-
2:64
Bakara: 64
Siz ise, bundan sonra da (yine va’adinizden ve dininizden) yüz çevirdiniz. Eğer Allah'ın üzerinizdeki fazlı (lütfu ihsanı) ve rahmeti olmasaydı, siz gerçekten hüsrana uğrayanlardan olacaktınız.
-
2:251
Bakara: 251
Böylece, Allah'ın izniyle onları (çok az sayıdaki sadıklar, kalabalık ve donanımlı düşmanları) yenilgiye uğrattılar. (Daha peygamber olmamış bulunan ve genç bir subay olarak orduya katılan Hz. Davud, düşman tarafın henüz bilmedikleri ve şaşkınlıkla izleyip panikledikleri, yeni bir teknolojik silah hükmündeki attığı sapan taşıyla, zırhlar içinde ve fil üzerinde gururla meydan okuyan kâfir komutanı Calut'un gözlerini kör edip, beynini akıtarak devirince; başsız kalan düşman birlikleri dağıldılar ve bozulup kaçtılar; böylece) Davud Calut'u katletti (ve zalimlerin üstünlük dönemi bitti). Allah da ona mülk ve hikmet (hükümdarlık ve bilgelik) verdi; ona dilediği şeylerden (yöneticilik, adalet, sanat ve teknoloji bilgilerinden) öğretti. Eğer Allah'ın, insanların bir kısmı ile bir kısmını defedip (engellemesi) olmasaydı, yeryüzü mutlaka fesada uğrardı. Ancak Allah, âlemlere karşı büyük fazıl (ve ihsan) sahibidir. [Not: Hadislere göre, ahir zamanda da Hz. İsa Deccal’i öldürünce Siyonizm’in zulüm saltanatı çökecektir.]
-
2:261
Bakara: 261
Mallarını Allah yolunda infak edenlerin (yakınlarına yeterli nafaka ödeyenlerin, başka muhtaçlara ise ihtiyaç giderici ölçüde sadaka verenlerin ve cihadı madden destekleyenlerin) örneği; yedi başak bitiren, her bir başakta yüz tane (tahıl habbesi) bulunan bir tek tohumun örneği gibidir. Allah, dilediğine (daha) kat kat artırır. Allah (ihsanı) bol olandır, her şeyi ayrıntıları ile bilip durandır.
-
2:268
Bakara: 268
Şeytan (eğer yoksulluk çekenlere, onların ihtiyaçlarını karşılayacak kadar verirseniz) sizi fakir düşmekle korkutur. Ve size (cimrilik hissi veya iyilik karşılığı kadınların cinsi ilgisini çekme isteği gibi) kötü ve çirkin davranışları (fahşayı emredip) öğütler (vesveseyle dürtükler. Halbuki) Allah (CC) ise (şayet infak, iyilik ve cömertlik gösterirseniz) size Kendi katından mağfiret ve faziletler va’ad ediyor. Şüphesiz Allah'ın (Lütfu) geniştir ve O her şeyi hakkıyla Bilendir.
-
3:74
Âl-i İmrân: 74
O, kime dilerse rahmetini (ve peygamberlik nimetini ona bahş ve) tahsis eder, Allah büyük 'lütuf ve ihsan (fazıl)' sahibidir.
-
3:152
Âl-i İmrân: 152
Andolsun (Uhud’da ve kıyamete kadar buna benzer durumlarda), Allah size verdiği sözünde sadık kaldı (ve O’nun va’adi doğru çıktı, ki önceleri) siz O'nun izniyle onları (inkârcıları) kırıp-geçiriyordunuz. Ta ki sevdiğiniz (zafer)i size gösterdikten sonra, siz yılgınlığa yöneldiniz, isyan ettiniz ve (Hz. Peygamberce: “Sakın yerinizden ayrılmayın!” şeklinde verilen) emir hakkında çekiştiniz (ve nöbet yerlerinizden ayrılıverdiniz)! Sizden kiminiz dünyayı, kiminiz ahireti istiyordu. Sonra (Allah) denemek için (imtihan gereği) sizi (bir müddet) ondan (manevi yardımdan mahrum bıraktı, cihad şuurundan ve ahiret duygusundan) çevirip uzaklaştırdı. Ama (sonra yine de) sizi bağışladı. Allah mü’minlere karşı fazıl (ve ihsan) sahibi olandır.
-
3:174
Âl-i İmrân: 174
İşte bundan dolayı, Allah'ın nimet ve faziletiyle kendilerine hiçbir zarar ve kötülük dokunmaksızın (Bedir’de) bir inkılâba (büyük devrim ve değişim imkânına) uğramış (ve zafere ulaşıp geri dönmeyi başarmış)lardı. Böylece Allah'ın rızasına ve rıdvanına uymuşlardı. Zira Allah, çok büyük üstünlük ve iyilik sahibidir. (Sadık kullarına sayısız ihsan ve ikramda bulunandır.)
-
3:180
Âl-i İmrân: 180
Allah'ın, bol ihsanından kendilerine verdiği şeylerde cimrilik edenler, bunun kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Hayır! Bu onlar için şerdir; kıyamet günü, cimrilik ettikleriyle tasmalanıp bağlanacaklardır. (Sonuçta) Göklerin ve yerin mirası Allah'ındır. Allah yaptıklarınızdan (ve içinizde sakladıklarınızdan) haberi olandır.
-
4:32
Nisa: 32
Allah'ın Kendi faziletiyle kiminizi kiminize göre üstün kıldığı şeyleri (malı ve makamı) imrenip temenni (ve tamah) etmeyin. Erkeklere kazandıklarından pay (olduğu gibi), kadınlara da kazandıklarından pay vardır. (Kadınlar ve erkekler, kendi fıtratlarına ve fırsatlarına uygun ve meşru işlerde çalışıp kazanmalı ve hayatın yükünü paylaşmalıdır.) Allah'tan O’nun fazlını (ihsanını) isteyin. Gerçekten, Allah her şeyi Bilendir.
-
4:70
Nisa: 70
İşte bu fazıl (bol ihsan), Allah'tan (bir lütuf ve) nimettir. (Her şeyi hakkıyla) Bilici (ve amelleri değerlendirici) olarak Allah yeterlidir.
-
4:130
Nisa: 130
Eğer (evli erkek ve kadın) ikisi de (kendi rızaları ve karşılıklı anlaşma sonucu bu evliliği yürütemeyerek boşanıp) ayrılacak olurlarsa (korkmasınlar), Allah her birine 'genişlik (rızık ve ihsan) kaynaklarından' kazandırır (ihtiyaçlardan kurtarır). Allah, (rahmetiyle) çok Geniş (ve yeterli) olandır, Hüküm ve Hikmet sahibidir.
-
9:74
Tevbe: 74
(Allah ve Elçisi hakkında kötü söz) Konuşmadıklarına (suikast tuzağı kurmadıklarına ve dış güçlerle işbirlikçilik yapmadıklarına) dair (yalan yere) yemin ederler. Halbuki (hıyanet ve nankörlük ederek “Biz Dini Görüşü terk ettik, Milli Kimlikten vazgeçtik!” şeklindeki) o küfür sözünü söylediler. Böylece Müslüman olduktan sonra küfre ve nankörlüğe düştüler. Ve (İslam davasını bitirmek gibi) asla başaramayacakları bir işe yeltendiler. (Allah’ın emirlerine ve Hakk dava öncülerine kin duyup kıskanmalarının) Ve intikam almaya kalkışmalarının sebebi ise; Allah’ın ve Resulünün lütfu keremi ile onların (mü’min ve mücahit sadıkların, her yönden) gani (varlık ve saygınlık sahibi) olmalarından başka bir şey değildir. (Buna rağmen münafıklar) Eğer tevbe ederlerse kendileri için hayırlı olur, eğer yüz çevirirlerse Allah onları dünyada da, ahirette de acı bir azapla azaplandırır. Onlar için yeryüzünde bir koruyucu-dost ve bir yardımcı da bulunacak değildir.
-
9:75
Tevbe: 75
Onlardan (münafıklardan) kimi de: "Andolsun, eğer bize bol ihsanından (zenginlik) verirse kesinlikle zekât ve sadaka vereceğiz ve salihlerden olacağız" diye Allah'a ahdetmişlerdir.
-
9:76
Tevbe: 76
(Oysa Allah) Onlara Kendi bol ihsanından verince de, onunla cimrilik yaptılar ve (Hakk’tan ve hayırdan) yüz çevirdiler; onlar böyle dönek kimselerdir. (Bunlar devlet imkânlarından sonuna kadar yararlandıkları halde, çeşitli hile ve bahanelerle vergilerini ödemeyenlerdir.)
-
9:117
Tevbe: 117
Andolsun Allah; Peygamberin, Muhacirlerin ve Ensarın üzerine tevbe (ile Rablerine yönelme duygusu) ihsan etti. Ki onlar -içlerinde bir bölümünün kalbi neredeyse kaymak ve caymak üzereyken- güçlük saatinde (zorluk-darlık vaktinde) Ona (Resulüllah’a) tâbi oldular. Sonra onların tevbelerini kabul etti. Çünkü O, onlara (karşı) çok Şefkatlidir, çok Esirgeyicidir.
-
10:60
Yunus: 60
(Ve yine artık anlayın ve açıkça söyleyin bakalım!) Allah hakkında yalan uydurup iftira edenlerin (ve hükümlerini eğip bükenlerin) kıyamet günü (hakkındaki) zanları (ve kanaatleri) nedir? (Onlar gerçekten ve yakinen inansalardı, İslam’ı yozlaştırmaya ve Kur’an’ı kendi keyfi çıkarlarına uydurmaya yeltenmezlerdi.) Şüphesiz Allah, (Kitap ve Peygamber göndermekle) insanlara karşı büyük ihsan (fazıl) sahibidir, fakat onların çoğu şükretmeyen (kimselerdir).
-
11:3
Hud: 3
Ve (her hatanın ardından hemen) Rabbinizden bağışlanma dileyin. Sonra (sürekli) O’na tevbe edin ki, O da sizi adı (ve zamanı) belirlenmiş bir vakte kadar güzel bir meta (şerefli bir hayat ve rahatlıkla) geçindirsin ve her fazilet sahibine kendi faziletini (feyiz, feraset ve bereketini) versin. (Üstün yetenekli ve verimli kimseler de devletçe önemli ve etkili görevlere getirilsin.) Eğer (Hakk’tan ve hayırdan) yüz çevirirseniz; gerçekten Ben, sizin için (hesabı çetin, önemi ve anlamı) büyük bir günün azabından korkup çekinirim.
-
11:108
Hud: 108
(İman ve itaatle) Mutlu olanlar ise, artık onlar da cennette (bahtiyardır). Rabbinin dilemesi dışında, gökler ve yer sürüp gittikçe, orada süresiz kalacaklardır. (Bu) Asla kesintisi olmayan bir ikramdır.
-
16:90
Nahl: 90
Şüphesiz Allah, adaleti (hâkim kılmayı ve uygulamayı), ihsanı (görevini tastamam yapmayı ve iyilik ehli olmayı), yakınlara (ihtiyaçlarını karşılayacak oranda) bağışta bulunup bakmayı emreder; çirkin hayâsızlıktan (fahşadan), kötülük ve fenalıklardan, azgınlık ve zorbalıklardan (ise yasaklayıp) sakındırır. Umulur ki öğüt alıp düşünürsünüz diye size öğüt vermektedir.
-
17:20
İsrâ: 20
(Hepsine ve herkese) Onlara da, bunlara da (dünya isteyenlere de, ahireti tercih edenlere de), Rabbin ihsanından (istedikleri diyarda) bolca veririz. Zaten Rabbinin nimeti hiç kimseye yasaklanmış değildir. (Allah’ın bağış ve ihsanı sınırsızdır.)
-
29:27
Ankebut: 27
(Ardından) Biz ona (İbrahim Aleyhisselam’a) İshak'ı ve Yakub’u da (bağışlayıp) armağan ettik ve onun soyundan (seçtiklerimize) peygamberlik ve kitabı (ikram ve ihsan olarak) gönderdik; ona dünyada da ecrini (ve şerefini) verdik. Şüphesiz o, ahirette de salih olanlardandır, (iyilik ve cennet ehlidir.)
-
29:69
Ankebut: 69
Bizim uğrumuzda cihad edenlere (ve Hakk yolunda sabır ve gayret gösterenlere gelince), şüphesiz (onlara hidayet ve zafer) yollarımızı açarız. (Fikri ve fiili yöntem ve teknolojiler öğretip bunları başarılı kılarız.) Gerçekten Allah, muhsinlerle (iyilik ve istikamet sahibi kimselerle, cihad görevinde titizlik ve ciddiyet gösterenlerle) beraberdir. (Bu İlahi destek sayesinde mücahit mü’minler muvaffak ve muzaffer olacaklardır.)
-
31:22
Lokman: 22
Kim (samimi, seviyeli, güzel ve iyi) davranışlar içinde (sorumlu ve şuurlu bir mü'min ve) muhsin olarak kendisini bütünüyle Allah'a teslim ederse (özünü ve yüzünü Kur’an’a dönerse), o en sağlam kulpa yapışmış (ve kurtuluşa ulaşmış)tır. Zaten bütün işlerin sonu Allah'a (varacak)dır.
-
37:80
Sâffât: 80
İşte Biz muhsinleri (Allah’ı görür gibi ibadet edenleri ve cihad görevini titizlikle yerine getirenleri) böyle mükâfatlandırırız.
-
37:105
Sâffât: 105
"Gerçekten sen, rüyana sadakat gösterdin (Allah’a va’adini yerine getirdin). Şüphesiz Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz" dedik.
-
37:113
Sâffât: 113
Ona ve İshak'a bereketler verdik (kendilerini mübarek kıldık). İkisinin soyundan, ihsanda bulunan (muhsin olan iman ve iyilik ehli) de vardır, (ama) açıkça kendi nefsine zulmeden (küfür ve kötülüğe düşenler) de (vardır).
-
37:121
Sâffât: 121
Gerçekten Biz, ihsanda bulunanları böyle mükâfatlandırırız.
-
39:34
Zümer: 34
Rableri katında dileyecekleri her şey onlara verilecektir. İşte bu muhsinlerin (iyilik ve dini gayret ehlinin) ödülleridir.
-
39:49
Zümer: 49
İnsana bir zarar dokunduğu (ve çaresiz kaldığı zaman, hemen fıtri bir yönelişle) Bize yalvarır. Sonra (sıkıntılarını giderip) ona katımızdan (sağlık ve servet gibi) bir nimet verdik mi; “Bu bana (kendi) bilgim (ve becerim) sayesinde verilmiştir” (diyerek nankörlüğe kaymaktadır). Doğrusu bu (nimetler de musibetler de insanı denemek için bir) imtihandır; fakat çokları (gerçeği) bilmediklerinden (ve İslami şuur eksikliğinden gaflete dalınmaktadır).
-
46:12
Ahkaf: 12
Bundan önce de, bir rehber (imam) ve bir rahmet olarak Musa'nın kitabı (Tevrat’ın aslı) vardır. Bu (Kur'an) da, zulmedenleri uyarmak, iyilik ve ihsanda bulunanlara bir müjde olmak üzere, (kendinden önceki İlahi mesajları) doğrulayıcı ve lisanı Arapça olan bir Kitaptır.
-
48:29
Fetih: 29
(Elbette ve kesinlikle Hz.) Muhammed (SAV) Allah’ın Resulüdür; beraberinde bulunanlar (ve kıyamete kadar Onun yanında ve yolunda olanlar) da; inkârcı (zalimlere) karşı şiddetli (cesaretli, mert ve metin), kendi aralarında ise (gayet müsamahalı ve) merhametlidirler. Onları rükû ve secde ederek (her hizmet ve ibadetlerinde sadece) Allah’ın fazlını (lütfu ihsanını) ve rızasını ararken görürsün. Onların nişanları, (nurlu) yüzlerindeki secde izleridir. Bu onların Tevrat’taki vasıflarıdır. İncil’deki vasıfları ise şöyledir: Sanki bir ekin (tohum kabuğunu) yarıp filizlerini çıkarmış, gittikçe onu (bitki fidesini ve gövdesini) kuvvetlendirerek kalınlaşmış, derken sapları üzerine doğrulup boy atmıştır. Ki bu durum (emek çeken) ziraatçıların da hoşuna gider. (Allah’ın mü’minleri ve İslami hareketleri böyle tedricen geliştirip güçlendirmesi) Bunlarla kâfirleri öfkelendirmek (ve zalimleri kahretmek) içindir. (Ama onlardan, sonunda inadından ve inkârından dönüp) İman eden ve salih ameller işleyenlere Allah (yine de) mağfiret ve büyük mükâfat va’ad etmiştir.
-
49:8
Hucurât: 8
(Bunlar) Allah'tan bir fazilet (ihsan, lütuf) ve bir nimet olarak (kendilerine verilmiştir). Allah (her şeyi hakkıyla) Bilendir, Hüküm ve Hikmet sahibidir.
-
51:16
Zâriyât: 16
Doğrusu onlar, Rablerinin kendilerine verdiği mükâfatı almış olarak (sonsuz saadete erişmişlerdir). Çünkü onlar bundan önce (dünyada iken) muhsin kimselerdi. (Allah'ı görür gibi ibadet ve hareket ederlerdi ve cihad görevlerinde oldukça titizlik gösterirlerdi.)
-
55:60
Rahmân: 60
İyilik ve ihsanın karşılığı da (hem dünyada hem ahirette) yine iyilik ve güzellikten başkası mıdır? (Her insan ancak ettiklerini bulacak ve ektiklerini biçmiş olacaktır.)
-
57:29
Hadid: 29
Böylece, (sizi hakir gören ve aleyhinize birleşen) Kitap Ehli (Yahudi ve Hristiyan kesimlerle, Kur’an’ı anlamayı ve hükümlerine uymayı terk edip, sadece kendi hocalarının ve üstadlarının yazdığı kitapları yeterli görenler ve özellikle Batı’nın ve bâtılın peşine düşenler) kendilerinin Allah'ın fazlından (lütuf ve ihsanından) hiçbir şeye 'kâdir ve sahip olmadıklarını' (fark etsinler) ve bütün fazlın (her türlü imkân, ikram ve iktidarın) muhakkak Allah'ın elinde olduğunu ve onu dilediğine verdiğini bilip-öğrensinlerdi. (Zira) Allah, büyük fazıl (üstün lütuf ve ihsan) sahibidir.
-
59:8
Haşr: 8
(Ayrıca bu ganimet malları) Hicret eden fakirleredir ki; onlar, sadece Allah'tan O’nun lütfunu ve rızasını dileyip aramak üzere; Allah'a (dinine) ve O'nun Resulüne yardım ederlerken (bu nedenle) yurtlarından ve mallarından sürülüp-çıkarılmış kimselerdir. İşte bunlar, (davasına) sadık kalan (mü’minlerdir).
-
62:4
Cum'a: 4
İşte bu, Allah'ın dilediğine verdiği fazlı (lütuf ve ihsanı)dır. Allah, büyük fazıl (ihsan ve ikram) sahibidir.
-
64:17
Teğabün: 17
Eğer Allah'a güzel bir borç verecek olursanız (ihtiyaç fazlası birikiminizi ahiret hazırlığına ve başkaları kredi olarak kullansın diye İslam Nizamındaki faizsiz Devlet Bankasına yatırırsanız), onu sizin için kat kat artırır ve sizi bağışlar. Allah Şekûr'dur (şükrü kabul edip çok ihsan eden), Halîm'dir (cezayı vermekte acele etmeyen, hatayı hoş görüp erteleyendir).
-
2:64
Bakara: 64
ثُمَّ تَوَلَّيْتُمْ مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَۚ فَلَوْلَا فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ لَكُنْتُمْ مِنَ الْخَاسِرٖينَ
Siz ise, bundan sonra da (yine va’adinizden ve dininizden) yüz çevirdiniz. Eğer Allah'ın üzerinizdeki fazlı (lütfu ihsanı) ve rahmeti olmasaydı, siz gerçekten hüsrana uğrayanlardan olacaktınız.
-
2:251
Bakara: 251
فَهَزَمُوهُمْ بِاِذْنِ اللّٰهِۙ وَقَتَلَ دَاوُ۫دُ جَالُوتَ وَاٰتٰيهُ اللّٰهُ الْمُلْكَ وَالْحِكْمَةَ وَعَلَّمَهُ مِمَّا يَشَٓاءُۜ وَلَوْلَا دَفْعُ اللّٰهِ النَّاسَ بَعْضَهُمْ بِبَعْضٍ لَفَسَدَتِ الْاَرْضُ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ ذُو فَضْلٍ عَلَى الْعَالَمٖينَ
Böylece, Allah'ın izniyle onları (çok az sayıdaki sadıklar, kalabalık ve donanımlı düşmanları) yenilgiye uğrattılar. (Daha peygamber olmamış bulunan ve genç bir subay olarak orduya katılan Hz. Davud, düşman tarafın henüz bilmedikleri ve şaşkınlıkla izleyip panikledikleri, yeni bir teknolojik silah hükmündeki attığı sapan taşıyla, zırhlar içinde ve fil üzerinde gururla meydan okuyan kâfir komutanı Calut'un gözlerini kör edip, beynini akıtarak devirince; başsız kalan düşman birlikleri dağıldılar ve bozulup kaçtılar; böylece) Davud Calut'u katletti (ve zalimlerin üstünlük dönemi bitti). Allah da ona mülk ve hikmet (hükümdarlık ve bilgelik) verdi; ona dilediği şeylerden (yöneticilik, adalet, sanat ve teknoloji bilgilerinden) öğretti. Eğer Allah'ın, insanların bir kısmı ile bir kısmını defedip (engellemesi) olmasaydı, yeryüzü mutlaka fesada uğrardı. Ancak Allah, âlemlere karşı büyük fazıl (ve ihsan) sahibidir. [Not: Hadislere göre, ahir zamanda da Hz. İsa Deccal’i öldürünce Siyonizm’in zulüm saltanatı çökecektir.]
-
2:261
Bakara: 261
مَثَلُ الَّذٖينَ يُنْفِقُونَ اَمْوَالَهُمْ فٖي سَبٖيلِ اللّٰهِ كَمَثَلِ حَبَّةٍ اَنْبَتَتْ سَبْعَ سَنَابِلَ فٖي كُلِّ سُنْبُلَةٍ مِائَةُ حَبَّةٍۜ وَاللّٰهُ يُضَاعِفُ لِمَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ وَاسِعٌ عَلٖيمٌ
Mallarını Allah yolunda infak edenlerin (yakınlarına yeterli nafaka ödeyenlerin, başka muhtaçlara ise ihtiyaç giderici ölçüde sadaka verenlerin ve cihadı madden destekleyenlerin) örneği; yedi başak bitiren, her bir başakta yüz tane (tahıl habbesi) bulunan bir tek tohumun örneği gibidir. Allah, dilediğine (daha) kat kat artırır. Allah (ihsanı) bol olandır, her şeyi ayrıntıları ile bilip durandır.
-
2:268
Bakara: 268
اَلشَّيْطَانُ يَعِدُكُمُ الْفَقْرَ وَيَأْمُرُكُمْ بِالْفَحْشَٓاءِۚ وَاللّٰهُ يَعِدُكُمْ مَغْفِرَةً مِنْهُ وَفَضْلًاۜ وَاللّٰهُ وَاسِعٌ عَلٖيمٌۚ
Şeytan (eğer yoksulluk çekenlere, onların ihtiyaçlarını karşılayacak kadar verirseniz) sizi fakir düşmekle korkutur. Ve size (cimrilik hissi veya iyilik karşılığı kadınların cinsi ilgisini çekme isteği gibi) kötü ve çirkin davranışları (fahşayı emredip) öğütler (vesveseyle dürtükler. Halbuki) Allah (CC) ise (şayet infak, iyilik ve cömertlik gösterirseniz) size Kendi katından mağfiret ve faziletler va’ad ediyor. Şüphesiz Allah'ın (Lütfu) geniştir ve O her şeyi hakkıyla Bilendir.
-
3:74
Âl-i İmrân: 74
يَخْتَصُّ بِرَحْمَتِهٖ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظٖيمِ
O, kime dilerse rahmetini (ve peygamberlik nimetini ona bahş ve) tahsis eder, Allah büyük 'lütuf ve ihsan (fazıl)' sahibidir.
-
3:152
Âl-i İmrân: 152
وَلَقَدْ صَدَقَكُمُ اللّٰهُ وَعْدَهُٓ اِذْ تَحُسُّونَهُمْ بِاِذْنِهٖۚ حَتّٰٓى اِذَا فَشِلْتُمْ وَتَنَازَعْتُمْ فِي الْاَمْرِ وَعَصَيْتُمْ مِنْ بَعْدِ مَٓا اَرٰيكُمْ مَا تُحِبُّونَۜ مِنْكُمْ مَنْ يُرٖيدُ الدُّنْيَا وَمِنْكُمْ مَنْ يُرٖيدُ الْاٰخِرَةَۚ ثُمَّ صَرَفَكُمْ عَنْهُمْ لِيَبْتَلِيَكُمْۚ وَلَقَدْ عَفَا عَنْكُمْۜ وَاللّٰهُ ذُو فَضْلٍ عَلَى الْمُؤْمِنٖينَ
Andolsun (Uhud’da ve kıyamete kadar buna benzer durumlarda), Allah size verdiği sözünde sadık kaldı (ve O’nun va’adi doğru çıktı, ki önceleri) siz O'nun izniyle onları (inkârcıları) kırıp-geçiriyordunuz. Ta ki sevdiğiniz (zafer)i size gösterdikten sonra, siz yılgınlığa yöneldiniz, isyan ettiniz ve (Hz. Peygamberce: “Sakın yerinizden ayrılmayın!” şeklinde verilen) emir hakkında çekiştiniz (ve nöbet yerlerinizden ayrılıverdiniz)! Sizden kiminiz dünyayı, kiminiz ahireti istiyordu. Sonra (Allah) denemek için (imtihan gereği) sizi (bir müddet) ondan (manevi yardımdan mahrum bıraktı, cihad şuurundan ve ahiret duygusundan) çevirip uzaklaştırdı. Ama (sonra yine de) sizi bağışladı. Allah mü’minlere karşı fazıl (ve ihsan) sahibi olandır.
-
3:174
Âl-i İmrân: 174
فَانْقَلَبُوا بِنِعْمَةٍ مِنَ اللّٰهِ وَفَضْلٍ لَمْ يَمْسَسْهُمْ سُٓوءٌۙ وَاتَّبَعُوا رِضْوَانَ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ ذُو فَضْلٍ عَظٖيمٍ
İşte bundan dolayı, Allah'ın nimet ve faziletiyle kendilerine hiçbir zarar ve kötülük dokunmaksızın (Bedir’de) bir inkılâba (büyük devrim ve değişim imkânına) uğramış (ve zafere ulaşıp geri dönmeyi başarmış)lardı. Böylece Allah'ın rızasına ve rıdvanına uymuşlardı. Zira Allah, çok büyük üstünlük ve iyilik sahibidir. (Sadık kullarına sayısız ihsan ve ikramda bulunandır.)
-
3:180
Âl-i İmrân: 180
وَلَا يَحْسَبَنَّ الَّذٖينَ يَبْخَلُونَ بِمَٓا اٰتٰيهُمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِهٖ هُوَ خَيْرًا لَهُمْۜ بَلْ هُوَ شَرٌّ لَهُمْۜ سَيُطَوَّقُونَ مَا بَخِلُوا بِهٖ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ وَلِلّٰهِ مٖيرَاثُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبٖيرٌ۟
Allah'ın, bol ihsanından kendilerine verdiği şeylerde cimrilik edenler, bunun kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Hayır! Bu onlar için şerdir; kıyamet günü, cimrilik ettikleriyle tasmalanıp bağlanacaklardır. (Sonuçta) Göklerin ve yerin mirası Allah'ındır. Allah yaptıklarınızdan (ve içinizde sakladıklarınızdan) haberi olandır.
-
4:32
Nisa: 32
وَلَا تَتَمَنَّوْا مَا فَضَّلَ اللّٰهُ بِهٖ بَعْضَكُمْ عَلٰى بَعْضٍۜ لِلرِّجَالِ نَصٖيبٌ مِمَّا اكْتَسَبُوا وَلِلنِّسَٓاءِ نَصٖيبٌ مِمَّا اكْتَسَبْنَۜ وَسْـَٔلُوا اللّٰهَ مِنْ فَضْلِهٖۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلٖيمًا
Allah'ın Kendi faziletiyle kiminizi kiminize göre üstün kıldığı şeyleri (malı ve makamı) imrenip temenni (ve tamah) etmeyin. Erkeklere kazandıklarından pay (olduğu gibi), kadınlara da kazandıklarından pay vardır. (Kadınlar ve erkekler, kendi fıtratlarına ve fırsatlarına uygun ve meşru işlerde çalışıp kazanmalı ve hayatın yükünü paylaşmalıdır.) Allah'tan O’nun fazlını (ihsanını) isteyin. Gerçekten, Allah her şeyi Bilendir.
-
4:70
Nisa: 70
ذٰلِكَ الْفَضْلُ مِنَ اللّٰهِۜ وَكَفٰى بِاللّٰهِ عَلٖيمًا۟
İşte bu fazıl (bol ihsan), Allah'tan (bir lütuf ve) nimettir. (Her şeyi hakkıyla) Bilici (ve amelleri değerlendirici) olarak Allah yeterlidir.
-
4:130
Nisa: 130
وَاِنْ يَتَفَرَّقَا يُغْنِ اللّٰهُ كُلًّا مِنْ سَعَتِهٖۜ وَكَانَ اللّٰهُ وَاسِعًا حَكٖيمًا
Eğer (evli erkek ve kadın) ikisi de (kendi rızaları ve karşılıklı anlaşma sonucu bu evliliği yürütemeyerek boşanıp) ayrılacak olurlarsa (korkmasınlar), Allah her birine 'genişlik (rızık ve ihsan) kaynaklarından' kazandırır (ihtiyaçlardan kurtarır). Allah, (rahmetiyle) çok Geniş (ve yeterli) olandır, Hüküm ve Hikmet sahibidir.
-
9:74
Tevbe: 74
يَحْلِفُونَ بِاللّٰهِ مَا قَالُواۜ وَلَقَدْ قَالُوا كَلِمَةَ الْكُفْرِ وَكَفَرُوا بَعْدَ اِسْلَامِهِمْ وَهَمُّوا بِمَا لَمْ يَنَالُواۚ وَمَا نَقَمُٓوا اِلَّٓا اَنْ اَغْنٰيهُمُ اللّٰهُ وَرَسُولُهُ مِنْ فَضْلِهٖۚ فَاِنْ يَتُوبُوا يَكُ خَيْرًا لَهُمْۚ وَاِنْ يَتَوَلَّوْا يُعَذِّبْهُمُ اللّٰهُ عَذَابًا اَلٖيمًا فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِۚ وَمَا لَهُمْ فِي الْاَرْضِ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا نَصٖيرٍ
(Allah ve Elçisi hakkında kötü söz) Konuşmadıklarına (suikast tuzağı kurmadıklarına ve dış güçlerle işbirlikçilik yapmadıklarına) dair (yalan yere) yemin ederler. Halbuki (hıyanet ve nankörlük ederek “Biz Dini Görüşü terk ettik, Milli Kimlikten vazgeçtik!” şeklindeki) o küfür sözünü söylediler. Böylece Müslüman olduktan sonra küfre ve nankörlüğe düştüler. Ve (İslam davasını bitirmek gibi) asla başaramayacakları bir işe yeltendiler. (Allah’ın emirlerine ve Hakk dava öncülerine kin duyup kıskanmalarının) Ve intikam almaya kalkışmalarının sebebi ise; Allah’ın ve Resulünün lütfu keremi ile onların (mü’min ve mücahit sadıkların, her yönden) gani (varlık ve saygınlık sahibi) olmalarından başka bir şey değildir. (Buna rağmen münafıklar) Eğer tevbe ederlerse kendileri için hayırlı olur, eğer yüz çevirirlerse Allah onları dünyada da, ahirette de acı bir azapla azaplandırır. Onlar için yeryüzünde bir koruyucu-dost ve bir yardımcı da bulunacak değildir.
-
9:75
Tevbe: 75
وَمِنْهُمْ مَنْ عَاهَدَ اللّٰهَ لَئِنْ اٰتٰينَا مِنْ فَضْلِهٖ لَنَصَّدَّقَنَّ وَلَنَكُونَنَّ مِنَ الصَّالِحٖينَ
Onlardan (münafıklardan) kimi de: "Andolsun, eğer bize bol ihsanından (zenginlik) verirse kesinlikle zekât ve sadaka vereceğiz ve salihlerden olacağız" diye Allah'a ahdetmişlerdir.
-
9:76
Tevbe: 76
فَلَمَّٓا اٰتٰيهُمْ مِنْ فَضْلِهٖ بَخِلُوا بِهٖ وَتَوَلَّوْا وَهُمْ مُعْرِضُونَ
(Oysa Allah) Onlara Kendi bol ihsanından verince de, onunla cimrilik yaptılar ve (Hakk’tan ve hayırdan) yüz çevirdiler; onlar böyle dönek kimselerdir. (Bunlar devlet imkânlarından sonuna kadar yararlandıkları halde, çeşitli hile ve bahanelerle vergilerini ödemeyenlerdir.)
-
9:117
Tevbe: 117
لَقَدْ تَابَ اللّٰهُ عَلَى النَّبِيِّ وَالْمُهَاجِرٖينَ وَالْاَنْصَارِ الَّذٖينَ اتَّبَعُوهُ فٖي سَاعَةِ الْعُسْرَةِ مِنْ بَعْدِ مَا كَادَ يَزٖيغُ قُلُوبُ فَرٖيقٍ مِنْهُمْ ثُمَّ تَابَ عَلَيْهِمْۜ اِنَّهُ بِهِمْ رَؤُ۫فٌ رَحٖيمٌۙ
Andolsun Allah; Peygamberin, Muhacirlerin ve Ensarın üzerine tevbe (ile Rablerine yönelme duygusu) ihsan etti. Ki onlar -içlerinde bir bölümünün kalbi neredeyse kaymak ve caymak üzereyken- güçlük saatinde (zorluk-darlık vaktinde) Ona (Resulüllah’a) tâbi oldular. Sonra onların tevbelerini kabul etti. Çünkü O, onlara (karşı) çok Şefkatlidir, çok Esirgeyicidir.
-
10:60
Yunus: 60
وَمَا ظَنُّ الَّذٖينَ يَفْتَرُونَ عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ اِنَّ اللّٰهَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى النَّاسِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَشْكُرُونَ۟
(Ve yine artık anlayın ve açıkça söyleyin bakalım!) Allah hakkında yalan uydurup iftira edenlerin (ve hükümlerini eğip bükenlerin) kıyamet günü (hakkındaki) zanları (ve kanaatleri) nedir? (Onlar gerçekten ve yakinen inansalardı, İslam’ı yozlaştırmaya ve Kur’an’ı kendi keyfi çıkarlarına uydurmaya yeltenmezlerdi.) Şüphesiz Allah, (Kitap ve Peygamber göndermekle) insanlara karşı büyük ihsan (fazıl) sahibidir, fakat onların çoğu şükretmeyen (kimselerdir).
-
11:3
Hud: 3
وَاَنِ اسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُٓوا اِلَيْهِ يُمَتِّعْكُمْ مَتَاعًا حَسَنًا اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّى وَيُؤْتِ كُلَّ ذٖي فَضْلٍ فَضْلَهُۜ وَاِنْ تَوَلَّوْا فَاِنّٖٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ كَبٖيرٍ
Ve (her hatanın ardından hemen) Rabbinizden bağışlanma dileyin. Sonra (sürekli) O’na tevbe edin ki, O da sizi adı (ve zamanı) belirlenmiş bir vakte kadar güzel bir meta (şerefli bir hayat ve rahatlıkla) geçindirsin ve her fazilet sahibine kendi faziletini (feyiz, feraset ve bereketini) versin. (Üstün yetenekli ve verimli kimseler de devletçe önemli ve etkili görevlere getirilsin.) Eğer (Hakk’tan ve hayırdan) yüz çevirirseniz; gerçekten Ben, sizin için (hesabı çetin, önemi ve anlamı) büyük bir günün azabından korkup çekinirim.
-
11:108
Hud: 108
وَاَمَّا الَّذٖينَ سُعِدُوا فَفِي الْجَنَّةِ خَالِدٖينَ فٖيهَا مَا دَامَتِ السَّمٰوَاتُ وَالْاَرْضُ اِلَّا مَا شَٓاءَ رَبُّكَۜ عَطَٓاءً غَيْرَ مَجْذُوذٍ
(İman ve itaatle) Mutlu olanlar ise, artık onlar da cennette (bahtiyardır). Rabbinin dilemesi dışında, gökler ve yer sürüp gittikçe, orada süresiz kalacaklardır. (Bu) Asla kesintisi olmayan bir ikramdır.
-
16:90
Nahl: 90
اِنَّ اللّٰهَ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالْاِحْسَانِ وَاٖيتَٓائِ ذِي الْقُرْبٰى وَيَنْهٰى عَنِ الْفَحْشَٓاءِ وَالْمُنْكَرِ وَالْبَغْيِۚ يَعِظُكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ
Şüphesiz Allah, adaleti (hâkim kılmayı ve uygulamayı), ihsanı (görevini tastamam yapmayı ve iyilik ehli olmayı), yakınlara (ihtiyaçlarını karşılayacak oranda) bağışta bulunup bakmayı emreder; çirkin hayâsızlıktan (fahşadan), kötülük ve fenalıklardan, azgınlık ve zorbalıklardan (ise yasaklayıp) sakındırır. Umulur ki öğüt alıp düşünürsünüz diye size öğüt vermektedir.
-
17:20
İsrâ: 20
كُلًّا نُمِدُّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ وَهٰٓؤُ۬لَٓاءِ مِنْ عَطَٓاءِ رَبِّكَۜ وَمَا كَانَ عَطَٓاءُ رَبِّكَ مَحْظُورًا
(Hepsine ve herkese) Onlara da, bunlara da (dünya isteyenlere de, ahireti tercih edenlere de), Rabbin ihsanından (istedikleri diyarda) bolca veririz. Zaten Rabbinin nimeti hiç kimseye yasaklanmış değildir. (Allah’ın bağış ve ihsanı sınırsızdır.)
-
29:27
Ankebut: 27
وَوَهَبْنَا لَهُٓ اِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَ وَجَعَلْنَا فٖي ذُرِّيَّتِهِ النُّبُوَّةَ وَالْكِتَابَ وَاٰتَيْنَاهُ اَجْرَهُ فِي الدُّنْيَاۚ وَاِنَّهُ فِي الْاٰخِرَةِ لَمِنَ الصَّالِحٖينَ
(Ardından) Biz ona (İbrahim Aleyhisselam’a) İshak'ı ve Yakub’u da (bağışlayıp) armağan ettik ve onun soyundan (seçtiklerimize) peygamberlik ve kitabı (ikram ve ihsan olarak) gönderdik; ona dünyada da ecrini (ve şerefini) verdik. Şüphesiz o, ahirette de salih olanlardandır, (iyilik ve cennet ehlidir.)
-
29:69
Ankebut: 69
وَالَّذٖينَ جَاهَدُوا فٖينَا لَنَهْدِيَنَّهُمْ سُبُلَنَاۜ وَاِنَّ اللّٰهَ لَمَعَ الْمُحْسِنٖينَ
Bizim uğrumuzda cihad edenlere (ve Hakk yolunda sabır ve gayret gösterenlere gelince), şüphesiz (onlara hidayet ve zafer) yollarımızı açarız. (Fikri ve fiili yöntem ve teknolojiler öğretip bunları başarılı kılarız.) Gerçekten Allah, muhsinlerle (iyilik ve istikamet sahibi kimselerle, cihad görevinde titizlik ve ciddiyet gösterenlerle) beraberdir. (Bu İlahi destek sayesinde mücahit mü’minler muvaffak ve muzaffer olacaklardır.)
-
31:22
Lokman: 22
وَمَنْ يُسْلِمْ وَجْهَهُٓ اِلَى اللّٰهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقٰىۜ وَاِلَى اللّٰهِ عَاقِبَةُ الْاُمُورِ
Kim (samimi, seviyeli, güzel ve iyi) davranışlar içinde (sorumlu ve şuurlu bir mü'min ve) muhsin olarak kendisini bütünüyle Allah'a teslim ederse (özünü ve yüzünü Kur’an’a dönerse), o en sağlam kulpa yapışmış (ve kurtuluşa ulaşmış)tır. Zaten bütün işlerin sonu Allah'a (varacak)dır.
-
37:80
Sâffât: 80
اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنٖينَ
İşte Biz muhsinleri (Allah’ı görür gibi ibadet edenleri ve cihad görevini titizlikle yerine getirenleri) böyle mükâfatlandırırız.
-
37:105
Sâffât: 105
قَدْ صَدَّقْتَ الرُّءْيَاۚ اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنٖينَ
"Gerçekten sen, rüyana sadakat gösterdin (Allah’a va’adini yerine getirdin). Şüphesiz Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz" dedik.
-
37:113
Sâffât: 113
وَبَارَكْنَا عَلَيْهِ وَعَلٰٓى اِسْحٰقَۜ وَمِنْ ذُرِّيَّتِهِمَا مُحْسِنٌ وَظَالِمٌ لِنَفْسِهٖ مُبٖينٌ۟
Ona ve İshak'a bereketler verdik (kendilerini mübarek kıldık). İkisinin soyundan, ihsanda bulunan (muhsin olan iman ve iyilik ehli) de vardır, (ama) açıkça kendi nefsine zulmeden (küfür ve kötülüğe düşenler) de (vardır).
-
37:121
Sâffât: 121
اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنٖينَ
Gerçekten Biz, ihsanda bulunanları böyle mükâfatlandırırız.
-
39:34
Zümer: 34
لَهُمْ مَا يَشَٓاؤُ۫نَ عِنْدَ رَبِّهِمْۜ ذٰلِكَ جَزٰٓؤُا الْمُحْسِنٖينَۚ
Rableri katında dileyecekleri her şey onlara verilecektir. İşte bu muhsinlerin (iyilik ve dini gayret ehlinin) ödülleridir.
-
39:49
Zümer: 49
فَاِذَا مَسَّ الْاِنْسَانَ ضُرٌّ دَعَانَاۘ ثُمَّ اِذَا خَوَّلْنَاهُ نِعْمَةً مِنَّاۙ قَالَ اِنَّمَٓا اُو۫تٖيتُهُ عَلٰى عِلْمٍۜ بَلْ هِيَ فِتْنَةٌ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
İnsana bir zarar dokunduğu (ve çaresiz kaldığı zaman, hemen fıtri bir yönelişle) Bize yalvarır. Sonra (sıkıntılarını giderip) ona katımızdan (sağlık ve servet gibi) bir nimet verdik mi; “Bu bana (kendi) bilgim (ve becerim) sayesinde verilmiştir” (diyerek nankörlüğe kaymaktadır). Doğrusu bu (nimetler de musibetler de insanı denemek için bir) imtihandır; fakat çokları (gerçeği) bilmediklerinden (ve İslami şuur eksikliğinden gaflete dalınmaktadır).
-
46:12
Ahkaf: 12
وَمِنْ قَبْلِهٖ كِتَابُ مُوسٰٓى اِمَامًا وَرَحْمَةًۜ وَهٰذَا كِتَابٌ مُصَدِّقٌ لِسَانًا عَرَبِيًّا لِيُنْذِرَ الَّذٖينَ ظَلَمُواۗ وَبُشْرٰى لِلْمُحْسِنٖينَ
Bundan önce de, bir rehber (imam) ve bir rahmet olarak Musa'nın kitabı (Tevrat’ın aslı) vardır. Bu (Kur'an) da, zulmedenleri uyarmak, iyilik ve ihsanda bulunanlara bir müjde olmak üzere, (kendinden önceki İlahi mesajları) doğrulayıcı ve lisanı Arapça olan bir Kitaptır.
-
48:29
Fetih: 29
مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللّٰهِۜ وَالَّذٖينَ مَعَهُٓ اَشِدَّٓاءُ عَلَى الْكُفَّارِ رُحَمَٓاءُ بَيْنَهُمْ تَرٰيهُمْ رُكَّعًا سُجَّدًا يَبْتَغُونَ فَضْلًا مِنَ اللّٰهِ وَرِضْوَانًاۘ سٖيمَاهُمْ فٖي وُجُوهِهِمْ مِنْ اَثَرِ السُّجُودِۜ ذٰلِكَ مَثَلُهُمْ فِي التَّوْرٰيةِۚۛ وَمَثَلُهُمْ فِي الْاِنْجٖيلِ۠ۛ كَزَرْعٍ اَخْرَجَ شَطْـَٔهُ۫ فَاٰزَرَهُ فَاسْتَغْلَظَ فَاسْتَوٰى عَلٰى سُوقِهٖ يُعْجِبُ الزُّرَّاعَ لِيَغٖيظَ بِهِمُ الْكُفَّارَۜ وَعَدَ اللّٰهُ الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِنْهُمْ مَغْفِرَةً وَاَجْرًا عَظٖيمًا
(Elbette ve kesinlikle Hz.) Muhammed (SAV) Allah’ın Resulüdür; beraberinde bulunanlar (ve kıyamete kadar Onun yanında ve yolunda olanlar) da; inkârcı (zalimlere) karşı şiddetli (cesaretli, mert ve metin), kendi aralarında ise (gayet müsamahalı ve) merhametlidirler. Onları rükû ve secde ederek (her hizmet ve ibadetlerinde sadece) Allah’ın fazlını (lütfu ihsanını) ve rızasını ararken görürsün. Onların nişanları, (nurlu) yüzlerindeki secde izleridir. Bu onların Tevrat’taki vasıflarıdır. İncil’deki vasıfları ise şöyledir: Sanki bir ekin (tohum kabuğunu) yarıp filizlerini çıkarmış, gittikçe onu (bitki fidesini ve gövdesini) kuvvetlendirerek kalınlaşmış, derken sapları üzerine doğrulup boy atmıştır. Ki bu durum (emek çeken) ziraatçıların da hoşuna gider. (Allah’ın mü’minleri ve İslami hareketleri böyle tedricen geliştirip güçlendirmesi) Bunlarla kâfirleri öfkelendirmek (ve zalimleri kahretmek) içindir. (Ama onlardan, sonunda inadından ve inkârından dönüp) İman eden ve salih ameller işleyenlere Allah (yine de) mağfiret ve büyük mükâfat va’ad etmiştir.
-
49:8
Hucurât: 8
فَضْلًا مِنَ اللّٰهِ وَنِعْمَةًۜ وَاللّٰهُ عَلٖيمٌ حَكٖيمٌ
(Bunlar) Allah'tan bir fazilet (ihsan, lütuf) ve bir nimet olarak (kendilerine verilmiştir). Allah (her şeyi hakkıyla) Bilendir, Hüküm ve Hikmet sahibidir.
-
51:16
Zâriyât: 16
اٰخِذٖينَ مَٓا اٰتٰيهُمْ رَبُّهُمْۜ اِنَّهُمْ كَانُوا قَبْلَ ذٰلِكَ مُحْسِنٖينَۜ
Doğrusu onlar, Rablerinin kendilerine verdiği mükâfatı almış olarak (sonsuz saadete erişmişlerdir). Çünkü onlar bundan önce (dünyada iken) muhsin kimselerdi. (Allah'ı görür gibi ibadet ve hareket ederlerdi ve cihad görevlerinde oldukça titizlik gösterirlerdi.)
-
55:60
Rahmân: 60
هَلْ جَزَٓاءُ الْاِحْسَانِ اِلَّا الْاِحْسَانُۚ
İyilik ve ihsanın karşılığı da (hem dünyada hem ahirette) yine iyilik ve güzellikten başkası mıdır? (Her insan ancak ettiklerini bulacak ve ektiklerini biçmiş olacaktır.)
-
57:29
Hadid: 29
لِئَلَّا يَعْلَمَ اَهْلُ الْكِتَابِ اَلَّا يَقْدِرُونَ عَلٰى شَيْءٍ مِنْ فَضْلِ اللّٰهِ وَاَنَّ الْفَضْلَ بِيَدِ اللّٰهِ يُؤْتٖيهِ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظٖيمِ
Böylece, (sizi hakir gören ve aleyhinize birleşen) Kitap Ehli (Yahudi ve Hristiyan kesimlerle, Kur’an’ı anlamayı ve hükümlerine uymayı terk edip, sadece kendi hocalarının ve üstadlarının yazdığı kitapları yeterli görenler ve özellikle Batı’nın ve bâtılın peşine düşenler) kendilerinin Allah'ın fazlından (lütuf ve ihsanından) hiçbir şeye 'kâdir ve sahip olmadıklarını' (fark etsinler) ve bütün fazlın (her türlü imkân, ikram ve iktidarın) muhakkak Allah'ın elinde olduğunu ve onu dilediğine verdiğini bilip-öğrensinlerdi. (Zira) Allah, büyük fazıl (üstün lütuf ve ihsan) sahibidir.
-
59:8
Haşr: 8
لِلْفُقَرَٓاءِ الْمُهَاجِرٖينَ الَّذٖينَ اُخْرِجُوا مِنْ دِيَارِهِمْ وَاَمْوَالِهِمْ يَبْتَغُونَ فَضْلًا مِنَ اللّٰهِ وَرِضْوَانًا وَيَنْصُرُونَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُۜ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الصَّادِقُونَۚ
(Ayrıca bu ganimet malları) Hicret eden fakirleredir ki; onlar, sadece Allah'tan O’nun lütfunu ve rızasını dileyip aramak üzere; Allah'a (dinine) ve O'nun Resulüne yardım ederlerken (bu nedenle) yurtlarından ve mallarından sürülüp-çıkarılmış kimselerdir. İşte bunlar, (davasına) sadık kalan (mü’minlerdir).
-
62:4
Cum'a: 4
ذٰلِكَ فَضْلُ اللّٰهِ يُؤْتٖيهِ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظٖيمِ
İşte bu, Allah'ın dilediğine verdiği fazlı (lütuf ve ihsanı)dır. Allah, büyük fazıl (ihsan ve ikram) sahibidir.
-
64:17
Teğabün: 17
اِنْ تُقْرِضُوا اللّٰهَ قَرْضًا حَسَنًا يُضَاعِفْهُ لَكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْۜ وَاللّٰهُ شَكُورٌ حَلٖيمٌۙ
Eğer Allah'a güzel bir borç verecek olursanız (ihtiyaç fazlası birikiminizi ahiret hazırlığına ve başkaları kredi olarak kullansın diye İslam Nizamındaki faizsiz Devlet Bankasına yatırırsanız), onu sizin için kat kat artırır ve sizi bağışlar. Allah Şekûr'dur (şükrü kabul edip çok ihsan eden), Halîm'dir (cezayı vermekte acele etmeyen, hatayı hoş görüp erteleyendir).
-
2:64
Bakara: 64
ثُمَّ تَوَلَّيْتُمْ مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَۚ فَلَوْلَا فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ لَكُنْتُمْ مِنَ الْخَاسِرٖينَ
-
2:251
Bakara: 251
فَهَزَمُوهُمْ بِاِذْنِ اللّٰهِۙ وَقَتَلَ دَاوُ۫دُ جَالُوتَ وَاٰتٰيهُ اللّٰهُ الْمُلْكَ وَالْحِكْمَةَ وَعَلَّمَهُ مِمَّا يَشَٓاءُۜ وَلَوْلَا دَفْعُ اللّٰهِ النَّاسَ بَعْضَهُمْ بِبَعْضٍ لَفَسَدَتِ الْاَرْضُ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ ذُو فَضْلٍ عَلَى الْعَالَمٖينَ
-
2:261
Bakara: 261
مَثَلُ الَّذٖينَ يُنْفِقُونَ اَمْوَالَهُمْ فٖي سَبٖيلِ اللّٰهِ كَمَثَلِ حَبَّةٍ اَنْبَتَتْ سَبْعَ سَنَابِلَ فٖي كُلِّ سُنْبُلَةٍ مِائَةُ حَبَّةٍۜ وَاللّٰهُ يُضَاعِفُ لِمَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ وَاسِعٌ عَلٖيمٌ
-
2:268
Bakara: 268
اَلشَّيْطَانُ يَعِدُكُمُ الْفَقْرَ وَيَأْمُرُكُمْ بِالْفَحْشَٓاءِۚ وَاللّٰهُ يَعِدُكُمْ مَغْفِرَةً مِنْهُ وَفَضْلًاۜ وَاللّٰهُ وَاسِعٌ عَلٖيمٌۚ
-
3:74
Âl-i İmrân: 74
يَخْتَصُّ بِرَحْمَتِهٖ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظٖيمِ
-
3:152
Âl-i İmrân: 152
وَلَقَدْ صَدَقَكُمُ اللّٰهُ وَعْدَهُٓ اِذْ تَحُسُّونَهُمْ بِاِذْنِهٖۚ حَتّٰٓى اِذَا فَشِلْتُمْ وَتَنَازَعْتُمْ فِي الْاَمْرِ وَعَصَيْتُمْ مِنْ بَعْدِ مَٓا اَرٰيكُمْ مَا تُحِبُّونَۜ مِنْكُمْ مَنْ يُرٖيدُ الدُّنْيَا وَمِنْكُمْ مَنْ يُرٖيدُ الْاٰخِرَةَۚ ثُمَّ صَرَفَكُمْ عَنْهُمْ لِيَبْتَلِيَكُمْۚ وَلَقَدْ عَفَا عَنْكُمْۜ وَاللّٰهُ ذُو فَضْلٍ عَلَى الْمُؤْمِنٖينَ
-
3:174
Âl-i İmrân: 174
فَانْقَلَبُوا بِنِعْمَةٍ مِنَ اللّٰهِ وَفَضْلٍ لَمْ يَمْسَسْهُمْ سُٓوءٌۙ وَاتَّبَعُوا رِضْوَانَ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ ذُو فَضْلٍ عَظٖيمٍ
-
3:180
Âl-i İmrân: 180
وَلَا يَحْسَبَنَّ الَّذٖينَ يَبْخَلُونَ بِمَٓا اٰتٰيهُمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِهٖ هُوَ خَيْرًا لَهُمْۜ بَلْ هُوَ شَرٌّ لَهُمْۜ سَيُطَوَّقُونَ مَا بَخِلُوا بِهٖ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ وَلِلّٰهِ مٖيرَاثُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبٖيرٌ۟
-
4:32
Nisa: 32
وَلَا تَتَمَنَّوْا مَا فَضَّلَ اللّٰهُ بِهٖ بَعْضَكُمْ عَلٰى بَعْضٍۜ لِلرِّجَالِ نَصٖيبٌ مِمَّا اكْتَسَبُوا وَلِلنِّسَٓاءِ نَصٖيبٌ مِمَّا اكْتَسَبْنَۜ وَسْـَٔلُوا اللّٰهَ مِنْ فَضْلِهٖۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلٖيمًا
-
4:70
Nisa: 70
ذٰلِكَ الْفَضْلُ مِنَ اللّٰهِۜ وَكَفٰى بِاللّٰهِ عَلٖيمًا۟
-
4:130
Nisa: 130
وَاِنْ يَتَفَرَّقَا يُغْنِ اللّٰهُ كُلًّا مِنْ سَعَتِهٖۜ وَكَانَ اللّٰهُ وَاسِعًا حَكٖيمًا
-
9:74
Tevbe: 74
يَحْلِفُونَ بِاللّٰهِ مَا قَالُواۜ وَلَقَدْ قَالُوا كَلِمَةَ الْكُفْرِ وَكَفَرُوا بَعْدَ اِسْلَامِهِمْ وَهَمُّوا بِمَا لَمْ يَنَالُواۚ وَمَا نَقَمُٓوا اِلَّٓا اَنْ اَغْنٰيهُمُ اللّٰهُ وَرَسُولُهُ مِنْ فَضْلِهٖۚ فَاِنْ يَتُوبُوا يَكُ خَيْرًا لَهُمْۚ وَاِنْ يَتَوَلَّوْا يُعَذِّبْهُمُ اللّٰهُ عَذَابًا اَلٖيمًا فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِۚ وَمَا لَهُمْ فِي الْاَرْضِ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا نَصٖيرٍ
-
9:75
Tevbe: 75
وَمِنْهُمْ مَنْ عَاهَدَ اللّٰهَ لَئِنْ اٰتٰينَا مِنْ فَضْلِهٖ لَنَصَّدَّقَنَّ وَلَنَكُونَنَّ مِنَ الصَّالِحٖينَ
-
9:76
Tevbe: 76
فَلَمَّٓا اٰتٰيهُمْ مِنْ فَضْلِهٖ بَخِلُوا بِهٖ وَتَوَلَّوْا وَهُمْ مُعْرِضُونَ
-
9:117
Tevbe: 117
لَقَدْ تَابَ اللّٰهُ عَلَى النَّبِيِّ وَالْمُهَاجِرٖينَ وَالْاَنْصَارِ الَّذٖينَ اتَّبَعُوهُ فٖي سَاعَةِ الْعُسْرَةِ مِنْ بَعْدِ مَا كَادَ يَزٖيغُ قُلُوبُ فَرٖيقٍ مِنْهُمْ ثُمَّ تَابَ عَلَيْهِمْۜ اِنَّهُ بِهِمْ رَؤُ۫فٌ رَحٖيمٌۙ
-
10:60
Yunus: 60
وَمَا ظَنُّ الَّذٖينَ يَفْتَرُونَ عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ اِنَّ اللّٰهَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى النَّاسِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَشْكُرُونَ۟
-
11:3
Hud: 3
وَاَنِ اسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُٓوا اِلَيْهِ يُمَتِّعْكُمْ مَتَاعًا حَسَنًا اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّى وَيُؤْتِ كُلَّ ذٖي فَضْلٍ فَضْلَهُۜ وَاِنْ تَوَلَّوْا فَاِنّٖٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ كَبٖيرٍ
-
11:108
Hud: 108
وَاَمَّا الَّذٖينَ سُعِدُوا فَفِي الْجَنَّةِ خَالِدٖينَ فٖيهَا مَا دَامَتِ السَّمٰوَاتُ وَالْاَرْضُ اِلَّا مَا شَٓاءَ رَبُّكَۜ عَطَٓاءً غَيْرَ مَجْذُوذٍ
-
16:90
Nahl: 90
اِنَّ اللّٰهَ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالْاِحْسَانِ وَاٖيتَٓائِ ذِي الْقُرْبٰى وَيَنْهٰى عَنِ الْفَحْشَٓاءِ وَالْمُنْكَرِ وَالْبَغْيِۚ يَعِظُكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ
-
17:20
İsrâ: 20
كُلًّا نُمِدُّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ وَهٰٓؤُ۬لَٓاءِ مِنْ عَطَٓاءِ رَبِّكَۜ وَمَا كَانَ عَطَٓاءُ رَبِّكَ مَحْظُورًا
-
29:27
Ankebut: 27
وَوَهَبْنَا لَهُٓ اِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَ وَجَعَلْنَا فٖي ذُرِّيَّتِهِ النُّبُوَّةَ وَالْكِتَابَ وَاٰتَيْنَاهُ اَجْرَهُ فِي الدُّنْيَاۚ وَاِنَّهُ فِي الْاٰخِرَةِ لَمِنَ الصَّالِحٖينَ
-
29:69
Ankebut: 69
وَالَّذٖينَ جَاهَدُوا فٖينَا لَنَهْدِيَنَّهُمْ سُبُلَنَاۜ وَاِنَّ اللّٰهَ لَمَعَ الْمُحْسِنٖينَ
-
31:22
Lokman: 22
وَمَنْ يُسْلِمْ وَجْهَهُٓ اِلَى اللّٰهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقٰىۜ وَاِلَى اللّٰهِ عَاقِبَةُ الْاُمُورِ
-
37:80
Sâffât: 80
اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنٖينَ
-
37:105
Sâffât: 105
قَدْ صَدَّقْتَ الرُّءْيَاۚ اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنٖينَ
-
37:113
Sâffât: 113
وَبَارَكْنَا عَلَيْهِ وَعَلٰٓى اِسْحٰقَۜ وَمِنْ ذُرِّيَّتِهِمَا مُحْسِنٌ وَظَالِمٌ لِنَفْسِهٖ مُبٖينٌ۟
-
37:121
Sâffât: 121
اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنٖينَ
-
39:34
Zümer: 34
لَهُمْ مَا يَشَٓاؤُ۫نَ عِنْدَ رَبِّهِمْۜ ذٰلِكَ جَزٰٓؤُا الْمُحْسِنٖينَۚ
-
39:49
Zümer: 49
فَاِذَا مَسَّ الْاِنْسَانَ ضُرٌّ دَعَانَاۘ ثُمَّ اِذَا خَوَّلْنَاهُ نِعْمَةً مِنَّاۙ قَالَ اِنَّمَٓا اُو۫تٖيتُهُ عَلٰى عِلْمٍۜ بَلْ هِيَ فِتْنَةٌ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
-
46:12
Ahkaf: 12
وَمِنْ قَبْلِهٖ كِتَابُ مُوسٰٓى اِمَامًا وَرَحْمَةًۜ وَهٰذَا كِتَابٌ مُصَدِّقٌ لِسَانًا عَرَبِيًّا لِيُنْذِرَ الَّذٖينَ ظَلَمُواۗ وَبُشْرٰى لِلْمُحْسِنٖينَ
-
48:29
Fetih: 29
مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللّٰهِۜ وَالَّذٖينَ مَعَهُٓ اَشِدَّٓاءُ عَلَى الْكُفَّارِ رُحَمَٓاءُ بَيْنَهُمْ تَرٰيهُمْ رُكَّعًا سُجَّدًا يَبْتَغُونَ فَضْلًا مِنَ اللّٰهِ وَرِضْوَانًاۘ سٖيمَاهُمْ فٖي وُجُوهِهِمْ مِنْ اَثَرِ السُّجُودِۜ ذٰلِكَ مَثَلُهُمْ فِي التَّوْرٰيةِۚۛ وَمَثَلُهُمْ فِي الْاِنْجٖيلِ۠ۛ كَزَرْعٍ اَخْرَجَ شَطْـَٔهُ۫ فَاٰزَرَهُ فَاسْتَغْلَظَ فَاسْتَوٰى عَلٰى سُوقِهٖ يُعْجِبُ الزُّرَّاعَ لِيَغٖيظَ بِهِمُ الْكُفَّارَۜ وَعَدَ اللّٰهُ الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِنْهُمْ مَغْفِرَةً وَاَجْرًا عَظٖيمًا
-
49:8
Hucurât: 8
فَضْلًا مِنَ اللّٰهِ وَنِعْمَةًۜ وَاللّٰهُ عَلٖيمٌ حَكٖيمٌ
-
51:16
Zâriyât: 16
اٰخِذٖينَ مَٓا اٰتٰيهُمْ رَبُّهُمْۜ اِنَّهُمْ كَانُوا قَبْلَ ذٰلِكَ مُحْسِنٖينَۜ
-
55:60
Rahmân: 60
هَلْ جَزَٓاءُ الْاِحْسَانِ اِلَّا الْاِحْسَانُۚ
-
57:29
Hadid: 29
لِئَلَّا يَعْلَمَ اَهْلُ الْكِتَابِ اَلَّا يَقْدِرُونَ عَلٰى شَيْءٍ مِنْ فَضْلِ اللّٰهِ وَاَنَّ الْفَضْلَ بِيَدِ اللّٰهِ يُؤْتٖيهِ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظٖيمِ
-
59:8
Haşr: 8
لِلْفُقَرَٓاءِ الْمُهَاجِرٖينَ الَّذٖينَ اُخْرِجُوا مِنْ دِيَارِهِمْ وَاَمْوَالِهِمْ يَبْتَغُونَ فَضْلًا مِنَ اللّٰهِ وَرِضْوَانًا وَيَنْصُرُونَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُۜ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الصَّادِقُونَۚ
-
62:4
Cum'a: 4
ذٰلِكَ فَضْلُ اللّٰهِ يُؤْتٖيهِ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظٖيمِ
-
64:17
Teğabün: 17
اِنْ تُقْرِضُوا اللّٰهَ قَرْضًا حَسَنًا يُضَاعِفْهُ لَكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْۜ وَاللّٰهُ شَكُورٌ حَلٖيمٌۙ