-
4:36
Nisa: 36
(Sadece) Allah'a ibadet (ve emirlerine itaat) edin ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anne-babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa ve sağ ellerinizin malik olduklarına (işçi ve memurlarınıza ve özel nikâhlılarınıza) güzellikle davranın. Çünkü Allah, her büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez. (Onu alçaltıp intikamını alır.)
-
4:38
Nisa: 38
Onlar öyle kimselerdir ki, (hayırdan hoşlanmazlar ama) mallarını, insanlara gösteriş olsun diye harcarlar, Allah'a ve ahiret gününe (de gerçekten) inanmazlar, (inanmış rolü yaparlar. Böylece) şeytan, kime yakın-yoldaş olursa, artık o ne kötü bir arkadaş (edinmiştir).
-
4:69
Nisa: 69
Her kim Allah'a ve Resul'e itaat ederse (ve sonuna kadar İslam’da ve cihadda sebat gösterirse), işte onlar Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, sıddıklar (Hakkı doğrulayan sadıklar), şehitler ve salihlerle beraberdirler. Bunlar arkadaş olarak; ne iyi ve ne güzel (kimseler)dir.
-
5:86
Maide: 86
İnkâr eden (kâfir)ler ve ayetlerimizi yalanlayan (münafık)lar ise; işte onlar, çılgın ateşin ashabıdırlar. (Cehennemin halkıdırlar.)
-
6:71
En'am: 71
De ki: “Allah’ın dışında bize yararı ve zararı olmayan başka şeylere mi yalvarıp tapalım? Allah bizi hidayete erdirdikten sonra, şeytanların ayartarak yeryüzünde şaşkınca bıraktıkları, (mü'min ve müstakim) arkadaşlarının da: 'Doğru yola, bize gel' diye kendisini çağırdığı (ama lafını duyuramadığı) kimse gibi, topuklarımız üzerinde gerisin geri (bâtıla) mı döndürülüp (sapıtalım)?” De ki: “Hiç şüphesiz Allah'ın yolu, asıl yoldur. (Gerçek hidayet O’nun hidayetidir.) Ve biz (kendimizi) âlemlerin Rabbine teslim etmekle emrolunduk.” (Kurtuluş İslam’dadır.)
-
7:36
A'raf: 36
(Bizim Kur’an’daki ve kâinattaki) Ayetlerimizi yalanlayanlar ve onlara (uymaya) karşı büyüklük taslayanlar(a gelince), işte onlar (cehennemin yolcuları ve) ateşin arkadaşları (yakacakları)dır; ki orada sonsuzca kalacaklardır.
-
7:184
A'raf: 184
Bunlar sahiplerinde (yani hidayet rehberleri olan Hz. Peygamber’de) delilikten hiçbir eser olmadığını (bilmiyor ve) düşünmüyorlar mı? O, apaçık bir uyarıcıdan başkası değildir. (Bunları bile bile inkâra ve itiraza kalkışılmaktadır.)
-
9:40
Tevbe: 40
Siz Ona (Peygambere ve Hakk Dava Önderine) yardım etmezseniz (zararlı çıkan siz olacaksınız, çünkü) Allah Ona zaten ve kesinlikle yardım etti (ve edecektir). Hani o zaman kâfirler, (Hz. Ebubekir’le) ikiden biri (Kelime-i Tevhidin ikinci iman gereği ve “Muhammedün Resulüllah” gerçeği) olarak Onu (Mekke'den) çıkarmışlardı da; o ikisi mağarada (ve kıstırılmış durumda) oldukları sırada arkadaşına şöyle diyordu: "Hüzne kapılma (ve sakın korkup endişe duyma, çünkü), elbette Allah bizimle beraberdir!" Böylece Allah Ona 'huzur ve güvenlik duygusunu' indirmişti, Onu sizin görmediğiniz ordularla desteklemiş, inkâr edenlerin de kelimesini (inkâr sözlerini ve küfür, zulüm ve sömürü sistemlerini) ise aşağı ve bayağı (konuma) getirmişti. Allah'ın kelimesi (Kur’an kelâmı ve ahkâmı) ise, en yücedir (ve kıyamete kadar geçerlidir). Allah Üstün ve Güçlüdür, Hüküm ve Hikmet sahibidir.
-
9:113
Tevbe: 113
Ne peygamber ve ne de mü’minler; gerçekten onların, çılgın ateşin ashabı (ve cehennemin yakıtları) oldukları kendilerine açıklandıktan sonra -velev ki yakınları dahi olsa- artık müşrikler için bağışlanma dilemeleri olacak şey değildir.
-
12:39
Yusuf: 39
(Hz. Yusuf bu durumu tevhid inancını tebliğ için bir fırsat olarak değerlendirip) "Ey zindan arkadaşlarım, birbirinden ayrı (bir sürü) rabler mi daha hayırlıdır, yoksa Kahhâr (Kahredici ve her şeye güç yetirici) olan bir tek Allah mı?" (diyerek onların aklını ve vicdanını harekete geçirmişti).
-
12:41
Yusuf: 41
“Ey zindan arkadaşlarım! (Rüyanıza gelince;) İkinizden biri efendisine şarap içirecek (saraya özel hizmetçi olarak girecek), diğeri ise (işlediği suçtan dolayı) asılacak, kuş(lar) da onun başından (gagalayıp beynini) yiyecek. Böylece hakkında fetva istemekte olduğunuz iş (bu şekildedir ve ezeli kaderde her şey artık) olup bitmiştir” (demişti ve idam edileceğini öğrenen genç, buna rağmen Hz. Yusuf’a ve tek Allah’a iman etmenin huzuruyla bu dünyadan ayrılıp gitmişti.)
-
13:5
Ra'd: 5
Şayet şaşıracaksan, asıl hayret edilmesi gereken onların (hâlâ) şöyle söylemeleridir: "Biz toprak iken mi, gerçekten biz mi yeniden yaratılacağız?" İşte onlar Rablerine karşı inkâra sapanlardır. İşte onlar boyunlarına (ateşten) halkalar takılanlardır ve işte onlar -içinde ebedi kalacakları- ateşin ashabı (sürekli yanıcıları) olanlardır.
-
18:34
Kehf: 34
(O iki şahıstan) Birinin başka ürün (veren yer)leri de vardı (ve şımarıp böbürlenmeye başlamıştı. Bir gün) onunla konuşurken arkadaşına: "Ben, mal bakımından senden daha zenginim, insan sayısı bakımından da daha güçlü (ve şerefliyim)" deyip (böbürlenmişti).
-
18:37
Kehf: 37
Kendisiyle konuşmakta olan (iman ve vicdan ehli) arkadaşı ona dedi ki: “Seni topraktan, sonra bir damla sudan yaratan, sonra da seni düzgün (eli ayağı tutan, gücü kuvveti yerinde) bir adam kılan (Allah)ı inkâr mı ediyorsun?” (Bu açıkça nankörlük alâmetidir.)
-
18:76
Kehf: 76
(Hz. Musa: “Ne olur bağışla ve beni bırakma) Eğer bundan sonra bir daha (işine karışır ve) sana (itiraz yollu) bir şey sorarsam, artık benimle arkadaşlığını (sohbet ve irtibatını) kes… Çünkü o takdirde, beni (sahabelik ve talebelikten) azletmeye geçerli bir mazeretin olacak” diye (son bir fırsat talebinde bulunmuşlardı).
-
34:46
Sebe': 46
De ki: "Size bir tek öğüt verip (teklifte bulunuyorum). Şöyle ki: Allah için ikişer ikişer ve teker teker kıyam etmeniz (kalkıp evinize gitmeniz, kendi durumunuzu değerlendirmeniz), sonra da (akıl ve vicdanla) düşünmeniz (lazımdır. O zaman hak vereceksiniz ki) Sizin Sahibiniz (ve yakinen tanıdık kimseniz olan Peygamber)de hiçbir delilik (alâmeti) bulunmamaktadır. O sizi sadece, şiddetli bir azabın öncesinde uyarandır."
-
51:59
Zâriyât: 59
Artık kesinlikle, (bütün) zulmedenler için, (geçmişteki) yoldaşlarının kötülüklerine benzer bir günah (ve akıbet) vardır. Şu halde (belalarını bulmak için) acele etmesinler. (Allah onları ve yaptıklarını asla unutmayacaktır.)
-
54:29
Kamer: 29
Derken (dönek hainler su nöbetinin tamamı kendilerine kalsın diye deve kasabı olan) arkadaşlarını çağırdılar, o da bıçağını kapıp 'hayvanı (mucize olarak kayadan çıkan deveyi) ayağından biçip yere devirdi' (böylece hepsi helaket ve felaketi hak etmişlerdi).
-
4:36
Nisa: 36
وَاعْبُدُوا اللّٰهَ وَلَا تُشْرِكُوا بِهٖ شَيْـًٔا وَبِالْوَالِدَيْنِ اِحْسَانًا وَبِذِي الْقُرْبٰى وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاكٖينِ وَالْجَارِ ذِي الْقُرْبٰى وَالْجَارِ الْجُنُبِ وَالصَّاحِبِ بِالْجَنْبِ وَابْنِ السَّبٖيلِۙ وَمَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ مَنْ كَانَ مُخْتَالًا فَخُورًاۙ
(Sadece) Allah'a ibadet (ve emirlerine itaat) edin ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anne-babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa ve sağ ellerinizin malik olduklarına (işçi ve memurlarınıza ve özel nikâhlılarınıza) güzellikle davranın. Çünkü Allah, her büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez. (Onu alçaltıp intikamını alır.)
-
4:38
Nisa: 38
وَالَّذٖينَ يُنْفِقُونَ اَمْوَالَهُمْ رِئَٓاءَ النَّاسِ وَلَا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَلَا بِالْيَوْمِ الْاٰخِرِۜ وَمَنْ يَكُنِ الشَّيْطَانُ لَهُ قَرٖينًا فَسَٓاءَ قَرٖينًا
Onlar öyle kimselerdir ki, (hayırdan hoşlanmazlar ama) mallarını, insanlara gösteriş olsun diye harcarlar, Allah'a ve ahiret gününe (de gerçekten) inanmazlar, (inanmış rolü yaparlar. Böylece) şeytan, kime yakın-yoldaş olursa, artık o ne kötü bir arkadaş (edinmiştir).
-
4:69
Nisa: 69
وَمَنْ يُطِعِ اللّٰهَ وَالرَّسُولَ فَاُو۬لٰٓئِكَ مَعَ الَّذٖينَ اَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ مِنَ النَّبِيّٖنَ وَالصِّدّٖيقٖينَ وَالشُّهَدَٓاءِ وَالصَّالِحٖينَۚ وَحَسُنَ اُو۬لٰٓئِكَ رَفٖيقًاۜ
Her kim Allah'a ve Resul'e itaat ederse (ve sonuna kadar İslam’da ve cihadda sebat gösterirse), işte onlar Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, sıddıklar (Hakkı doğrulayan sadıklar), şehitler ve salihlerle beraberdirler. Bunlar arkadaş olarak; ne iyi ve ne güzel (kimseler)dir.
-
5:86
Maide: 86
وَالَّذٖينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَٓا اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَحٖيمِ۟
İnkâr eden (kâfir)ler ve ayetlerimizi yalanlayan (münafık)lar ise; işte onlar, çılgın ateşin ashabıdırlar. (Cehennemin halkıdırlar.)
-
6:71
En'am: 71
قُلْ اَنَدْعُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ مَا لَا يَنْفَعُنَا وَلَا يَضُرُّنَا وَنُرَدُّ عَلٰٓى اَعْقَابِنَا بَعْدَ اِذْ هَدٰينَا اللّٰهُ كَالَّذِي اسْتَهْوَتْهُ الشَّيَاطٖينُ فِي الْاَرْضِ حَيْرَانَۖ لَهُٓ اَصْحَابٌ يَدْعُونَهُٓ اِلَى الْهُدَى ائْتِنَاۜ قُلْ اِنَّ هُدَى اللّٰهِ هُوَ الْهُدٰىۜ وَاُمِرْنَا لِنُسْلِمَ لِرَبِّ الْعَالَمٖينَۙ
De ki: “Allah’ın dışında bize yararı ve zararı olmayan başka şeylere mi yalvarıp tapalım? Allah bizi hidayete erdirdikten sonra, şeytanların ayartarak yeryüzünde şaşkınca bıraktıkları, (mü'min ve müstakim) arkadaşlarının da: 'Doğru yola, bize gel' diye kendisini çağırdığı (ama lafını duyuramadığı) kimse gibi, topuklarımız üzerinde gerisin geri (bâtıla) mı döndürülüp (sapıtalım)?” De ki: “Hiç şüphesiz Allah'ın yolu, asıl yoldur. (Gerçek hidayet O’nun hidayetidir.) Ve biz (kendimizi) âlemlerin Rabbine teslim etmekle emrolunduk.” (Kurtuluş İslam’dadır.)
-
7:36
A'raf: 36
وَالَّذٖينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا وَاسْتَكْبَرُوا عَنْهَٓا اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ النَّارِۚ هُمْ فٖيهَا خَالِدُونَ
(Bizim Kur’an’daki ve kâinattaki) Ayetlerimizi yalanlayanlar ve onlara (uymaya) karşı büyüklük taslayanlar(a gelince), işte onlar (cehennemin yolcuları ve) ateşin arkadaşları (yakacakları)dır; ki orada sonsuzca kalacaklardır.
-
7:184
A'raf: 184
اَوَلَمْ يَتَفَكَّرُوا مَا بِصَاحِبِهِمْ مِنْ جِنَّةٍۜ اِنْ هُوَ اِلَّا نَذٖيرٌ مُبٖينٌ
Bunlar sahiplerinde (yani hidayet rehberleri olan Hz. Peygamber’de) delilikten hiçbir eser olmadığını (bilmiyor ve) düşünmüyorlar mı? O, apaçık bir uyarıcıdan başkası değildir. (Bunları bile bile inkâra ve itiraza kalkışılmaktadır.)
-
9:40
Tevbe: 40
اِلَّا تَنْصُرُوهُ فَقَدْ نَصَرَهُ اللّٰهُ اِذْ اَخْرَجَهُ الَّذٖينَ كَفَرُوا ثَانِيَ اثْنَيْنِ اِذْ هُمَا فِي الْغَارِ اِذْ يَقُولُ لِصَاحِبِهٖ لَا تَحْزَنْ اِنَّ اللّٰهَ مَعَنَاۚ فَاَنْزَلَ اللّٰهُ سَكٖينَتَهُ عَلَيْهِ وَاَيَّدَهُ بِجُنُودٍ لَمْ تَرَوْهَا وَجَعَلَ كَلِمَةَ الَّذٖينَ كَفَرُوا السُّفْلٰىۜ وَكَلِمَةُ اللّٰهِ هِيَ الْعُلْيَاۜ وَاللّٰهُ عَزٖيزٌ حَكٖيمٌ
Siz Ona (Peygambere ve Hakk Dava Önderine) yardım etmezseniz (zararlı çıkan siz olacaksınız, çünkü) Allah Ona zaten ve kesinlikle yardım etti (ve edecektir). Hani o zaman kâfirler, (Hz. Ebubekir’le) ikiden biri (Kelime-i Tevhidin ikinci iman gereği ve “Muhammedün Resulüllah” gerçeği) olarak Onu (Mekke'den) çıkarmışlardı da; o ikisi mağarada (ve kıstırılmış durumda) oldukları sırada arkadaşına şöyle diyordu: "Hüzne kapılma (ve sakın korkup endişe duyma, çünkü), elbette Allah bizimle beraberdir!" Böylece Allah Ona 'huzur ve güvenlik duygusunu' indirmişti, Onu sizin görmediğiniz ordularla desteklemiş, inkâr edenlerin de kelimesini (inkâr sözlerini ve küfür, zulüm ve sömürü sistemlerini) ise aşağı ve bayağı (konuma) getirmişti. Allah'ın kelimesi (Kur’an kelâmı ve ahkâmı) ise, en yücedir (ve kıyamete kadar geçerlidir). Allah Üstün ve Güçlüdür, Hüküm ve Hikmet sahibidir.
-
9:113
Tevbe: 113
مَا كَانَ لِلنَّبِيِّ وَالَّذٖينَ اٰمَنُٓوا اَنْ يَسْتَغْفِرُوا لِلْمُشْرِكٖينَ وَلَوْ كَانُٓوا اُو۬لٖي قُرْبٰى مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمْ اَنَّهُمْ اَصْحَابُ الْجَحٖيمِ
Ne peygamber ve ne de mü’minler; gerçekten onların, çılgın ateşin ashabı (ve cehennemin yakıtları) oldukları kendilerine açıklandıktan sonra -velev ki yakınları dahi olsa- artık müşrikler için bağışlanma dilemeleri olacak şey değildir.
-
12:39
Yusuf: 39
يَا صَاحِبَيِ السِّجْنِ ءَاَرْبَابٌ مُتَفَرِّقُونَ خَيْرٌ اَمِ اللّٰهُ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُۜ
(Hz. Yusuf bu durumu tevhid inancını tebliğ için bir fırsat olarak değerlendirip) "Ey zindan arkadaşlarım, birbirinden ayrı (bir sürü) rabler mi daha hayırlıdır, yoksa Kahhâr (Kahredici ve her şeye güç yetirici) olan bir tek Allah mı?" (diyerek onların aklını ve vicdanını harekete geçirmişti).
-
12:41
Yusuf: 41
يَا صَاحِبَيِ السِّجْنِ اَمَّٓا اَحَدُكُمَا فَيَسْقٖي رَبَّهُ خَمْرًاۚ وَاَمَّا الْاٰخَرُ فَيُصْلَبُ فَتَأْكُلُ الطَّيْرُ مِنْ رَأْسِهٖۜ قُضِيَ الْاَمْرُ الَّذٖي فٖيهِ تَسْتَفْتِيَانِۜ
“Ey zindan arkadaşlarım! (Rüyanıza gelince;) İkinizden biri efendisine şarap içirecek (saraya özel hizmetçi olarak girecek), diğeri ise (işlediği suçtan dolayı) asılacak, kuş(lar) da onun başından (gagalayıp beynini) yiyecek. Böylece hakkında fetva istemekte olduğunuz iş (bu şekildedir ve ezeli kaderde her şey artık) olup bitmiştir” (demişti ve idam edileceğini öğrenen genç, buna rağmen Hz. Yusuf’a ve tek Allah’a iman etmenin huzuruyla bu dünyadan ayrılıp gitmişti.)
-
13:5
Ra'd: 5
وَاِنْ تَعْجَبْ فَعَجَبٌ قَوْلُهُمْ ءَاِذَا كُنَّا تُرَابًا ءَاِنَّا لَفٖي خَلْقٍ جَدٖيدٍۜ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذٖينَ كَفَرُوا بِرَبِّهِمْۚ وَاُو۬لٰٓئِكَ الْاَغْلَالُ فٖٓي اَعْنَاقِهِمْۚ وَاُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ النَّارِۚ هُمْ فٖيهَا خَالِدُونَ
Şayet şaşıracaksan, asıl hayret edilmesi gereken onların (hâlâ) şöyle söylemeleridir: "Biz toprak iken mi, gerçekten biz mi yeniden yaratılacağız?" İşte onlar Rablerine karşı inkâra sapanlardır. İşte onlar boyunlarına (ateşten) halkalar takılanlardır ve işte onlar -içinde ebedi kalacakları- ateşin ashabı (sürekli yanıcıları) olanlardır.
-
18:34
Kehf: 34
وَكَانَ لَهُ ثَمَرٌۚ فَقَالَ لِصَاحِبِهٖ وَهُوَ يُحَاوِرُهُٓ اَنَا۬ اَكْثَرُ مِنْكَ مَالًا وَاَعَزُّ نَفَرًا
(O iki şahıstan) Birinin başka ürün (veren yer)leri de vardı (ve şımarıp böbürlenmeye başlamıştı. Bir gün) onunla konuşurken arkadaşına: "Ben, mal bakımından senden daha zenginim, insan sayısı bakımından da daha güçlü (ve şerefliyim)" deyip (böbürlenmişti).
-
18:37
Kehf: 37
قَالَ لَهُ صَاحِبُهُ وَهُوَ يُحَاوِرُهُٓ اَكَفَرْتَ بِالَّذٖي خَلَقَكَ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ سَوّٰيكَ رَجُلًاۜ
Kendisiyle konuşmakta olan (iman ve vicdan ehli) arkadaşı ona dedi ki: “Seni topraktan, sonra bir damla sudan yaratan, sonra da seni düzgün (eli ayağı tutan, gücü kuvveti yerinde) bir adam kılan (Allah)ı inkâr mı ediyorsun?” (Bu açıkça nankörlük alâmetidir.)
-
18:76
Kehf: 76
قَالَ اِنْ سَاَلْتُكَ عَنْ شَيْءٍ بَعْدَهَا فَلَا تُصَاحِبْنٖيۚ قَدْ بَلَغْتَ مِنْ لَدُنّٖي عُذْرًا
(Hz. Musa: “Ne olur bağışla ve beni bırakma) Eğer bundan sonra bir daha (işine karışır ve) sana (itiraz yollu) bir şey sorarsam, artık benimle arkadaşlığını (sohbet ve irtibatını) kes… Çünkü o takdirde, beni (sahabelik ve talebelikten) azletmeye geçerli bir mazeretin olacak” diye (son bir fırsat talebinde bulunmuşlardı).
-
34:46
Sebe': 46
قُلْ اِنَّمَٓا اَعِظُكُمْ بِوَاحِدَةٍۚ اَنْ تَقُومُوا لِلّٰهِ مَثْنٰى وَفُرَادٰى ثُمَّ تَتَفَكَّرُوا۠ مَا بِصَاحِبِكُمْ مِنْ جِنَّةٍۜ اِنْ هُوَ اِلَّا نَذٖيرٌ لَكُمْ بَيْنَ يَدَيْ عَذَابٍ شَدٖيدٍ
De ki: "Size bir tek öğüt verip (teklifte bulunuyorum). Şöyle ki: Allah için ikişer ikişer ve teker teker kıyam etmeniz (kalkıp evinize gitmeniz, kendi durumunuzu değerlendirmeniz), sonra da (akıl ve vicdanla) düşünmeniz (lazımdır. O zaman hak vereceksiniz ki) Sizin Sahibiniz (ve yakinen tanıdık kimseniz olan Peygamber)de hiçbir delilik (alâmeti) bulunmamaktadır. O sizi sadece, şiddetli bir azabın öncesinde uyarandır."
-
51:59
Zâriyât: 59
فَاِنَّ لِلَّذٖينَ ظَلَمُوا ذَنُوبًا مِثْلَ ذَنُوبِ اَصْحَابِهِمْ فَلَا يَسْتَعْجِلُونِ
Artık kesinlikle, (bütün) zulmedenler için, (geçmişteki) yoldaşlarının kötülüklerine benzer bir günah (ve akıbet) vardır. Şu halde (belalarını bulmak için) acele etmesinler. (Allah onları ve yaptıklarını asla unutmayacaktır.)
-
54:29
Kamer: 29
فَنَادَوْا صَاحِبَهُمْ فَتَعَاطٰى فَعَقَرَ
Derken (dönek hainler su nöbetinin tamamı kendilerine kalsın diye deve kasabı olan) arkadaşlarını çağırdılar, o da bıçağını kapıp 'hayvanı (mucize olarak kayadan çıkan deveyi) ayağından biçip yere devirdi' (böylece hepsi helaket ve felaketi hak etmişlerdi).
-
4:36
Nisa: 36
وَاعْبُدُوا اللّٰهَ وَلَا تُشْرِكُوا بِهٖ شَيْـًٔا وَبِالْوَالِدَيْنِ اِحْسَانًا وَبِذِي الْقُرْبٰى وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاكٖينِ وَالْجَارِ ذِي الْقُرْبٰى وَالْجَارِ الْجُنُبِ وَالصَّاحِبِ بِالْجَنْبِ وَابْنِ السَّبٖيلِۙ وَمَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ مَنْ كَانَ مُخْتَالًا فَخُورًاۙ
-
4:38
Nisa: 38
وَالَّذٖينَ يُنْفِقُونَ اَمْوَالَهُمْ رِئَٓاءَ النَّاسِ وَلَا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَلَا بِالْيَوْمِ الْاٰخِرِۜ وَمَنْ يَكُنِ الشَّيْطَانُ لَهُ قَرٖينًا فَسَٓاءَ قَرٖينًا
-
4:69
Nisa: 69
وَمَنْ يُطِعِ اللّٰهَ وَالرَّسُولَ فَاُو۬لٰٓئِكَ مَعَ الَّذٖينَ اَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ مِنَ النَّبِيّٖنَ وَالصِّدّٖيقٖينَ وَالشُّهَدَٓاءِ وَالصَّالِحٖينَۚ وَحَسُنَ اُو۬لٰٓئِكَ رَفٖيقًاۜ
-
5:86
Maide: 86
وَالَّذٖينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَٓا اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَحٖيمِ۟
-
6:71
En'am: 71
قُلْ اَنَدْعُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ مَا لَا يَنْفَعُنَا وَلَا يَضُرُّنَا وَنُرَدُّ عَلٰٓى اَعْقَابِنَا بَعْدَ اِذْ هَدٰينَا اللّٰهُ كَالَّذِي اسْتَهْوَتْهُ الشَّيَاطٖينُ فِي الْاَرْضِ حَيْرَانَۖ لَهُٓ اَصْحَابٌ يَدْعُونَهُٓ اِلَى الْهُدَى ائْتِنَاۜ قُلْ اِنَّ هُدَى اللّٰهِ هُوَ الْهُدٰىۜ وَاُمِرْنَا لِنُسْلِمَ لِرَبِّ الْعَالَمٖينَۙ
-
7:36
A'raf: 36
وَالَّذٖينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا وَاسْتَكْبَرُوا عَنْهَٓا اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ النَّارِۚ هُمْ فٖيهَا خَالِدُونَ
-
7:184
A'raf: 184
اَوَلَمْ يَتَفَكَّرُوا مَا بِصَاحِبِهِمْ مِنْ جِنَّةٍۜ اِنْ هُوَ اِلَّا نَذٖيرٌ مُبٖينٌ
-
9:40
Tevbe: 40
اِلَّا تَنْصُرُوهُ فَقَدْ نَصَرَهُ اللّٰهُ اِذْ اَخْرَجَهُ الَّذٖينَ كَفَرُوا ثَانِيَ اثْنَيْنِ اِذْ هُمَا فِي الْغَارِ اِذْ يَقُولُ لِصَاحِبِهٖ لَا تَحْزَنْ اِنَّ اللّٰهَ مَعَنَاۚ فَاَنْزَلَ اللّٰهُ سَكٖينَتَهُ عَلَيْهِ وَاَيَّدَهُ بِجُنُودٍ لَمْ تَرَوْهَا وَجَعَلَ كَلِمَةَ الَّذٖينَ كَفَرُوا السُّفْلٰىۜ وَكَلِمَةُ اللّٰهِ هِيَ الْعُلْيَاۜ وَاللّٰهُ عَزٖيزٌ حَكٖيمٌ
-
9:113
Tevbe: 113
مَا كَانَ لِلنَّبِيِّ وَالَّذٖينَ اٰمَنُٓوا اَنْ يَسْتَغْفِرُوا لِلْمُشْرِكٖينَ وَلَوْ كَانُٓوا اُو۬لٖي قُرْبٰى مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمْ اَنَّهُمْ اَصْحَابُ الْجَحٖيمِ
-
12:39
Yusuf: 39
يَا صَاحِبَيِ السِّجْنِ ءَاَرْبَابٌ مُتَفَرِّقُونَ خَيْرٌ اَمِ اللّٰهُ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُۜ
-
12:41
Yusuf: 41
يَا صَاحِبَيِ السِّجْنِ اَمَّٓا اَحَدُكُمَا فَيَسْقٖي رَبَّهُ خَمْرًاۚ وَاَمَّا الْاٰخَرُ فَيُصْلَبُ فَتَأْكُلُ الطَّيْرُ مِنْ رَأْسِهٖۜ قُضِيَ الْاَمْرُ الَّذٖي فٖيهِ تَسْتَفْتِيَانِۜ
-
13:5
Ra'd: 5
وَاِنْ تَعْجَبْ فَعَجَبٌ قَوْلُهُمْ ءَاِذَا كُنَّا تُرَابًا ءَاِنَّا لَفٖي خَلْقٍ جَدٖيدٍۜ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذٖينَ كَفَرُوا بِرَبِّهِمْۚ وَاُو۬لٰٓئِكَ الْاَغْلَالُ فٖٓي اَعْنَاقِهِمْۚ وَاُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ النَّارِۚ هُمْ فٖيهَا خَالِدُونَ
-
18:34
Kehf: 34
وَكَانَ لَهُ ثَمَرٌۚ فَقَالَ لِصَاحِبِهٖ وَهُوَ يُحَاوِرُهُٓ اَنَا۬ اَكْثَرُ مِنْكَ مَالًا وَاَعَزُّ نَفَرًا
-
18:37
Kehf: 37
قَالَ لَهُ صَاحِبُهُ وَهُوَ يُحَاوِرُهُٓ اَكَفَرْتَ بِالَّذٖي خَلَقَكَ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ سَوّٰيكَ رَجُلًاۜ
-
18:76
Kehf: 76
قَالَ اِنْ سَاَلْتُكَ عَنْ شَيْءٍ بَعْدَهَا فَلَا تُصَاحِبْنٖيۚ قَدْ بَلَغْتَ مِنْ لَدُنّٖي عُذْرًا
-
34:46
Sebe': 46
قُلْ اِنَّمَٓا اَعِظُكُمْ بِوَاحِدَةٍۚ اَنْ تَقُومُوا لِلّٰهِ مَثْنٰى وَفُرَادٰى ثُمَّ تَتَفَكَّرُوا۠ مَا بِصَاحِبِكُمْ مِنْ جِنَّةٍۜ اِنْ هُوَ اِلَّا نَذٖيرٌ لَكُمْ بَيْنَ يَدَيْ عَذَابٍ شَدٖيدٍ
-
51:59
Zâriyât: 59
فَاِنَّ لِلَّذٖينَ ظَلَمُوا ذَنُوبًا مِثْلَ ذَنُوبِ اَصْحَابِهِمْ فَلَا يَسْتَعْجِلُونِ
-
54:29
Kamer: 29
فَنَادَوْا صَاحِبَهُمْ فَتَعَاطٰى فَعَقَرَ