• 5:10 Maide: 10

    وَالَّذٖينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَٓا اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَحٖيمِ

    (Açıkça) İnkâr eden (kâfir)ler ve (münafıkça) ayetlerimizi yalanlayan kimseler ise, onlar da alevli ateşin (cahim cehenneminin) halkıdırlar.

  • 5:64 Maide: 64

    وَقَالَتِ الْيَهُودُ يَدُ اللّٰهِ مَغْلُولَةٌۜ غُلَّتْ اَيْدٖيهِمْ وَلُعِنُوا بِمَا قَالُواۢ بَلْ يَدَاهُ مَبْسُوطَتَانِۙ يُنْفِقُ كَيْفَ يَشَٓاءُۜ وَلَيَزٖيدَنَّ كَثٖيرًا مِنْهُمْ مَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ طُغْيَانًا وَكُفْرًاۜ وَاَلْقَيْنَا بَيْنَهُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَٓاءَ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِۜ كُلَّمَٓا اَوْقَدُوا نَارًا لِلْحَرْبِ اَطْفَاَهَا اللّٰهُۙ وَيَسْعَوْنَ فِي الْاَرْضِ فَسَادًاۜ وَاللّٰهُ لَا يُحِبُّ الْمُفْسِدٖينَ

    Yahudiler: "Allah'ın eli sıkıdır" diyerek (iftira attılar ve haddi aştılar. Bu yüzden) Onların elleri bağlansın! (Ve bağlandı; cimri, bencil ve rezil insanlar yapıldı.) Ve söylediklerinden dolayı Allah’ın lanetine uğrasınlar! Hayır, bilakis; O'nun (Allah'ın) iki eli de açıktır, (kullarına ve mahlûkatına ikramı sınırsızdır,) nasıl dilerse (ve Keremine yakışır şekilde) infak eder. Andolsun Rabbinden Sana indirilen (Kur’an-ı Kerim), onlardan birçoğunun (sadece) taşkınlıklarını ve inkârlarını ziyadeleştirir. Biz de onların arasına kıyamet gününe kadar sürecek düşmanlık ve kin salıverdik. Her ne zaman savaş çıkarmak amacıyla bir fitne ateşini alevlendirmek isterlerse, Allah-u Teâlâ, onların yaktıkları ateşi (sonunda) söndürecektir (ve Yahudiler başarı sanılan bazı tahribatlar yapsalar da, asıl şeytani amaçlarına erişemeyecektir). Halbuki onların âdetleri her zaman yeryüzünde fesatçılığa sa’yü gayret etmektir. (Oysa) Allah-u Teâlâ, fesat çıkaranları asla sevmemektedir.

  • 17:97 İsrâ: 97

    وَمَنْ يَهْدِ اللّٰهُ فَهُوَ الْمُهْتَدِۚ وَمَنْ يُضْلِلْ فَلَنْ تَجِدَ لَهُمْ اَوْلِيَٓاءَ مِنْ دُونِهٖۜ وَنَحْشُرُهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ عَلٰى وُجُوهِهِمْ عُمْيًا وَبُكْمًا وَصُمًّاۜ مَأْوٰيهُمْ جَهَنَّمُۜ كُلَّمَا خَبَتْ زِدْنَاهُمْ سَعٖيرًا

    Allah, (aklını ve vicdanını kullanıp, imanı ve İslam’ı tercih ettiğinden) kimi hidayete erdirirse, işte o, (haklı ve hayırlı) yola erişmiştir; (ama küfrü ve kötülüğü tercih ettiklerinden dolayı) kimi de saptırırsa, onlar için de O'nun (Yüce Mevlâ’nın) dışında asla veliler (sahipler ve himaye ediciler) bulamazsın. Kıyamet günü, Biz onları (inkârcıları ve münafıkları) yüzükoyun (sürünecek şekilde) körler, dilsizler ve sağırlar olarak haşrederiz. Onların barınma yerleri cehennemdir; ateşi azalıp söndükçe, çılgın alevini (tekrar) onlara artırıp (azap edeceğiz).

  • 19:4 Meryem: 4

    قَالَ رَبِّ اِنّٖي وَهَنَ الْعَظْمُ مِنّٖي وَاشْتَعَلَ الرَّأْسُ شَيْبًا وَلَمْ اَكُنْ بِدُعَٓائِكَ رَبِّ شَقِيًّا

    “Rabbim, şüphesiz benim kemiklerim gevşedi ve başım, yaşlılık aleviyle tutuştu (saçlarım ağarıverdi). Rabbim, (itiraf ve teşekkür ediyorum ki) ben Sana dua etmekle (İslam davasını güdüp dileklerimi iletmekle) hiç mutsuz olmadım (mahrum bırakılmadım)” demişti.

  • 22:51 Hacc: 51

    وَالَّذٖينَ سَعَوْا فٖٓي اٰيَاتِنَا مُعَاجِزٖينَ اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَحٖيمِ

    Ayetlerimizin (inkârı ve hükümlerimizin yürürlükten kaldırılması) konusunda (Bizi ve mü’minleri) acze düşürecekleri(ni sanarak) yoğun çabalar harcayanlar ise, (cehennemdeki) alevli ateşin halkıdırlar.

  • 37:10 Sâffât: 10

    اِلَّا مَنْ خَطِفَ الْخَطْفَةَ فَاَتْبَعَهُ شِهَابٌ ثَاقِبٌ

    Ancak (yüce makamlarda konuşulan sözün ve kader bölüşümünün bir kısmını hırsızlama) çalıp-kapan olursa, artık onu da delip geçen 'yakıcı bir alev' izleyip (uzaklaştırmaktadır).

  • 55:35 Rahmân: 35

    يُرْسَلُ عَلَيْكُمَا شُوَاظٌ مِنْ نَارٍ وَنُحَاسٌ فَلَا تَنْتَصِرَانِۚ

    (Ey sorumlu varlıklar olan insanlar ve cinnler!) İkinizin de üzerine ateşten yalın bir alev ve (bakır gibi erimiş) kıpkızıl bir duman salıverilir de (ondan) kendinizi koruyamazsınız.

  • 69:31 Hâkka: 31

    ثُمَّ الْجَحٖيمَ صَلُّوهُۙ

    "Sonra çılgın alevlerin içine atın."

  • 77:31 Mürselât: 31

    لَا ظَلٖيلٍ وَلَا يُغْنٖي مِنَ اللَّهَبِۜ

    (Ki orası) Ne gölge altında barındıracak, ne (yakıcı) alevden koruyacaktır.

  • 84:12 İnşikak: 12

    وَيَصْلٰى سَعٖيرًاۜ

    (Derken) Çılgın alevli ateşe (cehennem hapishanesine) sokulacaktır.

  • 92:14 Leyl: 14

    فَاَنْذَرْتُكُمْ نَارًا تَلَظّٰىۚ

    Artık Ben sizi, 'alevleri kabardıkça kabaran (giderek harlanıp kızışan)' bir ateşle uyardım.

  • 111:3 Tebbet: 3

    سَيَصْلٰى نَارًا ذَاتَ لَهَبٍۚ

    (O azgın) Alevleri olan bir ateşe (cehenneme) girip (kalacaktır.)