• 3:152 Âl-i İmrân: 152

    Andolsun (Uhud’da ve kıyamete kadar buna benzer durumlarda), Allah size verdiği sözünde sadık kaldı (ve O’nun va’adi doğru çıktı, ki önceleri) siz O'nun izniyle onları (inkârcıları) kırıp-geçiriyordunuz. Ta ki sevdiğiniz (zafer)i size gösterdikten sonra, siz yılgınlığa yöneldiniz, isyan ettiniz ve (Hz. Peygamberce: “Sakın yerinizden ayrılmayın!” şeklinde verilen) emir hakkında çekiştiniz (ve nöbet yerlerinizden ayrılıverdiniz)! Sizden kiminiz dünyayı, kiminiz ahireti istiyordu. Sonra (Allah) denemek için (imtihan gereği) sizi (bir müddet) ondan (manevi yardımdan mahrum bıraktı, cihad şuurundan ve ahiret duygusundan) çevirip uzaklaştırdı. Ama (sonra yine de) sizi bağışladı. Allah mü’minlere karşı fazıl (ve ihsan) sahibi olandır.

  • 3:186 Âl-i İmrân: 186

    Andolsun, mallarınızla ve canlarınızla imtihan edileceksiniz ve sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve müşriklerden elbette çok eziyet verici (sözler) işiteceksiniz. Eğer (bu sıkıntılara ve günah fırsatlarına) sabreder ve takva gösterirseniz, muhakkak bu “azmi'l-umur"dan (değerli ve şerefli işlerden)dir. (Zalimlerin ve hainlerin asılsız ithamlarına ve kasıtlı ezalarına; Allah için sabretmek ve Hakk yolda cihadını sürdürmek, kararlılık ve kahramanlık gerektirir.)

  • 5:52 Maide: 52

    (Bu İlahi ikazlarımıza rağmen) Kalbinde maraz bulunan (şuursuz Müslüman)ları görürsün ki, hâlâ (Yahudi ve Hristiyanlarla ve onlara ait bâtıl kural ve kurumlarla uzlaşmak ve dostluk kurmak hususunda) onların arasına koşuşturup yarışırlar (kâfirlere yaranmaya çalışırlar ve bu münafıklıklarına bahane olarak da); “Aleyhimize gelişen ve değişen zaman içinde, başımıza bir felaket dokunmasından (ve Müslümanların mağlup olmasından) korkuyoruz. (Bari hiç değilse, Yahudi ve Hristiyanların yardımını kaçırmayalım, diye düşünüyoruz)” diyerek (sahte mazeretlere sığınırlar). Fakat pek yakında Allah (Müslümanlara) umulmadık bir fetih haberi ve zaferi veya Kendi katından mutlu bir emri (ve kutlu bir lideri) gönderecek de (o münafıklar) kendi içlerinde gizledikleri (şeytani heves ve hesaplarına) bin pişman (ve perişan) olacaklardır.

  • 7:54 A'raf: 54

    Gerçekten sizin Rabbiniz, altı günlerde (altı devrede) gökleri ve yeri yaratan, sonra Arş’a istiva eden (kudret ve rahmetiyle kuşatıveren) Allah'tır. (Ki, Kâinatın ve tüm varlıkların yönetimini kudret eline almıştır.) Gündüzü, durmaksızın kendisini kovalayan geceyle örten; Güneş’e, Ay’a ve yıldızlara Kendi buyruğuyla baş eğdirendir. Haberiniz olsun, yaratmak da, emir de (maddi ve manevi bütün işleri evirip çevirmek de yalnızca) O'na aittir. Âlemlerin Rabbi olan Allah’ın şanı çok Yücedir. (O, sonsuz kerem ve bereket sahibi olandır.)

  • 30:4 Rum: 4

    (Şu gelecek) Birkaç sene (üç ile dokuz yıl) içinde (bu haber M. 627’de gerçekleşecektir). Önünde ve sonunda emir (ve karar) Allah'ındır. (İşte) O gün (Mecusi ve müşrik İran’a karşı Ehl-i Kitap olan Bizans’ı tutan) mü’minler ferahlanıp sevineceklerdir.

  • 44:5 Duhân: 5

    Katımızdan bir emir (ve tarafımızdan ezeli bir takdir) ile (bunlar yapılır). Doğrusu Biz, kesinlikle (insanlara hidayet ve saadet rehberi elçiler) gönderenleriz.

  • 45:17 Câsiye: 17

    Bunun gibi, onlara bu emirden (Dini hükümlerden) açık alâmetler ve belgeler verdik. Onlar ise, kendilerine ilim geldikten sonra, birbirini çekememezlikten (Hakka tecavüz ve terslikten) ötürü tefrikaya (ayrılığa) düştüler. Rabbin bunların ihtilaf edip birbirinden ayrı düşmüş oldukları hususlar hakkında, kıyamet (sonrası hesap) günü şüphesiz aralarında hüküm verip yargılayacaktır.

  • 65:12 Talâk: 12

    Allah, yedi göğü ve yerküreden de onların (mislini) benzerini yaratmıştır. (Dünyamız da yedi tabakadır.) Sizin gerçekten Allah’ın her şeye güç yetirdiğini (kudretinin sınırsızlığını) ve gerçekten Allah’ın ilmiyle her şeyi kesinlikle kuşattığını (araştırıp) bilmeniz, (okuyup öğrenmeniz ve O Yüce Rabbinize tam bir teslimiyet göstermeniz) için; (İlahi) Emir (takdir), bunların arasında durmadan inip (durmaktadır). [Not: İnsan vücudundaki kan hücrelerinden organ moleküllerine; Dünya’daki ve uzaydaki tüm varlıkların iletişim ve ilişkilerine kadar her olay ve her an bizzat Allah’ın emir ve iradesiyle oluşmaktadır. Bu hassas dengeyi ve düzeni kuran ve koruyan da ancak Cenab-ı Hakk’tır.]

  • 82:19 İnfitâr: 19

    Hiçbir nefsin bir başka nefse, herhangi bir şeyle (ve herhangi bir şekilde kimsenin kimseye yardıma) güç yetiremeyeceği (ve şefaat edemeyeceği) gündür; o gün (her türlü) emir (yetki, karar ve hüküm) yalnızca Allah'ındır.

  • 3:152 Âl-i İmrân: 152

    وَلَقَدْ صَدَقَكُمُ اللّٰهُ وَعْدَهُٓ اِذْ تَحُسُّونَهُمْ بِاِذْنِهٖۚ حَتّٰٓى اِذَا فَشِلْتُمْ وَتَنَازَعْتُمْ فِي الْاَمْرِ وَعَصَيْتُمْ مِنْ بَعْدِ مَٓا اَرٰيكُمْ مَا تُحِبُّونَۜ مِنْكُمْ مَنْ يُرٖيدُ الدُّنْيَا وَمِنْكُمْ مَنْ يُرٖيدُ الْاٰخِرَةَۚ ثُمَّ صَرَفَكُمْ عَنْهُمْ لِيَبْتَلِيَكُمْۚ وَلَقَدْ عَفَا عَنْكُمْۜ وَاللّٰهُ ذُو فَضْلٍ عَلَى الْمُؤْمِنٖينَ

    Andolsun (Uhud’da ve kıyamete kadar buna benzer durumlarda), Allah size verdiği sözünde sadık kaldı (ve O’nun va’adi doğru çıktı, ki önceleri) siz O'nun izniyle onları (inkârcıları) kırıp-geçiriyordunuz. Ta ki sevdiğiniz (zafer)i size gösterdikten sonra, siz yılgınlığa yöneldiniz, isyan ettiniz ve (Hz. Peygamberce: “Sakın yerinizden ayrılmayın!” şeklinde verilen) emir hakkında çekiştiniz (ve nöbet yerlerinizden ayrılıverdiniz)! Sizden kiminiz dünyayı, kiminiz ahireti istiyordu. Sonra (Allah) denemek için (imtihan gereği) sizi (bir müddet) ondan (manevi yardımdan mahrum bıraktı, cihad şuurundan ve ahiret duygusundan) çevirip uzaklaştırdı. Ama (sonra yine de) sizi bağışladı. Allah mü’minlere karşı fazıl (ve ihsan) sahibi olandır.

  • 3:186 Âl-i İmrân: 186

    لَتُبْلَوُنَّ فٖٓي اَمْوَالِكُمْ وَاَنْفُسِكُمْ وَلَتَسْمَعُنَّ مِنَ الَّذٖينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكُمْ وَمِنَ الَّذٖينَ اَشْرَكُٓوا اَذًى كَثٖيرًاۜ وَاِنْ تَصْبِرُوا وَتَتَّقُوا فَاِنَّ ذٰلِكَ مِنْ عَزْمِ الْاُمُورِ

    Andolsun, mallarınızla ve canlarınızla imtihan edileceksiniz ve sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve müşriklerden elbette çok eziyet verici (sözler) işiteceksiniz. Eğer (bu sıkıntılara ve günah fırsatlarına) sabreder ve takva gösterirseniz, muhakkak bu “azmi'l-umur"dan (değerli ve şerefli işlerden)dir. (Zalimlerin ve hainlerin asılsız ithamlarına ve kasıtlı ezalarına; Allah için sabretmek ve Hakk yolda cihadını sürdürmek, kararlılık ve kahramanlık gerektirir.)

  • 5:52 Maide: 52

    فَتَرَى الَّذٖينَ فٖي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ يُسَارِعُونَ فٖيهِمْ يَقُولُونَ نَخْشٰٓى اَنْ تُصٖيبَنَا دَٓائِرَةٌۜ فَعَسَى اللّٰهُ اَنْ يَأْتِيَ بِالْفَتْحِ اَوْ اَمْرٍ مِنْ عِنْدِهٖ فَيُصْبِحُوا عَلٰى مَٓا اَسَرُّوا فٖٓي اَنْفُسِهِمْ نَادِمٖينَۜ

    (Bu İlahi ikazlarımıza rağmen) Kalbinde maraz bulunan (şuursuz Müslüman)ları görürsün ki, hâlâ (Yahudi ve Hristiyanlarla ve onlara ait bâtıl kural ve kurumlarla uzlaşmak ve dostluk kurmak hususunda) onların arasına koşuşturup yarışırlar (kâfirlere yaranmaya çalışırlar ve bu münafıklıklarına bahane olarak da); “Aleyhimize gelişen ve değişen zaman içinde, başımıza bir felaket dokunmasından (ve Müslümanların mağlup olmasından) korkuyoruz. (Bari hiç değilse, Yahudi ve Hristiyanların yardımını kaçırmayalım, diye düşünüyoruz)” diyerek (sahte mazeretlere sığınırlar). Fakat pek yakında Allah (Müslümanlara) umulmadık bir fetih haberi ve zaferi veya Kendi katından mutlu bir emri (ve kutlu bir lideri) gönderecek de (o münafıklar) kendi içlerinde gizledikleri (şeytani heves ve hesaplarına) bin pişman (ve perişan) olacaklardır.

  • 7:54 A'raf: 54

    اِنَّ رَبَّكُمُ اللّٰهُ الَّذٖي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ فٖي سِتَّةِ اَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِ يُغْشِي الَّيْلَ النَّهَارَ يَطْلُبُهُ حَثٖيثًاۙ وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ وَالنُّجُومَ مُسَخَّرَاتٍ بِاَمْرِهٖۜ اَلَا لَهُ الْخَلْقُ وَالْاَمْرُۜ تَبَارَكَ اللّٰهُ رَبُّ الْعَالَمٖينَ

    Gerçekten sizin Rabbiniz, altı günlerde (altı devrede) gökleri ve yeri yaratan, sonra Arş’a istiva eden (kudret ve rahmetiyle kuşatıveren) Allah'tır. (Ki, Kâinatın ve tüm varlıkların yönetimini kudret eline almıştır.) Gündüzü, durmaksızın kendisini kovalayan geceyle örten; Güneş’e, Ay’a ve yıldızlara Kendi buyruğuyla baş eğdirendir. Haberiniz olsun, yaratmak da, emir de (maddi ve manevi bütün işleri evirip çevirmek de yalnızca) O'na aittir. Âlemlerin Rabbi olan Allah’ın şanı çok Yücedir. (O, sonsuz kerem ve bereket sahibi olandır.)

  • 30:4 Rum: 4

    فٖي بِضْعِ سِنٖينَۜ لِلّٰهِ الْاَمْرُ مِنْ قَبْلُ وَمِنْ بَعْدُۜ وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَۙ

    (Şu gelecek) Birkaç sene (üç ile dokuz yıl) içinde (bu haber M. 627’de gerçekleşecektir). Önünde ve sonunda emir (ve karar) Allah'ındır. (İşte) O gün (Mecusi ve müşrik İran’a karşı Ehl-i Kitap olan Bizans’ı tutan) mü’minler ferahlanıp sevineceklerdir.

  • 44:5 Duhân: 5

    اَمْرًا مِنْ عِنْدِنَاۜ اِنَّا كُنَّا مُرْسِلٖينَۚ

    Katımızdan bir emir (ve tarafımızdan ezeli bir takdir) ile (bunlar yapılır). Doğrusu Biz, kesinlikle (insanlara hidayet ve saadet rehberi elçiler) gönderenleriz.

  • 45:17 Câsiye: 17

    وَاٰتَيْنَاهُمْ بَيِّنَاتٍ مِنَ الْاَمْرِۚ فَمَا اخْتَلَفُٓوا اِلَّا مِنْ بَعْدِ مَا جَٓاءَهُمُ الْعِلْمُۙ بَغْيًا بَيْنَهُمْۜ اِنَّ رَبَّكَ يَقْضٖي بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ فٖيمَا كَانُوا فٖيهِ يَخْتَلِفُونَ

    Bunun gibi, onlara bu emirden (Dini hükümlerden) açık alâmetler ve belgeler verdik. Onlar ise, kendilerine ilim geldikten sonra, birbirini çekememezlikten (Hakka tecavüz ve terslikten) ötürü tefrikaya (ayrılığa) düştüler. Rabbin bunların ihtilaf edip birbirinden ayrı düşmüş oldukları hususlar hakkında, kıyamet (sonrası hesap) günü şüphesiz aralarında hüküm verip yargılayacaktır.

  • 65:12 Talâk: 12

    اَللّٰهُ الَّذٖي خَلَقَ سَبْعَ سَمٰوَاتٍ وَمِنَ الْاَرْضِ مِثْلَهُنَّۜ يَتَنَزَّلُ الْاَمْرُ بَيْنَهُنَّ لِتَعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدٖيرٌۙ وَاَنَّ اللّٰهَ قَدْ اَحَاطَ بِكُلِّ شَيْءٍ عِلْمًا

    Allah, yedi göğü ve yerküreden de onların (mislini) benzerini yaratmıştır. (Dünyamız da yedi tabakadır.) Sizin gerçekten Allah’ın her şeye güç yetirdiğini (kudretinin sınırsızlığını) ve gerçekten Allah’ın ilmiyle her şeyi kesinlikle kuşattığını (araştırıp) bilmeniz, (okuyup öğrenmeniz ve O Yüce Rabbinize tam bir teslimiyet göstermeniz) için; (İlahi) Emir (takdir), bunların arasında durmadan inip (durmaktadır). [Not: İnsan vücudundaki kan hücrelerinden organ moleküllerine; Dünya’daki ve uzaydaki tüm varlıkların iletişim ve ilişkilerine kadar her olay ve her an bizzat Allah’ın emir ve iradesiyle oluşmaktadır. Bu hassas dengeyi ve düzeni kuran ve koruyan da ancak Cenab-ı Hakk’tır.]

  • 82:19 İnfitâr: 19

    يَوْمَ لَا تَمْلِكُ نَفْسٌ لِنَفْسٍ شَيْـًٔاۜ وَالْاَمْرُ يَوْمَئِذٍ لِلّٰهِ

    Hiçbir nefsin bir başka nefse, herhangi bir şeyle (ve herhangi bir şekilde kimsenin kimseye yardıma) güç yetiremeyeceği (ve şefaat edemeyeceği) gündür; o gün (her türlü) emir (yetki, karar ve hüküm) yalnızca Allah'ındır.

  • 3:152 Âl-i İmrân: 152

    وَلَقَدْ صَدَقَكُمُ اللّٰهُ وَعْدَهُٓ اِذْ تَحُسُّونَهُمْ بِاِذْنِهٖۚ حَتّٰٓى اِذَا فَشِلْتُمْ وَتَنَازَعْتُمْ فِي الْاَمْرِ وَعَصَيْتُمْ مِنْ بَعْدِ مَٓا اَرٰيكُمْ مَا تُحِبُّونَۜ مِنْكُمْ مَنْ يُرٖيدُ الدُّنْيَا وَمِنْكُمْ مَنْ يُرٖيدُ الْاٰخِرَةَۚ ثُمَّ صَرَفَكُمْ عَنْهُمْ لِيَبْتَلِيَكُمْۚ وَلَقَدْ عَفَا عَنْكُمْۜ وَاللّٰهُ ذُو فَضْلٍ عَلَى الْمُؤْمِنٖينَ

  • 3:186 Âl-i İmrân: 186

    لَتُبْلَوُنَّ فٖٓي اَمْوَالِكُمْ وَاَنْفُسِكُمْ وَلَتَسْمَعُنَّ مِنَ الَّذٖينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكُمْ وَمِنَ الَّذٖينَ اَشْرَكُٓوا اَذًى كَثٖيرًاۜ وَاِنْ تَصْبِرُوا وَتَتَّقُوا فَاِنَّ ذٰلِكَ مِنْ عَزْمِ الْاُمُورِ

  • 5:52 Maide: 52

    فَتَرَى الَّذٖينَ فٖي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ يُسَارِعُونَ فٖيهِمْ يَقُولُونَ نَخْشٰٓى اَنْ تُصٖيبَنَا دَٓائِرَةٌۜ فَعَسَى اللّٰهُ اَنْ يَأْتِيَ بِالْفَتْحِ اَوْ اَمْرٍ مِنْ عِنْدِهٖ فَيُصْبِحُوا عَلٰى مَٓا اَسَرُّوا فٖٓي اَنْفُسِهِمْ نَادِمٖينَۜ

  • 7:54 A'raf: 54

    اِنَّ رَبَّكُمُ اللّٰهُ الَّذٖي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ فٖي سِتَّةِ اَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِ يُغْشِي الَّيْلَ النَّهَارَ يَطْلُبُهُ حَثٖيثًاۙ وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ وَالنُّجُومَ مُسَخَّرَاتٍ بِاَمْرِهٖۜ اَلَا لَهُ الْخَلْقُ وَالْاَمْرُۜ تَبَارَكَ اللّٰهُ رَبُّ الْعَالَمٖينَ

  • 30:4 Rum: 4

    فٖي بِضْعِ سِنٖينَۜ لِلّٰهِ الْاَمْرُ مِنْ قَبْلُ وَمِنْ بَعْدُۜ وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَۙ

  • 44:5 Duhân: 5

    اَمْرًا مِنْ عِنْدِنَاۜ اِنَّا كُنَّا مُرْسِلٖينَۚ

  • 45:17 Câsiye: 17

    وَاٰتَيْنَاهُمْ بَيِّنَاتٍ مِنَ الْاَمْرِۚ فَمَا اخْتَلَفُٓوا اِلَّا مِنْ بَعْدِ مَا جَٓاءَهُمُ الْعِلْمُۙ بَغْيًا بَيْنَهُمْۜ اِنَّ رَبَّكَ يَقْضٖي بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ فٖيمَا كَانُوا فٖيهِ يَخْتَلِفُونَ

  • 65:12 Talâk: 12

    اَللّٰهُ الَّذٖي خَلَقَ سَبْعَ سَمٰوَاتٍ وَمِنَ الْاَرْضِ مِثْلَهُنَّۜ يَتَنَزَّلُ الْاَمْرُ بَيْنَهُنَّ لِتَعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدٖيرٌۙ وَاَنَّ اللّٰهَ قَدْ اَحَاطَ بِكُلِّ شَيْءٍ عِلْمًا

  • 82:19 İnfitâr: 19

    يَوْمَ لَا تَمْلِكُ نَفْسٌ لِنَفْسٍ شَيْـًٔاۜ وَالْاَمْرُ يَوْمَئِذٍ لِلّٰهِ