-
2:25
Bakara: 25
(Ey Resulüm!) İman edip salih amellerde bulunanları müjdele! Gerçekten onlar için altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. Kendilerine rızık olarak bu (üstün) ürünlerden her yedirildiğinde: "Bu daha önce (dünyada iken) de rızıklandığımızdır" diyerek (sevinip ferahlayacaklardır). Bu, onlara (dünyadakine) benzer olarak sunulmuş (sonsuz ihsan ve ikramlarımızdır). Orada, onlar için tertemiz eşler vardır ve onlar orada süresiz kalacaklardır.
-
3:15
Âl-i İmrân: 15
De ki: "Size bundan (dünyalık servet ve saltanattan) daha hayırlısını bildireyim mi? (Küfür ve kötülükten) Korkup sakınanlar için Rablerinin katında, içinde temelli kalacakları, altından ırmaklar (ve havuzlu şelaleler) akan cennetler, tertemiz eşler ve (özellikle) Allah'ın rızası vardır. Allah, kullarını hakkıyla görüp durmaktadır."
-
3:107
Âl-i İmrân: 107
(İman, itaat ve istikamet ehli olup) Yüzleri ağaranlar ise, artık onlar Allah'ın rahmetine gark olacaklar, onlar (cennet) içinde de temelli kalacaklardır.
-
3:136
Âl-i İmrân: 136
İşte bunların karşılığı, Rablerinden bağışlanma (müjdesidir) ve içinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar (ve havuzlu şelaleler) akan cennetlerdir. (Böylesi hizmet ve ibadetleri) Yapmak için gayret edenlere ne güzel bir karşılık (ecir verilecektir).
-
3:198
Âl-i İmrân: 198
Fakat Rablerinden korkup (küfür, zulüm ve kötülükten) sakınanlara gelince; onlar için Allah katında -(sürekli ve görkemli) bir şölen olarak- altlarından ırmaklar akan ve içinde ebedi kalacakları cennetler vardır. Ebrar (hayırlı ve yararlı insanlar) olup iyilik yapanlar için, Allah'ın katında olanlar ise (elbette) daha hayırlıdır (ve devamlıdır).
-
4:57
Nisa: 57
İman edip (İslam’a ve insanlığa uygun) salih amellerde bulunanları ise; altından ırmaklar (ve havuzlu şelaleler) akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere yerleştireceğiz. Onda (cennet ortamında) onlar için tertemiz kılınmış eşler var (edilmiştir). Ve onları, 'ne sıcak ne soğuk, tam kararında gölgeliklere' (sonsuz ve kusursuz güzelliklere) sokup (sevindireceğiz).
-
4:122
Nisa: 122
(Şuurla ve huzurla) İman edip (her türlü hizmet, ibadet, meslek, görev ve girişimini Hakka bağlı ve halka yararlı olacak şekilde yaparak) salih amellerde bulunanlara (gelince), Biz onları altından ırmaklar (ve havuzlu şelaleler) akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere sokacağız. Bu, Allah'ın gerçek olan va'adidir. Allah'tan daha doğru sözlü kim vardır?
-
5:65
Maide: 65
Şayet Kitap Ehli (gerçekten) iman edip (haksızlık ve ahlâksızlıktan) sakınsalardı, elbette onların kötülüklerini örtüp saklar ve onları 'nimetlerle donatılmış' cennetlere sokardık. (Ama onların çoğu Hakkı ve hayrı terk, günahı ve sapkınlığı tercih etmişlerdir.)
-
5:85
Maide: 85
Böylelikle Allah, (bu) dediklerine (uygun salih amellerine) karşılık olarak, onları içinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar (ve havuzlu şelaleler) akan cennetlerle mükâfatlandırmıştır. İşte bu, iyilik yapanların karşılığıdır.
-
5:119
Maide: 119
Allah buyuracak ki: "İşte bu (sorgulama ve hesaplaşma, va’ad edildiği gibi); doğrulara, doğru söylemelerinin (sadakat ve samimiyet göstermelerinin) yarar sağladığı gündür!.. Onlar için, içinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar (ve havuzlu şelaleler) akan cennetler vardır. Artık Allah onlardan razıdır, onlar da O'ndan razı olmuşlardır. İşte (asıl) büyük 'kurtuluş ve mutluluk' bu (olacaktır.)"
-
7:42
A'raf: 42
(Buna karşılık) İman edenler ve (hayırlı, yararlı) salih amellerde bulunanlar -ki Biz hiç kimseye güç yetireceğinden fazlasını yüklemeyiz- onlar da cennetin ashabı (halkı)dırlar. Orada sonsuz olarak kalacaklar (ve kusursuz mutluluğa ulaşacaklar)dır.
-
7:43
A'raf: 43
(Cennetteki Müslümanların) Biz onların göğüslerinde kinden ve hasetten ne varsa çekip almışızdır. (Konaklarının) Altlarından (ve etrafından sürekli ve ferahlık verici) ırmaklar akacaktır. (Sevinçle) Derler ki: "Bizi buna (cennet huzuruna) ulaştıran Allah'a hamd olsun. Eğer Allah bize hidayet vermeseydi biz doğruya ulaşamazdık. Andolsun, Rabbimizin elçileri Hakk ile geldiler (ve bizi hayra ve huzura ilettiler.)" Onlara: "İşte bu, yaptıklarınıza karşılık olarak mirasçı kılındığınız cennettir" diye nida edilip duyurulacaktır.
-
7:44
A'raf: 44
(Orada) Cennet ehli, ateş (cehennem) sakinlerine (şöyle) seslenecekler: "Rabbimizin bize va’ad ettiğini (cennet nimetlerini) biz (aynen) gerçek olarak bulduk. (Hepsi Hakk ve hakikatmiş.) Siz de Rabbinizin size va’ad ettiğini (cehennem dehşetini aynen) gerçek olarak buldunuz mu?” Onlar da: "Evet" derler. Bundan sonra aralarından bir münadi (müezzin): "Allah'ın laneti zalimlerin üzerine olsun!” diye ilan edip onlara seslenmiş olacaktır.
-
7:46
A'raf: 46
(Cennet ve cehennem ehlinin) İki taraf arasında (duvar-sur gibi) bir engel (perde ve ara bölge bulunmaktadır) ve burçlar (A'raf) üstünde (cennetlik ve cehennemlik olanların) hepsini yüzlerinden tanıyan (ortada duran) adamlar vardır. Ki bunlar, henüz (cennete) girememiş olan, fakat (girmeyi) şiddetle arzu edip umanlardır. (Bunlar) Cennete gireceklere: "Selam size (ne kutlu ve mutlu insanlarsınız)” diye (tebrikler yağdıracaklardır).
-
7:47
A'raf: 47
(A’raf ehlinin) Gözleri cehennem halkından yana çevrilince (bu sefer): "Rabbimiz, bizi (şu) zalimler topluluğuyla birlikte kılma" diye (yalvaracaklardır).
-
7:49
A'raf: 49
(Ardından onlara cennetlikleri göstererek) "Kendilerine Allah'ın bir rahmet eriştirmeyeceğine yemin ettiğiniz (ve hiçbir nimet ve fazilete layık görmediğiniz) kimseler bunlar mıydı? (Şimdi bakın ve pişmanlık içinde kıvranın ki, iman, itaat ve sadakat ehli mü’minler, ne kutlu ve mutlu bir sona kavuşmuşlardır. Ve mü'minlere dönerek:) Haydi girin cennete! (diyeceklerdir.) Sizin için artık korku yoktur ve mahzun da olmayacaksınız."
-
7:50
A'raf: 50
Cehennem ehli cennet ehline: "(Ne olur) Bize biraz (serin) sudan ya da Allah'ın size verdiği rızıktan aktarın" diye seslenip (yalvaracaklardır.) Onlar da derler ki: "Doğrusu Allah, bunları inkâr edenlere (ve nankörlere) haram (yasak) kılmıştır."
-
8:4
Enfâl: 4
İşte gerçek mü’minler bunlardır. Rableri katında onlar için (cennette) dereceler, (manevi huzur ve makamlar, ayrıca günahlarından) bağışlanma, üstün (ve sürekli) bir rızık vardır.
-
9:21
Tevbe: 21
(Hak ve adalet hâkim olsun ve insanlar huzur bulsun diye samimi ve disiplinli şekilde cehdü gayret sahipleri var ya;) Rableri onlara Kendi katından bir rahmeti, bir hoşnutluk (rıdvan) şerefini ve onlar için, kendisinde sürekli bir nimet bulunan cennetleri müjdeleyip (hazırlamıştır).
-
9:22
Tevbe: 22
Onlar orada ebedi olarak kalacaklardır. Elbette en büyük mükâfat, şüphesiz Allah katındadır.
-
9:72
Tevbe: 72
Allah, mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara içinde ebedi kalmak üzere, altından ırmaklar (ve havuzlu şelaleler) akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler (ve çok özel ve mükemmel malikâneler) va’ad etmiştir. Allah'tan olan hoşnutluk (O’nun rıdvanı ve rızası) ise en büyük (derecedir). İşte bu, büyük kurtuluş ve mutluluk (saadetidir).
-
9:89
Tevbe: 89
Allah onlar için, (ahirette) süresiz kalacakları, altından ırmaklar (ve havuzlu şelaleler) akan cennetler hazırlamıştır. İşte (asıl) büyük “kurtuluş (ve mutluluk)” bu (olacaktır).
-
9:100
Tevbe: 100
(Sahabe’den İslam’a girmede ve hayırlı hizmetlerde) Öne geçen ilklerden olan Muhacirler ve Ensar ile, onlara iyilik ve güzellikle uyanlar (var ya); Allah onlardan hoşnut olmuştur, onlar da O'ndan hoşnut olmuşlardır ve (Allah) onlara, içinde ebedi kalacakları altından ırmaklar (ve havuzlu şelaleler) akan cennetler hazırlamıştır. İşte ‘büyük kurtuluş ve mutluluk' budur. (Fevz-ü Azim, -en ulu ve kutlu bahtiyarlık- mü’min ve mücahit kulların olacaktır.)
-
10:9
Yunus: 9
İman edenler ve (İslam’a, insanlığa uygun) salih amellerde bulunanları ise, Rableri onları imanları (ve itaatleri) dolayısıyla (dünyada iman şuuruna ve huzura erdirir. Ahirette ise) altından ırmaklar (ve havuzlu şelaleler) akan, nimetlerle donatılmış (olan) cennetlere yöneltip-iletir (onlara hidayet edip hakikate ve selamete ulaştırır).
-
10:10
Yunus: 10
(Mutlu mü’minlerin) Oradaki duaları: “Allah'ım, Sen ne Yücesin” (Seni tüm hatalardan ve noksanlıklardan tenzih ederiz yakarışıdır) ve oradaki dirlik temennileri (ve insanlara iltifat sözleri): “Selam”dır; bunların davalarının ve dualarının sonu da: “Gerçek hamd (ve teşekkür), âlemlerin Rabbi olan Allah’adır.” (olacaktır.)
-
11:23
Hud: 23
(Ancak) Kesinlikle iman edip salih amellerde bulunanlar ve "Rablerine kalpleri tatmin bulmuş olarak bağlananlar" (ise), işte bunlar da cennetin halkıdırlar. Onlar onda süresiz kalacaklardır.
-
11:108
Hud: 108
(İman ve itaatle) Mutlu olanlar ise, artık onlar da cennette (bahtiyardır). Rabbinin dilemesi dışında, gökler ve yer sürüp gittikçe, orada süresiz kalacaklardır. (Bu) Asla kesintisi olmayan bir ikramdır.
-
13:23
Ra'd: 23
(Bu ahiret yurdu) Babalarından, eşlerinden ve soylarından (mü’min ve) salih kimselerle birlikte Adn cennetlerine girecek olanlarındır. Melekler onlara her bir kapıdan girip (şöyle sesleneceklerdir):
-
13:24
Ra'd: 24
"Sabrettiğinize karşılık selam size. (İman, itaat ve cihadla değerlendirilen dünya) Yurdun(un) sonu(nda ulaştığınız cennet) ne güzeldir!"
-
13:29
Ra'd: 29
(Gerçekten) İman edip salih amellerde bulunan kimseler (var ya), ne mutlu bunlara ki; varılacak olan yerin en güzeli onlarındır.
-
13:35
Ra'd: 35
(İşte) Takva sahiplerine va’ad edilen cennetin misali (şöyledir); onun altından ırmaklar (ve şelaleler) akmakta, yemişleri ve gölgelikleri (havuzlu bahçeleri ve çiçekleri) sürekli (huzur ve mutluluk sunmaktadır). Bu (Allah’tan) korkup (küfür, zulüm ve kötülükten) sakınanların (kutlu) sonudur, inkâr edenlerin sonu ise ateştir (azaptır).
-
14:23
İbrahim: 23
İman edip salih amellerde bulunanlar (ise), Rablerinin izniyle altından ırmaklar (ve havuzlu şelaleler) akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere konulmuşlardır. Orada birbirlerine olan dirlik temennileri (hürmet ve afiyet dilekleri): "Selam"dır. (Selamet, emniyet ve saadet içinde eğlenin demektir.)
-
15:45
Hicr: 45
Gerçekten takva sahibi olanlar, cennetlerde ve (gölgelik ve yeşillikler içindeki) pınar başlarındadırlar.
-
15:46
Hicr: 46
Oraya esenlikle ve güvenlikle girin! (diye huzur veren duyurular yapılacaktır.)
-
15:47
Hicr: 47
Biz onların (cennet halkının) göğüslerindeki kin ve nefret duygularını da söküp çıkardık. (Şimdi birbirini seven ve hep iyilik düşünen) Kardeşler olarak, cennet koltukları üzerinde karşılıklı (sohbet ve saadet ortamındadırlar).
-
15:48
Hicr: 48
Orada onlara hiçbir yorgunluk (ve usanç) dokunmayacak ve onlar oradan asla çıkarılmayacaklardır.
-
16:31
Nahl: 31
(İşte) Adn cennetleri; (bu mü’minler içindir ki) oraya (huzur ve mutlulukla) gireceklerdir, onun altından ırmaklar (ve havuzlu şelaleler) akar, içinde onların diledikleri her şey vardır. (Arzu ve irade ettikleri hemen gerçekleşir.) İşte Allah, takva sahiplerini böyle ödüllendirir.
-
16:32
Nahl: 32
Ki melekler, onların canlarını (tertemiz ve aziz vaziyette) güzellikle (ve kolay halde) aldıklarında: "Selam size" (şeklinde iltifat edilir ve inanarak ahiret hazırlığınız için) “Yaptıklarınıza karşılık olmak üzere (buyurun) cennete girin” denilecektir.
-
18:31
Kehf: 31
İşte bunlar için; altından ırmaklar (ve havuzlu şelaleler) akan Adn cennetleri onlarındır, orada altın bileziklerle süslenip (onurlu ve huzurlu yaşayacaklardır), hafif ipekten (ferahlık verici iç giysiler) ve ağır işlenmiş atlastan yeşil (dış) elbiseler giyip (kuşanacaklardır) ve tahtlar üzerinde kurulup-yaslanacaklardır. (Bu,) Ne güzel sevap ve ne güzel yastıklar (koltuklar, tahtlar ve döşeklerdir).
-
18:107
Kehf: 107
(Ama samimiyet ve teslimiyetle) İman edip salih amellerde bulunanlara gelince... (Allah’ın rızası ve Kur'ani yasaları doğrultusunda yaşam sürüp huzura kavuşanlar ise;) Firdevs cennetleri onlar için bir kutlu ‘konaklama’ (ve ebedi mutluluğu yakalama) yeridir.
-
18:108
Kehf: 108
(Mü’minler) Onda (cennette) ebedi olarak kalıcı olup (yerleşecekler) ve ondan (cennet ortamından) asla ayrılmak istemeyeceklerdir.
-
19:60
Meryem: 60
Ancak tevbe edenler, (hakkıyla) iman edenler ve (kendilerini düzeltip hayırlı ve yararlı) salih ameller işleyenler (onların dışındadır, bunlar hüsranda olmayacaktır); işte bunlar, cennete sokulacak kimselerdir ve hiçbir şeyle (ve hiçbir şekilde) zulme uğratılacak değillerdir.
-
19:61
Meryem: 61
Adn cennetleri (onlarındır) ki, Rahman (olan Allah onu) Kendi kullarına gıyabi olarak (görmedikleri halde inandıkları için müjdeleyip) va’ad etmiştir. Şüphesiz O'nun va’adi yerine gelecektir.
-
19:62
Meryem: 62
Orada (cennet ortamında) 'boş (ve nahoş) bir söz' işitmezler; sadece (meleklerin ve mü’minlerin övgü ve müjde nidası olan) selam(ı işitirler). Sabah akşam (sürekli), onların rızıkları (ve cennet sofraları) orada hazır vaziyettedir.
-
19:63
Meryem: 63
İşte o cennet ki; Biz, kullarımızdan takva sahibi olanları (ona) mirasçı etmişizdir.
-
20:76
Taha: 76
"İçlerinde ebedi kalacakları altından ırmaklar (ve havuzlu şelaleler) akan Adn cennetleri de (onlarındır). Ve işte bu, (küfür ve kötülükten) arınmış olanların karşılığıdır."
-
20:117
Taha: 117
Bunun üzerine: "Ey Adem, bu (şeytan haset ve hıyanet damarıyla) gerçekten sana ve eşine düşmandır; sakın sizi (aldatıp) cennetten sürüp çıkarmasın, sonra mutsuz olursunuz" diye (uyarıvermiştik.)
-
20:121
Taha: 121
Böylece ikisi birden (Adem’le Havva bu yasağı unutuverdiler ve) ondan yediler, hemen ardından ayıp yerleri kendilerine açılıverdi, (utançlarından dolayı) üzerlerini cennet yapraklarından yamayıp-örtmeye başladılar. Adem Rabbine karşı gelmiş olduğundan (pişmanlık ve utançla) şaşırıp-kalmıştı.
-
21:102
Enbiya: 102
(Müstakim ve mücahit mü’minler) Onun (cehennemin korkunç) uğultusunu bile işitmeyeceklerdir. Onlar nefislerinin arzuladığı (sayısız nimet) içinde ebediliğe erişeceklerdir.
-
21:103
Enbiya: 103
(Ahiretteki) O en büyük korku (dehşetli şaşkınlık, ürküntü ve telaş ortamı bile) onları hüzne sürüklemeyecek ve: “(Gözünüz aydın) İşte bu sizin (en kutlu mutluluk) gününüzdür ki, size va'ad edilmişti” diye melekler onları karşılayıp (sevindireceklerdir).
-
22:23
Hacc: 23
Hiç şüphesiz Allah, iman edenleri ve salih ameller işleyenleri de altından ırmaklar (ve havuzlu şelaleler) akan cennetlere koyacaktır, orada (mü’minler) altından bileziklerle ve incilerle süslenip (sevineceklerdir); onların oradaki elbiseleri de (saf ve sağlıklı) ipek(ten dokunmadır).
-
22:24
Hacc: 24
(Çünkü) Onlar, (dünyada hidayetle) sözün en güzeline (Kur’an ayetlerine, Hz. Peygamberin hadislerine ve hakikat ehlinin hikmetlerine) iletilmişlerdir ve övülen doğru yola eriştirilmişlerdir.
-
23:10
Mü'minun: 10
İşte (yeryüzünün hâkimiyetine ve ahiretin nimetlerine) varis olacak bunlardır.
-
23:11
Mü'minun: 11
(Evet) Onlar (ahirette de) Firdevs (cennetlerin)e varis olacaklardır; (sonsuz ve kusursuz mutluluk) içinde de ebedi olarak kalacaklardır.
-
25:10
Furkan: 10
Dilediği takdirde, Sana (bu dünyada dahi) bundan daha hayırlısı olarak altından ırmaklar (ve havuzlu şelaleler) akan cennetler verebilen ve Senin için (orada) köşkler var eden (Allah) ne Yücedir.
-
25:15
Furkan: 15
De ki: "Bu (sonuç) mu daha hayırlıdır, yoksa takva (tam ve sağlam bir iman, itaat ve cihad) ehline va'ad edilen ebedilik (sonsuz ve kusursuz saadet) cenneti mi? Ki orası onlar için (kutlu) bir mükâfat ve varılacak son (mutlu) durak yeridir."
-
25:16
Furkan: 16
(Cennetin) "İçinde ebedi kalıcılar olarak, orada her istedikleri onlara verilecektir; bu, Rabbinin üzerine aldığı (ve Kendisinden arzu edilip) istenen bir va’addir."
-
25:24
Furkan: 24
O gün, cennet halkının kalacakları yer elbette çok daha hayırlı, dinlenecekleri (ve ebedi hayat sürecekleri) yer çok daha güzeldir.
-
25:75
Furkan: 75
İşte bunlar (var ya; ibadet, istikamet ve dini hizmet üzerinde) sabretmelerine karşılık, (cennetin en gözde konaklarındaki) dereceler ve nimetlerle ödüllendirilecek ve orada esenlik dileği ve selamla karşılanıp (sevindirilecek ve şereflendirileceklerdir).
-
25:76
Furkan: 76
Orada ebedi kalıcılar olarak (sonsuz saadete erişeceklerdir); o, ne güzel bir karargâh ve ne güzel bir konaklama yeridir.
-
26:90
Şuarâ: 90
(O gün) Cennet takva sahiplerine yaklaştırılıp (süslenir ve hazırlanır).
-
29:58
Ankebut: 58
İman edip (hayırlı ve yararlı işlerle) salih amellerde bulunanlar (var ya, işte); onları, içinde ebedi kalıcılar olarak, altından ırmaklar (ve havuzlu şelaleler) akan cennetin yüksek köşklerine elbette yerleştireceğiz. (İyi niyet ve gayretle salih) Amellerde bulunanların (Hakk’ta ve hayırda çaba harcayanların) ecri ne güzeldir.
-
30:15
Rum: 15
Böylece iman edip salih amellerde bulunanlar; artık onlar 'bir cennet bahçesinde' 'sevinç içinde ağırlanıp (sonsuz mutluluğa kavuşacaklardır.)'
-
30:44
Rum: 44
(Artık) Kim inkâr ederse, onun inkârı kendi aleyhinedir; kim (de iman ederek) salih bir amelde bulunursa, artık onlar da kendi menfaatlerine olarak (cennetteki yerlerini döşeyip) hazırlayıvermektedirler.
-
31:8
Lokman: 8
(Ancak) Gerçekten iman edip (her iş ve ibadetinde dikkatli davranan ve) salih amellerde bulunanlar ise; onlar için nimetlerle donatılmış cennetler var (edilmiştir).
-
31:9
Lokman: 9
Orada ebedi olarak kalıcıdırlar. Allah'ın va'adi Hakk’tır. O, Üstün ve Güçlü olandır, Hüküm ve Hikmet sahibidir.
-
32:19
Secde: 19
İman eden ve salih amellerde bulunan kimselere gelince, artık onlar için yaptıklarına karşılık olmak üzere (hazırlanan, sonsuz ve kusursuz) bir ağırlanma konağı olarak ME’VA (mutlu ve kutlu barınma) cennetleri vardır.
-
35:33
Fâtır: 33
(Kitaba varis olanlar, Kur’an ahlâkına ve ahkâmına sahip çıkanlar için) Adn cennetleri (onlarındır); oraya (huzur ve mutlulukla) girerler, orada altından bileziklerle ve incilerle süslenirler. Ve orada onların elbiseleri(nin kumaşı en has) ipek(ten)dir.
-
35:34
Fâtır: 34
(Ahirette cennet halkı sevinçle ve teşekkürle:) "Bizden (her türlü) üzüntüyü giderip (sonsuz ve kusursuz nimetler bahşeden) Allah'a hamdolsun; şüphesiz Rabbimiz, gerçekten Bağışlayandır, şükrü kabul edendir" diyecekler (ve sevinecekler)dir.
-
35:35
Fâtır: 35
“Ki O (Allah), bizi Kendi lütfundan (ebedi olarak) kalınacak bir yurda yerleştirdi; artık burada bize ne bir zahmet ve yorgunluk isabet edecektir ve ne de burada bize bir bıkkınlık ve usanç gelecektir” (diye şükredeceklerdir).
-
36:55
Yâsin: 55
Gerçek şu ki o gün cennet halkı, (tadılacak nimetlerin ve yaşanacak zevklerin en güzeline kavuştukları için) 'sevinç ve mutluluk dolu' sürekli bir meşguliyet içindedirler.
-
36:56
Yâsin: 56
Kendileri ve eşleri, (huzur ve güven verici) gölgelikler altındaki tahtlar üzerinde kurulup yaslanmış vaziyettedirler.
-
36:57
Yâsin: 57
(Cennet ortamında) Orada (her çeşit ve taptaze) meyve(ler) onlar içindir ve istek duydukları (arzuladıkları) her şey (onlara verilecektir.)
-
36:58
Yâsin: 58
(Ayrıca, en yüce saadet kaynağı olarak) Çok esirgeyen Rablerinden, onlara (bizzat) sözlü (İlahi tecelli ve tezahürlü) “selam” (verilecektir ki, bu en büyük onur ve mutluluk vesilesidir.)
-
37:41
Sâffât: 41
İşte bunlar (var ya); onlar için belirli (ve çok değerli) bir rızık (cennet azığı ve göz aydınlığı) vardır.
-
37:42
Sâffât: 42
(Halis ve salih mü’minlere cennette) Çeşitli meyveler (sunulacaktır). Onlar (sürekli) ikram görenlerden (olacaklardır.)
-
37:43
Sâffât: 43
Nimetlerle donatılmış (Naim) cennetlerde (sonsuz mutluluğa ulaşacaklardır.)
-
37:44
Sâffât: 44
Birbirlerine karşı, tahtlar üzerinde (oturup sevinçli sohbetler yapacaklardır.)
-
37:45
Sâffât: 45
(Cennet hizmetçileri Main şarabından ve öz) Kaynaktan (doldurulmuş) kadehlerle onların çevrelerinde dolaşacaktır.
-
37:46
Sâffât: 46
Berrak ve bembeyaz; içenlere lezzet (ve huzur veren bir içki sunulacaktır).
-
37:47
Sâffât: 47
(Bu cennet şaraplarında) On(lar)dan (dolayı) ne bir bulantı ve sıkıntı (doğacaktır), ne de (içenler sersemleyip) kendilerinden geçerek, akılları çelinmiş olacaktır.
-
37:48
Sâffât: 48
Ve (cennetlerinde) yanlarında bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş iri gözlü kadınlar vardır.
-
37:49
Sâffât: 49
Sanki onlar, saklı bir yumurta gibi (çarpıcı ve pürüzsüz güzelliğe sahip bulunacaklardır).
-
37:50
Sâffât: 50
Bu halde iken, kimi kimine yönelmiş olarak, birbirlerine soracaklardır:
-
37:51
Sâffât: 51
İçlerinden söz alan biri konuşup (şunları anlatacaktır): "Benim (dünyada iken) bir yakınım (tanıdığım) vardı."
-
37:52
Sâffât: 52
“Sen de gerçekten (dirilişi ve ahirette hesaba çekilişi) doğrulayanlardan (böyle saçmalıklara inananlardan) mısın?" diye (bana sataşırdı.)
-
37:53
Sâffât: 53
"Bizler öldüğümüz, toprak ve kemik (yığını) olduğumuzda mı, gerçekten biz mi (yeniden diriltilip sonra da) sorguya çekilecekmişiz?" (diye sorup imanımızdan dolayı bizi kınar ve hırpalardı.)
-
37:54
Sâffât: 54
(Bu konuşan kişi yanındakilere dönüp) "Sizler (onun şimdi ne durumda olduğunu) biliyor musunuz?" diye (soracaktır.)
-
37:55
Sâffât: 55
Derken, birden muttali olup (farkına varıp) bakıverdi, o şahsı (ahireti inkâr eden tanıdığını) 'çılgınca yanan ateşin' tam ortasında gördü (ve bağırdı).
-
37:56
Sâffât: 56
Dedi ki: "Andolsun Allah'a, neredeyse beni de (şu bulunduğun yere) düşürecektin (sana kalsa, bizi kandırıp Hakk’tan caydıracaktın).”
-
37:57
Sâffât: 57
"Eğer Rabbimin nimeti (hidayet ve inayeti) olmasaydı, muhakkak ben de (inkâr ederek şimdi azap yerine getirilip) hazır bulundurulanlardan olacaktım.”
-
37:60
Sâffât: 60
(Dünyada iken Allah’a itaat ve din yolunda cihad edip sonsuz ahiret ve cenneti kazanmak!) İşte bu, şüphe yok ki en büyük kurtuluş(a ve en yüce mutluluğa ulaşmaktır).
-
37:61
Sâffât: 61
Artık çalışanlar (emek harcayıp yatırım yapanlar) asıl bunun misali (şu cennet gibi ebedi bir saadet) için çalışsınlar (ki bu en kutlu ve kalıcı kazançtır.)
-
38:50
Sâd: 50
(Sonsuz ve kusursuz mutluluk diyarı olan) Adn cennetleri ki; (iman, itaat ve cihad ehline hazırlanmıştır. Ve her türlü kutlu hayır) kapıları onlara açılmıştır.
-
38:51
Sâd: 51
(Mü’minler) Orada koltuklara yaslanıp-dayanmışlardır; orada birçok meyve ve içecek (taşıyan görevlileri) çağıracaklardır (ve arzuladıkları her şey onlara sunulacaktır).
-
38:52
Sâd: 52
Ve yanlarında bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş, (kendileriyle) yaşıt (gönül okşayıcı ve mutluluk ortağı hanım)lar vardır.
-
38:53
Sâd: 53
İşte hesap günü size va'ad edilen bunlardır. (Herkes ettiğini bulacak, ektiğini toplayacaktır.)
-
38:54
Sâd: 54
Şüphesiz bunlar, asla bitip tükenmesi olmayan rızıklarımız (ve ihsanımız)dır.
-
39:20
Zümer: 20
Ancak Rablerinden korkup (küfür, zulüm ve kötülükten) sakınanlar için; onlara (cennette) yüksek (ve muhteşem) köşkler vardır, onların üstünde de yüksek saraylar yapılmıştır. Onların altından (sürekli çağlayarak) ırmaklar akmaktadır. (Bu) Allah'ın va'adidir ki, Allah verdiği sözden asla caymayandır.
-
39:73
Zümer: 73
Rablerinden korkanlar (ve ahirete hazırlananlar) ise, bölük bölük cennete sevk edileceklerdir. Oraya vardıklarında cennet kapıları açılıp fetholunacak ve görevli melekler onlara: “Selam size, ne hoşsunuz, ne mutlusunuz! (Buyurun) Ebedi kalmak üzere ona (cennete) girin” diye (iltifatta bulunacaklardır).
-
39:74
Zümer: 74
(Onlar ise:) “Bize olan va’adinde sadık kalan ve bizi bu yere (dünyada izzet ve devlete, ahirette cennete) mirasçı kılan Allah’a hamdolsun” diyerek (sevinçlerini ve teşekkürlerini açığa vuracaklardır. Veya:) “Bize olan va’adine sadakat gösteren (verdiği sözü yerine getiren) ve bizi dilediğimiz yerde eğlenip dolaşacağımız şu cennet yurduna yerleştiren Allah’ımıza (şükürler olsun. Allah yolunda) çalışıp çabalayanların ücreti ne güzelmiş” (şeklinde mutluluklarını paylaşacaklardır).
-
40:8
Mü'min: 8
“Rabbimiz onları (küfür ve kötülükten ve bâtılı desteklemekten tevbe edip Hakk yolunu tutanları) Adn cennetlerine sok ki, onlara (bunu Sen) va'ad ettin; (ayrıca) babalarından, eşlerinden ve nesillerinden salih olanları da (onlara katıp cennetine koy). Gerçekten Sen, Üstün ve Güçlü olansın, Hüküm ve Hikmet sahibi (yegâne Sultansın!)”
-
40:40
Mü'min: 40
“Kim bir kötülük (suç) işlerse, kendi mislinden (ve hak ettiğinden) başkasıyla cezalandırılmayacaktır. Erkek olsun, kadın olsun, kim de mü’min olarak (Hakka uyarlı ve halka yararlı) salih bir amelde bulunursa işte onlar, içinde hesapsız rızıklandırılmak üzere cennete sokulacaklardır.”
-
41:30
Fussilet: 30
Şüphesiz: "Bizim Rabbimiz Allah'tır" deyip sonra dosdoğru bir istikamet tutturanlar(a gelince); işte onların üzerine (hayatları boyunca ve ölüm anında teselli ve teskin edici) melekler sürekli inecek ve: "Korkmayın ve hüzne kapılmayın, size va’ad olunan cennetle müjdelenip sevinin" diyeceklerdir.
-
42:22
Şûrâ: 22
(O gün) Zalimleri kazandıkları dolayısıyla, korkuyla titrerlerken görürsün; o (yaptıkları kötülükler) de üstlerine çöküp (zillet ve zahmetle onları kuşatmıştır). İman edip salih amellerde bulunanlar ise cennet bahçelerinde (konaklamışlardır). Rableri katında her diledikleri onlarındır. İşte büyük fazilet (nimet ve üstünlük) budur. (Ama insanlar cüz’i ve geçici dünyaya dalmışlardır.)
-
43:70
Zuhruf: 70
"(Haydi) Siz ve eşleriniz cennete girin; (orada) sevinç içinde ağırlanacaksınız."
-
43:71
Zuhruf: 71
"Onların etrafında altın tepsiler ve testilerle dolaşılır; orada nefislerin arzu ettiği ve gözlerin lezzet (zevk) aldığı her şey vardır. Ve siz orada süresiz kalacaksınız."
-
43:72
Zuhruf: 72
"İşte, (dünyada iman, itaat ve cihadla) yaptıklarınız dolayısıyla mirasçı kılındığınız cennet budur" (diye müjdelerle karşılanacaklardır).
-
43:73
Zuhruf: 73
"Orada sizin için pek çok meyveler vardır; onlardan yiyeceksiniz (sonsuz ve kusursuz bir mutluluğa kavuşacaksınız)."
-
44:51
Duhân: 51
Müttakilere gelince; muhakkak onlar, güvenli bir makamdadırlar.
-
44:52
Duhân: 52
Cennetlerde ve pınar (baş)larında (huzurlu ve onurludurlar),
-
44:53
Duhân: 53
Hafif ipekten (iç giysiler) ve ağır işlenmiş atlastan (dış elbiseler) giyinirler, karşılıklı (otururlar).
-
44:54
Duhân: 54
İşte böyle! Ve Biz onları iri gözlü hurilerle eşlendirip evlendirdiğimizden (mutludurlar).
-
44:55
Duhân: 55
Orada (cennet ortamında) güvenlik içinde her türlü meyveyi (ve tarifsiz lezzeti) istiyorlar (ve onlara anında ulaşıyorlar);
-
44:56
Duhân: 56
Orada ilk ölümün dışında, başka ölüm tatmayacaklar (cennette sonsuz kalacaklar). Ve (Allah da büyük bir ikram olarak) onları cehennem azabından korumuştur.
-
47:15
Muhammed: 15
Takva sahiplerine va'ad edilen cennetin misali (şudur): İçinde bozulmayan sudan (akan musluklar ve) ırmaklar, tadı değişmeyen sütten (akan musluklar ve) ırmaklar, içenler için lezzet veren şaraptan (akan musluklar ve) ırmaklar ve süzme baldan (akıtan musluklar ve) ırmaklar (akmaktadır) ve orada onlar için meyvelerin her türlüsünden (hazırdır) ve Rablerinden (özel) bir mağfiret (ve fazilet) vardır. Hiç (böyle ödüllendirilen bir kişi), ateşin içinde ebedi olarak kalan ve bağırsaklarını 'parça parça koparan' kaynar sudan içirilip (alçaltıcı acılar içinde kıvranan) kimseler gibi (sayılır) mı?
-
50:31
Kaf: 31
Cennet de (o gün) müttakiler için yakınlaştırılmıştır, (onlardan hiç de) uzak değildir (ve artık hasret sona ermiştir).
-
50:34
Kaf: 34
“(Haydi ey mücahit ve müttaki mü’minler, işte cennet yurduna) Ona 'esenlik ve barış (selam)la' girin. (Artık) Bu ebedilik günüdür (sonsuz mutluluk sizindir).”
-
50:35
Kaf: 35
(Cennet yurdunda) Orada diledikleri her şey onların (emrinde ve hizmetindedir); katımızda daha fazlası (Allah’ın rızası ve rıdvanı) da (onlara verilecektir).
-
51:15
Zâriyât: 15
(Allah'tan saygıyla korkan, her türlü küfür ve kötülükten sakınan) Müttakiler ise sonsuz cennetlerde ve pınarların çevresinde (zevk edip sevinmekte)dirler.
-
51:16
Zâriyât: 16
Doğrusu onlar, Rablerinin kendilerine verdiği mükâfatı almış olarak (sonsuz saadete erişmişlerdir). Çünkü onlar bundan önce (dünyada iken) muhsin kimselerdi. (Allah'ı görür gibi ibadet ve hareket ederlerdi ve cihad görevlerinde oldukça titizlik gösterirlerdi.)
-
52:17
Tûr: 17
Hiç şüphesiz müttakiler (mü’min, mücahit ve müstakim kimseler ise;) cennetlerde ve nimetler içinde olacaklardır; (artık huzura ve onura ulaşmışlardır.)
-
52:18
Tûr: 18
Rablerinin verdikleriyle (çeşitli ve lezzetli nimetler içinde) 'sevinçli ve mutludurlar.' (Üstelik) Rableri, kendilerini 'çılgınca yanan cehennemin' azabından da koruyup (kurtarmıştır).
-
52:19
Tûr: 19
(Onlara: Dünyada Allah için) "Yaptıklarınızdan dolayı (şimdi cennetlerde) afiyetle yiyin, için (ve gönlünüzce eğlenin” diye iltifatlar yağdırılacaktır).
-
52:20
Tûr: 20
Onlar özenle dizilmiş (konforlu) koltuklar üzerinde (oturup) yaslanmışlardır. Ve (ayrıca) Biz onları iri (ceylan) gözlü hurilerle evlendirmiş (olacağız).
-
52:22
Tûr: 22
Onlara, istek duyup-arzuladıkları (iştah kabartan ve huzur artıran) meyvelerden ve (her çeşit) etten bol bol verip (rızıklandıracağız).
-
52:23
Tûr: 23
(Cennet yurdunda) Orada karşılıklı kadeh(lerini) kapıştırırlar (veya birbirlerine ikram yarışında bulunurlar) ki, onda (muhabbet sofrasında) ne 'boş ve saçma bir söz', ne günaha sokma (gibi kötülük ve çirkinlikler) olmayacaktır.
-
52:24
Tûr: 24
Kendileri için (hizmet eden genç) civanlar, etraflarında dönüp dolaşacaklardır; sanki (her biri) 'sedefte saklı inci gibi tertemiz, pırıl pırıl' (olarak her an hizmetlerine koşacaklardır).
-
52:25
Tûr: 25
(Cennette mü’minler) Birbirlerine yönelip, karşılıklı suallerle (şöyle sohbet edeceklerdir:)
-
52:26
Tûr: 26
“Doğrusu biz daha önce, ailemiz (yakın çevremiz) içinde (ahirette bize nasıl davranılacak ve akıbetimiz nasıl olacak? diye) endişe edip-korkardık” diyeceklerdir.
-
52:27
Tûr: 27
“Şimdi (görüyor ve seviniyoruz ki) Allah bize lütufta bulundu, hücrelere kadar işleyen kavurucu azaptan da korudu (ve şu cennetleri ikram buyurdu” diyerek şükredeceklerdir).
-
53:15
Necm: 15
Ki Cennetü'l-Me'vâ da onun yanındadır. (Cennetü'l-Me’vâ; muttakilerin, mücahitlerin ve şehitlerin son durağıdır.)
-
55:46
Rahmân: 46
Rabbinin makamından korkanlara (O’nun huzurunda günah işlemekten utanıp sakınanlara, biri dünyada diğeri ahiret hayatında) iki cennet vardır.
-
55:48
Rahmân: 48
(Bu iki cennet) Çeşit çeşit 'inceliklere ve güzelliklere' (veya her türden sık bahçelere) sahip (bulunan kutlu mekânlardır).
-
55:50
Rahmân: 50
İkisinde de (sürekli) akmakta (ve gönülleri ferahlatmakta) olan iki pınar vardır.
-
55:52
Rahmân: 52
(Bu cennetlerin) İkisinde de her (çeşitten ve mükemmel lezzette) meyveden iki çift vardır.
-
55:54
Rahmân: 54
(Mü’minler cennette) Astarları, ağır işlenmiş kalın atlastan koltuklar üzerinde yaslanırlar. İki cennetin de meyve-devşirmesi (oradakilere) yakın (kolay)dır.
-
55:56
Rahmân: 56
Orada (aşk ve sadakat) bakışlarını sadece eşlerine çevirmiş, (güzellik ve tazelikleri gönül okşayan öyle) kadınlar vardır ki, daha önce kendilerine ne bir insan ne de bir cinn dokunmuş değildir. (Sürekli temiz ve bâkire kalacaklardır.)
-
55:58
Rahmân: 58
(O cennet kızları) Sanki onlar yakut ve mercan gibidirler (huriler göz alıcı ve çalımlıdır).
-
55:60
Rahmân: 60
İyilik ve ihsanın karşılığı da (hem dünyada hem ahirette) yine iyilik ve güzellikten başkası mıdır? (Her insan ancak ettiklerini bulacak ve ektiklerini biçmiş olacaktır.)
-
55:62
Rahmân: 62
Bu ikisinin ötesinde iki cennet daha vardır (ki bunlar; Sohbet-i Resulüllah ve Rü’yetullahtır).
-
55:64
Rahmân: 64
(Bu cennetler) Alabildiğine yemyeşil ve ağaçlıktır (coğrafyası, havası ve hayatı çok özel ve mükemmel yaratılmıştır).
-
55:66
Rahmân: 66
(O cennetlerde) İçlerinde durmaksızın fışkırıp-akan (sıcak ve soğuk) iki pınar vardır.
-
55:68
Rahmân: 68
İçlerinde (her türden) meyveler, (çok nefis) eşsiz-hurma ve nar (çeşitleri) vardır.
-
55:70
Rahmân: 70
Orada huyları ve endamı tertemiz-cezbedici, (güzellik kraliçesi) hanımlar vardır.
-
55:72
Rahmân: 72
(Onlar muhteşem) Otağlar (ve mükemmel ortamlar) içinde korunmuş (ceylan gözlü) huri kızlarıdır.
-
55:74
Rahmân: 74
(Öyle ki) Bunlardan (cenneti kazanmış mü’min bahtiyarlardan) önce kendilerine (cennet hurilerine) asla bir insan ve bir cinn dokunmamıştır.
-
55:76
Rahmân: 76
(O cennetlerde) Yeşil yastıklara ve çarpıcı güzellikteki döşeklere (yatıp, ipek halılara ve koltuklara) yaslanıp (huzurun ve mutluluğun tadını çıkaracaklardır).
-
56:10
Vâkıa: 10
(En seçkin üçüncü sınıf olarak; iman, ibadet ve cihad hususunda, hem kendi nefisleriyle, hem küfür ve kötülük sistemleriyle mücadele edip hayırda yarışıveren ve böylece) İleri geçenler(e gelince), onlar (hâkimiyet döneminde ve ahirette de) öne geçecek (ve şereflendirilecek bahtiyarlardır).
-
56:11
Vâkıa: 11
İşte bunlar, (Rabbine ve müjdeli va’adine) yakınlaştırılmış (mukarreb) olanlardır.
-
56:12
Vâkıa: 12
(Bunlar) Nimetlerle-donatılmış cennetler içinde (ağırlanacaklardır).
-
56:13
Vâkıa: 13
(Bu ileri geçen öncülerin) Birçoğu (Hakk Dine ve hizmete herkesten evvel giren ve sonuna kadar sadakatle direnen ilklerden-)öncekilerden;
-
56:14
Vâkıa: 14
Birazı da (bu haklı ve hayırlı harekete geç katılsa da, büyük fedakârlık ve yararlılık gösteren) sonrakilerden (oluşacaktır). [Not: Bu ayetlerde geçen “Evvelin=öncekiler”; Hz. Adem’den beri geçen ümmetlerin mü’minlerine, Hz. Peygamber Efendimizin mübarek Sahabesine, onların tâbisi ve takipçileri olan cihad ve fütuhat ehline, “Ahirin=sonrakiler” ise Ahir zamandaki az sayıdaki müstakim ve mücahit mü’minlere işaret olabilir.]
-
56:15
Vâkıa: 15
(Hakka ve hayra öncülük eden cihad ve sebat ehli seçkin mü’minler ahirette) 'Özenle işlenmiş mücevher' tahtlar (ve mükemmel koltuklar) üzerindedirler (artık çok mutlu ve onurludurlar).
-
56:16
Vâkıa: 16
Karşılıklı (koltuklara) yaslanmışlardır (hürmet ve muhabbetle sohbete dalmışlardır).
-
56:17
Vâkıa: 17
(Cennette onların) Çevrelerinde ebediliğe (ölümsüzlüğe) ulaştırılmış (hiç yorulup yaşlanmayan hizmetçi) gençler dönüp dolaşır; [Not: Büluğa ermeden ölen mü’min çocukları da cennette; anne-babalarının sürekli sevinç kaynakları olacaklardır.]
-
56:18
Vâkıa: 18
(Kendilerine) Kaynağından (doldurulmuş) testiler, ibrikler ve kadehler (uzatılır).
-
56:19
Vâkıa: 19
Bundan ne başlarını bir ağrı tutar, ne de kendilerinden geçip akılları çelinip bulanır. (İçtikçe huzur ve mutlulukları artacaktır.)
-
56:20
Vâkıa: 20
(Ayrıca) Arzulayıp-seçecekleri meyveler(den),
-
56:21
Vâkıa: 21
Canlarının çektiği (iştah verici ve lezzetli) kuş et(ler)inden.
-
56:22
Vâkıa: 22
Ve iri gözlü huriler(den),
-
56:23
Vâkıa: 23
(Ki) Sanki saklı inciler gibi (cazip ve tertemiz)dirler;
-
56:24
Vâkıa: 24
(Mü’minlere dünyada) Yaptıklarına bir karşılık olmak üzere (onlara sunulacaktır);
-
56:25
Vâkıa: 25
(Cennet yurdunda) Orada, ne 'saçma ve boş bir söz' duyacaklar, ne günaha sokacak (ve huzur bozacak davranışlar olacak)tır.
-
56:26
Vâkıa: 26
Ancak sadece bir söz: "Selam, selam!" (diye dua ve hoşnutluk sesleri duyulacak)tır.
-
56:27
Vâkıa: 27
(İşte bu) "Ashab-ı Yemin!" (imani istikamet ve fazilet sahipleri); ne (kutludur o) "Ashab-ı Yemin!" (Ki, Allah’a verdikleri iman ve itaat sözünde, cihad ve sadakat ahdinde vefa gösterenler ne kadar bahtlıdır.)
-
56:28
Vâkıa: 28
(Onlar için cennette) Yüklü dalları bükülmüş kiraz (ağaçları),
-
56:29
Vâkıa: 29
Üst üste dizili meyveleri sarkmış muz ağaçları,
-
56:30
Vâkıa: 30
Yayılıp-uzanmış gölgeler (köşkler ve yeşillikler ortamı),
-
56:31
Vâkıa: 31
Durmaksızın akan ve çağlayan su(lar);
-
56:32
Vâkıa: 32
Ve (daha) birçok (cinste ve tarifsiz lezzetlerde) meyveler arasında,
-
56:33
Vâkıa: 33
(Ki asla) Kesilip-eksilmeyen ve (hiçbiri) yasaklanmayan (meyveler, muştular).
-
56:34
Vâkıa: 34
Yükseklere-kurulmuş (şahane köşklerdeki) döşekler (sedirler, yataklar hazırlanmıştır).
-
56:35
Vâkıa: 35
Gerçek şu ki, Biz onları, (mü’min erkek ve kadınları ahirette) yeni bir yaratma ile (cennete layık özellik ve güzellikte) tekrar inşa edip yarattık. (Onları, gençliği ve çekiciliği pörsümeyen kimseler yaptık.)
-
56:36
Vâkıa: 36
Onları sürekli bâkireler (ve hep taze gelinler) kıldık.
-
56:37
Vâkıa: 37
Öyle ki eşlerine (muhabbet ve ülfetle) tutkun, hep (aynı) yaşıt (mutlu çiftler yaptık).
-
56:38
Vâkıa: 38
(Bunların hepsi) "Ashab-ı Yemin" olanlar için (hazırlanmıştır ki);
-
56:39
Vâkıa: 39
(Bunların) Birçoğu geçmiş (ümmet)lerden,
-
56:40
Vâkıa: 40
Birçoğu da sonrakilerden (ahir zaman ümmetinden olacaktır). [Not: Bu ayetlerde ise, Hz. Adem’den, Hz. Muhammed Aleyhisselam’a kadar gelip geçmiş bütün nebilerin mü’min ümmetlerinin evvelkileri ve sonrakileri kastedilmiş olabilir.]
-
56:88
Vâkıa: 88
Amma, eğer o (ölecek kişi; hidayete eriştirilip Rabbine) yakın kılınan (mukarreb olan)lardan ise,
-
56:89
Vâkıa: 89
Bu durumda, ferahlık, reyhan (sonsuz ve kusursuz güzellikler) ve Naim cennetleri onlarındır.
-
56:90
Vâkıa: 90
Ve böylece şayet "Ashab-ı Yemin"den olmuş ise, (onlar bahtiyarlardır.)
-
56:91
Vâkıa: 91
Artık, "Ashab-ı Yemin"den (mutlu ve kutlu kesimden) selam (ve saygılar) Sana. (Ey Nebim, ki onlarla sevinip ferahlanırsın.)
-
57:12
Hadid: 12
(Mahşerde) O gün, mü'min erkekler ile mü'min kadınları, önlerinde ve sağlarında (dört yanında kutlu aydınlık) nurları koşarken (ışık ve saygınlık saçarken) göreceksin. "Bugün sizin müjdeniz (ve kutlu hediyeniz), içinde ebedi kalıcılar (olduğunuz), altından ırmaklar (ve havuzlu şelaleler) akan cennetlerdir. İşte 'büyük kurtuluş ve mutluluk' budur” (denilecektir).
-
58:22
Mücâdele: 22
Allah’a ve ahiret gününe (gerçekten) iman eden hiçbir kavmi (kesimi ve kişileri); Allah’a ve Resulüne başkaldıran, (Ayet ve Hadislere ve bilimsel gerçeklere dayalı İslam düzenine ve Müslüman ülkelere düşman olup savaş açan) kimselerle, (onları) destekleyici bir sevgi (ve işbirliği) içinde asla bulamazsın; velev ki, bu (zalim ve hain çevreler), isterse kendi babaları (olsun), ister çocukları (olsun), ister kardeşleri (veya tarikat-cemaat ihvanı olsun), isterse aşiretleri (partileri, müttefikleri) olsun, (yine de şuurlu mü’minler asla dini yozlaştıran işbirlikçi takımının başarısını arzulamaz, destek çıkmaz ve onlara saygı duymazlar. Çünkü, ülkede faizi, fuhşu, içki ve uyuşturucuyu, kumarı ve şans oyunlarını yürütenlere, Siyonist Yahudi ve Hristiyan merkezlerin güdümüne girenlere “meveddet”=benimseyip desteklemek ve sevgi göstermek imana ve insanlığa aykırıdır); işte bunlar (sadık ve sağlam Müslümanlar), öyle(sine samimi ve nasipli) kimselerdir ki, (Allah) kalplerine imanı yazıp (yerleştirmiş) ve onları Kendinden (İlahi izzet ve inayetinden) bir ruh (ve şuur) ile desteklemiştir. (Ahirette de) Onları altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacak ve orada süresiz kalacaklardır. Allah onlardan razıdır, onlar da O’ndan razı olmuşlardır. İşte bunlar, (Kur’an nizamına karşı çıkanlarla ve zalim odaklarla kalbi alâkalarını koparanlar) Allah’ın hizbi (partisi, takipçisi, ekibi ve taraftarları)dır. Dikkat edin (kesinlikle bilin ve bekleyin) ki; şüphesiz Allah’ın fırkası olanlar, (mutlaka) felaha ulaşacak (dünyada zafer ve devlete, ahirette ise cennet ve saadete kavuşacak)lardır.
-
59:20
Haşr: 20
Ateş halkı ile cennet halkı (asla) bir ve eşit değildir. (Çünkü) Cennet halkı 'umduklarına kavuşup mutluluk içinde olan (ve sonsuz saadete ulaşan) kimselerdir.'
-
61:12
Saff: 12
(Böyle yaparsanız) O (Allah) sizin günahlarınızı bağışlayacak, sizi altından ırmaklar (ve havuzlu şelaleler) akan cennetlere sokacak ve Adn cennetlerinde çok güzel (ve görkemli) saraylara yerleştirecektir. İşte asıl büyük mutluluk ve kurtuluş budur (ve böyle elde edilir).
-
64:9
Teğabün: 9
Sizi (mahşerde hesaplaşmak üzere) toplanma vakti için bir araya getireceği gün; işte bu “Teğabün” (dünyaya kapılıp ahireti unutanların pişman ve perişan olacakları aldanma) günüdür. Kim Allah'a iman edip salih bir amelde bulunursa (Allah) onun kötülüklerini örtecek ve içinde ebedi kalıcılar olmak üzere onu altından ırmaklar (ve havuzlu şelaleler) akan cennetlere sokacaktır. İşte 'büyük mutluluk ve kurtuluş' bu (olacaktır).
-
65:11
Talâk: 11
İman edip salih amellerde bulunanları karanlıklardan nura çıkarması için, Allah'ın apaçık ayetlerini size okuyan bir Elçi de (yollamışızdır). Artık kim iman edip salih (hayırlı ve yararlı) amellerde bulunursa, (Allah) onu içinde süresiz kalıcılar olmak üzere altından ırmaklar (ve havuzlu şelaleler) akan cennetlere sokacaktır. Allah, gerçekten ona ne güzel bir rızık vermiştir.
-
66:11
Tahrim: 11
(Ve yine) Allah, (küfür ve zulüm ortamında bile) iman edenlere ise, Firavun'un karısını örnek göstermiştir. Hani o (hanım): "Rabbim bana Kendi katında, cennette bir ev yap; beni Firavun'dan ve onun (küfür ve kötülük) amelinden-davranışından koru ve beni o zalimler topluluğundan da kurtar" (diye dua etmiş ve kabul edilmişti).
-
83:23
Mutaffifîn: 23
(Cennette taht gibi konforlu) Koltuklar üzerinde oturup (etrafını hayranlık ve mutlulukla) bakıp seyrederler.
-
85:11
Bürûc: 11
Şüphesiz iman edip salih amellerde bulunanlara gelince; onlar için altından ırmaklar (ve havuzlu şelaleler) akan (sonsuz ve kusursuz) cennetler vardır. İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk' bu olacaktır.
-
88:8
Gâşiye: 8
(Ama mü’minlerden) O gün öyle (nurlu ve onurlu) yüzler de vardır ki, nimette (engin bir mutluluk içinde) bahtiyardır.
-
88:9
Gâşiye: 9
(Dünyada Hakk yolunda harcadıkları samimi, sürekli ve teslimiyetli) Çabalarından dolayı razı ve hoşnut (kılınmışlardır).
-
88:10
Gâşiye: 10
Yüksek bir cennet içinde (gerçek izzet ve lezzet ortamındadırlar.)
-
88:11
Gâşiye: 11
Orada anlamsız (ve huzur kaçırıcı) bir söz duymayacaklardır.
-
88:12
Gâşiye: 12
Orada (cennet yurdunda) 'durmaksızın akan' bir kaynak (pınarlar) vardır.
-
88:13
Gâşiye: 13
Orada yükseklerde kurulmuş tahtlar ve koltuklar da (olacaktır;)
-
88:14
Gâşiye: 14
(Hazırlanıp) Yanı başlarına konulmuş (içecek dolu) kaplar (ve kadehler bulunacaktır),
-
88:15
Gâşiye: 15
Dizi dizi yastıklar (sıralanmıştır),
-
88:16
Gâşiye: 16
Ve serilmiş nefis yaygılar. (Kıymetli halılar vardır, hepsi mü’min, müttaki ve mücahit kullarındır.)
-
89:27
Fecr: 27
(Mü’min, müstakim ve mücahit kimselere ise:) Ey mutmain (tatmin bulmuş ve huzura kavuşmuş) nefis! (Mutlu ve kutlu kişi,)
-
89:28
Fecr: 28
(Haydi, Allah’ı) Razı etmiş, (sen de) hoşnut ve memnun edilmiş olarak, Rabbine dön!
-
89:29
Fecr: 29
(Ve artık sadık ve makbul) Kullarımın arasına katıl!
-
89:30
Fecr: 30
Ve (sonsuz, kusursuz saadete ulaşmak üzere) cennetime gir! (bakalım, buyrulacaktır.)
-
98:7
Beyyine: 7
İman edip salih amellerde bulunanlar ise; işte onlar da, yaratılmışların en hayırlılarıdır.
-
98:8
Beyyine: 8
Rableri katında onların ödülleri ise; içinde ebedi kalıcılar olmak üzere, altından ırmaklar (ve havuzlu şelaleler) akan Adn cennetleri olacaktır. Allah, onlardan razı olmuştur, kendileri de O'ndan razı (hoşnut ve memnun) kalmışlardır. İşte bu, Rabbinden 'içi titreyerek korku duyan (haşyet ve hürmet ehli) kimse' için (hazırlanmış kutlu bir karşılıktır.)
-
2:25
Bakara: 25
وَبَشِّرِ الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ اَنَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۜ كُلَّمَا رُزِقُوا مِنْهَا مِنْ ثَمَرَةٍ رِزْقًاۙ قَالُوا هٰذَا الَّذٖي رُزِقْنَا مِنْ قَبْلُ وَاُتُوا بِهٖ مُتَشَابِهًاۜ وَلَهُمْ فٖيهَٓا اَزْوَاجٌ مُطَهَّرَةٌ وَهُمْ فٖيهَا خَالِدُونَ
(Ey Resulüm!) İman edip salih amellerde bulunanları müjdele! Gerçekten onlar için altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. Kendilerine rızık olarak bu (üstün) ürünlerden her yedirildiğinde: "Bu daha önce (dünyada iken) de rızıklandığımızdır" diyerek (sevinip ferahlayacaklardır). Bu, onlara (dünyadakine) benzer olarak sunulmuş (sonsuz ihsan ve ikramlarımızdır). Orada, onlar için tertemiz eşler vardır ve onlar orada süresiz kalacaklardır.
-
3:15
Âl-i İmrân: 15
قُلْ اَؤُ۬نَبِّئُكُمْ بِخَيْرٍ مِنْ ذٰلِكُمْۜ لِلَّذٖينَ اتَّقَوْا عِنْدَ رَبِّهِمْ جَنَّاتٌ تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدٖينَ فٖيهَا وَاَزْوَاجٌ مُطَهَّرَةٌ وَرِضْوَانٌ مِنَ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ بَصٖيرٌ بِالْعِبَادِۚ
De ki: "Size bundan (dünyalık servet ve saltanattan) daha hayırlısını bildireyim mi? (Küfür ve kötülükten) Korkup sakınanlar için Rablerinin katında, içinde temelli kalacakları, altından ırmaklar (ve havuzlu şelaleler) akan cennetler, tertemiz eşler ve (özellikle) Allah'ın rızası vardır. Allah, kullarını hakkıyla görüp durmaktadır."
-
3:107
Âl-i İmrân: 107
وَاَمَّا الَّذٖينَ ابْيَضَّتْ وُجُوهُهُمْ فَفٖي رَحْمَةِ اللّٰهِۜ هُمْ فٖيهَا خَالِدُونَ
(İman, itaat ve istikamet ehli olup) Yüzleri ağaranlar ise, artık onlar Allah'ın rahmetine gark olacaklar, onlar (cennet) içinde de temelli kalacaklardır.
-
3:136
Âl-i İmrân: 136
اُو۬لٰٓئِكَ جَزَٓاؤُ۬هُمْ مَغْفِرَةٌ مِنْ رَبِّهِمْ وَجَنَّاتٌ تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدٖينَ فٖيهَاۜ وَنِعْمَ اَجْرُ الْعَامِلٖينَۜ
İşte bunların karşılığı, Rablerinden bağışlanma (müjdesidir) ve içinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar (ve havuzlu şelaleler) akan cennetlerdir. (Böylesi hizmet ve ibadetleri) Yapmak için gayret edenlere ne güzel bir karşılık (ecir verilecektir).
-
3:198
Âl-i İmrân: 198
لٰكِنِ الَّذٖينَ اتَّقَوْا رَبَّهُمْ لَهُمْ جَنَّاتٌ تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدٖينَ فٖيهَا نُزُلًا مِنْ عِنْدِ اللّٰهِۜ وَمَا عِنْدَ اللّٰهِ خَيْرٌ لِلْاَبْرَارِ
Fakat Rablerinden korkup (küfür, zulüm ve kötülükten) sakınanlara gelince; onlar için Allah katında -(sürekli ve görkemli) bir şölen olarak- altlarından ırmaklar akan ve içinde ebedi kalacakları cennetler vardır. Ebrar (hayırlı ve yararlı insanlar) olup iyilik yapanlar için, Allah'ın katında olanlar ise (elbette) daha hayırlıdır (ve devamlıdır).
-
4:57
Nisa: 57
وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ سَنُدْخِلُهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدٖينَ فٖيهَٓا اَبَدًاۜ لَهُمْ فٖيهَٓا اَزْوَاجٌ مُطَهَّرَةٌۘ وَنُدْخِلُهُمْ ظِلًّا ظَلٖيلًا
İman edip (İslam’a ve insanlığa uygun) salih amellerde bulunanları ise; altından ırmaklar (ve havuzlu şelaleler) akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere yerleştireceğiz. Onda (cennet ortamında) onlar için tertemiz kılınmış eşler var (edilmiştir). Ve onları, 'ne sıcak ne soğuk, tam kararında gölgeliklere' (sonsuz ve kusursuz güzelliklere) sokup (sevindireceğiz).
-
4:122
Nisa: 122
وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ سَنُدْخِلُهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدٖينَ فٖيهَٓا اَبَدًاۜ وَعْدَ اللّٰهِ حَقًّاۜ وَمَنْ اَصْدَقُ مِنَ اللّٰهِ قٖيلًا
(Şuurla ve huzurla) İman edip (her türlü hizmet, ibadet, meslek, görev ve girişimini Hakka bağlı ve halka yararlı olacak şekilde yaparak) salih amellerde bulunanlara (gelince), Biz onları altından ırmaklar (ve havuzlu şelaleler) akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere sokacağız. Bu, Allah'ın gerçek olan va'adidir. Allah'tan daha doğru sözlü kim vardır?
-
5:65
Maide: 65
وَلَوْ اَنَّ اَهْلَ الْكِتَابِ اٰمَنُوا وَاتَّقَوْا لَكَفَّرْنَا عَنْهُمْ سَيِّـَٔاتِهِمْ وَلَاَدْخَلْنَاهُمْ جَنَّاتِ النَّعٖيمِ
Şayet Kitap Ehli (gerçekten) iman edip (haksızlık ve ahlâksızlıktan) sakınsalardı, elbette onların kötülüklerini örtüp saklar ve onları 'nimetlerle donatılmış' cennetlere sokardık. (Ama onların çoğu Hakkı ve hayrı terk, günahı ve sapkınlığı tercih etmişlerdir.)
-
5:85
Maide: 85
فَاَثَابَهُمُ اللّٰهُ بِمَا قَالُوا جَنَّاتٍ تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدٖينَ فٖيهَاۜ وَذٰلِكَ جَزَٓاءُ الْمُحْسِنٖينَ
Böylelikle Allah, (bu) dediklerine (uygun salih amellerine) karşılık olarak, onları içinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar (ve havuzlu şelaleler) akan cennetlerle mükâfatlandırmıştır. İşte bu, iyilik yapanların karşılığıdır.
-
5:119
Maide: 119
قَالَ اللّٰهُ هٰذَا يَوْمُ يَنْفَعُ الصَّادِقٖينَ صِدْقُهُمْۜ لَهُمْ جَنَّاتٌ تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدٖينَ فٖيهَٓا اَبَدًاۜ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُۜ ذٰلِكَ الْفَوْزُ الْعَظٖيمُ
Allah buyuracak ki: "İşte bu (sorgulama ve hesaplaşma, va’ad edildiği gibi); doğrulara, doğru söylemelerinin (sadakat ve samimiyet göstermelerinin) yarar sağladığı gündür!.. Onlar için, içinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar (ve havuzlu şelaleler) akan cennetler vardır. Artık Allah onlardan razıdır, onlar da O'ndan razı olmuşlardır. İşte (asıl) büyük 'kurtuluş ve mutluluk' bu (olacaktır.)"
-
7:42
A'raf: 42
وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَا نُكَلِّفُ نَفْسًا اِلَّا وُسْعَهَاۘ اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَنَّةِۚ هُمْ فٖيهَا خَالِدُونَ
(Buna karşılık) İman edenler ve (hayırlı, yararlı) salih amellerde bulunanlar -ki Biz hiç kimseye güç yetireceğinden fazlasını yüklemeyiz- onlar da cennetin ashabı (halkı)dırlar. Orada sonsuz olarak kalacaklar (ve kusursuz mutluluğa ulaşacaklar)dır.
-
7:43
A'raf: 43
وَنَزَعْنَا مَا فٖي صُدُورِهِمْ مِنْ غِلٍّ تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهِمُ الْاَنْهَارُۚ وَقَالُوا الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذٖي هَدٰينَا لِهٰذَا وَمَا كُنَّا لِنَهْتَدِيَ لَوْلَٓا اَنْ هَدٰينَا اللّٰهُۚ لَقَدْ جَٓاءَتْ رُسُلُ رَبِّنَا بِالْحَقِّۜ وَنُودُٓوا اَنْ تِلْكُمُ الْجَنَّةُ اُو۫رِثْتُمُوهَا بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
(Cennetteki Müslümanların) Biz onların göğüslerinde kinden ve hasetten ne varsa çekip almışızdır. (Konaklarının) Altlarından (ve etrafından sürekli ve ferahlık verici) ırmaklar akacaktır. (Sevinçle) Derler ki: "Bizi buna (cennet huzuruna) ulaştıran Allah'a hamd olsun. Eğer Allah bize hidayet vermeseydi biz doğruya ulaşamazdık. Andolsun, Rabbimizin elçileri Hakk ile geldiler (ve bizi hayra ve huzura ilettiler.)" Onlara: "İşte bu, yaptıklarınıza karşılık olarak mirasçı kılındığınız cennettir" diye nida edilip duyurulacaktır.
-
7:44
A'raf: 44
وَنَادٰٓى اَصْحَابُ الْجَنَّةِ اَصْحَابَ النَّارِ اَنْ قَدْ وَجَدْنَا مَا وَعَدَنَا رَبُّنَا حَقًّا فَهَلْ وَجَدْتُمْ مَا وَعَدَ رَبُّكُمْ حَقًّاۜ قَالُوا نَعَمْۚ فَاَذَّنَ مُؤَذِّنٌ بَيْنَهُمْ اَنْ لَعْنَةُ اللّٰهِ عَلَى الظَّالِمٖينَۙ
(Orada) Cennet ehli, ateş (cehennem) sakinlerine (şöyle) seslenecekler: "Rabbimizin bize va’ad ettiğini (cennet nimetlerini) biz (aynen) gerçek olarak bulduk. (Hepsi Hakk ve hakikatmiş.) Siz de Rabbinizin size va’ad ettiğini (cehennem dehşetini aynen) gerçek olarak buldunuz mu?” Onlar da: "Evet" derler. Bundan sonra aralarından bir münadi (müezzin): "Allah'ın laneti zalimlerin üzerine olsun!” diye ilan edip onlara seslenmiş olacaktır.
-
7:46
A'raf: 46
وَبَيْنَهُمَا حِجَابٌۚ وَعَلَى الْاَعْرَافِ رِجَالٌ يَعْرِفُونَ كُلًّا بِسٖيمٰيهُمْۚ وَنَادَوْا اَصْحَابَ الْجَنَّةِ اَنْ سَلَامٌ عَلَيْكُمْ لَمْ يَدْخُلُوهَا وَهُمْ يَطْمَعُونَ
(Cennet ve cehennem ehlinin) İki taraf arasında (duvar-sur gibi) bir engel (perde ve ara bölge bulunmaktadır) ve burçlar (A'raf) üstünde (cennetlik ve cehennemlik olanların) hepsini yüzlerinden tanıyan (ortada duran) adamlar vardır. Ki bunlar, henüz (cennete) girememiş olan, fakat (girmeyi) şiddetle arzu edip umanlardır. (Bunlar) Cennete gireceklere: "Selam size (ne kutlu ve mutlu insanlarsınız)” diye (tebrikler yağdıracaklardır).
-
7:47
A'raf: 47
وَاِذَا صُرِفَتْ اَبْصَارُهُمْ تِلْقَٓاءَ اَصْحَابِ النَّارِۙ قَالُوا رَبَّنَا لَا تَجْعَلْنَا مَعَ الْقَوْمِ الظَّالِمٖينَ۟
(A’raf ehlinin) Gözleri cehennem halkından yana çevrilince (bu sefer): "Rabbimiz, bizi (şu) zalimler topluluğuyla birlikte kılma" diye (yalvaracaklardır).
-
7:49
A'raf: 49
اَهٰٓؤُ۬لَٓاءِ الَّذٖينَ اَقْسَمْتُمْ لَا يَنَالُهُمُ اللّٰهُ بِرَحْمَةٍۜ اُدْخُلُوا الْجَنَّةَ لَا خَوْفٌ عَلَيْكُمْ وَلَٓا اَنْتُمْ تَحْزَنُونَ
(Ardından onlara cennetlikleri göstererek) "Kendilerine Allah'ın bir rahmet eriştirmeyeceğine yemin ettiğiniz (ve hiçbir nimet ve fazilete layık görmediğiniz) kimseler bunlar mıydı? (Şimdi bakın ve pişmanlık içinde kıvranın ki, iman, itaat ve sadakat ehli mü’minler, ne kutlu ve mutlu bir sona kavuşmuşlardır. Ve mü'minlere dönerek:) Haydi girin cennete! (diyeceklerdir.) Sizin için artık korku yoktur ve mahzun da olmayacaksınız."
-
7:50
A'raf: 50
وَنَادٰٓى اَصْحَابُ النَّارِ اَصْحَابَ الْجَنَّةِ اَنْ اَفٖيضُوا عَلَيْنَا مِنَ الْمَٓاءِ اَوْ مِمَّا رَزَقَكُمُ اللّٰهُۜ قَالُٓوا اِنَّ اللّٰهَ حَرَّمَهُمَا عَلَى الْكَافِرٖينَۙ
Cehennem ehli cennet ehline: "(Ne olur) Bize biraz (serin) sudan ya da Allah'ın size verdiği rızıktan aktarın" diye seslenip (yalvaracaklardır.) Onlar da derler ki: "Doğrusu Allah, bunları inkâr edenlere (ve nankörlere) haram (yasak) kılmıştır."
-
8:4
Enfâl: 4
اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُؤْمِنُونَ حَقًّاۜ لَهُمْ دَرَجَاتٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَمَغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَرٖيمٌۚ
İşte gerçek mü’minler bunlardır. Rableri katında onlar için (cennette) dereceler, (manevi huzur ve makamlar, ayrıca günahlarından) bağışlanma, üstün (ve sürekli) bir rızık vardır.
-
9:21
Tevbe: 21
يُبَشِّرُهُمْ رَبُّهُمْ بِرَحْمَةٍ مِنْهُ وَرِضْوَانٍ وَجَنَّاتٍ لَهُمْ فٖيهَا نَعٖيمٌ مُقٖيمٌۙ
(Hak ve adalet hâkim olsun ve insanlar huzur bulsun diye samimi ve disiplinli şekilde cehdü gayret sahipleri var ya;) Rableri onlara Kendi katından bir rahmeti, bir hoşnutluk (rıdvan) şerefini ve onlar için, kendisinde sürekli bir nimet bulunan cennetleri müjdeleyip (hazırlamıştır).
-
9:22
Tevbe: 22
خَالِدٖينَ فٖيهَٓا اَبَدًاۜ اِنَّ اللّٰهَ عِنْدَهُٓ اَجْرٌ عَظٖيمٌ
Onlar orada ebedi olarak kalacaklardır. Elbette en büyük mükâfat, şüphesiz Allah katındadır.
-
9:72
Tevbe: 72
وَعَدَ اللّٰهُ الْمُؤْمِنٖينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ جَنَّاتٍ تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدٖينَ فٖيهَا وَمَسَاكِنَ طَيِّبَةً فٖي جَنَّاتِ عَدْنٍۜ وَرِضْوَانٌ مِنَ اللّٰهِ اَكْبَرُۜ ذٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظٖيمُ۟
Allah, mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara içinde ebedi kalmak üzere, altından ırmaklar (ve havuzlu şelaleler) akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler (ve çok özel ve mükemmel malikâneler) va’ad etmiştir. Allah'tan olan hoşnutluk (O’nun rıdvanı ve rızası) ise en büyük (derecedir). İşte bu, büyük kurtuluş ve mutluluk (saadetidir).
-
9:89
Tevbe: 89
اَعَدَّ اللّٰهُ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدٖينَ فٖيهَاۜ ذٰلِكَ الْفَوْزُ الْعَظٖيمُ۟
Allah onlar için, (ahirette) süresiz kalacakları, altından ırmaklar (ve havuzlu şelaleler) akan cennetler hazırlamıştır. İşte (asıl) büyük “kurtuluş (ve mutluluk)” bu (olacaktır).
-
9:100
Tevbe: 100
وَالسَّابِقُونَ الْاَوَّلُونَ مِنَ الْمُهَاجِرٖينَ وَالْاَنْصَارِ وَالَّذٖينَ اتَّبَعُوهُمْ بِاِحْسَانٍۙ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ وَاَعَدَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرٖي تَحْتَهَا الْاَنْهَارُ خَالِدٖينَ فٖيهَٓا اَبَدًاۜ ذٰلِكَ الْفَوْزُ الْعَظٖيمُ
(Sahabe’den İslam’a girmede ve hayırlı hizmetlerde) Öne geçen ilklerden olan Muhacirler ve Ensar ile, onlara iyilik ve güzellikle uyanlar (var ya); Allah onlardan hoşnut olmuştur, onlar da O'ndan hoşnut olmuşlardır ve (Allah) onlara, içinde ebedi kalacakları altından ırmaklar (ve havuzlu şelaleler) akan cennetler hazırlamıştır. İşte ‘büyük kurtuluş ve mutluluk' budur. (Fevz-ü Azim, -en ulu ve kutlu bahtiyarlık- mü’min ve mücahit kulların olacaktır.)
-
10:9
Yunus: 9
اِنَّ الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ يَهْدٖيهِمْ رَبُّهُمْ بِاٖيمَانِهِمْۚ تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهِمُ الْاَنْهَارُ فٖي جَنَّاتِ النَّعٖيمِ
İman edenler ve (İslam’a, insanlığa uygun) salih amellerde bulunanları ise, Rableri onları imanları (ve itaatleri) dolayısıyla (dünyada iman şuuruna ve huzura erdirir. Ahirette ise) altından ırmaklar (ve havuzlu şelaleler) akan, nimetlerle donatılmış (olan) cennetlere yöneltip-iletir (onlara hidayet edip hakikate ve selamete ulaştırır).
-
10:10
Yunus: 10
دَعْوٰيهُمْ فٖيهَا سُبْحَانَكَ اللّٰهُمَّ وَتَحِيَّتُهُمْ فٖيهَا سَلَامٌۚ وَاٰخِرُ دَعْوٰيهُمْ اَنِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمٖينَ۟
(Mutlu mü’minlerin) Oradaki duaları: “Allah'ım, Sen ne Yücesin” (Seni tüm hatalardan ve noksanlıklardan tenzih ederiz yakarışıdır) ve oradaki dirlik temennileri (ve insanlara iltifat sözleri): “Selam”dır; bunların davalarının ve dualarının sonu da: “Gerçek hamd (ve teşekkür), âlemlerin Rabbi olan Allah’adır.” (olacaktır.)
-
11:23
Hud: 23
اِنَّ الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَاَخْبَتُٓوا اِلٰى رَبِّهِمْۙ اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَنَّةِۚ هُمْ فٖيهَا خَالِدُونَ
(Ancak) Kesinlikle iman edip salih amellerde bulunanlar ve "Rablerine kalpleri tatmin bulmuş olarak bağlananlar" (ise), işte bunlar da cennetin halkıdırlar. Onlar onda süresiz kalacaklardır.
-
11:108
Hud: 108
وَاَمَّا الَّذٖينَ سُعِدُوا فَفِي الْجَنَّةِ خَالِدٖينَ فٖيهَا مَا دَامَتِ السَّمٰوَاتُ وَالْاَرْضُ اِلَّا مَا شَٓاءَ رَبُّكَۜ عَطَٓاءً غَيْرَ مَجْذُوذٍ
(İman ve itaatle) Mutlu olanlar ise, artık onlar da cennette (bahtiyardır). Rabbinin dilemesi dışında, gökler ve yer sürüp gittikçe, orada süresiz kalacaklardır. (Bu) Asla kesintisi olmayan bir ikramdır.
-
13:23
Ra'd: 23
جَنَّاتُ عَدْنٍ يَدْخُلُونَهَا وَمَنْ صَلَحَ مِنْ اٰبَٓائِهِمْ وَاَزْوَاجِهِمْ وَذُرِّيَّاتِهِمْ وَالْمَلٰٓئِكَةُ يَدْخُلُونَ عَلَيْهِمْ مِنْ كُلِّ بَابٍۚ
(Bu ahiret yurdu) Babalarından, eşlerinden ve soylarından (mü’min ve) salih kimselerle birlikte Adn cennetlerine girecek olanlarındır. Melekler onlara her bir kapıdan girip (şöyle sesleneceklerdir):
-
13:24
Ra'd: 24
سَلَامٌ عَلَيْكُمْ بِمَا صَبَرْتُمْ فَنِعْمَ عُقْبَى الدَّارِۜ
"Sabrettiğinize karşılık selam size. (İman, itaat ve cihadla değerlendirilen dünya) Yurdun(un) sonu(nda ulaştığınız cennet) ne güzeldir!"
-
13:29
Ra'd: 29
اَلَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ طُوبٰى لَهُمْ وَحُسْنُ مَاٰبٍ
(Gerçekten) İman edip salih amellerde bulunan kimseler (var ya), ne mutlu bunlara ki; varılacak olan yerin en güzeli onlarındır.
-
13:35
Ra'd: 35
مَثَلُ الْجَنَّةِ الَّتٖي وُعِدَ الْمُتَّقُونَۜ تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۜ اُكُلُهَا دَٓائِمٌ وَظِلُّهَاۜ تِلْكَ عُقْبَى الَّذٖينَ اتَّقَوْاۗ وَعُقْبَى الْكَافِرٖينَ النَّارُ
(İşte) Takva sahiplerine va’ad edilen cennetin misali (şöyledir); onun altından ırmaklar (ve şelaleler) akmakta, yemişleri ve gölgelikleri (havuzlu bahçeleri ve çiçekleri) sürekli (huzur ve mutluluk sunmaktadır). Bu (Allah’tan) korkup (küfür, zulüm ve kötülükten) sakınanların (kutlu) sonudur, inkâr edenlerin sonu ise ateştir (azaptır).
-
14:23
İbrahim: 23
وَاُدْخِلَ الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جَنَّاتٍ تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدٖينَ فٖيهَا بِاِذْنِ رَبِّهِمْۜ تَحِيَّتُهُمْ فٖيهَا سَلَامٌ
İman edip salih amellerde bulunanlar (ise), Rablerinin izniyle altından ırmaklar (ve havuzlu şelaleler) akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere konulmuşlardır. Orada birbirlerine olan dirlik temennileri (hürmet ve afiyet dilekleri): "Selam"dır. (Selamet, emniyet ve saadet içinde eğlenin demektir.)
-
15:45
Hicr: 45
اِنَّ الْمُتَّقٖينَ فٖي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍۜ
Gerçekten takva sahibi olanlar, cennetlerde ve (gölgelik ve yeşillikler içindeki) pınar başlarındadırlar.
-
15:46
Hicr: 46
اُدْخُلُوهَا بِسَلَامٍ اٰمِنٖينَ
Oraya esenlikle ve güvenlikle girin! (diye huzur veren duyurular yapılacaktır.)
-
15:47
Hicr: 47
وَنَزَعْنَا مَا فٖي صُدُورِهِمْ مِنْ غِلٍّ اِخْوَانًا عَلٰى سُرُرٍ مُتَقَابِلٖينَ
Biz onların (cennet halkının) göğüslerindeki kin ve nefret duygularını da söküp çıkardık. (Şimdi birbirini seven ve hep iyilik düşünen) Kardeşler olarak, cennet koltukları üzerinde karşılıklı (sohbet ve saadet ortamındadırlar).
-
15:48
Hicr: 48
لَا يَمَسُّهُمْ فٖيهَا نَصَبٌ وَمَا هُمْ مِنْهَا بِمُخْرَجٖينَ
Orada onlara hiçbir yorgunluk (ve usanç) dokunmayacak ve onlar oradan asla çıkarılmayacaklardır.
-
16:31
Nahl: 31
جَنَّاتُ عَدْنٍ يَدْخُلُونَهَا تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ لَهُمْ فٖيهَا مَا يَشَٓاؤُ۫نَۜ كَذٰلِكَ يَجْزِي اللّٰهُ الْمُتَّقٖينَۙ
(İşte) Adn cennetleri; (bu mü’minler içindir ki) oraya (huzur ve mutlulukla) gireceklerdir, onun altından ırmaklar (ve havuzlu şelaleler) akar, içinde onların diledikleri her şey vardır. (Arzu ve irade ettikleri hemen gerçekleşir.) İşte Allah, takva sahiplerini böyle ödüllendirir.
-
16:32
Nahl: 32
اَلَّذٖينَ تَتَوَفّٰيهُمُ الْمَلٰٓئِكَةُ طَيِّبٖينَۙ يَقُولُونَ سَلَامٌ عَلَيْكُمُۙ ادْخُلُوا الْجَنَّةَ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
Ki melekler, onların canlarını (tertemiz ve aziz vaziyette) güzellikle (ve kolay halde) aldıklarında: "Selam size" (şeklinde iltifat edilir ve inanarak ahiret hazırlığınız için) “Yaptıklarınıza karşılık olmak üzere (buyurun) cennete girin” denilecektir.
-
18:31
Kehf: 31
اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ جَنَّاتُ عَدْنٍ تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهِمُ الْاَنْهَارُ يُحَلَّوْنَ فٖيهَا مِنْ اَسَاوِرَ مِنْ ذَهَبٍ وَيَلْبَسُونَ ثِيَابًا خُضْرًا مِنْ سُنْدُسٍ وَاِسْتَبْرَقٍ مُتَّكِـٖٔينَ فٖيهَا عَلَى الْاَرَٓائِكِۜ نِعْمَ الثَّوَابُۜ وَحَسُنَتْ مُرْتَفَقًا۟
İşte bunlar için; altından ırmaklar (ve havuzlu şelaleler) akan Adn cennetleri onlarındır, orada altın bileziklerle süslenip (onurlu ve huzurlu yaşayacaklardır), hafif ipekten (ferahlık verici iç giysiler) ve ağır işlenmiş atlastan yeşil (dış) elbiseler giyip (kuşanacaklardır) ve tahtlar üzerinde kurulup-yaslanacaklardır. (Bu,) Ne güzel sevap ve ne güzel yastıklar (koltuklar, tahtlar ve döşeklerdir).
-
18:107
Kehf: 107
اِنَّ الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ كَانَتْ لَهُمْ جَنَّاتُ الْفِرْدَوْسِ نُزُلًاۙ
(Ama samimiyet ve teslimiyetle) İman edip salih amellerde bulunanlara gelince... (Allah’ın rızası ve Kur'ani yasaları doğrultusunda yaşam sürüp huzura kavuşanlar ise;) Firdevs cennetleri onlar için bir kutlu ‘konaklama’ (ve ebedi mutluluğu yakalama) yeridir.
-
18:108
Kehf: 108
خَالِدٖينَ فٖيهَا لَا يَبْغُونَ عَنْهَا حِوَلًا
(Mü’minler) Onda (cennette) ebedi olarak kalıcı olup (yerleşecekler) ve ondan (cennet ortamından) asla ayrılmak istemeyeceklerdir.
-
19:60
Meryem: 60
اِلَّا مَنْ تَابَ وَاٰمَنَ وَعَمِلَ صَالِحًا فَاُو۬لٰٓئِكَ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ وَلَا يُظْلَمُونَ شَيْـًٔاۙ
Ancak tevbe edenler, (hakkıyla) iman edenler ve (kendilerini düzeltip hayırlı ve yararlı) salih ameller işleyenler (onların dışındadır, bunlar hüsranda olmayacaktır); işte bunlar, cennete sokulacak kimselerdir ve hiçbir şeyle (ve hiçbir şekilde) zulme uğratılacak değillerdir.
-
19:61
Meryem: 61
جَنَّاتِ عَدْنٍۨ الَّتٖي وَعَدَ الرَّحْمٰنُ عِبَادَهُ بِالْغَيْبِۜ اِنَّهُ كَانَ وَعْدُهُ مَأْتِيًّا
Adn cennetleri (onlarındır) ki, Rahman (olan Allah onu) Kendi kullarına gıyabi olarak (görmedikleri halde inandıkları için müjdeleyip) va’ad etmiştir. Şüphesiz O'nun va’adi yerine gelecektir.
-
19:62
Meryem: 62
لَا يَسْمَعُونَ فٖيهَا لَغْوًا اِلَّا سَلَامًاۜ وَلَهُمْ رِزْقُهُمْ فٖيهَا بُكْرَةً وَعَشِيًّا
Orada (cennet ortamında) 'boş (ve nahoş) bir söz' işitmezler; sadece (meleklerin ve mü’minlerin övgü ve müjde nidası olan) selam(ı işitirler). Sabah akşam (sürekli), onların rızıkları (ve cennet sofraları) orada hazır vaziyettedir.
-
19:63
Meryem: 63
تِلْكَ الْجَنَّةُ الَّتٖي نُورِثُ مِنْ عِبَادِنَا مَنْ كَانَ تَقِيًّا
İşte o cennet ki; Biz, kullarımızdan takva sahibi olanları (ona) mirasçı etmişizdir.
-
20:76
Taha: 76
جَنَّاتُ عَدْنٍ تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدٖينَ فٖيهَاۜ وَذٰلِكَ جَزٰٓؤُ۬ا مَنْ تَزَكّٰى۟
"İçlerinde ebedi kalacakları altından ırmaklar (ve havuzlu şelaleler) akan Adn cennetleri de (onlarındır). Ve işte bu, (küfür ve kötülükten) arınmış olanların karşılığıdır."
-
20:117
Taha: 117
فَقُلْنَا يَٓا اٰدَمُ اِنَّ هٰذَا عَدُوٌّ لَكَ وَلِزَوْجِكَ فَلَا يُخْرِجَنَّكُمَا مِنَ الْجَنَّةِ فَتَشْقٰى
Bunun üzerine: "Ey Adem, bu (şeytan haset ve hıyanet damarıyla) gerçekten sana ve eşine düşmandır; sakın sizi (aldatıp) cennetten sürüp çıkarmasın, sonra mutsuz olursunuz" diye (uyarıvermiştik.)
-
20:121
Taha: 121
فَاَكَلَا مِنْهَا فَبَدَتْ لَهُمَا سَوْاٰتُهُمَا وَطَفِقَا يَخْصِفَانِ عَلَيْهِمَا مِنْ وَرَقِ الْجَنَّةِۘ وَعَصٰٓى اٰدَمُ رَبَّهُ فَغَوٰىۖ
Böylece ikisi birden (Adem’le Havva bu yasağı unutuverdiler ve) ondan yediler, hemen ardından ayıp yerleri kendilerine açılıverdi, (utançlarından dolayı) üzerlerini cennet yapraklarından yamayıp-örtmeye başladılar. Adem Rabbine karşı gelmiş olduğundan (pişmanlık ve utançla) şaşırıp-kalmıştı.
-
21:102
Enbiya: 102
لَا يَسْمَعُونَ حَسٖيسَهَاۚ وَهُمْ فٖي مَا اشْتَهَتْ اَنْفُسُهُمْ خَالِدُونَۚ
(Müstakim ve mücahit mü’minler) Onun (cehennemin korkunç) uğultusunu bile işitmeyeceklerdir. Onlar nefislerinin arzuladığı (sayısız nimet) içinde ebediliğe erişeceklerdir.
-
21:103
Enbiya: 103
لَا يَحْزُنُهُمُ الْفَزَعُ الْاَكْبَرُ وَتَتَلَقّٰيهُمُ الْمَلٰٓئِكَةُۜ هٰذَا يَوْمُكُمُ الَّذٖي كُنْتُمْ تُوعَدُونَ
(Ahiretteki) O en büyük korku (dehşetli şaşkınlık, ürküntü ve telaş ortamı bile) onları hüzne sürüklemeyecek ve: “(Gözünüz aydın) İşte bu sizin (en kutlu mutluluk) gününüzdür ki, size va'ad edilmişti” diye melekler onları karşılayıp (sevindireceklerdir).
-
22:23
Hacc: 23
اِنَّ اللّٰهَ يُدْخِلُ الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جَنَّاتٍ تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ يُحَلَّوْنَ فٖيهَا مِنْ اَسَاوِرَ مِنْ ذَهَبٍ وَلُؤْلُؤً۬اۜ وَلِبَاسُهُمْ فٖيهَا حَرٖيرٌ
Hiç şüphesiz Allah, iman edenleri ve salih ameller işleyenleri de altından ırmaklar (ve havuzlu şelaleler) akan cennetlere koyacaktır, orada (mü’minler) altından bileziklerle ve incilerle süslenip (sevineceklerdir); onların oradaki elbiseleri de (saf ve sağlıklı) ipek(ten dokunmadır).
-
22:24
Hacc: 24
وَهُدُٓوا اِلَى الطَّيِّبِ مِنَ الْقَوْلِۗ وَهُدُٓوا اِلٰى صِرَاطِ الْحَمٖيدِ
(Çünkü) Onlar, (dünyada hidayetle) sözün en güzeline (Kur’an ayetlerine, Hz. Peygamberin hadislerine ve hakikat ehlinin hikmetlerine) iletilmişlerdir ve övülen doğru yola eriştirilmişlerdir.
-
23:10
Mü'minun: 10
اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْوَارِثُونَۙ
İşte (yeryüzünün hâkimiyetine ve ahiretin nimetlerine) varis olacak bunlardır.
-
23:11
Mü'minun: 11
اَلَّذٖينَ يَرِثُونَ الْفِرْدَوْسَۜ هُمْ فٖيهَا خَالِدُونَ
(Evet) Onlar (ahirette de) Firdevs (cennetlerin)e varis olacaklardır; (sonsuz ve kusursuz mutluluk) içinde de ebedi olarak kalacaklardır.
-
25:10
Furkan: 10
تَبَارَكَ الَّذٖٓي اِنْ شَٓاءَ جَعَلَ لَكَ خَيْرًا مِنْ ذٰلِكَ جَنَّاتٍ تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۙ وَيَجْعَلْ لَكَ قُصُورًا
Dilediği takdirde, Sana (bu dünyada dahi) bundan daha hayırlısı olarak altından ırmaklar (ve havuzlu şelaleler) akan cennetler verebilen ve Senin için (orada) köşkler var eden (Allah) ne Yücedir.
-
25:15
Furkan: 15
قُلْ اَذٰلِكَ خَيْرٌ اَمْ جَنَّةُ الْخُلْدِ الَّتٖي وُعِدَ الْمُتَّقُونَۜ كَانَتْ لَهُمْ جَزَٓاءً وَمَصٖيرًا
De ki: "Bu (sonuç) mu daha hayırlıdır, yoksa takva (tam ve sağlam bir iman, itaat ve cihad) ehline va'ad edilen ebedilik (sonsuz ve kusursuz saadet) cenneti mi? Ki orası onlar için (kutlu) bir mükâfat ve varılacak son (mutlu) durak yeridir."
-
25:16
Furkan: 16
لَهُمْ فٖيهَا مَا يَشَٓاؤُ۫نَ خَالِدٖينَۜ كَانَ عَلٰى رَبِّكَ وَعْدًا مَسْؤُ۫لًا
(Cennetin) "İçinde ebedi kalıcılar olarak, orada her istedikleri onlara verilecektir; bu, Rabbinin üzerine aldığı (ve Kendisinden arzu edilip) istenen bir va’addir."
-
25:24
Furkan: 24
اَصْحَابُ الْجَنَّةِ يَوْمَئِذٍ خَيْرٌ مُسْتَقَرًّا وَاَحْسَنُ مَقٖيلًا
O gün, cennet halkının kalacakları yer elbette çok daha hayırlı, dinlenecekleri (ve ebedi hayat sürecekleri) yer çok daha güzeldir.
-
25:75
Furkan: 75
اُو۬لٰٓئِكَ يُجْزَوْنَ الْغُرْفَةَ بِمَا صَبَرُوا وَيُلَقَّوْنَ فٖيهَا تَحِيَّةً وَسَلَامًاۙ
İşte bunlar (var ya; ibadet, istikamet ve dini hizmet üzerinde) sabretmelerine karşılık, (cennetin en gözde konaklarındaki) dereceler ve nimetlerle ödüllendirilecek ve orada esenlik dileği ve selamla karşılanıp (sevindirilecek ve şereflendirileceklerdir).
-
25:76
Furkan: 76
خَالِدٖينَ فٖيهَاۜ حَسُنَتْ مُسْتَقَرًّا وَمُقَامًا
Orada ebedi kalıcılar olarak (sonsuz saadete erişeceklerdir); o, ne güzel bir karargâh ve ne güzel bir konaklama yeridir.
-
26:90
Şuarâ: 90
وَاُزْلِفَتِ الْجَنَّةُ لِلْمُتَّقٖينَۙ
(O gün) Cennet takva sahiplerine yaklaştırılıp (süslenir ve hazırlanır).
-
29:58
Ankebut: 58
وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَنُبَوِّئَنَّهُمْ مِنَ الْجَنَّةِ غُرَفًا تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدٖينَ فٖيهَاۜ نِعْمَ اَجْرُ الْعَامِلٖينَۗ
İman edip (hayırlı ve yararlı işlerle) salih amellerde bulunanlar (var ya, işte); onları, içinde ebedi kalıcılar olarak, altından ırmaklar (ve havuzlu şelaleler) akan cennetin yüksek köşklerine elbette yerleştireceğiz. (İyi niyet ve gayretle salih) Amellerde bulunanların (Hakk’ta ve hayırda çaba harcayanların) ecri ne güzeldir.
-
30:15
Rum: 15
فَاَمَّا الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَهُمْ فٖي رَوْضَةٍ يُحْبَرُونَ
Böylece iman edip salih amellerde bulunanlar; artık onlar 'bir cennet bahçesinde' 'sevinç içinde ağırlanıp (sonsuz mutluluğa kavuşacaklardır.)'
-
30:44
Rum: 44
مَنْ كَفَرَ فَعَلَيْهِ كُفْرُهُۚ وَمَنْ عَمِلَ صَالِحًا فَلِاَنْفُسِهِمْ يَمْهَدُونَۙ
(Artık) Kim inkâr ederse, onun inkârı kendi aleyhinedir; kim (de iman ederek) salih bir amelde bulunursa, artık onlar da kendi menfaatlerine olarak (cennetteki yerlerini döşeyip) hazırlayıvermektedirler.
-
31:8
Lokman: 8
اِنَّ الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ جَنَّاتُ النَّعٖيمِۙ
(Ancak) Gerçekten iman edip (her iş ve ibadetinde dikkatli davranan ve) salih amellerde bulunanlar ise; onlar için nimetlerle donatılmış cennetler var (edilmiştir).
-
31:9
Lokman: 9
خَالِدٖينَ فٖيهَاۜ وَعْدَ اللّٰهِ حَقًّاۜ وَهُوَ الْعَزٖيزُ الْحَكٖيمُ
Orada ebedi olarak kalıcıdırlar. Allah'ın va'adi Hakk’tır. O, Üstün ve Güçlü olandır, Hüküm ve Hikmet sahibidir.
-
32:19
Secde: 19
اَمَّا الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَلَهُمْ جَنَّاتُ الْمَأْوٰىۘ نُزُلًا بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
İman eden ve salih amellerde bulunan kimselere gelince, artık onlar için yaptıklarına karşılık olmak üzere (hazırlanan, sonsuz ve kusursuz) bir ağırlanma konağı olarak ME’VA (mutlu ve kutlu barınma) cennetleri vardır.
-
35:33
Fâtır: 33
جَنَّاتُ عَدْنٍ يَدْخُلُونَهَا يُحَلَّوْنَ فٖيهَا مِنْ اَسَاوِرَ مِنْ ذَهَبٍ وَلُؤْلُؤً۬اۚ وَلِبَاسُهُمْ فٖيهَا حَرٖيرٌ
(Kitaba varis olanlar, Kur’an ahlâkına ve ahkâmına sahip çıkanlar için) Adn cennetleri (onlarındır); oraya (huzur ve mutlulukla) girerler, orada altından bileziklerle ve incilerle süslenirler. Ve orada onların elbiseleri(nin kumaşı en has) ipek(ten)dir.
-
35:34
Fâtır: 34
وَقَالُوا الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذٖٓي اَذْهَبَ عَنَّا الْحَزَنَۜ اِنَّ رَبَّنَا لَغَفُورٌ شَكُورٌۙ
(Ahirette cennet halkı sevinçle ve teşekkürle:) "Bizden (her türlü) üzüntüyü giderip (sonsuz ve kusursuz nimetler bahşeden) Allah'a hamdolsun; şüphesiz Rabbimiz, gerçekten Bağışlayandır, şükrü kabul edendir" diyecekler (ve sevinecekler)dir.
-
35:35
Fâtır: 35
اَلَّذٖٓي اَحَلَّنَا دَارَ الْمُقَامَةِ مِنْ فَضْلِهٖۚ لَا يَمَسُّنَا فٖيهَا نَصَبٌ وَلَا يَمَسُّنَا فٖيهَا لُغُوبٌ
“Ki O (Allah), bizi Kendi lütfundan (ebedi olarak) kalınacak bir yurda yerleştirdi; artık burada bize ne bir zahmet ve yorgunluk isabet edecektir ve ne de burada bize bir bıkkınlık ve usanç gelecektir” (diye şükredeceklerdir).
-
36:55
Yâsin: 55
اِنَّ اَصْحَابَ الْجَنَّةِ الْيَوْمَ فٖي شُغُلٍ فَاكِهُونَۚ
Gerçek şu ki o gün cennet halkı, (tadılacak nimetlerin ve yaşanacak zevklerin en güzeline kavuştukları için) 'sevinç ve mutluluk dolu' sürekli bir meşguliyet içindedirler.
-
36:56
Yâsin: 56
هُمْ وَاَزْوَاجُهُمْ فٖي ظِلَالٍ عَلَى الْاَرَٓائِكِ مُتَّكِؤُ۫نَ
Kendileri ve eşleri, (huzur ve güven verici) gölgelikler altındaki tahtlar üzerinde kurulup yaslanmış vaziyettedirler.
-
36:57
Yâsin: 57
لَهُمْ فٖيهَا فَاكِهَةٌ وَلَهُمْ مَا يَدَّعُونَۚ
(Cennet ortamında) Orada (her çeşit ve taptaze) meyve(ler) onlar içindir ve istek duydukları (arzuladıkları) her şey (onlara verilecektir.)
-
36:58
Yâsin: 58
سَلَامٌ قَوْلًا مِنْ رَبٍّ رَحٖيمٍ
(Ayrıca, en yüce saadet kaynağı olarak) Çok esirgeyen Rablerinden, onlara (bizzat) sözlü (İlahi tecelli ve tezahürlü) “selam” (verilecektir ki, bu en büyük onur ve mutluluk vesilesidir.)
-
37:41
Sâffât: 41
اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ رِزْقٌ مَعْلُومٌۙ
İşte bunlar (var ya); onlar için belirli (ve çok değerli) bir rızık (cennet azığı ve göz aydınlığı) vardır.
-
37:42
Sâffât: 42
فَوَاكِهُۚ وَهُمْ مُكْرَمُونَۙ
(Halis ve salih mü’minlere cennette) Çeşitli meyveler (sunulacaktır). Onlar (sürekli) ikram görenlerden (olacaklardır.)
-
37:43
Sâffât: 43
فٖي جَنَّاتِ النَّعٖيمِۙ
Nimetlerle donatılmış (Naim) cennetlerde (sonsuz mutluluğa ulaşacaklardır.)
-
37:44
Sâffât: 44
عَلٰى سُرُرٍ مُتَقَابِلٖينَ
Birbirlerine karşı, tahtlar üzerinde (oturup sevinçli sohbetler yapacaklardır.)
-
37:45
Sâffât: 45
يُطَافُ عَلَيْهِمْ بِكَأْسٍ مِنْ مَعٖينٍۙ
(Cennet hizmetçileri Main şarabından ve öz) Kaynaktan (doldurulmuş) kadehlerle onların çevrelerinde dolaşacaktır.
-
37:46
Sâffât: 46
بَيْضَٓاءَ لَذَّةٍ لِلشَّارِبٖينَۚ
Berrak ve bembeyaz; içenlere lezzet (ve huzur veren bir içki sunulacaktır).
-
37:47
Sâffât: 47
لَا فٖيهَا غَوْلٌ وَلَا هُمْ عَنْهَا يُنْزَفُونَ
(Bu cennet şaraplarında) On(lar)dan (dolayı) ne bir bulantı ve sıkıntı (doğacaktır), ne de (içenler sersemleyip) kendilerinden geçerek, akılları çelinmiş olacaktır.
-
37:48
Sâffât: 48
وَعِنْدَهُمْ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ عٖينٌۙ
Ve (cennetlerinde) yanlarında bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş iri gözlü kadınlar vardır.
-
37:49
Sâffât: 49
كَاَنَّهُنَّ بَيْضٌ مَكْنُونٌ
Sanki onlar, saklı bir yumurta gibi (çarpıcı ve pürüzsüz güzelliğe sahip bulunacaklardır).
-
37:50
Sâffât: 50
فَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ يَتَسَٓاءَلُونَ
Bu halde iken, kimi kimine yönelmiş olarak, birbirlerine soracaklardır:
-
37:51
Sâffât: 51
قَالَ قَٓائِلٌ مِنْهُمْ اِنّٖي كَانَ لٖي قَرٖينٌۙ
İçlerinden söz alan biri konuşup (şunları anlatacaktır): "Benim (dünyada iken) bir yakınım (tanıdığım) vardı."
-
37:52
Sâffât: 52
يَقُولُ اَئِنَّكَ لَمِنَ الْمُصَدِّقٖينَ
“Sen de gerçekten (dirilişi ve ahirette hesaba çekilişi) doğrulayanlardan (böyle saçmalıklara inananlardan) mısın?" diye (bana sataşırdı.)
-
37:53
Sâffât: 53
ءَاِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا ءَاِنَّا لَمَدٖينُونَ
"Bizler öldüğümüz, toprak ve kemik (yığını) olduğumuzda mı, gerçekten biz mi (yeniden diriltilip sonra da) sorguya çekilecekmişiz?" (diye sorup imanımızdan dolayı bizi kınar ve hırpalardı.)
-
37:54
Sâffât: 54
قَالَ هَلْ اَنْتُمْ مُطَّلِعُونَ
(Bu konuşan kişi yanındakilere dönüp) "Sizler (onun şimdi ne durumda olduğunu) biliyor musunuz?" diye (soracaktır.)
-
37:55
Sâffât: 55
فَاطَّلَعَ فَرَاٰهُ فٖي سَوَٓاءِ الْجَحٖيمِ
Derken, birden muttali olup (farkına varıp) bakıverdi, o şahsı (ahireti inkâr eden tanıdığını) 'çılgınca yanan ateşin' tam ortasında gördü (ve bağırdı).
-
37:56
Sâffât: 56
قَالَ تَاللّٰهِ اِنْ كِدْتَ لَتُرْدٖينِۙ
Dedi ki: "Andolsun Allah'a, neredeyse beni de (şu bulunduğun yere) düşürecektin (sana kalsa, bizi kandırıp Hakk’tan caydıracaktın).”
-
37:57
Sâffât: 57
وَلَوْلَا نِعْمَةُ رَبّٖي لَكُنْتُ مِنَ الْمُحْضَرٖينَ
"Eğer Rabbimin nimeti (hidayet ve inayeti) olmasaydı, muhakkak ben de (inkâr ederek şimdi azap yerine getirilip) hazır bulundurulanlardan olacaktım.”
-
37:60
Sâffât: 60
اِنَّ هٰذَا لَهُوَ الْفَوْزُ الْعَظٖيمُ
(Dünyada iken Allah’a itaat ve din yolunda cihad edip sonsuz ahiret ve cenneti kazanmak!) İşte bu, şüphe yok ki en büyük kurtuluş(a ve en yüce mutluluğa ulaşmaktır).
-
37:61
Sâffât: 61
لِمِثْلِ هٰذَا فَلْيَعْمَلِ الْعَامِلُونَ
Artık çalışanlar (emek harcayıp yatırım yapanlar) asıl bunun misali (şu cennet gibi ebedi bir saadet) için çalışsınlar (ki bu en kutlu ve kalıcı kazançtır.)
-
38:50
Sâd: 50
جَنَّاتِ عَدْنٍ مُفَتَّحَةً لَهُمُ الْاَبْوَابُۚ
(Sonsuz ve kusursuz mutluluk diyarı olan) Adn cennetleri ki; (iman, itaat ve cihad ehline hazırlanmıştır. Ve her türlü kutlu hayır) kapıları onlara açılmıştır.
-
38:51
Sâd: 51
مُتَّكِـٖٔينَ فٖيهَا يَدْعُونَ فٖيهَا بِفَاكِهَةٍ كَثٖيرَةٍ وَشَرَابٍ
(Mü’minler) Orada koltuklara yaslanıp-dayanmışlardır; orada birçok meyve ve içecek (taşıyan görevlileri) çağıracaklardır (ve arzuladıkları her şey onlara sunulacaktır).
-
38:52
Sâd: 52
وَعِنْدَهُمْ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ اَتْرَابٌ
Ve yanlarında bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş, (kendileriyle) yaşıt (gönül okşayıcı ve mutluluk ortağı hanım)lar vardır.
-
38:53
Sâd: 53
هٰذَا مَا تُوعَدُونَ لِيَوْمِ الْحِسَابِ
İşte hesap günü size va'ad edilen bunlardır. (Herkes ettiğini bulacak, ektiğini toplayacaktır.)
-
38:54
Sâd: 54
اِنَّ هٰذَا لَرِزْقُنَا مَا لَهُ مِنْ نَفَادٍۚ
Şüphesiz bunlar, asla bitip tükenmesi olmayan rızıklarımız (ve ihsanımız)dır.
-
39:20
Zümer: 20
لٰكِنِ الَّذٖينَ اتَّقَوْا رَبَّهُمْ لَهُمْ غُرَفٌ مِنْ فَوْقِهَا غُرَفٌ مَبْنِيَّةٌۙ تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۜ وَعْدَ اللّٰهِۜ لَا يُخْلِفُ اللّٰهُ الْمٖيعَادَ
Ancak Rablerinden korkup (küfür, zulüm ve kötülükten) sakınanlar için; onlara (cennette) yüksek (ve muhteşem) köşkler vardır, onların üstünde de yüksek saraylar yapılmıştır. Onların altından (sürekli çağlayarak) ırmaklar akmaktadır. (Bu) Allah'ın va'adidir ki, Allah verdiği sözden asla caymayandır.
-
39:73
Zümer: 73
وَسٖيقَ الَّذٖينَ اتَّقَوْا رَبَّهُمْ اِلَى الْجَنَّةِ زُمَرًاۜ حَتّٰٓى اِذَا جَٓاؤُ۫هَا وَفُتِحَتْ اَبْوَابُهَا وَقَالَ لَهُمْ خَزَنَتُهَا سَلَامٌ عَلَيْكُمْ طِبْتُمْ فَادْخُلُوهَا خَالِدٖينَ
Rablerinden korkanlar (ve ahirete hazırlananlar) ise, bölük bölük cennete sevk edileceklerdir. Oraya vardıklarında cennet kapıları açılıp fetholunacak ve görevli melekler onlara: “Selam size, ne hoşsunuz, ne mutlusunuz! (Buyurun) Ebedi kalmak üzere ona (cennete) girin” diye (iltifatta bulunacaklardır).
-
39:74
Zümer: 74
وَقَالُوا الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذٖي صَدَقَنَا وَعْدَهُ وَاَوْرَثَنَا الْاَرْضَ نَتَبَوَّاُ مِنَ الْجَنَّةِ حَيْثُ نَشَٓاءُۚ فَنِعْمَ اَجْرُ الْعَامِلٖينَ
(Onlar ise:) “Bize olan va’adinde sadık kalan ve bizi bu yere (dünyada izzet ve devlete, ahirette cennete) mirasçı kılan Allah’a hamdolsun” diyerek (sevinçlerini ve teşekkürlerini açığa vuracaklardır. Veya:) “Bize olan va’adine sadakat gösteren (verdiği sözü yerine getiren) ve bizi dilediğimiz yerde eğlenip dolaşacağımız şu cennet yurduna yerleştiren Allah’ımıza (şükürler olsun. Allah yolunda) çalışıp çabalayanların ücreti ne güzelmiş” (şeklinde mutluluklarını paylaşacaklardır).
-
40:8
Mü'min: 8
رَبَّنَا وَاَدْخِلْهُمْ جَنَّاتِ عَدْنٍۨ الَّتٖي وَعَدْتَهُمْ وَمَنْ صَلَحَ مِنْ اٰبَٓائِهِمْ وَاَزْوَاجِهِمْ وَذُرِّيَّاتِهِمْۜ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَزٖيزُ الْحَكٖيمُۚ
“Rabbimiz onları (küfür ve kötülükten ve bâtılı desteklemekten tevbe edip Hakk yolunu tutanları) Adn cennetlerine sok ki, onlara (bunu Sen) va'ad ettin; (ayrıca) babalarından, eşlerinden ve nesillerinden salih olanları da (onlara katıp cennetine koy). Gerçekten Sen, Üstün ve Güçlü olansın, Hüküm ve Hikmet sahibi (yegâne Sultansın!)”
-
40:40
Mü'min: 40
مَنْ عَمِلَ سَيِّئَةً فَلَا يُجْزٰٓى اِلَّا مِثْلَهَاۚ وَمَنْ عَمِلَ صَالِحًا مِنْ ذَكَرٍ اَوْ اُنْثٰى وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَاُو۬لٰٓئِكَ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ يُرْزَقُونَ فٖيهَا بِغَيْرِ حِسَابٍ
“Kim bir kötülük (suç) işlerse, kendi mislinden (ve hak ettiğinden) başkasıyla cezalandırılmayacaktır. Erkek olsun, kadın olsun, kim de mü’min olarak (Hakka uyarlı ve halka yararlı) salih bir amelde bulunursa işte onlar, içinde hesapsız rızıklandırılmak üzere cennete sokulacaklardır.”
-
41:30
Fussilet: 30
اِنَّ الَّذٖينَ قَالُوا رَبُّنَا اللّٰهُ ثُمَّ اسْتَقَامُوا تَتَنَزَّلُ عَلَيْهِمُ الْمَلٰٓئِكَةُ اَلَّا تَخَافُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَاَبْشِرُوا بِالْجَنَّةِ الَّتٖي كُنْتُمْ تُوعَدُونَ
Şüphesiz: "Bizim Rabbimiz Allah'tır" deyip sonra dosdoğru bir istikamet tutturanlar(a gelince); işte onların üzerine (hayatları boyunca ve ölüm anında teselli ve teskin edici) melekler sürekli inecek ve: "Korkmayın ve hüzne kapılmayın, size va’ad olunan cennetle müjdelenip sevinin" diyeceklerdir.
-
42:22
Şûrâ: 22
تَرَى الظَّالِمٖينَ مُشْفِقٖينَ مِمَّا كَسَبُوا وَهُوَ وَاقِعٌ بِهِمْۜ وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فٖي رَوْضَاتِ الْجَنَّاتِۚ لَهُمْ مَا يَشَٓاؤُ۫نَ عِنْدَ رَبِّهِمْۜ ذٰلِكَ هُوَ الْفَضْلُ الْكَبٖيرُ
(O gün) Zalimleri kazandıkları dolayısıyla, korkuyla titrerlerken görürsün; o (yaptıkları kötülükler) de üstlerine çöküp (zillet ve zahmetle onları kuşatmıştır). İman edip salih amellerde bulunanlar ise cennet bahçelerinde (konaklamışlardır). Rableri katında her diledikleri onlarındır. İşte büyük fazilet (nimet ve üstünlük) budur. (Ama insanlar cüz’i ve geçici dünyaya dalmışlardır.)
-
43:70
Zuhruf: 70
اُدْخُلُوا الْجَنَّةَ اَنْتُمْ وَاَزْوَاجُكُمْ تُحْبَرُونَ
"(Haydi) Siz ve eşleriniz cennete girin; (orada) sevinç içinde ağırlanacaksınız."
-
43:71
Zuhruf: 71
يُطَافُ عَلَيْهِمْ بِصِحَافٍ مِنْ ذَهَبٍ وَاَكْوَابٍۚ وَفٖيهَا مَا تَشْتَهٖيهِ الْاَنْفُسُ وَتَلَذُّ الْاَعْيُنُۚ وَاَنْتُمْ فٖيهَا خَالِدُونَۚ
"Onların etrafında altın tepsiler ve testilerle dolaşılır; orada nefislerin arzu ettiği ve gözlerin lezzet (zevk) aldığı her şey vardır. Ve siz orada süresiz kalacaksınız."
-
43:72
Zuhruf: 72
وَتِلْكَ الْجَنَّةُ الَّتٖٓي اُو۫رِثْتُمُوهَا بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
"İşte, (dünyada iman, itaat ve cihadla) yaptıklarınız dolayısıyla mirasçı kılındığınız cennet budur" (diye müjdelerle karşılanacaklardır).
-
43:73
Zuhruf: 73
لَكُمْ فٖيهَا فَاكِهَةٌ كَثٖيرَةٌ مِنْهَا تَأْكُلُونَ
"Orada sizin için pek çok meyveler vardır; onlardan yiyeceksiniz (sonsuz ve kusursuz bir mutluluğa kavuşacaksınız)."
-
44:51
Duhân: 51
اِنَّ الْمُتَّقٖينَ فٖي مَقَامٍ اَمٖينٍۙ
Müttakilere gelince; muhakkak onlar, güvenli bir makamdadırlar.
-
44:52
Duhân: 52
فٖي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍۚ
Cennetlerde ve pınar (baş)larında (huzurlu ve onurludurlar),
-
44:53
Duhân: 53
يَلْبَسُونَ مِنْ سُنْدُسٍ وَاِسْتَبْرَقٍ مُتَقَابِلٖينَۚ
Hafif ipekten (iç giysiler) ve ağır işlenmiş atlastan (dış elbiseler) giyinirler, karşılıklı (otururlar).
-
44:54
Duhân: 54
كَذٰلِكَ۠ وَزَوَّجْنَاهُمْ بِحُورٍ عٖينٍۜ
İşte böyle! Ve Biz onları iri gözlü hurilerle eşlendirip evlendirdiğimizden (mutludurlar).
-
44:55
Duhân: 55
يَدْعُونَ فٖيهَا بِكُلِّ فَاكِهَةٍ اٰمِنٖينَۙ
Orada (cennet ortamında) güvenlik içinde her türlü meyveyi (ve tarifsiz lezzeti) istiyorlar (ve onlara anında ulaşıyorlar);
-
44:56
Duhân: 56
لَا يَذُوقُونَ فٖيهَا الْمَوْتَ اِلَّا الْمَوْتَةَ الْاُو۫لٰىۚ وَوَقٰيهُمْ عَذَابَ الْجَحٖيمِۙ
Orada ilk ölümün dışında, başka ölüm tatmayacaklar (cennette sonsuz kalacaklar). Ve (Allah da büyük bir ikram olarak) onları cehennem azabından korumuştur.
-
47:15
Muhammed: 15
مَثَلُ الْجَنَّةِ الَّتٖي وُعِدَ الْمُتَّقُونَۜ فٖيهَٓا اَنْهَارٌ مِنْ مَٓاءٍ غَيْرِ اٰسِنٍۚ وَاَنْهَارٌ مِنْ لَبَنٍ لَمْ يَتَغَيَّرْ طَعْمُهُۚ وَاَنْهَارٌ مِنْ خَمْرٍ لَذَّةٍ لِلشَّارِبٖينَۚ وَاَنْهَارٌ مِنْ عَسَلٍ مُصَفًّىۜ وَلَهُمْ فٖيهَا مِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ وَمَغْفِرَةٌ مِنْ رَبِّهِمْۜ كَمَنْ هُوَ خَالِدٌ فِي النَّارِ وَسُقُوا مَٓاءً حَمٖيمًا فَقَطَّعَ اَمْعَٓاءَهُمْ
Takva sahiplerine va'ad edilen cennetin misali (şudur): İçinde bozulmayan sudan (akan musluklar ve) ırmaklar, tadı değişmeyen sütten (akan musluklar ve) ırmaklar, içenler için lezzet veren şaraptan (akan musluklar ve) ırmaklar ve süzme baldan (akıtan musluklar ve) ırmaklar (akmaktadır) ve orada onlar için meyvelerin her türlüsünden (hazırdır) ve Rablerinden (özel) bir mağfiret (ve fazilet) vardır. Hiç (böyle ödüllendirilen bir kişi), ateşin içinde ebedi olarak kalan ve bağırsaklarını 'parça parça koparan' kaynar sudan içirilip (alçaltıcı acılar içinde kıvranan) kimseler gibi (sayılır) mı?
-
50:31
Kaf: 31
وَاُزْلِفَتِ الْجَنَّةُ لِلْمُتَّقٖينَ غَيْرَ بَعٖيدٍ
Cennet de (o gün) müttakiler için yakınlaştırılmıştır, (onlardan hiç de) uzak değildir (ve artık hasret sona ermiştir).
-
50:34
Kaf: 34
اُدْخُلُوهَا بِسَلَامٍۜ ذٰلِكَ يَوْمُ الْخُلُودِ
“(Haydi ey mücahit ve müttaki mü’minler, işte cennet yurduna) Ona 'esenlik ve barış (selam)la' girin. (Artık) Bu ebedilik günüdür (sonsuz mutluluk sizindir).”
-
50:35
Kaf: 35
لَهُمْ مَا يَشَٓاؤُ۫نَ فٖيهَا وَلَدَيْنَا مَزٖيدٌ
(Cennet yurdunda) Orada diledikleri her şey onların (emrinde ve hizmetindedir); katımızda daha fazlası (Allah’ın rızası ve rıdvanı) da (onlara verilecektir).
-
51:15
Zâriyât: 15
اِنَّ الْمُتَّقٖينَ فٖي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍۙ
(Allah'tan saygıyla korkan, her türlü küfür ve kötülükten sakınan) Müttakiler ise sonsuz cennetlerde ve pınarların çevresinde (zevk edip sevinmekte)dirler.
-
51:16
Zâriyât: 16
اٰخِذٖينَ مَٓا اٰتٰيهُمْ رَبُّهُمْۜ اِنَّهُمْ كَانُوا قَبْلَ ذٰلِكَ مُحْسِنٖينَۜ
Doğrusu onlar, Rablerinin kendilerine verdiği mükâfatı almış olarak (sonsuz saadete erişmişlerdir). Çünkü onlar bundan önce (dünyada iken) muhsin kimselerdi. (Allah'ı görür gibi ibadet ve hareket ederlerdi ve cihad görevlerinde oldukça titizlik gösterirlerdi.)
-
52:17
Tûr: 17
اِنَّ الْمُتَّقٖينَ فٖي جَنَّاتٍ وَنَعٖيمٍۙ
Hiç şüphesiz müttakiler (mü’min, mücahit ve müstakim kimseler ise;) cennetlerde ve nimetler içinde olacaklardır; (artık huzura ve onura ulaşmışlardır.)
-
52:18
Tûr: 18
فَاكِهٖينَ بِمَٓا اٰتٰيهُمْ رَبُّهُمْۚ وَوَقٰيهُمْ رَبُّهُمْ عَذَابَ الْجَحٖيمِ
Rablerinin verdikleriyle (çeşitli ve lezzetli nimetler içinde) 'sevinçli ve mutludurlar.' (Üstelik) Rableri, kendilerini 'çılgınca yanan cehennemin' azabından da koruyup (kurtarmıştır).
-
52:19
Tûr: 19
كُلُوا وَاشْرَبُوا هَنٖٓيـًٔا بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَۙ
(Onlara: Dünyada Allah için) "Yaptıklarınızdan dolayı (şimdi cennetlerde) afiyetle yiyin, için (ve gönlünüzce eğlenin” diye iltifatlar yağdırılacaktır).
-
52:20
Tûr: 20
مُتَّكِـٖٔينَ عَلٰى سُرُرٍ مَصْفُوفَةٍۚ وَزَوَّجْنَاهُمْ بِحُورٍ عٖينٍ
Onlar özenle dizilmiş (konforlu) koltuklar üzerinde (oturup) yaslanmışlardır. Ve (ayrıca) Biz onları iri (ceylan) gözlü hurilerle evlendirmiş (olacağız).
-
52:22
Tûr: 22
وَاَمْدَدْنَاهُمْ بِفَاكِهَةٍ وَلَحْمٍ مِمَّا يَشْتَهُونَ
Onlara, istek duyup-arzuladıkları (iştah kabartan ve huzur artıran) meyvelerden ve (her çeşit) etten bol bol verip (rızıklandıracağız).
-
52:23
Tûr: 23
يَتَنَازَعُونَ فٖيهَا كَأْسًا لَا لَغْوٌ فٖيهَا وَلَا تَأْثٖيمٌ
(Cennet yurdunda) Orada karşılıklı kadeh(lerini) kapıştırırlar (veya birbirlerine ikram yarışında bulunurlar) ki, onda (muhabbet sofrasında) ne 'boş ve saçma bir söz', ne günaha sokma (gibi kötülük ve çirkinlikler) olmayacaktır.
-
52:24
Tûr: 24
وَيَطُوفُ عَلَيْهِمْ غِلْمَانٌ لَهُمْ كَاَنَّهُمْ لُؤْلُؤٌ۬ مَكْنُونٌ
Kendileri için (hizmet eden genç) civanlar, etraflarında dönüp dolaşacaklardır; sanki (her biri) 'sedefte saklı inci gibi tertemiz, pırıl pırıl' (olarak her an hizmetlerine koşacaklardır).
-
52:25
Tûr: 25
وَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ يَتَسَٓاءَلُونَ
(Cennette mü’minler) Birbirlerine yönelip, karşılıklı suallerle (şöyle sohbet edeceklerdir:)
-
52:26
Tûr: 26
قَالُٓوا اِنَّا كُنَّا قَبْلُ فٖٓي اَهْلِنَا مُشْفِقٖينَ
“Doğrusu biz daha önce, ailemiz (yakın çevremiz) içinde (ahirette bize nasıl davranılacak ve akıbetimiz nasıl olacak? diye) endişe edip-korkardık” diyeceklerdir.
-
52:27
Tûr: 27
فَمَنَّ اللّٰهُ عَلَيْنَا وَوَقٰينَا عَذَابَ السَّمُومِ
“Şimdi (görüyor ve seviniyoruz ki) Allah bize lütufta bulundu, hücrelere kadar işleyen kavurucu azaptan da korudu (ve şu cennetleri ikram buyurdu” diyerek şükredeceklerdir).
-
53:15
Necm: 15
عِنْدَهَا جَنَّةُ الْمَأْوٰىۜ
Ki Cennetü'l-Me'vâ da onun yanındadır. (Cennetü'l-Me’vâ; muttakilerin, mücahitlerin ve şehitlerin son durağıdır.)
-
55:46
Rahmân: 46
وَلِمَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهٖ جَنَّتَانِۚ
Rabbinin makamından korkanlara (O’nun huzurunda günah işlemekten utanıp sakınanlara, biri dünyada diğeri ahiret hayatında) iki cennet vardır.
-
55:48
Rahmân: 48
ذَوَاتَٓا اَفْنَانٍۚ
(Bu iki cennet) Çeşit çeşit 'inceliklere ve güzelliklere' (veya her türden sık bahçelere) sahip (bulunan kutlu mekânlardır).
-
55:50
Rahmân: 50
فٖيهِمَا عَيْنَانِ تَجْرِيَانِۚ
İkisinde de (sürekli) akmakta (ve gönülleri ferahlatmakta) olan iki pınar vardır.
-
55:52
Rahmân: 52
فٖيهِمَا مِنْ كُلِّ فَاكِهَةٍ زَوْجَانِۚ
(Bu cennetlerin) İkisinde de her (çeşitten ve mükemmel lezzette) meyveden iki çift vardır.
-
55:54
Rahmân: 54
مُتَّكِـٖٔينَ عَلٰى فُرُشٍ بَطَٓائِنُهَا مِنْ اِسْتَبْرَقٍۜ وَجَنَا الْجَنَّتَيْنِ دَانٍۚ
(Mü’minler cennette) Astarları, ağır işlenmiş kalın atlastan koltuklar üzerinde yaslanırlar. İki cennetin de meyve-devşirmesi (oradakilere) yakın (kolay)dır.
-
55:56
Rahmân: 56
فٖيهِنَّ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِۙ لَمْ يَطْمِثْهُنَّ اِنْسٌ قَبْلَهُمْ وَلَا جَٓانٌّۚ
Orada (aşk ve sadakat) bakışlarını sadece eşlerine çevirmiş, (güzellik ve tazelikleri gönül okşayan öyle) kadınlar vardır ki, daha önce kendilerine ne bir insan ne de bir cinn dokunmuş değildir. (Sürekli temiz ve bâkire kalacaklardır.)
-
55:58
Rahmân: 58
كَاَنَّهُنَّ الْيَاقُوتُ وَالْمَرْجَانُۚ
(O cennet kızları) Sanki onlar yakut ve mercan gibidirler (huriler göz alıcı ve çalımlıdır).
-
55:60
Rahmân: 60
هَلْ جَزَٓاءُ الْاِحْسَانِ اِلَّا الْاِحْسَانُۚ
İyilik ve ihsanın karşılığı da (hem dünyada hem ahirette) yine iyilik ve güzellikten başkası mıdır? (Her insan ancak ettiklerini bulacak ve ektiklerini biçmiş olacaktır.)
-
55:62
Rahmân: 62
وَمِنْ دُونِهِمَا جَنَّتَانِۚ
Bu ikisinin ötesinde iki cennet daha vardır (ki bunlar; Sohbet-i Resulüllah ve Rü’yetullahtır).
-
55:64
Rahmân: 64
مُدْهَٓامَّتَانِۚ
(Bu cennetler) Alabildiğine yemyeşil ve ağaçlıktır (coğrafyası, havası ve hayatı çok özel ve mükemmel yaratılmıştır).
-
55:66
Rahmân: 66
فٖيهِمَا عَيْنَانِ نَضَّاخَتَانِۚ
(O cennetlerde) İçlerinde durmaksızın fışkırıp-akan (sıcak ve soğuk) iki pınar vardır.
-
55:68
Rahmân: 68
فٖيهِمَا فَاكِهَةٌ وَنَخْلٌ وَرُمَّانٌۚ
İçlerinde (her türden) meyveler, (çok nefis) eşsiz-hurma ve nar (çeşitleri) vardır.
-
55:70
Rahmân: 70
فٖيهِنَّ خَيْرَاتٌ حِسَانٌۚ
Orada huyları ve endamı tertemiz-cezbedici, (güzellik kraliçesi) hanımlar vardır.
-
55:72
Rahmân: 72
حُورٌ مَقْصُورَاتٌ فِي الْخِيَامِۚ
(Onlar muhteşem) Otağlar (ve mükemmel ortamlar) içinde korunmuş (ceylan gözlü) huri kızlarıdır.
-
55:74
Rahmân: 74
لَمْ يَطْمِثْهُنَّ اِنْسٌ قَبْلَهُمْ وَلَا جَٓانٌّۚ
(Öyle ki) Bunlardan (cenneti kazanmış mü’min bahtiyarlardan) önce kendilerine (cennet hurilerine) asla bir insan ve bir cinn dokunmamıştır.
-
55:76
Rahmân: 76
مُتَّكِـٖٔينَ عَلٰى رَفْرَفٍ خُضْرٍ وَعَبْقَرِيٍّ حِسَانٍۚ
(O cennetlerde) Yeşil yastıklara ve çarpıcı güzellikteki döşeklere (yatıp, ipek halılara ve koltuklara) yaslanıp (huzurun ve mutluluğun tadını çıkaracaklardır).
-
56:10
Vâkıa: 10
وَالسَّابِقُونَ السَّابِقُونَۙ
(En seçkin üçüncü sınıf olarak; iman, ibadet ve cihad hususunda, hem kendi nefisleriyle, hem küfür ve kötülük sistemleriyle mücadele edip hayırda yarışıveren ve böylece) İleri geçenler(e gelince), onlar (hâkimiyet döneminde ve ahirette de) öne geçecek (ve şereflendirilecek bahtiyarlardır).
-
56:11
Vâkıa: 11
اُو۬لٰٓئِكَ الْمُقَرَّبُونَۚ
İşte bunlar, (Rabbine ve müjdeli va’adine) yakınlaştırılmış (mukarreb) olanlardır.
-
56:12
Vâkıa: 12
فٖي جَنَّاتِ النَّعٖيمِ
(Bunlar) Nimetlerle-donatılmış cennetler içinde (ağırlanacaklardır).
-
56:13
Vâkıa: 13
ثُلَّةٌ مِنَ الْاَوَّلٖينَۙ
(Bu ileri geçen öncülerin) Birçoğu (Hakk Dine ve hizmete herkesten evvel giren ve sonuna kadar sadakatle direnen ilklerden-)öncekilerden;
-
56:14
Vâkıa: 14
وَقَلٖيلٌ مِنَ الْاٰخِرٖينَۜ
Birazı da (bu haklı ve hayırlı harekete geç katılsa da, büyük fedakârlık ve yararlılık gösteren) sonrakilerden (oluşacaktır). [Not: Bu ayetlerde geçen “Evvelin=öncekiler”; Hz. Adem’den beri geçen ümmetlerin mü’minlerine, Hz. Peygamber Efendimizin mübarek Sahabesine, onların tâbisi ve takipçileri olan cihad ve fütuhat ehline, “Ahirin=sonrakiler” ise Ahir zamandaki az sayıdaki müstakim ve mücahit mü’minlere işaret olabilir.]
-
56:15
Vâkıa: 15
عَلٰى سُرُرٍ مَوْضُونَةٍۙ
(Hakka ve hayra öncülük eden cihad ve sebat ehli seçkin mü’minler ahirette) 'Özenle işlenmiş mücevher' tahtlar (ve mükemmel koltuklar) üzerindedirler (artık çok mutlu ve onurludurlar).
-
56:16
Vâkıa: 16
مُتَّكِـٖٔينَ عَلَيْهَا مُتَقَابِلٖينَ
Karşılıklı (koltuklara) yaslanmışlardır (hürmet ve muhabbetle sohbete dalmışlardır).
-
56:17
Vâkıa: 17
يَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَانٌ مُخَلَّدُونَۙ
(Cennette onların) Çevrelerinde ebediliğe (ölümsüzlüğe) ulaştırılmış (hiç yorulup yaşlanmayan hizmetçi) gençler dönüp dolaşır; [Not: Büluğa ermeden ölen mü’min çocukları da cennette; anne-babalarının sürekli sevinç kaynakları olacaklardır.]
-
56:18
Vâkıa: 18
بِاَكْوَابٍ وَاَبَارٖيقَ وَكَأْسٍ مِنْ مَعٖينٍۙ
(Kendilerine) Kaynağından (doldurulmuş) testiler, ibrikler ve kadehler (uzatılır).
-
56:19
Vâkıa: 19
لَا يُصَدَّعُونَ عَنْهَا وَلَا يُنْزِفُونَۙ
Bundan ne başlarını bir ağrı tutar, ne de kendilerinden geçip akılları çelinip bulanır. (İçtikçe huzur ve mutlulukları artacaktır.)
-
56:20
Vâkıa: 20
وَفَاكِهَةٍ مِمَّا يَتَخَيَّرُونَۙ
(Ayrıca) Arzulayıp-seçecekleri meyveler(den),
-
56:21
Vâkıa: 21
وَلَحْمِ طَيْرٍ مِمَّا يَشْتَهُونَۜ
Canlarının çektiği (iştah verici ve lezzetli) kuş et(ler)inden.
-
56:22
Vâkıa: 22
وَحُورٌ عٖينٌۙ
Ve iri gözlü huriler(den),
-
56:23
Vâkıa: 23
كَاَمْثَالِ اللُّؤْلُؤِ۬ الْمَكْنُونِۚ
(Ki) Sanki saklı inciler gibi (cazip ve tertemiz)dirler;
-
56:24
Vâkıa: 24
جَزَٓاءً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
(Mü’minlere dünyada) Yaptıklarına bir karşılık olmak üzere (onlara sunulacaktır);
-
56:25
Vâkıa: 25
لَا يَسْمَعُونَ فٖيهَا لَغْوًا وَلَا تَأْثٖيمًاۙ
(Cennet yurdunda) Orada, ne 'saçma ve boş bir söz' duyacaklar, ne günaha sokacak (ve huzur bozacak davranışlar olacak)tır.
-
56:26
Vâkıa: 26
اِلَّا قٖيلًا سَلَامًا سَلَامًا
Ancak sadece bir söz: "Selam, selam!" (diye dua ve hoşnutluk sesleri duyulacak)tır.
-
56:27
Vâkıa: 27
وَاَصْحَابُ الْيَمٖينِ مَٓا اَصْحَابُ الْيَمٖينِۜ
(İşte bu) "Ashab-ı Yemin!" (imani istikamet ve fazilet sahipleri); ne (kutludur o) "Ashab-ı Yemin!" (Ki, Allah’a verdikleri iman ve itaat sözünde, cihad ve sadakat ahdinde vefa gösterenler ne kadar bahtlıdır.)
-
56:28
Vâkıa: 28
فٖي سِدْرٍ مَخْضُودٍۙ
(Onlar için cennette) Yüklü dalları bükülmüş kiraz (ağaçları),
-
56:29
Vâkıa: 29
وَطَلْحٍ مَنْضُودٍۙ
Üst üste dizili meyveleri sarkmış muz ağaçları,
-
56:30
Vâkıa: 30
وَظِلٍّ مَمْدُودٍۙ
Yayılıp-uzanmış gölgeler (köşkler ve yeşillikler ortamı),
-
56:31
Vâkıa: 31
وَمَٓاءٍ مَسْكُوبٍۙ
Durmaksızın akan ve çağlayan su(lar);
-
56:32
Vâkıa: 32
وَفَاكِهَةٍ كَثٖيرَةٍۙ
Ve (daha) birçok (cinste ve tarifsiz lezzetlerde) meyveler arasında,
-
56:33
Vâkıa: 33
لَا مَقْطُوعَةٍ وَلَا مَمْنُوعَةٍۙ
(Ki asla) Kesilip-eksilmeyen ve (hiçbiri) yasaklanmayan (meyveler, muştular).
-
56:34
Vâkıa: 34
وَفُرُشٍ مَرْفُوعَةٍۜ
Yükseklere-kurulmuş (şahane köşklerdeki) döşekler (sedirler, yataklar hazırlanmıştır).
-
56:35
Vâkıa: 35
اِنَّٓا اَنْشَأْنَاهُنَّ اِنْشَٓاءًۙ
Gerçek şu ki, Biz onları, (mü’min erkek ve kadınları ahirette) yeni bir yaratma ile (cennete layık özellik ve güzellikte) tekrar inşa edip yarattık. (Onları, gençliği ve çekiciliği pörsümeyen kimseler yaptık.)
-
56:36
Vâkıa: 36
فَجَعَلْنَاهُنَّ اَبْكَارًاۙ
Onları sürekli bâkireler (ve hep taze gelinler) kıldık.
-
56:37
Vâkıa: 37
عُرُبًا اَتْرَابًاۙ
Öyle ki eşlerine (muhabbet ve ülfetle) tutkun, hep (aynı) yaşıt (mutlu çiftler yaptık).
-
56:38
Vâkıa: 38
لِاَصْحَابِ الْيَمٖينِۜ۟
(Bunların hepsi) "Ashab-ı Yemin" olanlar için (hazırlanmıştır ki);
-
56:39
Vâkıa: 39
ثُلَّةٌ مِنَ الْاَوَّلٖينَۙ
(Bunların) Birçoğu geçmiş (ümmet)lerden,
-
56:40
Vâkıa: 40
وَثُلَّةٌ مِنَ الْاٰخِرٖينَۜ
Birçoğu da sonrakilerden (ahir zaman ümmetinden olacaktır). [Not: Bu ayetlerde ise, Hz. Adem’den, Hz. Muhammed Aleyhisselam’a kadar gelip geçmiş bütün nebilerin mü’min ümmetlerinin evvelkileri ve sonrakileri kastedilmiş olabilir.]
-
56:88
Vâkıa: 88
فَاَمَّٓا اِنْ كَانَ مِنَ الْمُقَرَّبٖينَۙ
Amma, eğer o (ölecek kişi; hidayete eriştirilip Rabbine) yakın kılınan (mukarreb olan)lardan ise,
-
56:89
Vâkıa: 89
فَرَوْحٌ وَرَيْحَانٌ وَجَنَّتُ نَعٖيمٍ
Bu durumda, ferahlık, reyhan (sonsuz ve kusursuz güzellikler) ve Naim cennetleri onlarındır.
-
56:90
Vâkıa: 90
وَاَمَّٓا اِنْ كَانَ مِنْ اَصْحَابِ الْيَمٖينِۙ
Ve böylece şayet "Ashab-ı Yemin"den olmuş ise, (onlar bahtiyarlardır.)
-
56:91
Vâkıa: 91
فَسَلَامٌ لَكَ مِنْ اَصْحَابِ الْيَمٖينِ
Artık, "Ashab-ı Yemin"den (mutlu ve kutlu kesimden) selam (ve saygılar) Sana. (Ey Nebim, ki onlarla sevinip ferahlanırsın.)
-
57:12
Hadid: 12
يَوْمَ تَرَى الْمُؤْمِنٖينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ يَسْعٰى نُورُهُمْ بَيْنَ اَيْدٖيهِمْ وَبِاَيْمَانِهِمْ بُشْرٰيكُمُ الْيَوْمَ جَنَّاتٌ تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدٖينَ فٖيهَاۜ ذٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظٖيمُۚ
(Mahşerde) O gün, mü'min erkekler ile mü'min kadınları, önlerinde ve sağlarında (dört yanında kutlu aydınlık) nurları koşarken (ışık ve saygınlık saçarken) göreceksin. "Bugün sizin müjdeniz (ve kutlu hediyeniz), içinde ebedi kalıcılar (olduğunuz), altından ırmaklar (ve havuzlu şelaleler) akan cennetlerdir. İşte 'büyük kurtuluş ve mutluluk' budur” (denilecektir).
-
58:22
Mücâdele: 22
لَا تَجِدُ قَوْمًا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ يُوَٓادُّونَ مَنْ حَٓادَّ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَلَوْ كَانُٓوا اٰبَٓاءَهُمْ اَوْ اَبْنَٓاءَهُمْ اَوْ اِخْوَانَهُمْ اَوْ عَشٖيرَتَهُمْۜ اُو۬لٰٓئِكَ كَتَبَ فٖي قُلُوبِهِمُ الْاٖيمَانَ وَاَيَّدَهُمْ بِرُوحٍ مِنْهُۜ وَيُدْخِلُهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدٖينَ فٖيهَاۜ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُۜ اُو۬لٰٓئِكَ حِزْبُ اللّٰهِۜ اَلَٓا اِنَّ حِزْبَ اللّٰهِ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
Allah’a ve ahiret gününe (gerçekten) iman eden hiçbir kavmi (kesimi ve kişileri); Allah’a ve Resulüne başkaldıran, (Ayet ve Hadislere ve bilimsel gerçeklere dayalı İslam düzenine ve Müslüman ülkelere düşman olup savaş açan) kimselerle, (onları) destekleyici bir sevgi (ve işbirliği) içinde asla bulamazsın; velev ki, bu (zalim ve hain çevreler), isterse kendi babaları (olsun), ister çocukları (olsun), ister kardeşleri (veya tarikat-cemaat ihvanı olsun), isterse aşiretleri (partileri, müttefikleri) olsun, (yine de şuurlu mü’minler asla dini yozlaştıran işbirlikçi takımının başarısını arzulamaz, destek çıkmaz ve onlara saygı duymazlar. Çünkü, ülkede faizi, fuhşu, içki ve uyuşturucuyu, kumarı ve şans oyunlarını yürütenlere, Siyonist Yahudi ve Hristiyan merkezlerin güdümüne girenlere “meveddet”=benimseyip desteklemek ve sevgi göstermek imana ve insanlığa aykırıdır); işte bunlar (sadık ve sağlam Müslümanlar), öyle(sine samimi ve nasipli) kimselerdir ki, (Allah) kalplerine imanı yazıp (yerleştirmiş) ve onları Kendinden (İlahi izzet ve inayetinden) bir ruh (ve şuur) ile desteklemiştir. (Ahirette de) Onları altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacak ve orada süresiz kalacaklardır. Allah onlardan razıdır, onlar da O’ndan razı olmuşlardır. İşte bunlar, (Kur’an nizamına karşı çıkanlarla ve zalim odaklarla kalbi alâkalarını koparanlar) Allah’ın hizbi (partisi, takipçisi, ekibi ve taraftarları)dır. Dikkat edin (kesinlikle bilin ve bekleyin) ki; şüphesiz Allah’ın fırkası olanlar, (mutlaka) felaha ulaşacak (dünyada zafer ve devlete, ahirette ise cennet ve saadete kavuşacak)lardır.
-
59:20
Haşr: 20
لَا يَسْتَوٖٓي اَصْحَابُ النَّارِ وَاَصْحَابُ الْجَنَّةِۜ اَصْحَابُ الْجَنَّةِ هُمُ الْفَٓائِزُونَ
Ateş halkı ile cennet halkı (asla) bir ve eşit değildir. (Çünkü) Cennet halkı 'umduklarına kavuşup mutluluk içinde olan (ve sonsuz saadete ulaşan) kimselerdir.'
-
61:12
Saff: 12
يَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَيُدْخِلْكُمْ جَنَّاتٍ تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ وَمَسَاكِنَ طَيِّبَةً فٖي جَنَّاتِ عَدْنٍۜ ذٰلِكَ الْفَوْزُ الْعَظٖيمُۙ
(Böyle yaparsanız) O (Allah) sizin günahlarınızı bağışlayacak, sizi altından ırmaklar (ve havuzlu şelaleler) akan cennetlere sokacak ve Adn cennetlerinde çok güzel (ve görkemli) saraylara yerleştirecektir. İşte asıl büyük mutluluk ve kurtuluş budur (ve böyle elde edilir).
-
64:9
Teğabün: 9
يَوْمَ يَجْمَعُكُمْ لِيَوْمِ الْجَمْعِ ذٰلِكَ يَوْمُ التَّغَابُنِۜ وَمَنْ يُؤْمِنْ بِاللّٰهِ وَيَعْمَلْ صَالِحًا يُكَفِّرْ عَنْهُ سَيِّـَٔاتِهٖ وَيُدْخِلْهُ جَنَّاتٍ تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدٖينَ فٖيهَٓا اَبَدًاۜ ذٰلِكَ الْفَوْزُ الْعَظٖيمُ
Sizi (mahşerde hesaplaşmak üzere) toplanma vakti için bir araya getireceği gün; işte bu “Teğabün” (dünyaya kapılıp ahireti unutanların pişman ve perişan olacakları aldanma) günüdür. Kim Allah'a iman edip salih bir amelde bulunursa (Allah) onun kötülüklerini örtecek ve içinde ebedi kalıcılar olmak üzere onu altından ırmaklar (ve havuzlu şelaleler) akan cennetlere sokacaktır. İşte 'büyük mutluluk ve kurtuluş' bu (olacaktır).
-
65:11
Talâk: 11
رَسُولًا يَتْلُوا عَلَيْكُمْ اٰيَاتِ اللّٰهِ مُبَيِّنَاتٍ لِيُخْرِجَ الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِۜ وَمَنْ يُؤْمِنْ بِاللّٰهِ وَيَعْمَلْ صَالِحًا يُدْخِلْهُ جَنَّاتٍ تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدٖينَ فٖيهَٓا اَبَدًاۜ قَدْ اَحْسَنَ اللّٰهُ لَهُ رِزْقًا
İman edip salih amellerde bulunanları karanlıklardan nura çıkarması için, Allah'ın apaçık ayetlerini size okuyan bir Elçi de (yollamışızdır). Artık kim iman edip salih (hayırlı ve yararlı) amellerde bulunursa, (Allah) onu içinde süresiz kalıcılar olmak üzere altından ırmaklar (ve havuzlu şelaleler) akan cennetlere sokacaktır. Allah, gerçekten ona ne güzel bir rızık vermiştir.
-
66:11
Tahrim: 11
وَضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلًا لِلَّذٖينَ اٰمَنُوا امْرَاَتَ فِرْعَوْنَۢ اِذْ قَالَتْ رَبِّ ابْنِ لٖي عِنْدَكَ بَيْتًا فِي الْجَنَّةِ وَنَجِّنٖي مِنْ فِرْعَوْنَ وَعَمَلِهٖ وَنَجِّنٖي مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِمٖينَۙ
(Ve yine) Allah, (küfür ve zulüm ortamında bile) iman edenlere ise, Firavun'un karısını örnek göstermiştir. Hani o (hanım): "Rabbim bana Kendi katında, cennette bir ev yap; beni Firavun'dan ve onun (küfür ve kötülük) amelinden-davranışından koru ve beni o zalimler topluluğundan da kurtar" (diye dua etmiş ve kabul edilmişti).
-
83:23
Mutaffifîn: 23
عَلَى الْاَرَٓائِكِ يَنْظُرُونَۙ
(Cennette taht gibi konforlu) Koltuklar üzerinde oturup (etrafını hayranlık ve mutlulukla) bakıp seyrederler.
-
85:11
Bürûc: 11
اِنَّ الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ جَنَّاتٌ تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۜ ذٰلِكَ الْفَوْزُ الْكَبٖيرُۜ
Şüphesiz iman edip salih amellerde bulunanlara gelince; onlar için altından ırmaklar (ve havuzlu şelaleler) akan (sonsuz ve kusursuz) cennetler vardır. İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk' bu olacaktır.
-
88:8
Gâşiye: 8
وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَاعِمَةٌۙ
(Ama mü’minlerden) O gün öyle (nurlu ve onurlu) yüzler de vardır ki, nimette (engin bir mutluluk içinde) bahtiyardır.
-
88:9
Gâşiye: 9
لِسَعْيِهَا رَاضِيَةٌۙ
(Dünyada Hakk yolunda harcadıkları samimi, sürekli ve teslimiyetli) Çabalarından dolayı razı ve hoşnut (kılınmışlardır).
-
88:10
Gâşiye: 10
فٖي جَنَّةٍ عَالِيَةٍۙ
Yüksek bir cennet içinde (gerçek izzet ve lezzet ortamındadırlar.)
-
88:11
Gâşiye: 11
لَا تَسْمَعُ فٖيهَا لَاغِيَةًۜ
Orada anlamsız (ve huzur kaçırıcı) bir söz duymayacaklardır.
-
88:12
Gâşiye: 12
فٖيهَا عَيْنٌ جَارِيَةٌۢ
Orada (cennet yurdunda) 'durmaksızın akan' bir kaynak (pınarlar) vardır.
-
88:13
Gâşiye: 13
فٖيهَا سُرُرٌ مَرْفُوعَةٌۙ
Orada yükseklerde kurulmuş tahtlar ve koltuklar da (olacaktır;)
-
88:14
Gâşiye: 14
وَاَكْوَابٌ مَوْضُوعَةٌۙ
(Hazırlanıp) Yanı başlarına konulmuş (içecek dolu) kaplar (ve kadehler bulunacaktır),
-
88:15
Gâşiye: 15
وَنَمَارِقُ مَصْفُوفَةٌۙ
Dizi dizi yastıklar (sıralanmıştır),
-
88:16
Gâşiye: 16
وَزَرَابِيُّ مَبْثُوثَةٌۜ
Ve serilmiş nefis yaygılar. (Kıymetli halılar vardır, hepsi mü’min, müttaki ve mücahit kullarındır.)
-
89:27
Fecr: 27
يَٓا اَيَّتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَئِنَّةُۗ
(Mü’min, müstakim ve mücahit kimselere ise:) Ey mutmain (tatmin bulmuş ve huzura kavuşmuş) nefis! (Mutlu ve kutlu kişi,)
-
89:28
Fecr: 28
اِرْجِعٖٓي اِلٰى رَبِّكِ رَاضِيَةً مَرْضِيَّةًۚ
(Haydi, Allah’ı) Razı etmiş, (sen de) hoşnut ve memnun edilmiş olarak, Rabbine dön!
-
89:29
Fecr: 29
فَادْخُلٖي فٖي عِبَادٖيۙ
(Ve artık sadık ve makbul) Kullarımın arasına katıl!
-
89:30
Fecr: 30
وَادْخُلٖي جَنَّتٖي
Ve (sonsuz, kusursuz saadete ulaşmak üzere) cennetime gir! (bakalım, buyrulacaktır.)
-
98:7
Beyyine: 7
اِنَّ الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِۙ اُو۬لٰٓئِكَ هُمْ خَيْرُ الْبَرِيَّةِۜ
İman edip salih amellerde bulunanlar ise; işte onlar da, yaratılmışların en hayırlılarıdır.
-
98:8
Beyyine: 8
جَزَٓاؤُ۬هُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ جَنَّاتُ عَدْنٍ تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدٖينَ فٖيهَٓا اَبَدًاۜ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُۜ ذٰلِكَ لِمَنْ خَشِيَ رَبَّهُ
Rableri katında onların ödülleri ise; içinde ebedi kalıcılar olmak üzere, altından ırmaklar (ve havuzlu şelaleler) akan Adn cennetleri olacaktır. Allah, onlardan razı olmuştur, kendileri de O'ndan razı (hoşnut ve memnun) kalmışlardır. İşte bu, Rabbinden 'içi titreyerek korku duyan (haşyet ve hürmet ehli) kimse' için (hazırlanmış kutlu bir karşılıktır.)
-
2:25
Bakara: 25
وَبَشِّرِ الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ اَنَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۜ كُلَّمَا رُزِقُوا مِنْهَا مِنْ ثَمَرَةٍ رِزْقًاۙ قَالُوا هٰذَا الَّذٖي رُزِقْنَا مِنْ قَبْلُ وَاُتُوا بِهٖ مُتَشَابِهًاۜ وَلَهُمْ فٖيهَٓا اَزْوَاجٌ مُطَهَّرَةٌ وَهُمْ فٖيهَا خَالِدُونَ
-
3:15
Âl-i İmrân: 15
قُلْ اَؤُ۬نَبِّئُكُمْ بِخَيْرٍ مِنْ ذٰلِكُمْۜ لِلَّذٖينَ اتَّقَوْا عِنْدَ رَبِّهِمْ جَنَّاتٌ تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدٖينَ فٖيهَا وَاَزْوَاجٌ مُطَهَّرَةٌ وَرِضْوَانٌ مِنَ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ بَصٖيرٌ بِالْعِبَادِۚ
-
3:107
Âl-i İmrân: 107
وَاَمَّا الَّذٖينَ ابْيَضَّتْ وُجُوهُهُمْ فَفٖي رَحْمَةِ اللّٰهِۜ هُمْ فٖيهَا خَالِدُونَ
-
3:136
Âl-i İmrân: 136
اُو۬لٰٓئِكَ جَزَٓاؤُ۬هُمْ مَغْفِرَةٌ مِنْ رَبِّهِمْ وَجَنَّاتٌ تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدٖينَ فٖيهَاۜ وَنِعْمَ اَجْرُ الْعَامِلٖينَۜ
-
3:198
Âl-i İmrân: 198
لٰكِنِ الَّذٖينَ اتَّقَوْا رَبَّهُمْ لَهُمْ جَنَّاتٌ تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدٖينَ فٖيهَا نُزُلًا مِنْ عِنْدِ اللّٰهِۜ وَمَا عِنْدَ اللّٰهِ خَيْرٌ لِلْاَبْرَارِ
-
4:57
Nisa: 57
وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ سَنُدْخِلُهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدٖينَ فٖيهَٓا اَبَدًاۜ لَهُمْ فٖيهَٓا اَزْوَاجٌ مُطَهَّرَةٌۘ وَنُدْخِلُهُمْ ظِلًّا ظَلٖيلًا
-
4:122
Nisa: 122
وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ سَنُدْخِلُهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدٖينَ فٖيهَٓا اَبَدًاۜ وَعْدَ اللّٰهِ حَقًّاۜ وَمَنْ اَصْدَقُ مِنَ اللّٰهِ قٖيلًا
-
5:65
Maide: 65
وَلَوْ اَنَّ اَهْلَ الْكِتَابِ اٰمَنُوا وَاتَّقَوْا لَكَفَّرْنَا عَنْهُمْ سَيِّـَٔاتِهِمْ وَلَاَدْخَلْنَاهُمْ جَنَّاتِ النَّعٖيمِ
-
5:85
Maide: 85
فَاَثَابَهُمُ اللّٰهُ بِمَا قَالُوا جَنَّاتٍ تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدٖينَ فٖيهَاۜ وَذٰلِكَ جَزَٓاءُ الْمُحْسِنٖينَ
-
5:119
Maide: 119
قَالَ اللّٰهُ هٰذَا يَوْمُ يَنْفَعُ الصَّادِقٖينَ صِدْقُهُمْۜ لَهُمْ جَنَّاتٌ تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدٖينَ فٖيهَٓا اَبَدًاۜ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُۜ ذٰلِكَ الْفَوْزُ الْعَظٖيمُ
-
7:42
A'raf: 42
وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَا نُكَلِّفُ نَفْسًا اِلَّا وُسْعَهَاۘ اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَنَّةِۚ هُمْ فٖيهَا خَالِدُونَ
-
7:43
A'raf: 43
وَنَزَعْنَا مَا فٖي صُدُورِهِمْ مِنْ غِلٍّ تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهِمُ الْاَنْهَارُۚ وَقَالُوا الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذٖي هَدٰينَا لِهٰذَا وَمَا كُنَّا لِنَهْتَدِيَ لَوْلَٓا اَنْ هَدٰينَا اللّٰهُۚ لَقَدْ جَٓاءَتْ رُسُلُ رَبِّنَا بِالْحَقِّۜ وَنُودُٓوا اَنْ تِلْكُمُ الْجَنَّةُ اُو۫رِثْتُمُوهَا بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
-
7:44
A'raf: 44
وَنَادٰٓى اَصْحَابُ الْجَنَّةِ اَصْحَابَ النَّارِ اَنْ قَدْ وَجَدْنَا مَا وَعَدَنَا رَبُّنَا حَقًّا فَهَلْ وَجَدْتُمْ مَا وَعَدَ رَبُّكُمْ حَقًّاۜ قَالُوا نَعَمْۚ فَاَذَّنَ مُؤَذِّنٌ بَيْنَهُمْ اَنْ لَعْنَةُ اللّٰهِ عَلَى الظَّالِمٖينَۙ
-
7:46
A'raf: 46
وَبَيْنَهُمَا حِجَابٌۚ وَعَلَى الْاَعْرَافِ رِجَالٌ يَعْرِفُونَ كُلًّا بِسٖيمٰيهُمْۚ وَنَادَوْا اَصْحَابَ الْجَنَّةِ اَنْ سَلَامٌ عَلَيْكُمْ لَمْ يَدْخُلُوهَا وَهُمْ يَطْمَعُونَ
-
7:47
A'raf: 47
وَاِذَا صُرِفَتْ اَبْصَارُهُمْ تِلْقَٓاءَ اَصْحَابِ النَّارِۙ قَالُوا رَبَّنَا لَا تَجْعَلْنَا مَعَ الْقَوْمِ الظَّالِمٖينَ۟
-
7:49
A'raf: 49
اَهٰٓؤُ۬لَٓاءِ الَّذٖينَ اَقْسَمْتُمْ لَا يَنَالُهُمُ اللّٰهُ بِرَحْمَةٍۜ اُدْخُلُوا الْجَنَّةَ لَا خَوْفٌ عَلَيْكُمْ وَلَٓا اَنْتُمْ تَحْزَنُونَ
-
7:50
A'raf: 50
وَنَادٰٓى اَصْحَابُ النَّارِ اَصْحَابَ الْجَنَّةِ اَنْ اَفٖيضُوا عَلَيْنَا مِنَ الْمَٓاءِ اَوْ مِمَّا رَزَقَكُمُ اللّٰهُۜ قَالُٓوا اِنَّ اللّٰهَ حَرَّمَهُمَا عَلَى الْكَافِرٖينَۙ
-
8:4
Enfâl: 4
اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُؤْمِنُونَ حَقًّاۜ لَهُمْ دَرَجَاتٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَمَغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَرٖيمٌۚ
-
9:21
Tevbe: 21
يُبَشِّرُهُمْ رَبُّهُمْ بِرَحْمَةٍ مِنْهُ وَرِضْوَانٍ وَجَنَّاتٍ لَهُمْ فٖيهَا نَعٖيمٌ مُقٖيمٌۙ
-
9:22
Tevbe: 22
خَالِدٖينَ فٖيهَٓا اَبَدًاۜ اِنَّ اللّٰهَ عِنْدَهُٓ اَجْرٌ عَظٖيمٌ
-
9:72
Tevbe: 72
وَعَدَ اللّٰهُ الْمُؤْمِنٖينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ جَنَّاتٍ تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدٖينَ فٖيهَا وَمَسَاكِنَ طَيِّبَةً فٖي جَنَّاتِ عَدْنٍۜ وَرِضْوَانٌ مِنَ اللّٰهِ اَكْبَرُۜ ذٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظٖيمُ۟
-
9:89
Tevbe: 89
اَعَدَّ اللّٰهُ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدٖينَ فٖيهَاۜ ذٰلِكَ الْفَوْزُ الْعَظٖيمُ۟
-
9:100
Tevbe: 100
وَالسَّابِقُونَ الْاَوَّلُونَ مِنَ الْمُهَاجِرٖينَ وَالْاَنْصَارِ وَالَّذٖينَ اتَّبَعُوهُمْ بِاِحْسَانٍۙ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ وَاَعَدَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرٖي تَحْتَهَا الْاَنْهَارُ خَالِدٖينَ فٖيهَٓا اَبَدًاۜ ذٰلِكَ الْفَوْزُ الْعَظٖيمُ
-
10:9
Yunus: 9
اِنَّ الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ يَهْدٖيهِمْ رَبُّهُمْ بِاٖيمَانِهِمْۚ تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهِمُ الْاَنْهَارُ فٖي جَنَّاتِ النَّعٖيمِ
-
10:10
Yunus: 10
دَعْوٰيهُمْ فٖيهَا سُبْحَانَكَ اللّٰهُمَّ وَتَحِيَّتُهُمْ فٖيهَا سَلَامٌۚ وَاٰخِرُ دَعْوٰيهُمْ اَنِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمٖينَ۟
-
11:23
Hud: 23
اِنَّ الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَاَخْبَتُٓوا اِلٰى رَبِّهِمْۙ اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَنَّةِۚ هُمْ فٖيهَا خَالِدُونَ
-
11:108
Hud: 108
وَاَمَّا الَّذٖينَ سُعِدُوا فَفِي الْجَنَّةِ خَالِدٖينَ فٖيهَا مَا دَامَتِ السَّمٰوَاتُ وَالْاَرْضُ اِلَّا مَا شَٓاءَ رَبُّكَۜ عَطَٓاءً غَيْرَ مَجْذُوذٍ
-
13:23
Ra'd: 23
جَنَّاتُ عَدْنٍ يَدْخُلُونَهَا وَمَنْ صَلَحَ مِنْ اٰبَٓائِهِمْ وَاَزْوَاجِهِمْ وَذُرِّيَّاتِهِمْ وَالْمَلٰٓئِكَةُ يَدْخُلُونَ عَلَيْهِمْ مِنْ كُلِّ بَابٍۚ
-
13:24
Ra'd: 24
سَلَامٌ عَلَيْكُمْ بِمَا صَبَرْتُمْ فَنِعْمَ عُقْبَى الدَّارِۜ
-
13:29
Ra'd: 29
اَلَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ طُوبٰى لَهُمْ وَحُسْنُ مَاٰبٍ
-
13:35
Ra'd: 35
مَثَلُ الْجَنَّةِ الَّتٖي وُعِدَ الْمُتَّقُونَۜ تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۜ اُكُلُهَا دَٓائِمٌ وَظِلُّهَاۜ تِلْكَ عُقْبَى الَّذٖينَ اتَّقَوْاۗ وَعُقْبَى الْكَافِرٖينَ النَّارُ
-
14:23
İbrahim: 23
وَاُدْخِلَ الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جَنَّاتٍ تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدٖينَ فٖيهَا بِاِذْنِ رَبِّهِمْۜ تَحِيَّتُهُمْ فٖيهَا سَلَامٌ
-
15:45
Hicr: 45
اِنَّ الْمُتَّقٖينَ فٖي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍۜ
-
15:46
Hicr: 46
اُدْخُلُوهَا بِسَلَامٍ اٰمِنٖينَ
-
15:47
Hicr: 47
وَنَزَعْنَا مَا فٖي صُدُورِهِمْ مِنْ غِلٍّ اِخْوَانًا عَلٰى سُرُرٍ مُتَقَابِلٖينَ
-
15:48
Hicr: 48
لَا يَمَسُّهُمْ فٖيهَا نَصَبٌ وَمَا هُمْ مِنْهَا بِمُخْرَجٖينَ
-
16:31
Nahl: 31
جَنَّاتُ عَدْنٍ يَدْخُلُونَهَا تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ لَهُمْ فٖيهَا مَا يَشَٓاؤُ۫نَۜ كَذٰلِكَ يَجْزِي اللّٰهُ الْمُتَّقٖينَۙ
-
16:32
Nahl: 32
اَلَّذٖينَ تَتَوَفّٰيهُمُ الْمَلٰٓئِكَةُ طَيِّبٖينَۙ يَقُولُونَ سَلَامٌ عَلَيْكُمُۙ ادْخُلُوا الْجَنَّةَ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
-
18:31
Kehf: 31
اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ جَنَّاتُ عَدْنٍ تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهِمُ الْاَنْهَارُ يُحَلَّوْنَ فٖيهَا مِنْ اَسَاوِرَ مِنْ ذَهَبٍ وَيَلْبَسُونَ ثِيَابًا خُضْرًا مِنْ سُنْدُسٍ وَاِسْتَبْرَقٍ مُتَّكِـٖٔينَ فٖيهَا عَلَى الْاَرَٓائِكِۜ نِعْمَ الثَّوَابُۜ وَحَسُنَتْ مُرْتَفَقًا۟
-
18:107
Kehf: 107
اِنَّ الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ كَانَتْ لَهُمْ جَنَّاتُ الْفِرْدَوْسِ نُزُلًاۙ
-
18:108
Kehf: 108
خَالِدٖينَ فٖيهَا لَا يَبْغُونَ عَنْهَا حِوَلًا
-
19:60
Meryem: 60
اِلَّا مَنْ تَابَ وَاٰمَنَ وَعَمِلَ صَالِحًا فَاُو۬لٰٓئِكَ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ وَلَا يُظْلَمُونَ شَيْـًٔاۙ
-
19:61
Meryem: 61
جَنَّاتِ عَدْنٍۨ الَّتٖي وَعَدَ الرَّحْمٰنُ عِبَادَهُ بِالْغَيْبِۜ اِنَّهُ كَانَ وَعْدُهُ مَأْتِيًّا
-
19:62
Meryem: 62
لَا يَسْمَعُونَ فٖيهَا لَغْوًا اِلَّا سَلَامًاۜ وَلَهُمْ رِزْقُهُمْ فٖيهَا بُكْرَةً وَعَشِيًّا
-
19:63
Meryem: 63
تِلْكَ الْجَنَّةُ الَّتٖي نُورِثُ مِنْ عِبَادِنَا مَنْ كَانَ تَقِيًّا
-
20:76
Taha: 76
جَنَّاتُ عَدْنٍ تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدٖينَ فٖيهَاۜ وَذٰلِكَ جَزٰٓؤُ۬ا مَنْ تَزَكّٰى۟
-
20:117
Taha: 117
فَقُلْنَا يَٓا اٰدَمُ اِنَّ هٰذَا عَدُوٌّ لَكَ وَلِزَوْجِكَ فَلَا يُخْرِجَنَّكُمَا مِنَ الْجَنَّةِ فَتَشْقٰى
-
20:121
Taha: 121
فَاَكَلَا مِنْهَا فَبَدَتْ لَهُمَا سَوْاٰتُهُمَا وَطَفِقَا يَخْصِفَانِ عَلَيْهِمَا مِنْ وَرَقِ الْجَنَّةِۘ وَعَصٰٓى اٰدَمُ رَبَّهُ فَغَوٰىۖ
-
21:102
Enbiya: 102
لَا يَسْمَعُونَ حَسٖيسَهَاۚ وَهُمْ فٖي مَا اشْتَهَتْ اَنْفُسُهُمْ خَالِدُونَۚ
-
21:103
Enbiya: 103
لَا يَحْزُنُهُمُ الْفَزَعُ الْاَكْبَرُ وَتَتَلَقّٰيهُمُ الْمَلٰٓئِكَةُۜ هٰذَا يَوْمُكُمُ الَّذٖي كُنْتُمْ تُوعَدُونَ
-
22:23
Hacc: 23
اِنَّ اللّٰهَ يُدْخِلُ الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جَنَّاتٍ تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ يُحَلَّوْنَ فٖيهَا مِنْ اَسَاوِرَ مِنْ ذَهَبٍ وَلُؤْلُؤً۬اۜ وَلِبَاسُهُمْ فٖيهَا حَرٖيرٌ
-
22:24
Hacc: 24
وَهُدُٓوا اِلَى الطَّيِّبِ مِنَ الْقَوْلِۗ وَهُدُٓوا اِلٰى صِرَاطِ الْحَمٖيدِ
-
23:10
Mü'minun: 10
اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْوَارِثُونَۙ
-
23:11
Mü'minun: 11
اَلَّذٖينَ يَرِثُونَ الْفِرْدَوْسَۜ هُمْ فٖيهَا خَالِدُونَ
-
25:10
Furkan: 10
تَبَارَكَ الَّذٖٓي اِنْ شَٓاءَ جَعَلَ لَكَ خَيْرًا مِنْ ذٰلِكَ جَنَّاتٍ تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۙ وَيَجْعَلْ لَكَ قُصُورًا
-
25:15
Furkan: 15
قُلْ اَذٰلِكَ خَيْرٌ اَمْ جَنَّةُ الْخُلْدِ الَّتٖي وُعِدَ الْمُتَّقُونَۜ كَانَتْ لَهُمْ جَزَٓاءً وَمَصٖيرًا
-
25:16
Furkan: 16
لَهُمْ فٖيهَا مَا يَشَٓاؤُ۫نَ خَالِدٖينَۜ كَانَ عَلٰى رَبِّكَ وَعْدًا مَسْؤُ۫لًا
-
25:24
Furkan: 24
اَصْحَابُ الْجَنَّةِ يَوْمَئِذٍ خَيْرٌ مُسْتَقَرًّا وَاَحْسَنُ مَقٖيلًا
-
25:75
Furkan: 75
اُو۬لٰٓئِكَ يُجْزَوْنَ الْغُرْفَةَ بِمَا صَبَرُوا وَيُلَقَّوْنَ فٖيهَا تَحِيَّةً وَسَلَامًاۙ
-
25:76
Furkan: 76
خَالِدٖينَ فٖيهَاۜ حَسُنَتْ مُسْتَقَرًّا وَمُقَامًا
-
26:90
Şuarâ: 90
وَاُزْلِفَتِ الْجَنَّةُ لِلْمُتَّقٖينَۙ
-
29:58
Ankebut: 58
وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَنُبَوِّئَنَّهُمْ مِنَ الْجَنَّةِ غُرَفًا تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدٖينَ فٖيهَاۜ نِعْمَ اَجْرُ الْعَامِلٖينَۗ
-
30:15
Rum: 15
فَاَمَّا الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَهُمْ فٖي رَوْضَةٍ يُحْبَرُونَ
-
30:44
Rum: 44
مَنْ كَفَرَ فَعَلَيْهِ كُفْرُهُۚ وَمَنْ عَمِلَ صَالِحًا فَلِاَنْفُسِهِمْ يَمْهَدُونَۙ
-
31:8
Lokman: 8
اِنَّ الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ جَنَّاتُ النَّعٖيمِۙ
-
31:9
Lokman: 9
خَالِدٖينَ فٖيهَاۜ وَعْدَ اللّٰهِ حَقًّاۜ وَهُوَ الْعَزٖيزُ الْحَكٖيمُ
-
32:19
Secde: 19
اَمَّا الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَلَهُمْ جَنَّاتُ الْمَأْوٰىۘ نُزُلًا بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
-
35:33
Fâtır: 33
جَنَّاتُ عَدْنٍ يَدْخُلُونَهَا يُحَلَّوْنَ فٖيهَا مِنْ اَسَاوِرَ مِنْ ذَهَبٍ وَلُؤْلُؤً۬اۚ وَلِبَاسُهُمْ فٖيهَا حَرٖيرٌ
-
35:34
Fâtır: 34
وَقَالُوا الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذٖٓي اَذْهَبَ عَنَّا الْحَزَنَۜ اِنَّ رَبَّنَا لَغَفُورٌ شَكُورٌۙ
-
35:35
Fâtır: 35
اَلَّذٖٓي اَحَلَّنَا دَارَ الْمُقَامَةِ مِنْ فَضْلِهٖۚ لَا يَمَسُّنَا فٖيهَا نَصَبٌ وَلَا يَمَسُّنَا فٖيهَا لُغُوبٌ
-
36:55
Yâsin: 55
اِنَّ اَصْحَابَ الْجَنَّةِ الْيَوْمَ فٖي شُغُلٍ فَاكِهُونَۚ
-
36:56
Yâsin: 56
هُمْ وَاَزْوَاجُهُمْ فٖي ظِلَالٍ عَلَى الْاَرَٓائِكِ مُتَّكِؤُ۫نَ
-
36:57
Yâsin: 57
لَهُمْ فٖيهَا فَاكِهَةٌ وَلَهُمْ مَا يَدَّعُونَۚ
-
36:58
Yâsin: 58
سَلَامٌ قَوْلًا مِنْ رَبٍّ رَحٖيمٍ
-
37:41
Sâffât: 41
اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ رِزْقٌ مَعْلُومٌۙ
-
37:42
Sâffât: 42
فَوَاكِهُۚ وَهُمْ مُكْرَمُونَۙ
-
37:43
Sâffât: 43
فٖي جَنَّاتِ النَّعٖيمِۙ
-
37:44
Sâffât: 44
عَلٰى سُرُرٍ مُتَقَابِلٖينَ
-
37:45
Sâffât: 45
يُطَافُ عَلَيْهِمْ بِكَأْسٍ مِنْ مَعٖينٍۙ
-
37:46
Sâffât: 46
بَيْضَٓاءَ لَذَّةٍ لِلشَّارِبٖينَۚ
-
37:47
Sâffât: 47
لَا فٖيهَا غَوْلٌ وَلَا هُمْ عَنْهَا يُنْزَفُونَ
-
37:48
Sâffât: 48
وَعِنْدَهُمْ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ عٖينٌۙ
-
37:49
Sâffât: 49
كَاَنَّهُنَّ بَيْضٌ مَكْنُونٌ
-
37:50
Sâffât: 50
فَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ يَتَسَٓاءَلُونَ
-
37:51
Sâffât: 51
قَالَ قَٓائِلٌ مِنْهُمْ اِنّٖي كَانَ لٖي قَرٖينٌۙ
-
37:52
Sâffât: 52
يَقُولُ اَئِنَّكَ لَمِنَ الْمُصَدِّقٖينَ
-
37:53
Sâffât: 53
ءَاِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا ءَاِنَّا لَمَدٖينُونَ
-
37:54
Sâffât: 54
قَالَ هَلْ اَنْتُمْ مُطَّلِعُونَ
-
37:55
Sâffât: 55
فَاطَّلَعَ فَرَاٰهُ فٖي سَوَٓاءِ الْجَحٖيمِ
-
37:56
Sâffât: 56
قَالَ تَاللّٰهِ اِنْ كِدْتَ لَتُرْدٖينِۙ
-
37:57
Sâffât: 57
وَلَوْلَا نِعْمَةُ رَبّٖي لَكُنْتُ مِنَ الْمُحْضَرٖينَ
-
37:60
Sâffât: 60
اِنَّ هٰذَا لَهُوَ الْفَوْزُ الْعَظٖيمُ
-
37:61
Sâffât: 61
لِمِثْلِ هٰذَا فَلْيَعْمَلِ الْعَامِلُونَ
-
38:50
Sâd: 50
جَنَّاتِ عَدْنٍ مُفَتَّحَةً لَهُمُ الْاَبْوَابُۚ
-
38:51
Sâd: 51
مُتَّكِـٖٔينَ فٖيهَا يَدْعُونَ فٖيهَا بِفَاكِهَةٍ كَثٖيرَةٍ وَشَرَابٍ
-
38:52
Sâd: 52
وَعِنْدَهُمْ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ اَتْرَابٌ
-
38:53
Sâd: 53
هٰذَا مَا تُوعَدُونَ لِيَوْمِ الْحِسَابِ
-
38:54
Sâd: 54
اِنَّ هٰذَا لَرِزْقُنَا مَا لَهُ مِنْ نَفَادٍۚ
-
39:20
Zümer: 20
لٰكِنِ الَّذٖينَ اتَّقَوْا رَبَّهُمْ لَهُمْ غُرَفٌ مِنْ فَوْقِهَا غُرَفٌ مَبْنِيَّةٌۙ تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۜ وَعْدَ اللّٰهِۜ لَا يُخْلِفُ اللّٰهُ الْمٖيعَادَ
-
39:73
Zümer: 73
وَسٖيقَ الَّذٖينَ اتَّقَوْا رَبَّهُمْ اِلَى الْجَنَّةِ زُمَرًاۜ حَتّٰٓى اِذَا جَٓاؤُ۫هَا وَفُتِحَتْ اَبْوَابُهَا وَقَالَ لَهُمْ خَزَنَتُهَا سَلَامٌ عَلَيْكُمْ طِبْتُمْ فَادْخُلُوهَا خَالِدٖينَ
-
39:74
Zümer: 74
وَقَالُوا الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذٖي صَدَقَنَا وَعْدَهُ وَاَوْرَثَنَا الْاَرْضَ نَتَبَوَّاُ مِنَ الْجَنَّةِ حَيْثُ نَشَٓاءُۚ فَنِعْمَ اَجْرُ الْعَامِلٖينَ
-
40:8
Mü'min: 8
رَبَّنَا وَاَدْخِلْهُمْ جَنَّاتِ عَدْنٍۨ الَّتٖي وَعَدْتَهُمْ وَمَنْ صَلَحَ مِنْ اٰبَٓائِهِمْ وَاَزْوَاجِهِمْ وَذُرِّيَّاتِهِمْۜ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَزٖيزُ الْحَكٖيمُۚ
-
40:40
Mü'min: 40
مَنْ عَمِلَ سَيِّئَةً فَلَا يُجْزٰٓى اِلَّا مِثْلَهَاۚ وَمَنْ عَمِلَ صَالِحًا مِنْ ذَكَرٍ اَوْ اُنْثٰى وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَاُو۬لٰٓئِكَ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ يُرْزَقُونَ فٖيهَا بِغَيْرِ حِسَابٍ
-
41:30
Fussilet: 30
اِنَّ الَّذٖينَ قَالُوا رَبُّنَا اللّٰهُ ثُمَّ اسْتَقَامُوا تَتَنَزَّلُ عَلَيْهِمُ الْمَلٰٓئِكَةُ اَلَّا تَخَافُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَاَبْشِرُوا بِالْجَنَّةِ الَّتٖي كُنْتُمْ تُوعَدُونَ
-
42:22
Şûrâ: 22
تَرَى الظَّالِمٖينَ مُشْفِقٖينَ مِمَّا كَسَبُوا وَهُوَ وَاقِعٌ بِهِمْۜ وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فٖي رَوْضَاتِ الْجَنَّاتِۚ لَهُمْ مَا يَشَٓاؤُ۫نَ عِنْدَ رَبِّهِمْۜ ذٰلِكَ هُوَ الْفَضْلُ الْكَبٖيرُ
-
43:70
Zuhruf: 70
اُدْخُلُوا الْجَنَّةَ اَنْتُمْ وَاَزْوَاجُكُمْ تُحْبَرُونَ
-
43:71
Zuhruf: 71
يُطَافُ عَلَيْهِمْ بِصِحَافٍ مِنْ ذَهَبٍ وَاَكْوَابٍۚ وَفٖيهَا مَا تَشْتَهٖيهِ الْاَنْفُسُ وَتَلَذُّ الْاَعْيُنُۚ وَاَنْتُمْ فٖيهَا خَالِدُونَۚ
-
43:72
Zuhruf: 72
وَتِلْكَ الْجَنَّةُ الَّتٖٓي اُو۫رِثْتُمُوهَا بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
-
43:73
Zuhruf: 73
لَكُمْ فٖيهَا فَاكِهَةٌ كَثٖيرَةٌ مِنْهَا تَأْكُلُونَ
-
44:51
Duhân: 51
اِنَّ الْمُتَّقٖينَ فٖي مَقَامٍ اَمٖينٍۙ
-
44:52
Duhân: 52
فٖي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍۚ
-
44:53
Duhân: 53
يَلْبَسُونَ مِنْ سُنْدُسٍ وَاِسْتَبْرَقٍ مُتَقَابِلٖينَۚ
-
44:54
Duhân: 54
كَذٰلِكَ۠ وَزَوَّجْنَاهُمْ بِحُورٍ عٖينٍۜ
-
44:55
Duhân: 55
يَدْعُونَ فٖيهَا بِكُلِّ فَاكِهَةٍ اٰمِنٖينَۙ
-
44:56
Duhân: 56
لَا يَذُوقُونَ فٖيهَا الْمَوْتَ اِلَّا الْمَوْتَةَ الْاُو۫لٰىۚ وَوَقٰيهُمْ عَذَابَ الْجَحٖيمِۙ
-
47:15
Muhammed: 15
مَثَلُ الْجَنَّةِ الَّتٖي وُعِدَ الْمُتَّقُونَۜ فٖيهَٓا اَنْهَارٌ مِنْ مَٓاءٍ غَيْرِ اٰسِنٍۚ وَاَنْهَارٌ مِنْ لَبَنٍ لَمْ يَتَغَيَّرْ طَعْمُهُۚ وَاَنْهَارٌ مِنْ خَمْرٍ لَذَّةٍ لِلشَّارِبٖينَۚ وَاَنْهَارٌ مِنْ عَسَلٍ مُصَفًّىۜ وَلَهُمْ فٖيهَا مِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ وَمَغْفِرَةٌ مِنْ رَبِّهِمْۜ كَمَنْ هُوَ خَالِدٌ فِي النَّارِ وَسُقُوا مَٓاءً حَمٖيمًا فَقَطَّعَ اَمْعَٓاءَهُمْ
-
50:31
Kaf: 31
وَاُزْلِفَتِ الْجَنَّةُ لِلْمُتَّقٖينَ غَيْرَ بَعٖيدٍ
-
50:34
Kaf: 34
اُدْخُلُوهَا بِسَلَامٍۜ ذٰلِكَ يَوْمُ الْخُلُودِ
-
50:35
Kaf: 35
لَهُمْ مَا يَشَٓاؤُ۫نَ فٖيهَا وَلَدَيْنَا مَزٖيدٌ
-
51:15
Zâriyât: 15
اِنَّ الْمُتَّقٖينَ فٖي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍۙ
-
51:16
Zâriyât: 16
اٰخِذٖينَ مَٓا اٰتٰيهُمْ رَبُّهُمْۜ اِنَّهُمْ كَانُوا قَبْلَ ذٰلِكَ مُحْسِنٖينَۜ
-
52:17
Tûr: 17
اِنَّ الْمُتَّقٖينَ فٖي جَنَّاتٍ وَنَعٖيمٍۙ
-
52:18
Tûr: 18
فَاكِهٖينَ بِمَٓا اٰتٰيهُمْ رَبُّهُمْۚ وَوَقٰيهُمْ رَبُّهُمْ عَذَابَ الْجَحٖيمِ
-
52:19
Tûr: 19
كُلُوا وَاشْرَبُوا هَنٖٓيـًٔا بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَۙ
-
52:20
Tûr: 20
مُتَّكِـٖٔينَ عَلٰى سُرُرٍ مَصْفُوفَةٍۚ وَزَوَّجْنَاهُمْ بِحُورٍ عٖينٍ
-
52:22
Tûr: 22
وَاَمْدَدْنَاهُمْ بِفَاكِهَةٍ وَلَحْمٍ مِمَّا يَشْتَهُونَ
-
52:23
Tûr: 23
يَتَنَازَعُونَ فٖيهَا كَأْسًا لَا لَغْوٌ فٖيهَا وَلَا تَأْثٖيمٌ
-
52:24
Tûr: 24
وَيَطُوفُ عَلَيْهِمْ غِلْمَانٌ لَهُمْ كَاَنَّهُمْ لُؤْلُؤٌ۬ مَكْنُونٌ
-
52:25
Tûr: 25
وَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ يَتَسَٓاءَلُونَ
-
52:26
Tûr: 26
قَالُٓوا اِنَّا كُنَّا قَبْلُ فٖٓي اَهْلِنَا مُشْفِقٖينَ
-
52:27
Tûr: 27
فَمَنَّ اللّٰهُ عَلَيْنَا وَوَقٰينَا عَذَابَ السَّمُومِ
-
53:15
Necm: 15
عِنْدَهَا جَنَّةُ الْمَأْوٰىۜ
-
55:46
Rahmân: 46
وَلِمَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهٖ جَنَّتَانِۚ
-
55:48
Rahmân: 48
ذَوَاتَٓا اَفْنَانٍۚ
-
55:50
Rahmân: 50
فٖيهِمَا عَيْنَانِ تَجْرِيَانِۚ
-
55:52
Rahmân: 52
فٖيهِمَا مِنْ كُلِّ فَاكِهَةٍ زَوْجَانِۚ
-
55:54
Rahmân: 54
مُتَّكِـٖٔينَ عَلٰى فُرُشٍ بَطَٓائِنُهَا مِنْ اِسْتَبْرَقٍۜ وَجَنَا الْجَنَّتَيْنِ دَانٍۚ
-
55:56
Rahmân: 56
فٖيهِنَّ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِۙ لَمْ يَطْمِثْهُنَّ اِنْسٌ قَبْلَهُمْ وَلَا جَٓانٌّۚ
-
55:58
Rahmân: 58
كَاَنَّهُنَّ الْيَاقُوتُ وَالْمَرْجَانُۚ
-
55:60
Rahmân: 60
هَلْ جَزَٓاءُ الْاِحْسَانِ اِلَّا الْاِحْسَانُۚ
-
55:62
Rahmân: 62
وَمِنْ دُونِهِمَا جَنَّتَانِۚ
-
55:64
Rahmân: 64
مُدْهَٓامَّتَانِۚ
-
55:66
Rahmân: 66
فٖيهِمَا عَيْنَانِ نَضَّاخَتَانِۚ
-
55:68
Rahmân: 68
فٖيهِمَا فَاكِهَةٌ وَنَخْلٌ وَرُمَّانٌۚ
-
55:70
Rahmân: 70
فٖيهِنَّ خَيْرَاتٌ حِسَانٌۚ
-
55:72
Rahmân: 72
حُورٌ مَقْصُورَاتٌ فِي الْخِيَامِۚ
-
55:74
Rahmân: 74
لَمْ يَطْمِثْهُنَّ اِنْسٌ قَبْلَهُمْ وَلَا جَٓانٌّۚ
-
55:76
Rahmân: 76
مُتَّكِـٖٔينَ عَلٰى رَفْرَفٍ خُضْرٍ وَعَبْقَرِيٍّ حِسَانٍۚ
-
56:10
Vâkıa: 10
وَالسَّابِقُونَ السَّابِقُونَۙ
-
56:11
Vâkıa: 11
اُو۬لٰٓئِكَ الْمُقَرَّبُونَۚ
-
56:12
Vâkıa: 12
فٖي جَنَّاتِ النَّعٖيمِ
-
56:13
Vâkıa: 13
ثُلَّةٌ مِنَ الْاَوَّلٖينَۙ
-
56:14
Vâkıa: 14
وَقَلٖيلٌ مِنَ الْاٰخِرٖينَۜ
-
56:15
Vâkıa: 15
عَلٰى سُرُرٍ مَوْضُونَةٍۙ
-
56:16
Vâkıa: 16
مُتَّكِـٖٔينَ عَلَيْهَا مُتَقَابِلٖينَ
-
56:17
Vâkıa: 17
يَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَانٌ مُخَلَّدُونَۙ
-
56:18
Vâkıa: 18
بِاَكْوَابٍ وَاَبَارٖيقَ وَكَأْسٍ مِنْ مَعٖينٍۙ
-
56:19
Vâkıa: 19
لَا يُصَدَّعُونَ عَنْهَا وَلَا يُنْزِفُونَۙ
-
56:20
Vâkıa: 20
وَفَاكِهَةٍ مِمَّا يَتَخَيَّرُونَۙ
-
56:21
Vâkıa: 21
وَلَحْمِ طَيْرٍ مِمَّا يَشْتَهُونَۜ
-
56:22
Vâkıa: 22
وَحُورٌ عٖينٌۙ
-
56:23
Vâkıa: 23
كَاَمْثَالِ اللُّؤْلُؤِ۬ الْمَكْنُونِۚ
-
56:24
Vâkıa: 24
جَزَٓاءً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
-
56:25
Vâkıa: 25
لَا يَسْمَعُونَ فٖيهَا لَغْوًا وَلَا تَأْثٖيمًاۙ
-
56:26
Vâkıa: 26
اِلَّا قٖيلًا سَلَامًا سَلَامًا
-
56:27
Vâkıa: 27
وَاَصْحَابُ الْيَمٖينِ مَٓا اَصْحَابُ الْيَمٖينِۜ
-
56:28
Vâkıa: 28
فٖي سِدْرٍ مَخْضُودٍۙ
-
56:29
Vâkıa: 29
وَطَلْحٍ مَنْضُودٍۙ
-
56:30
Vâkıa: 30
وَظِلٍّ مَمْدُودٍۙ
-
56:31
Vâkıa: 31
وَمَٓاءٍ مَسْكُوبٍۙ
-
56:32
Vâkıa: 32
وَفَاكِهَةٍ كَثٖيرَةٍۙ
-
56:33
Vâkıa: 33
لَا مَقْطُوعَةٍ وَلَا مَمْنُوعَةٍۙ
-
56:34
Vâkıa: 34
وَفُرُشٍ مَرْفُوعَةٍۜ
-
56:35
Vâkıa: 35
اِنَّٓا اَنْشَأْنَاهُنَّ اِنْشَٓاءًۙ
-
56:36
Vâkıa: 36
فَجَعَلْنَاهُنَّ اَبْكَارًاۙ
-
56:37
Vâkıa: 37
عُرُبًا اَتْرَابًاۙ
-
56:38
Vâkıa: 38
لِاَصْحَابِ الْيَمٖينِۜ۟
-
56:39
Vâkıa: 39
ثُلَّةٌ مِنَ الْاَوَّلٖينَۙ
-
56:40
Vâkıa: 40
وَثُلَّةٌ مِنَ الْاٰخِرٖينَۜ
-
56:88
Vâkıa: 88
فَاَمَّٓا اِنْ كَانَ مِنَ الْمُقَرَّبٖينَۙ
-
56:89
Vâkıa: 89
فَرَوْحٌ وَرَيْحَانٌ وَجَنَّتُ نَعٖيمٍ
-
56:90
Vâkıa: 90
وَاَمَّٓا اِنْ كَانَ مِنْ اَصْحَابِ الْيَمٖينِۙ
-
56:91
Vâkıa: 91
فَسَلَامٌ لَكَ مِنْ اَصْحَابِ الْيَمٖينِ
-
57:12
Hadid: 12
يَوْمَ تَرَى الْمُؤْمِنٖينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ يَسْعٰى نُورُهُمْ بَيْنَ اَيْدٖيهِمْ وَبِاَيْمَانِهِمْ بُشْرٰيكُمُ الْيَوْمَ جَنَّاتٌ تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدٖينَ فٖيهَاۜ ذٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظٖيمُۚ
-
58:22
Mücâdele: 22
لَا تَجِدُ قَوْمًا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ يُوَٓادُّونَ مَنْ حَٓادَّ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَلَوْ كَانُٓوا اٰبَٓاءَهُمْ اَوْ اَبْنَٓاءَهُمْ اَوْ اِخْوَانَهُمْ اَوْ عَشٖيرَتَهُمْۜ اُو۬لٰٓئِكَ كَتَبَ فٖي قُلُوبِهِمُ الْاٖيمَانَ وَاَيَّدَهُمْ بِرُوحٍ مِنْهُۜ وَيُدْخِلُهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدٖينَ فٖيهَاۜ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُۜ اُو۬لٰٓئِكَ حِزْبُ اللّٰهِۜ اَلَٓا اِنَّ حِزْبَ اللّٰهِ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
-
59:20
Haşr: 20
لَا يَسْتَوٖٓي اَصْحَابُ النَّارِ وَاَصْحَابُ الْجَنَّةِۜ اَصْحَابُ الْجَنَّةِ هُمُ الْفَٓائِزُونَ
-
61:12
Saff: 12
يَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَيُدْخِلْكُمْ جَنَّاتٍ تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ وَمَسَاكِنَ طَيِّبَةً فٖي جَنَّاتِ عَدْنٍۜ ذٰلِكَ الْفَوْزُ الْعَظٖيمُۙ
-
64:9
Teğabün: 9
يَوْمَ يَجْمَعُكُمْ لِيَوْمِ الْجَمْعِ ذٰلِكَ يَوْمُ التَّغَابُنِۜ وَمَنْ يُؤْمِنْ بِاللّٰهِ وَيَعْمَلْ صَالِحًا يُكَفِّرْ عَنْهُ سَيِّـَٔاتِهٖ وَيُدْخِلْهُ جَنَّاتٍ تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدٖينَ فٖيهَٓا اَبَدًاۜ ذٰلِكَ الْفَوْزُ الْعَظٖيمُ
-
65:11
Talâk: 11
رَسُولًا يَتْلُوا عَلَيْكُمْ اٰيَاتِ اللّٰهِ مُبَيِّنَاتٍ لِيُخْرِجَ الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِۜ وَمَنْ يُؤْمِنْ بِاللّٰهِ وَيَعْمَلْ صَالِحًا يُدْخِلْهُ جَنَّاتٍ تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدٖينَ فٖيهَٓا اَبَدًاۜ قَدْ اَحْسَنَ اللّٰهُ لَهُ رِزْقًا
-
66:11
Tahrim: 11
وَضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلًا لِلَّذٖينَ اٰمَنُوا امْرَاَتَ فِرْعَوْنَۢ اِذْ قَالَتْ رَبِّ ابْنِ لٖي عِنْدَكَ بَيْتًا فِي الْجَنَّةِ وَنَجِّنٖي مِنْ فِرْعَوْنَ وَعَمَلِهٖ وَنَجِّنٖي مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِمٖينَۙ
-
83:23
Mutaffifîn: 23
عَلَى الْاَرَٓائِكِ يَنْظُرُونَۙ
-
85:11
Bürûc: 11
اِنَّ الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ جَنَّاتٌ تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۜ ذٰلِكَ الْفَوْزُ الْكَبٖيرُۜ
-
88:8
Gâşiye: 8
وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَاعِمَةٌۙ
-
88:9
Gâşiye: 9
لِسَعْيِهَا رَاضِيَةٌۙ
-
88:10
Gâşiye: 10
فٖي جَنَّةٍ عَالِيَةٍۙ
-
88:11
Gâşiye: 11
لَا تَسْمَعُ فٖيهَا لَاغِيَةًۜ
-
88:12
Gâşiye: 12
فٖيهَا عَيْنٌ جَارِيَةٌۢ
-
88:13
Gâşiye: 13
فٖيهَا سُرُرٌ مَرْفُوعَةٌۙ
-
88:14
Gâşiye: 14
وَاَكْوَابٌ مَوْضُوعَةٌۙ
-
88:15
Gâşiye: 15
وَنَمَارِقُ مَصْفُوفَةٌۙ
-
88:16
Gâşiye: 16
وَزَرَابِيُّ مَبْثُوثَةٌۜ
-
89:27
Fecr: 27
يَٓا اَيَّتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَئِنَّةُۗ
-
89:28
Fecr: 28
اِرْجِعٖٓي اِلٰى رَبِّكِ رَاضِيَةً مَرْضِيَّةًۚ
-
89:29
Fecr: 29
فَادْخُلٖي فٖي عِبَادٖيۙ
-
89:30
Fecr: 30
وَادْخُلٖي جَنَّتٖي
-
98:7
Beyyine: 7
اِنَّ الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِۙ اُو۬لٰٓئِكَ هُمْ خَيْرُ الْبَرِيَّةِۜ
-
98:8
Beyyine: 8
جَزَٓاؤُ۬هُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ جَنَّاتُ عَدْنٍ تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدٖينَ فٖيهَٓا اَبَدًاۜ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُۜ ذٰلِكَ لِمَنْ خَشِيَ رَبَّهُ