-
2:57
Bakara: 57
(Ey Beni İsrail, hani Mısır'dan çıktıktan sonra) Bulutları üzerinize gölge yapıp (sizleri kavurucu çöl ortamında serinletmiş) ve size (gökten hazır) kudret helvası ve bıldırcın (eti) indirmiş, “Size rızık olarak verdiklerimizin (bu en lezizinden ve) temizinden yiyin” (demiştik). Ama onlar (isyan ve nankörlüğe yönelmekle) Bize zulmetmediler, lâkin kendi nefislerine zulmetmiş olmaktalardı.
-
2:210
Bakara: 210
Onlar, ille de bulut gölgeleri içinde Allah'ın (azabının) meleklerle onlara gelmesini ve (azap) emrinin (hemen) gerçekleşmesini (ve işlerinin bitirilmesini) mi gözlüyorlar? Oysa bütün işler Allah'a dönmektedir.
-
4:57
Nisa: 57
İman edip (İslam’a ve insanlığa uygun) salih amellerde bulunanları ise; altından ırmaklar (ve havuzlu şelaleler) akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere yerleştireceğiz. Onda (cennet ortamında) onlar için tertemiz kılınmış eşler var (edilmiştir). Ve onları, 'ne sıcak ne soğuk, tam kararında gölgeliklere' (sonsuz ve kusursuz güzelliklere) sokup (sevindireceğiz).
-
7:160
A'raf: 160
Biz onları (İsrailoğullarını) ayrı ayrı oymaklar (kabile ve torunlar) halinde on iki topluluk (ümmet-aşiret) olarak ayırdık. Kavmi kendisinden (ihtiyaç duydukları) su(yu) istediğinde ise Musa'ya: "Asan'la taşa vur!" diye vahyedip (uyardık). Ondan hemen on iki pınar sızıp-fışkırdı; böylece her bir insan topluluğu kendi su içecekleri yeri (çeşmeyi) öğrenmiş durumdaydı. (Ayrıca İsrailoğullarının) Üzerlerine bulutla gölge çekip (aşırı sıcaktan rahatlattık) ve onlara (gökten her gün iki öğün) kudret helvası ile (hazır pişmiş) bıldırcın (kızartması) indirip (hayatlarını kolaylaştırdık. Sonra da onlara:) "Size rızık olarak verdiklerimizin (helâl ve) temiz olanlarından yiyin (sakın nankörlük etmeyin” diye hatırlattık. Ama yine de itiraz ve isyan etmekle) Onlar Bize zulmetmedi, ancak kendi nefislerine zulmediyorlardı.
-
7:171
A'raf: 171
Hani bir zamanlar (kudretimizi göstermek ve onları ikaz etmek üzere) dağı (Tûr-i Sina’yı), sanki bir gölgelikmiş gibi (yerden yükseltip, bir mucize olarak Yahudilerin) üzerlerine kaldırmıştık. Onlar ise neredeyse tepelerine düşecek (ve hepsi ezilecek) sanmışlardı. (Onlara:) "Size verdiklerimize (İlahi emir ve hükümlerimize) sımsıkı sarılın ve onda (kitapta) olanı (sürekli) düşünüp hatırlayın ki, (küfür ve kötülükten) sakınasınız" (demiştik).
-
13:15
Ra'd: 15
Secde
(Unutmayınız ki) Göklerde ve yerde her ne varsa -isteyerek de olsa, istemeyerek de olsa- (hepsi) Allah'a secde etmektedirler (ve O’nun hükmüne boyun eğmektedirler). Sabah akşam gölgeleri de (O'na secde halindedir. Her şey Allah’ın tayin ve takdir ettiği hizmet üzerindedir.)
-
13:35
Ra'd: 35
(İşte) Takva sahiplerine va’ad edilen cennetin misali (şöyledir); onun altından ırmaklar (ve şelaleler) akmakta, yemişleri ve gölgelikleri (havuzlu bahçeleri ve çiçekleri) sürekli (huzur ve mutluluk sunmaktadır). Bu (Allah’tan) korkup (küfür, zulüm ve kötülükten) sakınanların (kutlu) sonudur, inkâr edenlerin sonu ise ateştir (azaptır).
-
16:48
Nahl: 48
(O inkârcı akılsızlar) Allah'ın (hiç ortada yok iken) herhangi bir şeyden (moleküllerden, hücrelerden ve elementlerden) yarattığına (canlı-cansız harika varlıklara) bakmıyorlar mı? Ki onların gölgeleri küçülerek sağdan ve soldan Allah'a secde eder vaziyette dönmektedirler.
-
16:81
Nahl: 81
Allah, sizin için yarattığı şeylerden (ağaçlardan ve çadırlardan) gölgelikler hazırladı. Dağlarda da sizin için barınaklar-siperler yaptı; sizi sıcaktan koruyacak elbiseler, sizi savaşınızda (zorluklara karşı) koruyacak (zırhlı) giyimlikler de var edip sağladı. İşte O, üzerinizdeki nimetini böyle tamamlamaktadır, umulur ki (Allah’ın dinine) teslim olursunuz (ve Müslümanca yaşarsınız diye bütün bunları yarattı).
-
25:45
Furkan: 45
Görmedin mi Rabbin, gölgeyi nasıl uzatıvermektedir? Eğer dilemiş olsaydı onu durgun (yerinde sabit) yapardı. (Hem) Sonra Biz Güneş’i ona (sadece) bir delil (vesile) kılmışızdır. (Güneş olmasaydı gölge anlaşılamazdı.)
-
26:189
Şuarâ: 189
Böylece onu yalanlayıp (küfür ve kötülükte azgınlaştılar); nihayet onları o gölgelik (sandıkları gazap bulutları) gününün azabı yakalayıverdi. Gerçekten o, büyük (ve korkunç) bir günün azabıydı (ve bunu hak etmişlerdi. Yağmur getirecek sandıkları bulutlardan Allah üzerlerine her şeyi yakıp kül eden ateş döküvermişti)!
-
28:24
Kasas: 24
Bunun üzerine (Musa) hemen (müdahale edip) onların sürülerini suladı, sonra yine gölgeye çekilerek: “Rabbim, doğrusu bana indireceğin-göndereceğin her hayra muhtacım, (burada garip ve sahipsiz durumdayım)” diye (dua etti.)
-
35:21
Fâtır: 21
Gölge ile hararet (sıcaklık) da (aynı sayılamaz.)
-
36:56
Yâsin: 56
Kendileri ve eşleri, (huzur ve güven verici) gölgelikler altındaki tahtlar üzerinde kurulup yaslanmış vaziyettedirler.
-
56:30
Vâkıa: 30
Yayılıp-uzanmış gölgeler (köşkler ve yeşillikler ortamı),
-
56:43
Vâkıa: 43
Ve kapkara dumandan, karanlık bir gölge içinde (kıvranıp duracaklardır).
-
76:14
İnsan: 14
(Meyvelerin) Gölgeleri onlara pek yakındır ve devşirilmeleri kolaylaştırıldıkça kolaylaştırılmıştır. (Mü’minlerin cennette “ol!” dedikleri olacaktır!)
-
77:30
Mürselât: 30
Haydi, (kâfirler, zalimler ve münafık kimseler için hazırlanmış, kapkara bulutlar gibi aldatıcı) üç çatallı bir gölgeye (azap ve alev bölgesine) fırlatılıp takılın (cehenneme atılın ve katlanın)!
-
77:31
Mürselât: 31
(Ki orası) Ne gölge altında barındıracak, ne (yakıcı) alevden koruyacaktır.
-
77:41
Mürselât: 41
Şüphesiz müttaki olanlar ise, (cennetlerdeki) gölgeliklerde ve pınar başlarındadırlar;
-
2:57
Bakara: 57
وَظَلَّلْنَا عَلَيْكُمُ الْغَمَامَ وَاَنْزَلْنَا عَلَيْكُمُ الْمَنَّ وَالسَّلْوٰىۜ كُلُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْۜ وَمَا ظَلَمُونَا وَلٰكِنْ كَانُٓوا اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ
(Ey Beni İsrail, hani Mısır'dan çıktıktan sonra) Bulutları üzerinize gölge yapıp (sizleri kavurucu çöl ortamında serinletmiş) ve size (gökten hazır) kudret helvası ve bıldırcın (eti) indirmiş, “Size rızık olarak verdiklerimizin (bu en lezizinden ve) temizinden yiyin” (demiştik). Ama onlar (isyan ve nankörlüğe yönelmekle) Bize zulmetmediler, lâkin kendi nefislerine zulmetmiş olmaktalardı.
-
2:210
Bakara: 210
هَلْ يَنْظُرُونَ اِلَّٓا اَنْ يَأْتِيَهُمُ اللّٰهُ فٖي ظُلَلٍ مِنَ الْغَمَامِ وَالْمَلٰٓئِكَةُ وَقُضِيَ الْاَمْرُۜ وَاِلَى اللّٰهِ تُرْجَعُ الْاُمُورُ۟
Onlar, ille de bulut gölgeleri içinde Allah'ın (azabının) meleklerle onlara gelmesini ve (azap) emrinin (hemen) gerçekleşmesini (ve işlerinin bitirilmesini) mi gözlüyorlar? Oysa bütün işler Allah'a dönmektedir.
-
4:57
Nisa: 57
وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ سَنُدْخِلُهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدٖينَ فٖيهَٓا اَبَدًاۜ لَهُمْ فٖيهَٓا اَزْوَاجٌ مُطَهَّرَةٌۘ وَنُدْخِلُهُمْ ظِلًّا ظَلٖيلًا
İman edip (İslam’a ve insanlığa uygun) salih amellerde bulunanları ise; altından ırmaklar (ve havuzlu şelaleler) akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere yerleştireceğiz. Onda (cennet ortamında) onlar için tertemiz kılınmış eşler var (edilmiştir). Ve onları, 'ne sıcak ne soğuk, tam kararında gölgeliklere' (sonsuz ve kusursuz güzelliklere) sokup (sevindireceğiz).
-
7:160
A'raf: 160
وَقَطَّعْنَاهُمُ اثْنَتَيْ عَشْرَةَ اَسْبَاطًا اُمَمًاۜ وَاَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰٓى اِذِ اسْتَسْقٰيهُ قَوْمُهُٓ اَنِ اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْحَجَرَۚ فَانْبَجَسَتْ مِنْهُ اثْنَتَا عَشْرَةَ عَيْنًاۜ قَدْ عَلِمَ كُلُّ اُنَاسٍ مَشْرَبَهُمْۜ وَظَلَّلْنَا عَلَيْهِمُ الْغَمَامَ وَاَنْزَلْنَا عَلَيْهِمُ الْمَنَّ وَالسَّلْوٰىۜ كُلُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْۜ وَمَا ظَلَمُونَا وَلٰكِنْ كَانُٓوا اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ
Biz onları (İsrailoğullarını) ayrı ayrı oymaklar (kabile ve torunlar) halinde on iki topluluk (ümmet-aşiret) olarak ayırdık. Kavmi kendisinden (ihtiyaç duydukları) su(yu) istediğinde ise Musa'ya: "Asan'la taşa vur!" diye vahyedip (uyardık). Ondan hemen on iki pınar sızıp-fışkırdı; böylece her bir insan topluluğu kendi su içecekleri yeri (çeşmeyi) öğrenmiş durumdaydı. (Ayrıca İsrailoğullarının) Üzerlerine bulutla gölge çekip (aşırı sıcaktan rahatlattık) ve onlara (gökten her gün iki öğün) kudret helvası ile (hazır pişmiş) bıldırcın (kızartması) indirip (hayatlarını kolaylaştırdık. Sonra da onlara:) "Size rızık olarak verdiklerimizin (helâl ve) temiz olanlarından yiyin (sakın nankörlük etmeyin” diye hatırlattık. Ama yine de itiraz ve isyan etmekle) Onlar Bize zulmetmedi, ancak kendi nefislerine zulmediyorlardı.
-
7:171
A'raf: 171
وَاِذْ نَتَقْنَا الْجَبَلَ فَوْقَهُمْ كَاَنَّهُ ظُلَّةٌ وَظَنُّٓوا اَنَّهُ وَاقِعٌ بِهِمْۚ خُذُوا مَٓا اٰتَيْنَاكُمْ بِقُوَّةٍ وَاذْكُرُوا مَا فٖيهِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ۟
Hani bir zamanlar (kudretimizi göstermek ve onları ikaz etmek üzere) dağı (Tûr-i Sina’yı), sanki bir gölgelikmiş gibi (yerden yükseltip, bir mucize olarak Yahudilerin) üzerlerine kaldırmıştık. Onlar ise neredeyse tepelerine düşecek (ve hepsi ezilecek) sanmışlardı. (Onlara:) "Size verdiklerimize (İlahi emir ve hükümlerimize) sımsıkı sarılın ve onda (kitapta) olanı (sürekli) düşünüp hatırlayın ki, (küfür ve kötülükten) sakınasınız" (demiştik).
-
13:15
Ra'd: 15
ساجدSecde
وَلِلّٰهِ يَسْجُدُ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ طَوْعًا وَكَرْهًا وَظِلَالُهُمْ بِالْغُدُوِّ وَالْاٰصَالِ
(Unutmayınız ki) Göklerde ve yerde her ne varsa -isteyerek de olsa, istemeyerek de olsa- (hepsi) Allah'a secde etmektedirler (ve O’nun hükmüne boyun eğmektedirler). Sabah akşam gölgeleri de (O'na secde halindedir. Her şey Allah’ın tayin ve takdir ettiği hizmet üzerindedir.)
-
13:35
Ra'd: 35
مَثَلُ الْجَنَّةِ الَّتٖي وُعِدَ الْمُتَّقُونَۜ تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۜ اُكُلُهَا دَٓائِمٌ وَظِلُّهَاۜ تِلْكَ عُقْبَى الَّذٖينَ اتَّقَوْاۗ وَعُقْبَى الْكَافِرٖينَ النَّارُ
(İşte) Takva sahiplerine va’ad edilen cennetin misali (şöyledir); onun altından ırmaklar (ve şelaleler) akmakta, yemişleri ve gölgelikleri (havuzlu bahçeleri ve çiçekleri) sürekli (huzur ve mutluluk sunmaktadır). Bu (Allah’tan) korkup (küfür, zulüm ve kötülükten) sakınanların (kutlu) sonudur, inkâr edenlerin sonu ise ateştir (azaptır).
-
16:48
Nahl: 48
اَوَلَمْ يَرَوْا اِلٰى مَا خَلَقَ اللّٰهُ مِنْ شَيْءٍ يَتَفَيَّؤُ۬ا ظِلَالُهُ عَنِ الْيَمٖينِ وَالشَّمَٓائِلِ سُجَّدًا لِلّٰهِ وَهُمْ دَاخِرُونَ
(O inkârcı akılsızlar) Allah'ın (hiç ortada yok iken) herhangi bir şeyden (moleküllerden, hücrelerden ve elementlerden) yarattığına (canlı-cansız harika varlıklara) bakmıyorlar mı? Ki onların gölgeleri küçülerek sağdan ve soldan Allah'a secde eder vaziyette dönmektedirler.
-
16:81
Nahl: 81
وَاللّٰهُ جَعَلَ لَكُمْ مِمَّا خَلَقَ ظِلَالًا وَجَعَلَ لَكُمْ مِنَ الْجِبَالِ اَكْنَانًا وَجَعَلَ لَكُمْ سَرَابٖيلَ تَقٖيكُمُ الْحَرَّ وَسَرَابٖيلَ تَقٖيكُمْ بَأْسَكُمْۜ كَذٰلِكَ يُتِمُّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكُمْ لَعَلَّكُمْ تُسْلِمُونَ
Allah, sizin için yarattığı şeylerden (ağaçlardan ve çadırlardan) gölgelikler hazırladı. Dağlarda da sizin için barınaklar-siperler yaptı; sizi sıcaktan koruyacak elbiseler, sizi savaşınızda (zorluklara karşı) koruyacak (zırhlı) giyimlikler de var edip sağladı. İşte O, üzerinizdeki nimetini böyle tamamlamaktadır, umulur ki (Allah’ın dinine) teslim olursunuz (ve Müslümanca yaşarsınız diye bütün bunları yarattı).
-
25:45
Furkan: 45
اَلَمْ تَرَ اِلٰى رَبِّكَ كَيْفَ مَدَّ الظِّلَّۚ وَلَوْ شَٓاءَ لَجَعَلَهُ سَاكِنًاۚ ثُمَّ جَعَلْنَا الشَّمْسَ عَلَيْهِ دَلٖيلًاۙ
Görmedin mi Rabbin, gölgeyi nasıl uzatıvermektedir? Eğer dilemiş olsaydı onu durgun (yerinde sabit) yapardı. (Hem) Sonra Biz Güneş’i ona (sadece) bir delil (vesile) kılmışızdır. (Güneş olmasaydı gölge anlaşılamazdı.)
-
26:189
Şuarâ: 189
فَكَذَّبُوهُ فَاَخَذَهُمْ عَذَابُ يَوْمِ الظُّلَّةِۜ اِنَّهُ كَانَ عَذَابَ يَوْمٍ عَظٖيمٍ
Böylece onu yalanlayıp (küfür ve kötülükte azgınlaştılar); nihayet onları o gölgelik (sandıkları gazap bulutları) gününün azabı yakalayıverdi. Gerçekten o, büyük (ve korkunç) bir günün azabıydı (ve bunu hak etmişlerdi. Yağmur getirecek sandıkları bulutlardan Allah üzerlerine her şeyi yakıp kül eden ateş döküvermişti)!
-
28:24
Kasas: 24
فَسَقٰى لَهُمَا ثُمَّ تَوَلّٰٓى اِلَى الظِّلِّ فَقَالَ رَبِّ اِنّٖي لِمَٓا اَنْزَلْتَ اِلَيَّ مِنْ خَيْرٍ فَقٖيرٌ
Bunun üzerine (Musa) hemen (müdahale edip) onların sürülerini suladı, sonra yine gölgeye çekilerek: “Rabbim, doğrusu bana indireceğin-göndereceğin her hayra muhtacım, (burada garip ve sahipsiz durumdayım)” diye (dua etti.)
-
35:21
Fâtır: 21
وَلَا الظِّلُّ وَلَا الْحَرُورُۚ
Gölge ile hararet (sıcaklık) da (aynı sayılamaz.)
-
36:56
Yâsin: 56
هُمْ وَاَزْوَاجُهُمْ فٖي ظِلَالٍ عَلَى الْاَرَٓائِكِ مُتَّكِؤُ۫نَ
Kendileri ve eşleri, (huzur ve güven verici) gölgelikler altındaki tahtlar üzerinde kurulup yaslanmış vaziyettedirler.
-
56:30
Vâkıa: 30
وَظِلٍّ مَمْدُودٍۙ
Yayılıp-uzanmış gölgeler (köşkler ve yeşillikler ortamı),
-
56:43
Vâkıa: 43
وَظِلٍّ مِنْ يَحْمُومٍۙ
Ve kapkara dumandan, karanlık bir gölge içinde (kıvranıp duracaklardır).
-
76:14
İnsan: 14
وَدَانِيَةً عَلَيْهِمْ ظِلَالُهَا وَذُلِّلَتْ قُطُوفُهَا تَذْلٖيلًا
(Meyvelerin) Gölgeleri onlara pek yakındır ve devşirilmeleri kolaylaştırıldıkça kolaylaştırılmıştır. (Mü’minlerin cennette “ol!” dedikleri olacaktır!)
-
77:30
Mürselât: 30
اِنْطَلِقُٓوا اِلٰى ظِلٍّ ذٖي ثَلٰثِ شُعَبٍۙ
Haydi, (kâfirler, zalimler ve münafık kimseler için hazırlanmış, kapkara bulutlar gibi aldatıcı) üç çatallı bir gölgeye (azap ve alev bölgesine) fırlatılıp takılın (cehenneme atılın ve katlanın)!
-
77:31
Mürselât: 31
لَا ظَلٖيلٍ وَلَا يُغْنٖي مِنَ اللَّهَبِۜ
(Ki orası) Ne gölge altında barındıracak, ne (yakıcı) alevden koruyacaktır.
-
77:41
Mürselât: 41
اِنَّ الْمُتَّقٖينَ فٖي ظِلَالٍ وَعُيُونٍۙ
Şüphesiz müttaki olanlar ise, (cennetlerdeki) gölgeliklerde ve pınar başlarındadırlar;
-
2:57
Bakara: 57
وَظَلَّلْنَا عَلَيْكُمُ الْغَمَامَ وَاَنْزَلْنَا عَلَيْكُمُ الْمَنَّ وَالسَّلْوٰىۜ كُلُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْۜ وَمَا ظَلَمُونَا وَلٰكِنْ كَانُٓوا اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ
-
2:210
Bakara: 210
هَلْ يَنْظُرُونَ اِلَّٓا اَنْ يَأْتِيَهُمُ اللّٰهُ فٖي ظُلَلٍ مِنَ الْغَمَامِ وَالْمَلٰٓئِكَةُ وَقُضِيَ الْاَمْرُۜ وَاِلَى اللّٰهِ تُرْجَعُ الْاُمُورُ۟
-
4:57
Nisa: 57
وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ سَنُدْخِلُهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدٖينَ فٖيهَٓا اَبَدًاۜ لَهُمْ فٖيهَٓا اَزْوَاجٌ مُطَهَّرَةٌۘ وَنُدْخِلُهُمْ ظِلًّا ظَلٖيلًا
-
7:160
A'raf: 160
وَقَطَّعْنَاهُمُ اثْنَتَيْ عَشْرَةَ اَسْبَاطًا اُمَمًاۜ وَاَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰٓى اِذِ اسْتَسْقٰيهُ قَوْمُهُٓ اَنِ اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْحَجَرَۚ فَانْبَجَسَتْ مِنْهُ اثْنَتَا عَشْرَةَ عَيْنًاۜ قَدْ عَلِمَ كُلُّ اُنَاسٍ مَشْرَبَهُمْۜ وَظَلَّلْنَا عَلَيْهِمُ الْغَمَامَ وَاَنْزَلْنَا عَلَيْهِمُ الْمَنَّ وَالسَّلْوٰىۜ كُلُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْۜ وَمَا ظَلَمُونَا وَلٰكِنْ كَانُٓوا اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ
-
7:171
A'raf: 171
وَاِذْ نَتَقْنَا الْجَبَلَ فَوْقَهُمْ كَاَنَّهُ ظُلَّةٌ وَظَنُّٓوا اَنَّهُ وَاقِعٌ بِهِمْۚ خُذُوا مَٓا اٰتَيْنَاكُمْ بِقُوَّةٍ وَاذْكُرُوا مَا فٖيهِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ۟
-
13:15
Ra'd: 15
ساجد
وَلِلّٰهِ يَسْجُدُ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ طَوْعًا وَكَرْهًا وَظِلَالُهُمْ بِالْغُدُوِّ وَالْاٰصَالِ
-
13:35
Ra'd: 35
مَثَلُ الْجَنَّةِ الَّتٖي وُعِدَ الْمُتَّقُونَۜ تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۜ اُكُلُهَا دَٓائِمٌ وَظِلُّهَاۜ تِلْكَ عُقْبَى الَّذٖينَ اتَّقَوْاۗ وَعُقْبَى الْكَافِرٖينَ النَّارُ
-
16:48
Nahl: 48
اَوَلَمْ يَرَوْا اِلٰى مَا خَلَقَ اللّٰهُ مِنْ شَيْءٍ يَتَفَيَّؤُ۬ا ظِلَالُهُ عَنِ الْيَمٖينِ وَالشَّمَٓائِلِ سُجَّدًا لِلّٰهِ وَهُمْ دَاخِرُونَ
-
16:81
Nahl: 81
وَاللّٰهُ جَعَلَ لَكُمْ مِمَّا خَلَقَ ظِلَالًا وَجَعَلَ لَكُمْ مِنَ الْجِبَالِ اَكْنَانًا وَجَعَلَ لَكُمْ سَرَابٖيلَ تَقٖيكُمُ الْحَرَّ وَسَرَابٖيلَ تَقٖيكُمْ بَأْسَكُمْۜ كَذٰلِكَ يُتِمُّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكُمْ لَعَلَّكُمْ تُسْلِمُونَ
-
25:45
Furkan: 45
اَلَمْ تَرَ اِلٰى رَبِّكَ كَيْفَ مَدَّ الظِّلَّۚ وَلَوْ شَٓاءَ لَجَعَلَهُ سَاكِنًاۚ ثُمَّ جَعَلْنَا الشَّمْسَ عَلَيْهِ دَلٖيلًاۙ
-
26:189
Şuarâ: 189
فَكَذَّبُوهُ فَاَخَذَهُمْ عَذَابُ يَوْمِ الظُّلَّةِۜ اِنَّهُ كَانَ عَذَابَ يَوْمٍ عَظٖيمٍ
-
28:24
Kasas: 24
فَسَقٰى لَهُمَا ثُمَّ تَوَلّٰٓى اِلَى الظِّلِّ فَقَالَ رَبِّ اِنّٖي لِمَٓا اَنْزَلْتَ اِلَيَّ مِنْ خَيْرٍ فَقٖيرٌ
-
35:21
Fâtır: 21
وَلَا الظِّلُّ وَلَا الْحَرُورُۚ
-
36:56
Yâsin: 56
هُمْ وَاَزْوَاجُهُمْ فٖي ظِلَالٍ عَلَى الْاَرَٓائِكِ مُتَّكِؤُ۫نَ
-
56:30
Vâkıa: 30
وَظِلٍّ مَمْدُودٍۙ
-
56:43
Vâkıa: 43
وَظِلٍّ مِنْ يَحْمُومٍۙ
-
76:14
İnsan: 14
وَدَانِيَةً عَلَيْهِمْ ظِلَالُهَا وَذُلِّلَتْ قُطُوفُهَا تَذْلٖيلًا
-
77:30
Mürselât: 30
اِنْطَلِقُٓوا اِلٰى ظِلٍّ ذٖي ثَلٰثِ شُعَبٍۙ
-
77:31
Mürselât: 31
لَا ظَلٖيلٍ وَلَا يُغْنٖي مِنَ اللَّهَبِۜ
-
77:41
Mürselât: 41
اِنَّ الْمُتَّقٖينَ فٖي ظِلَالٍ وَعُيُونٍۙ