• 7:97 A'raf: 97

    Peki o ülkelerin halkı (ve bugünkü gaflet ve dalâlet toplulukları), geceleri uyurken, (aniden) onlara zorlu azabımızın gelmeyeceğinden güvende miydiler?

  • 7:98 A'raf: 98

    Ya da o ülkelerin halkı (ve bu çağın insanları), kuşluk vakti (işe güce ve) eğlenceye dalmışken, onlara zorlu azabımızın (tekrar) gelmeyeceğinden nasıl emindiler?

  • 7:99 A'raf: 99

    (Ve yine) Onlar, Allah'ın (türlü) tuzağından güvence mi (almışlardı?) Allah'ın (zalim ve hain kavme) bir tuzak kurmasından, hüsrana uğrayan bir topluluktan başkası (akılsızca kendilerini) güvende saymazlardı.

  • 12:107 Yusuf: 107

    (Yoksa) Bunlar, kendilerini çepeçevre kuşatıp (kahrolmalarını sağlayacak) Allah'ın azabından (kapsamlı bir felaketin) gelivermesinden, veya hiç haberleri yokken kıyametin onlara apansız yetişip (kahretmesinden) kendilerini güvende mi hissetmektedirler?

  • 27:89 Neml: 89

    (Böylece) Kim (ahirette Allah’ın huzuruna) iyilikle (iman ve salih amellerle) gelirse, artık kendisine daha hayırlısı vardır (iyilik ve ibadetlerinin karşılığı fazlasıyla verilecektir). Ve onlar, o günün dehşetli korkusuna karşı güvenlik içindedirler.

  • 28:31 Kasas: 31

    Ve (bu dediklerimin doğruluğuna alâmet olmak üzere) “Asanı (atıp yere) bırak! (O canlanıp hareket edecektir” şeklinde vahyedilmişti. Hz. Musa asasını yere attıktan hemen sonra) Onun aniden bir yılan gibi kıvrılıp hareket ettiğini görünce, arkasına dönüp bakmaksızın kaçmaya yeltenmişti. (Kendisine) “Ey Musa, (geri) dön ve korkuya kapılma. Şüphesiz (artık) sen (tarafımızdan) güvenliğe eriştirilenlerdensin” (denilmişti.)

  • 28:57 Kasas: 57

    (İslami hüküm ve hakikatler işlerine gelmeyen inkârcılar ve münafıklar) Dediler ki: (Evet Sen haklısın ve doğru yoldasın, ama) “Eğer Seninle birlikte (aynen ve alenen) hidayete uyacak olursak; yerimizden ve yurdumuzdan (bâtıl ve zalim düzen içindeki saygın konumumuzdan) çekilip kopartılıveririz (makam ve menfaatimizden mahrum ediliriz)!” Oysa Biz onları, Kendi katımızdan bir rızık olarak her şeyin ürününün aktarılıp toplandığı, güvenli bir Harem'de (Mekke ve Medine’de) yerleşik kılmış değil miydik? Fakat onların çoğu (yaratılış gayelerini) bilmeyen (cahil ve gafil kimselerdir).

  • 41:40 Fussilet: 40

    Ayetlerimiz konusunda (yalanlama ve yamultma amacıyla) doğruluktan sapanlar (ve çarpıtma yorum yapanlar) Bize gizli değildir. O halde kıyamet gününde ateşe atılan mı, yoksa güven içinde gelip (huzurumuza çıkan) mı daha iyidir (ve hayırlı kimsedir)? Artık dilediğinizi yapın. O, yaptıklarınızı görmekte (ve sürekli kaydettirmekte)dir.

  • 7:97 A'raf: 97

    اَفَاَمِنَ اَهْلُ الْقُرٰٓى اَنْ يَأْتِيَهُمْ بَأْسُنَا بَيَاتًا وَهُمْ نَٓائِمُونَۜ

    Peki o ülkelerin halkı (ve bugünkü gaflet ve dalâlet toplulukları), geceleri uyurken, (aniden) onlara zorlu azabımızın gelmeyeceğinden güvende miydiler?

  • 7:98 A'raf: 98

    اَوَاَمِنَ اَهْلُ الْقُرٰٓى اَنْ يَأْتِيَهُمْ بَأْسُنَا ضُحًى وَهُمْ يَلْعَبُونَ

    Ya da o ülkelerin halkı (ve bu çağın insanları), kuşluk vakti (işe güce ve) eğlenceye dalmışken, onlara zorlu azabımızın (tekrar) gelmeyeceğinden nasıl emindiler?

  • 7:99 A'raf: 99

    اَفَاَمِنُوا مَكْرَ اللّٰهِۚ فَلَا يَأْمَنُ مَكْرَ اللّٰهِ اِلَّا الْقَوْمُ الْخَاسِرُونَ۟

    (Ve yine) Onlar, Allah'ın (türlü) tuzağından güvence mi (almışlardı?) Allah'ın (zalim ve hain kavme) bir tuzak kurmasından, hüsrana uğrayan bir topluluktan başkası (akılsızca kendilerini) güvende saymazlardı.

  • 12:107 Yusuf: 107

    اَفَاَمِنُٓوا اَنْ تَأْتِيَهُمْ غَاشِيَةٌ مِنْ عَذَابِ اللّٰهِ اَوْ تَأْتِيَهُمُ السَّاعَةُ بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ

    (Yoksa) Bunlar, kendilerini çepeçevre kuşatıp (kahrolmalarını sağlayacak) Allah'ın azabından (kapsamlı bir felaketin) gelivermesinden, veya hiç haberleri yokken kıyametin onlara apansız yetişip (kahretmesinden) kendilerini güvende mi hissetmektedirler?

  • 27:89 Neml: 89

    مَنْ جَٓاءَ بِالْحَسَنَةِ فَلَهُ خَيْرٌ مِنْهَاۚ وَهُمْ مِنْ فَزَعٍ يَوْمَئِذٍ اٰمِنُونَ

    (Böylece) Kim (ahirette Allah’ın huzuruna) iyilikle (iman ve salih amellerle) gelirse, artık kendisine daha hayırlısı vardır (iyilik ve ibadetlerinin karşılığı fazlasıyla verilecektir). Ve onlar, o günün dehşetli korkusuna karşı güvenlik içindedirler.

  • 28:31 Kasas: 31

    وَاَنْ اَلْقِ عَصَاكَۜ فَلَمَّا رَاٰهَا تَهْتَزُّ كَاَنَّهَا جَٓانٌّ وَلّٰى مُدْبِرًا وَلَمْ يُعَقِّبْۜ يَا مُوسٰٓى اَقْبِلْ وَلَا تَخَفْ۠ اِنَّكَ مِنَ الْاٰمِنٖينَ

    Ve (bu dediklerimin doğruluğuna alâmet olmak üzere) “Asanı (atıp yere) bırak! (O canlanıp hareket edecektir” şeklinde vahyedilmişti. Hz. Musa asasını yere attıktan hemen sonra) Onun aniden bir yılan gibi kıvrılıp hareket ettiğini görünce, arkasına dönüp bakmaksızın kaçmaya yeltenmişti. (Kendisine) “Ey Musa, (geri) dön ve korkuya kapılma. Şüphesiz (artık) sen (tarafımızdan) güvenliğe eriştirilenlerdensin” (denilmişti.)

  • 28:57 Kasas: 57

    وَقَالُٓوا اِنْ نَتَّبِعِ الْهُدٰى مَعَكَ نُتَخَطَّفْ مِنْ اَرْضِنَاۜ اَوَلَمْ نُمَكِّنْ لَهُمْ حَرَمًا اٰمِنًا يُجْبٰٓى اِلَيْهِ ثَمَرَاتُ كُلِّ شَيْءٍ رِزْقًا مِنْ لَدُنَّا وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ

    (İslami hüküm ve hakikatler işlerine gelmeyen inkârcılar ve münafıklar) Dediler ki: (Evet Sen haklısın ve doğru yoldasın, ama) “Eğer Seninle birlikte (aynen ve alenen) hidayete uyacak olursak; yerimizden ve yurdumuzdan (bâtıl ve zalim düzen içindeki saygın konumumuzdan) çekilip kopartılıveririz (makam ve menfaatimizden mahrum ediliriz)!” Oysa Biz onları, Kendi katımızdan bir rızık olarak her şeyin ürününün aktarılıp toplandığı, güvenli bir Harem'de (Mekke ve Medine’de) yerleşik kılmış değil miydik? Fakat onların çoğu (yaratılış gayelerini) bilmeyen (cahil ve gafil kimselerdir).

  • 41:40 Fussilet: 40

    اِنَّ الَّذٖينَ يُلْحِدُونَ فٖٓي اٰيَاتِنَا لَا يَخْفَوْنَ عَلَيْنَاۜ اَفَمَنْ يُلْقٰى فِي النَّارِ خَيْرٌ اَمْ مَنْ يَأْتٖٓي اٰمِنًا يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ اِعْمَلُوا مَا شِئْتُمْۙ اِنَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصٖيرٌ

    Ayetlerimiz konusunda (yalanlama ve yamultma amacıyla) doğruluktan sapanlar (ve çarpıtma yorum yapanlar) Bize gizli değildir. O halde kıyamet gününde ateşe atılan mı, yoksa güven içinde gelip (huzurumuza çıkan) mı daha iyidir (ve hayırlı kimsedir)? Artık dilediğinizi yapın. O, yaptıklarınızı görmekte (ve sürekli kaydettirmekte)dir.