• 2:19 Bakara: 19

    Ya da (bunlar); içinde karanlıklar, gök gürültüsü ve şimşek(ler)le yüklü, 'gökten şiddetle boşanan bir yağmur fırtınasına tutulmuş gibidirler ki, yıldırımların saldığı dehşetle'; (her an) ölüm korkusundan (korunaklı yerlere ve Allah’ın rahmetine sığınmak yerine) parmaklarıyla kulaklarını tıkayıp (çaresizlik içinde kıvranıverirler). Çünkü Allah kâfirleri çepeçevre kuşatıcı (ve Kahredici)dir.

  • 2:22 Bakara: 22

    O (Rabbiniz ki), sizin için yeryüzünü bir döşek, gökyüzünü bir bina (gibi) kıldı. Ve gökten yağmur indirerek bununla sizin için (çeşitli) ürünlerden rızık çıkardı. Öyleyse (bütün bunları) bile bile Allah’a eşler koşmayın.

  • 2:29 Bakara: 29

    (Ey insanlar, düşünün!) Sizin için yerde olanların (ihtiyaçlarınızı karşılamak üzere, canlı ve cansız varlıkların) tümünü yaratan O’dur. Sonra (üstün sanat ve hikmetiyle) göğe istiva edip (kudretiyle kuşatıverip) de onları yedi (tabaka) gökler olarak düzenleyen de O’dur. Ve O, her şeyi (bütün detayları ve donanımıyla) Bilendir.

  • 2:33 Bakara: 33

    (Ardından Cenab-ı Hakk, insanın üstünlüğünü meleklere fiilen göstermek üzere) "Ey Adem, (haydi) bunları (tüm varlıkları) onlara isimleriyle haber ver!" dedi. O da, (bütün) bunları onlara isimleriyle (mahiyet ve marifetleriyle) haber verince de (Allah) buyurdu ki: "Size demedim mi, göklerin ve yerin gaybını gerçekten (tümüyle ancak) Ben bilirim, gizli tuttuklarınızı ve açığa vurduklarınızı da Ben bilirim." (Aslında Hz. Adem’e öğretilen; yaratılan her şeyde tezahür ve tecelli eden Yüce Allah’ın esma ve sıfatları idi.)

  • 2:59 Bakara: 59

    Derken (dinlerine hıyanet ederek) zulmedenler, kendilerine (öğütlenip) söylenen sözü bir başkasıyla değiştirdiler. (İbadet ve itaati eğip bükerek nefislerine uyduruverdiler.) Biz de o zalimlerin yaptıkları bozgunculuğa karşılık, üzerlerine gökten iğrenç bir azap indirdik.

  • 2:107 Bakara: 107

    Bilmez misin ki, göklerin ve yerin (ve aralarındaki her şeyin) mülk ve hükümdarlığı yalnız Allah'ındır. Sizin için Allah'tan başka (gerçek anlamda) ne bir (sığınılacak ve sahip çıkılacak) veli, ne de bir yardımcı vardır. (Bulmak da mümkün değildir.)

  • 2:116 Bakara: 116

    Dediler ki: (Hâşâ) "Allah oğul edindi." (Oysa) O, (bu çirkin yakıştırmalardan) yücedir. Bilakis, göklerde ve yerde her ne varsa hepsi O'nundur. (Yaratılan her şey Allah’ın kudret ve sanat eserleridir.) Tümü O'na gönülden boyun eğmişlerdir.

  • 2:117 Bakara: 117

    (Allah) Gökleri ve yeri (başka bir örnekten ve projeden öğrenmeksizin, hiç yoktan) yaratıp var edendir. O, bir işin olmasına karar verirse, ona yalnızca "OL!" der, o da (murad ettiği şekilde ve en mükemmel biçimde) hemen oluverir.

  • 2:164 Bakara: 164

    Şüphesiz, göklerin ve yerin (böylesine mükemmel ve muhteşem olarak) halk edilişinde, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, insanlara yarar sağlayacak şeylerle denizde yüzen gemilerde, Allah’ın gökyüzünden indirip kendisiyle ölmüş toprağı dirilttiği yağmurla yeryüzünde her çeşit canlıyı yayıp (hayat vermesinde), rüzgârları ve gökle yer arasındaki emre âmade bulutları evirip çevirmesinde; (evet her şeyde) elbette düşünen bir topluluk için nice deliller (mucizevi ayetler) vardır.

  • 2:255 Bakara: 255

    Allah (O’dur ki), Kendisinden başka hiçbir ilah yoktur. (Ve bu asla mümkün değildir.) O sürekli diridir ve yarattıklarını koruyup yönetendir. O'nun bir (an bile) uyuklaması (gaflet basması) ve uykuya dalması yoktur. (Allah bu kusurlardan münezzehtir.) Göklerde ve yerde olanların hepsi O'nundur. (Her şey O’nun elinde ve emrindedir.) O'nun izni olmadan, (Allah’ın) katında kim (başkalarına aracılık için) şefaat edebilir? O, onların geçmişlerini ve geleceklerini (bütün mahlûkatın önceden ettiklerini ve sonradan işleyeceklerini) bilir. Onlar (kulları) ise, O'nun ilminden, O'nun dilediğinin dışında hiçbir şeyi (anlayıp) kavrayamazlar. (Bildiklerini de Allah öğretir.) O'nun Kürsüsü (hükümranlığı), gökleri ve yeri (tamamen) kaplamış ve kuşatmış vaziyettedir. Onları (gökleri ve yeri) koruyup gözetmek (ve bu harika kâinat düzenini yürütmek, asla) O'na ağır da gelmemektedir. O, çok Yücedir, çok büyük Azamet sahibidir.

  • 2:284 Bakara: 284

    Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. İçinizdekini (kurgulayıp nefislerinizde beslediklerinizi) açığa vursanız da, gizli tutsanız da, Allah sizi (niyet ve hedefleriniz doğrultusunda) onunla sorguya (hesaba) çekecektir. Sonra dilediğini (hak edeni) bağışlar, dilediğini (müstahak kimseyi) de azaplandırır. Allah, her şeye (güç yetiren) Kâdir’dir.

  • 3:5 Âl-i İmrân: 5

    Şüphesiz, yerde ve gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz (kalacak değildir).

  • 3:29 Âl-i İmrân: 29

    De ki: "Göğüslerinizde ve gönüllerinizde olanı, eğer gizleseniz de, (veya) açığa vursanız da Allah onu bilir. Ve göklerde olanı da, yerde olanı da (bütün ayrıntılarıyla) bilir. Allah, her şeye güç yetirendir."

  • 3:83 Âl-i İmrân: 83

    Peki onlar, (hâlâ) Allah'ın dininden (ve Hakk düzeninden) başka bir din (ve bâtıl bir sistem) mi arıyorlar? Oysa göklerde ve yerde her ne var ise, -istese de, istemese de- O'na teslim olmuş (vaziyettedir, mecburiyetindedir) ve (herkes ve her şey) O'na döndürülmektedir!

  • 3:109 Âl-i İmrân: 109

    Göklerde ve yerde olanlar Allah'ındır ve (bütün) işler (mutlaka) Allah'a döndürülüp (durmaktadır. Bir gün sebep perdeleri ortadan kaldırılınca, bu gerçeği herkes anlayacaktır.)

  • 3:129 Âl-i İmrân: 129

    Göklerde ve yerde olanların tümü Allah'ındır. Kimi dilerse (layık görürse) bağışlar, kimi dilerse (müstahak ise) azaplandırır. Allah Gafûr ve Rahim’dir.

  • 3:133 Âl-i İmrân: 133

    Rabbinizden olan mağfirete (bağış ve nimete) ve genişliği, (içinde milyarlarca galaksi barındıran) göklerle yer kadar olan cennete (kavuşmak için) yarışın; (çünkü) o, müttakiler için hazırlanıvermiştir.

  • 3:180 Âl-i İmrân: 180

    Allah'ın, bol ihsanından kendilerine verdiği şeylerde cimrilik edenler, bunun kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Hayır! Bu onlar için şerdir; kıyamet günü, cimrilik ettikleriyle tasmalanıp bağlanacaklardır. (Sonuçta) Göklerin ve yerin mirası Allah'ındır. Allah yaptıklarınızdan (ve içinizde sakladıklarınızdan) haberi olandır.

  • 3:189 Âl-i İmrân: 189

    Kesinlikle göklerin ve yerin mülkü (ve her türlü başarı ve zaferin mührü) Allah'ındır. Allah, her şeye ve bütünüyle güç yetiren (Kâdir olandır).

  • 3:190 Âl-i İmrân: 190

    Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün ardı ardına geliş deveranında (Dünya’nın kendisinin ve Güneş’in etrafında dolaşmasında) temiz akıl sahipleri için gerçekten ayetler vardır. [Not: Tüm evrende, Samanyolu Galaksimizde, Güneş sisteminde ve özellikle yaşadığımız Yeryüzünde: a) Birbirine uzaklık ve yakınlıkları, b) Ulaşım süratleri ve yörünge ayarları, c) Çevrelerini kuşatan GAZ’ların miktarı ve oranları, d) Evrenin sürekli ve sistemli genişleme hızı konularındaki: 1- Muhteşem ve mükemmel bir ‘DENGE’, 2- Muazzam ve muntazam bir ‘DÜZEN’, 3- Yüksek derecede makul ve mantıklı bir ‘DETAY VE DİSİPLİN’ bulunmaktadır. Bu durum: Kâinatın, Dünya’nın ve tabiatın; A- Sınırsız bir kudret ve ilim (hikmet) sahibi (Allah CC) tarafından yaratıldığını, B- Bu yaratılışın sonsuz bir akıl, kusursuz bir plan ve sorunsuz bir takdirle varlığa çıkarıldığını, C- Ve her an atom zerrelerinden yıldız kürrelerine kadar her şeyin ve tüm detayları ile Allah’ın yönetimi (El-Vâliy) ve denetimi (Er-Râgıb) altında bulunduklarını; aklen, ilmen ve teknolojikmen ortaya koymaktadır ki, bu hassas dengelerde çok az bir değişme durumunda bile; artık hayat, tabiat ve kâinat olmayacaktır. Öyle ise elbette bu kâinatın üstün bir Yaratıcısı vardır ve bize Kendini tanıtmak üzere Peygamber ve Kitap yollamıştır. Kur’an’ın bütün kuralları ve haber buyurdukları da hepsi Hakk’tır ve mutlaka çıkacaktır.]

  • 3:191 Âl-i İmrân: 191

    (Aklı ve basireti olanlar ki) Onlar ayakta iken, otururken ve yanları üzere yatarken (devamlı) Allah’ı hatırlar (O’nu zikreder ve O’na yalvarırlar), göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde (dikkat ve ibretle) düşünür (eşyanın hikmet ve hakikatini anlamak üzere ilmi ve fikri araştırma yaparlar) ve “Rabbimiz, Sen (bütün) bunları hâşâ (gayesiz ve hikmetsiz) boş yere ve bâtıl sebeplerle yaratmadın (ve asla başıboş bırakmadın), Sen (böyle yersiz ve yararsız iş yapmaktan) Yücesin. Bizi ateşin azabından koru” (diye yalvarırlar).

  • 4:126 Nisa: 126

    Göklerde ve yerde ne varsa tümü Allah'ındır. Allah, her şeyi Kuşatandır. (Her an yaratan ve varlıkta tutandır.)

  • 4:131 Nisa: 131

    Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. Andolsun, Biz sizden önce kitap verilenlere de sizlere de: "Allah'tan korkup (küfür, zulüm ve kötülükten) sakının" diye tavsiye ettik (ve uyardık). Eğer (yine de) inkâra (ve isyana) saparsanız, şüphesiz göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. Allah, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, hamd'e layık olan (Rabbinizdir).

  • 4:132 Nisa: 132

    Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. (Mü’min ve müstakim kimselere kefil ve) Vekîl olarak Allah yeterlidir.

  • 4:153 Nisa: 153

    Kitap Ehli Senden, kendilerine gökten (mucizevi) bir kitap indirmeni talep etmişlerdi. Halbuki (Hz.) Musa'dan (arsızlık ve azgınlık bakımından) bundan daha büyüğünü istemişler ve "Bize Allah'ı açıkça göster” demişlerdi. Böylece zulümlerinden dolayı onları yıldırım çarpmış (ve şaşkına dönmüşlerdi). Ardından kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra, (bu sefer sapıtıp) buzağıyı (ilah) edinmişlerdi. Biz bunu da affedip bağışladık ve Musa'yı apaçık olan ispatlayıcı delil ve yetkiler verip donattık. (Onu sultana=güç ve iktidara ulaştırdık.)

  • 4:170 Nisa: 170

    Ey insanlar! Şüphesiz Elçi size Rabbinizden HAKK ile geldi (ve Kur’an gerçeğini ve ölçülerini getirdi). Öyleyse (Kur’an’a ve Resulüllah’a gerçekten ve bütünüyle) iman edin, (ki bu) sizin için daha hayırlıdır. Eğer inkâra saparsanız, şüphesiz göklerde olanların ve yerde olanların tümü Allah'ındır. (Allah sizin iman ve ibadetlerinize ihtiyaç duymayandır; O’na hiçbir şekilde kâr veya zarar ulaştıramazsınız!) Allah (her şeyi hakkıyla) Bilendir, (gerçek) Hüküm ve Hikmet sahibidir.

  • 4:171 Nisa: 171

    Ey Kitap Ehli! Dininiz konusunda haddi aşıp taşkınlık-aşırılık (ve istismarcılık) etmeyin, Allah’a karşı (O’nun hakkında) gerçek olandan başkasını (Kitabına aykırı uydurmaları) söylemeyin. Meryem oğlu Mesih İsa, ancak Allah’ın Elçisi ve kelimesidir. (Kudret delili ve hikmet dilidir ki, o kelimeyi) Meryem’e (manen aşılayıp) yöneltmiştir ve O’ndan bir Ruh’tur. Öyle ise, Allah’a ve Resullerine (emredildiği ve öğretildiği gibi) iman ediniz; “(Allah) Üçtür” demeyiniz, buna son verip (Teslis’ten) vazgeçiniz ki, sizin için hayırlı (olan böyle hareket etmektir). Allah, ancak bir tek İlahtır. O, çocuk sahibi olmaktan Yücedir. Göklerde ve yerde her ne varsa O’nundur. Vekîl olarak Allah kâfidir.

  • 5:17 Maide: 17

    Andolsun, "Allah Meryem oğlu Mesih'tir" diyenler kesinlikle küfre girmişlerdir. De ki: "O (Allah), eğer Meryem oğlu Mesih'i, Onun annesini ve yeryüzündekilerin hepsini helak (yok) etmek isterse, Allah'tan (bunu önlemek üzere) kim bir şeye malik olabilir? (Allah CC cisimden, şekilden ve beşerî zaafiyetlerden münezzehtir.) Göklerin, yerin ve bunlar arasındakilerin tümünün mülkü (ve egemenlik mührü) Allah'ındır; dilediğini yaratır. Allah her şeye güç yetirendir.”

  • 5:18 Maide: 18

    Yahudi ve Hristiyanlar: (Hâşâ) "Biz Allah'ın çocuklarıyız ve O’nun sevdiği (kullarıyız)" demektedirler. De ki: "Peki (öyle ise), ne diye sizi günahlarınızdan dolayı azaplandırıyor? Hayır, siz (sadece) O'nun yarattığından birer beşersiniz. O, dilediğini bağışlar, dilediğini azaplandırıp (cezalandırır). Göklerin, yerin ve bunların arasındakilerin tümünün mülkü Allah'ındır. Son varış O'nadır. (Bütün hayat ve kâinat; Allah’ın yaratıp donattığı ve bunlarla bize sıfatlarını ve sanatını tanıttığı harika eserleridir. Herkes ve her şey Allah’ın nuruna ve huzuruna geri dönecektir.)"

  • 5:40 Maide: 40

    Göklerin ve yerin mülkünün Allah'a ait olduğunu (hâlâ) bilmez misin? O, kimi dilerse (kim hak ederse) azaplandırır, kimi dilerse (onu da) bağışlar. Allah, her şeye güç yetirendir.

  • 5:97 Maide: 97

    Allah, “Beyt-i Haram” (olan) Kâbe'yi insanlar için (mü’minlerin sığınağı ve güven kaynağı) bir ayaklanma (yürüyüp dönerek ibadet yapma; cihad şuuru, devlet ve adalet huzuru kazanma vesilesi ve kıyam evi) kıldı; Haram Ay'ı, kurbanı ve boyunlardaki gerdanlıkları (kurban için ayrıldıklarını gösteren takıları) da (mübarek yaptı). Bu, Allah'ın göklerde ve yerde ne varsa hepsini (ve tüm ayrıntıları ile) bildiğini ve Allah'ın gerçekten her şeyi bilici (bizzat yaratan, donatan, gayesine hizmet imkânı sağlayan hep Kendisi) olduğunu bilmeniz (böylece sürekli bu şuur ve huzurla hareket etmeniz) içindir.

  • 5:112 Maide: 112

    Bir vakit Havariler: "Ey Meryem oğlu İsa, (kalbimiz mutmain olsun diye) Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?" demişlerdi. O da: "Eğer (samimiyetle) inanmış (insan)larsanız (böyle mucizeler istemekten dolayı) Allah'tan korkup (haddinizi aşmaktan) sakının" demişti.

  • 5:114 Maide: 114

    Meryem oğlu İsa: “Ey Rabbimiz (olan) Allah'ım! Bize gökten bir sofra (maide-faide) indir ki; öncemiz ve sonramız için bir bayram (şöleni) ve Senden de bir (mucize) belgesi olsun. Bizi (her türlü nimet ve faziletinle) rızıklandır, Sen rızık vericilerin en hayırlısısın” demişti. [Not: Maide; “Tepsi şeklindeki arz dairesi (ekvator) üzerinde, (yani yeryüzünde) Hakk davetimizin hâkimiyetiyle bizleri sevindirip şereflendir.” şeklinde bir teşbih ve temenni de olabilir ki, bu Hz. İsa’nın dünyaya ikinci gelişinde gerçekleşecektir.]

  • 5:120 Maide: 120

    Göklerin, yerin ve içlerinde olanların tümünün mülkü (tek ve gerçek sahibi olanı ve hükümranlığı) Allah'ındır. O, her şeye güç yetiren (Kâdir-i Mutlak’tır).

  • 6:1 En'am: 1

    Her türlü Hamd ve övgü, gökleri ve yeri yaratan, karanlığı ve aydınlığı (var edip gerekli) kılan Allah’adır. (Böyle olmasına rağmen) İnkâr edenler (hâlâ birtakım kişileri ve güçleri) Rablerine denk tutup (küfre kaymaktadırlar).

  • 6:3 En'am: 3

    Oysa göklerde ve yerde Allah O'dur. (Bütün) Gizlinizi ve açığınızı bilip (kayda aldırmaktadır, hayır ve şer olarak her türlü); kazandıklarınızı da bilip durmaktadır. [Not: Allah’ın her an ve bütün ayrıntılarına kadar bizzat yarattığı bu kâinatı ve tabiatı, yani halk edilmiş bulunan bu muhteşem nizamı TANRI yerine koyarak; her şeyin kendiliğinden var olduğunu ve İlahi kanunların tesadüfen kurulduğunu varsayıp hepsinin DOĞA olarak tanıtılması tam bir sahtekârlıktır ve Darwinist bir saptırmacadır.]

  • 6:6 En'am: 6

    (Bunlar) Kendilerinden önce nice nesilleri yıkıma uğrattığımızı görmüyorlar mı? Biz, sizi yerleşik kılmadığımız bir biçimde (size sağlamadığımız imkânlar içinde) onları yeryüzünde (büyük bir güç ve servetle) yerleşik kılmıştık; gökten üzerlerine sağanak (bol yağmurlar) yağdırmış, nehirleri de altlarından akar(sular) yapmıştık. Ama günahları nedeniyle Biz onları yıkıma uğrattık ve arkalarından başka nesiller (inşa edip) varlığa çıkardık.

  • 6:12 En'am: 12

    (Onlara) De ki: "Göklerde ve yerde olanlar kimindir?" (Cevaben) De ki: "Allah'ındır." O, rahmeti Kendi üzerine yazmıştır. (Bütün kullarına ve mahlûkatına şefkat ve merhamet buyurmak Allah’ın şanıdır.) O sizi kendisinde şüphe olmayan kıyamet gününde elbette toplayacaktır. (Kendilerine yazık edip) Nefislerini hüsrana uğratanlar (var ya), işte onlar (bütün haber ve hükümleriyle Kur’an’a) inanmayanlardır.

  • 6:14 En'am: 14

    De ki: "O, gökleri ve yeri yaratıp (dururken) ve O (her şeyi) yedirip besleyen (olduğu halde, ama Kendisi) beslenmezken, Ben (hâlâ) Allah'tan başkasını mı veli edineceğim?" (Allah’ın dışındaki şahısların ve tağutların velayet ve yönetimine sığınmak iman zaafiyetidir.) De ki: "Bana gerçekten Müslüman olanların ilki (örneği ve önderi) olmam emredildi ve sakın müşriklerden olma” (denildi ve Ben buna uyarım).

  • 6:73 En'am: 73

    O (Allah), gökleri ve yeri Hakk ile (ölçü, denge ve kader projesiyle) yaratandır. "OL!" dediği gün (an) her şey (birden) olur (ve hemen vücut bulur). O'nun sözü Hakk’tır, doğrudur. Sur'a üflendiği gün de mülk ve hükümranlık (yalnız) O'nundur. Gizliyi ve açığı Bilendir ve O, Hikmet sahibidir, her şeyden Haberdardır.

  • 6:75 En'am: 75

    Böylece İbrahim'e, -kesin bilgiyle (Hakke’l-yakin) inananlardan olması için- göklerin ve yerin melekûtunu (muhteşem yaratılış sırlarını ve Kâinatın Rabbani yönetim-hükümranlık saltanatını) gösteriyor (akıl yürütmeyi ve kıyas yöntemini öğretiyor)duk.

  • 6:79 En'am: 79

    Gerçek şu ki, ben bir muvahhid (şüphesiz ve şeriksiz tevhid inancına sahip) olarak yüzümü gökleri ve yeri yaratana çevirmiş bulunmaktayım. Ve ben müşriklerden değilim (şirkten ve şekavetten beriyim).

  • 6:99 En'am: 99

    O (Allah), gökten su (yağmur ve kar) indirendir. Bununla her şeyin bitkisini canlandırdık, ondan bir yeşillik çıkardık, ondan da birbiri üstüne bindirilmiş taneler (meyveler, sebzeler) türetiyoruz. Ve hurma ağacının tomurcuğundan da yere sarkmış salkımlar, -birbirine benzeyen ve benzemeyen- üzümlerden, zeytinden ve nardan (ve binbir çeşit meyvelerden) bahçeler (oluşturuveriyoruz. Bütün bunların) meyvesine, ürün verdiğinde ve olgunluğa eriştiğinde (dikkatle ve ibretle) bir bakıverin. Şüphesiz inanacak bir topluluk için bütün bunlarda gerçekten ayetler ve ibretler vardır.

  • 6:101 En'am: 101

    (Allah CC) Gökleri ve yeri bir örnek edinmeksizin (hiç yoktan) yaratandır. O'nun nasıl bir çocuğu olabilir? O'nun bir eşi (zevcesi) de yoktur. O, her şeyi Yaratandır. O, her şeyi Bilen (Allah’tır).

  • 7:54 A'raf: 54

    Gerçekten sizin Rabbiniz, altı günlerde (altı devrede) gökleri ve yeri yaratan, sonra Arş’a istiva eden (kudret ve rahmetiyle kuşatıveren) Allah'tır. (Ki, Kâinatın ve tüm varlıkların yönetimini kudret eline almıştır.) Gündüzü, durmaksızın kendisini kovalayan geceyle örten; Güneş’e, Ay’a ve yıldızlara Kendi buyruğuyla baş eğdirendir. Haberiniz olsun, yaratmak da, emir de (maddi ve manevi bütün işleri evirip çevirmek de yalnızca) O'na aittir. Âlemlerin Rabbi olan Allah’ın şanı çok Yücedir. (O, sonsuz kerem ve bereket sahibi olandır.)

  • 7:96 A'raf: 96

    Şayet o ülkelerin halkı (Allah ve Resulüne) inansalardı ve (her türlü küfür ve kötülükten) korkup sakınsalardı, gerçekten üzerlerine hem gökten, hem yerden (sayısız) bolluklar (bereketler) açardık; ancak onlar (dünyalık çıkarlarına ve nefsi arzularına kapılıp Hakkı) yalanladılar, Biz de onları kazanageldikleri (zulüm ve kötülükler) nedeniyle yakalayıp (yerin dibine geçirdik).

  • 7:158 A'raf: 158

    (Ey Resulüm!) De ki: "Ey insanlar! Ben Allah'ın sizin hepinize gönderdiği bir Elçisi (Peygamberi)yim. Ki göklerin ve yerin mülkü yalnız O'nundur. O'ndan başka ilah yoktur, O diriltir ve öldürür. (Yaratan, yaşatan ve canını alıp ahirete çıkaran O’dur.) Öyleyse Allah'a ve (O’nun özel eğitip öğrettiği) ümmi peygamber olan Elçisine iman edin (ve teslim olun). O da (Hz. Peygamber de sadece) Allah'a ve O'nun kelimelerine (hüküm ve haberlerine) inanmaktadır. O’na (hakkıyla) tâbi olun ki hidayete ermiş olasınız.”

  • 7:162 A'raf: 162

    Onlardan zulmeden (birtakım hain kimseler, bu) sözü kendilerine söylenenden başka bir şeyle değiştirdiler. (Bazen de ayetlerin lafzını değil, anlamını dejenere edip, kâfirlerin ve iblisin hoşuna gittiler.) Biz de bunun üzerine zulmetmeleri dolayısıyla gökten 'iğrenç bir azap' indirip (kahrımızla yakaladık).

  • 7:185 A'raf: 185

    Onlar, göklerin ve yerin melekûtuna (kâinatın ve tabiatın bağlı oldukları İlahi kudret ve kanunlara) ve Allah’ın yarattığı (bütün) eşyaya (tüm varlıklara…) Ve (kesin bir) ihtimalle, ecellerinin (ölüm gelip bu dünyadan göçmelerinin) de pek yakın olduğuna (hiç) bakmıyorlar mı? Bundan (Kur'an’dan) sonra onlar artık hangi söze inanacaklardır?

  • 7:187 A'raf: 187

    (Ey Nebim!) Senden; saatin (kıyametin) ne zaman gelip çatacağını (gerçekleşeceği anı) sorarlar. De ki: "Onun ilmi yalnızca Rabbimin katındadır. Onun süresini O'ndan başkası açıklayamaz. (Allah kıyameti tam vaktinde gerçekleştirecektir.) O, göklerde ve yerde ağırlaştı (yani kıyamet hadisesi ve öncesindeki İslami hâkimiyet müjdesi çok yaklaştı): O (kıyamet) size, ancak ansızın (hiç hesap edilmeyen ve beklenmeyen bir zamanda ve ortamda) gelecek (ve dünyanızı başınıza yıkacaktır.)" Sanki Sen, ondan tümüyle haberdarmışsın gibi Sana sorarlar. De ki: "Onun ilmi(nin tamamı ve kesin zamanı) yalnızca Allah'ın katındadır. Ancak insanların çoğu bilmezler (ve gerçeği araştırıp öğrenmezler, çünkü cahil ve gafil takımıdırlar)."

  • 8:11 Enfâl: 11

    Hani (Allah) Kendisinden bir güvenlik olarak o sırada sizi bir uyuklama bürüyordu (böylece yorgunluk ve yılgınlığınızı gideriyordu). Sizi Kendisiyle tertemiz kılıvermek, sizden şeytanın pisliklerini (içinizdeki şüphe ve endişeleri) gidermek, kalplerinizin üstünde (güven ve kararlılık duygusunu) pekiştirmek ve bununla ayaklarınızı (Arz üzerinde ve cihad hizmetinde) sağlamlaştırıp yerleştirmek için size gökten su (yağmur) indiriyordu.

  • 8:32 Enfâl: 32

    (İnkârcılar ve münafıklar) Bir de: "Ey Allah'ımız, eğer bu (Kur'an) bir gerçek olarak Senin katından ise, gökyüzünden üstümüze taş yağdırıver veya acı bir azap getir (de görelim)" diyorlardı.

  • 9:36 Tevbe: 36

    Gerçek şu ki, Allah katında ayların sayısı, gökleri ve yeri yarattığı günden beri Allah'ın Kitabında on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. İşte dosdoğru olan hesap (din) budur. Öyleyse bunlarda kendinize zulmetmeyin ve onların sizlerle topluca savaşması (küfür cephesinin ortak savunma ve saldırı teşkilatları kurması) gibi siz de müşriklerle topluca (organizeli ve etkili kurumlarla, kararlılıkla ve her türlü hazırlığınızı yaparak) çarpışın. Ve bilin ki Allah, takva sahipleriyle (ve sadık mücahitlerle) beraberdir.

  • 9:116 Tevbe: 116

    (Oysa) Gerçek şu ki, göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır; (her şeye ve herkese O) hayat verir ve öldürür. Sizin Allah'tan başka veliniz ve yardımcınız yoktur. (Ama gafil insanlar, sahte veliler ve şefaatçiler peşindedir.)

  • 10:3 Yunus: 3

    Şüphesiz sizin Rabbiniz, altı günlerde (devrede) gökleri ve yeri (hiç yoktan) yaratıveren, sonra (Kâinatın manevi bilgi ve yönetim merkezini kudret eline alıp) Arş’a istiva eden, (hücrelerden galaksilere her an bütün) işleri (bizzat ve layıkıyla) evirip-çeviren Allah'tır. O’nun izni olmadıktan sonra, hiç kimse (kimseye) şefaatçi olamaz. İşte Rabbiniz olan Allah budur, öyleyse (her halde, sadece ve sürekli) O'na kulluk edin. Yine de öğüt alıp düşünmeyecek misiniz?

  • 10:6 Yunus: 6

    Gerçekten, gece ile gündüzün art arda gelişinde ve Allah'ın göklerde ve yerde yarattığı şeylerde (Güneş sistemi ve galaksilerin muhteşem devir ve düzeninde, Rablerinden) korkup (küfür, zulüm ve kötülükten) sakınan (ve gerçeği arayan) bir topluluk için elbette ayetler (ibretli işaret ve belgeler) vardır.

  • 10:18 Yunus: 18

    (Müşrikler şu kimselerdir ki) Allah'ı bırakıp (O’nun izni ve iradesi olmadan) kendilerine zarar veremeyecek ve yararları da erişmeyecek (olan) şeylere (sığınıp) kulluk ederler ve: “Bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir” derler. (Onlara) De ki: “Siz, Allah'a, göklerde ve yerde O’nun (hâşâ) bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz? (Hayır, siz açıkça yalan uyduruyor ve asılsız kuruntulara kapılıyorsunuz!) O, sizin şirk koştuklarınızdan uzak ve Yücedir.”

  • 10:24 Yunus: 24

    Gerçek şu ki (sizin tapındığınız) dünya hayatının örneği, gökten indirdiğimiz (yağmur, nem ve kırağı cinsinden) bir su gibidir ki; onunla insanların ve hayvanların yedikleri, yeryüzünün birbirine karışmış olan (türlü özellikteki) bitkileri (bütün çekici) güzelliğini takınıp süslenmişken ve ahalisi (sahipleri de) gerçekten ona güç yetirdiklerini (ekinlerini ve meyvelerini devşireceklerini) sanmışlarken; (işte tam bu sırada) gece veya gündüz ona (felaket ve afet) emrimiz gelmiştir de, sanki dün (orada) hiçbir zenginliği (ve nimet şenliği) yokmuş gibi, onu (ekin ve meyveleri) kökünden biçilip atılmış bir durumda kılmışızdır. Düşünen bir topluluk için Biz ayetleri işte böyle birer birer açıklar (ibretli ve hikmetli uyarılar yapar)ız.

  • 10:31 Yunus: 31

    De ki: “Göklerden ve yerden sizlere rızık veren kimdir? Kulaklara ve gözlere malik olan (insanlara ve hayvanlara görme ve işitme imkânı sağlayan) kimdir? Diriyi ölüden çıkaran ve ölüyü diriden çıkaran kimdir? Ve (bu muhteşem kâinattaki bütün) işleri evirip-çeviren (tedbir ve takdir edip duran) kimdir?” Onlar: 'Allah' diyeceklerdir. Öyleyse de ki: “Peki siz yine de korkup (küfür, zulüm ve kötülükten) sakınmayacak mısınız?”

  • 10:55 Yunus: 55

    Şunu kesinlikle bilin ki; göklerdekilerin ve yerdekilerin tümü (dünyadaki ve uzaydaki bütün yaratıklar) gerçekten Allah'a aittir. Dikkat edin; şüphesiz Allah'ın va'adi Hakk’tır; ancak onların (insanların) çoğu (gerçekleri) bilmeyen (cahil kimse)lerdir.

  • 10:61 Yunus: 61

    (Ey Nebim!) Senin içinde bulunduğun herhangi bir durumda (olsun), bir konu hakkında Kur’an'dan herhangi bir şey okuduğunda (olsun, velhasıl) sizin işlediğiniz herhangi bir iş ve meşguliyet yoktur ki, ona (iyice) daldığınızda, Biz sizin üzerinizde (gözetleyen ve kaydettiren) şahitler (olarak) durmuş olmayalım. Yerde ve gökte (ezelden ebede) zerre ağırlığınca (her atom parçacığına kadar) hiçbir şey Rabbinden saklı kalmaz. Bunun daha küçücüğü de, daha büyüğü de yoktur ki, apaçık bir kitapta (kader programında) kayıtlı olmasın. (Evet her şey tayin, taksim ve tanzim edilmiştir.)

  • 10:66 Yunus: 66

    Haberiniz olsun; şüphesiz göklerde kim ve ne varsa, yerde kim ve ne varsa kesinlikle tümü Allah'ındır. Allah'tan başkasına tapanlar bile, (gerçekte) şirk koştukları varlıklara ve güçlere uymamaktadırlar. (Putlardan, tağutlardan ve süper Firavunlardan medet umanlar aslında boş hayallere kapılmaktadırlar.) Ve onlar sadece zanlarına ve kuruntularına tâbi olup saçmalamaktadırlar.

  • 10:68 Yunus: 68

    (Cahil ve gafil kâfirler) "Allah çocuk edindi" demektedirler. (Hâşâ) O, (bundan) Yücedir; O, (Ğaniy) hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır. Göklerde ve yerde ne varsa (hepsi ve her şey) O'nundur. Kendi elinizde buna (hâşâ, Allah'ın çocuk sahibi olduğuna) ilişkin kanıtlayıcı bir delil de asla yoktur. Allah'a karşı bilmediğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz? (Ne kadar şuursuz ve sorumsuz davranıyorsunuz?)

  • 10:101 Yunus: 101

    De ki: "Göklerde ve yerde ne(lerin) var (olduğuna ve bu muazzam ve muhteşem İlahi nizama ibretle) bir bakıverin." (Ancak yine de) İman etmeyen bir topluluğa bu apaçık ayetler ve uyarmalar (yararlı) bir şey sağlayacak değildir.

  • 11:7 Hud: 7

    O’nun (Allah’ın) Arş’ı (kudret sanatı ve saltanatı), su üzerinde (henüz bütün âlem enerji -nur- parçacıklarından oluşan gaz ve toz bulutu halinde ve içinde buhar taşıyan vaziyette) iken; amel bakımından hanginizin daha iyi olduğunu denemek için gökleri ve yeri altı günlerde (dönemde) yaratan O’dur. Andolsun Sen onlara; “Gerçekten siz ölümden sonra diriltileceksiniz” dediğinde inkârcılar; “Bu açıkça (aldatmaca bir) sihirden (ve bizi etki altına alma girişiminden) başka bir şey değildir” derler. [Not: Ayetlerde gün=yevm yerine; eyyam=günler geçtiği için biz buna “dönem” manası verdik.]

  • 11:44 Hud: 44

    Ve (ardından) “Ey yer (artık) suyunu yut, ve ey gök sen de (suyunu) tut!” denildi... (Bu İlahi emir üzerine) Su(lar) çekildi, (böylece zalimlerin) iş(leri) bitirildi… (Ardından gemi de) Cudi (Dağı) üzerine oturup yerleşti… Ve zalimler topluluğu için de: “(Hayırdan ve huzurdan) Uzak kalsınlar, kahrolsunlar!” denildi…

  • 11:52 Hud: 52

    (Hud AS:) “Ey kavmim! Rabbinizden mağfiret isteyin, sonra O’na tevbe edin ki üzerinize göğü (yağmuru) bol bol göndersin ve kuvvetinize kuvvet katsın. Suçlu-günahkârlar olarak (Hakka ve hayra davetimden) yüz çevirmeyin” (diye uyarıvermişti).

  • 11:107 Hud: 107

    Onlar, Rabbinin dilemesi dışında, gökler ve yer sürüp gittikçe, orada süresiz kalacaklardır. Çünkü Rabbin, gerçekten dilediğini yapandır.

  • 11:108 Hud: 108

    (İman ve itaatle) Mutlu olanlar ise, artık onlar da cennette (bahtiyardır). Rabbinin dilemesi dışında, gökler ve yer sürüp gittikçe, orada süresiz kalacaklardır. (Bu) Asla kesintisi olmayan bir ikramdır.

  • 11:123 Hud: 123

    (Gerçek şu ki:) Göklerin ve yerin gaybı (bütün varlıkları ve yaratılış sırları) Allah'ındır, bütün işler O'na döndürülüp durmaktadır; öyleyse sadece O'na kulluk et ve O'na tevekkül edip (güven). Senin Rabbin yaptıklarınızdan (gafil) habersiz değildir. (Sakın böyle sanıp aldanmayınız!)

  • 12:101 Yusuf: 101

    (Ve Hz. Yusuf:) “Rabbim, Sen bana mülkten (Mısır’da Devlet ve Hükümet yetkisinden bir pay ve onu yönetme imkânını) verdin, sözlerin (ve düşlerin) yorumundan (bir bilgi) öğrettin (“ehadis”in = konuşulanların, rüyaların ve olayların yorumunu ilham ettin). Ey (hiç yoktan) göklerin ve yerin kusursuz Yaratıcısı, dünyada ve ahirette benim (tek ve gerçek) Velim Sensin. Müslüman olarak benim hayatıma son ver ve beni salihlerin arasına kat” (duasını etmişti).

  • 12:105 Yusuf: 105

    Göklerde ve yerde nice ayetler (Allah’ın varlığını ve harika sanatını gösteren öyle belge ve alâmetler) vardır ki, (gafiller) onların (nice mucizeler ve mükemmel nimetler barındıran varlıkların) yanından hiç düşünmeden (ve Yüce Yaratıcı’yı hatıra getirmeden), yüz çevirerek geçip gitmektedirler.

  • 13:2 Ra'd: 2

    Allah O'dur ki, (muhteşem) gökleri direksiz ve dayanaksız olarak yükseltti; ki onları (çıplak gözle, teleskop dürbünlerle ve uzay gezileriyle) görmektesiniz. Sonra (Kudret ve Azamet tecellisiyle) Arş’a istiva etti ve Güneş ile Ay’a boyun eğdirdi; her biri adı konulmuş bir süreye kadar (kendi yörüngesinde ve bağlı olduğu merkezi yıldız kümesinde) akıp gitmektedir. (Yüce Mevlâ’nız) Her işi tedbir ederek (evirip düzenlemektedir. İşte Allah) ayetleri böyle birer birer açıklayıp öğretir; umulur ki, Rabbinize kavuşacağınıza kesin bilgiyle (yakinen) inanırsınız (diye Kur’an ve Peygamber gönderir). [Not: Şu ana kadar yapılan tespitlere göre; Dünya gezegenimizin bağlı olduğu Güneş Sistemi’nin de içinde bulunduğu Samanyolu Galaksisi gibi 2 trilyon galaksi vardır. Her bir galakside 300 milyar kadar güneş gibi yıldız saptanmıştır. Hızla dönen bir topacın dik durup devrilmemesi gibi, bütün yıldızlar ve gezegenler Allah’ın tayin ettiği en uygun bir hızla kendisi ve merkezi etrafında dönüp durmaktadır… Aksi halde dağılıp çarpışacak ve kıyametler kopacaktır. İşte bu Dünya’mız bütün kâinatın bir özeti ve örneği konumundadır. İnsan ise dünyanın ve tüm kâinatın hulasası makamındadır.]

  • 13:13 Ra'd: 13

    Gök gürültüsü O'nu hamd ile, melekler de O'na olan korkularından (haşyet ve hürmetle) tesbih edip durmaktadırlar. O, yıldırımları gönderip bununla dilediğine çarpar; (inkârcılar) onlar ise Allah hakkında çekişip-tartışırlar. O, gücü (ve cezası) pek çetin olandır.

  • 13:15 Ra'd: 15
    Secde

    (Unutmayınız ki) Göklerde ve yerde her ne varsa -isteyerek de olsa, istemeyerek de olsa- (hepsi) Allah'a secde etmektedirler (ve O’nun hükmüne boyun eğmektedirler). Sabah akşam gölgeleri de (O'na secde halindedir. Her şey Allah’ın tayin ve takdir ettiği hizmet üzerindedir.)

  • 13:16 Ra'd: 16

    (Ey Resulüm, onlara sor) De ki: “Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?” (Cevap verip) De ki: “Allah'tır.” (Tekrar sorup) De ki: “Öyleyse, O'nu bırakıp da kendi kendilerine bile ne yarar ne de zarar sağlamaya malik olmayan birtakım veliler mi (tanrılar) edindiniz?” De ki: “Hiç görmeyen (kör) ile gören (basiret sahibi) eşit olabilir mi? Veya karanlıklarla nur eşit olabilir mi?” Yoksa Allah'a, O'nun yaratması gibi yaratan ortaklar buldular da, bu yaratma (sonucu mu, oluşan insanlar, hayvanlar, ağaçlar ve bütün varlıklar böylesine ahenkli ve mükemmel şekilde denk geldi ve birbirinin ihtiyacını giderecek şekilde var edildi de) kendilerince (tesadüfen mi) birbirine benzeşti? (Cevaben) De ki: “(Hayır; hepsi atom altı zerreciklerden ve enerjiden meydana getirildi!) Allah, her şeyin (bizzat) Yaratıcısıdır ve O (Vâhid) Tektir, Kahredici (kudretin sahibidir.)”

  • 13:17 Ra'd: 17

    O, gökten bir su (yağmur) indirmekte, (ardından) vadiler (dereler) kendi miktarınca sel haline gelmekte, (o) sel ise yüze çıkan bir köpük yüklenip götürmektedir. Nitekim bir ziynet veya bir eşya yapmak amacıyla ateşte üzerini (körükleyip) yaktıkları şeylerden (madenlerden) de bunun gibi bir köpük (posa meydana gelir). İşte Allah, Hakk ile Bâtıl’ı böyle karşılaştırıp misal verir. Amma köpük (posa ve çöküntü) atılır gider. İnsanlara fayda verecek olan şeye (asıl cevhere) gelince, o yeryüzünde kalır. İşte Allah böylece misaller getirir. (Yani bâtıl, akarsuların üzerinde oluşan veya eritilen madenlerin üzerinde kaynaşan köpük misalidir. Hiçbir işe yaramamakta ve kısa bir zaman sonra kaybolup gitmektedir.)

  • 14:2 İbrahim: 2

    O Allah ki, göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. (Bütün harika yaratılış eserleri O’nun kudret, sanat ve nimetlerini göstermek içindir.) Şiddetli azap dolayısıyla vay o kâfirlerin (Kur’ani hüküm ve haberleri gereksiz ve geçersiz görenlerin) haline!..

  • 14:10 İbrahim: 10

    Resulleri onlara dedi ki: "(Varlığı ve harika yaratışları açık olan Yüce) Allah hakkında mı şüphe (ediyorsunuz)? O, gökleri ve yeri (ve aralarındaki her şeyi) yaratandır; O sizi, günahlarınızı bağışlamak için davet etmekte ve sizi adı konulmuş bir süreye kadar ertelemektedir." (Hâlâ akıl edip inanmıyor musunuz?) Dediler ki: "Siz, bizim benzerimiz olan birer beşerden başkası değilsiniz. Siz (herhalde) bizi, babalarımızın taptıklarından (tutageldikleri yoldan) çevirip-engellemek istiyorsunuz, öyleyse bize apaçık bir delil getirin."

  • 14:19 İbrahim: 19

    Allah'ın gökleri ve yeri Hakk ile (ölçü ve hikmetle ve en mükemmel şekilde) yarattığını görmez misin(iz)? (İsyan ve inkârınıza karşı) Eğer dilerse sizi giderip yok eder ve yeni bir halk getirir.

  • 14:24 İbrahim: 24

    Görmedin mi ki, Allah nasıl bir örnek vermiştir: Güzel bir söz, güzel bir ağaç gibidir ki, onun kökü (iman ve Kur’an üzere yerde) sabit, dalları ise göktedir.

  • 14:32 İbrahim: 32

    Allah, gökleri ve yeri yaratan ve gökten su (yağmur) indirip, onunla size rızık olarak türlü ürünler çıkarandır. Ve O’nun emriyle gemileri, denizde yüzmeleri için sizin emrinize âmade kılandır. Irmakları da (tarla sulama, içme suyu olarak kullanma, elektrik üretmek üzere baraj kurma, gemi taşımacılığı yapma ve balık yetiştirip satma gibi) sizin yararlanmanıza müsait kılıp (akıtandır).

  • 14:38 İbrahim: 38

    “Rabbimiz şüphesiz Sen, bizim saklı tuttuklarımızı da, açığa vurduklarımızı da bilirsin. Yerde ve gökte hiçbir şeyin Allah'a gizli kalması (mümkün değildir).”

  • 14:48 İbrahim: 48

    (Kıyamet saati gelip de) Yerin başka bir yere (Dünya’nın farklı bir görünüme), göklerin de (başka âlemlere) dönüştürüldüğü gün; onlar tek olan, Kahhâr olan Allah'ın huzuruna çıka(rıla)caklardır. (Her şeyin hesabı sorulacak, hak ettikleri karşılığı bulacaklardır.)

  • 15:14 Hicr: 14

    Şayet onların üzerlerine gökyüzünden bir kapı açsak, oradan (urûc edip) yukarı yükselseler de; (yine imana gelmeyeceklerdir.)

  • 15:16 Hicr: 16

    Andolsun, gökte bazı burçlar (büyük yıldız durakları) kıldık ve onu gözleyenler (dikkatle izleyenler) için süsledik (cezbedici yorumlara müsait hale getirdik).

  • 15:22 Hicr: 22

    Ve (meyve oluşması için ağaçlardaki dişi ve erkek çiçek tozlarını) aşılayıcılar olarak rüzgârları gönderdik, böylece gökten su indirdik de sizleri sulayıverdik. Oysa siz (tatlı su kaynaklarının yer altındaki tutucuları ve) onun hazine koruyucuları da değilsiniz. (Suları ve yağmurları hem yağdırmaya hem de dağlarda ve yer altı katmanlarında depolamaya güç yetiremezsiniz.)

  • 15:85 Hicr: 85

    Biz gökleri, yeri ve her ikisinin arasındakilerini Hakkın (Vahdet ve kudret eserlerimizi tanıtmanın ve kullarımı imtihan sırrının) dışında (herhangi bir amaçla) yaratmış değiliz. Hiç şüphesiz (kıyamet ve hesap görmek için takdir edilen) o saat de yaklaşarak-gelmektedir; öyleyse (artık Sen onlara karşı) güzel muamele ve tebliğde bulun (gerisini dert etme, gereksiz tartışma ve kışkırtmalardan) yüz çevir.

  • 16:3 Nahl: 3

    (Allah) Gökleri ve yeri Hakk ile (Kendi varlığını ve muhteşem sanatını göstersin diye) yarattı; (O, cahil ve gafil insanların) şirk koştukları şeylerden Yücedir.

  • 16:10 Nahl: 10

    Sizin için gökten (yağmur ve kar şeklinde) su indiren O'dur; içecek(leriniz) ondan (çıkmakta), ağaç(lar) ondan (sulanmakta)dır (ki) hayvanlarınızı da onda (o suyla yeşeren meralarda) otlatmaktasınız. (Bunların hepsi Allah’ın nimetleridir.)

  • 16:49 Nahl: 49
    Secde

    Göklerdekiler ve yeryüzünde mevcut bütün 'dabbeler' (canlı varlıklar) ve melekler hiç büyüklenmeden Allah’a secde etmektedirler.

  • 16:52 Nahl: 52

    Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur. Din de daima O’nundur. (Kıyamete kadar yalnız O’nun hükmü uygulanacaktır.) Gerçek böyle iken siz hâlâ Allah'tan başkalarından mı korkuyorsunuz?

  • 16:65 Nahl: 65

    (İbretle bakıp görmez misin?) Allah gökten su indirdi de, (her kış, bir nevi) ölümünden sonra (baharda tekrar) yeri onunla diriltti; (yararlı ve gönül okşayıcı yeşillik ve ekinleri bitirdi.) Hakikaten söz dinleyen (ve gerçeğe kulak veren) bir topluluk için bunlar elbette nice ayet (ibret ve hikmet) içermektedir.

  • 16:73 Nahl: 73

    Onlar; (şu kâfir ve gafil insanlar, hâlâ) Allah'ın dışında, kendileri için göklerden ve yerden rızıktan (nimet ulaştırma konusunda) hiçbir şeye malik bulunmayan ve buna asla güçleri de yetmeyecek olan başka şeylere tapıyorlar! (Bu ne cahilliktir!)

  • 16:77 Nahl: 77

    Göklerin ve yerin gaybı (ezeli kader programı ve sırları) Allah’a aittir. Saatin (kıyametin ve öncesindeki büyük devrim ve değişimin vaktinin) emri de (Allah’a göre sadece süratli bir) göz açıp kapama gibidir, (veya bekleyin) çok daha yakın (bir gelecektir). Şüphesiz Allah, her şeye gücü yetendir. [Not: Bir nokta halindeki Nuruna “KÜN=OL!..” talimatıyla ve Big Bang patlamasıyla şu muhteşem Kâinatı ve mükemmel tabiatı yaratan Yüce Allah’ın, yine bir “Yok ol ve yıkıl!..” buyruğuyla kıyameti koparacağını kabullenemeyenler; cahil ve gafil kâfirlerdir.]

  • 17:44 İsrâ: 44

    Yedi gök, yer ve bunların içindekiler, (hepsi ve her şey) O’nu tesbih edip durmaktadır. O’nu övgüyle tesbih etmeyen ve hamdini yerine getirmeyen hiçbir şey yoktur. Ancak siz onların (yerdeki ve gökteki bütün varlıkların) tesbihlerini (Allah’ın emri ve takdiri ile hareket ettiklerini, onların kendilerine mahsus ibadet, zikir ve hizmetlerini gafletiniz sebebiyle) anlayamazsınız. Gerçekten O Halîm (çok müsamahalı ve yumuşak tavırlıdır), Gafûr (Bağışlayıcıdır).

  • 17:55 İsrâ: 55

    Rabbin, göklerde ve yerde olan herkesi (ve her şeyi bütün ayrıntılarıyla) en iyi bilir. Andolsun Biz peygamberlerin bir kısmını bir kısmına faziletli (marifetleri, meziyetleri ve dereceleri değişik) kıldık ve Davud'a da Zebur (İlahi ahlâk kaideleri ve kasideler kitabı) verdik.

  • 17:92 İsrâ: 92

    “Veya öne sürdüğün (ve bizi korkutup ürküttüğün) gibi, gökyüzünü üstümüze parça parça düşürmeli, ya da Allah'ı ve melekleri karşımıza (şahit olarak) getirip (bizimle konuşturmalısın).”

  • 17:93 İsrâ: 93

    “Yahut (tamamı) altından yapılmış (saray gibi) bir evin olmalı, veya (gözümüzün önünde) gökyüzüne yükselip çıkmalısın. Ayrıca üzerimize, (gökten meleklerle getirilen ve) bizim okuyabileceğimiz bir kitap indirip (önümüze koymalısın). Aksi halde Senin oraya (göklere) yükselmene (Miraç hadisene) asla inanmayacağız!” [Demek ki Hz. Peygamberimiz, Kudüs’ten sonra gökler âlemine yükseldiğini onlara açıklamıştı.] (Ey Nebim, onlara) De ki: “Rabbimi (tesbih ve tenzih edip) yüceltirim; Ben, elçi olan bir beşerden başkası mıyım (ki bu dediklerinizi yapayım)?”

  • 17:95 İsrâ: 95

    De ki: "Eğer yeryüzünde (insanlar değil de) yürüyen ve huzura-sükûna erişen melekler (imtihan için yaratılmış) olsaydı, Biz de onlara gökten elçi olarak (insan yerine) elbette melek gönderirdik."

  • 17:99 İsrâ: 99

    (Hiç düşünmüyorlar ve) Görmüyorlar mı ki; gökleri ve yeri (hiç yoktan) yaratan (ve her an varlıkta tutan) Allah, (bunları yıkıp) onların benzerini yaratmaya (da elbette) gücü yeterlidir ve onlar için kendisinden (ve mutlaka gerçekleşeceğinden) şüphe olmayan bir süre (ecel) tayin edilmiştir. Buna rağmen zalimler ise ancak (bile bile) inkârda ayak diretmektedirler.

  • 17:102 İsrâ: 102

    O da: "Andolsun, bunları basiretle görülecek (ve iman edilecek) belgeler olarak, göklerin ve yerin Rabbinden başkasının indirmediğini (ey Firavun) sen de (anlayıp) bilmektesin. (Ama dünya hırsıyla ve makam hatırına inat ve inkâr etmektesin.) Gerçekten ben de senin (zulüm iktidarı ve saltanatının) yıkılıp-harap olacağı kanaatindeyim" demişti.

  • 18:14 Kehf: 14

    Onların kalplerini rabıta ile (sağlam münasebet ve muhabbetle Hakka) bağlayıp güçlü ve metanetli kılmıştık. (Kâfir ve zalim Kralın önünde) Kalkıp dediler ki: “Rabbimiz göklerin ve yerin Rabbidir. Biz O’ndan başkasını İlah diye çağırmayız (ve sizin bâtıl yollarınıza uymayız. Şayet öyle yaparsak) gerçekten saçmalamış ve sapıtmış oluruz!” (Böylece Kralın ve adamlarının şaşkınlık ve sapkınlık içinde olduklarını vurguluyorlardı.)

  • 18:26 Kehf: 26

    De ki: (Ashab-ı Kehf'in o mağarada) "Ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybı O'nundur. O, ne güzel ve mükemmel görmekte ve ne güzel ve mükemmel işitmektedir. O'nun dışında onların (insanların) bir velisi (gerçek hamisi, sahibi, gözeticisi) yoktur. (Allah) Kendi hükmüne ve hükümranlığına hiç kimseyi ortak yapmayandır!" (Kur'ani emir ve nehiylerini hiç kimse değiştirip kaldıramaz ve geçersiz sayamazdı, buna kalkışanlar da inkârcı ve münafıktır.)

  • 18:40 Kehf: 40

    “Belki Rabbim senin bağından daha hayırlısını bana verir de, (seninkinin) üstüne gökten 'yakıp-yıkan bir afet' gönderir ve böylece (senin çiftliğin kuruyup) kaygan bir taş zemin (ve kupkuru bir toprak parçası) kesiliverir.”

  • 18:45 Kehf: 45

    Onlara, dünya hayatının örneğini (şöyle) ver; gökten indirdiğimiz (bir yağmur) suyuna benzer ki, onunla yeryüzünün bitkileri (yeşerip) birbirine karışır (ama sonra kuruyup), böylece rüzgârların savurduğu çalı-çırpı halini alır. Allah, her şeyin üzerinde güç yetiren (Muktedir olandır).

  • 18:51 Kehf: 51

    Göklerin ve yerin yaratılışında da, (insan neslinin) kendi nefislerinin yaratılışında da Ben onları (melekleri, cinnleri, şeytanileri ve hiç kimseyi) şahit tutmadım (ve yardım almadım). Ben, (güç ve kudret sahibi sandığınız o) saptırıcıları (şeytani odakları, kendilerine dayanıp) destek sağlayıcı takviye güç edinmeye de (asla ihtiyaç duymayanımdır).

  • 19:65 Meryem: 65

    (Allah) Göklerin, yerin ve her ikisi arasındakilerin Rabbidir; şu halde (sadece) O'na ibadet et ve O'na kulluğunda (emir ve yasaklarına uyma konusunda) kararlı ve sebatlı ol. (İsimlerinde ve takdirinde) Hiç O'nun adaşı (hâşâ yoldaşı ve iş ortağı) olan birini biliyor musun? (Böyle bir şey mümkün değildir, her şey O’nun elinde ve emrinde bulunmaktadır.)

  • 19:90 Meryem: 90

    Neredeyse bundan (Allah’a çocuk isnadından) dolayı, gökler paramparça olacak, yer çatlayacak ve dağlar yıkılıp göçüverecekti.

  • 19:93 Meryem: 93

    (Halbuki) Göklerde ve yerde olan (herkesin ve her şeyin) tümü Rahman'a, yalnızca (boyun eğmiş) kul olarak gelmektedir.

  • 20:4 Taha: 4

    (Bu Kur’an) Yeri ve yüce gökleri yaratan (Allah) tarafından indirilmiştir.

  • 20:6 Taha: 6

    Göklerde, yerde, bu ikisinin arasında(ki insanlar, hayvanlar ve ağaçlar) ve nemli toprağın altında olanların (tohumların, böceklerin ve diğer varlıkların) tümü O'nundur (O’nun emrindedir).

  • 20:53 Taha: 53

    “Ki (Rabbim), yeryüzünü (hızla döndüğü halde sarsılmayasınız diye, adeta) sizin için bir beşik haline getirdi, onda sizin için yollar döşedi ve gökten su indirdi; böylelikle bununla her tür bitkiden çiftler çıkardı (ve istifadeniz için yayıverdi).”

  • 21:4 Enbiya: 4

    (Bunun üzerine Peygamber) Dedi ki: “Benim Rabbim, gökte ve yerde söylenen her sözü bilir; O, (her şeyi) İşitendir, (ayrıntılarıyla) Bilendir.”

  • 21:19 Enbiya: 19

    (Çünkü) Göklerde ve yerde kim (ve ne) varsa (hepsi ve her şey) O'nundur. O'nun yanında (katında-huzurunda) olanlar, O'na ibadet etmekte kibirlenip büyüklüğe kapılmazlar ve (bu hizmet ve gayretten asla usanıp) yorgunluk ve yılgınlık duymazlar. (Hepsi huzurla ve şuurla Allah’a ibadet ve hizmet üzerindedirler.)

  • 21:30 Enbiya: 30

    O inkâr edenler (bilimsel keşiflere rağmen, hâlâ) görmüyorlar mı ki, (başlangıçta) göklerle yer birbiriyle bitişik iken, Biz onları (sonradan) ayırdık ve (Dünya’yı yaşama müsait kılıp) her canlı şeyi sudan yarattık. (Bilimin en son verileri de bu doğrultudadır.) Yine de onlar hâlâ inanmayacaklar mı? [Not: Şu anda bile insan bedeninin %70’i, yani 80 kg’lık bir kimsenin 56 kg’ı sudan ibarettir. Kanımız da sudan müteşekkildir. Tüm hayvan çeşitlerinin, bitkilerin, sebze ve meyvelerin de önemli kısmı sudan meydana gelir. Yani hayat suyun sayesinde devam etmektedir.]

  • 21:32 Enbiya: 32

    Biz gökyüzünü (Atmosferi de, Uzay’dan Dünya’ya gelen zararlı ışınlara ve gök taşlarına karşı) koruyucu bir tavan yaptık. O (inkârcılar ise) hâlâ bu ayet ve alâmetlerden yüz çeviriyorlar. (Bu asırlar sonra farkına varılan bilimsel gerçekleri, Hz. Peygamberin bilip aktaramayacağını, hâlâ anlamıyorlar.)

  • 21:56 Enbiya: 56

    (İbrahim) “Evet!” dedi. “Doğrusu sizin (gerçek ve tek) Rabbiniz göklerin ve yerin Rabbidir, onları (ve tüm mahlûkatı) Kendisi yaratmıştır ve ben de buna şehadet edenlerdenim.”

  • 22:18 Hacc: 18
    Secde

    Görmedin mi ki, gerçekten göklerde ve yerde olanlar, Güneş, Ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanlardan birçoğu Allah'a secde etmektedirler. (İnsanların) Birçoğu üzerine ise (küfür ve kötülükleri sebebiyle) azap hak olmuştur. Allah kimi aşağılık kılarsa, artık onun için bir (yüceltici ve) ikram edici yoktur. Şüphesiz Allah, dilediğini yapandır. (Her işini hikmet ve adaletle görendir.)

  • 22:31 Hacc: 31

    Allah'ı birleyen (Hanif)ler olarak, O'na (hiçbir konuda ve hiçbir durumda) ortak koşmaksızın (iman edin ve teslimiyet gösterin). Kim (insanları, güç odaklarını ve bâtıl ideolojik saplantıları) Allah'a ortak koşarsa, sanki o gökten düşmüş de onu bir kuş kapmış, veya rüzgâr onu ıssız bir yere sürükleyip atmış (ve böylece hiçliğe karışmış) gibi (olacaktır).

  • 22:63 Hacc: 63

    Görmedin mi, Allah gökten su indirip (yağmurları yağdırdı da), böylece yeryüzü yemyeşil donatıldı. Şüphesiz Allah, (her şeyin incelik ve gizliliklerini bilen) Lütfedici (Lâtif olandır), her şeyden Haberdardır.

  • 22:64 Hacc: 64

    Göklerde ve yerde her ne varsa O'nun (mülkü ve mahlûkatıdır). Şüphesiz Allah Ğaniy’dir. (Hiçbir şeye ihtiyaç duymayandır); Hamîd’dir (hakkıyla övülmeye layık olandır).

  • 22:70 Hacc: 70

    (Ey Nebim!) Gökte ve yerde olanların hepsini (tek tek ve tüm teferruatıyla) Allah'ın bilmekte olduğunu bilmiyor (ve inanmıyor) musun? (O halde niye üzülüyorsun?) Gerçekten bunlar bir kitapta (ezeli kader programında kayıtlıdır). Hiç şüphesiz bunlar(ı bilmek), Allah için pek kolaydır.

  • 23:18 Mü'minun: 18

    Biz (her yıl) gökten belli bir miktarda su indiririz ve onu yeryüzünde (belli bölgelerde) yerleştiririz; şüphesiz Biz onu (kurutup) giderme gücüne de sahibiz.

  • 23:71 Mü'minun: 71

    Şayet Hakk, onların hevâ (istek ve tutku)larına uyacak olsaydı; mutlaka, gökler, yer ve bunların içinde olan herkes (ve her şey fesada uğrayıp) bütün dengeler bozuluverecekti. Hayır, Biz onlara kendi şan ve şeref (zikir)lerini (kurtuluş çarelerini) getirmiş bulunuyoruz, fakat onlar kendi zikirlerinden (Kur’an gibi bir huzur ve kurtuluş prensiplerinden) yüz çevirmektedirler.

  • 24:35 Nur: 35

    (Asla unutmayınız, kâinata ve tabiata ibret gözüyle bakınız ki;) Allah, göklerin ve yerin nurudur. O’nun nurunun misali (bir örneği), içinde (parlak ışıklı) fitil bulunan bir lamba benzeridir; (o) lamba da bir sırça (cam fanus-ampul) içerisindedir; (o) sırça (ampul ise), sanki incimsi bir yıldızdır ki; (içindeki parlak ışık) doğuya da batıya da ait olmayan (benzeri bulunmayan) kutlu bir zeytin ağacından tutuşturulmuş (gibidir; bu öyle bir ağaç ve nurani bir kaynaktır ki) neredeyse ateş ona dokunmasa da yağı (enerji akımı) ışık verir. (Açıkça elektrik enerjisine benzetilmektedir. Bu,) Nur üstüne nur (aydınlık, kolaylık ve huzur)dur! Allah, (gerçeği arayan ve çabalayanlardan) kimi dilerse onu Kendi nuruna (hidayet ve hikmet yoluna) yöneltip-iletir. Allah insanlar için (işte böyle eğitici ve öğretici) örnekler verir. Allah, her şeyi Bilendir. [Not: Bu ayet; kâinatın ve bütün varlıkların, İlahi Nurun farklı tecellilerinden ve atomik enerjinin değişik dalga boyutu tezahürlerinden yaratıldığına; ayrıca elektriğin alternatif akımına ve sinüs dalgasına işaret etmektedir.]

  • 24:41 Nur: 41

    Görmüyor musunuz, yeryüzündekiler de göktekiler de sürüler halinde ve sıralı biçimde gruplar oluşturup süzülen ‘tayr’lar (kuşlar ve uçanlar) da gerçekten Allah’ı tesbih etmektedirler. Her biri, kendi duasını ve tesbihini (bilimsel ve teknolojik prensiplerini) şüphesiz bilmektedir. (Canlı cansız her şeyin yaratılış ve yapılış gayesine uygun hareket ve hizmet etmesi, Allah’ın takdiri iledir.) Allah, onların işlediklerini (tümüyle ve ayrıntıları ile) Bilendir.

  • 24:42 Nur: 42

    Göklerin ve yerin (ve bunların arasındaki her şeyin) mülkü (ve tasarruf yetkisi) Allah'ındır ve dönüş yalnızca (ve kaçınılmaz olarak) Allah'adır. (Mutlak egemenlik O'na aittir.)

  • 24:43 Nur: 43

    Görmez misin ki, Allah bulutları sürmekte, sonra (artı ve eksi yüklü bulutların) aralarını (telif edip) birleştirmekte, sonra da onları üst üste getirip yığıvermektedir; böylece, yağmurun bunların arasından çıkıp aktığını görürsün. (Ayrıca) Gökten içinde buz taneleri bulunan dağlar (gibi bulutlardan dolu yağdırıp) indiriverir, onu dilediğine isabet ettirip (felakete çevirir) de, dilediğinden onu (dolu ve sel musibetini) giderip (esirgemektedir). Şimşeğinin şiddetli parıltısı ise neredeyse gözleri kamaştırıp götürüverecektir.

  • 24:64 Nur: 64

    (Artık gözünüzü açın ve) Dikkatle anlamaya çalışın ki; göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ındır. (Öyle ise aklı ve imanı olan kimse, her arzusunu O’na sunmalıdır ve her sorununu Kur’an ve Sünnet merkezli çözmeye çalışmalıdır.) O, üzerinde bulunduğunuz her şeyi (ve halinizi) elbette bilip durmaktadır. Ve O’na döndürüleceğiniz gün bütün yaptıklarınızı size haber verecek (ve her şeyin hesabını soracaktır). Allah her şeyi (hakkıyla) Bilir.

  • 25:2 Furkan: 2

    (O Allah ki) Göklerin ve yerin (ve aralarındaki maddi ve ruhani tüm varlık çeşitlerinin) mülkü (hükümranlığı ve tasarruf hakkı) O’nundur; (Allah asla) çocuk edinmemiştir. (Allah’a evlat isnadı küfürdür.) O’na mülkünde (başka bir) ortak da yoktur, her şeyi bizzat O yaratmış, ona bir düzen vermiş, belli bir ölçüyle (en ince ayrıntılarıyla birlikte) takdir etmiştir (ve etmektedir).

  • 25:6 Furkan: 6

    De ki: “Onu (Kur’an’ı), göklerde ve yerde gizli olanı (bütün sırları) bilen (Allah) indirmiştir. (Tüm bilimlerin şifresi ve yararlı bilgilerin özeti Kur’an-ı Kerim’dedir.) Doğrusu O, (tevbekâr mü’minleri) çok Bağışlayandır, çok Esirgeyendir.”

  • 25:48 Furkan: 48

    Ve (yine) O, Kendi rahmetinin önünde (yağmur öncesinde) rüzgârları müjdeciler olarak gönderendir. (Ardından) Biz, gökten tertemiz su indirdik; (indirmekteyiz…)

  • 25:59 Furkan: 59

    O, gökleri ve yeri ve ikisinin arasındakileri altı günlerde (dönemde) yaratan ve sonra Arş’a istiva edip (ilmiyle ve kudretiyle kuşatan) Rahman (olan Allah)dır. (Bu yaratılış sırlarını ve safhalarını) Ondan (ayrıntılarıyla) haberi olana (Rabbine) sor (ki O Seni vahiyle bilgilendirecektir).

  • 25:61 Furkan: 61

    (Düşünmez ve idrak etmezler mi ki:) Gökte burçlar kılan, onların içinde bir sirac-aydınlık (ısı ve ışık kaynağı Güneş) ve (ışığını Güneş’ten alıp yansıtan) nurlu bir Ay var edip (yaratan Allah) ne Yücedir.

  • 26:4 Şuarâ: 4

    (Oysa) Dilersek, onların üzerine gökten bir ayet (mucize) indiririz de, (mecburen) ona boyunları eğilmiş (ve imanı kabullenmiş olarak) kalıverirlerdi.

  • 26:24 Şuarâ: 24

    (Hz. Musa) Dedi ki: "(Allah) Göklerin, yerin ve bu ikisi arasında olan her şeyin Rabbidir (yaratıp terbiye edeni ve her şeyin ihtiyacını gönderenidir). Eğer (akledip) 'kesin bilgiyle inanırsanız' (anlarsınız ki böyledir)."

  • 26:187 Şuarâ: 187

    "Eğer doğru sözlü isen (ey Şuayb), bu durumda gökten üstümüze bir parça düşürüver" (de görelim).

  • 27:25 Neml: 25
    Secde

    “Dikkat edin, ki onlar, göklerde ve yerde saklı olanı ortaya çıkarıveren ve sizin gizlediklerinizi ve açığa vurduklarınızı bilen Allah'a secde etmesinler diye (böyle aldatılıp saptırılıyorlar).”

  • 27:60 Neml: 60

    (Onlar mı hayırlı) Yoksa, gökleri ve yeri yaratıveren ve size gökten su indiren mi? Ki onunla (o suyla) güzel manzaralı (gönül okşayıcı ve keyif alıcı) bahçeler bitirdik, (yoksa) sizin için (bunların) bir ağacını (ve yaprağını) bitirmek bile mümkün değildir. Allah ile beraber başka bir ilah (edinip ona yalvarmak) mı? (Bu ne bilinçsiz bir harekettir.) Hayır, onlar sapkınlıkta devam eden (Allah’a denk şefaatçiler edinen ve şirke düşen) bir kavim (olmuşlardı.)

  • 27:64 Neml: 64

    Ya da (bütün mahlûkatı) önce hiç yoktan yaratan (ve sürekli yaratmakta olan), sonra onu iade edecek (öldükten sonra yeniden diriltecek) olan (mı İlahlığa daha layıktır? Düşünün ve anlayıp görün ki, yaratılışı ilkten başlatan, sonra onu sürekli yenileyip duran kimdir?) Ve sizi gökten ve yerden rızıklandıran mı (gerçek Rabbinizdir, yoksa put ve tağut cinsinden aciz şeyler mi?) Hâlâ (inatla) Allah ile beraber başka bir ilah mı? (Bu ne imansızlık ve akılsızlıktır!) De ki: “Eğer doğru söylüyor iseniz, kesin bürhanınızı (kanıtınızı) getirin (de görelim).”

  • 27:65 Neml: 65

    De ki: “Göklerde ve yerde gaybı Allah'tan başka kimse bilmez. (Bu konuda bilgiçlik taslayanlar) Onlar ne zaman (öleceklerinin ve sonra) dirileceklerinin şuurunda bile değildirler.” [Not: Çevrelerine, ‘Allah tarafından seçildiklerini ve görevlendirildiklerini’ ima eden bazı kimselerin, her gün bir sürü yalanları ve yanılgıları ortaya çıkmasına rağmen, hâlâ peşlerinden gidilmektedir.]

  • 27:75 Neml: 75

    (Muhteşem) Göklerde ve yerde (gördüklerinizin ve bildiklerinizin dışında size gaib ve) gizli olan hiçbir (sır, âlem, varlık ve yaratık) yoktur ki, apaçık bir Kitapta (Levh-i Mahfuz'da kayıtlı) bulunmasın.

  • 27:87 Neml: 87

    Sur'a üfürüleceği gün, Allah'ın dilediği kimseler dışında, göklerde ve yerde olan herkes artık müthiş bir korkuya kapılmıştır ve her biri “boyun bükmüş” olarak O'na gelip (hesap vermek için huzuruna toplanmışlardır).

  • 29:22 Ankebut: 22

    Siz ne yerde ve ne de gökte (Allah'ı asla) aciz bırakamazsınız. (Füzelerinize ve uzay gemilerinize güvenmeniz boşunadır.) Sizin Allah'ın dışında veliniz yoktur, yardım edeniniz de olmayacaktır.

  • 29:34 Ankebut: 34

    (Görevli melekler dediler ki:) “Şüphesiz biz, fasıklık yapmalarından (ve eşcinsellik sapkınlığından) dolayı, bu bölge halkının üstüne gökten iğrenç bir azap indireceğiz (ve onları yerin dibine batıracağız).”

  • 29:44 Ankebut: 44

    Allah gökleri ve yeri Hakk ile (ölçüyle, ibret ve hikmetle) yarattı. Şüphesiz bunda iman edenler için bir ayet (nice delil ve ibretler) vardır.

  • 29:52 Ankebut: 52

    De ki: “Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeterlidir. O, göklerde ve yerde olanı (canlı ve cansız tüm varlıkları ayrıntılarıyla) bilir. Bâtıla (yanlış, haksız ve bozuk yollara) inanan ve Allah'ı inkâr edenler ise, işte onlar hüsrana (pişmanlık dolu zarara) uğrayanlardır.” (Aslında bunlar, Müslüman görüntülü münafıklardır. Ve Hakka değil bâtıla inanıp zulme destek çıkan, böylece Allah'ın va’adini ve kudretini inkâr edip sapıtan insanlardır.)

  • 29:61 Ankebut: 61

    Andolsun onlara (müşrik takımına): “Gökleri ve yeri kim yarattı, Güneş’i ve Ay’ı kim musahhar (emre âmade ve hizmetkâr) kıldı?” diye soracak olursan kesinlikle “Allah” diyeceklerdir. O halde ne diye (Hakk’tan) çevrilip yan çiziyorlardı?

  • 29:63 Ankebut: 63

    Gerçekten eğer onlara; “Gökyüzünden yağmuru indirip onunla (kışın donup) öldükten sonra yeryüzünü (baharda ve yağmurla tekrar) dirilten kimdir?” diye sorsan, elbette “Allah” diyeceklerdir. De ki: “Elhamdülillah!” (Her türlü övgü ve şükür Allah’ın hakkıdır, ki öyledir... Ama buna rağmen yine de imandan ve İslam’dan yüz çevrilmektedir!?) Doğrusu onların çoğu aklını kullanmamaktadır.

  • 30:8 Rum: 8

    Onlar kendi iç (dünyalarında ve vicdanlarında,) nefislerinin yapısını, (bedenlerinin, beyinlerinin ve tüm vücut sistemlerinin nasıl harika şekilde ayarlanıp ortaya çıktığını), Allah’ın gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları; ancak (kudret, rahmet ve hikmetini tanıtmak üzere) Hakk olarak ve belli bir süre için yarattığını hiç düşünmezler mi? İnsanların birçoğu, Rablerine kavuşmayı (ve ahiret hesabını) gerçekten inkâr etmektedirler.

  • 30:18 Rum: 18

    Hamd O'nundur; göklerde ve yerde (övülen ve ibadet edilen O’dur), günün sonunda ve öğleye erdiğiniz vakit de (ibadetinizi yapın).

  • 30:22 Rum: 22

    O’nun (Allah’ın kudret ve hikmet) delillerinden biri de, gökleri ve yeri (böyle mükemmel ve muhteşem) yaratması, lisanlarınızın (dillerinizin) ve renklerinizin değişik olmasıdır. (Farklı kavim ve kabileler olarak, birbirlerinizle kolay tanışmanız, dayanışmanız, değişik yetenek ve üretimlerinizden yararlanmanız için böyle yapılmıştır.) Şüphesiz bunda, (dikkatle düşünüp) bilenleriniz için alınacak dersler vardır.

  • 30:24 Rum: 24

    Size bir korku ve umut (vesilesi) olarak şimşeği göstermesi ile, gökten su indirmek suretiyle ölümünden sonra yeryüzünü onunla diriltmesi de, O'nun ayetlerindendir. Şüphesiz bunda, aklını kullanabilecek bir kavim için gerçekten ayetler bulunmaktadır.

  • 30:26 Rum: 26

    Göklerde ve yerde (bulunanlar) kim (ve ne) varsa O'nundur; hepsi O'na 'gönülden boyun eğmiş' (divan durup emrine hazır hale gelmiş) durumdadır.

  • 30:27 Rum: 27

    Yaratmayı (hiç yoktan) başlatan, sonra onu iade edip (diriltecek) olan O'dur; bu O'na göre pek kolaydır. Göklerde ve yerde en yüce misaller (İlahi sıfatlarının tezahür ve tecellileri olan örnekler) O'nundur. O, (her yönden) Güçlü ve Üstün olandır, Hüküm ve Hikmet sahibi (Allah’tır).

  • 30:48 Rum: 48

    Allah O’dur ki; rüzgârları gönderir, böylece bunlar bulutu sürükleyip kaldırır da, onu nasıl dilerse gökte öyle yayıp-dağıtır (böylece su buharlarını toplatıp taşıtır) ve onu parça parça yapıp (istediği yörelere aktarır); nihayet bulutların arasından yağmurun akıp çıktığını görürsün. Sonunda (rahmetini) Kendi kullarından dilediğine verince, o vakit (daha önce ümitsizliğe kapılanlar) hemen sevinmeye ve birbirlerine müjde vermeye (başlamışlardır.)

  • 31:10 Lokman: 10

    Gördüğünüz gibi O, gökleri (ve muhteşem uzay âlemini hiçbir kaynak ve) dayanak olmaksızın yaratmıştır, Arz’da (Dünya’da) da, sizi (hızla dönerken) sarsıntıya uğratmasın diye ağırlık baskısı (ve denge ayarı) dağlar bırakmış ve orada her canlıdan türetip yayıvermiştir. (Ayrıca) Biz gökten su (yağmur ve kar) indirdik de, böylelikle orada her güzel olan çiftten (nice) bitki bitirdik.

  • 31:16 Lokman: 16

    “Ey yavrucuğum! (Muhakkak bilesin ki yaptığın iyi veya kötü her iş, hatta) bir hardal tanesi ağırlığında bile olsa, (bu) ister bir kaya parçasının (içerisinde) ya da göklerde veya yer(in derinliklerinde gizli)de bulunsa da, Allah (tartıya koymak ve hesabını sormak üzere) mutlaka onu getirip (açığa çıkarır). Şüphesiz Allah (her şeyin iç yapısını ve ayrıntılarını bilen) Lâtif olandır, (her şeyden) Haberdardır.”

  • 31:20 Lokman: 20

    (Hâlâ) Görmüyor musunuz ki, gerçekten Allah, göklerde ve yerde olanları emrinize âmade kılmış, açık ve gizli (bedeni ve ruhi olarak) sizin üzerinizdeki nimetlerini genişletip-tamamlamıştır. (Buna rağmen) İnsanlardan öyleleri vardır ki, hiçbir ilme dayanmadan, (ellerinde Hakk ve hayır) yola ulaştırıcı (gözlerini ve gönüllerini açacak) aydınlatıcı bir kitap da olmadan, Allah hakkında (boşuna) mücadele edip (kendi kurgularını Kur’an’ın yerine koyup) durmaktadır.

  • 31:25 Lokman: 25

    Yemin olsun ki onlara: “Gökleri ve yeri (tüm evreni) kimin yarattığını” sorsan, şüphesiz; “Allah” derler. Sen de; “Elhamdülillah (Hamd, elbette Allah'a mahsustur)” de. (Ama) Doğrusu onların çoğu (gerçeği) bilmez (cahillerdir).

  • 31:26 Lokman: 26

    Göklerde ve yerde olanlar Allah'ındır. Şüphesiz Allah, Ğaniy (hiç kimseye ve hiçbir şeye muhtaç olmayan)dır, Hamîd (hamd da yalnızca O'na ait)tir.

  • 32:4 Secde: 4

    Allah; gökleri, yeri ve ikisi arasında olanları altı günlerde (dönemde) yarattı, sonra Arş’a (Kâinatın yönetim merkezi ve makamına) istiva edip (onu ilmiyle ve kudretiyle kuşattı). Sizin için O'ndan başka bir veliniz (sahibiniz ve destekçiniz) ve (O’nun izin verdikleri dışında) şefaatçiniz yoktur. Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz? (Bu aklınızı kullanmamak ve vicdanınızın sesine kulak asmamak başınıza bela açacaktır.)

  • 32:5 Secde: 5

    Gökten yere (âlemlerdeki) her işi O evirip-yönetip düzene koymaktadır. Sonra (işler), sizin saymakta olduğunuz bin yıl süreli bir günde, yine O'na (Arş’ına, huzuruna, değerlendirme makamına) yükselip (durmaktadır).

  • 33:72 Ahzâb: 72

    Gerçek şu ki, Biz emaneti (İslamiyet’i, Allah’a Hilâfet görevini ve Kur’an’ın gerçek ve güncel mesaj ve mealini) göklere, yerküreye ve dağlara (ve bunlardaki mahlûkata) arz ve teklif ettik de; onlar bunun (sorumluluğunu) yüklenmekten çekindiler ve ondan (gereğini yapamadıklarında gelecek azaptan) korkuya kapılıp titrediler. (Ama) Onu (yeryüzünde Allah’a halifelik ve adaletle yöneticilik sorumluluğunu) insan yüklendi. Gerçekten o, pek zalim ve çok cahildir (ki Rabbinin emri ve isteği yerde kalmasın diye çok riskli bir cesaretle böyle bir mesuliyetin altına girmiş ve bir nevi çok tehlikeli kahramanlık göstermiştir).

  • 34:1 Sebe': 1

    (Bu dünyada) Hamd (her türlü övgü ve teşekkür), göklerde ve yerde bulunanların tümü Kendisine ait olan Allah'a mahsustur. Ahirette (sonsuzluk yurdunda) da hamd (her türlü şükür ve övgü) O'nundur... O, (tüm mahlûkata ve kâinata hakkıyla) Hakîm ve hikmet sahibi olandır ve (her şeyden ayrıntılarıyla) Haberdardır.

  • 34:2 Sebe': 2

    (Allah) Yerin içine gireni, ondan çıkanı (bütün tohumları ve yeşeren tomurcukları); gökten ineni ve oraya çıkanı (melekleri, çeşitli enerji boylarındaki ruhanileri ve nuranileri, hassas dengeleri, edilen dua ve dilekleri, hepsini tek tek) bilir. O, Esirgeyendir, Bağışlayandır.

  • 34:3 Sebe': 3

    İnkâr edenler dediler ki: "Kıyamet saati (asla) bize gelmez (ve bu dünya hayatı ve fırsatları bizden sonraki neslimizde de sonsuza kadar devam eder.)" De ki: "Hayır, gaybı (görünmeyen varlıkları, olmuş ve ileride olacak bütün olayları ayrıntılarıyla) bilen Rabbime andolsun ki, o (kıyamet ve ahiret) muhakkak size gelecektir. Göklerde ve yerde zerre ağırlığınca hiçbir şey O'ndan uzak (saklı) kalmaz. Bundan daha küçük olanı da, daha büyük olanı da, istisnasız hepsi, kesinlikle apaçık bir kitapta (yazılı)dır." (İlahi bilgi merkezlerinde kayıtlıdır.)

  • 34:9 Sebe': 9

    Onlar, (son sistem teknolojik aletlerle) gökten ve yerden (tabiat ve kâinat düzenine bakıp da) önlerinde ve arkalarında olanı (uzaydaki ve dünyadaki bu harika yaratılışı hâlâ) görmüyorlar mı? Eğer Biz dilersek, onları yerin dibine geçirir, ya da gökten üzerlerine parçalar çökertiriz (de mahvolup giderler). Hiç şüphesiz, bunda (dünya ve kâinat nizamında) 'gönülden (Allah'a) yönelen' her kul için nice ayetler ve ibretler vardır.

  • 34:22 Sebe': 22

    (Ey Resulüm!) De ki: "Allah'ın dışında (tanrı diye) öne sürdüklerinizi çağırın (da bakın); onların göklerde ve yerde bir zerre ağırlığınca bile (hiçbir şeye sahip ve) malik olmadığını (görüp anlayın); onların (sahte ma’budların) bu ikisinde (yerdeki ve göklerdeki düzende) hiçbir ortaklığı (ve yaratılışta katkıları) olmadığı gibi, O’nun (Samed olup hiç kimsenin yardımına ihtiyaç duymayan Allah’ın da) bunlardan hiçbir (yardımcısı ve) arka çıkanı da yoktur.”

  • 34:24 Sebe': 24

    (Kâfirlere sorup) De ki: "Sizi göklerden ve yerden rızıklandıran kimdir?" (Ve yine kendin cevap verip) De ki: "(Elbette) Allah’tır, (o halde) gerçekten doğru yolda olan veya apaçık bir sapkınlıkta (bulunan), ya biziz veya sizlersiniz!" (Yani biz mü’minler ve siz münkirler olarak aynı değiliz.)

  • 35:1 Fâtır: 1

    Hamd, gökleri ve yeri yaratan; ikişer, üçer ve dörder kanatlı (çok güçlü ve hızlı) melekleri (kâinat, tabiat ve şeriat işlerine) elçiler kılan Allah içindir. O, yaratışta dilediğini artırır. (Allah her mahlûkuna ayrı bir özellik ve güzellik katmıştır.) Şüphesiz Allah, her şeye güç yetirendir.

  • 35:3 Fâtır: 3

    Ey insanlar, Allah'ın üzerinizdeki (sayısız) nimetini (sürekli) hatırlayıp (şükrünüzü yapın). Gökten ve yerden sizi rızıklandıran Allah'ın dışında bir başka yaratıcı mı var? Kesinlikle O'ndan başka ilah yoktur. Öyleyse nasıl olur da (Hakk’tan ve hayırdan) çevriliyorsunuz? (Bu ne derin bir gaflettir!)

  • 35:27 Fâtır: 27

    Görmez misin, Allah'ın gökyüzünden (nasıl kar, yağmur ve çiy damlaları olarak) su indirdiğini (ve toprağı nasıl dirilttiğini)? Böylece Biz onunla, renkleri (ve lezzetleri) değişik olan meyveler çıkardık. Dağlardan da (geçitler, tüneller ve hendekler kazdırıp) beyazlı, kırmızılı, renkleri farklı ve (kömür gibi) simsiyah (çeşitli madenlere ulaşan) yollar ve katmanlar (kılmışızdır).

  • 35:38 Fâtır: 38

    Şüphesiz Allah, göklerin ve yerin gaybını (bütün gizli sırlarını, olmuş ve olacakları) Bilendir. Gerçek şu ki O, sinelerin özünde (saklı) olanı da bilir.

  • 35:40 Fâtır: 40

    De ki: "Siz, (aklınızı başınıza alıp) Allah'ın dışında taptığınız ortaklarınıza (hiç) bakmıyor musunuz? (Haydi söyleyin ve) Bana (görüş ve düşüncelerinizi belirtin); bunlar yerde(kilerde)n neyi yaratmışlardır? Ya da onların göklerde bir ortaklığı mı vardır? Gösterin bakalım!.. Yoksa Biz onlara (Kur’an dışında özel ve gizli) bir kitap vermişiz de, onlar bundan (dolayı) apaçık bir belge üzerinde mi (sanılmaktadırlar)?” Hayır, zulmedenler birbirlerini aldatmaktan (boş gurur ve kuruntulardan) başka bir va’adde bulunmuyorlar. (Bunu da yakında anlayacaklardır.)

  • 35:41 Fâtır: 41

    Şüphesiz Allah, gökleri ve yeri zeval bulurlar (yok olup yıkılırlar) diye (her an kudreti altında) tutmaktadır. Andolsun, eğer (Dünya’nın ve Kâinatın dengesi ve düzeni bozulup) zeval bulacak olurlarsa, (Rabbimizin) Kendisinden sonra artık kimse onları (varlıkta) tutamazdı. Doğrusu O, Halîm'dir, Bağışlayandır. [Not: Bu ayet, kâinatın, tabiatın ve hayatın dengesini ve devamını sağlayan: 1- Kütle çekim kuvveti (yer çekiminin), 2- Zayıf nükleer kuvvetlerin, 3- Elektromanyetik kuvvetlerin, 4- Şiddetli nükleer (Atom enerjisi) kuvvetlerin hepsinin Allah’ın elinde ve emrinde olduklarına, aksi halde bedenimizin ve evrenimizin bir anda yıkılıp dağılacağına işaret buyurmaktadır.]

  • 35:44 Fâtır: 44

    (Bunlar) Yeryüzünde hiç gezip dolaşmadılar mı ki, kendilerinden önceki kavimlerin sonlarının nasıl olduğunu görsünler! Ki onlar (bunlardan her bakımdan) daha güçlü idiler. (İşte o geçmiş medeniyetlerin ve milletlerin şu harabelerine baksınlar da) Ne göklerde, ne de yerde Allah'ı aciz bırakacak hiçbir şey olmadığını (anlasınlar). O (her şeyi hakkı ile) Bilen ve (istediğini yapmaya) gücü yetendir (her şeye Kâdir olandır).

  • 36:28 Yâsin: 28

    (Hidayet ve istikamete çağırdığı için katledilen o sadık şehidin) Kendisinin ardından ise, kavminin üzerine gökten bir ordu indirmeye (tenezzül etmedik, zaten) indirecek de değildik (buna gerek görmedik).

  • 36:81 Yâsin: 81

    Gökleri ve yeri (böylesine muhteşem ve mükemmel) yaratan Allah, onların benzerini yaratmaya Kâdir değil midir? Evet, elbette (güç yetirir). Çünkü O her şeyi (kolayca, kusursuzca ve bolca) Yaratan ve (her şeyin gerçeğini) Bilendir.

  • 37:5 Sâffât: 5

    O göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi'dir, Doğuların (bütün yönlerin ve kıtaların) da Rabbi'dir. (Kâinatın tek sahibidir.)

  • 38:10 Sâd: 10

    Yoksa göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunanların mülkü onlara mı aittir? Öyleyse sebepler içinde (bir imkân ve güç bularak göğe) yükselsinler (de görelim). [Not: Bu ayette sebepler ve teknolojik gelişmelerle Ay’a, Yıldızlara ve Uzay’a çıkılabileceğine işaret edilmektedir.]

  • 38:27 Sâd: 27

    Biz göğü, yeri ve ikisi arasındakileri bâtıl olarak ve amaçsızca (boşuna) yaratmadık; (bunlar bir tesadüf eseri de değildir,) bu (tür temelsiz iddialar) inkâr edenlerin kof zannıdır. (Her şey ve herkes bir hikmet ve hizmet için vardır.) Ateşe girecek inkârcıların vay haline (ki onları hak ettikleri şekilde azaplandıracağız)!

  • 38:66 Sâd: 66

    (O Allah ki) "Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir, Üstün ve Güçlü olandır, Bağışlayandır."

  • 39:5 Zümer: 5

    (Allah) Gökleri ve yeri Hakk olarak (bin türlü hikmet ve hayırla) yaratmıştır. Geceyi gündüzün üstüne sarıp-örtüyor, gündüzü de gecenin üstüne sarıp-örtüyor... (Düzenli ve sürekli şekilde, gece ve gündüz birbirini takip ediyor.) Güneş’e ve Ay’a (İlahi ve mucizevi bir düzen ve disiplin içinde) boyun eğdirmiştir, her biri adı konulmuş bir ecele (süreye) kadar akıp gitmektedir. Haberin olsun ve dikkatli bulun ki; O Üstün ve Güçlü olandır, Bağışlayandır.

  • 39:21 Zümer: 21

    Görmüyor musun; gerçekten Allah gökyüzünden (yağmur ve karla) su indiriyor da onu yerin içindeki kaynaklara yürütüp-geçiriyor; sonra onunla çeşitli renklerde ekinler çıkarıyor. Sonra (bir de) görüyorsun ki bunlar kurumaya başlıyor, böylece sararıp (gidiyor). Ardından da sadece çer çöp olmuş kırıntılar kılıyor. (İşte sizin dünya hayatınız da buna benziyor.) Şüphesiz bunda, temiz akıl sahipleri için gerçekten öğüt alınacak bir ders (zikir) vardır.

  • 39:38 Zümer: 38

    Andolsun onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye soracak olsan, elbette "Allah" diyecekler. (“Her şeyi Allah yarattı ama; Dine, Peygambere ve Kur’an-ı Kerim’e ihtiyaç yoktur, aklımız kâfidir” diyen DEİST’ler müşriktirler.) De ki: "Gördünüz mü -haber verin; Allah'tan başka taptıklarınız (O’nu bırakıp da yalvardıklarınız); eğer Allah Bana bir zarar dileyecek olsa, O'nun zararını kaldırabilirler mi? Ya da (Rabbim) Bana bir rahmet vermeyi istese, O'nun rahmetini tutup- önleyebilecekler mi?" De ki: "Allah Bana yeter. (Zaten) Tevekkül edenler, ancak O'na dayanıp güvenirler."

  • 39:44 Zümer: 44

    De ki: "Şefaatin tümü Allah'ındır. (O’nun izni ve iradesi dışında hiç kimse kimseye şefaatte bulunamayacaktır.) Göklerin ve yerin mülkü (ve dilediği gibi tasarruf yetkisi) O'nundur. Sonra (hepiniz) O'na döndürüleceksiniz."

  • 39:46 Zümer: 46

    De ki: "Ey gökleri ve yeri yoktan var eden, gaybı ve müşahede edileni bilen Allah'ım! Anlaşmazlığa düştükleri şeylerde, kullarının arasında Sen hüküm vereceksin."

  • 39:63 Zümer: 63

    Göklerin ve yerin kilitleri (ve bunların içerisindeki tüm varlıklar ve olaylarla ilgili hard disk misali, çok özel ve gizli bilgi hazinelerinin açılış şifreleri) O'nun (kudret elindedir. Anahtarları ise imanla birlikte akıl ve ilimdir). Allah'ın ayetlerine (karşı çıkıp bunlara itiraz ve) inkâr edenler ise; işte onlar, hüsrana uğrayanlardır.

  • 39:67 Zümer: 67

    (İnkârcılar, münafıklar ve DEİST sapkınlar) Onlar Allah’ın kadr-u kıymetini hakkıyla takdir edemediler. (Yaratılış sırrını ve kulluk imtihan programını bilemediler.) Oysa kıyamet günü yer (Dünya) bütünüyle O’nun (kudret) avucundadır; gökler de (film şeridi gibi) sağ eliyle dürülüp bükülmüş (bulunmaktadır. Yani bütün hayat, tabiat ve kâinat, ruh ekranımıza yansıtılan kader filminin görüntüleri olmaktadır.) O (Allah CC), onların şirk koştuklarından münezzeh ve yüce konumdadır.

  • 39:68 Zümer: 68

    (Kıyamet geldiğinde) Artık Sur'a üfürülmüş; böylece Allah’ın diledikleri dışında, göklerde ve yerde olanlar çarpılıp-yıkılıvermiş olacaktır. Sonra bir daha ona (Sur’a) üfürülecek, ardından (bütün insanlar), onlar ayağa kalkmış durumda (şaşkınlıkla etrafına) bakınacaklardır.

  • 40:13 Mü'min: 13

    O (Allah) size ayetlerini (böyle) gösteriyor ve sizin için gökten (maddi ve manevi) rızık indiriyor. (Ama) İçtenlikle (Allah'a) yönelenden başkası öğüt alıp-düşünmez (durumdadır).

  • 40:37 Mü'min: 37

    "Göklerin (sebep ve yükseliş) yollarına ki, böylelikle (olur ki) Musa'nın İlahına muttali olup (O’nunla ilgili bilgi ve bulguya rastlarım.) Ama doğrusu ben, onun yalancı olduğunu sanmaktayım." İşte Firavun'a, kötü ameli (ve hilesi) böyle çekici kılındı ve (Hakk) yoldan geri bırakıldı. Firavun'un bu hileli düzeni, yıkım ve kayba uğramaktan başka işe yaramadı.

  • 40:57 Mü'min: 57

    Elbette göklerin ve yerin yaratılması, insanların yaratılmasından daha büyüktür (daha zor ve güç bir olaydır). Ancak insanların çoğu bilmez (akıl yürütmez ve vicdanını dinlemez) durumdadır.

  • 40:64 Mü'min: 64

    Allah, yeryüzünü sizin için bir karar (yaşam ve yerleşim alanı), gökyüzünü (kubbemsi) bir bina kıldı; sizi (mükemmelce) şekillendirip (donattı), suretinizi de en güzel (bir şekil ve özellikte) yaptı ve size güzel-temiz (ve leziz) şeylerden rızık verip (yararlandırdı). İşte sizin Rabbiniz bu (Kâdir ve Kerim olan) Allah’tır. Âlemlerin Rabbi Allah ne Mübarektir (ve Şanı çok Yüce olandır).

  • 41:12 Fussilet: 12

    Böylece (Allah) onları iki gün (iki süreç) içinde yedi gök olarak tamamlayıverdi ve her bir göğe (uzaydaki galaksilere) emrini (yaratılış görevini ve hikmetini) vahyetti. Biz Dünya göğünü de kandiller (misali yıldızlar) ile süsleyip-donattık ve (atmosferle Dünya’yı) bir koruma (altına aldık). İşte bu, Üstün ve Güçlü olan, (her şeyi en ince ayrıntılarıyla) Bilen (Allah)ın takdiridir. (Ve böylece toplam altı dönemde kâinatı kemâle erdirmiştir.) [Not: Cenab-ı Hakk bir şeyi sadece “OL!” emriyle ve bir anda yaratabildiği halde, bu süreç ve evrelerle biz kullarına dikkatli, tedbirli ve tedricen iş görmeyi öğretmektedir.]

  • 42:4 Şûrâ: 4

    Göklerde ve yerkürede olanlar (hepsi ve her şey) O'na aittir. O pek Yücedir, Azamet (ululuk) sahibidir.

  • 42:5 Şûrâ: 5

    (Allah’ın azamet ve heybetinden) Gökler, neredeyse üstlerinden çatlayıp-parçalanacak haldedirler, melekler de Rablerini hamd ile tesbih ederler ve yerde olanlara mağfiret dilerler. Dikkat ediniz (ve şunu iyi biliniz) ki; gerçekten Allah, (günahları) Bağışlayandır ve (kullarını) Esirgeyip merhamet edendir. (Yoksa inkârları ve isyanları sebebiyle dünyayı hemen yıkıverecektir!..)

  • 42:11 Şûrâ: 11

    Göklerin ve yerin yaratıcısı (olan Allah), sizin için kendinizden eşler, hayvanlardan da çiftler var etmiştir. Sizi bu şekilde çoğaltıp (sevindirir). O'nun (asla misli ve dengi olamayacağı gibi, hatta) benzeri gibisi (dahi hiç)bir şey yoktur (bu mümkün değildir). O her şeyi (hakkıyla ve tüm ayrıntılarıyla) İşitendir, Görendir.

  • 42:12 Şûrâ: 12

    Göklerin ve yerin anahtarları O'nun (kudret elindedir). O, dilediğine rızkı genişletip-yayar ve (dilediğinden de) kısıp daraltır. (Bu imtihanın icabıdır.) Çünkü O, her şeyi hakkıyla Bilendir.

  • 42:29 Şûrâ: 29

    Göklerin ve yerin yaratılması ile, onlarda her canlıdan türetip-yayması O'nun (mucizevi) ayetlerindendir. Ve O, dileyeceği zaman onların hepsini bir araya getirmeye (tekrar enerji zerreciklerine ve nur hüzmesine döndürmeye) de Kâdir’dir.

  • 42:49 Şûrâ: 49

    Göklerin ve yerin mülkü Allah'a aittir. Dilediğini yaratıverir, dilediğine kız çocukları ihsan edebilir, dilediğine de erkek çocukları bağışlayıp verir.

  • 42:53 Şûrâ: 53

    (Ey Resulüm! Sen) Göklerde ve yerde bulunanların tümü Kendisine ait olan (Yüce) Allah'ın yoluna (davet ve rehberlik etmektesin). Haberiniz olsun! (Dikkatli ve tedbirli bulunun ki;) bütün işler (kişiler, girişimler ve tüm proje ve hadiseler sonunda) Allah'a dönecektir.

  • 43:9 Zuhruf: 9

    Yemin olsun ki, onlara (Mekke müşriklerine ve her asırdaki münkirlere): “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorsan, kesinlikle: “Onları Azîz ve Alîm olan (Allah) yarattı” diyeceklerdir. (Yani; her asırdaki müşrikler, Allah’ın varlığını ve yaratıcılığını kabul etmekte, ama O’nun hükümlerini gereksiz ve geçersiz görerek inkâra düşülmektedir.)

  • 43:11 Zuhruf: 11

    (Her sene ve her bölgeye takdir edilen ölçülü şekilde ve) Belli bir miktar ile gökten su (yağmur, kar) indiren O’dur. Onunla ölü bir beldeyi-bölgeyi diriltir (ve her tarafına hayat) yayıveririz. (Kıştan sonra baharı getirdiğimiz gibi) İşte siz de böyle (kabirlerinizden diriltilip) çıkarılacaksınız (ve hesaba çekileceksiniz).

  • 43:82 Zuhruf: 82

    Göklerin ve yerin Rabbi, Arş'ın Rabbi (olan Allah), onların nitelendirdiklerinden Yücedir.

  • 43:84 Zuhruf: 84

    (O Allah ki;) Göklerde de (tek) İlah ve yeryüzünde de (tek ve gerçek) İlah (yalnız) O'dur. O, Hüküm ve Hikmet sahibidir, (her şeyi, herkesin niyetini ve mahiyetini hakkıyla) Bilendir.

  • 43:85 Zuhruf: 85

    Göklerin, yerkürenin ve ikisi arasında bulunan her şeyin mülkü Kendisinin olan (ve hükümranlık mührü elinde bulunan Allah) ne Yücedir. Kıyamet-saatinin ilmi de O'nun katındadır ve O'na döndürüleceksiniz.

  • 44:7 Duhân: 7

    Eğer yakinen (kesin bir şekilde) inanıyorsanız, (bilin ki Allah) göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin (yaratılış gayesine uygun terbiye ve terakki ettiren canlı cansız her şeyin tek sahibi ve) Rabbidir.

  • 44:29 Duhân: 29

    (Firavun ve adamları öyle zalimdi ki) Onlar için ne gök, ne yer ağlamadı (herkes helak edilmelerine sevindi) ve onlar(ın azabı da) ertelenmedi.

  • 44:38 Duhân: 38

    Biz gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunan (muhteşem ve mükemmel yaratılış harikaları olan)ları bir ‘oyun ve oyalanma konusu’ olsun diye yaratmış değiliz.

  • 45:3 Câsiye: 3

    Şüphesiz mü’minler (ve inanmak isteyenler) için, göklerde ve yerde (nice) ayetler (mesaj dolu ibretler) vardır.

  • 45:5 Câsiye: 5

    Gece ile gündüzün (birbirinin halifesi, takipçisi gibi) art arda gelişinde (Güneş’in, Dünya’nın ve Ay’ın muhteşem bir düzen ve disiplin içinde dönüşlerinde), Allah’ın gökten rızık indirip (her kışın) ölümünden sonra (baharda tekrar) yeryüzünü diriltmesinde ve rüzgârları (belli bir düzen içinde) çevirip yönetmesinde; (evet, bunların hepsi de) aklını kullanan bir kavim için ayetler (hikmetler ve ibretler barındırır).

  • 45:13 Câsiye: 13

    Kendinden (bir nimet olarak), göklerde ve yerde olanların tümüne (Allah) sizin için boyun eğdirdi. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir kavim için gerçekten (sayısız) ayetler (ve alâmetler bulunmaktadır).

  • 45:22 Câsiye: 22

    Allah, gökleri ve yeri Hakk olarak (ve nice hikmetler amaçlayarak) yaratıp var etmiştir; öyle ki, her nefis kazandıklarıyla karşılık görsün (diye imtihan için dünyaya gönderilmiştir). Onlara asla zulmedilmeyecek (herkes amelinin karşılığını görecektir).

  • 45:27 Câsiye: 27

    Göklerin ve yerin mülkü (hükümranlığı ve tasarruf hakkı) Allah'ındır. (Gelmesi kesin olan İslami medeniyet ve sonrası kıyamet) Saatinin kopacağı gün, (evet işte) o gün, bâtılın peşine takılanlar (ve İslami kurum ve kuralları iptal etmeye kalkışanlar) hüsrana uğrayanların ta kendileridir.

  • 45:36 Câsiye: 36

    Şu halde hamd (her türlü övgü ve şükür); göklerin Rabbi, yerin Rabbi ve âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.

  • 45:37 Câsiye: 37

    (Çünkü) Göklerde ve yerde Kibriya (büyüklük ve ululuk) O'na aittir. O, Üstün ve Güçlüdür, Hüküm ve Hikmet sahibidir.

  • 46:3 Ahkaf: 3

    Biz gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunan her şeyi, ancak Hakk ile (imtihan gayesiyle ve ölçüyle) ve belli bir ecel-süre (geçici olmak üzere ve imtihan kastı) ile yarattık. İnkâr edenler (anladıkları halde) uyarıldıkları şeylerden yüz çevirip (uzak kaçmaktadırlar.) [Yani küfür, yapılan tebliğ ve uyarıyı bile bile inkâr ettikten sonra oluşmaktadır.]

  • 46:4 Ahkaf: 4

    De ki: "(Dikkatle bakıp, anlamak için araştırıp) Gördünüz mü? (Fikrinizi söyleyin;) Allah'tan başka taptıklarınız, yeryüzünde (insan, hayvan ve nebat cinsinden) neyi yaratmışlardır, hele Bana gösterin? Yoksa onların göklerde bir ortaklığı mı vardır? Eğer doğru söylüyorsanız, bundan önce bir kitap ya da bir ilim kalıntısı (veya bir eser) varsa, Bana getirin (bakalım)."

  • 46:33 Ahkaf: 33

    Onlar görmüyorlar (ve akletmiyorlar) mı ki, gökleri ve yeri yaratan ve onları (her an yeniden) yaratmaktan yorulmayan (Allah’ın, elbette) ölüleri de diriltmeye güç yetireceğini (düşünüp anlasınlar.) Oysa gerçekten O, her şeye Kâdir olandır.

  • 48:4 Fetih: 4

    (Böylece) O (Allah CC) imanlarını bir kat daha artırsınlar diye mü’minlerin kalplerine sükûnet (huzur, itminan ve emniyet) indirdi (ve indirecektir). Göklerin ve yerin orduları (elbette) Allah’ındır. Allah (CC) her şeyi (nasıl yapacağını en iyi) Bilendir; Hüküm ve Hikmet sahibidir.

  • 48:7 Fetih: 7

    (Cenab-ı Hakk bütün bu va’ad ettiklerini yerine getirmeye Kâdir’dir. Zaten) Göklerin ve yerin (içindeki gizli ve özel) orduları Allah'ın (emrinde)dir. Allah Azîz ve Hâkim’dir. (Sınırsız kuvvet, hâkimiyet ve hikmet sahibidir.)

  • 48:14 Fetih: 14

    (Herkesin imanı da inkârı da kendisinedir. İyiliği de kötülüğü de nefsi içindir. Kimse Allah’a kâr ve zarar ulaştıramaz.) Zira göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır. O (layık olanlardan) dilediğini bağışlar, (müstahak olanlardan) dilediğine azap eder. Allah (CC) çok Bağışlayan ve çok Merhamet buyurandır.

  • 49:16 Hucurât: 16

    (Bu cihad mesuliyeti ve mecburiyeti kendilerine ağır gelenlere) De ki: "Allah'a dininizi(n kurallarını ve kulluk imtihanını kazanma şartlarını) siz mi öğreteceksiniz? (Yoksa nasıl mü’min ve makbul olacağınızı Kur’an’dan ve Resulüllah’tan mı öğreneceksiniz?) Oysa Allah, göklerde ve yerde olanları (ve sizin kuruntu ve kaytarmalarınızı) bilir. Allah, her şeyi Bilendir.”

  • 49:18 Hucurât: 18

    Şüphesiz Allah, göklerin ve yerin gaybını (görünmeyen tüm sırlarını) bilir. (Sizlerin her türlü niyet ve gayretinizden de habersiz değildir; hak ettiğiniz karşılığı elbette verecektir. Ancak Rabbinizi kendinize borçlu zannetmek büyük bir gaflet ve edepsizliktir) Allah, yaptıklarınızı Görendir.

  • 50:9 Kaf: 9

    Ve gökten mübarek (bereket ve rahmet yüklü) su indiririz de; böylece onunla (meyveli) bahçeler ve biçilecek taneler (hububat çeşitleri) bitirmekteyiz.

  • 50:38 Kaf: 38

    Andolsun Biz gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri (bütün âlemleri) altı günlerde (dönemde) yarattık; Bize hiçbir yorgunluk (ve zorluk) da dokunmadı.

  • 51:22 Zâriyât: 22

    Gökte (uzayın derinliklerinde) de rızkınız vardır (uzaydan büyük faydalar sağlayacağınız dönemler olacaktır. Daha şimdiden Ay’da; Titanyum, Platin ve Helyum-3 gibi stratejik metalleri çıkarıp taşıma çabaları başlatılmıştır) ve size va'ad olunmakta olan da (kesinlikle Hakk’tır, buna giderek yaklaşıyorsunuz).

  • 52:9 Tûr: 9

    O gün gök, (şiddetle) sarsılıp çalkalanacak (ve yıkılacak)tır.

  • 52:36 Tûr: 36

    Yoksa gökleri ve yeri onlar mı yarattılar? Hayır; onlar yakinen (ve vicdanen akledip) inanmıyorlar.

  • 52:44 Tûr: 44

    (O gafiller ve kâfirler) Eğer gökten bir parçanın üzerlerine düşmekte olduğunu görseler bile: "Üst üste yığılmış bir buluttur" diyeceklerdir.

  • 53:26 Necm: 26

    Göklerde (ve önemli görevlerde) nice melekler vardır ki, onların (bile Allah’ın izni ve iradesi dışındaki) şefaatleri hiçbir şekilde (ve hiç kimseye) yarar sağlamayacaktır. Ancak ve sadece Allah'ın dileyip razı olduğu kimse için ve izin verdikten sonraki (temennileri ve şefaat dilekleri bunun) dışındadır.

  • 53:31 Necm: 31

    Göklerde ve yeryüzünde olanların (hepsi) Allah'ındır; öyle ki, kötülükte bulunanları, yaptıkları dolayısıyla cezalandırır, güzel davranışta bulunanları da daha güzeliyle ödüllendirip (mükâfatlandırır).

  • 55:7 Rahmân: 7

    Gökyüzünü de O yükseltti ve (bütün âlemde) mizanı (mükemmel ve muhteşem dengeyi) yerleştirdi.

  • 55:29 Rahmân: 29

    Göklerde ve yerde olan ne varsa (her türlü ihtiyacını) O'ndan ister. O (Allah CC) her gün (her an farklı) bir “şe’n”de (ayrı bir işte ve meşguliyettedir. Her şeyle ve herkesle bizzat ilgilenmektedir).

  • 55:33 Rahmân: 33

    Ey cinn ve ins(an) toplulukları! Haydi gücünüz yeterse, göklerin ve yerin (çevre) bucaklarından (ve sınır çıkışlarından) geçip gidin! Bunu ancak üstün bir güç ve kudretle (büyük servetlerle elde edilen yüksek bir teknolojiyle) başarabilirsi­niz. (Yoksa öyle kolaylıkla engelleri-mesafeleri aşıp uzaydaki duraklara ulaşamazsınız.)

  • 55:37 Rahmân: 37

    (Kıyamet günü) Gök yarılıp yağ gibi erimiş olarak kıpkırmızı (kutup ışıkları gibi sahtiyan=deri benzeri) bir gül halini aldığı (âlemdeki her şeyin Allah’ın nurunun yansımaları ve enerjinin değişik dalga boyları olduklarının anlaşıldığı) zaman (ne yapacaksınız?)

  • 57:1 Hadid: 1

    Göklerde ve yerkürede olanların tümü Allah'ı tesbih etmekte (yaratılış gayeleri ve görevleri doğrultusunda hizmet yürütmekte)dirler. O, Üstün ve Güçlü (Azîz) olandır, Hüküm ve Hikmet sahibidir.

  • 57:2 Hadid: 2

    Göklerin ve yerin (hepsinin ve herkesin) mülkü (ve egemenliği) O'nundur. (Her canlıya ve her hücresine her an hayat verip) Dirilten ve öldürendir. O, her şeye güç yetirendir

  • 57:4 Hadid: 4

    Gökleri ve yeri altı günlerde (dönemde) yaratan, sonra Arş’a istiva edip (ilim ve kudretiyle âlemleri kuşatan ve kâinatın yönetim merkezine hâkim olan) O'dur. Yere (toprağa) gireni, ondan çıkanı (her tür tohumu ve filizi), gökten (yere) ineni ve ona yükseleni (hepsini ve ayrıntılarıyla Allah) bilir. Her nerede (ve ne halde) olur iseniz, O (kesinlikle) sizinle beraberdir; Allah yaptıklarınızı (sürekli ve tüm ayrıntıları ile) Görendir.

  • 57:5 Hadid: 5

    Göklerin ve yerin mülkü (ve hükümranlığı) O'nundur. (Sonunda bütün) İşler Allah'a döndürülmektedir.

  • 57:10 Hadid: 10

    Size ne oluyor ki, Allah yolunda infak etmiyorsunuz? Oysa göklerin ve yerin (tüm mal varlığı ve) mirası zaten Allah'ındır. İçinizden, fetihten önce (iman ve) infak edenler ve (din yolunda) çarpışıp (cihad görevini yerine getirenler, asla başkalarıyla) bir tutulmazlar. Elbette onlar, derece olarak sonradan (Hakk yolunda harcama yapıp) infak eden ve (Allah uğrunda çarpışıp) mücadele verenlerden daha büyük (ve üstün)dürler. (Gerçi) Allah, (mücahit, müttaki ve infak edici mü’minlerin) hepsine en güzel olanı va'ad etmiştir. Allah, yaptıklarınızdan “Habir”dir (hepsini bilmektedir ve size tek tek haber verecektir).

  • 57:21 Hadid: 21

    (O halde) Rabbinizden olan bir mağfirete ve cennete (kavuşmak için samimi ve sürekli bir) ‘çaba gösterip-yarışın,’ ki, (o cennetin) genişliği (bütün) gök(ler ve uzay âlemleri) ile yerin genişliği gibi olup Allah’a ve Resullerine iman edenler için hazırlanmıştır. İşte bu, Allah’ın fazlıdır (fazladan lütfu ikramıdır) ki, onu dilediğine verir. Allah büyük fazıl (ihsan ve iltifat) sahibidir.

  • 58:7 Mücâdele: 7

    Gerçekten Allah'ın göklerde ve yerde olanların tümünü (ve detaylarıyla) bilmekte olduğunu (hâlâ) görmez (ve anlamaz) mısın? (Öyle ki kendi aralarında gizli toplantılar düzenleyip) Fısıldaşmakta olan üç kişiden dördüncüleri mutlaka O'dur (Allah’tır); beşin altıncısı da mutlaka O'dur. Bundan az veya çok olsun, her nerede olsalar mutlaka O, kendileriyle beraber (bulunmaktadır). Sonra yaptıklarını kıyamet günü kendilerine haber verecektir. Şüphesiz Allah, her şeyi Bilendir (ve hesabını soracaktır).

  • 59:1 Haşr: 1

    Göklerde ve yerkürede bulunanların hepsi Allah'ı tesbih etmektedir. (Her şey Allah’ın dilemesiyle, kendi yaratılış gayesini ve görevini yerine getirmektedir.) O, Üstün ve Güçlü olan (Azîz’dir), Hüküm ve Hikmet sahibidir. [Not: O (Allah) Azîz’dir (asla yenilmeyen ve baş edilmeyen güç ve şeref sahibidir), Hakîm’dir (her şeye hükmetmektedir ve her işini hikmetle=üstün bilgelikle yürütmektedir.)]

  • 59:24 Haşr: 24

    O Allah ki, Hâlık’tır (her şeyi mükemmel yaratıp vücuda getirendir), Bârî’dir (her şeyi hiç yoktan ve en güzel bir biçimde kusursuzca var edendir), Musavvir’dir (en uygun 'şekil ve suret' verendir). En güzel isimler O'na aittir. Göklerde ve yerde olanların tümü O'nu tesbih etmektedir. (O'nun şanını yüceltmektedir.) O, Azîz’dir, Hakîm’dir. (O mutlak Üstündür, tam Hüküm ve Hikmet sahibidir.)

  • 61:1 Saff: 1

    Göklerde olanlar da, yeryüzünde olanlar da (hepsi ve her şey) Allah'ı tesbih etmektedirler. (Her şey yaratılış gayesine uygun olarak hareket, hizmet ve doğal ibadet halindedirler.) O (Allah) Azîz’dir (asla yenilmeyen ve baş edilmeyen güç ve şeref sahibidir), Hakîm’dir (her şeye hükmetmektedir ve her işini hikmetle=üstün ve eşsiz bilgelikle yürütmektedir).

  • 62:1 Cum'a: 1

    Göklerde ve yerde olanların tümü, (yegâne) Melik (kâinatın ve mahlûkatın asıl hükümdarı); Kuddûs (her türlü noksanlık ve kusurdan münezzeh olan); Azîz (daima galip ve güçlü bulunan); Hakîm (hikmet ve hâkimiyet sahibi) olan Allah'ı tesbih etmektedirler.

  • 63:7 Münâfikun: 7

    (Münafıklar kendi aralarında) Allah Elçisinin (ve Hakk dava temsilcisinin devamlı) yanında bulunan (Ona tam bir teslimiyetle bağlanıp savundukları halde, fakir ve yetkisiz durumda olan kimseleri kastederek) "Bunlar için hiçbir infak-harcama yapmayın (onlara imkân ve fırsat sağlamayın, ekonomik ve sosyal yardımda bulunmayın, adam yerine koymayın ve sahip çıkmayın ki, Elçinin-Liderin etrafından) dağılıp gitsinler” diye (konuşup fısıldaşmaktadırlar). Halbuki göklerin ve yerin hazineleri Allah’ındır (ve sonunda sadık mü’minleri imkân ve iktidara taşıyacaktır). Fakat (ne yazık ki) münafıkların (bu gerçeğe akılları yatmamakta) ve kavrayamamaktadırlar.

  • 64:1 Teğabün: 1

    Göklerde ve yeryüzünde olanların tümü Allah'ı tesbih etmekte (yaratılış görevlerini yerine getirmekte)dirler. Mülk (Kâinat ve Saltanat) O'na aittir, hamd (övgü) de O'nun içindir. O, her şeye güç yetirendir.

  • 64:3 Teğabün: 3

    Gökleri ve yeri Hakk olmak üzere (hikmet ve adalet ölçüleriyle ve imtihan gayesiyle) yarattı ve size (dengeli) bir biçim (şekil) verdi; (bütün sistemlerinizi mükemmel) suretlerinizi de güzel yapıp düzenledi. Dönüş ancak O'nadır. (Sonunda hepinizi huzuruna toplayıp hesaba çekecektir.)

  • 64:4 Teğabün: 4

    Göklerde ve yeryüzünde olanları (bütün yarattıklarını elbette) bilir, gizlediğiniz ve açığa vurduğunuz şeyleri de bilir. Allah, göğüslerin (gönüllerin) özünü Bilendir.

  • 67:3 Mülk: 3

    O, biri diğeriyle ‘tam bir uyum’ (mutabakat) içinde yedi (tabaka) gök yaratmıştır. Rahman (olan Allah)ın yaratmasında hiçbir ‘çelişki ve uygunsuzluk’ (tefavüt) göremezsin (bulamazsın). İşte gözü(nü) çevirip-gezdir (ve dikkatle bak; göklerde ve galaksilerde) herhangi bir çatlaklık (bozukluk ve çarpıklık) görebiliyor musun? (Kâinatta ve tabiatta bir kusur ve noksanlık var mıdır?)

  • 67:16 Mülk: 16

    Gökte olanın (melek ordularının, gök taşlarının, gezegen ve yıldızların yörüngesinden çıkıp Dünya’ya çarparak) sizi yerin (dibine) geçirmeyeceğinden nasıl emin olmaktasınız? (Oysa) O vakit bir bakmışsınız ki, o (yeryüzü şiddetle sarsılıp) sallanıp-çalkalanmaktadır.

  • 67:17 Mülk: 17

    Yoksa siz, göktekinin (görevli meleklerin, Allah’ın izniyle) üzerinize 'taş yağdıran (fırtınalı) bir rüzgâr' göndermeyeceğinden emin mi oldunuz? (Siz o takdirde) Benim uyarma(larımı ciddiye almamak) nasılmış ileride bilip-öğreneceksiniz (ama iş işten geçmiş olacaktır).

  • 69:16 Hâkka: 16

    (Bu durumda) Gök de yarılıp-çatlamıştır; artık o gün (gökler) 'sarkmış-zayıflamış ve çökmeye başlamıştır.'

  • 70:8 Meâric: 8

    O gün gökyüzü erimiş maden gibi olacaktır.

  • 71:11 Nuh: 11

    “(Öyle davranın ve Rabbinize sığının ki) Üzerinize gökten sağanak (bol miktarda ve faydalı oranda yağmur) göndersin.”

  • 73:18 Müzzemmil: 18

    Bu nedenle (kıyamette) gök bile yarılıp-çatlayacaktır; (artık) O'nun va'adi (Allah’ın tehdidi) gerçekleştirilip-yerine getirilmiş bulunacaktır.

  • 77:9 Mürselât: 9

    Gök yarılıp parçalandığı zaman,

  • 78:19 Nebe': 19

    O sırada gök açılmış ve ardından kapılar oluşmuş (farklı âlemlerin sırları anlaşılmış) vaziyettedir.

  • 78:37 Nebe': 37

    Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi, Rahman olan (Allah’tır ki mahşerde hiç kimse); O’na hitap etmeye güç yetiremeyecektir.

  • 79:27 Nazi’ât: 27

    (Ey kâfirler, müşrikler, dinsizler ve Darwinistler, söyleyin!) Yaratılmak bakımından siz mi daha çetin ve zorsunuz, yoksa (hayretle bakıp durduğunuz) gök(yüzü) mü? (Bakınız, Allah) Onu bina edip (böyle mükemmel ve muhteşem yapmıştır).

  • 81:11 Tekvir: 11

    Gök, (bu halinden çıkarılarak deri gibi) sıyrılıp-yüzüldüğü (ve yerinden oynatıldığı) zaman,

  • 82:1 İnfitâr: 1

    (Kıyamet koptuğunda) Gök çatlayıp-yarıldığı zaman,

  • 84:1 İnşikak: 1

    (Kıyamet günü) Gök yarılıp-parçalandığı,

  • 85:9 Bürûc: 9

    O (Allah) ki; göklerin ve yerin mülkü ve hükümranlığı O'nundur. Allah, her şeyin üzerinde (sürekli) şahit (bulunmaktadır ve hesabını soracaktır).

  • 2:19 Bakara: 19

    اَوْ كَصَيِّبٍ مِنَ السَّمَٓاءِ فٖيهِ ظُلُمَاتٌ وَرَعْدٌ وَبَرْقٌۚ يَجْعَلُونَ اَصَابِعَهُمْ فٖٓي اٰذَانِهِمْ مِنَ الصَّوَاعِقِ حَذَرَ الْمَوْتِۜ وَاللّٰهُ مُحٖيطٌ بِالْكَافِرٖينَ

    Ya da (bunlar); içinde karanlıklar, gök gürültüsü ve şimşek(ler)le yüklü, 'gökten şiddetle boşanan bir yağmur fırtınasına tutulmuş gibidirler ki, yıldırımların saldığı dehşetle'; (her an) ölüm korkusundan (korunaklı yerlere ve Allah’ın rahmetine sığınmak yerine) parmaklarıyla kulaklarını tıkayıp (çaresizlik içinde kıvranıverirler). Çünkü Allah kâfirleri çepeçevre kuşatıcı (ve Kahredici)dir.

  • 2:22 Bakara: 22

    اَلَّذٖي جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ فِرَاشًا وَالسَّمَٓاءَ بِنَٓاءًۖ وَاَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَخْرَجَ بِهٖ مِنَ الثَّمَرَاتِ رِزْقًا لَكُمْۚ فَلَا تَجْعَلُوا لِلّٰهِ اَنْدَادًا وَاَنْتُمْ تَعْلَمُونَ

    O (Rabbiniz ki), sizin için yeryüzünü bir döşek, gökyüzünü bir bina (gibi) kıldı. Ve gökten yağmur indirerek bununla sizin için (çeşitli) ürünlerden rızık çıkardı. Öyleyse (bütün bunları) bile bile Allah’a eşler koşmayın.

  • 2:29 Bakara: 29

    هُوَ الَّذٖي خَلَقَ لَكُمْ مَا فِي الْاَرْضِ جَمٖيعًا ثُمَّ اسْتَوٰٓى اِلَى السَّمَٓاءِ فَسَوّٰيهُنَّ سَبْعَ سَمٰوَاتٍۜ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلٖيمٌ۟

    (Ey insanlar, düşünün!) Sizin için yerde olanların (ihtiyaçlarınızı karşılamak üzere, canlı ve cansız varlıkların) tümünü yaratan O’dur. Sonra (üstün sanat ve hikmetiyle) göğe istiva edip (kudretiyle kuşatıverip) de onları yedi (tabaka) gökler olarak düzenleyen de O’dur. Ve O, her şeyi (bütün detayları ve donanımıyla) Bilendir.

  • 2:33 Bakara: 33

    قَالَ يَٓا اٰدَمُ اَنْبِئْهُمْ بِاَسْمَٓائِهِمْۚ فَلَمَّٓا اَنْبَاَهُمْ بِاَسْمَٓائِهِمْۙ قَالَ اَلَمْ اَقُلْ لَكُمْ اِنّٖٓي اَعْلَمُ غَيْبَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا كُنْتُمْ تَكْتُمُونَ

    (Ardından Cenab-ı Hakk, insanın üstünlüğünü meleklere fiilen göstermek üzere) "Ey Adem, (haydi) bunları (tüm varlıkları) onlara isimleriyle haber ver!" dedi. O da, (bütün) bunları onlara isimleriyle (mahiyet ve marifetleriyle) haber verince de (Allah) buyurdu ki: "Size demedim mi, göklerin ve yerin gaybını gerçekten (tümüyle ancak) Ben bilirim, gizli tuttuklarınızı ve açığa vurduklarınızı da Ben bilirim." (Aslında Hz. Adem’e öğretilen; yaratılan her şeyde tezahür ve tecelli eden Yüce Allah’ın esma ve sıfatları idi.)

  • 2:59 Bakara: 59

    فَبَدَّلَ الَّذٖينَ ظَلَمُوا قَوْلًا غَيْرَ الَّذٖي قٖيلَ لَهُمْ فَاَنْزَلْنَا عَلَى الَّذٖينَ ظَلَمُوا رِجْزًا مِنَ السَّمَٓاءِ بِمَا كَانُوا يَفْسُقُونَ۟

    Derken (dinlerine hıyanet ederek) zulmedenler, kendilerine (öğütlenip) söylenen sözü bir başkasıyla değiştirdiler. (İbadet ve itaati eğip bükerek nefislerine uyduruverdiler.) Biz de o zalimlerin yaptıkları bozgunculuğa karşılık, üzerlerine gökten iğrenç bir azap indirdik.

  • 2:107 Bakara: 107

    اَلَمْ تَعْلَمْ اَنَّ اللّٰهَ لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا نَصٖيرٍ

    Bilmez misin ki, göklerin ve yerin (ve aralarındaki her şeyin) mülk ve hükümdarlığı yalnız Allah'ındır. Sizin için Allah'tan başka (gerçek anlamda) ne bir (sığınılacak ve sahip çıkılacak) veli, ne de bir yardımcı vardır. (Bulmak da mümkün değildir.)

  • 2:116 Bakara: 116

    وَقَالُوا اتَّخَذَ اللّٰهُ وَلَدًاۙ سُبْحَانَهُۜ بَلْ لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ كُلٌّ لَهُ قَانِتُونَ

    Dediler ki: (Hâşâ) "Allah oğul edindi." (Oysa) O, (bu çirkin yakıştırmalardan) yücedir. Bilakis, göklerde ve yerde her ne varsa hepsi O'nundur. (Yaratılan her şey Allah’ın kudret ve sanat eserleridir.) Tümü O'na gönülden boyun eğmişlerdir.

  • 2:117 Bakara: 117

    بَدٖيعُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَاِذَا قَضٰٓى اَمْرًا فَاِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ

    (Allah) Gökleri ve yeri (başka bir örnekten ve projeden öğrenmeksizin, hiç yoktan) yaratıp var edendir. O, bir işin olmasına karar verirse, ona yalnızca "OL!" der, o da (murad ettiği şekilde ve en mükemmel biçimde) hemen oluverir.

  • 2:164 Bakara: 164

    اِنَّ فٖي خَلْقِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاخْتِلَافِ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَالْفُلْكِ الَّتٖي تَجْرٖي فِي الْبَحْرِ بِمَا يَنْفَعُ النَّاسَ وَمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ مِنَ السَّمَٓاءِ مِنْ مَٓاءٍ فَاَحْيَا بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَبَثَّ فٖيهَا مِنْ كُلِّ دَٓابَّةٍۖ وَتَصْرٖيفِ الرِّيَاحِ وَالسَّحَابِ الْمُسَخَّرِ بَيْنَ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ

    Şüphesiz, göklerin ve yerin (böylesine mükemmel ve muhteşem olarak) halk edilişinde, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, insanlara yarar sağlayacak şeylerle denizde yüzen gemilerde, Allah’ın gökyüzünden indirip kendisiyle ölmüş toprağı dirilttiği yağmurla yeryüzünde her çeşit canlıyı yayıp (hayat vermesinde), rüzgârları ve gökle yer arasındaki emre âmade bulutları evirip çevirmesinde; (evet her şeyde) elbette düşünen bir topluluk için nice deliller (mucizevi ayetler) vardır.

  • 2:255 Bakara: 255

    اَللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ اَلْحَيُّ الْقَيُّومُۚ لَا تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلَا نَوْمٌۜ لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ مَنْ ذَا الَّذٖي يَشْفَعُ عِنْدَهُٓ اِلَّا بِاِذْنِهٖۜ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ اَيْدٖيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْۚ وَلَا يُحٖيطُونَ بِشَيْءٍ مِنْ عِلْمِهٖٓ اِلَّا بِمَا شَٓاءَۚ وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَۚ وَلَا يَؤُ۫دُهُ حِفْظُهُمَاۚ وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظٖيمُ

    Allah (O’dur ki), Kendisinden başka hiçbir ilah yoktur. (Ve bu asla mümkün değildir.) O sürekli diridir ve yarattıklarını koruyup yönetendir. O'nun bir (an bile) uyuklaması (gaflet basması) ve uykuya dalması yoktur. (Allah bu kusurlardan münezzehtir.) Göklerde ve yerde olanların hepsi O'nundur. (Her şey O’nun elinde ve emrindedir.) O'nun izni olmadan, (Allah’ın) katında kim (başkalarına aracılık için) şefaat edebilir? O, onların geçmişlerini ve geleceklerini (bütün mahlûkatın önceden ettiklerini ve sonradan işleyeceklerini) bilir. Onlar (kulları) ise, O'nun ilminden, O'nun dilediğinin dışında hiçbir şeyi (anlayıp) kavrayamazlar. (Bildiklerini de Allah öğretir.) O'nun Kürsüsü (hükümranlığı), gökleri ve yeri (tamamen) kaplamış ve kuşatmış vaziyettedir. Onları (gökleri ve yeri) koruyup gözetmek (ve bu harika kâinat düzenini yürütmek, asla) O'na ağır da gelmemektedir. O, çok Yücedir, çok büyük Azamet sahibidir.

  • 2:284 Bakara: 284

    لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَاِنْ تُبْدُوا مَا فٖٓي اَنْفُسِكُمْ اَوْ تُخْفُوهُ يُحَاسِبْكُمْ بِهِ اللّٰهُۜ فَيَغْفِرُ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيُعَذِّبُ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدٖيرٌ

    Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. İçinizdekini (kurgulayıp nefislerinizde beslediklerinizi) açığa vursanız da, gizli tutsanız da, Allah sizi (niyet ve hedefleriniz doğrultusunda) onunla sorguya (hesaba) çekecektir. Sonra dilediğini (hak edeni) bağışlar, dilediğini (müstahak kimseyi) de azaplandırır. Allah, her şeye (güç yetiren) Kâdir’dir.

  • 3:5 Âl-i İmrân: 5

    اِنَّ اللّٰهَ لَا يَخْفٰى عَلَيْهِ شَيْءٌ فِي الْاَرْضِ وَلَا فِي السَّمَٓاءِۜ

    Şüphesiz, yerde ve gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz (kalacak değildir).

  • 3:29 Âl-i İmrân: 29

    قُلْ اِنْ تُخْفُوا مَا فٖي صُدُورِكُمْ اَوْ تُبْدُوهُ يَعْلَمْهُ اللّٰهُۜ وَيَعْلَمُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدٖيرٌ

    De ki: "Göğüslerinizde ve gönüllerinizde olanı, eğer gizleseniz de, (veya) açığa vursanız da Allah onu bilir. Ve göklerde olanı da, yerde olanı da (bütün ayrıntılarıyla) bilir. Allah, her şeye güç yetirendir."

  • 3:83 Âl-i İmrân: 83

    اَفَغَيْرَ دٖينِ اللّٰهِ يَبْغُونَ وَلَهُٓ اَسْلَمَ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ طَوْعًا وَكَرْهًا وَاِلَيْهِ يُرْجَعُونَ

    Peki onlar, (hâlâ) Allah'ın dininden (ve Hakk düzeninden) başka bir din (ve bâtıl bir sistem) mi arıyorlar? Oysa göklerde ve yerde her ne var ise, -istese de, istemese de- O'na teslim olmuş (vaziyettedir, mecburiyetindedir) ve (herkes ve her şey) O'na döndürülmektedir!

  • 3:109 Âl-i İmrân: 109

    وَلِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَاِلَى اللّٰهِ تُرْجَعُ الْاُمُورُ۟

    Göklerde ve yerde olanlar Allah'ındır ve (bütün) işler (mutlaka) Allah'a döndürülüp (durmaktadır. Bir gün sebep perdeleri ortadan kaldırılınca, bu gerçeği herkes anlayacaktır.)

  • 3:129 Âl-i İmrân: 129

    وَلِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ يَغْفِرُ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيُعَذِّبُ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَحٖيمٌ۟

    Göklerde ve yerde olanların tümü Allah'ındır. Kimi dilerse (layık görürse) bağışlar, kimi dilerse (müstahak ise) azaplandırır. Allah Gafûr ve Rahim’dir.

  • 3:133 Âl-i İmrân: 133

    وَسَارِعُٓوا اِلٰى مَغْفِرَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا السَّمٰوَاتُ وَالْاَرْضُۙ اُعِدَّتْ لِلْمُتَّقٖينَۙ

    Rabbinizden olan mağfirete (bağış ve nimete) ve genişliği, (içinde milyarlarca galaksi barındıran) göklerle yer kadar olan cennete (kavuşmak için) yarışın; (çünkü) o, müttakiler için hazırlanıvermiştir.

  • 3:180 Âl-i İmrân: 180

    وَلَا يَحْسَبَنَّ الَّذٖينَ يَبْخَلُونَ بِمَٓا اٰتٰيهُمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِهٖ هُوَ خَيْرًا لَهُمْۜ بَلْ هُوَ شَرٌّ لَهُمْۜ سَيُطَوَّقُونَ مَا بَخِلُوا بِهٖ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ وَلِلّٰهِ مٖيرَاثُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبٖيرٌ۟

    Allah'ın, bol ihsanından kendilerine verdiği şeylerde cimrilik edenler, bunun kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Hayır! Bu onlar için şerdir; kıyamet günü, cimrilik ettikleriyle tasmalanıp bağlanacaklardır. (Sonuçta) Göklerin ve yerin mirası Allah'ındır. Allah yaptıklarınızdan (ve içinizde sakladıklarınızdan) haberi olandır.

  • 3:189 Âl-i İmrân: 189

    وَلِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدٖيرٌ۟

    Kesinlikle göklerin ve yerin mülkü (ve her türlü başarı ve zaferin mührü) Allah'ındır. Allah, her şeye ve bütünüyle güç yetiren (Kâdir olandır).

  • 3:190 Âl-i İmrân: 190

    اِنَّ فٖي خَلْقِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاخْتِلَافِ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ لَاٰيَاتٍ لِاُو۬لِي الْاَلْبَابِۚ

    Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün ardı ardına geliş deveranında (Dünya’nın kendisinin ve Güneş’in etrafında dolaşmasında) temiz akıl sahipleri için gerçekten ayetler vardır. [Not: Tüm evrende, Samanyolu Galaksimizde, Güneş sisteminde ve özellikle yaşadığımız Yeryüzünde: a) Birbirine uzaklık ve yakınlıkları, b) Ulaşım süratleri ve yörünge ayarları, c) Çevrelerini kuşatan GAZ’ların miktarı ve oranları, d) Evrenin sürekli ve sistemli genişleme hızı konularındaki: 1- Muhteşem ve mükemmel bir ‘DENGE’, 2- Muazzam ve muntazam bir ‘DÜZEN’, 3- Yüksek derecede makul ve mantıklı bir ‘DETAY VE DİSİPLİN’ bulunmaktadır. Bu durum: Kâinatın, Dünya’nın ve tabiatın; A- Sınırsız bir kudret ve ilim (hikmet) sahibi (Allah CC) tarafından yaratıldığını, B- Bu yaratılışın sonsuz bir akıl, kusursuz bir plan ve sorunsuz bir takdirle varlığa çıkarıldığını, C- Ve her an atom zerrelerinden yıldız kürrelerine kadar her şeyin ve tüm detayları ile Allah’ın yönetimi (El-Vâliy) ve denetimi (Er-Râgıb) altında bulunduklarını; aklen, ilmen ve teknolojikmen ortaya koymaktadır ki, bu hassas dengelerde çok az bir değişme durumunda bile; artık hayat, tabiat ve kâinat olmayacaktır. Öyle ise elbette bu kâinatın üstün bir Yaratıcısı vardır ve bize Kendini tanıtmak üzere Peygamber ve Kitap yollamıştır. Kur’an’ın bütün kuralları ve haber buyurdukları da hepsi Hakk’tır ve mutlaka çıkacaktır.]

  • 3:191 Âl-i İmrân: 191

    اَلَّذٖينَ يَذْكُرُونَ اللّٰهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلٰى جُنُوبِهِمْ وَيَتَفَكَّرُونَ فٖي خَلْقِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ رَبَّنَا مَا خَلَقْتَ هٰذَا بَاطِلًاۚ سُبْحَانَكَ فَقِنَا عَذَابَ النَّارِ

    (Aklı ve basireti olanlar ki) Onlar ayakta iken, otururken ve yanları üzere yatarken (devamlı) Allah’ı hatırlar (O’nu zikreder ve O’na yalvarırlar), göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde (dikkat ve ibretle) düşünür (eşyanın hikmet ve hakikatini anlamak üzere ilmi ve fikri araştırma yaparlar) ve “Rabbimiz, Sen (bütün) bunları hâşâ (gayesiz ve hikmetsiz) boş yere ve bâtıl sebeplerle yaratmadın (ve asla başıboş bırakmadın), Sen (böyle yersiz ve yararsız iş yapmaktan) Yücesin. Bizi ateşin azabından koru” (diye yalvarırlar).

  • 4:126 Nisa: 126

    وَلِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَكَانَ اللّٰهُ بِكُلِّ شَيْءٍ مُحٖيطًا۟

    Göklerde ve yerde ne varsa tümü Allah'ındır. Allah, her şeyi Kuşatandır. (Her an yaratan ve varlıkta tutandır.)

  • 4:131 Nisa: 131

    وَلِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَلَقَدْ وَصَّيْنَا الَّذٖينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكُمْ وَاِيَّاكُمْ اَنِ اتَّقُوا اللّٰهَۜ وَاِنْ تَكْفُرُوا فَاِنَّ لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَكَانَ اللّٰهُ غَنِيًّا حَمٖيدًا

    Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. Andolsun, Biz sizden önce kitap verilenlere de sizlere de: "Allah'tan korkup (küfür, zulüm ve kötülükten) sakının" diye tavsiye ettik (ve uyardık). Eğer (yine de) inkâra (ve isyana) saparsanız, şüphesiz göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. Allah, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, hamd'e layık olan (Rabbinizdir).

  • 4:132 Nisa: 132

    وَلِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَكَفٰى بِاللّٰهِ وَكٖيلًا

    Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. (Mü’min ve müstakim kimselere kefil ve) Vekîl olarak Allah yeterlidir.

  • 4:153 Nisa: 153

    يَسْـَٔلُكَ اَهْلُ الْكِتَابِ اَنْ تُنَزِّلَ عَلَيْهِمْ كِتَابًا مِنَ السَّمَٓاءِ فَقَدْ سَاَلُوا مُوسٰٓى اَكْبَرَ مِنْ ذٰلِكَ فَقَالُٓوا اَرِنَا اللّٰهَ جَهْرَةً فَاَخَذَتْهُمُ الصَّاعِقَةُ بِظُلْمِهِمْۚ ثُمَّ اتَّخَذُوا الْعِجْلَ مِنْ بَعْدِ مَا جَٓاءَتْهُمُ الْبَيِّنَاتُ فَعَفَوْنَا عَنْ ذٰلِكَۚ وَاٰتَيْنَا مُوسٰى سُلْطَانًا مُبٖينًا

    Kitap Ehli Senden, kendilerine gökten (mucizevi) bir kitap indirmeni talep etmişlerdi. Halbuki (Hz.) Musa'dan (arsızlık ve azgınlık bakımından) bundan daha büyüğünü istemişler ve "Bize Allah'ı açıkça göster” demişlerdi. Böylece zulümlerinden dolayı onları yıldırım çarpmış (ve şaşkına dönmüşlerdi). Ardından kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra, (bu sefer sapıtıp) buzağıyı (ilah) edinmişlerdi. Biz bunu da affedip bağışladık ve Musa'yı apaçık olan ispatlayıcı delil ve yetkiler verip donattık. (Onu sultana=güç ve iktidara ulaştırdık.)

  • 4:170 Nisa: 170

    يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَٓاءَكُمُ الرَّسُولُ بِالْحَقِّ مِنْ رَبِّكُمْ فَاٰمِنُوا خَيْرًا لَكُمْۜ وَاِنْ تَكْفُرُوا فَاِنَّ لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَلٖيمًا حَكٖيمًا

    Ey insanlar! Şüphesiz Elçi size Rabbinizden HAKK ile geldi (ve Kur’an gerçeğini ve ölçülerini getirdi). Öyleyse (Kur’an’a ve Resulüllah’a gerçekten ve bütünüyle) iman edin, (ki bu) sizin için daha hayırlıdır. Eğer inkâra saparsanız, şüphesiz göklerde olanların ve yerde olanların tümü Allah'ındır. (Allah sizin iman ve ibadetlerinize ihtiyaç duymayandır; O’na hiçbir şekilde kâr veya zarar ulaştıramazsınız!) Allah (her şeyi hakkıyla) Bilendir, (gerçek) Hüküm ve Hikmet sahibidir.

  • 4:171 Nisa: 171

    يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ لَا تَغْلُوا فٖي دٖينِكُمْ وَلَا تَقُولُوا عَلَى اللّٰهِ اِلَّا الْحَقَّۜ اِنَّمَا الْمَسٖيحُ عٖيسَى ابْنُ مَرْيَمَ رَسُولُ اللّٰهِ وَكَلِمَتُهُۚ اَلْقٰيهَٓا اِلٰى مَرْيَمَ وَرُوحٌ مِنْهُۘ فَاٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَرُسُلِهٖۚ وَلَا تَقُولُوا ثَلٰثَةٌۜ اِنْتَهُوا خَيْرًا لَكُمْۜ اِنَّمَا اللّٰهُ اِلٰهٌ وَاحِدٌۜ سُبْحَانَهُٓ اَنْ يَكُونَ لَهُ وَلَدٌۢ لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَكَفٰى بِاللّٰهِ وَكٖيلًا۟

    Ey Kitap Ehli! Dininiz konusunda haddi aşıp taşkınlık-aşırılık (ve istismarcılık) etmeyin, Allah’a karşı (O’nun hakkında) gerçek olandan başkasını (Kitabına aykırı uydurmaları) söylemeyin. Meryem oğlu Mesih İsa, ancak Allah’ın Elçisi ve kelimesidir. (Kudret delili ve hikmet dilidir ki, o kelimeyi) Meryem’e (manen aşılayıp) yöneltmiştir ve O’ndan bir Ruh’tur. Öyle ise, Allah’a ve Resullerine (emredildiği ve öğretildiği gibi) iman ediniz; “(Allah) Üçtür” demeyiniz, buna son verip (Teslis’ten) vazgeçiniz ki, sizin için hayırlı (olan böyle hareket etmektir). Allah, ancak bir tek İlahtır. O, çocuk sahibi olmaktan Yücedir. Göklerde ve yerde her ne varsa O’nundur. Vekîl olarak Allah kâfidir.

  • 5:17 Maide: 17

    لَقَدْ كَفَرَ الَّذٖينَ قَالُٓوا اِنَّ اللّٰهَ هُوَ الْمَسٖيحُ ابْنُ مَرْيَمَۜ قُلْ فَمَنْ يَمْلِكُ مِنَ اللّٰهِ شَيْـًٔا اِنْ اَرَادَ اَنْ يُهْلِكَ الْمَسٖيحَ ابْنَ مَرْيَمَ وَاُمَّهُ وَمَنْ فِي الْاَرْضِ جَمٖيعًاۜ وَلِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَاۜ يَخْلُقُ مَا يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدٖيرٌ

    Andolsun, "Allah Meryem oğlu Mesih'tir" diyenler kesinlikle küfre girmişlerdir. De ki: "O (Allah), eğer Meryem oğlu Mesih'i, Onun annesini ve yeryüzündekilerin hepsini helak (yok) etmek isterse, Allah'tan (bunu önlemek üzere) kim bir şeye malik olabilir? (Allah CC cisimden, şekilden ve beşerî zaafiyetlerden münezzehtir.) Göklerin, yerin ve bunlar arasındakilerin tümünün mülkü (ve egemenlik mührü) Allah'ındır; dilediğini yaratır. Allah her şeye güç yetirendir.”

  • 5:18 Maide: 18

    وَقَالَتِ الْيَهُودُ وَالنَّصَارٰى نَحْنُ اَبْنَٓاءُ اللّٰهِ وَاَحِبَّٓاؤُ۬هُۜ قُلْ فَلِمَ يُعَذِّبُكُمْ بِذُنُوبِكُمْۜ بَلْ اَنْتُمْ بَشَرٌ مِمَّنْ خَلَقَۜ يَغْفِرُ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيُعَذِّبُ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَلِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَاۘ وَاِلَيْهِ الْمَصٖيرُ

    Yahudi ve Hristiyanlar: (Hâşâ) "Biz Allah'ın çocuklarıyız ve O’nun sevdiği (kullarıyız)" demektedirler. De ki: "Peki (öyle ise), ne diye sizi günahlarınızdan dolayı azaplandırıyor? Hayır, siz (sadece) O'nun yarattığından birer beşersiniz. O, dilediğini bağışlar, dilediğini azaplandırıp (cezalandırır). Göklerin, yerin ve bunların arasındakilerin tümünün mülkü Allah'ındır. Son varış O'nadır. (Bütün hayat ve kâinat; Allah’ın yaratıp donattığı ve bunlarla bize sıfatlarını ve sanatını tanıttığı harika eserleridir. Herkes ve her şey Allah’ın nuruna ve huzuruna geri dönecektir.)"

  • 5:40 Maide: 40

    اَلَمْ تَعْلَمْ اَنَّ اللّٰهَ لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ يُعَذِّبُ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَغْفِرُ لِمَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدٖيرٌ

    Göklerin ve yerin mülkünün Allah'a ait olduğunu (hâlâ) bilmez misin? O, kimi dilerse (kim hak ederse) azaplandırır, kimi dilerse (onu da) bağışlar. Allah, her şeye güç yetirendir.

  • 5:97 Maide: 97

    جَعَلَ اللّٰهُ الْكَعْبَةَ الْبَيْتَ الْحَرَامَ قِيَامًا لِلنَّاسِ وَالشَّهْرَ الْحَرَامَ وَالْهَدْيَ وَالْقَلَٓائِدَۜ ذٰلِكَ لِتَعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ وَاَنَّ اللّٰهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلٖيمٌ

    Allah, “Beyt-i Haram” (olan) Kâbe'yi insanlar için (mü’minlerin sığınağı ve güven kaynağı) bir ayaklanma (yürüyüp dönerek ibadet yapma; cihad şuuru, devlet ve adalet huzuru kazanma vesilesi ve kıyam evi) kıldı; Haram Ay'ı, kurbanı ve boyunlardaki gerdanlıkları (kurban için ayrıldıklarını gösteren takıları) da (mübarek yaptı). Bu, Allah'ın göklerde ve yerde ne varsa hepsini (ve tüm ayrıntıları ile) bildiğini ve Allah'ın gerçekten her şeyi bilici (bizzat yaratan, donatan, gayesine hizmet imkânı sağlayan hep Kendisi) olduğunu bilmeniz (böylece sürekli bu şuur ve huzurla hareket etmeniz) içindir.

  • 5:112 Maide: 112

    اِذْ قَالَ الْحَوَارِيُّونَ يَا عٖيسَى ابْنَ مَرْيَمَ هَلْ يَسْتَطٖيعُ رَبُّكَ اَنْ يُنَزِّلَ عَلَيْنَا مَٓائِدَةً مِنَ السَّمَٓاءِۜ قَالَ اتَّقُوا اللّٰهَ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنٖينَ

    Bir vakit Havariler: "Ey Meryem oğlu İsa, (kalbimiz mutmain olsun diye) Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?" demişlerdi. O da: "Eğer (samimiyetle) inanmış (insan)larsanız (böyle mucizeler istemekten dolayı) Allah'tan korkup (haddinizi aşmaktan) sakının" demişti.

  • 5:114 Maide: 114

    قَالَ عٖيسَى ابْنُ مَرْيَمَ اللّٰهُمَّ رَبَّنَٓا اَنْزِلْ عَلَيْنَا مَٓائِدَةً مِنَ السَّمَٓاءِ تَكُونُ لَنَا عٖيدًا لِاَوَّلِنَا وَاٰخِرِنَا وَاٰيَةً مِنْكَۚ وَارْزُقْنَا وَاَنْتَ خَيْرُ الرَّازِقٖينَ

    Meryem oğlu İsa: “Ey Rabbimiz (olan) Allah'ım! Bize gökten bir sofra (maide-faide) indir ki; öncemiz ve sonramız için bir bayram (şöleni) ve Senden de bir (mucize) belgesi olsun. Bizi (her türlü nimet ve faziletinle) rızıklandır, Sen rızık vericilerin en hayırlısısın” demişti. [Not: Maide; “Tepsi şeklindeki arz dairesi (ekvator) üzerinde, (yani yeryüzünde) Hakk davetimizin hâkimiyetiyle bizleri sevindirip şereflendir.” şeklinde bir teşbih ve temenni de olabilir ki, bu Hz. İsa’nın dünyaya ikinci gelişinde gerçekleşecektir.]

  • 5:120 Maide: 120

    لِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا فٖيهِنَّۜ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدٖيرٌ

    Göklerin, yerin ve içlerinde olanların tümünün mülkü (tek ve gerçek sahibi olanı ve hükümranlığı) Allah'ındır. O, her şeye güç yetiren (Kâdir-i Mutlak’tır).

  • 6:1 En'am: 1

    اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذٖي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَجَعَلَ الظُّلُمَاتِ وَالنُّورَۜ ثُمَّ الَّذٖينَ كَفَرُوا بِرَبِّهِمْ يَعْدِلُونَ

    Her türlü Hamd ve övgü, gökleri ve yeri yaratan, karanlığı ve aydınlığı (var edip gerekli) kılan Allah’adır. (Böyle olmasına rağmen) İnkâr edenler (hâlâ birtakım kişileri ve güçleri) Rablerine denk tutup (küfre kaymaktadırlar).

  • 6:3 En'am: 3

    وَهُوَ اللّٰهُ فِي السَّمٰوَاتِ وَفِي الْاَرْضِۜ يَعْلَمُ سِرَّكُمْ وَجَهْرَكُمْ وَيَعْلَمُ مَا تَكْسِبُونَ

    Oysa göklerde ve yerde Allah O'dur. (Bütün) Gizlinizi ve açığınızı bilip (kayda aldırmaktadır, hayır ve şer olarak her türlü); kazandıklarınızı da bilip durmaktadır. [Not: Allah’ın her an ve bütün ayrıntılarına kadar bizzat yarattığı bu kâinatı ve tabiatı, yani halk edilmiş bulunan bu muhteşem nizamı TANRI yerine koyarak; her şeyin kendiliğinden var olduğunu ve İlahi kanunların tesadüfen kurulduğunu varsayıp hepsinin DOĞA olarak tanıtılması tam bir sahtekârlıktır ve Darwinist bir saptırmacadır.]

  • 6:6 En'am: 6

    اَلَمْ يَرَوْا كَمْ اَهْلَكْنَا مِنْ قَبْلِهِمْ مِنْ قَرْنٍ مَكَّنَّاهُمْ فِي الْاَرْضِ مَا لَمْ نُمَكِّنْ لَكُمْ وَاَرْسَلْنَا السَّمَٓاءَ عَلَيْهِمْ مِدْرَارًاۖ وَجَعَلْنَا الْاَنْهَارَ تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهِمْ فَاَهْلَكْنَاهُمْ بِذُنُوبِهِمْ وَاَنْشَأْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ قَرْنًا اٰخَرٖينَ

    (Bunlar) Kendilerinden önce nice nesilleri yıkıma uğrattığımızı görmüyorlar mı? Biz, sizi yerleşik kılmadığımız bir biçimde (size sağlamadığımız imkânlar içinde) onları yeryüzünde (büyük bir güç ve servetle) yerleşik kılmıştık; gökten üzerlerine sağanak (bol yağmurlar) yağdırmış, nehirleri de altlarından akar(sular) yapmıştık. Ama günahları nedeniyle Biz onları yıkıma uğrattık ve arkalarından başka nesiller (inşa edip) varlığa çıkardık.

  • 6:12 En'am: 12

    قُلْ لِمَنْ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ قُلْ لِلّٰهِۜ كَتَبَ عَلٰى نَفْسِهِ الرَّحْمَةَۜ لَيَجْمَعَنَّكُمْ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ لَا رَيْبَ فٖيهِۜ اَلَّذٖينَ خَسِرُٓوا اَنْفُسَهُمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ

    (Onlara) De ki: "Göklerde ve yerde olanlar kimindir?" (Cevaben) De ki: "Allah'ındır." O, rahmeti Kendi üzerine yazmıştır. (Bütün kullarına ve mahlûkatına şefkat ve merhamet buyurmak Allah’ın şanıdır.) O sizi kendisinde şüphe olmayan kıyamet gününde elbette toplayacaktır. (Kendilerine yazık edip) Nefislerini hüsrana uğratanlar (var ya), işte onlar (bütün haber ve hükümleriyle Kur’an’a) inanmayanlardır.

  • 6:14 En'am: 14

    قُلْ اَغَيْرَ اللّٰهِ اَتَّخِذُ وَلِيًّا فَاطِرِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَهُوَ يُطْعِمُ وَلَا يُطْعَمُۜ قُلْ اِنّٖٓي اُمِرْتُ اَنْ اَكُونَ اَوَّلَ مَنْ اَسْلَمَ وَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُشْرِكٖينَ

    De ki: "O, gökleri ve yeri yaratıp (dururken) ve O (her şeyi) yedirip besleyen (olduğu halde, ama Kendisi) beslenmezken, Ben (hâlâ) Allah'tan başkasını mı veli edineceğim?" (Allah’ın dışındaki şahısların ve tağutların velayet ve yönetimine sığınmak iman zaafiyetidir.) De ki: "Bana gerçekten Müslüman olanların ilki (örneği ve önderi) olmam emredildi ve sakın müşriklerden olma” (denildi ve Ben buna uyarım).

  • 6:73 En'am: 73

    وَهُوَ الَّذٖي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِالْحَقِّۜ وَيَوْمَ يَقُولُ كُنْ فَيَكُونُۜ قَوْلُهُ الْحَقُّۜ وَلَهُ الْمُلْكُ يَوْمَ يُنْفَخُ فِي الصُّورِۜ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِۜ وَهُوَ الْحَكٖيمُ الْخَبٖيرُ

    O (Allah), gökleri ve yeri Hakk ile (ölçü, denge ve kader projesiyle) yaratandır. "OL!" dediği gün (an) her şey (birden) olur (ve hemen vücut bulur). O'nun sözü Hakk’tır, doğrudur. Sur'a üflendiği gün de mülk ve hükümranlık (yalnız) O'nundur. Gizliyi ve açığı Bilendir ve O, Hikmet sahibidir, her şeyden Haberdardır.

  • 6:75 En'am: 75

    وَكَذٰلِكَ نُرٖٓي اِبْرٰهٖيمَ مَلَكُوتَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَلِيَكُونَ مِنَ الْمُوقِنٖينَ

    Böylece İbrahim'e, -kesin bilgiyle (Hakke’l-yakin) inananlardan olması için- göklerin ve yerin melekûtunu (muhteşem yaratılış sırlarını ve Kâinatın Rabbani yönetim-hükümranlık saltanatını) gösteriyor (akıl yürütmeyi ve kıyas yöntemini öğretiyor)duk.

  • 6:79 En'am: 79

    اِنّٖي وَجَّهْتُ وَجْهِيَ لِلَّذٖي فَطَرَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ حَنٖيفًا وَمَٓا اَنَا۬ مِنَ الْمُشْرِكٖينَۚ

    Gerçek şu ki, ben bir muvahhid (şüphesiz ve şeriksiz tevhid inancına sahip) olarak yüzümü gökleri ve yeri yaratana çevirmiş bulunmaktayım. Ve ben müşriklerden değilim (şirkten ve şekavetten beriyim).

  • 6:99 En'am: 99

    وَهُوَ الَّذٖٓي اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءًۚ فَاَخْرَجْنَا بِهٖ نَبَاتَ كُلِّ شَيْءٍ فَاَخْرَجْنَا مِنْهُ خَضِرًا نُخْرِجُ مِنْهُ حَبًّا مُتَرَاكِبًاۚ وَمِنَ النَّخْلِ مِنْ طَلْعِهَا قِنْوَانٌ دَانِيَةٌ وَجَنَّاتٍ مِنْ اَعْنَابٍ وَالزَّيْتُونَ وَالرُّمَّانَ مُشْتَبِهًا وَغَيْرَ مُتَشَابِهٍۜ اُنْظُرُٓوا اِلٰى ثَمَرِهٖٓ اِذَٓا اَثْمَرَ وَيَنْعِهٖۜ اِنَّ فٖي ذٰلِكُمْ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ

    O (Allah), gökten su (yağmur ve kar) indirendir. Bununla her şeyin bitkisini canlandırdık, ondan bir yeşillik çıkardık, ondan da birbiri üstüne bindirilmiş taneler (meyveler, sebzeler) türetiyoruz. Ve hurma ağacının tomurcuğundan da yere sarkmış salkımlar, -birbirine benzeyen ve benzemeyen- üzümlerden, zeytinden ve nardan (ve binbir çeşit meyvelerden) bahçeler (oluşturuveriyoruz. Bütün bunların) meyvesine, ürün verdiğinde ve olgunluğa eriştiğinde (dikkatle ve ibretle) bir bakıverin. Şüphesiz inanacak bir topluluk için bütün bunlarda gerçekten ayetler ve ibretler vardır.

  • 6:101 En'am: 101

    بَدٖيعُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ اَنّٰى يَكُونُ لَهُ وَلَدٌ وَلَمْ تَكُنْ لَهُ صَاحِبَةٌۜ وَخَلَقَ كُلَّ شَيْءٍۚ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلٖيمٌ

    (Allah CC) Gökleri ve yeri bir örnek edinmeksizin (hiç yoktan) yaratandır. O'nun nasıl bir çocuğu olabilir? O'nun bir eşi (zevcesi) de yoktur. O, her şeyi Yaratandır. O, her şeyi Bilen (Allah’tır).

  • 7:54 A'raf: 54

    اِنَّ رَبَّكُمُ اللّٰهُ الَّذٖي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ فٖي سِتَّةِ اَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِ يُغْشِي الَّيْلَ النَّهَارَ يَطْلُبُهُ حَثٖيثًاۙ وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ وَالنُّجُومَ مُسَخَّرَاتٍ بِاَمْرِهٖۜ اَلَا لَهُ الْخَلْقُ وَالْاَمْرُۜ تَبَارَكَ اللّٰهُ رَبُّ الْعَالَمٖينَ

    Gerçekten sizin Rabbiniz, altı günlerde (altı devrede) gökleri ve yeri yaratan, sonra Arş’a istiva eden (kudret ve rahmetiyle kuşatıveren) Allah'tır. (Ki, Kâinatın ve tüm varlıkların yönetimini kudret eline almıştır.) Gündüzü, durmaksızın kendisini kovalayan geceyle örten; Güneş’e, Ay’a ve yıldızlara Kendi buyruğuyla baş eğdirendir. Haberiniz olsun, yaratmak da, emir de (maddi ve manevi bütün işleri evirip çevirmek de yalnızca) O'na aittir. Âlemlerin Rabbi olan Allah’ın şanı çok Yücedir. (O, sonsuz kerem ve bereket sahibi olandır.)

  • 7:96 A'raf: 96

    وَلَوْ اَنَّ اَهْلَ الْقُرٰٓى اٰمَنُوا وَاتَّقَوْا لَفَتَحْنَا عَلَيْهِمْ بَرَكَاتٍ مِنَ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِ وَلٰكِنْ كَذَّبُوا فَاَخَذْنَاهُمْ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ

    Şayet o ülkelerin halkı (Allah ve Resulüne) inansalardı ve (her türlü küfür ve kötülükten) korkup sakınsalardı, gerçekten üzerlerine hem gökten, hem yerden (sayısız) bolluklar (bereketler) açardık; ancak onlar (dünyalık çıkarlarına ve nefsi arzularına kapılıp Hakkı) yalanladılar, Biz de onları kazanageldikleri (zulüm ve kötülükler) nedeniyle yakalayıp (yerin dibine geçirdik).

  • 7:158 A'raf: 158

    قُلْ يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اِنّٖي رَسُولُ اللّٰهِ اِلَيْكُمْ جَمٖيعًاۨ الَّذٖي لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ يُحْيٖ وَيُمٖيتُۖ فَاٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِهِ النَّبِيِّ الْاُمِّيِّ الَّذٖي يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَكَلِمَاتِهٖ وَاتَّبِعُوهُ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ

    (Ey Resulüm!) De ki: "Ey insanlar! Ben Allah'ın sizin hepinize gönderdiği bir Elçisi (Peygamberi)yim. Ki göklerin ve yerin mülkü yalnız O'nundur. O'ndan başka ilah yoktur, O diriltir ve öldürür. (Yaratan, yaşatan ve canını alıp ahirete çıkaran O’dur.) Öyleyse Allah'a ve (O’nun özel eğitip öğrettiği) ümmi peygamber olan Elçisine iman edin (ve teslim olun). O da (Hz. Peygamber de sadece) Allah'a ve O'nun kelimelerine (hüküm ve haberlerine) inanmaktadır. O’na (hakkıyla) tâbi olun ki hidayete ermiş olasınız.”

  • 7:162 A'raf: 162

    فَبَدَّلَ الَّذٖينَ ظَلَمُوا مِنْهُمْ قَوْلًا غَيْرَ الَّذٖي قٖيلَ لَهُمْ فَاَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ رِجْزًا مِنَ السَّمَٓاءِ بِمَا كَانُوا يَظْلِمُونَ۟

    Onlardan zulmeden (birtakım hain kimseler, bu) sözü kendilerine söylenenden başka bir şeyle değiştirdiler. (Bazen de ayetlerin lafzını değil, anlamını dejenere edip, kâfirlerin ve iblisin hoşuna gittiler.) Biz de bunun üzerine zulmetmeleri dolayısıyla gökten 'iğrenç bir azap' indirip (kahrımızla yakaladık).

  • 7:185 A'raf: 185

    اَوَلَمْ يَنْظُرُوا فٖي مَلَكُوتِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا خَلَقَ اللّٰهُ مِنْ شَيْءٍۙ وَاَنْ عَسٰٓى اَنْ يَكُونَ قَدِ اقْتَرَبَ اَجَلُهُمْۚ فَبِاَيِّ حَدٖيثٍ بَعْدَهُ يُؤْمِنُونَ

    Onlar, göklerin ve yerin melekûtuna (kâinatın ve tabiatın bağlı oldukları İlahi kudret ve kanunlara) ve Allah’ın yarattığı (bütün) eşyaya (tüm varlıklara…) Ve (kesin bir) ihtimalle, ecellerinin (ölüm gelip bu dünyadan göçmelerinin) de pek yakın olduğuna (hiç) bakmıyorlar mı? Bundan (Kur'an’dan) sonra onlar artık hangi söze inanacaklardır?

  • 7:187 A'raf: 187

    يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ السَّاعَةِ اَيَّانَ مُرْسٰيهَاۜ قُلْ اِنَّمَا عِلْمُهَا عِنْدَ رَبّٖيۚ لَا يُجَلّٖيهَا لِوَقْتِهَٓا اِلَّا هُوَۜ ثَقُلَتْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ لَا تَأْتٖيكُمْ اِلَّا بَغْتَةًۜ يَسْـَٔلُونَكَ كَاَنَّكَ حَفِيٌّ عَنْهَاۜ قُلْ اِنَّمَا عِلْمُهَا عِنْدَ اللّٰهِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ

    (Ey Nebim!) Senden; saatin (kıyametin) ne zaman gelip çatacağını (gerçekleşeceği anı) sorarlar. De ki: "Onun ilmi yalnızca Rabbimin katındadır. Onun süresini O'ndan başkası açıklayamaz. (Allah kıyameti tam vaktinde gerçekleştirecektir.) O, göklerde ve yerde ağırlaştı (yani kıyamet hadisesi ve öncesindeki İslami hâkimiyet müjdesi çok yaklaştı): O (kıyamet) size, ancak ansızın (hiç hesap edilmeyen ve beklenmeyen bir zamanda ve ortamda) gelecek (ve dünyanızı başınıza yıkacaktır.)" Sanki Sen, ondan tümüyle haberdarmışsın gibi Sana sorarlar. De ki: "Onun ilmi(nin tamamı ve kesin zamanı) yalnızca Allah'ın katındadır. Ancak insanların çoğu bilmezler (ve gerçeği araştırıp öğrenmezler, çünkü cahil ve gafil takımıdırlar)."

  • 8:11 Enfâl: 11

    اِذْ يُغَشّٖيكُمُ النُّعَاسَ اَمَنَةً مِنْهُ وَيُنَزِّلُ عَلَيْكُمْ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً لِيُطَهِّرَكُمْ بِهٖ وَيُذْهِبَ عَنْكُمْ رِجْزَ الشَّيْطَانِ وَلِيَرْبِطَ عَلٰى قُلُوبِكُمْ وَيُثَبِّتَ بِهِ الْاَقْدَامَۜ

    Hani (Allah) Kendisinden bir güvenlik olarak o sırada sizi bir uyuklama bürüyordu (böylece yorgunluk ve yılgınlığınızı gideriyordu). Sizi Kendisiyle tertemiz kılıvermek, sizden şeytanın pisliklerini (içinizdeki şüphe ve endişeleri) gidermek, kalplerinizin üstünde (güven ve kararlılık duygusunu) pekiştirmek ve bununla ayaklarınızı (Arz üzerinde ve cihad hizmetinde) sağlamlaştırıp yerleştirmek için size gökten su (yağmur) indiriyordu.

  • 8:32 Enfâl: 32

    وَاِذْ قَالُوا اللّٰهُمَّ اِنْ كَانَ هٰذَا هُوَ الْحَقَّ مِنْ عِنْدِكَ فَاَمْطِرْ عَلَيْنَا حِجَارَةً مِنَ السَّمَٓاءِ اَوِ ائْتِنَا بِعَذَابٍ اَلٖيمٍ

    (İnkârcılar ve münafıklar) Bir de: "Ey Allah'ımız, eğer bu (Kur'an) bir gerçek olarak Senin katından ise, gökyüzünden üstümüze taş yağdırıver veya acı bir azap getir (de görelim)" diyorlardı.

  • 9:36 Tevbe: 36

    اِنَّ عِدَّةَ الشُّهُورِ عِنْدَ اللّٰهِ اثْنَا عَشَرَ شَهْرًا فٖي كِتَابِ اللّٰهِ يَوْمَ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ مِنْهَٓا اَرْبَعَةٌ حُرُمٌۜ ذٰلِكَ الدّٖينُ الْقَيِّمُ فَلَا تَظْلِمُوا فٖيهِنَّ اَنْفُسَكُمْ وَقَاتِلُوا الْمُشْرِكٖينَ كَٓافَّةً كَمَا يُقَاتِلُونَكُمْ كَٓافَّةًۜ وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ مَعَ الْمُتَّقٖينَ

    Gerçek şu ki, Allah katında ayların sayısı, gökleri ve yeri yarattığı günden beri Allah'ın Kitabında on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. İşte dosdoğru olan hesap (din) budur. Öyleyse bunlarda kendinize zulmetmeyin ve onların sizlerle topluca savaşması (küfür cephesinin ortak savunma ve saldırı teşkilatları kurması) gibi siz de müşriklerle topluca (organizeli ve etkili kurumlarla, kararlılıkla ve her türlü hazırlığınızı yaparak) çarpışın. Ve bilin ki Allah, takva sahipleriyle (ve sadık mücahitlerle) beraberdir.

  • 9:116 Tevbe: 116

    اِنَّ اللّٰهَ لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ يُحْيٖ وَيُمٖيتُۜ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا نَصٖيرٍ

    (Oysa) Gerçek şu ki, göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır; (her şeye ve herkese O) hayat verir ve öldürür. Sizin Allah'tan başka veliniz ve yardımcınız yoktur. (Ama gafil insanlar, sahte veliler ve şefaatçiler peşindedir.)

  • 10:3 Yunus: 3

    اِنَّ رَبَّكُمُ اللّٰهُ الَّذٖي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ فٖي سِتَّةِ اَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِ يُدَبِّرُ الْاَمْرَۜ مَا مِنْ شَفٖيعٍ اِلَّا مِنْ بَعْدِ اِذْنِهٖۜ ذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبُّكُمْ فَاعْبُدُوهُۜ اَفَلَا تَذَكَّرُونَ

    Şüphesiz sizin Rabbiniz, altı günlerde (devrede) gökleri ve yeri (hiç yoktan) yaratıveren, sonra (Kâinatın manevi bilgi ve yönetim merkezini kudret eline alıp) Arş’a istiva eden, (hücrelerden galaksilere her an bütün) işleri (bizzat ve layıkıyla) evirip-çeviren Allah'tır. O’nun izni olmadıktan sonra, hiç kimse (kimseye) şefaatçi olamaz. İşte Rabbiniz olan Allah budur, öyleyse (her halde, sadece ve sürekli) O'na kulluk edin. Yine de öğüt alıp düşünmeyecek misiniz?

  • 10:6 Yunus: 6

    اِنَّ فِي اخْتِلَافِ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَمَا خَلَقَ اللّٰهُ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَّقُونَ

    Gerçekten, gece ile gündüzün art arda gelişinde ve Allah'ın göklerde ve yerde yarattığı şeylerde (Güneş sistemi ve galaksilerin muhteşem devir ve düzeninde, Rablerinden) korkup (küfür, zulüm ve kötülükten) sakınan (ve gerçeği arayan) bir topluluk için elbette ayetler (ibretli işaret ve belgeler) vardır.

  • 10:18 Yunus: 18

    وَيَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مَا لَا يَضُرُّهُمْ وَلَا يَنْفَعُهُمْ وَيَقُولُونَ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ شُفَعَٓاؤُ۬نَا عِنْدَ اللّٰهِۜ قُلْ اَتُنَبِّؤُ۫نَ اللّٰهَ بِمَا لَا يَعْلَمُ فِي السَّمٰوَاتِ وَلَا فِي الْاَرْضِۜ سُبْحَانَهُ وَتَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ

    (Müşrikler şu kimselerdir ki) Allah'ı bırakıp (O’nun izni ve iradesi olmadan) kendilerine zarar veremeyecek ve yararları da erişmeyecek (olan) şeylere (sığınıp) kulluk ederler ve: “Bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir” derler. (Onlara) De ki: “Siz, Allah'a, göklerde ve yerde O’nun (hâşâ) bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz? (Hayır, siz açıkça yalan uyduruyor ve asılsız kuruntulara kapılıyorsunuz!) O, sizin şirk koştuklarınızdan uzak ve Yücedir.”

  • 10:24 Yunus: 24

    اِنَّمَا مَثَلُ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا كَمَٓاءٍ اَنْزَلْنَاهُ مِنَ السَّمَٓاءِ فَاخْتَلَطَ بِهٖ نَبَاتُ الْاَرْضِ مِمَّا يَأْكُلُ النَّاسُ وَالْاَنْعَامُۜ حَتّٰٓى اِذَٓا اَخَذَتِ الْاَرْضُ زُخْرُفَهَا وَازَّيَّنَتْ وَظَنَّ اَهْلُهَٓا اَنَّهُمْ قَادِرُونَ عَلَيْهَٓاۙ اَتٰيهَٓا اَمْرُنَا لَيْلًا اَوْ نَهَارًا فَجَعَلْنَاهَا حَصٖيدًا كَاَنْ لَمْ تَغْنَ بِالْاَمْسِۜ كَذٰلِكَ نُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ

    Gerçek şu ki (sizin tapındığınız) dünya hayatının örneği, gökten indirdiğimiz (yağmur, nem ve kırağı cinsinden) bir su gibidir ki; onunla insanların ve hayvanların yedikleri, yeryüzünün birbirine karışmış olan (türlü özellikteki) bitkileri (bütün çekici) güzelliğini takınıp süslenmişken ve ahalisi (sahipleri de) gerçekten ona güç yetirdiklerini (ekinlerini ve meyvelerini devşireceklerini) sanmışlarken; (işte tam bu sırada) gece veya gündüz ona (felaket ve afet) emrimiz gelmiştir de, sanki dün (orada) hiçbir zenginliği (ve nimet şenliği) yokmuş gibi, onu (ekin ve meyveleri) kökünden biçilip atılmış bir durumda kılmışızdır. Düşünen bir topluluk için Biz ayetleri işte böyle birer birer açıklar (ibretli ve hikmetli uyarılar yapar)ız.

  • 10:31 Yunus: 31

    قُلْ مَنْ يَرْزُقُكُمْ مِنَ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِ اَمَّنْ يَمْلِكُ السَّمْعَ وَالْاَبْصَارَ وَمَنْ يُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَيُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَيِّ وَمَنْ يُدَبِّرُ الْاَمْرَۜ فَسَيَقُولُونَ اللّٰهُۚ فَقُلْ اَفَلَا تَتَّقُونَ

    De ki: “Göklerden ve yerden sizlere rızık veren kimdir? Kulaklara ve gözlere malik olan (insanlara ve hayvanlara görme ve işitme imkânı sağlayan) kimdir? Diriyi ölüden çıkaran ve ölüyü diriden çıkaran kimdir? Ve (bu muhteşem kâinattaki bütün) işleri evirip-çeviren (tedbir ve takdir edip duran) kimdir?” Onlar: 'Allah' diyeceklerdir. Öyleyse de ki: “Peki siz yine de korkup (küfür, zulüm ve kötülükten) sakınmayacak mısınız?”

  • 10:55 Yunus: 55

    اَلَٓا اِنَّ لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ اَلَٓا اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ

    Şunu kesinlikle bilin ki; göklerdekilerin ve yerdekilerin tümü (dünyadaki ve uzaydaki bütün yaratıklar) gerçekten Allah'a aittir. Dikkat edin; şüphesiz Allah'ın va'adi Hakk’tır; ancak onların (insanların) çoğu (gerçekleri) bilmeyen (cahil kimse)lerdir.

  • 10:61 Yunus: 61

    وَمَا تَكُونُ فٖي شَأْنٍ وَمَا تَتْلُوا مِنْهُ مِنْ قُرْاٰنٍ وَلَا تَعْمَلُونَ مِنْ عَمَلٍ اِلَّا كُنَّا عَلَيْكُمْ شُهُودًا اِذْ تُفٖيضُونَ فٖيهِۜ وَمَا يَعْزُبُ عَنْ رَبِّكَ مِنْ مِثْقَالِ ذَرَّةٍ فِي الْاَرْضِ وَلَا فِي السَّمَٓاءِ وَلَٓا اَصْغَرَ مِنْ ذٰلِكَ وَلَٓا اَكْبَرَ اِلَّا فٖي كِتَابٍ مُبٖينٍ

    (Ey Nebim!) Senin içinde bulunduğun herhangi bir durumda (olsun), bir konu hakkında Kur’an'dan herhangi bir şey okuduğunda (olsun, velhasıl) sizin işlediğiniz herhangi bir iş ve meşguliyet yoktur ki, ona (iyice) daldığınızda, Biz sizin üzerinizde (gözetleyen ve kaydettiren) şahitler (olarak) durmuş olmayalım. Yerde ve gökte (ezelden ebede) zerre ağırlığınca (her atom parçacığına kadar) hiçbir şey Rabbinden saklı kalmaz. Bunun daha küçücüğü de, daha büyüğü de yoktur ki, apaçık bir kitapta (kader programında) kayıtlı olmasın. (Evet her şey tayin, taksim ve tanzim edilmiştir.)

  • 10:66 Yunus: 66

    اَلَٓا اِنَّ لِلّٰهِ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَمَنْ فِي الْاَرْضِۜ وَمَا يَتَّبِعُ الَّذٖينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ شُرَكَٓاءَۜ اِنْ يَتَّبِعُونَ اِلَّا الظَّنَّ وَاِنْ هُمْ اِلَّا يَخْرُصُونَ

    Haberiniz olsun; şüphesiz göklerde kim ve ne varsa, yerde kim ve ne varsa kesinlikle tümü Allah'ındır. Allah'tan başkasına tapanlar bile, (gerçekte) şirk koştukları varlıklara ve güçlere uymamaktadırlar. (Putlardan, tağutlardan ve süper Firavunlardan medet umanlar aslında boş hayallere kapılmaktadırlar.) Ve onlar sadece zanlarına ve kuruntularına tâbi olup saçmalamaktadırlar.

  • 10:68 Yunus: 68

    قَالُوا اتَّخَذَ اللّٰهُ وَلَدًا سُبْحَانَهُۜ هُوَ الْغَنِيُّۜ لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ اِنْ عِنْدَكُمْ مِنْ سُلْطَانٍ بِهٰذَاۜ اَتَقُولُونَ عَلَى اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ

    (Cahil ve gafil kâfirler) "Allah çocuk edindi" demektedirler. (Hâşâ) O, (bundan) Yücedir; O, (Ğaniy) hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır. Göklerde ve yerde ne varsa (hepsi ve her şey) O'nundur. Kendi elinizde buna (hâşâ, Allah'ın çocuk sahibi olduğuna) ilişkin kanıtlayıcı bir delil de asla yoktur. Allah'a karşı bilmediğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz? (Ne kadar şuursuz ve sorumsuz davranıyorsunuz?)

  • 10:101 Yunus: 101

    قُلِ انْظُرُوا مَاذَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَمَا تُغْنِي الْاٰيَاتُ وَالنُّذُرُ عَنْ قَوْمٍ لَا يُؤْمِنُونَ

    De ki: "Göklerde ve yerde ne(lerin) var (olduğuna ve bu muazzam ve muhteşem İlahi nizama ibretle) bir bakıverin." (Ancak yine de) İman etmeyen bir topluluğa bu apaçık ayetler ve uyarmalar (yararlı) bir şey sağlayacak değildir.

  • 11:7 Hud: 7

    وَهُوَ الَّذٖي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ فٖي سِتَّةِ اَيَّامٍ وَكَانَ عَرْشُهُ عَلَى الْمَٓاءِ لِيَبْلُوَكُمْ اَيُّكُمْ اَحْسَنُ عَمَلًاۜ وَلَئِنْ قُلْتَ اِنَّكُمْ مَبْعُوثُونَ مِنْ بَعْدِ الْمَوْتِ لَيَقُولَنَّ الَّذٖينَ كَفَرُٓوا اِنْ هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ مُبٖينٌ

    O’nun (Allah’ın) Arş’ı (kudret sanatı ve saltanatı), su üzerinde (henüz bütün âlem enerji -nur- parçacıklarından oluşan gaz ve toz bulutu halinde ve içinde buhar taşıyan vaziyette) iken; amel bakımından hanginizin daha iyi olduğunu denemek için gökleri ve yeri altı günlerde (dönemde) yaratan O’dur. Andolsun Sen onlara; “Gerçekten siz ölümden sonra diriltileceksiniz” dediğinde inkârcılar; “Bu açıkça (aldatmaca bir) sihirden (ve bizi etki altına alma girişiminden) başka bir şey değildir” derler. [Not: Ayetlerde gün=yevm yerine; eyyam=günler geçtiği için biz buna “dönem” manası verdik.]

  • 11:44 Hud: 44

    وَقٖيلَ يَٓا اَرْضُ ابْلَعٖي مَٓاءَكِ وَيَا سَمَٓاءُ اَقْلِعٖي وَغٖيضَ الْمَٓاءُ وَقُضِيَ الْاَمْرُ وَاسْتَوَتْ عَلَى الْجُودِيِّ وَقٖيلَ بُعْدًا لِلْقَوْمِ الظَّالِمٖينَ

    Ve (ardından) “Ey yer (artık) suyunu yut, ve ey gök sen de (suyunu) tut!” denildi... (Bu İlahi emir üzerine) Su(lar) çekildi, (böylece zalimlerin) iş(leri) bitirildi… (Ardından gemi de) Cudi (Dağı) üzerine oturup yerleşti… Ve zalimler topluluğu için de: “(Hayırdan ve huzurdan) Uzak kalsınlar, kahrolsunlar!” denildi…

  • 11:52 Hud: 52

    وَيَا قَوْمِ اسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُٓوا اِلَيْهِ يُرْسِلِ السَّمَٓاءَ عَلَيْكُمْ مِدْرَارًا وَيَزِدْكُمْ قُوَّةً اِلٰى قُوَّتِكُمْ وَلَا تَتَوَلَّوْا مُجْرِمٖينَ

    (Hud AS:) “Ey kavmim! Rabbinizden mağfiret isteyin, sonra O’na tevbe edin ki üzerinize göğü (yağmuru) bol bol göndersin ve kuvvetinize kuvvet katsın. Suçlu-günahkârlar olarak (Hakka ve hayra davetimden) yüz çevirmeyin” (diye uyarıvermişti).

  • 11:107 Hud: 107

    خَالِدٖينَ فٖيهَا مَا دَامَتِ السَّمٰوَاتُ وَالْاَرْضُ اِلَّا مَا شَٓاءَ رَبُّكَۜ اِنَّ رَبَّكَ فَعَّالٌ لِمَا يُرٖيدُ

    Onlar, Rabbinin dilemesi dışında, gökler ve yer sürüp gittikçe, orada süresiz kalacaklardır. Çünkü Rabbin, gerçekten dilediğini yapandır.

  • 11:108 Hud: 108

    وَاَمَّا الَّذٖينَ سُعِدُوا فَفِي الْجَنَّةِ خَالِدٖينَ فٖيهَا مَا دَامَتِ السَّمٰوَاتُ وَالْاَرْضُ اِلَّا مَا شَٓاءَ رَبُّكَۜ عَطَٓاءً غَيْرَ مَجْذُوذٍ

    (İman ve itaatle) Mutlu olanlar ise, artık onlar da cennette (bahtiyardır). Rabbinin dilemesi dışında, gökler ve yer sürüp gittikçe, orada süresiz kalacaklardır. (Bu) Asla kesintisi olmayan bir ikramdır.

  • 11:123 Hud: 123

    وَلِلّٰهِ غَيْبُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاِلَيْهِ يُرْجَعُ الْاَمْرُ كُلُّهُ فَاعْبُدْهُ وَتَوَكَّلْ عَلَيْهِۜ وَمَا رَبُّكَ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ

    (Gerçek şu ki:) Göklerin ve yerin gaybı (bütün varlıkları ve yaratılış sırları) Allah'ındır, bütün işler O'na döndürülüp durmaktadır; öyleyse sadece O'na kulluk et ve O'na tevekkül edip (güven). Senin Rabbin yaptıklarınızdan (gafil) habersiz değildir. (Sakın böyle sanıp aldanmayınız!)

  • 12:101 Yusuf: 101

    رَبِّ قَدْ اٰتَيْتَنٖي مِنَ الْمُلْكِ وَعَلَّمْتَنٖي مِنْ تَأْوٖيلِ الْاَحَادٖيثِۚ فَاطِرَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ اَنْتَ وَلِيّٖ فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِۚ تَوَفَّنٖي مُسْلِمًا وَاَلْحِقْنٖي بِالصَّالِحٖينَ

    (Ve Hz. Yusuf:) “Rabbim, Sen bana mülkten (Mısır’da Devlet ve Hükümet yetkisinden bir pay ve onu yönetme imkânını) verdin, sözlerin (ve düşlerin) yorumundan (bir bilgi) öğrettin (“ehadis”in = konuşulanların, rüyaların ve olayların yorumunu ilham ettin). Ey (hiç yoktan) göklerin ve yerin kusursuz Yaratıcısı, dünyada ve ahirette benim (tek ve gerçek) Velim Sensin. Müslüman olarak benim hayatıma son ver ve beni salihlerin arasına kat” (duasını etmişti).

  • 12:105 Yusuf: 105

    وَكَاَيِّنْ مِنْ اٰيَةٍ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ يَمُرُّونَ عَلَيْهَا وَهُمْ عَنْهَا مُعْرِضُونَ

    Göklerde ve yerde nice ayetler (Allah’ın varlığını ve harika sanatını gösteren öyle belge ve alâmetler) vardır ki, (gafiller) onların (nice mucizeler ve mükemmel nimetler barındıran varlıkların) yanından hiç düşünmeden (ve Yüce Yaratıcı’yı hatıra getirmeden), yüz çevirerek geçip gitmektedirler.

  • 13:2 Ra'd: 2

    اَللّٰهُ الَّذٖي رَفَعَ السَّمٰوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَۜ كُلٌّ يَجْرٖي لِاَجَلٍ مُسَمًّىۜ يُدَبِّرُ الْاَمْرَ يُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ لَعَلَّكُمْ بِلِقَٓاءِ رَبِّكُمْ تُوقِنُونَ

    Allah O'dur ki, (muhteşem) gökleri direksiz ve dayanaksız olarak yükseltti; ki onları (çıplak gözle, teleskop dürbünlerle ve uzay gezileriyle) görmektesiniz. Sonra (Kudret ve Azamet tecellisiyle) Arş’a istiva etti ve Güneş ile Ay’a boyun eğdirdi; her biri adı konulmuş bir süreye kadar (kendi yörüngesinde ve bağlı olduğu merkezi yıldız kümesinde) akıp gitmektedir. (Yüce Mevlâ’nız) Her işi tedbir ederek (evirip düzenlemektedir. İşte Allah) ayetleri böyle birer birer açıklayıp öğretir; umulur ki, Rabbinize kavuşacağınıza kesin bilgiyle (yakinen) inanırsınız (diye Kur’an ve Peygamber gönderir). [Not: Şu ana kadar yapılan tespitlere göre; Dünya gezegenimizin bağlı olduğu Güneş Sistemi’nin de içinde bulunduğu Samanyolu Galaksisi gibi 2 trilyon galaksi vardır. Her bir galakside 300 milyar kadar güneş gibi yıldız saptanmıştır. Hızla dönen bir topacın dik durup devrilmemesi gibi, bütün yıldızlar ve gezegenler Allah’ın tayin ettiği en uygun bir hızla kendisi ve merkezi etrafında dönüp durmaktadır… Aksi halde dağılıp çarpışacak ve kıyametler kopacaktır. İşte bu Dünya’mız bütün kâinatın bir özeti ve örneği konumundadır. İnsan ise dünyanın ve tüm kâinatın hulasası makamındadır.]

  • 13:13 Ra'd: 13

    وَيُسَبِّحُ الرَّعْدُ بِحَمْدِهٖ وَالْمَلٰٓئِكَةُ مِنْ خٖيفَتِهٖۚ وَيُرْسِلُ الصَّوَاعِقَ فَيُصٖيبُ بِهَا مَنْ يَشَٓاءُ وَهُمْ يُجَادِلُونَ فِي اللّٰهِۚ وَهُوَ شَدٖيدُ الْمِحَالِۜ

    Gök gürültüsü O'nu hamd ile, melekler de O'na olan korkularından (haşyet ve hürmetle) tesbih edip durmaktadırlar. O, yıldırımları gönderip bununla dilediğine çarpar; (inkârcılar) onlar ise Allah hakkında çekişip-tartışırlar. O, gücü (ve cezası) pek çetin olandır.

  • 13:15 Ra'd: 15
    ساجد
    Secde

    وَلِلّٰهِ يَسْجُدُ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ طَوْعًا وَكَرْهًا وَظِلَالُهُمْ بِالْغُدُوِّ وَالْاٰصَالِ

    (Unutmayınız ki) Göklerde ve yerde her ne varsa -isteyerek de olsa, istemeyerek de olsa- (hepsi) Allah'a secde etmektedirler (ve O’nun hükmüne boyun eğmektedirler). Sabah akşam gölgeleri de (O'na secde halindedir. Her şey Allah’ın tayin ve takdir ettiği hizmet üzerindedir.)

  • 13:16 Ra'd: 16

    قُلْ مَنْ رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ قُلِ اللّٰهُۜ قُلْ اَفَاتَّخَذْتُمْ مِنْ دُونِهٖٓ اَوْلِيَٓاءَ لَا يَمْلِكُونَ لِاَنْفُسِهِمْ نَفْعًا وَلَا ضَرًّاۜ قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الْاَعْمٰى وَالْبَصٖيرُۙ اَمْ هَلْ تَسْتَوِي الظُّلُمَاتُ وَالنُّورُۚ اَمْ جَعَلُوا لِلّٰهِ شُرَكَٓاءَ خَلَقُوا كَخَلْقِهٖ فَتَشَابَهَ الْخَلْقُ عَلَيْهِمْۜ قُلِ اللّٰهُ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ وَهُوَ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ

    (Ey Resulüm, onlara sor) De ki: “Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?” (Cevap verip) De ki: “Allah'tır.” (Tekrar sorup) De ki: “Öyleyse, O'nu bırakıp da kendi kendilerine bile ne yarar ne de zarar sağlamaya malik olmayan birtakım veliler mi (tanrılar) edindiniz?” De ki: “Hiç görmeyen (kör) ile gören (basiret sahibi) eşit olabilir mi? Veya karanlıklarla nur eşit olabilir mi?” Yoksa Allah'a, O'nun yaratması gibi yaratan ortaklar buldular da, bu yaratma (sonucu mu, oluşan insanlar, hayvanlar, ağaçlar ve bütün varlıklar böylesine ahenkli ve mükemmel şekilde denk geldi ve birbirinin ihtiyacını giderecek şekilde var edildi de) kendilerince (tesadüfen mi) birbirine benzeşti? (Cevaben) De ki: “(Hayır; hepsi atom altı zerreciklerden ve enerjiden meydana getirildi!) Allah, her şeyin (bizzat) Yaratıcısıdır ve O (Vâhid) Tektir, Kahredici (kudretin sahibidir.)”

  • 13:17 Ra'd: 17

    اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَسَالَتْ اَوْدِيَةٌ بِقَدَرِهَا فَاحْتَمَلَ السَّيْلُ زَبَدًا رَابِيًاۜ وَمِمَّا يُوقِدُونَ عَلَيْهِ فِي النَّارِ ابْتِغَٓاءَ حِلْيَةٍ اَوْ مَتَاعٍ زَبَدٌ مِثْلُهُۜ كَذٰلِكَ يَضْرِبُ اللّٰهُ الْحَقَّ وَالْبَاطِلَۜ فَاَمَّا الزَّبَدُ فَيَذْهَبُ جُفَٓاءًۚ وَاَمَّا مَا يَنْفَعُ النَّاسَ فَيَمْكُثُ فِي الْاَرْضِۜ كَذٰلِكَ يَضْرِبُ اللّٰهُ الْاَمْثَالَۜ

    O, gökten bir su (yağmur) indirmekte, (ardından) vadiler (dereler) kendi miktarınca sel haline gelmekte, (o) sel ise yüze çıkan bir köpük yüklenip götürmektedir. Nitekim bir ziynet veya bir eşya yapmak amacıyla ateşte üzerini (körükleyip) yaktıkları şeylerden (madenlerden) de bunun gibi bir köpük (posa meydana gelir). İşte Allah, Hakk ile Bâtıl’ı böyle karşılaştırıp misal verir. Amma köpük (posa ve çöküntü) atılır gider. İnsanlara fayda verecek olan şeye (asıl cevhere) gelince, o yeryüzünde kalır. İşte Allah böylece misaller getirir. (Yani bâtıl, akarsuların üzerinde oluşan veya eritilen madenlerin üzerinde kaynaşan köpük misalidir. Hiçbir işe yaramamakta ve kısa bir zaman sonra kaybolup gitmektedir.)

  • 14:2 İbrahim: 2

    اَللّٰهِ الَّذٖي لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَوَيْلٌ لِلْكَافِرٖينَ مِنْ عَذَابٍ شَدٖيدٍۙ

    O Allah ki, göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. (Bütün harika yaratılış eserleri O’nun kudret, sanat ve nimetlerini göstermek içindir.) Şiddetli azap dolayısıyla vay o kâfirlerin (Kur’ani hüküm ve haberleri gereksiz ve geçersiz görenlerin) haline!..

  • 14:10 İbrahim: 10

    قَالَتْ رُسُلُهُمْ اَفِي اللّٰهِ شَكٌّ فَاطِرِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ يَدْعُوكُمْ لِيَغْفِرَ لَكُمْ مِنْ ذُنُوبِكُمْ وَيُؤَخِّرَكُمْ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّىۜ قَالُٓوا اِنْ اَنْتُمْ اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُنَاۜ تُرٖيدُونَ اَنْ تَصُدُّونَا عَمَّا كَانَ يَعْبُدُ اٰبَٓاؤُ۬نَا فَأْتُونَا بِسُلْطَانٍ مُبٖينٍ

    Resulleri onlara dedi ki: "(Varlığı ve harika yaratışları açık olan Yüce) Allah hakkında mı şüphe (ediyorsunuz)? O, gökleri ve yeri (ve aralarındaki her şeyi) yaratandır; O sizi, günahlarınızı bağışlamak için davet etmekte ve sizi adı konulmuş bir süreye kadar ertelemektedir." (Hâlâ akıl edip inanmıyor musunuz?) Dediler ki: "Siz, bizim benzerimiz olan birer beşerden başkası değilsiniz. Siz (herhalde) bizi, babalarımızın taptıklarından (tutageldikleri yoldan) çevirip-engellemek istiyorsunuz, öyleyse bize apaçık bir delil getirin."

  • 14:19 İbrahim: 19

    اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِالْحَقِّۜ اِنْ يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ وَيَأْتِ بِخَلْقٍ جَدٖيدٍۙ

    Allah'ın gökleri ve yeri Hakk ile (ölçü ve hikmetle ve en mükemmel şekilde) yarattığını görmez misin(iz)? (İsyan ve inkârınıza karşı) Eğer dilerse sizi giderip yok eder ve yeni bir halk getirir.

  • 14:24 İbrahim: 24

    اَلَمْ تَرَ كَيْفَ ضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلًا كَلِمَةً طَيِّبَةً كَشَجَرَةٍ طَيِّبَةٍ اَصْلُهَا ثَابِتٌ وَفَرْعُهَا فِي السَّمَٓاءِۙ

    Görmedin mi ki, Allah nasıl bir örnek vermiştir: Güzel bir söz, güzel bir ağaç gibidir ki, onun kökü (iman ve Kur’an üzere yerde) sabit, dalları ise göktedir.

  • 14:32 İbrahim: 32

    اَللّٰهُ الَّذٖي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَاَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَخْرَجَ بِهٖ مِنَ الثَّمَرَاتِ رِزْقًا لَكُمْۚ وَسَخَّرَ لَكُمُ الْفُلْكَ لِتَجْرِيَ فِي الْبَحْرِ بِاَمْرِهٖۚ وَسَخَّرَ لَكُمُ الْاَنْهَارَۚ

    Allah, gökleri ve yeri yaratan ve gökten su (yağmur) indirip, onunla size rızık olarak türlü ürünler çıkarandır. Ve O’nun emriyle gemileri, denizde yüzmeleri için sizin emrinize âmade kılandır. Irmakları da (tarla sulama, içme suyu olarak kullanma, elektrik üretmek üzere baraj kurma, gemi taşımacılığı yapma ve balık yetiştirip satma gibi) sizin yararlanmanıza müsait kılıp (akıtandır).

  • 14:38 İbrahim: 38

    رَبَّنَٓا اِنَّكَ تَعْلَمُ مَا نُخْفٖي وَمَا نُعْلِنُۜ وَمَا يَخْفٰى عَلَى اللّٰهِ مِنْ شَيْءٍ فِي الْاَرْضِ وَلَا فِي السَّمَٓاءِ

    “Rabbimiz şüphesiz Sen, bizim saklı tuttuklarımızı da, açığa vurduklarımızı da bilirsin. Yerde ve gökte hiçbir şeyin Allah'a gizli kalması (mümkün değildir).”

  • 14:48 İbrahim: 48

    يَوْمَ تُبَدَّلُ الْاَرْضُ غَيْرَ الْاَرْضِ وَالسَّمٰوَاتُ وَبَرَزُوا لِلّٰهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ

    (Kıyamet saati gelip de) Yerin başka bir yere (Dünya’nın farklı bir görünüme), göklerin de (başka âlemlere) dönüştürüldüğü gün; onlar tek olan, Kahhâr olan Allah'ın huzuruna çıka(rıla)caklardır. (Her şeyin hesabı sorulacak, hak ettikleri karşılığı bulacaklardır.)

  • 15:14 Hicr: 14

    وَلَوْ فَتَحْنَا عَلَيْهِمْ بَابًا مِنَ السَّمَٓاءِ فَظَلُّوا فٖيهِ يَعْرُجُونَۙ

    Şayet onların üzerlerine gökyüzünden bir kapı açsak, oradan (urûc edip) yukarı yükselseler de; (yine imana gelmeyeceklerdir.)

  • 15:16 Hicr: 16

    وَلَقَدْ جَعَلْنَا فِي السَّمَٓاءِ بُرُوجًا وَزَيَّنَّاهَا لِلنَّاظِرٖينَۙ

    Andolsun, gökte bazı burçlar (büyük yıldız durakları) kıldık ve onu gözleyenler (dikkatle izleyenler) için süsledik (cezbedici yorumlara müsait hale getirdik).

  • 15:22 Hicr: 22

    وَاَرْسَلْنَا الرِّيَاحَ لَوَاقِحَ فَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَسْقَيْنَاكُمُوهُۚ وَمَٓا اَنْتُمْ لَهُ بِخَازِنٖينَ

    Ve (meyve oluşması için ağaçlardaki dişi ve erkek çiçek tozlarını) aşılayıcılar olarak rüzgârları gönderdik, böylece gökten su indirdik de sizleri sulayıverdik. Oysa siz (tatlı su kaynaklarının yer altındaki tutucuları ve) onun hazine koruyucuları da değilsiniz. (Suları ve yağmurları hem yağdırmaya hem de dağlarda ve yer altı katmanlarında depolamaya güç yetiremezsiniz.)

  • 15:85 Hicr: 85

    وَمَا خَلَقْنَا السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَٓا اِلَّا بِالْحَقِّۜ وَاِنَّ السَّاعَةَ لَاٰتِيَةٌ فَاصْفَحِ الصَّفْحَ الْجَمٖيلَ

    Biz gökleri, yeri ve her ikisinin arasındakilerini Hakkın (Vahdet ve kudret eserlerimizi tanıtmanın ve kullarımı imtihan sırrının) dışında (herhangi bir amaçla) yaratmış değiliz. Hiç şüphesiz (kıyamet ve hesap görmek için takdir edilen) o saat de yaklaşarak-gelmektedir; öyleyse (artık Sen onlara karşı) güzel muamele ve tebliğde bulun (gerisini dert etme, gereksiz tartışma ve kışkırtmalardan) yüz çevir.

  • 16:3 Nahl: 3

    خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِالْحَقِّۜ تَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ

    (Allah) Gökleri ve yeri Hakk ile (Kendi varlığını ve muhteşem sanatını göstersin diye) yarattı; (O, cahil ve gafil insanların) şirk koştukları şeylerden Yücedir.

  • 16:10 Nahl: 10

    هُوَ الَّذٖٓي اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً لَكُمْ مِنْهُ شَرَابٌ وَمِنْهُ شَجَرٌ فٖيهِ تُسٖيمُونَ

    Sizin için gökten (yağmur ve kar şeklinde) su indiren O'dur; içecek(leriniz) ondan (çıkmakta), ağaç(lar) ondan (sulanmakta)dır (ki) hayvanlarınızı da onda (o suyla yeşeren meralarda) otlatmaktasınız. (Bunların hepsi Allah’ın nimetleridir.)

  • 16:49 Nahl: 49
    ساجد
    Secde

    وَلِلّٰهِ يَسْجُدُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ مِنْ دَٓابَّةٍ وَالْمَلٰٓئِكَةُ وَهُمْ لَا يَسْتَكْبِرُونَ

    Göklerdekiler ve yeryüzünde mevcut bütün 'dabbeler' (canlı varlıklar) ve melekler hiç büyüklenmeden Allah’a secde etmektedirler.

  • 16:52 Nahl: 52

    وَلَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَلَهُ الدّٖينُ وَاصِبًاۜ اَفَغَيْرَ اللّٰهِ تَتَّقُونَ

    Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur. Din de daima O’nundur. (Kıyamete kadar yalnız O’nun hükmü uygulanacaktır.) Gerçek böyle iken siz hâlâ Allah'tan başkalarından mı korkuyorsunuz?

  • 16:65 Nahl: 65

    وَاللّٰهُ اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَحْيَا بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۜ اِنَّ فٖي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِقَوْمٍ يَسْمَعُونَ۟

    (İbretle bakıp görmez misin?) Allah gökten su indirdi de, (her kış, bir nevi) ölümünden sonra (baharda tekrar) yeri onunla diriltti; (yararlı ve gönül okşayıcı yeşillik ve ekinleri bitirdi.) Hakikaten söz dinleyen (ve gerçeğe kulak veren) bir topluluk için bunlar elbette nice ayet (ibret ve hikmet) içermektedir.

  • 16:73 Nahl: 73

    وَيَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مَا لَا يَمْلِكُ لَهُمْ رِزْقًا مِنَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ شَيْـًٔا وَلَا يَسْتَطٖيعُونَۚ

    Onlar; (şu kâfir ve gafil insanlar, hâlâ) Allah'ın dışında, kendileri için göklerden ve yerden rızıktan (nimet ulaştırma konusunda) hiçbir şeye malik bulunmayan ve buna asla güçleri de yetmeyecek olan başka şeylere tapıyorlar! (Bu ne cahilliktir!)

  • 16:77 Nahl: 77

    وَلِلّٰهِ غَيْبُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَمَٓا اَمْرُ السَّاعَةِ اِلَّا كَلَمْحِ الْبَصَرِ اَوْ هُوَ اَقْرَبُۜ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدٖيرٌ

    Göklerin ve yerin gaybı (ezeli kader programı ve sırları) Allah’a aittir. Saatin (kıyametin ve öncesindeki büyük devrim ve değişimin vaktinin) emri de (Allah’a göre sadece süratli bir) göz açıp kapama gibidir, (veya bekleyin) çok daha yakın (bir gelecektir). Şüphesiz Allah, her şeye gücü yetendir. [Not: Bir nokta halindeki Nuruna “KÜN=OL!..” talimatıyla ve Big Bang patlamasıyla şu muhteşem Kâinatı ve mükemmel tabiatı yaratan Yüce Allah’ın, yine bir “Yok ol ve yıkıl!..” buyruğuyla kıyameti koparacağını kabullenemeyenler; cahil ve gafil kâfirlerdir.]

  • 17:44 İsrâ: 44

    تُسَبِّحُ لَهُ السَّمٰوَاتُ السَّبْعُ وَالْاَرْضُ وَمَنْ فٖيهِنَّۜ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ وَلٰكِنْ لَا تَفْقَهُونَ تَسْبٖيحَهُمْۜ اِنَّهُ كَانَ حَلٖيمًا غَفُورًا

    Yedi gök, yer ve bunların içindekiler, (hepsi ve her şey) O’nu tesbih edip durmaktadır. O’nu övgüyle tesbih etmeyen ve hamdini yerine getirmeyen hiçbir şey yoktur. Ancak siz onların (yerdeki ve gökteki bütün varlıkların) tesbihlerini (Allah’ın emri ve takdiri ile hareket ettiklerini, onların kendilerine mahsus ibadet, zikir ve hizmetlerini gafletiniz sebebiyle) anlayamazsınız. Gerçekten O Halîm (çok müsamahalı ve yumuşak tavırlıdır), Gafûr (Bağışlayıcıdır).

  • 17:55 İsrâ: 55

    وَرَبُّكَ اَعْلَمُ بِمَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَلَقَدْ فَضَّلْنَا بَعْضَ النَّبِيّٖنَ عَلٰى بَعْضٍ وَاٰتَيْنَا دَاوُ۫دَ زَبُورًا

    Rabbin, göklerde ve yerde olan herkesi (ve her şeyi bütün ayrıntılarıyla) en iyi bilir. Andolsun Biz peygamberlerin bir kısmını bir kısmına faziletli (marifetleri, meziyetleri ve dereceleri değişik) kıldık ve Davud'a da Zebur (İlahi ahlâk kaideleri ve kasideler kitabı) verdik.

  • 17:92 İsrâ: 92

    اَوْ تُسْقِطَ السَّمَٓاءَ كَمَا زَعَمْتَ عَلَيْنَا كِسَفًا اَوْ تَأْتِيَ بِاللّٰهِ وَالْمَلٰٓئِكَةِ قَبٖيلًاۙ

    “Veya öne sürdüğün (ve bizi korkutup ürküttüğün) gibi, gökyüzünü üstümüze parça parça düşürmeli, ya da Allah'ı ve melekleri karşımıza (şahit olarak) getirip (bizimle konuşturmalısın).”

  • 17:93 İsrâ: 93

    اَوْ يَكُونَ لَكَ بَيْتٌ مِنْ زُخْرُفٍ اَوْ تَرْقٰى فِي السَّمَٓاءِۜ وَلَنْ نُؤْمِنَ لِرُقِيِّكَ حَتّٰى تُنَزِّلَ عَلَيْنَا كِتَابًا نَقْرَؤُ۬هُۜ قُلْ سُبْحَانَ رَبّٖي هَلْ كُنْتُ اِلَّا بَشَرًا رَسُولًا۟

    “Yahut (tamamı) altından yapılmış (saray gibi) bir evin olmalı, veya (gözümüzün önünde) gökyüzüne yükselip çıkmalısın. Ayrıca üzerimize, (gökten meleklerle getirilen ve) bizim okuyabileceğimiz bir kitap indirip (önümüze koymalısın). Aksi halde Senin oraya (göklere) yükselmene (Miraç hadisene) asla inanmayacağız!” [Demek ki Hz. Peygamberimiz, Kudüs’ten sonra gökler âlemine yükseldiğini onlara açıklamıştı.] (Ey Nebim, onlara) De ki: “Rabbimi (tesbih ve tenzih edip) yüceltirim; Ben, elçi olan bir beşerden başkası mıyım (ki bu dediklerinizi yapayım)?”

  • 17:95 İsrâ: 95

    قُلْ لَوْ كَانَ فِي الْاَرْضِ مَلٰٓئِكَةٌ يَمْشُونَ مُطْمَئِنّٖينَ لَنَزَّلْنَا عَلَيْهِمْ مِنَ السَّمَٓاءِ مَلَكًا رَسُولًا

    De ki: "Eğer yeryüzünde (insanlar değil de) yürüyen ve huzura-sükûna erişen melekler (imtihan için yaratılmış) olsaydı, Biz de onlara gökten elçi olarak (insan yerine) elbette melek gönderirdik."

  • 17:99 İsrâ: 99

    اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّ اللّٰهَ الَّذٖي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ قَادِرٌ عَلٰٓى اَنْ يَخْلُقَ مِثْلَهُمْ وَجَعَلَ لَهُمْ اَجَلًا لَا رَيْبَ فٖيهِۜ فَاَبَى الظَّالِمُونَ اِلَّا كُفُورًا

    (Hiç düşünmüyorlar ve) Görmüyorlar mı ki; gökleri ve yeri (hiç yoktan) yaratan (ve her an varlıkta tutan) Allah, (bunları yıkıp) onların benzerini yaratmaya (da elbette) gücü yeterlidir ve onlar için kendisinden (ve mutlaka gerçekleşeceğinden) şüphe olmayan bir süre (ecel) tayin edilmiştir. Buna rağmen zalimler ise ancak (bile bile) inkârda ayak diretmektedirler.

  • 17:102 İsrâ: 102

    قَالَ لَقَدْ عَلِمْتَ مَٓا اَنْزَلَ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ اِلَّا رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ بَصَٓائِرَۚ وَاِنّٖي لَاَظُنُّكَ يَا فِرْعَوْنُ مَثْبُورًا

    O da: "Andolsun, bunları basiretle görülecek (ve iman edilecek) belgeler olarak, göklerin ve yerin Rabbinden başkasının indirmediğini (ey Firavun) sen de (anlayıp) bilmektesin. (Ama dünya hırsıyla ve makam hatırına inat ve inkâr etmektesin.) Gerçekten ben de senin (zulüm iktidarı ve saltanatının) yıkılıp-harap olacağı kanaatindeyim" demişti.

  • 18:14 Kehf: 14

    وَرَبَطْنَا عَلٰى قُلُوبِهِمْ اِذْ قَامُوا فَقَالُوا رَبُّنَا رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ لَنْ نَدْعُوَ۬ا مِنْ دُونِهٖٓ اِلٰهًا لَقَدْ قُلْنَٓا اِذًا شَطَطًا

    Onların kalplerini rabıta ile (sağlam münasebet ve muhabbetle Hakka) bağlayıp güçlü ve metanetli kılmıştık. (Kâfir ve zalim Kralın önünde) Kalkıp dediler ki: “Rabbimiz göklerin ve yerin Rabbidir. Biz O’ndan başkasını İlah diye çağırmayız (ve sizin bâtıl yollarınıza uymayız. Şayet öyle yaparsak) gerçekten saçmalamış ve sapıtmış oluruz!” (Böylece Kralın ve adamlarının şaşkınlık ve sapkınlık içinde olduklarını vurguluyorlardı.)

  • 18:26 Kehf: 26

    قُلِ اللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا لَبِثُواۚ لَهُ غَيْبُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ اَبْصِرْ بِهٖ وَاَسْمِعْۜ مَا لَهُمْ مِنْ دُونِهٖ مِنْ وَلِيٍّۘ وَلَا يُشْرِكُ فٖي حُكْمِهٖٓ اَحَدًا

    De ki: (Ashab-ı Kehf'in o mağarada) "Ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybı O'nundur. O, ne güzel ve mükemmel görmekte ve ne güzel ve mükemmel işitmektedir. O'nun dışında onların (insanların) bir velisi (gerçek hamisi, sahibi, gözeticisi) yoktur. (Allah) Kendi hükmüne ve hükümranlığına hiç kimseyi ortak yapmayandır!" (Kur'ani emir ve nehiylerini hiç kimse değiştirip kaldıramaz ve geçersiz sayamazdı, buna kalkışanlar da inkârcı ve münafıktır.)

  • 18:40 Kehf: 40

    فَعَسٰى رَبّٖٓي اَنْ يُؤْتِيَنِ خَيْرًا مِنْ جَنَّتِكَ وَيُرْسِلَ عَلَيْهَا حُسْبَانًا مِنَ السَّمَٓاءِ فَتُصْبِحَ صَعٖيدًا زَلَقًاۙ

    “Belki Rabbim senin bağından daha hayırlısını bana verir de, (seninkinin) üstüne gökten 'yakıp-yıkan bir afet' gönderir ve böylece (senin çiftliğin kuruyup) kaygan bir taş zemin (ve kupkuru bir toprak parçası) kesiliverir.”

  • 18:45 Kehf: 45

    وَاضْرِبْ لَهُمْ مَثَلَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا كَمَٓاءٍ اَنْزَلْنَاهُ مِنَ السَّمَٓاءِ فَاخْتَلَطَ بِهٖ نَبَاتُ الْاَرْضِ فَاَصْبَحَ هَشٖيمًا تَذْرُوهُ الرِّيَاحُۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ مُقْتَدِرًا

    Onlara, dünya hayatının örneğini (şöyle) ver; gökten indirdiğimiz (bir yağmur) suyuna benzer ki, onunla yeryüzünün bitkileri (yeşerip) birbirine karışır (ama sonra kuruyup), böylece rüzgârların savurduğu çalı-çırpı halini alır. Allah, her şeyin üzerinde güç yetiren (Muktedir olandır).

  • 18:51 Kehf: 51

    مَٓا اَشْهَدْتُهُمْ خَلْقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَلَا خَلْقَ اَنْفُسِهِمْۖ وَمَا كُنْتُ مُتَّخِذَ الْمُضِلّٖينَ عَضُدًا

    Göklerin ve yerin yaratılışında da, (insan neslinin) kendi nefislerinin yaratılışında da Ben onları (melekleri, cinnleri, şeytanileri ve hiç kimseyi) şahit tutmadım (ve yardım almadım). Ben, (güç ve kudret sahibi sandığınız o) saptırıcıları (şeytani odakları, kendilerine dayanıp) destek sağlayıcı takviye güç edinmeye de (asla ihtiyaç duymayanımdır).

  • 19:65 Meryem: 65

    رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا فَاعْبُدْهُ وَاصْطَبِرْ لِعِبَادَتِهٖۜ هَلْ تَعْلَمُ لَهُ سَمِيًّا۟

    (Allah) Göklerin, yerin ve her ikisi arasındakilerin Rabbidir; şu halde (sadece) O'na ibadet et ve O'na kulluğunda (emir ve yasaklarına uyma konusunda) kararlı ve sebatlı ol. (İsimlerinde ve takdirinde) Hiç O'nun adaşı (hâşâ yoldaşı ve iş ortağı) olan birini biliyor musun? (Böyle bir şey mümkün değildir, her şey O’nun elinde ve emrinde bulunmaktadır.)

  • 19:90 Meryem: 90

    تَكَادُ السَّمٰوَاتُ يَتَفَطَّرْنَ مِنْهُ وَتَنْشَقُّ الْاَرْضُ وَتَخِرُّ الْجِبَالُ هَدًّاۙ

    Neredeyse bundan (Allah’a çocuk isnadından) dolayı, gökler paramparça olacak, yer çatlayacak ve dağlar yıkılıp göçüverecekti.

  • 19:93 Meryem: 93

    اِنْ كُلُّ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ اِلَّٓا اٰتِي الرَّحْمٰنِ عَبْدًاۜ

    (Halbuki) Göklerde ve yerde olan (herkesin ve her şeyin) tümü Rahman'a, yalnızca (boyun eğmiş) kul olarak gelmektedir.

  • 20:4 Taha: 4

    تَنْزٖيلًا مِمَّنْ خَلَقَ الْاَرْضَ وَالسَّمٰوَاتِ الْعُلٰىۜ

    (Bu Kur’an) Yeri ve yüce gökleri yaratan (Allah) tarafından indirilmiştir.

  • 20:6 Taha: 6

    لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَمَا تَحْتَ الثَّرٰى

    Göklerde, yerde, bu ikisinin arasında(ki insanlar, hayvanlar ve ağaçlar) ve nemli toprağın altında olanların (tohumların, böceklerin ve diğer varlıkların) tümü O'nundur (O’nun emrindedir).

  • 20:53 Taha: 53

    اَلَّذٖي جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ مَهْدًا وَسَلَكَ لَكُمْ فٖيهَا سُبُلًا وَاَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءًۜ فَاَخْرَجْنَا بِهٖٓ اَزْوَاجًا مِنْ نَبَاتٍ شَتّٰى

    “Ki (Rabbim), yeryüzünü (hızla döndüğü halde sarsılmayasınız diye, adeta) sizin için bir beşik haline getirdi, onda sizin için yollar döşedi ve gökten su indirdi; böylelikle bununla her tür bitkiden çiftler çıkardı (ve istifadeniz için yayıverdi).”

  • 21:4 Enbiya: 4

    قَالَ رَبّٖي يَعْلَمُ الْقَوْلَ فِي السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِۘ وَهُوَ السَّمٖيعُ الْعَلٖيمُ

    (Bunun üzerine Peygamber) Dedi ki: “Benim Rabbim, gökte ve yerde söylenen her sözü bilir; O, (her şeyi) İşitendir, (ayrıntılarıyla) Bilendir.”

  • 21:19 Enbiya: 19

    وَلَهُ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَمَنْ عِنْدَهُ لَا يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتِهٖ وَلَا يَسْتَحْسِرُونَۚ

    (Çünkü) Göklerde ve yerde kim (ve ne) varsa (hepsi ve her şey) O'nundur. O'nun yanında (katında-huzurunda) olanlar, O'na ibadet etmekte kibirlenip büyüklüğe kapılmazlar ve (bu hizmet ve gayretten asla usanıp) yorgunluk ve yılgınlık duymazlar. (Hepsi huzurla ve şuurla Allah’a ibadet ve hizmet üzerindedirler.)

  • 21:30 Enbiya: 30

    اَوَلَمْ يَرَ الَّذٖينَ كَفَرُٓوا اَنَّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ كَانَتَا رَتْقًا فَفَتَقْنَاهُمَاۜ وَجَعَلْنَا مِنَ الْمَٓاءِ كُلَّ شَيْءٍ حَيٍّۜ اَفَلَا يُؤْمِنُونَ

    O inkâr edenler (bilimsel keşiflere rağmen, hâlâ) görmüyorlar mı ki, (başlangıçta) göklerle yer birbiriyle bitişik iken, Biz onları (sonradan) ayırdık ve (Dünya’yı yaşama müsait kılıp) her canlı şeyi sudan yarattık. (Bilimin en son verileri de bu doğrultudadır.) Yine de onlar hâlâ inanmayacaklar mı? [Not: Şu anda bile insan bedeninin %70’i, yani 80 kg’lık bir kimsenin 56 kg’ı sudan ibarettir. Kanımız da sudan müteşekkildir. Tüm hayvan çeşitlerinin, bitkilerin, sebze ve meyvelerin de önemli kısmı sudan meydana gelir. Yani hayat suyun sayesinde devam etmektedir.]

  • 21:32 Enbiya: 32

    وَجَعَلْنَا السَّمَٓاءَ سَقْفًا مَحْفُوظًاۚ وَهُمْ عَنْ اٰيَاتِهَا مُعْرِضُونَ

    Biz gökyüzünü (Atmosferi de, Uzay’dan Dünya’ya gelen zararlı ışınlara ve gök taşlarına karşı) koruyucu bir tavan yaptık. O (inkârcılar ise) hâlâ bu ayet ve alâmetlerden yüz çeviriyorlar. (Bu asırlar sonra farkına varılan bilimsel gerçekleri, Hz. Peygamberin bilip aktaramayacağını, hâlâ anlamıyorlar.)

  • 21:56 Enbiya: 56

    قَالَ بَلْ رَبُّكُمْ رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ الَّذٖي فَطَرَهُنَّۘ وَاَنَا۬ عَلٰى ذٰلِكُمْ مِنَ الشَّاهِدٖينَ

    (İbrahim) “Evet!” dedi. “Doğrusu sizin (gerçek ve tek) Rabbiniz göklerin ve yerin Rabbidir, onları (ve tüm mahlûkatı) Kendisi yaratmıştır ve ben de buna şehadet edenlerdenim.”

  • 22:18 Hacc: 18
    ساجد
    Secde

    اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ يَسْجُدُ لَهُ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَمَنْ فِي الْاَرْضِ وَالشَّمْسُ وَالْقَمَرُ وَالنُّجُومُ وَالْجِبَالُ وَالشَّجَرُ وَالدَّوَٓابُّ وَكَثٖيرٌ مِنَ النَّاسِۜ وَكَثٖيرٌ حَقَّ عَلَيْهِ الْعَذَابُۜ وَمَنْ يُهِنِ اللّٰهُ فَمَا لَهُ مِنْ مُكْرِمٍۜ اِنَّ اللّٰهَ يَفْعَلُ مَا يَشَٓاءُ

    Görmedin mi ki, gerçekten göklerde ve yerde olanlar, Güneş, Ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanlardan birçoğu Allah'a secde etmektedirler. (İnsanların) Birçoğu üzerine ise (küfür ve kötülükleri sebebiyle) azap hak olmuştur. Allah kimi aşağılık kılarsa, artık onun için bir (yüceltici ve) ikram edici yoktur. Şüphesiz Allah, dilediğini yapandır. (Her işini hikmet ve adaletle görendir.)

  • 22:31 Hacc: 31

    حُنَفَٓاءَ لِلّٰهِ غَيْرَ مُشْرِكٖينَ بِهٖۜ وَمَنْ يُشْرِكْ بِاللّٰهِ فَكَاَنَّمَا خَرَّ مِنَ السَّمَٓاءِ فَتَخْطَفُهُ الطَّيْرُ اَوْ تَهْوٖي بِهِ الرّٖيحُ فٖي مَكَانٍ سَحٖيقٍ

    Allah'ı birleyen (Hanif)ler olarak, O'na (hiçbir konuda ve hiçbir durumda) ortak koşmaksızın (iman edin ve teslimiyet gösterin). Kim (insanları, güç odaklarını ve bâtıl ideolojik saplantıları) Allah'a ortak koşarsa, sanki o gökten düşmüş de onu bir kuş kapmış, veya rüzgâr onu ıssız bir yere sürükleyip atmış (ve böylece hiçliğe karışmış) gibi (olacaktır).

  • 22:63 Hacc: 63

    اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءًۘ فَتُصْبِحُ الْاَرْضُ مُخْضَرَّةًۜ اِنَّ اللّٰهَ لَطٖيفٌ خَبٖيرٌۚ

    Görmedin mi, Allah gökten su indirip (yağmurları yağdırdı da), böylece yeryüzü yemyeşil donatıldı. Şüphesiz Allah, (her şeyin incelik ve gizliliklerini bilen) Lütfedici (Lâtif olandır), her şeyden Haberdardır.

  • 22:64 Hacc: 64

    لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَاِنَّ اللّٰهَ لَهُوَ الْغَنِيُّ الْحَمٖيدُ۟

    Göklerde ve yerde her ne varsa O'nun (mülkü ve mahlûkatıdır). Şüphesiz Allah Ğaniy’dir. (Hiçbir şeye ihtiyaç duymayandır); Hamîd’dir (hakkıyla övülmeye layık olandır).

  • 22:70 Hacc: 70

    اَلَمْ تَعْلَمْ اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا فِي السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِۜ اِنَّ ذٰلِكَ فٖي كِتَابٍۜ اِنَّ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَسٖيرٌ

    (Ey Nebim!) Gökte ve yerde olanların hepsini (tek tek ve tüm teferruatıyla) Allah'ın bilmekte olduğunu bilmiyor (ve inanmıyor) musun? (O halde niye üzülüyorsun?) Gerçekten bunlar bir kitapta (ezeli kader programında kayıtlıdır). Hiç şüphesiz bunlar(ı bilmek), Allah için pek kolaydır.

  • 23:18 Mü'minun: 18

    وَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً بِقَدَرٍ فَاَسْكَنَّاهُ فِي الْاَرْضِۗ وَاِنَّا عَلٰى ذَهَابٍ بِهٖ لَقَادِرُونَۚ

    Biz (her yıl) gökten belli bir miktarda su indiririz ve onu yeryüzünde (belli bölgelerde) yerleştiririz; şüphesiz Biz onu (kurutup) giderme gücüne de sahibiz.

  • 23:71 Mü'minun: 71

    وَلَوِ اتَّبَعَ الْحَقُّ اَهْوَٓاءَهُمْ لَفَسَدَتِ السَّمٰوَاتُ وَالْاَرْضُ وَمَنْ فٖيهِنَّۜ بَلْ اَتَيْنَاهُمْ بِذِكْرِهِمْ فَهُمْ عَنْ ذِكْرِهِمْ مُعْرِضُونَۜ

    Şayet Hakk, onların hevâ (istek ve tutku)larına uyacak olsaydı; mutlaka, gökler, yer ve bunların içinde olan herkes (ve her şey fesada uğrayıp) bütün dengeler bozuluverecekti. Hayır, Biz onlara kendi şan ve şeref (zikir)lerini (kurtuluş çarelerini) getirmiş bulunuyoruz, fakat onlar kendi zikirlerinden (Kur’an gibi bir huzur ve kurtuluş prensiplerinden) yüz çevirmektedirler.

  • 24:35 Nur: 35

    اَللّٰهُ نُورُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ مَثَلُ نُورِهٖ كَمِشْكٰوةٍ فٖيهَا مِصْبَاحٌۜ اَلْمِصْبَاحُ فٖي زُجَاجَةٍۜ اَلزُّجَاجَةُ كَاَنَّهَا كَوْكَبٌ دُرِّيٌّ يُوقَدُ مِنْ شَجَرَةٍ مُبَارَكَةٍ زَيْتُونَةٍ لَا شَرْقِيَّةٍ وَلَا غَرْبِيَّةٍۙ يَكَادُ زَيْتُهَا يُضٖٓيءُ وَلَوْ لَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌۜ نُورٌ عَلٰى نُورٍۜ يَهْدِي اللّٰهُ لِنُورِهٖ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَيَضْرِبُ اللّٰهُ الْاَمْثَالَ لِلنَّاسِۜ وَاللّٰهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلٖيمٌۙ

    (Asla unutmayınız, kâinata ve tabiata ibret gözüyle bakınız ki;) Allah, göklerin ve yerin nurudur. O’nun nurunun misali (bir örneği), içinde (parlak ışıklı) fitil bulunan bir lamba benzeridir; (o) lamba da bir sırça (cam fanus-ampul) içerisindedir; (o) sırça (ampul ise), sanki incimsi bir yıldızdır ki; (içindeki parlak ışık) doğuya da batıya da ait olmayan (benzeri bulunmayan) kutlu bir zeytin ağacından tutuşturulmuş (gibidir; bu öyle bir ağaç ve nurani bir kaynaktır ki) neredeyse ateş ona dokunmasa da yağı (enerji akımı) ışık verir. (Açıkça elektrik enerjisine benzetilmektedir. Bu,) Nur üstüne nur (aydınlık, kolaylık ve huzur)dur! Allah, (gerçeği arayan ve çabalayanlardan) kimi dilerse onu Kendi nuruna (hidayet ve hikmet yoluna) yöneltip-iletir. Allah insanlar için (işte böyle eğitici ve öğretici) örnekler verir. Allah, her şeyi Bilendir. [Not: Bu ayet; kâinatın ve bütün varlıkların, İlahi Nurun farklı tecellilerinden ve atomik enerjinin değişik dalga boyutu tezahürlerinden yaratıldığına; ayrıca elektriğin alternatif akımına ve sinüs dalgasına işaret etmektedir.]

  • 24:41 Nur: 41

    اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ يُسَبِّحُ لَهُ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَالطَّيْرُ صَٓافَّاتٍۜ كُلٌّ قَدْ عَلِمَ صَلَاتَهُ وَتَسْبٖيحَهُۜ وَاللّٰهُ عَلٖيمٌ بِمَا يَفْعَلُونَ

    Görmüyor musunuz, yeryüzündekiler de göktekiler de sürüler halinde ve sıralı biçimde gruplar oluşturup süzülen ‘tayr’lar (kuşlar ve uçanlar) da gerçekten Allah’ı tesbih etmektedirler. Her biri, kendi duasını ve tesbihini (bilimsel ve teknolojik prensiplerini) şüphesiz bilmektedir. (Canlı cansız her şeyin yaratılış ve yapılış gayesine uygun hareket ve hizmet etmesi, Allah’ın takdiri iledir.) Allah, onların işlediklerini (tümüyle ve ayrıntıları ile) Bilendir.

  • 24:42 Nur: 42

    وَلِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ وَاِلَى اللّٰهِ الْمَصٖيرُ

    Göklerin ve yerin (ve bunların arasındaki her şeyin) mülkü (ve tasarruf yetkisi) Allah'ındır ve dönüş yalnızca (ve kaçınılmaz olarak) Allah'adır. (Mutlak egemenlik O'na aittir.)

  • 24:43 Nur: 43

    اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ يُزْجٖي سَحَابًا ثُمَّ يُؤَلِّفُ بَيْنَهُ ثُمَّ يَجْعَلُهُ رُكَامًا فَتَرَى الْوَدْقَ يَخْرُجُ مِنْ خِلَالِهٖۚ وَيُنَزِّلُ مِنَ السَّمَٓاءِ مِنْ جِبَالٍ فٖيهَا مِنْ بَرَدٍ فَيُصٖيبُ بِهٖ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَصْرِفُهُ عَنْ مَنْ يَشَٓاءُۜ يَكَادُ سَنَا بَرْقِهٖ يَذْهَبُ بِالْاَبْصَارِۜ

    Görmez misin ki, Allah bulutları sürmekte, sonra (artı ve eksi yüklü bulutların) aralarını (telif edip) birleştirmekte, sonra da onları üst üste getirip yığıvermektedir; böylece, yağmurun bunların arasından çıkıp aktığını görürsün. (Ayrıca) Gökten içinde buz taneleri bulunan dağlar (gibi bulutlardan dolu yağdırıp) indiriverir, onu dilediğine isabet ettirip (felakete çevirir) de, dilediğinden onu (dolu ve sel musibetini) giderip (esirgemektedir). Şimşeğinin şiddetli parıltısı ise neredeyse gözleri kamaştırıp götürüverecektir.

  • 24:64 Nur: 64

    اَلَٓا اِنَّ لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ قَدْ يَعْلَمُ مَٓا اَنْتُمْ عَلَيْهِۜ وَيَوْمَ يُرْجَعُونَ اِلَيْهِ فَيُنَبِّئُهُمْ بِمَا عَمِلُواۜ وَاللّٰهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلٖيمٌ

    (Artık gözünüzü açın ve) Dikkatle anlamaya çalışın ki; göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ındır. (Öyle ise aklı ve imanı olan kimse, her arzusunu O’na sunmalıdır ve her sorununu Kur’an ve Sünnet merkezli çözmeye çalışmalıdır.) O, üzerinde bulunduğunuz her şeyi (ve halinizi) elbette bilip durmaktadır. Ve O’na döndürüleceğiniz gün bütün yaptıklarınızı size haber verecek (ve her şeyin hesabını soracaktır). Allah her şeyi (hakkıyla) Bilir.

  • 25:2 Furkan: 2

    اَلَّذٖي لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَلَمْ يَتَّخِذْ وَلَدًا وَلَمْ يَكُنْ لَهُ شَرٖيكٌ فِي الْمُلْكِ وَخَلَقَ كُلَّ شَيْءٍ فَقَدَّرَهُ تَقْدٖيرًا

    (O Allah ki) Göklerin ve yerin (ve aralarındaki maddi ve ruhani tüm varlık çeşitlerinin) mülkü (hükümranlığı ve tasarruf hakkı) O’nundur; (Allah asla) çocuk edinmemiştir. (Allah’a evlat isnadı küfürdür.) O’na mülkünde (başka bir) ortak da yoktur, her şeyi bizzat O yaratmış, ona bir düzen vermiş, belli bir ölçüyle (en ince ayrıntılarıyla birlikte) takdir etmiştir (ve etmektedir).

  • 25:6 Furkan: 6

    قُلْ اَنْزَلَهُ الَّذٖي يَعْلَمُ السِّرَّ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ اِنَّهُ كَانَ غَفُورًا رَحٖيمًا

    De ki: “Onu (Kur’an’ı), göklerde ve yerde gizli olanı (bütün sırları) bilen (Allah) indirmiştir. (Tüm bilimlerin şifresi ve yararlı bilgilerin özeti Kur’an-ı Kerim’dedir.) Doğrusu O, (tevbekâr mü’minleri) çok Bağışlayandır, çok Esirgeyendir.”

  • 25:48 Furkan: 48

    وَهُوَ الَّذٖٓي اَرْسَلَ الرِّيَاحَ بُشْرًا بَيْنَ يَدَيْ رَحْمَتِهٖۚ وَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً طَهُورًاۙ

    Ve (yine) O, Kendi rahmetinin önünde (yağmur öncesinde) rüzgârları müjdeciler olarak gönderendir. (Ardından) Biz, gökten tertemiz su indirdik; (indirmekteyiz…)

  • 25:59 Furkan: 59

    اَلَّذٖي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا فٖي سِتَّةِ اَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِۚۛ اَلرَّحْمٰنُ فَسْـَٔلْ بِهٖ خَبٖيرًا

    O, gökleri ve yeri ve ikisinin arasındakileri altı günlerde (dönemde) yaratan ve sonra Arş’a istiva edip (ilmiyle ve kudretiyle kuşatan) Rahman (olan Allah)dır. (Bu yaratılış sırlarını ve safhalarını) Ondan (ayrıntılarıyla) haberi olana (Rabbine) sor (ki O Seni vahiyle bilgilendirecektir).

  • 25:61 Furkan: 61

    تَبَارَكَ الَّذٖي جَعَلَ فِي السَّمَٓاءِ بُرُوجًا وَجَعَلَ فٖيهَا سِرَاجًا وَقَمَرًا مُنٖيرًا

    (Düşünmez ve idrak etmezler mi ki:) Gökte burçlar kılan, onların içinde bir sirac-aydınlık (ısı ve ışık kaynağı Güneş) ve (ışığını Güneş’ten alıp yansıtan) nurlu bir Ay var edip (yaratan Allah) ne Yücedir.

  • 26:4 Şuarâ: 4

    اِنْ نَشَأْ نُنَزِّلْ عَلَيْهِمْ مِنَ السَّمَٓاءِ اٰيَةً فَظَلَّتْ اَعْنَاقُهُمْ لَهَا خَاضِعٖينَ

    (Oysa) Dilersek, onların üzerine gökten bir ayet (mucize) indiririz de, (mecburen) ona boyunları eğilmiş (ve imanı kabullenmiş olarak) kalıverirlerdi.

  • 26:24 Şuarâ: 24

    قَالَ رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَاۜ اِنْ كُنْتُمْ مُوقِنٖينَ

    (Hz. Musa) Dedi ki: "(Allah) Göklerin, yerin ve bu ikisi arasında olan her şeyin Rabbidir (yaratıp terbiye edeni ve her şeyin ihtiyacını gönderenidir). Eğer (akledip) 'kesin bilgiyle inanırsanız' (anlarsınız ki böyledir)."

  • 26:187 Şuarâ: 187

    فَاَسْقِطْ عَلَيْنَا كِسَفًا مِنَ السَّمَٓاءِ اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقٖينَۜ

    "Eğer doğru sözlü isen (ey Şuayb), bu durumda gökten üstümüze bir parça düşürüver" (de görelim).

  • 27:25 Neml: 25
    ساجد
    Secde

    اَلَّا يَسْجُدُوا لِلّٰهِ الَّذٖي يُخْرِجُ الْخَبْءَ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَيَعْلَمُ مَا تُخْفُونَ وَمَا تُعْلِنُونَ

    “Dikkat edin, ki onlar, göklerde ve yerde saklı olanı ortaya çıkarıveren ve sizin gizlediklerinizi ve açığa vurduklarınızı bilen Allah'a secde etmesinler diye (böyle aldatılıp saptırılıyorlar).”

  • 27:60 Neml: 60

    اَمَّنْ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَاَنْزَلَ لَكُمْ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءًۚ فَاَنْبَتْنَا بِهٖ حَدَٓائِقَ ذَاتَ بَهْجَةٍۚ مَا كَانَ لَكُمْ اَنْ تُنْبِتُوا شَجَرَهَاۜ ءَاِلٰهٌ مَعَ اللّٰهِۜ بَلْ هُمْ قَوْمٌ يَعْدِلُونَۜ

    (Onlar mı hayırlı) Yoksa, gökleri ve yeri yaratıveren ve size gökten su indiren mi? Ki onunla (o suyla) güzel manzaralı (gönül okşayıcı ve keyif alıcı) bahçeler bitirdik, (yoksa) sizin için (bunların) bir ağacını (ve yaprağını) bitirmek bile mümkün değildir. Allah ile beraber başka bir ilah (edinip ona yalvarmak) mı? (Bu ne bilinçsiz bir harekettir.) Hayır, onlar sapkınlıkta devam eden (Allah’a denk şefaatçiler edinen ve şirke düşen) bir kavim (olmuşlardı.)

  • 27:64 Neml: 64

    اَمَّنْ يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُعٖيدُهُ وَمَنْ يَرْزُقُكُمْ مِنَ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِۜ ءَاِلٰهٌ مَعَ اللّٰهِۜ قُلْ هَاتُوا بُرْهَانَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقٖينَ

    Ya da (bütün mahlûkatı) önce hiç yoktan yaratan (ve sürekli yaratmakta olan), sonra onu iade edecek (öldükten sonra yeniden diriltecek) olan (mı İlahlığa daha layıktır? Düşünün ve anlayıp görün ki, yaratılışı ilkten başlatan, sonra onu sürekli yenileyip duran kimdir?) Ve sizi gökten ve yerden rızıklandıran mı (gerçek Rabbinizdir, yoksa put ve tağut cinsinden aciz şeyler mi?) Hâlâ (inatla) Allah ile beraber başka bir ilah mı? (Bu ne imansızlık ve akılsızlıktır!) De ki: “Eğer doğru söylüyor iseniz, kesin bürhanınızı (kanıtınızı) getirin (de görelim).”

  • 27:65 Neml: 65

    قُلْ لَا يَعْلَمُ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ الْغَيْبَ اِلَّا اللّٰهُۜ وَمَا يَشْعُرُونَ اَيَّانَ يُبْعَثُونَ

    De ki: “Göklerde ve yerde gaybı Allah'tan başka kimse bilmez. (Bu konuda bilgiçlik taslayanlar) Onlar ne zaman (öleceklerinin ve sonra) dirileceklerinin şuurunda bile değildirler.” [Not: Çevrelerine, ‘Allah tarafından seçildiklerini ve görevlendirildiklerini’ ima eden bazı kimselerin, her gün bir sürü yalanları ve yanılgıları ortaya çıkmasına rağmen, hâlâ peşlerinden gidilmektedir.]

  • 27:75 Neml: 75

    وَمَا مِنْ غَٓائِبَةٍ فِي السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِ اِلَّا فٖي كِتَابٍ مُبٖينٍ

    (Muhteşem) Göklerde ve yerde (gördüklerinizin ve bildiklerinizin dışında size gaib ve) gizli olan hiçbir (sır, âlem, varlık ve yaratık) yoktur ki, apaçık bir Kitapta (Levh-i Mahfuz'da kayıtlı) bulunmasın.

  • 27:87 Neml: 87

    وَيَوْمَ يُنْفَخُ فِي الصُّورِ فَفَزِعَ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَمَنْ فِي الْاَرْضِ اِلَّا مَنْ شَٓاءَ اللّٰهُۜ وَكُلٌّ اَتَوْهُ دَاخِرٖينَ

    Sur'a üfürüleceği gün, Allah'ın dilediği kimseler dışında, göklerde ve yerde olan herkes artık müthiş bir korkuya kapılmıştır ve her biri “boyun bükmüş” olarak O'na gelip (hesap vermek için huzuruna toplanmışlardır).

  • 29:22 Ankebut: 22

    وَمَٓا اَنْتُمْ بِمُعْجِزٖينَ فِي الْاَرْضِ وَلَا فِي السَّمَٓاءِۘ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا نَصٖيرٍ۟

    Siz ne yerde ve ne de gökte (Allah'ı asla) aciz bırakamazsınız. (Füzelerinize ve uzay gemilerinize güvenmeniz boşunadır.) Sizin Allah'ın dışında veliniz yoktur, yardım edeniniz de olmayacaktır.

  • 29:34 Ankebut: 34

    اِنَّا مُنْزِلُونَ عَلٰٓى اَهْلِ هٰذِهِ الْقَرْيَةِ رِجْزًا مِنَ السَّمَٓاءِ بِمَا كَانُوا يَفْسُقُونَ

    (Görevli melekler dediler ki:) “Şüphesiz biz, fasıklık yapmalarından (ve eşcinsellik sapkınlığından) dolayı, bu bölge halkının üstüne gökten iğrenç bir azap indireceğiz (ve onları yerin dibine batıracağız).”

  • 29:44 Ankebut: 44

    خَلَقَ اللّٰهُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِالْحَقِّۜ اِنَّ فٖي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِلْمُؤْمِنٖينَ۟

    Allah gökleri ve yeri Hakk ile (ölçüyle, ibret ve hikmetle) yarattı. Şüphesiz bunda iman edenler için bir ayet (nice delil ve ibretler) vardır.

  • 29:52 Ankebut: 52

    قُلْ كَفٰى بِاللّٰهِ بَيْنٖي وَبَيْنَكُمْ شَهٖيدًاۚ يَعْلَمُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا بِالْبَاطِلِ وَكَفَرُوا بِاللّٰهِۙ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ

    De ki: “Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeterlidir. O, göklerde ve yerde olanı (canlı ve cansız tüm varlıkları ayrıntılarıyla) bilir. Bâtıla (yanlış, haksız ve bozuk yollara) inanan ve Allah'ı inkâr edenler ise, işte onlar hüsrana (pişmanlık dolu zarara) uğrayanlardır.” (Aslında bunlar, Müslüman görüntülü münafıklardır. Ve Hakka değil bâtıla inanıp zulme destek çıkan, böylece Allah'ın va’adini ve kudretini inkâr edip sapıtan insanlardır.)

  • 29:61 Ankebut: 61

    وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ لَيَقُولُنَّ اللّٰهُۚ فَاَنّٰى يُؤْفَكُونَ

    Andolsun onlara (müşrik takımına): “Gökleri ve yeri kim yarattı, Güneş’i ve Ay’ı kim musahhar (emre âmade ve hizmetkâr) kıldı?” diye soracak olursan kesinlikle “Allah” diyeceklerdir. O halde ne diye (Hakk’tan) çevrilip yan çiziyorlardı?

  • 29:63 Ankebut: 63

    وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ نَزَّلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَحْيَا بِهِ الْاَرْضَ مِنْ بَعْدِ مَوْتِهَا لَيَقُولُنَّ اللّٰهُۜ قُلِ الْحَمْدُ لِلّٰهِۜ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْقِلُونَ۟

    Gerçekten eğer onlara; “Gökyüzünden yağmuru indirip onunla (kışın donup) öldükten sonra yeryüzünü (baharda ve yağmurla tekrar) dirilten kimdir?” diye sorsan, elbette “Allah” diyeceklerdir. De ki: “Elhamdülillah!” (Her türlü övgü ve şükür Allah’ın hakkıdır, ki öyledir... Ama buna rağmen yine de imandan ve İslam’dan yüz çevrilmektedir!?) Doğrusu onların çoğu aklını kullanmamaktadır.

  • 30:8 Rum: 8

    اَوَلَمْ يَتَفَكَّرُوا فٖٓي اَنْفُسِهِمْ۠ مَا خَلَقَ اللّٰهُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَٓا اِلَّا بِالْحَقِّ وَاَجَلٍ مُسَمًّىۜ وَاِنَّ كَثٖيرًا مِنَ النَّاسِ بِلِقَٓائِ۬ رَبِّهِمْ لَكَافِرُونَ

    Onlar kendi iç (dünyalarında ve vicdanlarında,) nefislerinin yapısını, (bedenlerinin, beyinlerinin ve tüm vücut sistemlerinin nasıl harika şekilde ayarlanıp ortaya çıktığını), Allah’ın gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları; ancak (kudret, rahmet ve hikmetini tanıtmak üzere) Hakk olarak ve belli bir süre için yarattığını hiç düşünmezler mi? İnsanların birçoğu, Rablerine kavuşmayı (ve ahiret hesabını) gerçekten inkâr etmektedirler.

  • 30:18 Rum: 18

    وَلَهُ الْحَمْدُ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَعَشِيًّا وَحٖينَ تُظْهِرُونَ

    Hamd O'nundur; göklerde ve yerde (övülen ve ibadet edilen O’dur), günün sonunda ve öğleye erdiğiniz vakit de (ibadetinizi yapın).

  • 30:22 Rum: 22

    وَمِنْ اٰيَاتِهٖ خَلْقُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاخْتِلَافُ اَلْسِنَتِكُمْ وَاَلْوَانِكُمْۜ اِنَّ فٖي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِلْعَالِمٖينَ

    O’nun (Allah’ın kudret ve hikmet) delillerinden biri de, gökleri ve yeri (böyle mükemmel ve muhteşem) yaratması, lisanlarınızın (dillerinizin) ve renklerinizin değişik olmasıdır. (Farklı kavim ve kabileler olarak, birbirlerinizle kolay tanışmanız, dayanışmanız, değişik yetenek ve üretimlerinizden yararlanmanız için böyle yapılmıştır.) Şüphesiz bunda, (dikkatle düşünüp) bilenleriniz için alınacak dersler vardır.

  • 30:24 Rum: 24

    وَمِنْ اٰيَاتِهٖ يُرٖيكُمُ الْبَرْقَ خَوْفًا وَطَمَعًا وَيُنَزِّلُ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَيُحْيٖ بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۜ اِنَّ فٖي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ

    Size bir korku ve umut (vesilesi) olarak şimşeği göstermesi ile, gökten su indirmek suretiyle ölümünden sonra yeryüzünü onunla diriltmesi de, O'nun ayetlerindendir. Şüphesiz bunda, aklını kullanabilecek bir kavim için gerçekten ayetler bulunmaktadır.

  • 30:26 Rum: 26

    وَلَهُ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ كُلٌّ لَهُ قَانِتُونَ

    Göklerde ve yerde (bulunanlar) kim (ve ne) varsa O'nundur; hepsi O'na 'gönülden boyun eğmiş' (divan durup emrine hazır hale gelmiş) durumdadır.

  • 30:27 Rum: 27

    وَهُوَ الَّذٖي يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُعٖيدُهُ وَهُوَ اَهْوَنُ عَلَيْهِۜ وَلَهُ الْمَثَلُ الْاَعْلٰى فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ وَهُوَ الْعَزٖيزُ الْحَكٖيمُ۟

    Yaratmayı (hiç yoktan) başlatan, sonra onu iade edip (diriltecek) olan O'dur; bu O'na göre pek kolaydır. Göklerde ve yerde en yüce misaller (İlahi sıfatlarının tezahür ve tecellileri olan örnekler) O'nundur. O, (her yönden) Güçlü ve Üstün olandır, Hüküm ve Hikmet sahibi (Allah’tır).

  • 30:48 Rum: 48

    اَللّٰهُ الَّذٖي يُرْسِلُ الرِّيَاحَ فَتُثٖيرُ سَحَابًا فَيَبْسُطُهُ فِي السَّمَٓاءِ كَيْفَ يَشَٓاءُ وَيَجْعَلُهُ كِسَفًا فَتَرَى الْوَدْقَ يَخْرُجُ مِنْ خِلَالِهٖۚ فَاِذَٓا اَصَابَ بِهٖ مَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِهٖٓ اِذَا هُمْ يَسْتَبْشِرُونَ

    Allah O’dur ki; rüzgârları gönderir, böylece bunlar bulutu sürükleyip kaldırır da, onu nasıl dilerse gökte öyle yayıp-dağıtır (böylece su buharlarını toplatıp taşıtır) ve onu parça parça yapıp (istediği yörelere aktarır); nihayet bulutların arasından yağmurun akıp çıktığını görürsün. Sonunda (rahmetini) Kendi kullarından dilediğine verince, o vakit (daha önce ümitsizliğe kapılanlar) hemen sevinmeye ve birbirlerine müjde vermeye (başlamışlardır.)

  • 31:10 Lokman: 10

    خَلَقَ السَّمٰوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا وَاَلْقٰى فِي الْاَرْضِ رَوَاسِيَ اَنْ تَمٖيدَ بِكُمْ وَبَثَّ فٖيهَا مِنْ كُلِّ دَٓابَّةٍۜ وَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَنْبَتْنَا فٖيهَا مِنْ كُلِّ زَوْجٍ كَرٖيمٍ

    Gördüğünüz gibi O, gökleri (ve muhteşem uzay âlemini hiçbir kaynak ve) dayanak olmaksızın yaratmıştır, Arz’da (Dünya’da) da, sizi (hızla dönerken) sarsıntıya uğratmasın diye ağırlık baskısı (ve denge ayarı) dağlar bırakmış ve orada her canlıdan türetip yayıvermiştir. (Ayrıca) Biz gökten su (yağmur ve kar) indirdik de, böylelikle orada her güzel olan çiftten (nice) bitki bitirdik.

  • 31:16 Lokman: 16

    يَا بُنَيَّ اِنَّهَٓا اِنْ تَكُ مِثْقَالَ حَبَّةٍ مِنْ خَرْدَلٍ فَتَكُنْ فٖي صَخْرَةٍ اَوْ فِي السَّمٰوَاتِ اَوْ فِي الْاَرْضِ يَأْتِ بِهَا اللّٰهُۜ اِنَّ اللّٰهَ لَطٖيفٌ خَبٖيرٌ

    “Ey yavrucuğum! (Muhakkak bilesin ki yaptığın iyi veya kötü her iş, hatta) bir hardal tanesi ağırlığında bile olsa, (bu) ister bir kaya parçasının (içerisinde) ya da göklerde veya yer(in derinliklerinde gizli)de bulunsa da, Allah (tartıya koymak ve hesabını sormak üzere) mutlaka onu getirip (açığa çıkarır). Şüphesiz Allah (her şeyin iç yapısını ve ayrıntılarını bilen) Lâtif olandır, (her şeyden) Haberdardır.”

  • 31:20 Lokman: 20

    اَلَمْ تَرَوْا اَنَّ اللّٰهَ سَخَّرَ لَكُمْ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ وَاَسْبَغَ عَلَيْكُمْ نِعَمَهُ ظَاهِرَةً وَبَاطِنَةًۜ وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يُجَادِلُ فِي اللّٰهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَلَا هُدًى وَلَا كِتَابٍ مُنٖيرٍ

    (Hâlâ) Görmüyor musunuz ki, gerçekten Allah, göklerde ve yerde olanları emrinize âmade kılmış, açık ve gizli (bedeni ve ruhi olarak) sizin üzerinizdeki nimetlerini genişletip-tamamlamıştır. (Buna rağmen) İnsanlardan öyleleri vardır ki, hiçbir ilme dayanmadan, (ellerinde Hakk ve hayır) yola ulaştırıcı (gözlerini ve gönüllerini açacak) aydınlatıcı bir kitap da olmadan, Allah hakkında (boşuna) mücadele edip (kendi kurgularını Kur’an’ın yerine koyup) durmaktadır.

  • 31:25 Lokman: 25

    وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ لَيَقُولُنَّ اللّٰهُۜ قُلِ الْحَمْدُ لِلّٰهِۜ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ

    Yemin olsun ki onlara: “Gökleri ve yeri (tüm evreni) kimin yarattığını” sorsan, şüphesiz; “Allah” derler. Sen de; “Elhamdülillah (Hamd, elbette Allah'a mahsustur)” de. (Ama) Doğrusu onların çoğu (gerçeği) bilmez (cahillerdir).

  • 31:26 Lokman: 26

    لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ اِنَّ اللّٰهَ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَمٖيدُ

    Göklerde ve yerde olanlar Allah'ındır. Şüphesiz Allah, Ğaniy (hiç kimseye ve hiçbir şeye muhtaç olmayan)dır, Hamîd (hamd da yalnızca O'na ait)tir.

  • 32:4 Secde: 4

    اَللّٰهُ الَّذٖي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا فٖي سِتَّةِ اَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِۜ مَا لَكُمْ مِنْ دُونِهٖ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا شَفٖيعٍۜ اَفَلَا تَتَذَكَّرُونَ

    Allah; gökleri, yeri ve ikisi arasında olanları altı günlerde (dönemde) yarattı, sonra Arş’a (Kâinatın yönetim merkezi ve makamına) istiva edip (onu ilmiyle ve kudretiyle kuşattı). Sizin için O'ndan başka bir veliniz (sahibiniz ve destekçiniz) ve (O’nun izin verdikleri dışında) şefaatçiniz yoktur. Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz? (Bu aklınızı kullanmamak ve vicdanınızın sesine kulak asmamak başınıza bela açacaktır.)

  • 32:5 Secde: 5

    يُدَبِّرُ الْاَمْرَ مِنَ السَّمَٓاءِ اِلَى الْاَرْضِ ثُمَّ يَعْرُجُ اِلَيْهِ فٖي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُٓ اَلْفَ سَنَةٍ مِمَّا تَعُدُّونَ

    Gökten yere (âlemlerdeki) her işi O evirip-yönetip düzene koymaktadır. Sonra (işler), sizin saymakta olduğunuz bin yıl süreli bir günde, yine O'na (Arş’ına, huzuruna, değerlendirme makamına) yükselip (durmaktadır).

  • 33:72 Ahzâb: 72

    اِنَّا عَرَضْنَا الْاَمَانَةَ عَلَى السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَالْجِبَالِ فَاَبَيْنَ اَنْ يَحْمِلْنَهَا وَاَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَا الْاِنْسَانُۜ اِنَّهُ كَانَ ظَلُومًا جَهُولًاۙ

    Gerçek şu ki, Biz emaneti (İslamiyet’i, Allah’a Hilâfet görevini ve Kur’an’ın gerçek ve güncel mesaj ve mealini) göklere, yerküreye ve dağlara (ve bunlardaki mahlûkata) arz ve teklif ettik de; onlar bunun (sorumluluğunu) yüklenmekten çekindiler ve ondan (gereğini yapamadıklarında gelecek azaptan) korkuya kapılıp titrediler. (Ama) Onu (yeryüzünde Allah’a halifelik ve adaletle yöneticilik sorumluluğunu) insan yüklendi. Gerçekten o, pek zalim ve çok cahildir (ki Rabbinin emri ve isteği yerde kalmasın diye çok riskli bir cesaretle böyle bir mesuliyetin altına girmiş ve bir nevi çok tehlikeli kahramanlık göstermiştir).

  • 34:1 Sebe': 1

    اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذٖي لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ وَلَهُ الْحَمْدُ فِي الْاٰخِرَةِۜ وَهُوَ الْحَكٖيمُ الْخَبٖيرُ

    (Bu dünyada) Hamd (her türlü övgü ve teşekkür), göklerde ve yerde bulunanların tümü Kendisine ait olan Allah'a mahsustur. Ahirette (sonsuzluk yurdunda) da hamd (her türlü şükür ve övgü) O'nundur... O, (tüm mahlûkata ve kâinata hakkıyla) Hakîm ve hikmet sahibi olandır ve (her şeyden ayrıntılarıyla) Haberdardır.

  • 34:2 Sebe': 2

    يَعْلَمُ مَا يَلِجُ فِي الْاَرْضِ وَمَا يَخْرُجُ مِنْهَا وَمَا يَنْزِلُ مِنَ السَّمَٓاءِ وَمَا يَعْرُجُ فٖيهَاۜ وَهُوَ الرَّحٖيمُ الْغَفُورُ

    (Allah) Yerin içine gireni, ondan çıkanı (bütün tohumları ve yeşeren tomurcukları); gökten ineni ve oraya çıkanı (melekleri, çeşitli enerji boylarındaki ruhanileri ve nuranileri, hassas dengeleri, edilen dua ve dilekleri, hepsini tek tek) bilir. O, Esirgeyendir, Bağışlayandır.

  • 34:3 Sebe': 3

    وَقَالَ الَّذٖينَ كَفَرُوا لَا تَأْتٖينَا السَّاعَةُۜ قُلْ بَلٰى وَرَبّٖي لَتَأْتِيَنَّكُمْ عَالِمِ الْغَيْبِۚ لَا يَعْزُبُ عَنْهُ مِثْقَالُ ذَرَّةٍ فِي السَّمٰوَاتِ وَلَا فِي الْاَرْضِ وَلَٓا اَصْغَرُ مِنْ ذٰلِكَ وَلَٓا اَكْبَرُ اِلَّا فٖي كِتَابٍ مُبٖينٍۙ

    İnkâr edenler dediler ki: "Kıyamet saati (asla) bize gelmez (ve bu dünya hayatı ve fırsatları bizden sonraki neslimizde de sonsuza kadar devam eder.)" De ki: "Hayır, gaybı (görünmeyen varlıkları, olmuş ve ileride olacak bütün olayları ayrıntılarıyla) bilen Rabbime andolsun ki, o (kıyamet ve ahiret) muhakkak size gelecektir. Göklerde ve yerde zerre ağırlığınca hiçbir şey O'ndan uzak (saklı) kalmaz. Bundan daha küçük olanı da, daha büyük olanı da, istisnasız hepsi, kesinlikle apaçık bir kitapta (yazılı)dır." (İlahi bilgi merkezlerinde kayıtlıdır.)

  • 34:9 Sebe': 9

    اَفَلَمْ يَرَوْا اِلٰى مَا بَيْنَ اَيْدٖيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ مِنَ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِۜ اِنْ نَشَأْ نَخْسِفْ بِهِمُ الْاَرْضَ اَوْ نُسْقِطْ عَلَيْهِمْ كِسَفًا مِنَ السَّمَٓاءِۜ اِنَّ فٖي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِكُلِّ عَبْدٍ مُنٖيبٍ۟

    Onlar, (son sistem teknolojik aletlerle) gökten ve yerden (tabiat ve kâinat düzenine bakıp da) önlerinde ve arkalarında olanı (uzaydaki ve dünyadaki bu harika yaratılışı hâlâ) görmüyorlar mı? Eğer Biz dilersek, onları yerin dibine geçirir, ya da gökten üzerlerine parçalar çökertiriz (de mahvolup giderler). Hiç şüphesiz, bunda (dünya ve kâinat nizamında) 'gönülden (Allah'a) yönelen' her kul için nice ayetler ve ibretler vardır.

  • 34:22 Sebe': 22

    قُلِ ادْعُوا الَّذٖينَ زَعَمْتُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِۚ لَا يَمْلِكُونَ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ فِي السَّمٰوَاتِ وَلَا فِي الْاَرْضِ وَمَا لَهُمْ فٖيهِمَا مِنْ شِرْكٍ وَمَا لَهُ مِنْهُمْ مِنْ ظَهٖيرٍ

    (Ey Resulüm!) De ki: "Allah'ın dışında (tanrı diye) öne sürdüklerinizi çağırın (da bakın); onların göklerde ve yerde bir zerre ağırlığınca bile (hiçbir şeye sahip ve) malik olmadığını (görüp anlayın); onların (sahte ma’budların) bu ikisinde (yerdeki ve göklerdeki düzende) hiçbir ortaklığı (ve yaratılışta katkıları) olmadığı gibi, O’nun (Samed olup hiç kimsenin yardımına ihtiyaç duymayan Allah’ın da) bunlardan hiçbir (yardımcısı ve) arka çıkanı da yoktur.”

  • 34:24 Sebe': 24

    قُلْ مَنْ يَرْزُقُكُمْ مِنَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ قُلِ اللّٰهُۙ وَاِنَّٓا اَوْ اِيَّاكُمْ لَعَلٰى هُدًى اَوْ فٖي ضَلَالٍ مُبٖينٍ

    (Kâfirlere sorup) De ki: "Sizi göklerden ve yerden rızıklandıran kimdir?" (Ve yine kendin cevap verip) De ki: "(Elbette) Allah’tır, (o halde) gerçekten doğru yolda olan veya apaçık bir sapkınlıkta (bulunan), ya biziz veya sizlersiniz!" (Yani biz mü’minler ve siz münkirler olarak aynı değiliz.)

  • 35:1 Fâtır: 1

    اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ فَاطِرِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ جَاعِلِ الْمَلٰٓئِكَةِ رُسُلًا اُو۬لٖٓي اَجْنِحَةٍ مَثْنٰى وَثُلٰثَ وَرُبَاعَۜ يَزٖيدُ فِي الْخَلْقِ مَا يَشَٓاءُۜ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدٖيرٌ

    Hamd, gökleri ve yeri yaratan; ikişer, üçer ve dörder kanatlı (çok güçlü ve hızlı) melekleri (kâinat, tabiat ve şeriat işlerine) elçiler kılan Allah içindir. O, yaratışta dilediğini artırır. (Allah her mahlûkuna ayrı bir özellik ve güzellik katmıştır.) Şüphesiz Allah, her şeye güç yetirendir.

  • 35:3 Fâtır: 3

    يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اذْكُرُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْۜ هَلْ مِنْ خَالِقٍ غَيْرُ اللّٰهِ يَرْزُقُكُمْ مِنَ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِۜ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۘ فَاَنّٰى تُؤْفَكُونَ

    Ey insanlar, Allah'ın üzerinizdeki (sayısız) nimetini (sürekli) hatırlayıp (şükrünüzü yapın). Gökten ve yerden sizi rızıklandıran Allah'ın dışında bir başka yaratıcı mı var? Kesinlikle O'ndan başka ilah yoktur. Öyleyse nasıl olur da (Hakk’tan ve hayırdan) çevriliyorsunuz? (Bu ne derin bir gaflettir!)

  • 35:27 Fâtır: 27

    اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءًۚ فَاَخْرَجْنَا بِهٖ ثَمَرَاتٍ مُخْتَلِفًا اَلْوَانُهَاۜ وَمِنَ الْجِبَالِ جُدَدٌ بٖيضٌ وَحُمْرٌ مُخْتَلِفٌ اَلْوَانُهَا وَغَرَابٖيبُ سُودٌ

    Görmez misin, Allah'ın gökyüzünden (nasıl kar, yağmur ve çiy damlaları olarak) su indirdiğini (ve toprağı nasıl dirilttiğini)? Böylece Biz onunla, renkleri (ve lezzetleri) değişik olan meyveler çıkardık. Dağlardan da (geçitler, tüneller ve hendekler kazdırıp) beyazlı, kırmızılı, renkleri farklı ve (kömür gibi) simsiyah (çeşitli madenlere ulaşan) yollar ve katmanlar (kılmışızdır).

  • 35:38 Fâtır: 38

    اِنَّ اللّٰهَ عَالِمُ غَيْبِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ اِنَّهُ عَلٖيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ

    Şüphesiz Allah, göklerin ve yerin gaybını (bütün gizli sırlarını, olmuş ve olacakları) Bilendir. Gerçek şu ki O, sinelerin özünde (saklı) olanı da bilir.

  • 35:40 Fâtır: 40

    قُلْ اَرَاَيْتُمْ شُرَكَٓاءَكُمُ الَّذٖينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ اَرُونٖي مَاذَا خَلَقُوا مِنَ الْاَرْضِ اَمْ لَهُمْ شِرْكٌ فِي السَّمٰوَاتِۚ اَمْ اٰتَيْنَاهُمْ كِتَابًا فَهُمْ عَلٰى بَيِّنَتٍ مِنْهُۚ بَلْ اِنْ يَعِدُ الظَّالِمُونَ بَعْضُهُمْ بَعْضًا اِلَّا غُرُورًا

    De ki: "Siz, (aklınızı başınıza alıp) Allah'ın dışında taptığınız ortaklarınıza (hiç) bakmıyor musunuz? (Haydi söyleyin ve) Bana (görüş ve düşüncelerinizi belirtin); bunlar yerde(kilerde)n neyi yaratmışlardır? Ya da onların göklerde bir ortaklığı mı vardır? Gösterin bakalım!.. Yoksa Biz onlara (Kur’an dışında özel ve gizli) bir kitap vermişiz de, onlar bundan (dolayı) apaçık bir belge üzerinde mi (sanılmaktadırlar)?” Hayır, zulmedenler birbirlerini aldatmaktan (boş gurur ve kuruntulardan) başka bir va’adde bulunmuyorlar. (Bunu da yakında anlayacaklardır.)

  • 35:41 Fâtır: 41

    اِنَّ اللّٰهَ يُمْسِكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ اَنْ تَزُولَاۚ وَلَئِنْ زَالَتَٓا اِنْ اَمْسَكَهُمَا مِنْ اَحَدٍ مِنْ بَعْدِهٖۜ اِنَّهُ كَانَ حَلٖيمًا غَفُورًا

    Şüphesiz Allah, gökleri ve yeri zeval bulurlar (yok olup yıkılırlar) diye (her an kudreti altında) tutmaktadır. Andolsun, eğer (Dünya’nın ve Kâinatın dengesi ve düzeni bozulup) zeval bulacak olurlarsa, (Rabbimizin) Kendisinden sonra artık kimse onları (varlıkta) tutamazdı. Doğrusu O, Halîm'dir, Bağışlayandır. [Not: Bu ayet, kâinatın, tabiatın ve hayatın dengesini ve devamını sağlayan: 1- Kütle çekim kuvveti (yer çekiminin), 2- Zayıf nükleer kuvvetlerin, 3- Elektromanyetik kuvvetlerin, 4- Şiddetli nükleer (Atom enerjisi) kuvvetlerin hepsinin Allah’ın elinde ve emrinde olduklarına, aksi halde bedenimizin ve evrenimizin bir anda yıkılıp dağılacağına işaret buyurmaktadır.]

  • 35:44 Fâtır: 44

    اَوَلَمْ يَسٖيرُوا فِي الْاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذٖينَ مِنْ قَبْلِهِمْ وَكَانُٓوا اَشَدَّ مِنْهُمْ قُوَّةًۜ وَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيُعْجِزَهُ مِنْ شَيْءٍ فِي السَّمٰوَاتِ وَلَا فِي الْاَرْضِۜ اِنَّهُ كَانَ عَلٖيمًا قَدٖيرًا

    (Bunlar) Yeryüzünde hiç gezip dolaşmadılar mı ki, kendilerinden önceki kavimlerin sonlarının nasıl olduğunu görsünler! Ki onlar (bunlardan her bakımdan) daha güçlü idiler. (İşte o geçmiş medeniyetlerin ve milletlerin şu harabelerine baksınlar da) Ne göklerde, ne de yerde Allah'ı aciz bırakacak hiçbir şey olmadığını (anlasınlar). O (her şeyi hakkı ile) Bilen ve (istediğini yapmaya) gücü yetendir (her şeye Kâdir olandır).

  • 36:28 Yâsin: 28

    وَمَٓا اَنْزَلْنَا عَلٰى قَوْمِهٖ مِنْ بَعْدِهٖ مِنْ جُنْدٍ مِنَ السَّمَٓاءِ وَمَا كُنَّا مُنْزِلٖينَ

    (Hidayet ve istikamete çağırdığı için katledilen o sadık şehidin) Kendisinin ardından ise, kavminin üzerine gökten bir ordu indirmeye (tenezzül etmedik, zaten) indirecek de değildik (buna gerek görmedik).

  • 36:81 Yâsin: 81

    اَوَلَيْسَ الَّذٖي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِقَادِرٍ عَلٰٓى اَنْ يَخْلُقَ مِثْلَهُمْۜ بَلٰى وَهُوَ الْخَلَّاقُ الْعَلٖيمُ

    Gökleri ve yeri (böylesine muhteşem ve mükemmel) yaratan Allah, onların benzerini yaratmaya Kâdir değil midir? Evet, elbette (güç yetirir). Çünkü O her şeyi (kolayca, kusursuzca ve bolca) Yaratan ve (her şeyin gerçeğini) Bilendir.

  • 37:5 Sâffât: 5

    رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ الْمَشَارِقِۜ

    O göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi'dir, Doğuların (bütün yönlerin ve kıtaların) da Rabbi'dir. (Kâinatın tek sahibidir.)

  • 38:10 Sâd: 10

    اَمْ لَهُمْ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا۠ فَلْيَرْتَقُوا فِي الْاَسْبَابِ

    Yoksa göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunanların mülkü onlara mı aittir? Öyleyse sebepler içinde (bir imkân ve güç bularak göğe) yükselsinler (de görelim). [Not: Bu ayette sebepler ve teknolojik gelişmelerle Ay’a, Yıldızlara ve Uzay’a çıkılabileceğine işaret edilmektedir.]

  • 38:27 Sâd: 27

    وَمَا خَلَقْنَا السَّمَٓاءَ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا بَاطِلًاۜ ذٰلِكَ ظَنُّ الَّذٖينَ كَفَرُواۚ فَوَيْلٌ لِلَّذٖينَ كَفَرُوا مِنَ النَّارِۜ

    Biz göğü, yeri ve ikisi arasındakileri bâtıl olarak ve amaçsızca (boşuna) yaratmadık; (bunlar bir tesadüf eseri de değildir,) bu (tür temelsiz iddialar) inkâr edenlerin kof zannıdır. (Her şey ve herkes bir hikmet ve hizmet için vardır.) Ateşe girecek inkârcıların vay haline (ki onları hak ettikleri şekilde azaplandıracağız)!

  • 38:66 Sâd: 66

    رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا الْعَزٖيزُ الْغَفَّارُ

    (O Allah ki) "Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir, Üstün ve Güçlü olandır, Bağışlayandır."

  • 39:5 Zümer: 5

    خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِالْحَقِّۚ يُكَوِّرُ الَّيْلَ عَلَى النَّهَارِ وَيُكَوِّرُ النَّهَارَ عَلَى الَّيْلِ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَۜ كُلٌّ يَجْرٖي لِاَجَلٍ مُسَمًّىۜ اَلَا هُوَ الْعَزٖيزُ الْغَفَّارُ

    (Allah) Gökleri ve yeri Hakk olarak (bin türlü hikmet ve hayırla) yaratmıştır. Geceyi gündüzün üstüne sarıp-örtüyor, gündüzü de gecenin üstüne sarıp-örtüyor... (Düzenli ve sürekli şekilde, gece ve gündüz birbirini takip ediyor.) Güneş’e ve Ay’a (İlahi ve mucizevi bir düzen ve disiplin içinde) boyun eğdirmiştir, her biri adı konulmuş bir ecele (süreye) kadar akıp gitmektedir. Haberin olsun ve dikkatli bulun ki; O Üstün ve Güçlü olandır, Bağışlayandır.

  • 39:21 Zümer: 21

    اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَسَلَكَهُ يَنَابٖيعَ فِي الْاَرْضِ ثُمَّ يُخْرِجُ بِهٖ زَرْعًا مُخْتَلِفًا اَلْوَانُهُ ثُمَّ يَهٖيجُ فَتَرٰيهُ مُصْفَرًّا ثُمَّ يَجْعَلُهُ حُطَامًاۜ اِنَّ فٖي ذٰلِكَ لَذِكْرٰى لِاُو۬لِي الْاَلْبَابِ۟

    Görmüyor musun; gerçekten Allah gökyüzünden (yağmur ve karla) su indiriyor da onu yerin içindeki kaynaklara yürütüp-geçiriyor; sonra onunla çeşitli renklerde ekinler çıkarıyor. Sonra (bir de) görüyorsun ki bunlar kurumaya başlıyor, böylece sararıp (gidiyor). Ardından da sadece çer çöp olmuş kırıntılar kılıyor. (İşte sizin dünya hayatınız da buna benziyor.) Şüphesiz bunda, temiz akıl sahipleri için gerçekten öğüt alınacak bir ders (zikir) vardır.

  • 39:38 Zümer: 38

    وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ لَيَقُولُنَّ اللّٰهُۜ قُلْ اَفَرَاَيْتُمْ مَا تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اِنْ اَرَادَنِيَ اللّٰهُ بِضُرٍّ هَلْ هُنَّ كَاشِفَاتُ ضُرِّهٖٓ اَوْ اَرَادَنٖي بِرَحْمَةٍ هَلْ هُنَّ مُمْسِكَاتُ رَحْمَتِهٖۜ قُلْ حَسْبِيَ اللّٰهُۜ عَلَيْهِ يَتَوَكَّلُ الْمُتَوَكِّلُونَ

    Andolsun onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye soracak olsan, elbette "Allah" diyecekler. (“Her şeyi Allah yarattı ama; Dine, Peygambere ve Kur’an-ı Kerim’e ihtiyaç yoktur, aklımız kâfidir” diyen DEİST’ler müşriktirler.) De ki: "Gördünüz mü -haber verin; Allah'tan başka taptıklarınız (O’nu bırakıp da yalvardıklarınız); eğer Allah Bana bir zarar dileyecek olsa, O'nun zararını kaldırabilirler mi? Ya da (Rabbim) Bana bir rahmet vermeyi istese, O'nun rahmetini tutup- önleyebilecekler mi?" De ki: "Allah Bana yeter. (Zaten) Tevekkül edenler, ancak O'na dayanıp güvenirler."

  • 39:44 Zümer: 44

    قُلْ لِلّٰهِ الشَّفَاعَةُ جَمٖيعًاۜ لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ ثُمَّ اِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

    De ki: "Şefaatin tümü Allah'ındır. (O’nun izni ve iradesi dışında hiç kimse kimseye şefaatte bulunamayacaktır.) Göklerin ve yerin mülkü (ve dilediği gibi tasarruf yetkisi) O'nundur. Sonra (hepiniz) O'na döndürüleceksiniz."

  • 39:46 Zümer: 46

    قُلِ اللّٰهُمَّ فَاطِرَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ عَالِمَ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ اَنْتَ تَحْكُمُ بَيْنَ عِبَادِكَ فٖيمَا كَانُوا فٖيهِ يَخْتَلِفُونَ

    De ki: "Ey gökleri ve yeri yoktan var eden, gaybı ve müşahede edileni bilen Allah'ım! Anlaşmazlığa düştükleri şeylerde, kullarının arasında Sen hüküm vereceksin."

  • 39:63 Zümer: 63

    لَهُ مَقَالٖيدُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَالَّذٖينَ كَفَرُوا بِاٰيَاتِ اللّٰهِ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ۟

    Göklerin ve yerin kilitleri (ve bunların içerisindeki tüm varlıklar ve olaylarla ilgili hard disk misali, çok özel ve gizli bilgi hazinelerinin açılış şifreleri) O'nun (kudret elindedir. Anahtarları ise imanla birlikte akıl ve ilimdir). Allah'ın ayetlerine (karşı çıkıp bunlara itiraz ve) inkâr edenler ise; işte onlar, hüsrana uğrayanlardır.

  • 39:67 Zümer: 67

    وَمَا قَدَرُوا اللّٰهَ حَقَّ قَدْرِهٖۗ وَالْاَرْضُ جَمٖيعًا قَبْضَتُهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ وَالسَّمٰوَاتُ مَطْوِيَّاتٌ بِيَمٖينِهٖۜ سُبْحَانَهُ وَتَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ

    (İnkârcılar, münafıklar ve DEİST sapkınlar) Onlar Allah’ın kadr-u kıymetini hakkıyla takdir edemediler. (Yaratılış sırrını ve kulluk imtihan programını bilemediler.) Oysa kıyamet günü yer (Dünya) bütünüyle O’nun (kudret) avucundadır; gökler de (film şeridi gibi) sağ eliyle dürülüp bükülmüş (bulunmaktadır. Yani bütün hayat, tabiat ve kâinat, ruh ekranımıza yansıtılan kader filminin görüntüleri olmaktadır.) O (Allah CC), onların şirk koştuklarından münezzeh ve yüce konumdadır.

  • 39:68 Zümer: 68

    وَنُفِخَ فِي الصُّورِ فَصَعِقَ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَمَنْ فِي الْاَرْضِ اِلَّا مَنْ شَٓاءَ اللّٰهُۚ ثُمَّ نُفِخَ فٖيهِ اُخْرٰى فَاِذَا هُمْ قِيَامٌ يَنْظُرُونَ

    (Kıyamet geldiğinde) Artık Sur'a üfürülmüş; böylece Allah’ın diledikleri dışında, göklerde ve yerde olanlar çarpılıp-yıkılıvermiş olacaktır. Sonra bir daha ona (Sur’a) üfürülecek, ardından (bütün insanlar), onlar ayağa kalkmış durumda (şaşkınlıkla etrafına) bakınacaklardır.

  • 40:13 Mü'min: 13

    هُوَ الَّذٖي يُرٖيكُمْ اٰيَاتِهٖ وَيُنَزِّلُ لَكُمْ مِنَ السَّمَٓاءِ رِزْقًاۜ وَمَا يَتَذَكَّرُ اِلَّا مَنْ يُنٖيبُ

    O (Allah) size ayetlerini (böyle) gösteriyor ve sizin için gökten (maddi ve manevi) rızık indiriyor. (Ama) İçtenlikle (Allah'a) yönelenden başkası öğüt alıp-düşünmez (durumdadır).

  • 40:37 Mü'min: 37

    اَسْبَابَ السَّمٰوَاتِ فَاَطَّلِعَ اِلٰٓى اِلٰهِ مُوسٰى وَاِنّٖي لَاَظُنُّهُ كَاذِبًاۜ وَكَذٰلِكَ زُيِّنَ لِفِرْعَوْنَ سُٓوءُ عَمَلِهٖ وَصُدَّ عَنِ السَّبٖيلِۜ وَمَا كَيْدُ فِرْعَوْنَ اِلَّا فٖي تَبَابٍ۟

    "Göklerin (sebep ve yükseliş) yollarına ki, böylelikle (olur ki) Musa'nın İlahına muttali olup (O’nunla ilgili bilgi ve bulguya rastlarım.) Ama doğrusu ben, onun yalancı olduğunu sanmaktayım." İşte Firavun'a, kötü ameli (ve hilesi) böyle çekici kılındı ve (Hakk) yoldan geri bırakıldı. Firavun'un bu hileli düzeni, yıkım ve kayba uğramaktan başka işe yaramadı.

  • 40:57 Mü'min: 57

    لَخَلْقُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ اَكْبَرُ مِنْ خَلْقِ النَّاسِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ

    Elbette göklerin ve yerin yaratılması, insanların yaratılmasından daha büyüktür (daha zor ve güç bir olaydır). Ancak insanların çoğu bilmez (akıl yürütmez ve vicdanını dinlemez) durumdadır.

  • 40:64 Mü'min: 64

    اَللّٰهُ الَّذٖي جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ قَرَارًا وَالسَّمَٓاءَ بِنَٓاءً وَصَوَّرَكُمْ فَاَحْسَنَ صُوَرَكُمْ وَرَزَقَكُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِۜ ذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبُّكُمْۚ فَتَبَارَكَ اللّٰهُ رَبُّ الْعَالَمٖينَ

    Allah, yeryüzünü sizin için bir karar (yaşam ve yerleşim alanı), gökyüzünü (kubbemsi) bir bina kıldı; sizi (mükemmelce) şekillendirip (donattı), suretinizi de en güzel (bir şekil ve özellikte) yaptı ve size güzel-temiz (ve leziz) şeylerden rızık verip (yararlandırdı). İşte sizin Rabbiniz bu (Kâdir ve Kerim olan) Allah’tır. Âlemlerin Rabbi Allah ne Mübarektir (ve Şanı çok Yüce olandır).

  • 41:12 Fussilet: 12

    فَقَضٰيهُنَّ سَبْعَ سَمٰوَاتٍ فٖي يَوْمَيْنِ وَاَوْحٰى فٖي كُلِّ سَمَٓاءٍ اَمْرَهَاۜ وَزَيَّنَّا السَّمَٓاءَ الدُّنْيَا بِمَصَابٖيحَۗ وَحِفْظًاۜ ذٰلِكَ تَقْدٖيرُ الْعَزٖيزِ الْعَلٖيمِ

    Böylece (Allah) onları iki gün (iki süreç) içinde yedi gök olarak tamamlayıverdi ve her bir göğe (uzaydaki galaksilere) emrini (yaratılış görevini ve hikmetini) vahyetti. Biz Dünya göğünü de kandiller (misali yıldızlar) ile süsleyip-donattık ve (atmosferle Dünya’yı) bir koruma (altına aldık). İşte bu, Üstün ve Güçlü olan, (her şeyi en ince ayrıntılarıyla) Bilen (Allah)ın takdiridir. (Ve böylece toplam altı dönemde kâinatı kemâle erdirmiştir.) [Not: Cenab-ı Hakk bir şeyi sadece “OL!” emriyle ve bir anda yaratabildiği halde, bu süreç ve evrelerle biz kullarına dikkatli, tedbirli ve tedricen iş görmeyi öğretmektedir.]

  • 42:4 Şûrâ: 4

    لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظٖيمُ

    Göklerde ve yerkürede olanlar (hepsi ve her şey) O'na aittir. O pek Yücedir, Azamet (ululuk) sahibidir.

  • 42:5 Şûrâ: 5

    تَكَادُ السَّمٰوَاتُ يَتَفَطَّرْنَ مِنْ فَوْقِهِنَّ وَالْمَلٰٓئِكَةُ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَيَسْتَغْفِرُونَ لِمَنْ فِي الْاَرْضِۜ اَلَٓا اِنَّ اللّٰهَ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحٖيمُ

    (Allah’ın azamet ve heybetinden) Gökler, neredeyse üstlerinden çatlayıp-parçalanacak haldedirler, melekler de Rablerini hamd ile tesbih ederler ve yerde olanlara mağfiret dilerler. Dikkat ediniz (ve şunu iyi biliniz) ki; gerçekten Allah, (günahları) Bağışlayandır ve (kullarını) Esirgeyip merhamet edendir. (Yoksa inkârları ve isyanları sebebiyle dünyayı hemen yıkıverecektir!..)

  • 42:11 Şûrâ: 11

    فَاطِرُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ جَعَلَ لَكُمْ مِنْ اَنْفُسِكُمْ اَزْوَاجًا وَمِنَ الْاَنْعَامِ اَزْوَاجًاۚ يَذْرَؤُ۬كُمْ فٖيهِۜ لَيْسَ كَمِثْلِهٖ شَيْءٌۚ وَهُوَ السَّمٖيعُ الْبَصٖيرُ

    Göklerin ve yerin yaratıcısı (olan Allah), sizin için kendinizden eşler, hayvanlardan da çiftler var etmiştir. Sizi bu şekilde çoğaltıp (sevindirir). O'nun (asla misli ve dengi olamayacağı gibi, hatta) benzeri gibisi (dahi hiç)bir şey yoktur (bu mümkün değildir). O her şeyi (hakkıyla ve tüm ayrıntılarıyla) İşitendir, Görendir.

  • 42:12 Şûrâ: 12

    لَهُ مَقَالٖيدُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيَقْدِرُۜ اِنَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلٖيمٌ

    Göklerin ve yerin anahtarları O'nun (kudret elindedir). O, dilediğine rızkı genişletip-yayar ve (dilediğinden de) kısıp daraltır. (Bu imtihanın icabıdır.) Çünkü O, her şeyi hakkıyla Bilendir.

  • 42:29 Şûrâ: 29

    وَمِنْ اٰيَاتِهٖ خَلْقُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَثَّ فٖيهِمَا مِنْ دَٓابَّةٍۜ وَهُوَ عَلٰى جَمْعِهِمْ اِذَا يَشَٓاءُ قَدٖيرٌ۟

    Göklerin ve yerin yaratılması ile, onlarda her canlıdan türetip-yayması O'nun (mucizevi) ayetlerindendir. Ve O, dileyeceği zaman onların hepsini bir araya getirmeye (tekrar enerji zerreciklerine ve nur hüzmesine döndürmeye) de Kâdir’dir.

  • 42:49 Şûrâ: 49

    لِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ يَخْلُقُ مَا يَشَٓاءُۜ يَهَبُ لِمَنْ يَشَٓاءُ اِنَاثًا وَيَهَبُ لِمَنْ يَشَٓاءُ الذُّكُورَۙ

    Göklerin ve yerin mülkü Allah'a aittir. Dilediğini yaratıverir, dilediğine kız çocukları ihsan edebilir, dilediğine de erkek çocukları bağışlayıp verir.

  • 42:53 Şûrâ: 53

    صِرَاطِ اللّٰهِ الَّذٖي لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ اَلَٓا اِلَى اللّٰهِ تَصٖيرُ الْاُمُورُ

    (Ey Resulüm! Sen) Göklerde ve yerde bulunanların tümü Kendisine ait olan (Yüce) Allah'ın yoluna (davet ve rehberlik etmektesin). Haberiniz olsun! (Dikkatli ve tedbirli bulunun ki;) bütün işler (kişiler, girişimler ve tüm proje ve hadiseler sonunda) Allah'a dönecektir.

  • 43:9 Zuhruf: 9

    وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ لَيَقُولُنَّ خَلَقَهُنَّ الْعَزٖيزُ الْعَلٖيمُۙ

    Yemin olsun ki, onlara (Mekke müşriklerine ve her asırdaki münkirlere): “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorsan, kesinlikle: “Onları Azîz ve Alîm olan (Allah) yarattı” diyeceklerdir. (Yani; her asırdaki müşrikler, Allah’ın varlığını ve yaratıcılığını kabul etmekte, ama O’nun hükümlerini gereksiz ve geçersiz görerek inkâra düşülmektedir.)

  • 43:11 Zuhruf: 11

    وَالَّذٖي نَزَّلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً بِقَدَرٍۚ فَاَنْشَرْنَا بِهٖ بَلْدَةً مَيْتًاۚ كَذٰلِكَ تُخْرَجُونَ

    (Her sene ve her bölgeye takdir edilen ölçülü şekilde ve) Belli bir miktar ile gökten su (yağmur, kar) indiren O’dur. Onunla ölü bir beldeyi-bölgeyi diriltir (ve her tarafına hayat) yayıveririz. (Kıştan sonra baharı getirdiğimiz gibi) İşte siz de böyle (kabirlerinizden diriltilip) çıkarılacaksınız (ve hesaba çekileceksiniz).

  • 43:82 Zuhruf: 82

    سُبْحَانَ رَبِّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ رَبِّ الْعَرْشِ عَمَّا يَصِفُونَ

    Göklerin ve yerin Rabbi, Arş'ın Rabbi (olan Allah), onların nitelendirdiklerinden Yücedir.

  • 43:84 Zuhruf: 84

    وَهُوَ الَّذٖي فِي السَّمَٓاءِ اِلٰهٌ وَفِي الْاَرْضِ اِلٰهٌۜ وَهُوَ الْحَكٖيمُ الْعَلٖيمُ

    (O Allah ki;) Göklerde de (tek) İlah ve yeryüzünde de (tek ve gerçek) İlah (yalnız) O'dur. O, Hüküm ve Hikmet sahibidir, (her şeyi, herkesin niyetini ve mahiyetini hakkıyla) Bilendir.

  • 43:85 Zuhruf: 85

    وَتَبَارَكَ الَّذٖي لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَاۚ وَعِنْدَهُ عِلْمُ السَّاعَةِۚ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

    Göklerin, yerkürenin ve ikisi arasında bulunan her şeyin mülkü Kendisinin olan (ve hükümranlık mührü elinde bulunan Allah) ne Yücedir. Kıyamet-saatinin ilmi de O'nun katındadır ve O'na döndürüleceksiniz.

  • 44:7 Duhân: 7

    رَبِّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَاۢ اِنْ كُنْتُمْ مُوقِنٖينَ

    Eğer yakinen (kesin bir şekilde) inanıyorsanız, (bilin ki Allah) göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin (yaratılış gayesine uygun terbiye ve terakki ettiren canlı cansız her şeyin tek sahibi ve) Rabbidir.

  • 44:29 Duhân: 29

    فَمَا بَكَتْ عَلَيْهِمُ السَّمَٓاءُ وَالْاَرْضُ وَمَا كَانُوا مُنْظَرٖينَ۟

    (Firavun ve adamları öyle zalimdi ki) Onlar için ne gök, ne yer ağlamadı (herkes helak edilmelerine sevindi) ve onlar(ın azabı da) ertelenmedi.

  • 44:38 Duhân: 38

    وَمَا خَلَقْنَا السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا لَاعِبٖينَ

    Biz gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunan (muhteşem ve mükemmel yaratılış harikaları olan)ları bir ‘oyun ve oyalanma konusu’ olsun diye yaratmış değiliz.

  • 45:3 Câsiye: 3

    اِنَّ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ لَاٰيَاتٍ لِلْمُؤْمِنٖينَ

    Şüphesiz mü’minler (ve inanmak isteyenler) için, göklerde ve yerde (nice) ayetler (mesaj dolu ibretler) vardır.

  • 45:5 Câsiye: 5

    وَاخْتِلَافِ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ مِنَ السَّمَٓاءِ مِنْ رِزْقٍ فَاَحْيَا بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَتَصْرٖيفِ الرِّيَاحِ اٰيَاتٌ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَۙ

    Gece ile gündüzün (birbirinin halifesi, takipçisi gibi) art arda gelişinde (Güneş’in, Dünya’nın ve Ay’ın muhteşem bir düzen ve disiplin içinde dönüşlerinde), Allah’ın gökten rızık indirip (her kışın) ölümünden sonra (baharda tekrar) yeryüzünü diriltmesinde ve rüzgârları (belli bir düzen içinde) çevirip yönetmesinde; (evet, bunların hepsi de) aklını kullanan bir kavim için ayetler (hikmetler ve ibretler barındırır).

  • 45:13 Câsiye: 13

    وَسَخَّرَ لَكُمْ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ جَمٖيعًا مِنْهُۜ اِنَّ فٖي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ

    Kendinden (bir nimet olarak), göklerde ve yerde olanların tümüne (Allah) sizin için boyun eğdirdi. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir kavim için gerçekten (sayısız) ayetler (ve alâmetler bulunmaktadır).

  • 45:22 Câsiye: 22

    وَخَلَقَ اللّٰهُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِالْحَقِّ وَلِتُجْزٰى كُلُّ نَفْسٍ بِمَا كَسَبَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ

    Allah, gökleri ve yeri Hakk olarak (ve nice hikmetler amaçlayarak) yaratıp var etmiştir; öyle ki, her nefis kazandıklarıyla karşılık görsün (diye imtihan için dünyaya gönderilmiştir). Onlara asla zulmedilmeyecek (herkes amelinin karşılığını görecektir).

  • 45:27 Câsiye: 27

    وَلِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يَوْمَئِذٍ يَخْسَرُ الْمُبْطِلُونَ

    Göklerin ve yerin mülkü (hükümranlığı ve tasarruf hakkı) Allah'ındır. (Gelmesi kesin olan İslami medeniyet ve sonrası kıyamet) Saatinin kopacağı gün, (evet işte) o gün, bâtılın peşine takılanlar (ve İslami kurum ve kuralları iptal etmeye kalkışanlar) hüsrana uğrayanların ta kendileridir.

  • 45:36 Câsiye: 36

    فَلِلّٰهِ الْحَمْدُ رَبِّ السَّمٰوَاتِ وَرَبِّ الْاَرْضِ رَبِّ الْعَالَمٖينَ

    Şu halde hamd (her türlü övgü ve şükür); göklerin Rabbi, yerin Rabbi ve âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.

  • 45:37 Câsiye: 37

    وَلَهُ الْكِبْرِيَٓاءُ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۖ وَهُوَ الْعَزٖيزُ الْحَكٖيمُ

    (Çünkü) Göklerde ve yerde Kibriya (büyüklük ve ululuk) O'na aittir. O, Üstün ve Güçlüdür, Hüküm ve Hikmet sahibidir.

  • 46:3 Ahkaf: 3

    مَا خَلَقْنَا السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَٓا اِلَّا بِالْحَقِّ وَاَجَلٍ مُسَمًّىۜ وَالَّذٖينَ كَفَرُوا عَمَّٓا اُنْذِرُوا مُعْرِضُونَ

    Biz gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunan her şeyi, ancak Hakk ile (imtihan gayesiyle ve ölçüyle) ve belli bir ecel-süre (geçici olmak üzere ve imtihan kastı) ile yarattık. İnkâr edenler (anladıkları halde) uyarıldıkları şeylerden yüz çevirip (uzak kaçmaktadırlar.) [Yani küfür, yapılan tebliğ ve uyarıyı bile bile inkâr ettikten sonra oluşmaktadır.]

  • 46:4 Ahkaf: 4

    قُلْ اَرَاَيْتُمْ مَا تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اَرُونٖي مَاذَا خَلَقُوا مِنَ الْاَرْضِ اَمْ لَهُمْ شِرْكٌ فِي السَّمٰوَاتِۜ اٖيتُونٖي بِكِتَابٍ مِنْ قَبْلِ هٰذَٓا اَوْ اَثَارَةٍ مِنْ عِلْمٍ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقٖينَ

    De ki: "(Dikkatle bakıp, anlamak için araştırıp) Gördünüz mü? (Fikrinizi söyleyin;) Allah'tan başka taptıklarınız, yeryüzünde (insan, hayvan ve nebat cinsinden) neyi yaratmışlardır, hele Bana gösterin? Yoksa onların göklerde bir ortaklığı mı vardır? Eğer doğru söylüyorsanız, bundan önce bir kitap ya da bir ilim kalıntısı (veya bir eser) varsa, Bana getirin (bakalım)."

  • 46:33 Ahkaf: 33

    اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّ اللّٰهَ الَّذٖي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَلَمْ يَعْيَ بِخَلْقِهِنَّ بِقَادِرٍ عَلٰٓى اَنْ يُحْيِيَ الْمَوْتٰىۜ بَلٰٓى اِنَّهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدٖيرٌ

    Onlar görmüyorlar (ve akletmiyorlar) mı ki, gökleri ve yeri yaratan ve onları (her an yeniden) yaratmaktan yorulmayan (Allah’ın, elbette) ölüleri de diriltmeye güç yetireceğini (düşünüp anlasınlar.) Oysa gerçekten O, her şeye Kâdir olandır.

  • 48:4 Fetih: 4

    هُوَ الَّذٖٓي اَنْزَلَ السَّكٖينَةَ فٖي قُلُوبِ الْمُؤْمِنٖينَ لِيَزْدَادُٓوا اٖيمَانًا مَعَ اٖيمَانِهِمْۜ وَلِلّٰهِ جُنُودُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَلٖيمًا حَكٖيمًاۙ

    (Böylece) O (Allah CC) imanlarını bir kat daha artırsınlar diye mü’minlerin kalplerine sükûnet (huzur, itminan ve emniyet) indirdi (ve indirecektir). Göklerin ve yerin orduları (elbette) Allah’ındır. Allah (CC) her şeyi (nasıl yapacağını en iyi) Bilendir; Hüküm ve Hikmet sahibidir.

  • 48:7 Fetih: 7

    وَلِلّٰهِ جُنُودُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَزٖيزًا حَكٖيمًا

    (Cenab-ı Hakk bütün bu va’ad ettiklerini yerine getirmeye Kâdir’dir. Zaten) Göklerin ve yerin (içindeki gizli ve özel) orduları Allah'ın (emrinde)dir. Allah Azîz ve Hâkim’dir. (Sınırsız kuvvet, hâkimiyet ve hikmet sahibidir.)

  • 48:14 Fetih: 14

    وَلِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ يَغْفِرُ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيُعَذِّبُ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَكَانَ اللّٰهُ غَفُورًا رَحٖيمًا

    (Herkesin imanı da inkârı da kendisinedir. İyiliği de kötülüğü de nefsi içindir. Kimse Allah’a kâr ve zarar ulaştıramaz.) Zira göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır. O (layık olanlardan) dilediğini bağışlar, (müstahak olanlardan) dilediğine azap eder. Allah (CC) çok Bağışlayan ve çok Merhamet buyurandır.

  • 49:16 Hucurât: 16

    قُلْ اَتُعَلِّمُونَ اللّٰهَ بِدٖينِكُمْ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَاللّٰهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلٖيمٌ

    (Bu cihad mesuliyeti ve mecburiyeti kendilerine ağır gelenlere) De ki: "Allah'a dininizi(n kurallarını ve kulluk imtihanını kazanma şartlarını) siz mi öğreteceksiniz? (Yoksa nasıl mü’min ve makbul olacağınızı Kur’an’dan ve Resulüllah’tan mı öğreneceksiniz?) Oysa Allah, göklerde ve yerde olanları (ve sizin kuruntu ve kaytarmalarınızı) bilir. Allah, her şeyi Bilendir.”

  • 49:18 Hucurât: 18

    اِنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ غَيْبَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَاللّٰهُ بَصٖيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ

    Şüphesiz Allah, göklerin ve yerin gaybını (görünmeyen tüm sırlarını) bilir. (Sizlerin her türlü niyet ve gayretinizden de habersiz değildir; hak ettiğiniz karşılığı elbette verecektir. Ancak Rabbinizi kendinize borçlu zannetmek büyük bir gaflet ve edepsizliktir) Allah, yaptıklarınızı Görendir.

  • 50:9 Kaf: 9

    وَنَزَّلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً مُبَارَكًا فَاَنْبَتْنَا بِهٖ جَنَّاتٍ وَحَبَّ الْحَصٖيدِۙ

    Ve gökten mübarek (bereket ve rahmet yüklü) su indiririz de; böylece onunla (meyveli) bahçeler ve biçilecek taneler (hububat çeşitleri) bitirmekteyiz.

  • 50:38 Kaf: 38

    وَلَقَدْ خَلَقْنَا السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا فٖي سِتَّةِ اَيَّامٍۗ وَمَا مَسَّنَا مِنْ لُغُوبٍ

    Andolsun Biz gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri (bütün âlemleri) altı günlerde (dönemde) yarattık; Bize hiçbir yorgunluk (ve zorluk) da dokunmadı.

  • 51:22 Zâriyât: 22

    وَفِي السَّمَٓاءِ رِزْقُكُمْ وَمَا تُوعَدُونَ

    Gökte (uzayın derinliklerinde) de rızkınız vardır (uzaydan büyük faydalar sağlayacağınız dönemler olacaktır. Daha şimdiden Ay’da; Titanyum, Platin ve Helyum-3 gibi stratejik metalleri çıkarıp taşıma çabaları başlatılmıştır) ve size va'ad olunmakta olan da (kesinlikle Hakk’tır, buna giderek yaklaşıyorsunuz).

  • 52:9 Tûr: 9

    يَوْمَ تَمُورُ السَّمَٓاءُ مَوْرًاۙ

    O gün gök, (şiddetle) sarsılıp çalkalanacak (ve yıkılacak)tır.

  • 52:36 Tûr: 36

    اَمْ خَلَقُوا السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَۚ بَلْ لَا يُوقِنُونَۜ

    Yoksa gökleri ve yeri onlar mı yarattılar? Hayır; onlar yakinen (ve vicdanen akledip) inanmıyorlar.

  • 52:44 Tûr: 44

    وَاِنْ يَرَوْا كِسْفًا مِنَ السَّمَٓاءِ سَاقِطًا يَقُولُوا سَحَابٌ مَرْكُومٌ

    (O gafiller ve kâfirler) Eğer gökten bir parçanın üzerlerine düşmekte olduğunu görseler bile: "Üst üste yığılmış bir buluttur" diyeceklerdir.

  • 53:26 Necm: 26

    وَكَمْ مِنْ مَلَكٍ فِي السَّمٰوَاتِ لَا تُغْنٖي شَفَاعَتُهُمْ شَيْـًٔا اِلَّا مِنْ بَعْدِ اَنْ يَأْذَنَ اللّٰهُ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيَرْضٰى

    Göklerde (ve önemli görevlerde) nice melekler vardır ki, onların (bile Allah’ın izni ve iradesi dışındaki) şefaatleri hiçbir şekilde (ve hiç kimseye) yarar sağlamayacaktır. Ancak ve sadece Allah'ın dileyip razı olduğu kimse için ve izin verdikten sonraki (temennileri ve şefaat dilekleri bunun) dışındadır.

  • 53:31 Necm: 31

    وَلِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۙ لِيَجْزِيَ الَّذٖينَ اَسَٓاؤُ۫ا بِمَا عَمِلُوا وَيَجْزِيَ الَّذٖينَ اَحْسَنُوا بِالْحُسْنٰىۚ

    Göklerde ve yeryüzünde olanların (hepsi) Allah'ındır; öyle ki, kötülükte bulunanları, yaptıkları dolayısıyla cezalandırır, güzel davranışta bulunanları da daha güzeliyle ödüllendirip (mükâfatlandırır).

  • 55:7 Rahmân: 7

    وَالسَّمَٓاءَ رَفَعَهَا وَوَضَعَ الْمٖيزَانَۙ

    Gökyüzünü de O yükseltti ve (bütün âlemde) mizanı (mükemmel ve muhteşem dengeyi) yerleştirdi.

  • 55:29 Rahmân: 29

    يَسْـَٔلُهُ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ كُلَّ يَوْمٍ هُوَ فٖي شَأْنٍۚ

    Göklerde ve yerde olan ne varsa (her türlü ihtiyacını) O'ndan ister. O (Allah CC) her gün (her an farklı) bir “şe’n”de (ayrı bir işte ve meşguliyettedir. Her şeyle ve herkesle bizzat ilgilenmektedir).

  • 55:33 Rahmân: 33

    يَا مَعْشَرَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ اِنِ اسْتَطَعْتُمْ اَنْ تَنْفُذُوا مِنْ اَقْطَارِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ فَانْفُذُواۜ لَا تَنْفُذُونَ اِلَّا بِسُلْطَانٍۚ

    Ey cinn ve ins(an) toplulukları! Haydi gücünüz yeterse, göklerin ve yerin (çevre) bucaklarından (ve sınır çıkışlarından) geçip gidin! Bunu ancak üstün bir güç ve kudretle (büyük servetlerle elde edilen yüksek bir teknolojiyle) başarabilirsi­niz. (Yoksa öyle kolaylıkla engelleri-mesafeleri aşıp uzaydaki duraklara ulaşamazsınız.)

  • 55:37 Rahmân: 37

    فَاِذَا انْشَقَّتِ السَّمَٓاءُ فَكَانَتْ وَرْدَةً كَالدِّهَانِۚ

    (Kıyamet günü) Gök yarılıp yağ gibi erimiş olarak kıpkırmızı (kutup ışıkları gibi sahtiyan=deri benzeri) bir gül halini aldığı (âlemdeki her şeyin Allah’ın nurunun yansımaları ve enerjinin değişik dalga boyları olduklarının anlaşıldığı) zaman (ne yapacaksınız?)

  • 57:1 Hadid: 1

    سَبَّحَ لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ وَهُوَ الْعَزٖيزُ الْحَكٖيمُ

    Göklerde ve yerkürede olanların tümü Allah'ı tesbih etmekte (yaratılış gayeleri ve görevleri doğrultusunda hizmet yürütmekte)dirler. O, Üstün ve Güçlü (Azîz) olandır, Hüküm ve Hikmet sahibidir.

  • 57:2 Hadid: 2

    لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ يُحْيٖ وَيُمٖيتُۚ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدٖيرٌ

    Göklerin ve yerin (hepsinin ve herkesin) mülkü (ve egemenliği) O'nundur. (Her canlıya ve her hücresine her an hayat verip) Dirilten ve öldürendir. O, her şeye güç yetirendir

  • 57:4 Hadid: 4

    هُوَ الَّذٖي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ فٖي سِتَّةِ اَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِۜ يَعْلَمُ مَا يَلِجُ فِي الْاَرْضِ وَمَا يَخْرُجُ مِنْهَا وَمَا يَنْزِلُ مِنَ السَّمَٓاءِ وَمَا يَعْرُجُ فٖيهَاۜ وَهُوَ مَعَكُمْ اَيْنَ مَا كُنْتُمْۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصٖيرٌ

    Gökleri ve yeri altı günlerde (dönemde) yaratan, sonra Arş’a istiva edip (ilim ve kudretiyle âlemleri kuşatan ve kâinatın yönetim merkezine hâkim olan) O'dur. Yere (toprağa) gireni, ondan çıkanı (her tür tohumu ve filizi), gökten (yere) ineni ve ona yükseleni (hepsini ve ayrıntılarıyla Allah) bilir. Her nerede (ve ne halde) olur iseniz, O (kesinlikle) sizinle beraberdir; Allah yaptıklarınızı (sürekli ve tüm ayrıntıları ile) Görendir.

  • 57:5 Hadid: 5

    لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَاِلَى اللّٰهِ تُرْجَعُ الْاُمُورُ

    Göklerin ve yerin mülkü (ve hükümranlığı) O'nundur. (Sonunda bütün) İşler Allah'a döndürülmektedir.

  • 57:10 Hadid: 10

    وَمَا لَكُمْ اَلَّا تُنْفِقُوا فٖي سَبٖيلِ اللّٰهِ وَلِلّٰهِ مٖيرَاثُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ لَا يَسْتَوٖي مِنْكُمْ مَنْ اَنْفَقَ مِنْ قَبْلِ الْفَتْحِ وَقَاتَلَۜ اُو۬لٰٓئِكَ اَعْظَمُ دَرَجَةً مِنَ الَّذٖينَ اَنْفَقُوا مِنْ بَعْدُ وَقَاتَلُواۜ وَكُلًّا وَعَدَ اللّٰهُ الْحُسْنٰىۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبٖيرٌ۟

    Size ne oluyor ki, Allah yolunda infak etmiyorsunuz? Oysa göklerin ve yerin (tüm mal varlığı ve) mirası zaten Allah'ındır. İçinizden, fetihten önce (iman ve) infak edenler ve (din yolunda) çarpışıp (cihad görevini yerine getirenler, asla başkalarıyla) bir tutulmazlar. Elbette onlar, derece olarak sonradan (Hakk yolunda harcama yapıp) infak eden ve (Allah uğrunda çarpışıp) mücadele verenlerden daha büyük (ve üstün)dürler. (Gerçi) Allah, (mücahit, müttaki ve infak edici mü’minlerin) hepsine en güzel olanı va'ad etmiştir. Allah, yaptıklarınızdan “Habir”dir (hepsini bilmektedir ve size tek tek haber verecektir).

  • 57:21 Hadid: 21

    سَابِقُٓوا اِلٰى مَغْفِرَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا كَعَرْضِ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِۙ اُعِدَّتْ لِلَّذٖينَ اٰمَنُوا بِاللّٰهِ وَرُسُلِهٖۜ ذٰلِكَ فَضْلُ اللّٰهِ يُؤْتٖيهِ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظٖيمِ

    (O halde) Rabbinizden olan bir mağfirete ve cennete (kavuşmak için samimi ve sürekli bir) ‘çaba gösterip-yarışın,’ ki, (o cennetin) genişliği (bütün) gök(ler ve uzay âlemleri) ile yerin genişliği gibi olup Allah’a ve Resullerine iman edenler için hazırlanmıştır. İşte bu, Allah’ın fazlıdır (fazladan lütfu ikramıdır) ki, onu dilediğine verir. Allah büyük fazıl (ihsan ve iltifat) sahibidir.

  • 58:7 Mücâdele: 7

    اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ مَا يَكُونُ مِنْ نَجْوٰى ثَلٰثَةٍ اِلَّا هُوَ رَابِعُهُمْ وَلَا خَمْسَةٍ اِلَّا هُوَ سَادِسُهُمْ وَلَٓا اَدْنٰى مِنْ ذٰلِكَ وَلَٓا اَكْثَرَ اِلَّا هُوَ مَعَهُمْ اَيْنَ مَا كَانُواۚ ثُمَّ يُنَبِّئُهُمْ بِمَا عَمِلُوا يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ اِنَّ اللّٰهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلٖيمٌ

    Gerçekten Allah'ın göklerde ve yerde olanların tümünü (ve detaylarıyla) bilmekte olduğunu (hâlâ) görmez (ve anlamaz) mısın? (Öyle ki kendi aralarında gizli toplantılar düzenleyip) Fısıldaşmakta olan üç kişiden dördüncüleri mutlaka O'dur (Allah’tır); beşin altıncısı da mutlaka O'dur. Bundan az veya çok olsun, her nerede olsalar mutlaka O, kendileriyle beraber (bulunmaktadır). Sonra yaptıklarını kıyamet günü kendilerine haber verecektir. Şüphesiz Allah, her şeyi Bilendir (ve hesabını soracaktır).

  • 59:1 Haşr: 1

    سَبَّحَ لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۚ وَهُوَ الْعَزٖيزُ الْحَكٖيمُ

    Göklerde ve yerkürede bulunanların hepsi Allah'ı tesbih etmektedir. (Her şey Allah’ın dilemesiyle, kendi yaratılış gayesini ve görevini yerine getirmektedir.) O, Üstün ve Güçlü olan (Azîz’dir), Hüküm ve Hikmet sahibidir. [Not: O (Allah) Azîz’dir (asla yenilmeyen ve baş edilmeyen güç ve şeref sahibidir), Hakîm’dir (her şeye hükmetmektedir ve her işini hikmetle=üstün bilgelikle yürütmektedir.)]

  • 59:24 Haşr: 24

    هُوَ اللّٰهُ الْخَالِقُ الْبَارِئُ الْمُصَوِّرُ لَهُ الْاَسْمَٓاءُ الْحُسْنٰىۜ يُسَبِّحُ لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ وَهُوَ الْعَزٖيزُ الْحَكٖيمُ

    O Allah ki, Hâlık’tır (her şeyi mükemmel yaratıp vücuda getirendir), Bârî’dir (her şeyi hiç yoktan ve en güzel bir biçimde kusursuzca var edendir), Musavvir’dir (en uygun 'şekil ve suret' verendir). En güzel isimler O'na aittir. Göklerde ve yerde olanların tümü O'nu tesbih etmektedir. (O'nun şanını yüceltmektedir.) O, Azîz’dir, Hakîm’dir. (O mutlak Üstündür, tam Hüküm ve Hikmet sahibidir.)

  • 61:1 Saff: 1

    سَبَّحَ لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۚ وَهُوَ الْعَزٖيزُ الْحَكٖيمُ

    Göklerde olanlar da, yeryüzünde olanlar da (hepsi ve her şey) Allah'ı tesbih etmektedirler. (Her şey yaratılış gayesine uygun olarak hareket, hizmet ve doğal ibadet halindedirler.) O (Allah) Azîz’dir (asla yenilmeyen ve baş edilmeyen güç ve şeref sahibidir), Hakîm’dir (her şeye hükmetmektedir ve her işini hikmetle=üstün ve eşsiz bilgelikle yürütmektedir).

  • 62:1 Cum'a: 1

    يُسَبِّحُ لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ الْمَلِكِ الْقُدُّوسِ الْعَزٖيزِ الْحَكٖيمِ

    Göklerde ve yerde olanların tümü, (yegâne) Melik (kâinatın ve mahlûkatın asıl hükümdarı); Kuddûs (her türlü noksanlık ve kusurdan münezzeh olan); Azîz (daima galip ve güçlü bulunan); Hakîm (hikmet ve hâkimiyet sahibi) olan Allah'ı tesbih etmektedirler.

  • 63:7 Münâfikun: 7

    هُمُ الَّذٖينَ يَقُولُونَ لَا تُنْفِقُوا عَلٰى مَنْ عِنْدَ رَسُولِ اللّٰهِ حَتّٰى يَنْفَضُّواۜ وَلِلّٰهِ خَزَٓائِنُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَلٰكِنَّ الْمُنَافِقٖينَ لَا يَفْقَهُونَ

    (Münafıklar kendi aralarında) Allah Elçisinin (ve Hakk dava temsilcisinin devamlı) yanında bulunan (Ona tam bir teslimiyetle bağlanıp savundukları halde, fakir ve yetkisiz durumda olan kimseleri kastederek) "Bunlar için hiçbir infak-harcama yapmayın (onlara imkân ve fırsat sağlamayın, ekonomik ve sosyal yardımda bulunmayın, adam yerine koymayın ve sahip çıkmayın ki, Elçinin-Liderin etrafından) dağılıp gitsinler” diye (konuşup fısıldaşmaktadırlar). Halbuki göklerin ve yerin hazineleri Allah’ındır (ve sonunda sadık mü’minleri imkân ve iktidara taşıyacaktır). Fakat (ne yazık ki) münafıkların (bu gerçeğe akılları yatmamakta) ve kavrayamamaktadırlar.

  • 64:1 Teğabün: 1

    يُسَبِّحُ لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۚ لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُۘ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدٖيرٌ

    Göklerde ve yeryüzünde olanların tümü Allah'ı tesbih etmekte (yaratılış görevlerini yerine getirmekte)dirler. Mülk (Kâinat ve Saltanat) O'na aittir, hamd (övgü) de O'nun içindir. O, her şeye güç yetirendir.

  • 64:3 Teğabün: 3

    خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِالْحَقِّ وَصَوَّرَكُمْ فَاَحْسَنَ صُوَرَكُمْۚ وَاِلَيْهِ الْمَصٖيرُ

    Gökleri ve yeri Hakk olmak üzere (hikmet ve adalet ölçüleriyle ve imtihan gayesiyle) yarattı ve size (dengeli) bir biçim (şekil) verdi; (bütün sistemlerinizi mükemmel) suretlerinizi de güzel yapıp düzenledi. Dönüş ancak O'nadır. (Sonunda hepinizi huzuruna toplayıp hesaba çekecektir.)

  • 64:4 Teğabün: 4

    يَعْلَمُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَيَعْلَمُ مَا تُسِرُّونَ وَمَا تُعْلِنُونَۜ وَاللّٰهُ عَلٖيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ

    Göklerde ve yeryüzünde olanları (bütün yarattıklarını elbette) bilir, gizlediğiniz ve açığa vurduğunuz şeyleri de bilir. Allah, göğüslerin (gönüllerin) özünü Bilendir.

  • 67:3 Mülk: 3

    اَلَّذٖي خَلَقَ سَبْعَ سَمٰوَاتٍ طِبَاقًاۜ مَا تَرٰى فٖي خَلْقِ الرَّحْمٰنِ مِنْ تَفَاوُتٍۜ فَارْجِعِ الْبَصَرَۙ هَلْ تَرٰى مِنْ فُطُورٍ

    O, biri diğeriyle ‘tam bir uyum’ (mutabakat) içinde yedi (tabaka) gök yaratmıştır. Rahman (olan Allah)ın yaratmasında hiçbir ‘çelişki ve uygunsuzluk’ (tefavüt) göremezsin (bulamazsın). İşte gözü(nü) çevirip-gezdir (ve dikkatle bak; göklerde ve galaksilerde) herhangi bir çatlaklık (bozukluk ve çarpıklık) görebiliyor musun? (Kâinatta ve tabiatta bir kusur ve noksanlık var mıdır?)

  • 67:16 Mülk: 16

    ءَاَمِنْتُمْ مَنْ فِي السَّمَٓاءِ اَنْ يَخْسِفَ بِكُمُ الْاَرْضَ فَاِذَا هِيَ تَمُورُۙ

    Gökte olanın (melek ordularının, gök taşlarının, gezegen ve yıldızların yörüngesinden çıkıp Dünya’ya çarparak) sizi yerin (dibine) geçirmeyeceğinden nasıl emin olmaktasınız? (Oysa) O vakit bir bakmışsınız ki, o (yeryüzü şiddetle sarsılıp) sallanıp-çalkalanmaktadır.

  • 67:17 Mülk: 17

    اَمْ اَمِنْتُمْ مَنْ فِي السَّمَٓاءِ اَنْ يُرْسِلَ عَلَيْكُمْ حَاصِبًاۜ فَسَتَعْلَمُونَ كَيْفَ نَذٖيرِ

    Yoksa siz, göktekinin (görevli meleklerin, Allah’ın izniyle) üzerinize 'taş yağdıran (fırtınalı) bir rüzgâr' göndermeyeceğinden emin mi oldunuz? (Siz o takdirde) Benim uyarma(larımı ciddiye almamak) nasılmış ileride bilip-öğreneceksiniz (ama iş işten geçmiş olacaktır).

  • 69:16 Hâkka: 16

    وَانْشَقَّتِ السَّمَٓاءُ فَهِيَ يَوْمَئِذٍ وَاهِيَةٌۙ

    (Bu durumda) Gök de yarılıp-çatlamıştır; artık o gün (gökler) 'sarkmış-zayıflamış ve çökmeye başlamıştır.'

  • 70:8 Meâric: 8

    يَوْمَ تَكُونُ السَّمَٓاءُ كَالْمُهْلِۙ

    O gün gökyüzü erimiş maden gibi olacaktır.

  • 71:11 Nuh: 11

    يُرْسِلِ السَّمَٓاءَ عَلَيْكُمْ مِدْرَارًاۙ

    “(Öyle davranın ve Rabbinize sığının ki) Üzerinize gökten sağanak (bol miktarda ve faydalı oranda yağmur) göndersin.”

  • 73:18 Müzzemmil: 18

    اَلسَّمَٓاءُ مُنْفَطِرٌ بِهٖۜ كَانَ وَعْدُهُ مَفْعُولًا

    Bu nedenle (kıyamette) gök bile yarılıp-çatlayacaktır; (artık) O'nun va'adi (Allah’ın tehdidi) gerçekleştirilip-yerine getirilmiş bulunacaktır.

  • 77:9 Mürselât: 9

    وَاِذَا السَّمَٓاءُ فُرِجَتْۙ

    Gök yarılıp parçalandığı zaman,

  • 78:19 Nebe': 19

    وَفُتِحَتِ السَّمَٓاءُ فَكَانَتْ اَبْوَابًاۙ

    O sırada gök açılmış ve ardından kapılar oluşmuş (farklı âlemlerin sırları anlaşılmış) vaziyettedir.

  • 78:37 Nebe': 37

    رَبِّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَاۙ الرَّحْمٰنِ لَا يَمْلِكُونَ مِنْهُ خِطَابًاۙ

    Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi, Rahman olan (Allah’tır ki mahşerde hiç kimse); O’na hitap etmeye güç yetiremeyecektir.

  • 79:27 Nazi’ât: 27

    ءَاَنْتُمْ اَشَدُّ خَلْقًا اَمِ السَّمَٓاءُۜ بَنٰيهَا۠

    (Ey kâfirler, müşrikler, dinsizler ve Darwinistler, söyleyin!) Yaratılmak bakımından siz mi daha çetin ve zorsunuz, yoksa (hayretle bakıp durduğunuz) gök(yüzü) mü? (Bakınız, Allah) Onu bina edip (böyle mükemmel ve muhteşem yapmıştır).

  • 81:11 Tekvir: 11

    وَاِذَا السَّمَٓاءُ كُشِطَتْۙۖ

    Gök, (bu halinden çıkarılarak deri gibi) sıyrılıp-yüzüldüğü (ve yerinden oynatıldığı) zaman,

  • 82:1 İnfitâr: 1

    اِذَا السَّمَٓاءُ انْفَطَرَتْۙ

    (Kıyamet koptuğunda) Gök çatlayıp-yarıldığı zaman,

  • 84:1 İnşikak: 1

    اِذَا السَّمَٓاءُ انْشَقَّتْۙ

    (Kıyamet günü) Gök yarılıp-parçalandığı,

  • 85:9 Bürûc: 9

    اَلَّذٖي لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَهٖيدٌۜ

    O (Allah) ki; göklerin ve yerin mülkü ve hükümranlığı O'nundur. Allah, her şeyin üzerinde (sürekli) şahit (bulunmaktadır ve hesabını soracaktır).

  • 2:19 Bakara: 19

    اَوْ كَصَيِّبٍ مِنَ السَّمَٓاءِ فٖيهِ ظُلُمَاتٌ وَرَعْدٌ وَبَرْقٌۚ يَجْعَلُونَ اَصَابِعَهُمْ فٖٓي اٰذَانِهِمْ مِنَ الصَّوَاعِقِ حَذَرَ الْمَوْتِۜ وَاللّٰهُ مُحٖيطٌ بِالْكَافِرٖينَ

  • 2:22 Bakara: 22

    اَلَّذٖي جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ فِرَاشًا وَالسَّمَٓاءَ بِنَٓاءًۖ وَاَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَخْرَجَ بِهٖ مِنَ الثَّمَرَاتِ رِزْقًا لَكُمْۚ فَلَا تَجْعَلُوا لِلّٰهِ اَنْدَادًا وَاَنْتُمْ تَعْلَمُونَ

  • 2:29 Bakara: 29

    هُوَ الَّذٖي خَلَقَ لَكُمْ مَا فِي الْاَرْضِ جَمٖيعًا ثُمَّ اسْتَوٰٓى اِلَى السَّمَٓاءِ فَسَوّٰيهُنَّ سَبْعَ سَمٰوَاتٍۜ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلٖيمٌ۟

  • 2:33 Bakara: 33

    قَالَ يَٓا اٰدَمُ اَنْبِئْهُمْ بِاَسْمَٓائِهِمْۚ فَلَمَّٓا اَنْبَاَهُمْ بِاَسْمَٓائِهِمْۙ قَالَ اَلَمْ اَقُلْ لَكُمْ اِنّٖٓي اَعْلَمُ غَيْبَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا كُنْتُمْ تَكْتُمُونَ

  • 2:59 Bakara: 59

    فَبَدَّلَ الَّذٖينَ ظَلَمُوا قَوْلًا غَيْرَ الَّذٖي قٖيلَ لَهُمْ فَاَنْزَلْنَا عَلَى الَّذٖينَ ظَلَمُوا رِجْزًا مِنَ السَّمَٓاءِ بِمَا كَانُوا يَفْسُقُونَ۟

  • 2:107 Bakara: 107

    اَلَمْ تَعْلَمْ اَنَّ اللّٰهَ لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا نَصٖيرٍ

  • 2:116 Bakara: 116

    وَقَالُوا اتَّخَذَ اللّٰهُ وَلَدًاۙ سُبْحَانَهُۜ بَلْ لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ كُلٌّ لَهُ قَانِتُونَ

  • 2:117 Bakara: 117

    بَدٖيعُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَاِذَا قَضٰٓى اَمْرًا فَاِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ

  • 2:164 Bakara: 164

    اِنَّ فٖي خَلْقِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاخْتِلَافِ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَالْفُلْكِ الَّتٖي تَجْرٖي فِي الْبَحْرِ بِمَا يَنْفَعُ النَّاسَ وَمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ مِنَ السَّمَٓاءِ مِنْ مَٓاءٍ فَاَحْيَا بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَبَثَّ فٖيهَا مِنْ كُلِّ دَٓابَّةٍۖ وَتَصْرٖيفِ الرِّيَاحِ وَالسَّحَابِ الْمُسَخَّرِ بَيْنَ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ

  • 2:255 Bakara: 255

    اَللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ اَلْحَيُّ الْقَيُّومُۚ لَا تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلَا نَوْمٌۜ لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ مَنْ ذَا الَّذٖي يَشْفَعُ عِنْدَهُٓ اِلَّا بِاِذْنِهٖۜ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ اَيْدٖيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْۚ وَلَا يُحٖيطُونَ بِشَيْءٍ مِنْ عِلْمِهٖٓ اِلَّا بِمَا شَٓاءَۚ وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَۚ وَلَا يَؤُ۫دُهُ حِفْظُهُمَاۚ وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظٖيمُ

  • 2:284 Bakara: 284

    لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَاِنْ تُبْدُوا مَا فٖٓي اَنْفُسِكُمْ اَوْ تُخْفُوهُ يُحَاسِبْكُمْ بِهِ اللّٰهُۜ فَيَغْفِرُ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيُعَذِّبُ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدٖيرٌ

  • 3:5 Âl-i İmrân: 5

    اِنَّ اللّٰهَ لَا يَخْفٰى عَلَيْهِ شَيْءٌ فِي الْاَرْضِ وَلَا فِي السَّمَٓاءِۜ

  • 3:29 Âl-i İmrân: 29

    قُلْ اِنْ تُخْفُوا مَا فٖي صُدُورِكُمْ اَوْ تُبْدُوهُ يَعْلَمْهُ اللّٰهُۜ وَيَعْلَمُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدٖيرٌ

  • 3:83 Âl-i İmrân: 83

    اَفَغَيْرَ دٖينِ اللّٰهِ يَبْغُونَ وَلَهُٓ اَسْلَمَ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ طَوْعًا وَكَرْهًا وَاِلَيْهِ يُرْجَعُونَ

  • 3:109 Âl-i İmrân: 109

    وَلِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَاِلَى اللّٰهِ تُرْجَعُ الْاُمُورُ۟

  • 3:129 Âl-i İmrân: 129

    وَلِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ يَغْفِرُ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيُعَذِّبُ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَحٖيمٌ۟

  • 3:133 Âl-i İmrân: 133

    وَسَارِعُٓوا اِلٰى مَغْفِرَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا السَّمٰوَاتُ وَالْاَرْضُۙ اُعِدَّتْ لِلْمُتَّقٖينَۙ

  • 3:180 Âl-i İmrân: 180

    وَلَا يَحْسَبَنَّ الَّذٖينَ يَبْخَلُونَ بِمَٓا اٰتٰيهُمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِهٖ هُوَ خَيْرًا لَهُمْۜ بَلْ هُوَ شَرٌّ لَهُمْۜ سَيُطَوَّقُونَ مَا بَخِلُوا بِهٖ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ وَلِلّٰهِ مٖيرَاثُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبٖيرٌ۟

  • 3:189 Âl-i İmrân: 189

    وَلِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدٖيرٌ۟

  • 3:190 Âl-i İmrân: 190

    اِنَّ فٖي خَلْقِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاخْتِلَافِ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ لَاٰيَاتٍ لِاُو۬لِي الْاَلْبَابِۚ

  • 3:191 Âl-i İmrân: 191

    اَلَّذٖينَ يَذْكُرُونَ اللّٰهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلٰى جُنُوبِهِمْ وَيَتَفَكَّرُونَ فٖي خَلْقِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ رَبَّنَا مَا خَلَقْتَ هٰذَا بَاطِلًاۚ سُبْحَانَكَ فَقِنَا عَذَابَ النَّارِ

  • 4:126 Nisa: 126

    وَلِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَكَانَ اللّٰهُ بِكُلِّ شَيْءٍ مُحٖيطًا۟

  • 4:131 Nisa: 131

    وَلِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَلَقَدْ وَصَّيْنَا الَّذٖينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكُمْ وَاِيَّاكُمْ اَنِ اتَّقُوا اللّٰهَۜ وَاِنْ تَكْفُرُوا فَاِنَّ لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَكَانَ اللّٰهُ غَنِيًّا حَمٖيدًا

  • 4:132 Nisa: 132

    وَلِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَكَفٰى بِاللّٰهِ وَكٖيلًا

  • 4:153 Nisa: 153

    يَسْـَٔلُكَ اَهْلُ الْكِتَابِ اَنْ تُنَزِّلَ عَلَيْهِمْ كِتَابًا مِنَ السَّمَٓاءِ فَقَدْ سَاَلُوا مُوسٰٓى اَكْبَرَ مِنْ ذٰلِكَ فَقَالُٓوا اَرِنَا اللّٰهَ جَهْرَةً فَاَخَذَتْهُمُ الصَّاعِقَةُ بِظُلْمِهِمْۚ ثُمَّ اتَّخَذُوا الْعِجْلَ مِنْ بَعْدِ مَا جَٓاءَتْهُمُ الْبَيِّنَاتُ فَعَفَوْنَا عَنْ ذٰلِكَۚ وَاٰتَيْنَا مُوسٰى سُلْطَانًا مُبٖينًا

  • 4:170 Nisa: 170

    يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَٓاءَكُمُ الرَّسُولُ بِالْحَقِّ مِنْ رَبِّكُمْ فَاٰمِنُوا خَيْرًا لَكُمْۜ وَاِنْ تَكْفُرُوا فَاِنَّ لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَلٖيمًا حَكٖيمًا

  • 4:171 Nisa: 171

    يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ لَا تَغْلُوا فٖي دٖينِكُمْ وَلَا تَقُولُوا عَلَى اللّٰهِ اِلَّا الْحَقَّۜ اِنَّمَا الْمَسٖيحُ عٖيسَى ابْنُ مَرْيَمَ رَسُولُ اللّٰهِ وَكَلِمَتُهُۚ اَلْقٰيهَٓا اِلٰى مَرْيَمَ وَرُوحٌ مِنْهُۘ فَاٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَرُسُلِهٖۚ وَلَا تَقُولُوا ثَلٰثَةٌۜ اِنْتَهُوا خَيْرًا لَكُمْۜ اِنَّمَا اللّٰهُ اِلٰهٌ وَاحِدٌۜ سُبْحَانَهُٓ اَنْ يَكُونَ لَهُ وَلَدٌۢ لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَكَفٰى بِاللّٰهِ وَكٖيلًا۟

  • 5:17 Maide: 17

    لَقَدْ كَفَرَ الَّذٖينَ قَالُٓوا اِنَّ اللّٰهَ هُوَ الْمَسٖيحُ ابْنُ مَرْيَمَۜ قُلْ فَمَنْ يَمْلِكُ مِنَ اللّٰهِ شَيْـًٔا اِنْ اَرَادَ اَنْ يُهْلِكَ الْمَسٖيحَ ابْنَ مَرْيَمَ وَاُمَّهُ وَمَنْ فِي الْاَرْضِ جَمٖيعًاۜ وَلِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَاۜ يَخْلُقُ مَا يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدٖيرٌ

  • 5:18 Maide: 18

    وَقَالَتِ الْيَهُودُ وَالنَّصَارٰى نَحْنُ اَبْنَٓاءُ اللّٰهِ وَاَحِبَّٓاؤُ۬هُۜ قُلْ فَلِمَ يُعَذِّبُكُمْ بِذُنُوبِكُمْۜ بَلْ اَنْتُمْ بَشَرٌ مِمَّنْ خَلَقَۜ يَغْفِرُ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيُعَذِّبُ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَلِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَاۘ وَاِلَيْهِ الْمَصٖيرُ

  • 5:40 Maide: 40

    اَلَمْ تَعْلَمْ اَنَّ اللّٰهَ لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ يُعَذِّبُ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَغْفِرُ لِمَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدٖيرٌ

  • 5:97 Maide: 97

    جَعَلَ اللّٰهُ الْكَعْبَةَ الْبَيْتَ الْحَرَامَ قِيَامًا لِلنَّاسِ وَالشَّهْرَ الْحَرَامَ وَالْهَدْيَ وَالْقَلَٓائِدَۜ ذٰلِكَ لِتَعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ وَاَنَّ اللّٰهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلٖيمٌ

  • 5:112 Maide: 112

    اِذْ قَالَ الْحَوَارِيُّونَ يَا عٖيسَى ابْنَ مَرْيَمَ هَلْ يَسْتَطٖيعُ رَبُّكَ اَنْ يُنَزِّلَ عَلَيْنَا مَٓائِدَةً مِنَ السَّمَٓاءِۜ قَالَ اتَّقُوا اللّٰهَ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنٖينَ

  • 5:114 Maide: 114

    قَالَ عٖيسَى ابْنُ مَرْيَمَ اللّٰهُمَّ رَبَّنَٓا اَنْزِلْ عَلَيْنَا مَٓائِدَةً مِنَ السَّمَٓاءِ تَكُونُ لَنَا عٖيدًا لِاَوَّلِنَا وَاٰخِرِنَا وَاٰيَةً مِنْكَۚ وَارْزُقْنَا وَاَنْتَ خَيْرُ الرَّازِقٖينَ

  • 5:120 Maide: 120

    لِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا فٖيهِنَّۜ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدٖيرٌ

  • 6:1 En'am: 1

    اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذٖي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَجَعَلَ الظُّلُمَاتِ وَالنُّورَۜ ثُمَّ الَّذٖينَ كَفَرُوا بِرَبِّهِمْ يَعْدِلُونَ

  • 6:3 En'am: 3

    وَهُوَ اللّٰهُ فِي السَّمٰوَاتِ وَفِي الْاَرْضِۜ يَعْلَمُ سِرَّكُمْ وَجَهْرَكُمْ وَيَعْلَمُ مَا تَكْسِبُونَ

  • 6:6 En'am: 6

    اَلَمْ يَرَوْا كَمْ اَهْلَكْنَا مِنْ قَبْلِهِمْ مِنْ قَرْنٍ مَكَّنَّاهُمْ فِي الْاَرْضِ مَا لَمْ نُمَكِّنْ لَكُمْ وَاَرْسَلْنَا السَّمَٓاءَ عَلَيْهِمْ مِدْرَارًاۖ وَجَعَلْنَا الْاَنْهَارَ تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهِمْ فَاَهْلَكْنَاهُمْ بِذُنُوبِهِمْ وَاَنْشَأْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ قَرْنًا اٰخَرٖينَ

  • 6:12 En'am: 12

    قُلْ لِمَنْ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ قُلْ لِلّٰهِۜ كَتَبَ عَلٰى نَفْسِهِ الرَّحْمَةَۜ لَيَجْمَعَنَّكُمْ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ لَا رَيْبَ فٖيهِۜ اَلَّذٖينَ خَسِرُٓوا اَنْفُسَهُمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ

  • 6:14 En'am: 14

    قُلْ اَغَيْرَ اللّٰهِ اَتَّخِذُ وَلِيًّا فَاطِرِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَهُوَ يُطْعِمُ وَلَا يُطْعَمُۜ قُلْ اِنّٖٓي اُمِرْتُ اَنْ اَكُونَ اَوَّلَ مَنْ اَسْلَمَ وَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُشْرِكٖينَ

  • 6:73 En'am: 73

    وَهُوَ الَّذٖي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِالْحَقِّۜ وَيَوْمَ يَقُولُ كُنْ فَيَكُونُۜ قَوْلُهُ الْحَقُّۜ وَلَهُ الْمُلْكُ يَوْمَ يُنْفَخُ فِي الصُّورِۜ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِۜ وَهُوَ الْحَكٖيمُ الْخَبٖيرُ

  • 6:75 En'am: 75

    وَكَذٰلِكَ نُرٖٓي اِبْرٰهٖيمَ مَلَكُوتَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَلِيَكُونَ مِنَ الْمُوقِنٖينَ

  • 6:79 En'am: 79

    اِنّٖي وَجَّهْتُ وَجْهِيَ لِلَّذٖي فَطَرَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ حَنٖيفًا وَمَٓا اَنَا۬ مِنَ الْمُشْرِكٖينَۚ

  • 6:99 En'am: 99

    وَهُوَ الَّذٖٓي اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءًۚ فَاَخْرَجْنَا بِهٖ نَبَاتَ كُلِّ شَيْءٍ فَاَخْرَجْنَا مِنْهُ خَضِرًا نُخْرِجُ مِنْهُ حَبًّا مُتَرَاكِبًاۚ وَمِنَ النَّخْلِ مِنْ طَلْعِهَا قِنْوَانٌ دَانِيَةٌ وَجَنَّاتٍ مِنْ اَعْنَابٍ وَالزَّيْتُونَ وَالرُّمَّانَ مُشْتَبِهًا وَغَيْرَ مُتَشَابِهٍۜ اُنْظُرُٓوا اِلٰى ثَمَرِهٖٓ اِذَٓا اَثْمَرَ وَيَنْعِهٖۜ اِنَّ فٖي ذٰلِكُمْ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ

  • 6:101 En'am: 101

    بَدٖيعُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ اَنّٰى يَكُونُ لَهُ وَلَدٌ وَلَمْ تَكُنْ لَهُ صَاحِبَةٌۜ وَخَلَقَ كُلَّ شَيْءٍۚ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلٖيمٌ

  • 7:54 A'raf: 54

    اِنَّ رَبَّكُمُ اللّٰهُ الَّذٖي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ فٖي سِتَّةِ اَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِ يُغْشِي الَّيْلَ النَّهَارَ يَطْلُبُهُ حَثٖيثًاۙ وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ وَالنُّجُومَ مُسَخَّرَاتٍ بِاَمْرِهٖۜ اَلَا لَهُ الْخَلْقُ وَالْاَمْرُۜ تَبَارَكَ اللّٰهُ رَبُّ الْعَالَمٖينَ

  • 7:96 A'raf: 96

    وَلَوْ اَنَّ اَهْلَ الْقُرٰٓى اٰمَنُوا وَاتَّقَوْا لَفَتَحْنَا عَلَيْهِمْ بَرَكَاتٍ مِنَ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِ وَلٰكِنْ كَذَّبُوا فَاَخَذْنَاهُمْ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ

  • 7:158 A'raf: 158

    قُلْ يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اِنّٖي رَسُولُ اللّٰهِ اِلَيْكُمْ جَمٖيعًاۨ الَّذٖي لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ يُحْيٖ وَيُمٖيتُۖ فَاٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِهِ النَّبِيِّ الْاُمِّيِّ الَّذٖي يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَكَلِمَاتِهٖ وَاتَّبِعُوهُ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ

  • 7:162 A'raf: 162

    فَبَدَّلَ الَّذٖينَ ظَلَمُوا مِنْهُمْ قَوْلًا غَيْرَ الَّذٖي قٖيلَ لَهُمْ فَاَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ رِجْزًا مِنَ السَّمَٓاءِ بِمَا كَانُوا يَظْلِمُونَ۟

  • 7:185 A'raf: 185

    اَوَلَمْ يَنْظُرُوا فٖي مَلَكُوتِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا خَلَقَ اللّٰهُ مِنْ شَيْءٍۙ وَاَنْ عَسٰٓى اَنْ يَكُونَ قَدِ اقْتَرَبَ اَجَلُهُمْۚ فَبِاَيِّ حَدٖيثٍ بَعْدَهُ يُؤْمِنُونَ

  • 7:187 A'raf: 187

    يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ السَّاعَةِ اَيَّانَ مُرْسٰيهَاۜ قُلْ اِنَّمَا عِلْمُهَا عِنْدَ رَبّٖيۚ لَا يُجَلّٖيهَا لِوَقْتِهَٓا اِلَّا هُوَۜ ثَقُلَتْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ لَا تَأْتٖيكُمْ اِلَّا بَغْتَةًۜ يَسْـَٔلُونَكَ كَاَنَّكَ حَفِيٌّ عَنْهَاۜ قُلْ اِنَّمَا عِلْمُهَا عِنْدَ اللّٰهِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ

  • 8:11 Enfâl: 11

    اِذْ يُغَشّٖيكُمُ النُّعَاسَ اَمَنَةً مِنْهُ وَيُنَزِّلُ عَلَيْكُمْ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً لِيُطَهِّرَكُمْ بِهٖ وَيُذْهِبَ عَنْكُمْ رِجْزَ الشَّيْطَانِ وَلِيَرْبِطَ عَلٰى قُلُوبِكُمْ وَيُثَبِّتَ بِهِ الْاَقْدَامَۜ

  • 8:32 Enfâl: 32

    وَاِذْ قَالُوا اللّٰهُمَّ اِنْ كَانَ هٰذَا هُوَ الْحَقَّ مِنْ عِنْدِكَ فَاَمْطِرْ عَلَيْنَا حِجَارَةً مِنَ السَّمَٓاءِ اَوِ ائْتِنَا بِعَذَابٍ اَلٖيمٍ

  • 9:36 Tevbe: 36

    اِنَّ عِدَّةَ الشُّهُورِ عِنْدَ اللّٰهِ اثْنَا عَشَرَ شَهْرًا فٖي كِتَابِ اللّٰهِ يَوْمَ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ مِنْهَٓا اَرْبَعَةٌ حُرُمٌۜ ذٰلِكَ الدّٖينُ الْقَيِّمُ فَلَا تَظْلِمُوا فٖيهِنَّ اَنْفُسَكُمْ وَقَاتِلُوا الْمُشْرِكٖينَ كَٓافَّةً كَمَا يُقَاتِلُونَكُمْ كَٓافَّةًۜ وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ مَعَ الْمُتَّقٖينَ

  • 9:116 Tevbe: 116

    اِنَّ اللّٰهَ لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ يُحْيٖ وَيُمٖيتُۜ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا نَصٖيرٍ

  • 10:3 Yunus: 3

    اِنَّ رَبَّكُمُ اللّٰهُ الَّذٖي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ فٖي سِتَّةِ اَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِ يُدَبِّرُ الْاَمْرَۜ مَا مِنْ شَفٖيعٍ اِلَّا مِنْ بَعْدِ اِذْنِهٖۜ ذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبُّكُمْ فَاعْبُدُوهُۜ اَفَلَا تَذَكَّرُونَ

  • 10:6 Yunus: 6

    اِنَّ فِي اخْتِلَافِ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَمَا خَلَقَ اللّٰهُ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَّقُونَ

  • 10:18 Yunus: 18

    وَيَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مَا لَا يَضُرُّهُمْ وَلَا يَنْفَعُهُمْ وَيَقُولُونَ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ شُفَعَٓاؤُ۬نَا عِنْدَ اللّٰهِۜ قُلْ اَتُنَبِّؤُ۫نَ اللّٰهَ بِمَا لَا يَعْلَمُ فِي السَّمٰوَاتِ وَلَا فِي الْاَرْضِۜ سُبْحَانَهُ وَتَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ

  • 10:24 Yunus: 24

    اِنَّمَا مَثَلُ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا كَمَٓاءٍ اَنْزَلْنَاهُ مِنَ السَّمَٓاءِ فَاخْتَلَطَ بِهٖ نَبَاتُ الْاَرْضِ مِمَّا يَأْكُلُ النَّاسُ وَالْاَنْعَامُۜ حَتّٰٓى اِذَٓا اَخَذَتِ الْاَرْضُ زُخْرُفَهَا وَازَّيَّنَتْ وَظَنَّ اَهْلُهَٓا اَنَّهُمْ قَادِرُونَ عَلَيْهَٓاۙ اَتٰيهَٓا اَمْرُنَا لَيْلًا اَوْ نَهَارًا فَجَعَلْنَاهَا حَصٖيدًا كَاَنْ لَمْ تَغْنَ بِالْاَمْسِۜ كَذٰلِكَ نُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ

  • 10:31 Yunus: 31

    قُلْ مَنْ يَرْزُقُكُمْ مِنَ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِ اَمَّنْ يَمْلِكُ السَّمْعَ وَالْاَبْصَارَ وَمَنْ يُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَيُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَيِّ وَمَنْ يُدَبِّرُ الْاَمْرَۜ فَسَيَقُولُونَ اللّٰهُۚ فَقُلْ اَفَلَا تَتَّقُونَ

  • 10:55 Yunus: 55

    اَلَٓا اِنَّ لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ اَلَٓا اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ

  • 10:61 Yunus: 61

    وَمَا تَكُونُ فٖي شَأْنٍ وَمَا تَتْلُوا مِنْهُ مِنْ قُرْاٰنٍ وَلَا تَعْمَلُونَ مِنْ عَمَلٍ اِلَّا كُنَّا عَلَيْكُمْ شُهُودًا اِذْ تُفٖيضُونَ فٖيهِۜ وَمَا يَعْزُبُ عَنْ رَبِّكَ مِنْ مِثْقَالِ ذَرَّةٍ فِي الْاَرْضِ وَلَا فِي السَّمَٓاءِ وَلَٓا اَصْغَرَ مِنْ ذٰلِكَ وَلَٓا اَكْبَرَ اِلَّا فٖي كِتَابٍ مُبٖينٍ

  • 10:66 Yunus: 66

    اَلَٓا اِنَّ لِلّٰهِ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَمَنْ فِي الْاَرْضِۜ وَمَا يَتَّبِعُ الَّذٖينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ شُرَكَٓاءَۜ اِنْ يَتَّبِعُونَ اِلَّا الظَّنَّ وَاِنْ هُمْ اِلَّا يَخْرُصُونَ

  • 10:68 Yunus: 68

    قَالُوا اتَّخَذَ اللّٰهُ وَلَدًا سُبْحَانَهُۜ هُوَ الْغَنِيُّۜ لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ اِنْ عِنْدَكُمْ مِنْ سُلْطَانٍ بِهٰذَاۜ اَتَقُولُونَ عَلَى اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ

  • 10:101 Yunus: 101

    قُلِ انْظُرُوا مَاذَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَمَا تُغْنِي الْاٰيَاتُ وَالنُّذُرُ عَنْ قَوْمٍ لَا يُؤْمِنُونَ

  • 11:7 Hud: 7

    وَهُوَ الَّذٖي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ فٖي سِتَّةِ اَيَّامٍ وَكَانَ عَرْشُهُ عَلَى الْمَٓاءِ لِيَبْلُوَكُمْ اَيُّكُمْ اَحْسَنُ عَمَلًاۜ وَلَئِنْ قُلْتَ اِنَّكُمْ مَبْعُوثُونَ مِنْ بَعْدِ الْمَوْتِ لَيَقُولَنَّ الَّذٖينَ كَفَرُٓوا اِنْ هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ مُبٖينٌ

  • 11:44 Hud: 44

    وَقٖيلَ يَٓا اَرْضُ ابْلَعٖي مَٓاءَكِ وَيَا سَمَٓاءُ اَقْلِعٖي وَغٖيضَ الْمَٓاءُ وَقُضِيَ الْاَمْرُ وَاسْتَوَتْ عَلَى الْجُودِيِّ وَقٖيلَ بُعْدًا لِلْقَوْمِ الظَّالِمٖينَ

  • 11:52 Hud: 52

    وَيَا قَوْمِ اسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُٓوا اِلَيْهِ يُرْسِلِ السَّمَٓاءَ عَلَيْكُمْ مِدْرَارًا وَيَزِدْكُمْ قُوَّةً اِلٰى قُوَّتِكُمْ وَلَا تَتَوَلَّوْا مُجْرِمٖينَ

  • 11:107 Hud: 107

    خَالِدٖينَ فٖيهَا مَا دَامَتِ السَّمٰوَاتُ وَالْاَرْضُ اِلَّا مَا شَٓاءَ رَبُّكَۜ اِنَّ رَبَّكَ فَعَّالٌ لِمَا يُرٖيدُ

  • 11:108 Hud: 108

    وَاَمَّا الَّذٖينَ سُعِدُوا فَفِي الْجَنَّةِ خَالِدٖينَ فٖيهَا مَا دَامَتِ السَّمٰوَاتُ وَالْاَرْضُ اِلَّا مَا شَٓاءَ رَبُّكَۜ عَطَٓاءً غَيْرَ مَجْذُوذٍ

  • 11:123 Hud: 123

    وَلِلّٰهِ غَيْبُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاِلَيْهِ يُرْجَعُ الْاَمْرُ كُلُّهُ فَاعْبُدْهُ وَتَوَكَّلْ عَلَيْهِۜ وَمَا رَبُّكَ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ

  • 12:101 Yusuf: 101

    رَبِّ قَدْ اٰتَيْتَنٖي مِنَ الْمُلْكِ وَعَلَّمْتَنٖي مِنْ تَأْوٖيلِ الْاَحَادٖيثِۚ فَاطِرَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ اَنْتَ وَلِيّٖ فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِۚ تَوَفَّنٖي مُسْلِمًا وَاَلْحِقْنٖي بِالصَّالِحٖينَ

  • 12:105 Yusuf: 105

    وَكَاَيِّنْ مِنْ اٰيَةٍ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ يَمُرُّونَ عَلَيْهَا وَهُمْ عَنْهَا مُعْرِضُونَ

  • 13:2 Ra'd: 2

    اَللّٰهُ الَّذٖي رَفَعَ السَّمٰوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَۜ كُلٌّ يَجْرٖي لِاَجَلٍ مُسَمًّىۜ يُدَبِّرُ الْاَمْرَ يُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ لَعَلَّكُمْ بِلِقَٓاءِ رَبِّكُمْ تُوقِنُونَ

  • 13:13 Ra'd: 13

    وَيُسَبِّحُ الرَّعْدُ بِحَمْدِهٖ وَالْمَلٰٓئِكَةُ مِنْ خٖيفَتِهٖۚ وَيُرْسِلُ الصَّوَاعِقَ فَيُصٖيبُ بِهَا مَنْ يَشَٓاءُ وَهُمْ يُجَادِلُونَ فِي اللّٰهِۚ وَهُوَ شَدٖيدُ الْمِحَالِۜ

  • 13:15 Ra'd: 15
    ساجد

    وَلِلّٰهِ يَسْجُدُ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ طَوْعًا وَكَرْهًا وَظِلَالُهُمْ بِالْغُدُوِّ وَالْاٰصَالِ

  • 13:16 Ra'd: 16

    قُلْ مَنْ رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ قُلِ اللّٰهُۜ قُلْ اَفَاتَّخَذْتُمْ مِنْ دُونِهٖٓ اَوْلِيَٓاءَ لَا يَمْلِكُونَ لِاَنْفُسِهِمْ نَفْعًا وَلَا ضَرًّاۜ قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الْاَعْمٰى وَالْبَصٖيرُۙ اَمْ هَلْ تَسْتَوِي الظُّلُمَاتُ وَالنُّورُۚ اَمْ جَعَلُوا لِلّٰهِ شُرَكَٓاءَ خَلَقُوا كَخَلْقِهٖ فَتَشَابَهَ الْخَلْقُ عَلَيْهِمْۜ قُلِ اللّٰهُ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ وَهُوَ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ

  • 13:17 Ra'd: 17

    اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَسَالَتْ اَوْدِيَةٌ بِقَدَرِهَا فَاحْتَمَلَ السَّيْلُ زَبَدًا رَابِيًاۜ وَمِمَّا يُوقِدُونَ عَلَيْهِ فِي النَّارِ ابْتِغَٓاءَ حِلْيَةٍ اَوْ مَتَاعٍ زَبَدٌ مِثْلُهُۜ كَذٰلِكَ يَضْرِبُ اللّٰهُ الْحَقَّ وَالْبَاطِلَۜ فَاَمَّا الزَّبَدُ فَيَذْهَبُ جُفَٓاءًۚ وَاَمَّا مَا يَنْفَعُ النَّاسَ فَيَمْكُثُ فِي الْاَرْضِۜ كَذٰلِكَ يَضْرِبُ اللّٰهُ الْاَمْثَالَۜ

  • 14:2 İbrahim: 2

    اَللّٰهِ الَّذٖي لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَوَيْلٌ لِلْكَافِرٖينَ مِنْ عَذَابٍ شَدٖيدٍۙ

  • 14:10 İbrahim: 10

    قَالَتْ رُسُلُهُمْ اَفِي اللّٰهِ شَكٌّ فَاطِرِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ يَدْعُوكُمْ لِيَغْفِرَ لَكُمْ مِنْ ذُنُوبِكُمْ وَيُؤَخِّرَكُمْ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّىۜ قَالُٓوا اِنْ اَنْتُمْ اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُنَاۜ تُرٖيدُونَ اَنْ تَصُدُّونَا عَمَّا كَانَ يَعْبُدُ اٰبَٓاؤُ۬نَا فَأْتُونَا بِسُلْطَانٍ مُبٖينٍ

  • 14:19 İbrahim: 19

    اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِالْحَقِّۜ اِنْ يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ وَيَأْتِ بِخَلْقٍ جَدٖيدٍۙ

  • 14:24 İbrahim: 24

    اَلَمْ تَرَ كَيْفَ ضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلًا كَلِمَةً طَيِّبَةً كَشَجَرَةٍ طَيِّبَةٍ اَصْلُهَا ثَابِتٌ وَفَرْعُهَا فِي السَّمَٓاءِۙ

  • 14:32 İbrahim: 32

    اَللّٰهُ الَّذٖي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَاَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَخْرَجَ بِهٖ مِنَ الثَّمَرَاتِ رِزْقًا لَكُمْۚ وَسَخَّرَ لَكُمُ الْفُلْكَ لِتَجْرِيَ فِي الْبَحْرِ بِاَمْرِهٖۚ وَسَخَّرَ لَكُمُ الْاَنْهَارَۚ

  • 14:38 İbrahim: 38

    رَبَّنَٓا اِنَّكَ تَعْلَمُ مَا نُخْفٖي وَمَا نُعْلِنُۜ وَمَا يَخْفٰى عَلَى اللّٰهِ مِنْ شَيْءٍ فِي الْاَرْضِ وَلَا فِي السَّمَٓاءِ

  • 14:48 İbrahim: 48

    يَوْمَ تُبَدَّلُ الْاَرْضُ غَيْرَ الْاَرْضِ وَالسَّمٰوَاتُ وَبَرَزُوا لِلّٰهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ

  • 15:14 Hicr: 14

    وَلَوْ فَتَحْنَا عَلَيْهِمْ بَابًا مِنَ السَّمَٓاءِ فَظَلُّوا فٖيهِ يَعْرُجُونَۙ

  • 15:16 Hicr: 16

    وَلَقَدْ جَعَلْنَا فِي السَّمَٓاءِ بُرُوجًا وَزَيَّنَّاهَا لِلنَّاظِرٖينَۙ

  • 15:22 Hicr: 22

    وَاَرْسَلْنَا الرِّيَاحَ لَوَاقِحَ فَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَسْقَيْنَاكُمُوهُۚ وَمَٓا اَنْتُمْ لَهُ بِخَازِنٖينَ

  • 15:85 Hicr: 85

    وَمَا خَلَقْنَا السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَٓا اِلَّا بِالْحَقِّۜ وَاِنَّ السَّاعَةَ لَاٰتِيَةٌ فَاصْفَحِ الصَّفْحَ الْجَمٖيلَ

  • 16:3 Nahl: 3

    خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِالْحَقِّۜ تَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ

  • 16:10 Nahl: 10

    هُوَ الَّذٖٓي اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً لَكُمْ مِنْهُ شَرَابٌ وَمِنْهُ شَجَرٌ فٖيهِ تُسٖيمُونَ

  • 16:49 Nahl: 49
    ساجد

    وَلِلّٰهِ يَسْجُدُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ مِنْ دَٓابَّةٍ وَالْمَلٰٓئِكَةُ وَهُمْ لَا يَسْتَكْبِرُونَ

  • 16:52 Nahl: 52

    وَلَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَلَهُ الدّٖينُ وَاصِبًاۜ اَفَغَيْرَ اللّٰهِ تَتَّقُونَ

  • 16:65 Nahl: 65

    وَاللّٰهُ اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَحْيَا بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۜ اِنَّ فٖي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِقَوْمٍ يَسْمَعُونَ۟

  • 16:73 Nahl: 73

    وَيَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مَا لَا يَمْلِكُ لَهُمْ رِزْقًا مِنَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ شَيْـًٔا وَلَا يَسْتَطٖيعُونَۚ

  • 16:77 Nahl: 77

    وَلِلّٰهِ غَيْبُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَمَٓا اَمْرُ السَّاعَةِ اِلَّا كَلَمْحِ الْبَصَرِ اَوْ هُوَ اَقْرَبُۜ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدٖيرٌ

  • 17:44 İsrâ: 44

    تُسَبِّحُ لَهُ السَّمٰوَاتُ السَّبْعُ وَالْاَرْضُ وَمَنْ فٖيهِنَّۜ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ وَلٰكِنْ لَا تَفْقَهُونَ تَسْبٖيحَهُمْۜ اِنَّهُ كَانَ حَلٖيمًا غَفُورًا

  • 17:55 İsrâ: 55

    وَرَبُّكَ اَعْلَمُ بِمَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَلَقَدْ فَضَّلْنَا بَعْضَ النَّبِيّٖنَ عَلٰى بَعْضٍ وَاٰتَيْنَا دَاوُ۫دَ زَبُورًا

  • 17:92 İsrâ: 92

    اَوْ تُسْقِطَ السَّمَٓاءَ كَمَا زَعَمْتَ عَلَيْنَا كِسَفًا اَوْ تَأْتِيَ بِاللّٰهِ وَالْمَلٰٓئِكَةِ قَبٖيلًاۙ

  • 17:93 İsrâ: 93

    اَوْ يَكُونَ لَكَ بَيْتٌ مِنْ زُخْرُفٍ اَوْ تَرْقٰى فِي السَّمَٓاءِۜ وَلَنْ نُؤْمِنَ لِرُقِيِّكَ حَتّٰى تُنَزِّلَ عَلَيْنَا كِتَابًا نَقْرَؤُ۬هُۜ قُلْ سُبْحَانَ رَبّٖي هَلْ كُنْتُ اِلَّا بَشَرًا رَسُولًا۟

  • 17:95 İsrâ: 95

    قُلْ لَوْ كَانَ فِي الْاَرْضِ مَلٰٓئِكَةٌ يَمْشُونَ مُطْمَئِنّٖينَ لَنَزَّلْنَا عَلَيْهِمْ مِنَ السَّمَٓاءِ مَلَكًا رَسُولًا

  • 17:99 İsrâ: 99

    اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّ اللّٰهَ الَّذٖي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ قَادِرٌ عَلٰٓى اَنْ يَخْلُقَ مِثْلَهُمْ وَجَعَلَ لَهُمْ اَجَلًا لَا رَيْبَ فٖيهِۜ فَاَبَى الظَّالِمُونَ اِلَّا كُفُورًا

  • 17:102 İsrâ: 102

    قَالَ لَقَدْ عَلِمْتَ مَٓا اَنْزَلَ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ اِلَّا رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ بَصَٓائِرَۚ وَاِنّٖي لَاَظُنُّكَ يَا فِرْعَوْنُ مَثْبُورًا

  • 18:14 Kehf: 14

    وَرَبَطْنَا عَلٰى قُلُوبِهِمْ اِذْ قَامُوا فَقَالُوا رَبُّنَا رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ لَنْ نَدْعُوَ۬ا مِنْ دُونِهٖٓ اِلٰهًا لَقَدْ قُلْنَٓا اِذًا شَطَطًا

  • 18:26 Kehf: 26

    قُلِ اللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا لَبِثُواۚ لَهُ غَيْبُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ اَبْصِرْ بِهٖ وَاَسْمِعْۜ مَا لَهُمْ مِنْ دُونِهٖ مِنْ وَلِيٍّۘ وَلَا يُشْرِكُ فٖي حُكْمِهٖٓ اَحَدًا

  • 18:40 Kehf: 40

    فَعَسٰى رَبّٖٓي اَنْ يُؤْتِيَنِ خَيْرًا مِنْ جَنَّتِكَ وَيُرْسِلَ عَلَيْهَا حُسْبَانًا مِنَ السَّمَٓاءِ فَتُصْبِحَ صَعٖيدًا زَلَقًاۙ

  • 18:45 Kehf: 45

    وَاضْرِبْ لَهُمْ مَثَلَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا كَمَٓاءٍ اَنْزَلْنَاهُ مِنَ السَّمَٓاءِ فَاخْتَلَطَ بِهٖ نَبَاتُ الْاَرْضِ فَاَصْبَحَ هَشٖيمًا تَذْرُوهُ الرِّيَاحُۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ مُقْتَدِرًا

  • 18:51 Kehf: 51

    مَٓا اَشْهَدْتُهُمْ خَلْقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَلَا خَلْقَ اَنْفُسِهِمْۖ وَمَا كُنْتُ مُتَّخِذَ الْمُضِلّٖينَ عَضُدًا

  • 19:65 Meryem: 65

    رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا فَاعْبُدْهُ وَاصْطَبِرْ لِعِبَادَتِهٖۜ هَلْ تَعْلَمُ لَهُ سَمِيًّا۟

  • 19:90 Meryem: 90

    تَكَادُ السَّمٰوَاتُ يَتَفَطَّرْنَ مِنْهُ وَتَنْشَقُّ الْاَرْضُ وَتَخِرُّ الْجِبَالُ هَدًّاۙ

  • 19:93 Meryem: 93

    اِنْ كُلُّ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ اِلَّٓا اٰتِي الرَّحْمٰنِ عَبْدًاۜ

  • 20:4 Taha: 4

    تَنْزٖيلًا مِمَّنْ خَلَقَ الْاَرْضَ وَالسَّمٰوَاتِ الْعُلٰىۜ

  • 20:6 Taha: 6

    لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَمَا تَحْتَ الثَّرٰى

  • 20:53 Taha: 53

    اَلَّذٖي جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ مَهْدًا وَسَلَكَ لَكُمْ فٖيهَا سُبُلًا وَاَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءًۜ فَاَخْرَجْنَا بِهٖٓ اَزْوَاجًا مِنْ نَبَاتٍ شَتّٰى

  • 21:4 Enbiya: 4

    قَالَ رَبّٖي يَعْلَمُ الْقَوْلَ فِي السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِۘ وَهُوَ السَّمٖيعُ الْعَلٖيمُ

  • 21:19 Enbiya: 19

    وَلَهُ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَمَنْ عِنْدَهُ لَا يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتِهٖ وَلَا يَسْتَحْسِرُونَۚ

  • 21:30 Enbiya: 30

    اَوَلَمْ يَرَ الَّذٖينَ كَفَرُٓوا اَنَّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ كَانَتَا رَتْقًا فَفَتَقْنَاهُمَاۜ وَجَعَلْنَا مِنَ الْمَٓاءِ كُلَّ شَيْءٍ حَيٍّۜ اَفَلَا يُؤْمِنُونَ

  • 21:32 Enbiya: 32

    وَجَعَلْنَا السَّمَٓاءَ سَقْفًا مَحْفُوظًاۚ وَهُمْ عَنْ اٰيَاتِهَا مُعْرِضُونَ

  • 21:56 Enbiya: 56

    قَالَ بَلْ رَبُّكُمْ رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ الَّذٖي فَطَرَهُنَّۘ وَاَنَا۬ عَلٰى ذٰلِكُمْ مِنَ الشَّاهِدٖينَ

  • 22:18 Hacc: 18
    ساجد

    اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ يَسْجُدُ لَهُ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَمَنْ فِي الْاَرْضِ وَالشَّمْسُ وَالْقَمَرُ وَالنُّجُومُ وَالْجِبَالُ وَالشَّجَرُ وَالدَّوَٓابُّ وَكَثٖيرٌ مِنَ النَّاسِۜ وَكَثٖيرٌ حَقَّ عَلَيْهِ الْعَذَابُۜ وَمَنْ يُهِنِ اللّٰهُ فَمَا لَهُ مِنْ مُكْرِمٍۜ اِنَّ اللّٰهَ يَفْعَلُ مَا يَشَٓاءُ

  • 22:31 Hacc: 31

    حُنَفَٓاءَ لِلّٰهِ غَيْرَ مُشْرِكٖينَ بِهٖۜ وَمَنْ يُشْرِكْ بِاللّٰهِ فَكَاَنَّمَا خَرَّ مِنَ السَّمَٓاءِ فَتَخْطَفُهُ الطَّيْرُ اَوْ تَهْوٖي بِهِ الرّٖيحُ فٖي مَكَانٍ سَحٖيقٍ

  • 22:63 Hacc: 63

    اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءًۘ فَتُصْبِحُ الْاَرْضُ مُخْضَرَّةًۜ اِنَّ اللّٰهَ لَطٖيفٌ خَبٖيرٌۚ

  • 22:64 Hacc: 64

    لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَاِنَّ اللّٰهَ لَهُوَ الْغَنِيُّ الْحَمٖيدُ۟

  • 22:70 Hacc: 70

    اَلَمْ تَعْلَمْ اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا فِي السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِۜ اِنَّ ذٰلِكَ فٖي كِتَابٍۜ اِنَّ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَسٖيرٌ

  • 23:18 Mü'minun: 18

    وَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً بِقَدَرٍ فَاَسْكَنَّاهُ فِي الْاَرْضِۗ وَاِنَّا عَلٰى ذَهَابٍ بِهٖ لَقَادِرُونَۚ

  • 23:71 Mü'minun: 71

    وَلَوِ اتَّبَعَ الْحَقُّ اَهْوَٓاءَهُمْ لَفَسَدَتِ السَّمٰوَاتُ وَالْاَرْضُ وَمَنْ فٖيهِنَّۜ بَلْ اَتَيْنَاهُمْ بِذِكْرِهِمْ فَهُمْ عَنْ ذِكْرِهِمْ مُعْرِضُونَۜ

  • 24:35 Nur: 35

    اَللّٰهُ نُورُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ مَثَلُ نُورِهٖ كَمِشْكٰوةٍ فٖيهَا مِصْبَاحٌۜ اَلْمِصْبَاحُ فٖي زُجَاجَةٍۜ اَلزُّجَاجَةُ كَاَنَّهَا كَوْكَبٌ دُرِّيٌّ يُوقَدُ مِنْ شَجَرَةٍ مُبَارَكَةٍ زَيْتُونَةٍ لَا شَرْقِيَّةٍ وَلَا غَرْبِيَّةٍۙ يَكَادُ زَيْتُهَا يُضٖٓيءُ وَلَوْ لَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌۜ نُورٌ عَلٰى نُورٍۜ يَهْدِي اللّٰهُ لِنُورِهٖ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَيَضْرِبُ اللّٰهُ الْاَمْثَالَ لِلنَّاسِۜ وَاللّٰهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلٖيمٌۙ

  • 24:41 Nur: 41

    اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ يُسَبِّحُ لَهُ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَالطَّيْرُ صَٓافَّاتٍۜ كُلٌّ قَدْ عَلِمَ صَلَاتَهُ وَتَسْبٖيحَهُۜ وَاللّٰهُ عَلٖيمٌ بِمَا يَفْعَلُونَ

  • 24:42 Nur: 42

    وَلِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ وَاِلَى اللّٰهِ الْمَصٖيرُ

  • 24:43 Nur: 43

    اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ يُزْجٖي سَحَابًا ثُمَّ يُؤَلِّفُ بَيْنَهُ ثُمَّ يَجْعَلُهُ رُكَامًا فَتَرَى الْوَدْقَ يَخْرُجُ مِنْ خِلَالِهٖۚ وَيُنَزِّلُ مِنَ السَّمَٓاءِ مِنْ جِبَالٍ فٖيهَا مِنْ بَرَدٍ فَيُصٖيبُ بِهٖ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَصْرِفُهُ عَنْ مَنْ يَشَٓاءُۜ يَكَادُ سَنَا بَرْقِهٖ يَذْهَبُ بِالْاَبْصَارِۜ

  • 24:64 Nur: 64

    اَلَٓا اِنَّ لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ قَدْ يَعْلَمُ مَٓا اَنْتُمْ عَلَيْهِۜ وَيَوْمَ يُرْجَعُونَ اِلَيْهِ فَيُنَبِّئُهُمْ بِمَا عَمِلُواۜ وَاللّٰهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلٖيمٌ

  • 25:2 Furkan: 2

    اَلَّذٖي لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَلَمْ يَتَّخِذْ وَلَدًا وَلَمْ يَكُنْ لَهُ شَرٖيكٌ فِي الْمُلْكِ وَخَلَقَ كُلَّ شَيْءٍ فَقَدَّرَهُ تَقْدٖيرًا

  • 25:6 Furkan: 6

    قُلْ اَنْزَلَهُ الَّذٖي يَعْلَمُ السِّرَّ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ اِنَّهُ كَانَ غَفُورًا رَحٖيمًا

  • 25:48 Furkan: 48

    وَهُوَ الَّذٖٓي اَرْسَلَ الرِّيَاحَ بُشْرًا بَيْنَ يَدَيْ رَحْمَتِهٖۚ وَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً طَهُورًاۙ

  • 25:59 Furkan: 59

    اَلَّذٖي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا فٖي سِتَّةِ اَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِۚۛ اَلرَّحْمٰنُ فَسْـَٔلْ بِهٖ خَبٖيرًا

  • 25:61 Furkan: 61

    تَبَارَكَ الَّذٖي جَعَلَ فِي السَّمَٓاءِ بُرُوجًا وَجَعَلَ فٖيهَا سِرَاجًا وَقَمَرًا مُنٖيرًا

  • 26:4 Şuarâ: 4

    اِنْ نَشَأْ نُنَزِّلْ عَلَيْهِمْ مِنَ السَّمَٓاءِ اٰيَةً فَظَلَّتْ اَعْنَاقُهُمْ لَهَا خَاضِعٖينَ

  • 26:24 Şuarâ: 24

    قَالَ رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَاۜ اِنْ كُنْتُمْ مُوقِنٖينَ

  • 26:187 Şuarâ: 187

    فَاَسْقِطْ عَلَيْنَا كِسَفًا مِنَ السَّمَٓاءِ اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقٖينَۜ

  • 27:25 Neml: 25
    ساجد

    اَلَّا يَسْجُدُوا لِلّٰهِ الَّذٖي يُخْرِجُ الْخَبْءَ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَيَعْلَمُ مَا تُخْفُونَ وَمَا تُعْلِنُونَ

  • 27:60 Neml: 60

    اَمَّنْ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَاَنْزَلَ لَكُمْ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءًۚ فَاَنْبَتْنَا بِهٖ حَدَٓائِقَ ذَاتَ بَهْجَةٍۚ مَا كَانَ لَكُمْ اَنْ تُنْبِتُوا شَجَرَهَاۜ ءَاِلٰهٌ مَعَ اللّٰهِۜ بَلْ هُمْ قَوْمٌ يَعْدِلُونَۜ

  • 27:64 Neml: 64

    اَمَّنْ يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُعٖيدُهُ وَمَنْ يَرْزُقُكُمْ مِنَ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِۜ ءَاِلٰهٌ مَعَ اللّٰهِۜ قُلْ هَاتُوا بُرْهَانَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقٖينَ

  • 27:65 Neml: 65

    قُلْ لَا يَعْلَمُ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ الْغَيْبَ اِلَّا اللّٰهُۜ وَمَا يَشْعُرُونَ اَيَّانَ يُبْعَثُونَ

  • 27:75 Neml: 75

    وَمَا مِنْ غَٓائِبَةٍ فِي السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِ اِلَّا فٖي كِتَابٍ مُبٖينٍ

  • 27:87 Neml: 87

    وَيَوْمَ يُنْفَخُ فِي الصُّورِ فَفَزِعَ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَمَنْ فِي الْاَرْضِ اِلَّا مَنْ شَٓاءَ اللّٰهُۜ وَكُلٌّ اَتَوْهُ دَاخِرٖينَ

  • 29:22 Ankebut: 22

    وَمَٓا اَنْتُمْ بِمُعْجِزٖينَ فِي الْاَرْضِ وَلَا فِي السَّمَٓاءِۘ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا نَصٖيرٍ۟

  • 29:34 Ankebut: 34

    اِنَّا مُنْزِلُونَ عَلٰٓى اَهْلِ هٰذِهِ الْقَرْيَةِ رِجْزًا مِنَ السَّمَٓاءِ بِمَا كَانُوا يَفْسُقُونَ

  • 29:44 Ankebut: 44

    خَلَقَ اللّٰهُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِالْحَقِّۜ اِنَّ فٖي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِلْمُؤْمِنٖينَ۟

  • 29:52 Ankebut: 52

    قُلْ كَفٰى بِاللّٰهِ بَيْنٖي وَبَيْنَكُمْ شَهٖيدًاۚ يَعْلَمُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا بِالْبَاطِلِ وَكَفَرُوا بِاللّٰهِۙ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ

  • 29:61 Ankebut: 61

    وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ لَيَقُولُنَّ اللّٰهُۚ فَاَنّٰى يُؤْفَكُونَ

  • 29:63 Ankebut: 63

    وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ نَزَّلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَحْيَا بِهِ الْاَرْضَ مِنْ بَعْدِ مَوْتِهَا لَيَقُولُنَّ اللّٰهُۜ قُلِ الْحَمْدُ لِلّٰهِۜ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْقِلُونَ۟

  • 30:8 Rum: 8

    اَوَلَمْ يَتَفَكَّرُوا فٖٓي اَنْفُسِهِمْ۠ مَا خَلَقَ اللّٰهُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَٓا اِلَّا بِالْحَقِّ وَاَجَلٍ مُسَمًّىۜ وَاِنَّ كَثٖيرًا مِنَ النَّاسِ بِلِقَٓائِ۬ رَبِّهِمْ لَكَافِرُونَ

  • 30:18 Rum: 18

    وَلَهُ الْحَمْدُ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَعَشِيًّا وَحٖينَ تُظْهِرُونَ

  • 30:22 Rum: 22

    وَمِنْ اٰيَاتِهٖ خَلْقُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاخْتِلَافُ اَلْسِنَتِكُمْ وَاَلْوَانِكُمْۜ اِنَّ فٖي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِلْعَالِمٖينَ

  • 30:24 Rum: 24

    وَمِنْ اٰيَاتِهٖ يُرٖيكُمُ الْبَرْقَ خَوْفًا وَطَمَعًا وَيُنَزِّلُ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَيُحْيٖ بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۜ اِنَّ فٖي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ

  • 30:26 Rum: 26

    وَلَهُ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ كُلٌّ لَهُ قَانِتُونَ

  • 30:27 Rum: 27

    وَهُوَ الَّذٖي يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُعٖيدُهُ وَهُوَ اَهْوَنُ عَلَيْهِۜ وَلَهُ الْمَثَلُ الْاَعْلٰى فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ وَهُوَ الْعَزٖيزُ الْحَكٖيمُ۟

  • 30:48 Rum: 48

    اَللّٰهُ الَّذٖي يُرْسِلُ الرِّيَاحَ فَتُثٖيرُ سَحَابًا فَيَبْسُطُهُ فِي السَّمَٓاءِ كَيْفَ يَشَٓاءُ وَيَجْعَلُهُ كِسَفًا فَتَرَى الْوَدْقَ يَخْرُجُ مِنْ خِلَالِهٖۚ فَاِذَٓا اَصَابَ بِهٖ مَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِهٖٓ اِذَا هُمْ يَسْتَبْشِرُونَ

  • 31:10 Lokman: 10

    خَلَقَ السَّمٰوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا وَاَلْقٰى فِي الْاَرْضِ رَوَاسِيَ اَنْ تَمٖيدَ بِكُمْ وَبَثَّ فٖيهَا مِنْ كُلِّ دَٓابَّةٍۜ وَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَنْبَتْنَا فٖيهَا مِنْ كُلِّ زَوْجٍ كَرٖيمٍ

  • 31:16 Lokman: 16

    يَا بُنَيَّ اِنَّهَٓا اِنْ تَكُ مِثْقَالَ حَبَّةٍ مِنْ خَرْدَلٍ فَتَكُنْ فٖي صَخْرَةٍ اَوْ فِي السَّمٰوَاتِ اَوْ فِي الْاَرْضِ يَأْتِ بِهَا اللّٰهُۜ اِنَّ اللّٰهَ لَطٖيفٌ خَبٖيرٌ

  • 31:20 Lokman: 20

    اَلَمْ تَرَوْا اَنَّ اللّٰهَ سَخَّرَ لَكُمْ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ وَاَسْبَغَ عَلَيْكُمْ نِعَمَهُ ظَاهِرَةً وَبَاطِنَةًۜ وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يُجَادِلُ فِي اللّٰهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَلَا هُدًى وَلَا كِتَابٍ مُنٖيرٍ

  • 31:25 Lokman: 25

    وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ لَيَقُولُنَّ اللّٰهُۜ قُلِ الْحَمْدُ لِلّٰهِۜ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ

  • 31:26 Lokman: 26

    لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ اِنَّ اللّٰهَ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَمٖيدُ

  • 32:4 Secde: 4

    اَللّٰهُ الَّذٖي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا فٖي سِتَّةِ اَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِۜ مَا لَكُمْ مِنْ دُونِهٖ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا شَفٖيعٍۜ اَفَلَا تَتَذَكَّرُونَ

  • 32:5 Secde: 5

    يُدَبِّرُ الْاَمْرَ مِنَ السَّمَٓاءِ اِلَى الْاَرْضِ ثُمَّ يَعْرُجُ اِلَيْهِ فٖي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُٓ اَلْفَ سَنَةٍ مِمَّا تَعُدُّونَ

  • 33:72 Ahzâb: 72

    اِنَّا عَرَضْنَا الْاَمَانَةَ عَلَى السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَالْجِبَالِ فَاَبَيْنَ اَنْ يَحْمِلْنَهَا وَاَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَا الْاِنْسَانُۜ اِنَّهُ كَانَ ظَلُومًا جَهُولًاۙ

  • 34:1 Sebe': 1

    اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذٖي لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ وَلَهُ الْحَمْدُ فِي الْاٰخِرَةِۜ وَهُوَ الْحَكٖيمُ الْخَبٖيرُ

  • 34:2 Sebe': 2

    يَعْلَمُ مَا يَلِجُ فِي الْاَرْضِ وَمَا يَخْرُجُ مِنْهَا وَمَا يَنْزِلُ مِنَ السَّمَٓاءِ وَمَا يَعْرُجُ فٖيهَاۜ وَهُوَ الرَّحٖيمُ الْغَفُورُ

  • 34:3 Sebe': 3

    وَقَالَ الَّذٖينَ كَفَرُوا لَا تَأْتٖينَا السَّاعَةُۜ قُلْ بَلٰى وَرَبّٖي لَتَأْتِيَنَّكُمْ عَالِمِ الْغَيْبِۚ لَا يَعْزُبُ عَنْهُ مِثْقَالُ ذَرَّةٍ فِي السَّمٰوَاتِ وَلَا فِي الْاَرْضِ وَلَٓا اَصْغَرُ مِنْ ذٰلِكَ وَلَٓا اَكْبَرُ اِلَّا فٖي كِتَابٍ مُبٖينٍۙ

  • 34:9 Sebe': 9

    اَفَلَمْ يَرَوْا اِلٰى مَا بَيْنَ اَيْدٖيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ مِنَ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِۜ اِنْ نَشَأْ نَخْسِفْ بِهِمُ الْاَرْضَ اَوْ نُسْقِطْ عَلَيْهِمْ كِسَفًا مِنَ السَّمَٓاءِۜ اِنَّ فٖي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِكُلِّ عَبْدٍ مُنٖيبٍ۟

  • 34:22 Sebe': 22

    قُلِ ادْعُوا الَّذٖينَ زَعَمْتُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِۚ لَا يَمْلِكُونَ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ فِي السَّمٰوَاتِ وَلَا فِي الْاَرْضِ وَمَا لَهُمْ فٖيهِمَا مِنْ شِرْكٍ وَمَا لَهُ مِنْهُمْ مِنْ ظَهٖيرٍ

  • 34:24 Sebe': 24

    قُلْ مَنْ يَرْزُقُكُمْ مِنَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ قُلِ اللّٰهُۙ وَاِنَّٓا اَوْ اِيَّاكُمْ لَعَلٰى هُدًى اَوْ فٖي ضَلَالٍ مُبٖينٍ

  • 35:1 Fâtır: 1

    اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ فَاطِرِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ جَاعِلِ الْمَلٰٓئِكَةِ رُسُلًا اُو۬لٖٓي اَجْنِحَةٍ مَثْنٰى وَثُلٰثَ وَرُبَاعَۜ يَزٖيدُ فِي الْخَلْقِ مَا يَشَٓاءُۜ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدٖيرٌ

  • 35:3 Fâtır: 3

    يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اذْكُرُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْۜ هَلْ مِنْ خَالِقٍ غَيْرُ اللّٰهِ يَرْزُقُكُمْ مِنَ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِۜ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۘ فَاَنّٰى تُؤْفَكُونَ

  • 35:27 Fâtır: 27

    اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءًۚ فَاَخْرَجْنَا بِهٖ ثَمَرَاتٍ مُخْتَلِفًا اَلْوَانُهَاۜ وَمِنَ الْجِبَالِ جُدَدٌ بٖيضٌ وَحُمْرٌ مُخْتَلِفٌ اَلْوَانُهَا وَغَرَابٖيبُ سُودٌ

  • 35:38 Fâtır: 38

    اِنَّ اللّٰهَ عَالِمُ غَيْبِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ اِنَّهُ عَلٖيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ

  • 35:40 Fâtır: 40

    قُلْ اَرَاَيْتُمْ شُرَكَٓاءَكُمُ الَّذٖينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ اَرُونٖي مَاذَا خَلَقُوا مِنَ الْاَرْضِ اَمْ لَهُمْ شِرْكٌ فِي السَّمٰوَاتِۚ اَمْ اٰتَيْنَاهُمْ كِتَابًا فَهُمْ عَلٰى بَيِّنَتٍ مِنْهُۚ بَلْ اِنْ يَعِدُ الظَّالِمُونَ بَعْضُهُمْ بَعْضًا اِلَّا غُرُورًا

  • 35:41 Fâtır: 41

    اِنَّ اللّٰهَ يُمْسِكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ اَنْ تَزُولَاۚ وَلَئِنْ زَالَتَٓا اِنْ اَمْسَكَهُمَا مِنْ اَحَدٍ مِنْ بَعْدِهٖۜ اِنَّهُ كَانَ حَلٖيمًا غَفُورًا

  • 35:44 Fâtır: 44

    اَوَلَمْ يَسٖيرُوا فِي الْاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذٖينَ مِنْ قَبْلِهِمْ وَكَانُٓوا اَشَدَّ مِنْهُمْ قُوَّةًۜ وَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيُعْجِزَهُ مِنْ شَيْءٍ فِي السَّمٰوَاتِ وَلَا فِي الْاَرْضِۜ اِنَّهُ كَانَ عَلٖيمًا قَدٖيرًا

  • 36:28 Yâsin: 28

    وَمَٓا اَنْزَلْنَا عَلٰى قَوْمِهٖ مِنْ بَعْدِهٖ مِنْ جُنْدٍ مِنَ السَّمَٓاءِ وَمَا كُنَّا مُنْزِلٖينَ

  • 36:81 Yâsin: 81

    اَوَلَيْسَ الَّذٖي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِقَادِرٍ عَلٰٓى اَنْ يَخْلُقَ مِثْلَهُمْۜ بَلٰى وَهُوَ الْخَلَّاقُ الْعَلٖيمُ

  • 37:5 Sâffât: 5

    رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ الْمَشَارِقِۜ

  • 38:10 Sâd: 10

    اَمْ لَهُمْ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا۠ فَلْيَرْتَقُوا فِي الْاَسْبَابِ

  • 38:27 Sâd: 27

    وَمَا خَلَقْنَا السَّمَٓاءَ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا بَاطِلًاۜ ذٰلِكَ ظَنُّ الَّذٖينَ كَفَرُواۚ فَوَيْلٌ لِلَّذٖينَ كَفَرُوا مِنَ النَّارِۜ

  • 38:66 Sâd: 66

    رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا الْعَزٖيزُ الْغَفَّارُ

  • 39:5 Zümer: 5

    خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِالْحَقِّۚ يُكَوِّرُ الَّيْلَ عَلَى النَّهَارِ وَيُكَوِّرُ النَّهَارَ عَلَى الَّيْلِ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَۜ كُلٌّ يَجْرٖي لِاَجَلٍ مُسَمًّىۜ اَلَا هُوَ الْعَزٖيزُ الْغَفَّارُ

  • 39:21 Zümer: 21

    اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَسَلَكَهُ يَنَابٖيعَ فِي الْاَرْضِ ثُمَّ يُخْرِجُ بِهٖ زَرْعًا مُخْتَلِفًا اَلْوَانُهُ ثُمَّ يَهٖيجُ فَتَرٰيهُ مُصْفَرًّا ثُمَّ يَجْعَلُهُ حُطَامًاۜ اِنَّ فٖي ذٰلِكَ لَذِكْرٰى لِاُو۬لِي الْاَلْبَابِ۟

  • 39:38 Zümer: 38

    وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ لَيَقُولُنَّ اللّٰهُۜ قُلْ اَفَرَاَيْتُمْ مَا تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اِنْ اَرَادَنِيَ اللّٰهُ بِضُرٍّ هَلْ هُنَّ كَاشِفَاتُ ضُرِّهٖٓ اَوْ اَرَادَنٖي بِرَحْمَةٍ هَلْ هُنَّ مُمْسِكَاتُ رَحْمَتِهٖۜ قُلْ حَسْبِيَ اللّٰهُۜ عَلَيْهِ يَتَوَكَّلُ الْمُتَوَكِّلُونَ

  • 39:44 Zümer: 44

    قُلْ لِلّٰهِ الشَّفَاعَةُ جَمٖيعًاۜ لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ ثُمَّ اِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

  • 39:46 Zümer: 46

    قُلِ اللّٰهُمَّ فَاطِرَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ عَالِمَ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ اَنْتَ تَحْكُمُ بَيْنَ عِبَادِكَ فٖيمَا كَانُوا فٖيهِ يَخْتَلِفُونَ

  • 39:63 Zümer: 63

    لَهُ مَقَالٖيدُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَالَّذٖينَ كَفَرُوا بِاٰيَاتِ اللّٰهِ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ۟

  • 39:67 Zümer: 67

    وَمَا قَدَرُوا اللّٰهَ حَقَّ قَدْرِهٖۗ وَالْاَرْضُ جَمٖيعًا قَبْضَتُهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ وَالسَّمٰوَاتُ مَطْوِيَّاتٌ بِيَمٖينِهٖۜ سُبْحَانَهُ وَتَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ

  • 39:68 Zümer: 68

    وَنُفِخَ فِي الصُّورِ فَصَعِقَ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَمَنْ فِي الْاَرْضِ اِلَّا مَنْ شَٓاءَ اللّٰهُۚ ثُمَّ نُفِخَ فٖيهِ اُخْرٰى فَاِذَا هُمْ قِيَامٌ يَنْظُرُونَ

  • 40:13 Mü'min: 13

    هُوَ الَّذٖي يُرٖيكُمْ اٰيَاتِهٖ وَيُنَزِّلُ لَكُمْ مِنَ السَّمَٓاءِ رِزْقًاۜ وَمَا يَتَذَكَّرُ اِلَّا مَنْ يُنٖيبُ

  • 40:37 Mü'min: 37

    اَسْبَابَ السَّمٰوَاتِ فَاَطَّلِعَ اِلٰٓى اِلٰهِ مُوسٰى وَاِنّٖي لَاَظُنُّهُ كَاذِبًاۜ وَكَذٰلِكَ زُيِّنَ لِفِرْعَوْنَ سُٓوءُ عَمَلِهٖ وَصُدَّ عَنِ السَّبٖيلِۜ وَمَا كَيْدُ فِرْعَوْنَ اِلَّا فٖي تَبَابٍ۟

  • 40:57 Mü'min: 57

    لَخَلْقُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ اَكْبَرُ مِنْ خَلْقِ النَّاسِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ

  • 40:64 Mü'min: 64

    اَللّٰهُ الَّذٖي جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ قَرَارًا وَالسَّمَٓاءَ بِنَٓاءً وَصَوَّرَكُمْ فَاَحْسَنَ صُوَرَكُمْ وَرَزَقَكُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِۜ ذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبُّكُمْۚ فَتَبَارَكَ اللّٰهُ رَبُّ الْعَالَمٖينَ

  • 41:12 Fussilet: 12

    فَقَضٰيهُنَّ سَبْعَ سَمٰوَاتٍ فٖي يَوْمَيْنِ وَاَوْحٰى فٖي كُلِّ سَمَٓاءٍ اَمْرَهَاۜ وَزَيَّنَّا السَّمَٓاءَ الدُّنْيَا بِمَصَابٖيحَۗ وَحِفْظًاۜ ذٰلِكَ تَقْدٖيرُ الْعَزٖيزِ الْعَلٖيمِ

  • 42:4 Şûrâ: 4

    لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظٖيمُ

  • 42:5 Şûrâ: 5

    تَكَادُ السَّمٰوَاتُ يَتَفَطَّرْنَ مِنْ فَوْقِهِنَّ وَالْمَلٰٓئِكَةُ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَيَسْتَغْفِرُونَ لِمَنْ فِي الْاَرْضِۜ اَلَٓا اِنَّ اللّٰهَ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحٖيمُ

  • 42:11 Şûrâ: 11

    فَاطِرُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ جَعَلَ لَكُمْ مِنْ اَنْفُسِكُمْ اَزْوَاجًا وَمِنَ الْاَنْعَامِ اَزْوَاجًاۚ يَذْرَؤُ۬كُمْ فٖيهِۜ لَيْسَ كَمِثْلِهٖ شَيْءٌۚ وَهُوَ السَّمٖيعُ الْبَصٖيرُ

  • 42:12 Şûrâ: 12

    لَهُ مَقَالٖيدُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيَقْدِرُۜ اِنَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلٖيمٌ

  • 42:29 Şûrâ: 29

    وَمِنْ اٰيَاتِهٖ خَلْقُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَثَّ فٖيهِمَا مِنْ دَٓابَّةٍۜ وَهُوَ عَلٰى جَمْعِهِمْ اِذَا يَشَٓاءُ قَدٖيرٌ۟

  • 42:49 Şûrâ: 49

    لِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ يَخْلُقُ مَا يَشَٓاءُۜ يَهَبُ لِمَنْ يَشَٓاءُ اِنَاثًا وَيَهَبُ لِمَنْ يَشَٓاءُ الذُّكُورَۙ

  • 42:53 Şûrâ: 53

    صِرَاطِ اللّٰهِ الَّذٖي لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ اَلَٓا اِلَى اللّٰهِ تَصٖيرُ الْاُمُورُ

  • 43:9 Zuhruf: 9

    وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ لَيَقُولُنَّ خَلَقَهُنَّ الْعَزٖيزُ الْعَلٖيمُۙ

  • 43:11 Zuhruf: 11

    وَالَّذٖي نَزَّلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً بِقَدَرٍۚ فَاَنْشَرْنَا بِهٖ بَلْدَةً مَيْتًاۚ كَذٰلِكَ تُخْرَجُونَ

  • 43:82 Zuhruf: 82

    سُبْحَانَ رَبِّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ رَبِّ الْعَرْشِ عَمَّا يَصِفُونَ

  • 43:84 Zuhruf: 84

    وَهُوَ الَّذٖي فِي السَّمَٓاءِ اِلٰهٌ وَفِي الْاَرْضِ اِلٰهٌۜ وَهُوَ الْحَكٖيمُ الْعَلٖيمُ

  • 43:85 Zuhruf: 85

    وَتَبَارَكَ الَّذٖي لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَاۚ وَعِنْدَهُ عِلْمُ السَّاعَةِۚ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

  • 44:7 Duhân: 7

    رَبِّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَاۢ اِنْ كُنْتُمْ مُوقِنٖينَ

  • 44:29 Duhân: 29

    فَمَا بَكَتْ عَلَيْهِمُ السَّمَٓاءُ وَالْاَرْضُ وَمَا كَانُوا مُنْظَرٖينَ۟

  • 44:38 Duhân: 38

    وَمَا خَلَقْنَا السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا لَاعِبٖينَ

  • 45:3 Câsiye: 3

    اِنَّ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ لَاٰيَاتٍ لِلْمُؤْمِنٖينَ

  • 45:5 Câsiye: 5

    وَاخْتِلَافِ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ مِنَ السَّمَٓاءِ مِنْ رِزْقٍ فَاَحْيَا بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَتَصْرٖيفِ الرِّيَاحِ اٰيَاتٌ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَۙ

  • 45:13 Câsiye: 13

    وَسَخَّرَ لَكُمْ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ جَمٖيعًا مِنْهُۜ اِنَّ فٖي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ

  • 45:22 Câsiye: 22

    وَخَلَقَ اللّٰهُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِالْحَقِّ وَلِتُجْزٰى كُلُّ نَفْسٍ بِمَا كَسَبَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ

  • 45:27 Câsiye: 27

    وَلِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يَوْمَئِذٍ يَخْسَرُ الْمُبْطِلُونَ

  • 45:36 Câsiye: 36

    فَلِلّٰهِ الْحَمْدُ رَبِّ السَّمٰوَاتِ وَرَبِّ الْاَرْضِ رَبِّ الْعَالَمٖينَ

  • 45:37 Câsiye: 37

    وَلَهُ الْكِبْرِيَٓاءُ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۖ وَهُوَ الْعَزٖيزُ الْحَكٖيمُ

  • 46:3 Ahkaf: 3

    مَا خَلَقْنَا السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَٓا اِلَّا بِالْحَقِّ وَاَجَلٍ مُسَمًّىۜ وَالَّذٖينَ كَفَرُوا عَمَّٓا اُنْذِرُوا مُعْرِضُونَ

  • 46:4 Ahkaf: 4

    قُلْ اَرَاَيْتُمْ مَا تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اَرُونٖي مَاذَا خَلَقُوا مِنَ الْاَرْضِ اَمْ لَهُمْ شِرْكٌ فِي السَّمٰوَاتِۜ اٖيتُونٖي بِكِتَابٍ مِنْ قَبْلِ هٰذَٓا اَوْ اَثَارَةٍ مِنْ عِلْمٍ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقٖينَ

  • 46:33 Ahkaf: 33

    اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّ اللّٰهَ الَّذٖي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَلَمْ يَعْيَ بِخَلْقِهِنَّ بِقَادِرٍ عَلٰٓى اَنْ يُحْيِيَ الْمَوْتٰىۜ بَلٰٓى اِنَّهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدٖيرٌ

  • 48:4 Fetih: 4

    هُوَ الَّذٖٓي اَنْزَلَ السَّكٖينَةَ فٖي قُلُوبِ الْمُؤْمِنٖينَ لِيَزْدَادُٓوا اٖيمَانًا مَعَ اٖيمَانِهِمْۜ وَلِلّٰهِ جُنُودُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَلٖيمًا حَكٖيمًاۙ

  • 48:7 Fetih: 7

    وَلِلّٰهِ جُنُودُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَزٖيزًا حَكٖيمًا

  • 48:14 Fetih: 14

    وَلِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ يَغْفِرُ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيُعَذِّبُ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَكَانَ اللّٰهُ غَفُورًا رَحٖيمًا

  • 49:16 Hucurât: 16

    قُلْ اَتُعَلِّمُونَ اللّٰهَ بِدٖينِكُمْ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَاللّٰهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلٖيمٌ

  • 49:18 Hucurât: 18

    اِنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ غَيْبَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَاللّٰهُ بَصٖيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ

  • 50:9 Kaf: 9

    وَنَزَّلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً مُبَارَكًا فَاَنْبَتْنَا بِهٖ جَنَّاتٍ وَحَبَّ الْحَصٖيدِۙ

  • 50:38 Kaf: 38

    وَلَقَدْ خَلَقْنَا السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا فٖي سِتَّةِ اَيَّامٍۗ وَمَا مَسَّنَا مِنْ لُغُوبٍ

  • 51:22 Zâriyât: 22

    وَفِي السَّمَٓاءِ رِزْقُكُمْ وَمَا تُوعَدُونَ

  • 52:9 Tûr: 9

    يَوْمَ تَمُورُ السَّمَٓاءُ مَوْرًاۙ

  • 52:36 Tûr: 36

    اَمْ خَلَقُوا السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَۚ بَلْ لَا يُوقِنُونَۜ

  • 52:44 Tûr: 44

    وَاِنْ يَرَوْا كِسْفًا مِنَ السَّمَٓاءِ سَاقِطًا يَقُولُوا سَحَابٌ مَرْكُومٌ

  • 53:26 Necm: 26

    وَكَمْ مِنْ مَلَكٍ فِي السَّمٰوَاتِ لَا تُغْنٖي شَفَاعَتُهُمْ شَيْـًٔا اِلَّا مِنْ بَعْدِ اَنْ يَأْذَنَ اللّٰهُ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيَرْضٰى

  • 53:31 Necm: 31

    وَلِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۙ لِيَجْزِيَ الَّذٖينَ اَسَٓاؤُ۫ا بِمَا عَمِلُوا وَيَجْزِيَ الَّذٖينَ اَحْسَنُوا بِالْحُسْنٰىۚ

  • 55:7 Rahmân: 7

    وَالسَّمَٓاءَ رَفَعَهَا وَوَضَعَ الْمٖيزَانَۙ

  • 55:29 Rahmân: 29

    يَسْـَٔلُهُ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ كُلَّ يَوْمٍ هُوَ فٖي شَأْنٍۚ

  • 55:33 Rahmân: 33

    يَا مَعْشَرَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ اِنِ اسْتَطَعْتُمْ اَنْ تَنْفُذُوا مِنْ اَقْطَارِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ فَانْفُذُواۜ لَا تَنْفُذُونَ اِلَّا بِسُلْطَانٍۚ

  • 55:37 Rahmân: 37

    فَاِذَا انْشَقَّتِ السَّمَٓاءُ فَكَانَتْ وَرْدَةً كَالدِّهَانِۚ

  • 57:1 Hadid: 1

    سَبَّحَ لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ وَهُوَ الْعَزٖيزُ الْحَكٖيمُ

  • 57:2 Hadid: 2

    لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ يُحْيٖ وَيُمٖيتُۚ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدٖيرٌ

  • 57:4 Hadid: 4

    هُوَ الَّذٖي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ فٖي سِتَّةِ اَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِۜ يَعْلَمُ مَا يَلِجُ فِي الْاَرْضِ وَمَا يَخْرُجُ مِنْهَا وَمَا يَنْزِلُ مِنَ السَّمَٓاءِ وَمَا يَعْرُجُ فٖيهَاۜ وَهُوَ مَعَكُمْ اَيْنَ مَا كُنْتُمْۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصٖيرٌ

  • 57:5 Hadid: 5

    لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَاِلَى اللّٰهِ تُرْجَعُ الْاُمُورُ

  • 57:10 Hadid: 10

    وَمَا لَكُمْ اَلَّا تُنْفِقُوا فٖي سَبٖيلِ اللّٰهِ وَلِلّٰهِ مٖيرَاثُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ لَا يَسْتَوٖي مِنْكُمْ مَنْ اَنْفَقَ مِنْ قَبْلِ الْفَتْحِ وَقَاتَلَۜ اُو۬لٰٓئِكَ اَعْظَمُ دَرَجَةً مِنَ الَّذٖينَ اَنْفَقُوا مِنْ بَعْدُ وَقَاتَلُواۜ وَكُلًّا وَعَدَ اللّٰهُ الْحُسْنٰىۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبٖيرٌ۟

  • 57:21 Hadid: 21

    سَابِقُٓوا اِلٰى مَغْفِرَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا كَعَرْضِ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِۙ اُعِدَّتْ لِلَّذٖينَ اٰمَنُوا بِاللّٰهِ وَرُسُلِهٖۜ ذٰلِكَ فَضْلُ اللّٰهِ يُؤْتٖيهِ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظٖيمِ

  • 58:7 Mücâdele: 7

    اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ مَا يَكُونُ مِنْ نَجْوٰى ثَلٰثَةٍ اِلَّا هُوَ رَابِعُهُمْ وَلَا خَمْسَةٍ اِلَّا هُوَ سَادِسُهُمْ وَلَٓا اَدْنٰى مِنْ ذٰلِكَ وَلَٓا اَكْثَرَ اِلَّا هُوَ مَعَهُمْ اَيْنَ مَا كَانُواۚ ثُمَّ يُنَبِّئُهُمْ بِمَا عَمِلُوا يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ اِنَّ اللّٰهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلٖيمٌ

  • 59:1 Haşr: 1

    سَبَّحَ لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۚ وَهُوَ الْعَزٖيزُ الْحَكٖيمُ

  • 59:24 Haşr: 24

    هُوَ اللّٰهُ الْخَالِقُ الْبَارِئُ الْمُصَوِّرُ لَهُ الْاَسْمَٓاءُ الْحُسْنٰىۜ يُسَبِّحُ لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ وَهُوَ الْعَزٖيزُ الْحَكٖيمُ

  • 61:1 Saff: 1

    سَبَّحَ لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۚ وَهُوَ الْعَزٖيزُ الْحَكٖيمُ

  • 62:1 Cum'a: 1

    يُسَبِّحُ لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ الْمَلِكِ الْقُدُّوسِ الْعَزٖيزِ الْحَكٖيمِ

  • 63:7 Münâfikun: 7

    هُمُ الَّذٖينَ يَقُولُونَ لَا تُنْفِقُوا عَلٰى مَنْ عِنْدَ رَسُولِ اللّٰهِ حَتّٰى يَنْفَضُّواۜ وَلِلّٰهِ خَزَٓائِنُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَلٰكِنَّ الْمُنَافِقٖينَ لَا يَفْقَهُونَ

  • 64:1 Teğabün: 1

    يُسَبِّحُ لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۚ لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُۘ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدٖيرٌ

  • 64:3 Teğabün: 3

    خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِالْحَقِّ وَصَوَّرَكُمْ فَاَحْسَنَ صُوَرَكُمْۚ وَاِلَيْهِ الْمَصٖيرُ

  • 64:4 Teğabün: 4

    يَعْلَمُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَيَعْلَمُ مَا تُسِرُّونَ وَمَا تُعْلِنُونَۜ وَاللّٰهُ عَلٖيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ

  • 67:3 Mülk: 3

    اَلَّذٖي خَلَقَ سَبْعَ سَمٰوَاتٍ طِبَاقًاۜ مَا تَرٰى فٖي خَلْقِ الرَّحْمٰنِ مِنْ تَفَاوُتٍۜ فَارْجِعِ الْبَصَرَۙ هَلْ تَرٰى مِنْ فُطُورٍ

  • 67:16 Mülk: 16

    ءَاَمِنْتُمْ مَنْ فِي السَّمَٓاءِ اَنْ يَخْسِفَ بِكُمُ الْاَرْضَ فَاِذَا هِيَ تَمُورُۙ

  • 67:17 Mülk: 17

    اَمْ اَمِنْتُمْ مَنْ فِي السَّمَٓاءِ اَنْ يُرْسِلَ عَلَيْكُمْ حَاصِبًاۜ فَسَتَعْلَمُونَ كَيْفَ نَذٖيرِ

  • 69:16 Hâkka: 16

    وَانْشَقَّتِ السَّمَٓاءُ فَهِيَ يَوْمَئِذٍ وَاهِيَةٌۙ

  • 70:8 Meâric: 8

    يَوْمَ تَكُونُ السَّمَٓاءُ كَالْمُهْلِۙ

  • 71:11 Nuh: 11

    يُرْسِلِ السَّمَٓاءَ عَلَيْكُمْ مِدْرَارًاۙ

  • 73:18 Müzzemmil: 18

    اَلسَّمَٓاءُ مُنْفَطِرٌ بِهٖۜ كَانَ وَعْدُهُ مَفْعُولًا

  • 77:9 Mürselât: 9

    وَاِذَا السَّمَٓاءُ فُرِجَتْۙ

  • 78:19 Nebe': 19

    وَفُتِحَتِ السَّمَٓاءُ فَكَانَتْ اَبْوَابًاۙ

  • 78:37 Nebe': 37

    رَبِّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَاۙ الرَّحْمٰنِ لَا يَمْلِكُونَ مِنْهُ خِطَابًاۙ

  • 79:27 Nazi’ât: 27

    ءَاَنْتُمْ اَشَدُّ خَلْقًا اَمِ السَّمَٓاءُۜ بَنٰيهَا۠

  • 81:11 Tekvir: 11

    وَاِذَا السَّمَٓاءُ كُشِطَتْۙۖ

  • 82:1 İnfitâr: 1

    اِذَا السَّمَٓاءُ انْفَطَرَتْۙ

  • 84:1 İnşikak: 1

    اِذَا السَّمَٓاءُ انْشَقَّتْۙ

  • 85:9 Bürûc: 9

    اَلَّذٖي لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَهٖيدٌۜ