-
12:36
Yusuf: 36
Onunla birlikte iki genç de zindana girmişti. Onlardan biri: "Ben (rüyamda) kendimi şarap (yapmak için üzüm) sıkıyorken gördüm" dedi. Öbürü ise: "Ben de kendimi başımın üstünde ekmek taşıyorken gördüm ki, kuş(lar) da ondan yemekteydi" demişti. "Bunun yorumundan bize haber ver. Doğrusu biz seni, muhsinlerden (iyilik sahibi ve dini gayret ehli kimselerden) görmekteyiz" (diye Yusuf’tan rica etmişlerdi).
-
18:10
Kehf: 10
O gençler, (mallarını, makamlarını ve yakınlarını bırakıp, imanlarını korumak gayretiyle) mağaraya sığındıkları zaman: "Rabbimiz, katından bize bir rahmet verip (kutlu amacımıza) ulaştır ve şu işimizden (dolayı sıkıntılarımızı kaldırıp) bize doğruyu kolaylaştır (bizi başarılı kıl)” diyerek (yalvarmışlardı).
-
18:13
Kehf: 13
Biz Sana onların haberlerini bir gerçek (olay) olarak aktarıyoruz. Onlar hakikaten Rablerine iman etmiş gençler takımıydı (dinleri ve davaları için zalim düzene uymayıp; yakınlarını, mallarını ve makamlarını bırakarak kaçmışlardı) ve Biz de onların hidayetlerini artırmıştık.
-
18:60
Kehf: 60
Hani, bir vakitler (Hz.) Musa (hizmetindeki) genç adamına (ki isminin Yuşa bin Nun olduğu rivayet edilir.) demişti ki: “(İlmi Ledün sahibi, kader ve hikmet ilmine vakıf Hz. Hızır’ı buluncaya kadar) Hiç durmayıp, ta iki denizin birleştiği (şeriat ve hakikat ilminin kendisine verildiği, müspet ilimlerle manevi ilimlerin birlikte öğretildiği Zat’a da işaret olunabilir) yere ulaşacağım veya bu yolda uzun bir zaman yürüyüp (onu arayıp bulmaya çalışacağım)!”
-
18:62
Kehf: 62
Vaktâki (varmaları gereken yere gelip) geçtiklerinde (Musa) genç yardımcısına dedi ki: "Yemeğimizi getir bize ki (karnımızı doyuralım), andolsun bu yaptığımız yolculuktan gerçekten yorulduk (ve iyice acıktık)."
-
56:17
Vâkıa: 17
(Cennette onların) Çevrelerinde ebediliğe (ölümsüzlüğe) ulaştırılmış (hiç yorulup yaşlanmayan hizmetçi) gençler dönüp dolaşır; [Not: Büluğa ermeden ölen mü’min çocukları da cennette; anne-babalarının sürekli sevinç kaynakları olacaklardır.]
-
12:36
Yusuf: 36
وَدَخَلَ مَعَهُ السِّجْنَ فَتَيَانِۜ قَالَ اَحَدُهُمَٓا اِنّٖٓي اَرٰينٖٓي اَعْصِرُ خَمْرًاۚ وَقَالَ الْاٰخَرُ اِنّٖٓي اَرٰينٖٓي اَحْمِلُ فَوْقَ رَأْسٖي خُبْزًا تَأْكُلُ الطَّيْرُ مِنْهُۜ نَبِّئْنَا بِتَأْوٖيلِهٖۚ اِنَّا نَرٰيكَ مِنَ الْمُحْسِنٖينَ
Onunla birlikte iki genç de zindana girmişti. Onlardan biri: "Ben (rüyamda) kendimi şarap (yapmak için üzüm) sıkıyorken gördüm" dedi. Öbürü ise: "Ben de kendimi başımın üstünde ekmek taşıyorken gördüm ki, kuş(lar) da ondan yemekteydi" demişti. "Bunun yorumundan bize haber ver. Doğrusu biz seni, muhsinlerden (iyilik sahibi ve dini gayret ehli kimselerden) görmekteyiz" (diye Yusuf’tan rica etmişlerdi).
-
18:10
Kehf: 10
اِذْ اَوَى الْفِتْيَةُ اِلَى الْكَهْفِ فَقَالُوا رَبَّنَٓا اٰتِنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً وَهَيِّئْ لَنَا مِنْ اَمْرِنَا رَشَدًا
O gençler, (mallarını, makamlarını ve yakınlarını bırakıp, imanlarını korumak gayretiyle) mağaraya sığındıkları zaman: "Rabbimiz, katından bize bir rahmet verip (kutlu amacımıza) ulaştır ve şu işimizden (dolayı sıkıntılarımızı kaldırıp) bize doğruyu kolaylaştır (bizi başarılı kıl)” diyerek (yalvarmışlardı).
-
18:13
Kehf: 13
نَحْنُ نَقُصُّ عَلَيْكَ نَبَاَهُمْ بِالْحَقِّۜ اِنَّهُمْ فِتْيَةٌ اٰمَنُوا بِرَبِّهِمْ وَزِدْنَاهُمْ هُدًىۗ
Biz Sana onların haberlerini bir gerçek (olay) olarak aktarıyoruz. Onlar hakikaten Rablerine iman etmiş gençler takımıydı (dinleri ve davaları için zalim düzene uymayıp; yakınlarını, mallarını ve makamlarını bırakarak kaçmışlardı) ve Biz de onların hidayetlerini artırmıştık.
-
18:60
Kehf: 60
وَاِذْ قَالَ مُوسٰى لِفَتٰيهُ لَٓا اَبْرَحُ حَتّٰٓى اَبْلُغَ مَجْمَعَ الْبَحْرَيْنِ اَوْ اَمْضِيَ حُقُبًا
Hani, bir vakitler (Hz.) Musa (hizmetindeki) genç adamına (ki isminin Yuşa bin Nun olduğu rivayet edilir.) demişti ki: “(İlmi Ledün sahibi, kader ve hikmet ilmine vakıf Hz. Hızır’ı buluncaya kadar) Hiç durmayıp, ta iki denizin birleştiği (şeriat ve hakikat ilminin kendisine verildiği, müspet ilimlerle manevi ilimlerin birlikte öğretildiği Zat’a da işaret olunabilir) yere ulaşacağım veya bu yolda uzun bir zaman yürüyüp (onu arayıp bulmaya çalışacağım)!”
-
18:62
Kehf: 62
فَلَمَّا جَاوَزَا قَالَ لِفَتٰيهُ اٰتِنَا غَدَٓاءَنَاۘ لَقَدْ لَقٖينَا مِنْ سَفَرِنَا هٰذَا نَصَبًا
Vaktâki (varmaları gereken yere gelip) geçtiklerinde (Musa) genç yardımcısına dedi ki: "Yemeğimizi getir bize ki (karnımızı doyuralım), andolsun bu yaptığımız yolculuktan gerçekten yorulduk (ve iyice acıktık)."
-
56:17
Vâkıa: 17
يَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَانٌ مُخَلَّدُونَۙ
(Cennette onların) Çevrelerinde ebediliğe (ölümsüzlüğe) ulaştırılmış (hiç yorulup yaşlanmayan hizmetçi) gençler dönüp dolaşır; [Not: Büluğa ermeden ölen mü’min çocukları da cennette; anne-babalarının sürekli sevinç kaynakları olacaklardır.]
-
12:36
Yusuf: 36
وَدَخَلَ مَعَهُ السِّجْنَ فَتَيَانِۜ قَالَ اَحَدُهُمَٓا اِنّٖٓي اَرٰينٖٓي اَعْصِرُ خَمْرًاۚ وَقَالَ الْاٰخَرُ اِنّٖٓي اَرٰينٖٓي اَحْمِلُ فَوْقَ رَأْسٖي خُبْزًا تَأْكُلُ الطَّيْرُ مِنْهُۜ نَبِّئْنَا بِتَأْوٖيلِهٖۚ اِنَّا نَرٰيكَ مِنَ الْمُحْسِنٖينَ
-
18:10
Kehf: 10
اِذْ اَوَى الْفِتْيَةُ اِلَى الْكَهْفِ فَقَالُوا رَبَّنَٓا اٰتِنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً وَهَيِّئْ لَنَا مِنْ اَمْرِنَا رَشَدًا
-
18:13
Kehf: 13
نَحْنُ نَقُصُّ عَلَيْكَ نَبَاَهُمْ بِالْحَقِّۜ اِنَّهُمْ فِتْيَةٌ اٰمَنُوا بِرَبِّهِمْ وَزِدْنَاهُمْ هُدًىۗ
-
18:60
Kehf: 60
وَاِذْ قَالَ مُوسٰى لِفَتٰيهُ لَٓا اَبْرَحُ حَتّٰٓى اَبْلُغَ مَجْمَعَ الْبَحْرَيْنِ اَوْ اَمْضِيَ حُقُبًا
-
18:62
Kehf: 62
فَلَمَّا جَاوَزَا قَالَ لِفَتٰيهُ اٰتِنَا غَدَٓاءَنَاۘ لَقَدْ لَقٖينَا مِنْ سَفَرِنَا هٰذَا نَصَبًا
-
56:17
Vâkıa: 17
يَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَانٌ مُخَلَّدُونَۙ