ifadesi yüksek teknoloji eseri ve belirlenmiş hedefine kilitli “akıllı silahların” varlığına ve ileride kullanılacağına da işarettir.]

  • 51:35 Zâriyât: 35

    فَاَخْرَجْنَا مَنْ كَانَ فٖيهَا مِنَ الْمُؤْمِنٖينَۚ

    Bu arada (Lut kavminin yurdundan) orada mü’minlerden kim varsa (ayırıp) çıkarıverdik.

  • 51:36 Zâriyât: 36

    فَمَا وَجَدْنَا فٖيهَا غَيْرَ بَيْتٍ مِنَ الْمُسْلِمٖينَۚ

    (Ama) Ne var ki orada, Müslümanlardan (taraf) olan (ve eşcinselliğe karşı çıkan sadece) bir (tek) evden başkasını bulabilmiş (değildik. Neme lazım deyip bu ahlâksızlığa seyirci kalanları da helak ettik!)

  • 53:37 Necm: 37

    وَاِبْرٰهٖيمَ الَّذٖي وَفّٰىۙ

    Ve (ahdine) vefa gösteren İbrahim'in (sahifelerinde) olan (İsrailoğullarına gelmedi mi ki bu Yahudi dönmesi münafıklar böylesine hıyanete yönelmektedir?)

  • 57:26 Hadid: 26

    وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا نُوحًا وَاِبْرٰهٖيمَ وَجَعَلْنَا فٖي ذُرِّيَّتِهِمَا النُّبُوَّةَ وَالْكِتَابَ فَمِنْهُمْ مُهْتَدٍۚ وَكَثٖيرٌ مِنْهُمْ فَاسِقُونَ

    Andolsun, Biz Nuh'u ve İbrahim'i de (elçi olarak) gönderdik, peygamberliği ve kitabı da onların soylarında(n ehil ve emin kimselere lütfetmeye karar) kılıverdik. Buna rağmen, onlardan (Adem ve Nuh oğullarından) sadece bir kısmı hidayet (ve istikamet) üzereydi, (ama) çoğunluğu fasık (ve facir) kimselerdi. (Yani şeytan yoluna gitmişlerdi ve gideceklerdi.)

  • 60:4 Mümtehine: 4

    قَدْ كَانَتْ لَكُمْ اُسْوَةٌ حَسَنَةٌ فٖٓي اِبْرٰهٖيمَ وَالَّذٖينَ مَعَهُۚ اِذْ قَالُوا لِقَوْمِهِمْ اِنَّا بُرَءٰٓؤُ۬ا مِنْكُمْ وَمِمَّا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِۘ كَفَرْنَا بِكُمْ وَبَدَا بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمُ الْعَدَاوَةُ وَالْبَغْضَٓاءُ اَبَدًا حَتّٰى تُؤْمِنُوا بِاللّٰهِ وَحْدَهُٓ اِلَّا قَوْلَ اِبْرٰهٖيمَ لِاَبٖيهِ لَاَسْتَغْفِرَنَّ لَكَ وَمَٓا اَمْلِكُ لَكَ مِنَ اللّٰهِ مِنْ شَيْءٍۜ رَبَّنَا عَلَيْكَ تَوَكَّلْنَا وَاِلَيْكَ اَنَبْنَا وَاِلَيْكَ الْمَصٖيرُ

    (Ey mü’minler! Hz.) İbrahim’de ve onunla beraber (hareket edenlerde) sizin için (şöyle) güzel bir örnek vardır; hani onlar kendi (sapkın ve azgın) kavimlerine demişlerdi ki: Biz sizlerden ve Allah’tan gayrı tapındığınız (her şeyden ve herkesten) uzağız!.. (Böylece) Sizi (sisteminizi ve bâtıl düşüncelerinizi) tanımayıp inkâr etmiş bulunmaktayız! Artık sizinle (her türlü teslis akidesinden, şirkten ve zulümden vazgeçip); Allah’a “Bir” olarak (Cenab-ı Hakkın; Zatında, İcadatında (her şeyi hiç yoktan yaratmasında), İcraatında ve Şeriatında asla eşi ve şeriki olmadığı gerçeğini kavrayıp) iman edinceye (ve herkesin temel insan haklarını gözetinceye) kadar, aramızda ebedi bir düşmanlık ve kin tutmaklık (ayrılık ve aykırılık) baş göstermiştir. Ancak İbrahim'in babasına: "Sana bağışlanma dileyeceğim, ama Allah'tan gelecek herhangi bir şeye karşı senin için (yardım etmeye) gücüm yetmez" demesi hariçtir. (Ki sonrasında bundan da menedilmiştir. Artık mü’minlere gereken:) “Ey Rabbimiz, biz ancak Sana tevekkül ettik ve 'içtenlikle Sana yöneldik.' Dönüş Sanadır” (diye dua etmektir).

  • 87:19 A'lâ: 19

    صُحُفِ اِبْرٰهٖيمَ وَمُوسٰى

    İbrahim'in ve Musa'nın sahifelerinde (de yazılıdır).