-
7:65
A'raf: 65
Ad (toplumuna da) kardeşleri Hud’u (gönderdik. Kavmine:) “Ey kavmim, Allah’a kulluk (yolunu tutun), sizin O’ndan başka ilahınız yoktur. Hâlâ korkup (küfür, zulüm ve kötülükten) sakınmayacak mısınız?” deyip (Hakka davet etmişti).
-
7:66
A'raf: 66
Kavminin önde gelenlerinden kâfirler (ve zalimler ise): "Gerçekte biz seni beyinsizlik (aklî bir yetersizlik) içinde görüyoruz ve doğrusu biz senin yalancılardan olduğunu sanıyoruz" demişlerdi.
-
7:67
A'raf: 67
(Hud:) "Ey kavmim! Bende 'akıl yetersizliği' yoktur; ama ben gerçekten âlemlerin Rabbinden bir elçiyim" deyip (ikaz etmişti).
-
7:68
A'raf: 68
"Ben size Rabbimin risaletini (gönderdiği emir ve haberleri) tebliğ ediyorum. Ve ben sizin için güvenilir bir öğüt vericiyim" (diyerek onların hakaretlerini sabır ve dirayetle karşılamıştı).
-
7:69
A'raf: 69
(Hz. Hud;) "Sizi uyarmak için aranızdan (yakinen tanıdığınız) bir adam aracılığıyla, Rabbinizden size bir Zikrin (İlahi öğüt ve prensiplerin) gelmesine mi şaşırdınız? (Allah'ın) Nuh kavminden sonra sizi (onların yerine getirip yeryüzünde) halifeler kıldığını ve sizin yaratılışta gelişiminizi (ve özel yeteneklerinizi) artırdığını (veya üstün kıldığını) hatırlayınız. Öyleyse Allah'ın nimetlerini düşünüp anın ki kurtuluş bulasınız" (diyerek, onları imana ve İslam’a çağırmıştı).
-
7:70
A'raf: 70
(Kâfirler) Dediler ki: "Sen bize sadece bir tek Allah'a kulluk yapmamız ve atalarımızın tapmakta olduklarını (geleneksel tutumlarını) bırakmamız için mi geldin? Eğer gerçekten doğru isen, haydi bize va’ad ettiğin şeyi (tehdidi ve acı akıbeti) getir bakalım."
-
7:71
A'raf: 71
(Hz. Hud: Madem öyle) "Andolsun ki Rabbinizden üzerinize iğrenç bir azap ve gazap gerekli kılındı. Allah'ın kendileri hakkında hiçbir delil indirmediği ve sizin ile babalarınızın (rastgele) isimlendirdiği (düzüp uydurageldiği) birtakım isimler (düzme tanrılar ve kurallar) adına mı benimle mücadele ediyorsunuz? Öyleyse bekleyedurun; şüphesiz, ben de sizlerle birlikte bekleyenlerdenim" diyerek (örnek ve cesaretli bir tavır takınmıştı).
-
7:72
A'raf: 72
Böylece onu ve onunla birlikte olanları katımızdan bir rahmet ile kurtardık. Ayetlerimizi yalan sayarak (hüküm ve haberlerimize) inanmamış olanların da kökünü kuruttuk (ve yerin dibine batırdık).
-
11:50
Hud: 50
Ad (halkına da) kardeşleri Hud'u (gönderdik). Dedi ki: "Ey kavmim, (sadece) Allah'a ibadet edin, sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. Ancak siz, yalan olarak (tanrılar uydurup düzenlerden ve) iftira edenlerden başkası değilsiniz.”
-
11:51
Hud: 51
(Hz. Hud AS:) “Ey kavmim, ben bunun (Hakka davetim) karşılığında sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim, beni yaratandan başkasına ait değildir. (Hâlâ) Akıl erdirmeyecek misiniz? (Ki ben davet ve hizmet karşılığı sizden makam ve menfaat beklememekteyim.)”
-
11:52
Hud: 52
(Hud AS:) “Ey kavmim! Rabbinizden mağfiret isteyin, sonra O’na tevbe edin ki üzerinize göğü (yağmuru) bol bol göndersin ve kuvvetinize kuvvet katsın. Suçlu-günahkârlar olarak (Hakka ve hayra davetimden) yüz çevirmeyin” (diye uyarıvermişti).
-
11:53
Hud: 53
(Haksızlık ve ahlâksızlık düzenlerine alışmış kimseler) "Ey Hud!" dediler. "Sen bize apaçık mucizelerle gelmiş değilsin ki, bizler senin sözünle ilahlarımızı (cansız putlarımızı, canlı tağutlarımızı ve nefsimize hoş ve kolay gelen bâtıl ve bozuk hayat tarzlarımızı) terk edelim... (Peşimizi bırak) Biz sana (asla) iman edecek değiliz!"
-
11:54
Hud: 54
“Biz (sana): Bazı ilahlarımız seni çok kötü çarpmıştır (demekten) başka bir şey de söylemeyiz!” (Hud AS) Dedi ki: “Ben kesinlikle Allah’ı şahit tutarım, siz de şahit olun ki, ben sizin (Allah’a) şirk koştuklarınızın (ve hâşâ O’nun ortağı ve hatırını kıramayacağı sandıklarınızın) hepsinden uzağım.”
-
11:55
Hud: 55
“O’nun dışındaki (uydurduğunuz tanrı ve tağutlardan alâkamı koparmışım). Artık hepiniz toplanın, istediğiniz tuzağı (ve caydırıcı cezayı) bana hazırlayın (elinizden geleni geri koymayın) ve artık bir bakışlık (göz açıp kapama kadar bile) mühlet ve fırsat tanımayın!.. (Çünkü kesinlikle biliyorum ki, Allah’ın tayin ve takdir ettiği dışında bana hiçbir şey yapamayacaksınız.)”
-
11:56
Hud: 56
“Ben gerçekten, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a tevekkül ettim. O'nun, alnından (saçlarından) yakalayıp-denetlemediği hiçbir canlı yoktur. Muhakkak benim Rabbim, dosdoğru bir yol (adalet) üzerine (tayin ve takdir buyurmakta)dır.”
-
11:57
Hud: 57
"Eğer buna rağmen yüz çevirirseniz (siz bilirsiniz), ben artık kendisiyle gönderildiğim şeyi (iman ve İslam davetini) gerçekten size tebliğ ettim. Şüphesiz Rabbim de sizden başka bir kavmi yerinize geçirir de, siz O'na hiçbir şeyle zarar veremezsiniz. Doğrusu benim Rabbim, her şeyin üzerinde “Hafız”dır (gözetleyip Koruyandır)."
-
11:58
Hud: 58
Nihayet (mü’minlere zafer, zalimlere hezimet) emrimiz(in vakti) gelince, tarafımızdan bir rahmet (ve inayetle), Hud’u ve onunla beraber iman eden (grubu) kurtardık. (Böylece) Onları ağır bir azaptan (şiddetli sıkıntılardan ve dehşetli baskılardan) çekip çıkardık (izzete ve devlete ulaştırdık).
-
11:59
Hud: 59
(Ancak) İşte Ad (kavminin kâfir ve zalim kesimine gelince): Rablerinin ayetlerini tanımayıp reddetmişlerdi. O’nun elçilerine isyan ve itiraza yönelmişler ve (bir aşağılık ve bayağılık kompleksiyle) her inatçı zorbanın emri (ve şeytani sistemi) ardınca yürüyüp gitmişlerdi. [Not: Ayetteki “inatçı zorba”nın; Hz. Hud (AS)’ın görevli kılındığı “AD” kavminin zalim ve kâfir kralı ŞEDDAD olduğu rivayet edilmektedir. Hz. Hud’un ahiret ve cennet va’adine karşı, İREM BAĞLARI ile meşhur, altından sular akan, bağlar ve bahçelerle donatılan, yakışıklı ve genç erkekler ve güzel kızlarla doldurulan görkemli bir kasaba inşa ettirmiş, sonunda Allah burasını yerin dibine geçirmiştir. Günümüzde de böyle yalancı ve aldatıcı sahte cennet misali tatil beldelerinin yaygınlaştığı ve her türlü ahlâksızlığa bulaşıldığı bilinmektedir.]
-
11:60
Hud: 60
(Bâtılın ve barbarlığın peşine takılanlar) Bu dünyada da, kıyamet gününde de lanete tâbi tutuluvermişlerdi. Haberiniz olsun; gerçekten Ad (halkı), Rablerini inkâr (nebilerine isyan) etmişlerdi. Haberiniz olsun; Hz. Hud’un kavmi (olan) Ad'a (Allah'ın rahmetinden) uzaklık (verilmişti).
-
11:89
Hud: 89
(Ey Nebim! Müşriklere de ki:) “Ey kavmim, Bana karşı gelişiniz (ve Allah'ın hükümlerini çiğnemeniz), sakın Nuh kavminin ya da Hud kavminin veya Salih kavminin (ve zalim yönetimlerinin) başlarına gelenlerin bir benzerini size de isabet ettirmesin! Üstelik (sapık) Lut kavmi sizden (zaman, mekân ve ahlâk yönünden) pek uzak değildir.” (Şam’a giderken yolunuz üzerindedir.)
-
25:38
Furkan: 38
(Geçmiş kavimlerden) Ad'ı, Semud'u, Ress halkını ve bunlar arasında birçok nesilleri (de aynı akıbete uğrattık). [Not: Ress halkı; Hicaz Yemen arasındaki Yemâme civarında veya başka bir coğrafyada yaşamış, bir kuyu etrafındaki azgın topluluk.]
-
25:39
Furkan: 39
Biz (onlardan) her birine (bütün kavimlere böyle) örnekler (misallerle öğütler) verdik, ve (maalesef söz dinlemedikleri için) her birini (perperişan ve) darmadağın ederek mahvedip (bıraktık).
-
26:123
Şuarâ: 123
Ad (kavmi) de gönderilen (elçi)leri yalanlayıp (onlara karşı gelmişlerdi).
-
26:124
Şuarâ: 124
Hani onlara kardeşleri Hud: "Siz (küfür ve kötülükten) sakınmaz mısınız (hiç Allah’tan korkmaz ve utanmaz mısınız)?" demişti.
-
26:125
Şuarâ: 125
"Gerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim."
-
26:126
Şuarâ: 126
"Artık Allah'tan korkup (itiraz ve isyandan) sakının ve bana itaat edin" (diye öğüt vermişti).
-
26:127
Şuarâ: 127
(Hz. Hud onlara:) “Buna karşılık ben sizden bir ücret de istemiyorum; (bir karşılık beklemiyorum.) Benim ücretim yalnızca âlemlerin Rabbine aittir.”
-
26:128
Şuarâ: 128
"Siz, (hâlâ gaflet ve gururla) her yüksekçe yere (görkemli) bir alâmet (anıt köşk) inşa edip abesle (yararsız şeylerle) oyalanarak (gururlanıp) eğleniyor musunuz?"
-
26:129
Şuarâ: 129
"Ölümsüz kılınmak (ve unutulmamak) umuduyla da sanat yapıları ediniyorsunuz!" (Ve bunlarla kendinizi avutuyorsunuz.)
-
26:130
Şuarâ: 130
"(Mazlum ve mağdur kimseleri) Tutup yakaladığınız zaman da zorbalar gibi yakalıyorsunuz (ve hiç acımıyorsunuz)!"
-
26:131
Şuarâ: 131
"Artık Allah'tan korkup (küfür, zulüm ve kötülükten) sakının ve bana itaat edip (kurtulmaya bakın!)"
-
26:132
Şuarâ: 132
"Bildiğiniz (bütün) şeylerle (her türlü nimetlerle) size medet ve inayet eden (Rabbinizden) korkup (haksızlık ve ahlâksızlıktan) sakının."
-
26:133
Şuarâ: 133
"(Ki) Size hayvanlar, çocuklar (vererek) yardım edip (sahip çıktı ve nice nimetler bağışladı)."
-
26:134
Şuarâ: 134
"Bahçeler ve pınarlar da (lütfedip sizi yararlandırdı)."
-
26:135
Şuarâ: 135
"Doğrusu, ben sizin için (hesap ve intikam bakımından) azametli bir günün azabından korkuyorum" (diye uyarmıştı).
-
26:136
Şuarâ: 136
(Onlar ise) Dediler ki: "Bizim için fark etmez; vaiz olarak öğüt verip (dursan) da, öğüt verenlerden olmasan da" (aynıdır.)
-
26:137
Şuarâ: 137
(Ey Hud!) "Bu (anlattıkların), geçmiştekilerin geleneksel tutumundan (ve meczupların huyundan) başkası değildir."
-
26:138
Şuarâ: 138
"Ve biz (hiçbir şekilde hesap sorulacak ve) azaba uğratılacak da değiliz" (demiş ve inkâr etmişlerdi).
-
26:139
Şuarâ: 139
Böylelikle onu yalanladılar, Biz de onları helak edip yıkıma uğrattık. Gerçekten bunda bir ayet ve ibret vardır, ama onların çoğu iman etmiş değillerdi.
-
26:140
Şuarâ: 140
Şüphesiz, Senin Rabbin en Güçlü ve Üstün olandır ve Esirgeyip Gözetendir.
-
29:38
Ankebut: 38
(Azgınlaşan kavimler olan ve Yemen civarında yaşayan) Ad'ı ve (Hicaz-Sina arasındaki) Semud'u (buralarda yaşayan azgın toplumu) da (yıkıma uğrattık). Gerçek şu ki, kendi oturdukları yerlerden (geriye kalan çöküntülerden) size (durumları hâlâ) belli olmaktadır. Kendi yaptıklarını şeytan onlara süsleyip-çekici kılmıştı da, böylece onları (Hakk) yoldan alıkoyup (saptırmıştı). Oysa onlar görebilen (gerçeği bildiği halde inkâr eden ve açıkgöz geçinen) kimselerdi. (Buna rağmen nefislerine uyup yoldan çıktılar.)
-
41:13
Fussilet: 13
(Ey Resulüm!) Bu durumda eğer onlar (hâlâ imandan ve İslam’dan) yüz çevirirlerse, de ki: "Ben sizi, Ad ve Semud (kavimlerinin helakine yol açan) yıldırımına benzer bir yıldırımla (Allah’ın kahrına uğrarsınız diye) uyardım (artık siz bilirsiniz.)"
-
41:15
Fussilet: 15
Ardından Ad kavmi, yeryüzünde haksız yere büyüklük taslamış ve: "Bizden daha kuvvetli kim var?" diye (şımarmaya başlamışlardı). Onlar, kendilerini yaratmış olan Allah'ın kendilerinden daha kuvvetli olduğunu görüp (anlamadılar mı?) Onlar; (bile bile) ayetlerimizle mücadele ediyorlardı. (Zaten bilmeden ve kendilerine tebliğ erişmeden yapılan inkâr, küfür sayılmamaktadır.)
-
46:21
Ahkaf: 21
(Onlara) Ad'ın kardeşini (Hz. Hud’u) hatırlat ki; onun önünden ve ardından nice uyarıcılar gelip geçmişti; hani o, Ahkaf'taki (Yemen civarında çöl bölgelerindeki kumlu tepelerin bulunduğu diyardaki) kavmini: "Allah'tan başkasına kulluk etmeyin, gerçekten ben, sizin için (dehşeti) büyük bir günün azabından korkarım" diye uyarmıştı.
-
46:22
Ahkaf: 22
(Onlar ise:) "Sen bizi ilahlarımızdan çevirmek (alışageldiğimiz hayat tarzımızı değiştirmek) için mi bize geldin? Şu halde eğer doğru söylüyorsan, tehdit ettiğin şeyi (İlahi musibet ve felaketi) bize getir (de görelim) diye (karşı çıkmışlardı)."
-
46:23
Ahkaf: 23
(Hz. Hud: Onunla ilgili) "İlim ancak Allah katındadır. (Felaket ve kıyamet bilgisi Allah’ın yanındadır.) Ben sadece size gönderildiğim şeyi (imani ve ahlâki gerçekleri) tebliğ ediyorum; ancak sizi cahillik eden bir kavim olarak görüyorum" demiş (ve o azgın kavminden uzaklaşmıştı).
-
46:24
Ahkaf: 24
Derken, onu (azabı ve yıkımı) kendi vadilerine doğru yönelerek gelen bir bulut şeklinde gördükleri zaman, (işte herhalde) "Bu bize yağmur yağdıracak bir buluttur" demişlerdi. (Ve boşuna sevinmişlerdi. Zaferi ve izzeti; İslami cihadda değil, zalim güçlere yaranmakta arayanların boş umutları ve kuruntuları da, rahmet zannedilen musibet bulutları gibidir.) Hayır o (gelen), kendisi için acele ettiğiniz (felaket olayıdır. Bu öyle) bir rüzgârdır ki (zafer ve bereket sanıldığı halde;) onda acı bir azap (ve yıkım) vardır. (Ve sizi kum fırtınasıyla boğacaktır!)
-
46:25
Ahkaf: 25
O, Rabbinin emriyle her şeyi yerle bir eden (bir âfattır). Böylece (o korkunç kasırga yüzünden mezarlara dönen) meskenlerinden başka, hiçbir şey(leri) görünemez duruma düşmüş (ve perperişan olmuşlardı). İşte Biz, suçlu-günahkâr bir kavmi böyle cezalandırırız.
-
46:26
Ahkaf: 26
Andolsun Biz onları, sizlere sağlamadığımız (hususi ve görkemli) mekânlarda (size vermediğimiz güç ve iktidar imkânlarıyla) yerleşik kılmıştık. (Ayrıca) Onlara (dönemlerinin standartları üstünde özel yöntem ve sistemlerle uzaklardan) işitme, görme (araçları) ve gönüller (zihni kapasiteler yardımcı) kılmıştık (bir çeşit uydu, radar ve istihbarat imkânları bağışlamıştık). Ancak ne işitme, ne görme (araçları) ve ne gönülleri (zihni yeteneklerinin) kendilerine (itiraz ve isyanları yüzünden gelen musibetleri önlemekte) herhangi bir yararı olmamıştı. Çünkü onlar, Allah'ın ayetlerini (emirlerini ve hükümlerini) inkâr ediyorlardı. (Sonunda) Alay konusu edindikleri şey, onları sarıp-kuşatmıştı (ve Allah’ın kahrından kurtulamamışlardı).
-
51:41
Zâriyât: 41
Ad (kavmin)de de (ibretler vardır). Hani onların üzerine köklerini kurutup kesen (akim) bir rüzgâr gönderdik de (her tarafı yıkıp geçiyordu);
-
51:42
Zâriyât: 42
(Bu helak edici rüzgâr;) Üzerinden geçtiği hiçbir şeyi bırakmıyor, mutlaka çürütüp-kül gibi dağıtıyordu.
-
53:50
Necm: 50
Doğrusu, önceden gelip geçen Ad (halkın)ı O yıkıma uğratmıştı.
-
54:18
Kamer: 18
Ad (kavmi) de (elçilerini) yalanladı (ve şiddetli bir belaya uğratıldı). Şu halde Benim azabım ve uyarmam nasılmış?
-
54:19
Kamer: 19
Biz, o uğursuzluğu (ve korkunçluğu) sürekli olan bir günde, üzerlerine 'kulakları patlatan (felaket taşıyan uğultulu) bir kasırga' yolladık.
-
54:20
Kamer: 20
(Öyle ki) İnsanları (yerlerinden) söküp atıyordu; sanki onlar, kökünden kopmuş hurma kütükleriymiş gibi (savrulmuşlardı).
-
54:21
Kamer: 21
Şu halde Benim azabım ve uyarmam nasılmış?
-
69:4
Hâkka: 4
(Bunların kavranması için hatırlat ki:) Semud ve Ad (toplumları), Karia’yı (yürekleri kavuracak ve kapılarını çalacak olayı) yalan sayıvermişlerdi.
-
69:6
Hâkka: 6
Ad (halkın)a gelince; onlar da, uğultu yüklü, azgın bir kasırga ile yıkılıp gitmişlerdi.
-
69:7
Hâkka: 7
(Allah) Onu, (korkunç kasırgayı) yedi gece ve sekiz gün, aralık vermeksizin üzerlerine musallat etmişti. Öyle ki, (orada bulunsan) o kavmin, bir süre zarfında sanki içi kof hurma kütükleriymiş gibi çarpılıp yere yıkıldıklarını görecektin.
-
89:1
Fecr: 1
Andolsun, (Güneş’in doğuşu öncesi tan yeri ağarırken) Fecr’e (ve o vakitte uyanık mü’minlere),
-
89:2
Fecr: 2
(Ramazan’ın sonundaki) On geceye,
-
89:3
Fecr: 3
Çifte ve tek'e, (bütün sayılar adetince varlık çeşitlerine),
-
89:4
Fecr: 4
(İbadet ve teheccütle) Akıp-gitmekte olan geceye (ki),
-
89:5
Fecr: 5
(Bütün) Bunlarda, akıl sahibi olan için bir yemin (edilmeye değer hikmetler) vardır, değil mi?
-
89:6
Fecr: 6
(Ey Nebim, Sana gösterilen kader filminde) Görmedin mi, Rabbin (inkâr ve isyanları yüzünden) ne yaptı Ad (kavmine)?
-
89:7
Fecr: 7
‘Yüksek sütunlar’ (ve süslü saraylar) sahibi İrem (şehrin)e? (Ad kavminin yaşadığı Yemen-Umman arası verimli ve zengin Ahkaf ülkesine!..)
-
7:65
A'raf: 65
وَاِلٰى عَادٍ اَخَاهُمْ هُودًاۜ قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ اَفَلَا تَتَّقُونَ
Ad (toplumuna da) kardeşleri Hud’u (gönderdik. Kavmine:) “Ey kavmim, Allah’a kulluk (yolunu tutun), sizin O’ndan başka ilahınız yoktur. Hâlâ korkup (küfür, zulüm ve kötülükten) sakınmayacak mısınız?” deyip (Hakka davet etmişti).
-
7:66
A'raf: 66
قَالَ الْمَلَاُ الَّذٖينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِهٖٓ اِنَّا لَنَرٰيكَ فٖي سَفَاهَةٍ وَاِنَّا لَنَظُنُّكَ مِنَ الْكَاذِبٖينَ
Kavminin önde gelenlerinden kâfirler (ve zalimler ise): "Gerçekte biz seni beyinsizlik (aklî bir yetersizlik) içinde görüyoruz ve doğrusu biz senin yalancılardan olduğunu sanıyoruz" demişlerdi.
-
7:67
A'raf: 67
قَالَ يَا قَوْمِ لَيْسَ بٖي سَفَاهَةٌ وَلٰكِنّٖي رَسُولٌ مِنْ رَبِّ الْعَالَمٖينَ
(Hud:) "Ey kavmim! Bende 'akıl yetersizliği' yoktur; ama ben gerçekten âlemlerin Rabbinden bir elçiyim" deyip (ikaz etmişti).
-
7:68
A'raf: 68
اُبَلِّغُكُمْ رِسَالَاتِ رَبّٖي وَاَنَا۬ لَكُمْ نَاصِحٌ اَمٖينٌ
"Ben size Rabbimin risaletini (gönderdiği emir ve haberleri) tebliğ ediyorum. Ve ben sizin için güvenilir bir öğüt vericiyim" (diyerek onların hakaretlerini sabır ve dirayetle karşılamıştı).
-
7:69
A'raf: 69
اَوَعَجِبْتُمْ اَنْ جَٓاءَكُمْ ذِكْرٌ مِنْ رَبِّكُمْ عَلٰى رَجُلٍ مِنْكُمْ لِيُنْذِرَكُمْۜ وَاذْكُرُٓوا اِذْ جَعَلَكُمْ خُلَفَٓاءَ مِنْ بَعْدِ قَوْمِ نُوحٍ وَزَادَكُمْ فِي الْخَلْقِ بَصْۣطَةًۚ فَاذْكُرُٓوا اٰلَٓاءَ اللّٰهِ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
(Hz. Hud;) "Sizi uyarmak için aranızdan (yakinen tanıdığınız) bir adam aracılığıyla, Rabbinizden size bir Zikrin (İlahi öğüt ve prensiplerin) gelmesine mi şaşırdınız? (Allah'ın) Nuh kavminden sonra sizi (onların yerine getirip yeryüzünde) halifeler kıldığını ve sizin yaratılışta gelişiminizi (ve özel yeteneklerinizi) artırdığını (veya üstün kıldığını) hatırlayınız. Öyleyse Allah'ın nimetlerini düşünüp anın ki kurtuluş bulasınız" (diyerek, onları imana ve İslam’a çağırmıştı).
-
7:70
A'raf: 70
قَالُٓوا اَجِئْتَنَا لِنَعْبُدَ اللّٰهَ وَحْدَهُ وَنَذَرَ مَا كَانَ يَعْبُدُ اٰبَٓاؤُ۬نَاۚ فَأْتِنَا بِمَا تَعِدُنَٓا اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقٖينَ
(Kâfirler) Dediler ki: "Sen bize sadece bir tek Allah'a kulluk yapmamız ve atalarımızın tapmakta olduklarını (geleneksel tutumlarını) bırakmamız için mi geldin? Eğer gerçekten doğru isen, haydi bize va’ad ettiğin şeyi (tehdidi ve acı akıbeti) getir bakalım."
-
7:71
A'raf: 71
قَالَ قَدْ وَقَعَ عَلَيْكُمْ مِنْ رَبِّكُمْ رِجْسٌ وَغَضَبٌۜ اَتُجَادِلُونَنٖي فٖٓي اَسْمَٓاءٍ سَمَّيْتُمُوهَٓا اَنْتُمْ وَاٰبَٓاؤُ۬كُمْ مَا نَزَّلَ اللّٰهُ بِهَا مِنْ سُلْطَانٍۜ فَانْتَظِرُٓوا اِنّٖي مَعَكُمْ مِنَ الْمُنْتَظِرٖينَ
(Hz. Hud: Madem öyle) "Andolsun ki Rabbinizden üzerinize iğrenç bir azap ve gazap gerekli kılındı. Allah'ın kendileri hakkında hiçbir delil indirmediği ve sizin ile babalarınızın (rastgele) isimlendirdiği (düzüp uydurageldiği) birtakım isimler (düzme tanrılar ve kurallar) adına mı benimle mücadele ediyorsunuz? Öyleyse bekleyedurun; şüphesiz, ben de sizlerle birlikte bekleyenlerdenim" diyerek (örnek ve cesaretli bir tavır takınmıştı).
-
7:72
A'raf: 72
فَاَنْجَيْنَاهُ وَالَّذٖينَ مَعَهُ بِرَحْمَةٍ مِنَّا وَقَطَعْنَا دَابِرَ الَّذٖينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا وَمَا كَانُوا مُؤْمِنٖينَ۟
Böylece onu ve onunla birlikte olanları katımızdan bir rahmet ile kurtardık. Ayetlerimizi yalan sayarak (hüküm ve haberlerimize) inanmamış olanların da kökünü kuruttuk (ve yerin dibine batırdık).
-
11:50
Hud: 50
وَاِلٰى عَادٍ اَخَاهُمْ هُودًاۜ قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ اِنْ اَنْتُمْ اِلَّا مُفْتَرُونَ
Ad (halkına da) kardeşleri Hud'u (gönderdik). Dedi ki: "Ey kavmim, (sadece) Allah'a ibadet edin, sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. Ancak siz, yalan olarak (tanrılar uydurup düzenlerden ve) iftira edenlerden başkası değilsiniz.”
-
11:51
Hud: 51
يَا قَوْمِ لَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ اَجْرًاۜ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلَى الَّذٖي فَطَرَنٖيۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ
(Hz. Hud AS:) “Ey kavmim, ben bunun (Hakka davetim) karşılığında sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim, beni yaratandan başkasına ait değildir. (Hâlâ) Akıl erdirmeyecek misiniz? (Ki ben davet ve hizmet karşılığı sizden makam ve menfaat beklememekteyim.)”
-
11:52
Hud: 52
وَيَا قَوْمِ اسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُٓوا اِلَيْهِ يُرْسِلِ السَّمَٓاءَ عَلَيْكُمْ مِدْرَارًا وَيَزِدْكُمْ قُوَّةً اِلٰى قُوَّتِكُمْ وَلَا تَتَوَلَّوْا مُجْرِمٖينَ
(Hud AS:) “Ey kavmim! Rabbinizden mağfiret isteyin, sonra O’na tevbe edin ki üzerinize göğü (yağmuru) bol bol göndersin ve kuvvetinize kuvvet katsın. Suçlu-günahkârlar olarak (Hakka ve hayra davetimden) yüz çevirmeyin” (diye uyarıvermişti).
-
11:53
Hud: 53
قَالُوا يَا هُودُ مَا جِئْتَنَا بِبَيِّنَةٍ وَمَا نَحْنُ بِتَارِكٖٓي اٰلِهَتِنَا عَنْ قَوْلِكَ وَمَا نَحْنُ لَكَ بِمُؤْمِنٖينَ
(Haksızlık ve ahlâksızlık düzenlerine alışmış kimseler) "Ey Hud!" dediler. "Sen bize apaçık mucizelerle gelmiş değilsin ki, bizler senin sözünle ilahlarımızı (cansız putlarımızı, canlı tağutlarımızı ve nefsimize hoş ve kolay gelen bâtıl ve bozuk hayat tarzlarımızı) terk edelim... (Peşimizi bırak) Biz sana (asla) iman edecek değiliz!"
-
11:54
Hud: 54
اِنْ نَقُولُ اِلَّا اعْتَرٰيكَ بَعْضُ اٰلِهَتِنَا بِسُٓوءٍۜ قَالَ اِنّٖٓي اُشْهِدُ اللّٰهَ وَاشْهَدُٓوا اَنّٖي بَرٖٓيءٌ مِمَّا تُشْرِكُونَۙ
“Biz (sana): Bazı ilahlarımız seni çok kötü çarpmıştır (demekten) başka bir şey de söylemeyiz!” (Hud AS) Dedi ki: “Ben kesinlikle Allah’ı şahit tutarım, siz de şahit olun ki, ben sizin (Allah’a) şirk koştuklarınızın (ve hâşâ O’nun ortağı ve hatırını kıramayacağı sandıklarınızın) hepsinden uzağım.”
-
11:55
Hud: 55
مِنْ دُونِهٖ فَكٖيدُونٖي جَمٖيعًا ثُمَّ لَا تُنْظِرُونِ
“O’nun dışındaki (uydurduğunuz tanrı ve tağutlardan alâkamı koparmışım). Artık hepiniz toplanın, istediğiniz tuzağı (ve caydırıcı cezayı) bana hazırlayın (elinizden geleni geri koymayın) ve artık bir bakışlık (göz açıp kapama kadar bile) mühlet ve fırsat tanımayın!.. (Çünkü kesinlikle biliyorum ki, Allah’ın tayin ve takdir ettiği dışında bana hiçbir şey yapamayacaksınız.)”
-
11:56
Hud: 56
اِنّٖي تَوَكَّلْتُ عَلَى اللّٰهِ رَبّٖي وَرَبِّكُمْۜ مَا مِنْ دَٓابَّةٍ اِلَّا هُوَ اٰخِذٌ بِنَاصِيَتِهَاۜ اِنَّ رَبّٖي عَلٰى صِرَاطٍ مُسْتَقٖيمٍ
“Ben gerçekten, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a tevekkül ettim. O'nun, alnından (saçlarından) yakalayıp-denetlemediği hiçbir canlı yoktur. Muhakkak benim Rabbim, dosdoğru bir yol (adalet) üzerine (tayin ve takdir buyurmakta)dır.”
-
11:57
Hud: 57
فَاِنْ تَوَلَّوْا فَقَدْ اَبْلَغْتُكُمْ مَٓا اُرْسِلْتُ بِهٖٓ اِلَيْكُمْۜ وَيَسْتَخْلِفُ رَبّٖي قَوْمًا غَيْرَكُمْۚ وَلَا تَضُرُّونَهُ شَيْـًٔاۜ اِنَّ رَبّٖي عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ حَفٖيظٌ
"Eğer buna rağmen yüz çevirirseniz (siz bilirsiniz), ben artık kendisiyle gönderildiğim şeyi (iman ve İslam davetini) gerçekten size tebliğ ettim. Şüphesiz Rabbim de sizden başka bir kavmi yerinize geçirir de, siz O'na hiçbir şeyle zarar veremezsiniz. Doğrusu benim Rabbim, her şeyin üzerinde “Hafız”dır (gözetleyip Koruyandır)."
-
11:58
Hud: 58
وَلَمَّا جَٓاءَ اَمْرُنَا نَجَّيْنَا هُودًا وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا مَعَهُ بِرَحْمَةٍ مِنَّاۚ وَنَجَّيْنَاهُمْ مِنْ عَذَابٍ غَلٖيظٍ
Nihayet (mü’minlere zafer, zalimlere hezimet) emrimiz(in vakti) gelince, tarafımızdan bir rahmet (ve inayetle), Hud’u ve onunla beraber iman eden (grubu) kurtardık. (Böylece) Onları ağır bir azaptan (şiddetli sıkıntılardan ve dehşetli baskılardan) çekip çıkardık (izzete ve devlete ulaştırdık).
-
11:59
Hud: 59
وَتِلْكَ عَادٌ جَحَدُوا بِاٰيَاتِ رَبِّهِمْ وَعَصَوْا رُسُلَهُ وَاتَّبَعُٓوا اَمْرَ كُلِّ جَبَّارٍ عَنٖيدٍ
(Ancak) İşte Ad (kavminin kâfir ve zalim kesimine gelince): Rablerinin ayetlerini tanımayıp reddetmişlerdi. O’nun elçilerine isyan ve itiraza yönelmişler ve (bir aşağılık ve bayağılık kompleksiyle) her inatçı zorbanın emri (ve şeytani sistemi) ardınca yürüyüp gitmişlerdi. [Not: Ayetteki “inatçı zorba”nın; Hz. Hud (AS)’ın görevli kılındığı “AD” kavminin zalim ve kâfir kralı ŞEDDAD olduğu rivayet edilmektedir. Hz. Hud’un ahiret ve cennet va’adine karşı, İREM BAĞLARI ile meşhur, altından sular akan, bağlar ve bahçelerle donatılan, yakışıklı ve genç erkekler ve güzel kızlarla doldurulan görkemli bir kasaba inşa ettirmiş, sonunda Allah burasını yerin dibine geçirmiştir. Günümüzde de böyle yalancı ve aldatıcı sahte cennet misali tatil beldelerinin yaygınlaştığı ve her türlü ahlâksızlığa bulaşıldığı bilinmektedir.]
-
11:60
Hud: 60
وَاُتْبِعُوا فٖي هٰذِهِ الدُّنْيَا لَعْنَةً وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ اَلَٓا اِنَّ عَادًا كَفَرُوا رَبَّهُمْۜ اَلَا بُعْدًا لِعَادٍ قَوْمِ هُودٍ۟
(Bâtılın ve barbarlığın peşine takılanlar) Bu dünyada da, kıyamet gününde de lanete tâbi tutuluvermişlerdi. Haberiniz olsun; gerçekten Ad (halkı), Rablerini inkâr (nebilerine isyan) etmişlerdi. Haberiniz olsun; Hz. Hud’un kavmi (olan) Ad'a (Allah'ın rahmetinden) uzaklık (verilmişti).
-
11:89
Hud: 89
وَيَا قَوْمِ لَا يَجْرِمَنَّكُمْ شِقَاقٖٓي اَنْ يُصٖيبَكُمْ مِثْلُ مَٓا اَصَابَ قَوْمَ نُوحٍ اَوْ قَوْمَ هُودٍ اَوْ قَوْمَ صَالِحٍۜ وَمَا قَوْمُ لُوطٍ مِنْكُمْ بِبَعٖيدٍ
(Ey Nebim! Müşriklere de ki:) “Ey kavmim, Bana karşı gelişiniz (ve Allah'ın hükümlerini çiğnemeniz), sakın Nuh kavminin ya da Hud kavminin veya Salih kavminin (ve zalim yönetimlerinin) başlarına gelenlerin bir benzerini size de isabet ettirmesin! Üstelik (sapık) Lut kavmi sizden (zaman, mekân ve ahlâk yönünden) pek uzak değildir.” (Şam’a giderken yolunuz üzerindedir.)
-
25:38
Furkan: 38
وَعَادًا وَثَمُودَا۬ وَاَصْحَابَ الرَّسِّ وَقُرُونًا بَيْنَ ذٰلِكَ كَثٖيرًا
(Geçmiş kavimlerden) Ad'ı, Semud'u, Ress halkını ve bunlar arasında birçok nesilleri (de aynı akıbete uğrattık). [Not: Ress halkı; Hicaz Yemen arasındaki Yemâme civarında veya başka bir coğrafyada yaşamış, bir kuyu etrafındaki azgın topluluk.]
-
25:39
Furkan: 39
وَكُلًّا ضَرَبْنَا لَهُ الْاَمْثَالَۘ وَكُلًّا تَبَّرْنَا تَتْبٖيرًا
Biz (onlardan) her birine (bütün kavimlere böyle) örnekler (misallerle öğütler) verdik, ve (maalesef söz dinlemedikleri için) her birini (perperişan ve) darmadağın ederek mahvedip (bıraktık).
-
26:123
Şuarâ: 123
كَذَّبَتْ عَادٌۨ الْمُرْسَلٖينَۚ
Ad (kavmi) de gönderilen (elçi)leri yalanlayıp (onlara karşı gelmişlerdi).
-
26:124
Şuarâ: 124
اِذْ قَالَ لَهُمْ اَخُوهُمْ هُودٌ اَلَا تَتَّقُونَۚ
Hani onlara kardeşleri Hud: "Siz (küfür ve kötülükten) sakınmaz mısınız (hiç Allah’tan korkmaz ve utanmaz mısınız)?" demişti.
-
26:125
Şuarâ: 125
اِنّٖي لَكُمْ رَسُولٌ اَمٖينٌۙ
"Gerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim."
-
26:126
Şuarâ: 126
فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَطٖيعُونِۚ
"Artık Allah'tan korkup (itiraz ve isyandan) sakının ve bana itaat edin" (diye öğüt vermişti).
-
26:127
Şuarâ: 127
وَمَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍۚ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلٰى رَبِّ الْعَالَمٖينَۜ
(Hz. Hud onlara:) “Buna karşılık ben sizden bir ücret de istemiyorum; (bir karşılık beklemiyorum.) Benim ücretim yalnızca âlemlerin Rabbine aittir.”
-
26:128
Şuarâ: 128
اَتَبْنُونَ بِكُلِّ رٖيعٍ اٰيَةً تَعْبَثُونَۙ
"Siz, (hâlâ gaflet ve gururla) her yüksekçe yere (görkemli) bir alâmet (anıt köşk) inşa edip abesle (yararsız şeylerle) oyalanarak (gururlanıp) eğleniyor musunuz?"
-
26:129
Şuarâ: 129
وَتَتَّخِذُونَ مَصَانِعَ لَعَلَّكُمْ تَخْلُدُونَۚ
"Ölümsüz kılınmak (ve unutulmamak) umuduyla da sanat yapıları ediniyorsunuz!" (Ve bunlarla kendinizi avutuyorsunuz.)
-
26:130
Şuarâ: 130
وَاِذَا بَطَشْتُمْ بَطَشْتُمْ جَبَّارٖينَۚ
"(Mazlum ve mağdur kimseleri) Tutup yakaladığınız zaman da zorbalar gibi yakalıyorsunuz (ve hiç acımıyorsunuz)!"
-
26:131
Şuarâ: 131
فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَطٖيعُونِۚ
"Artık Allah'tan korkup (küfür, zulüm ve kötülükten) sakının ve bana itaat edip (kurtulmaya bakın!)"
-
26:132
Şuarâ: 132
وَاتَّقُوا الَّذٖٓي اَمَدَّكُمْ بِمَا تَعْلَمُونَۚ
"Bildiğiniz (bütün) şeylerle (her türlü nimetlerle) size medet ve inayet eden (Rabbinizden) korkup (haksızlık ve ahlâksızlıktan) sakının."
-
26:133
Şuarâ: 133
اَمَدَّكُمْ بِاَنْعَامٍ وَبَنٖينَۙ
"(Ki) Size hayvanlar, çocuklar (vererek) yardım edip (sahip çıktı ve nice nimetler bağışladı)."
-
26:134
Şuarâ: 134
وَجَنَّاتٍ وَعُيُونٍۚ
"Bahçeler ve pınarlar da (lütfedip sizi yararlandırdı)."
-
26:135
Şuarâ: 135
اِنّٖٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظٖيمٍۜ
"Doğrusu, ben sizin için (hesap ve intikam bakımından) azametli bir günün azabından korkuyorum" (diye uyarmıştı).
-
26:136
Şuarâ: 136
قَالُوا سَوَٓاءٌ عَلَيْنَٓا اَوَعَظْتَ اَمْ لَمْ تَكُنْ مِنَ الْوَاعِظٖينَۙ
(Onlar ise) Dediler ki: "Bizim için fark etmez; vaiz olarak öğüt verip (dursan) da, öğüt verenlerden olmasan da" (aynıdır.)
-
26:137
Şuarâ: 137
اِنْ هٰذَٓا اِلَّا خُلُقُ الْاَوَّلٖينَۙ
(Ey Hud!) "Bu (anlattıkların), geçmiştekilerin geleneksel tutumundan (ve meczupların huyundan) başkası değildir."
-
26:138
Şuarâ: 138
وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبٖينَۚ
"Ve biz (hiçbir şekilde hesap sorulacak ve) azaba uğratılacak da değiliz" (demiş ve inkâr etmişlerdi).
-
26:139
Şuarâ: 139
فَكَذَّبُوهُ فَاَهْلَكْنَاهُمْۜ اِنَّ فٖي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنٖينَ
Böylelikle onu yalanladılar, Biz de onları helak edip yıkıma uğrattık. Gerçekten bunda bir ayet ve ibret vardır, ama onların çoğu iman etmiş değillerdi.
-
26:140
Şuarâ: 140
وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزٖيزُ الرَّحٖيمُ۟
Şüphesiz, Senin Rabbin en Güçlü ve Üstün olandır ve Esirgeyip Gözetendir.
-
29:38
Ankebut: 38
وَعَادًا وَثَمُودَا۬ وَقَدْ تَبَيَّنَ لَكُمْ مِنْ مَسَاكِنِهِمْ۠ وَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ اَعْمَالَهُمْ فَصَدَّهُمْ عَنِ السَّبٖيلِ وَكَانُوا مُسْتَبْصِرٖينَۙ
(Azgınlaşan kavimler olan ve Yemen civarında yaşayan) Ad'ı ve (Hicaz-Sina arasındaki) Semud'u (buralarda yaşayan azgın toplumu) da (yıkıma uğrattık). Gerçek şu ki, kendi oturdukları yerlerden (geriye kalan çöküntülerden) size (durumları hâlâ) belli olmaktadır. Kendi yaptıklarını şeytan onlara süsleyip-çekici kılmıştı da, böylece onları (Hakk) yoldan alıkoyup (saptırmıştı). Oysa onlar görebilen (gerçeği bildiği halde inkâr eden ve açıkgöz geçinen) kimselerdi. (Buna rağmen nefislerine uyup yoldan çıktılar.)
-
41:13
Fussilet: 13
فَاِنْ اَعْرَضُوا فَقُلْ اَنْذَرْتُكُمْ صَاعِقَةً مِثْلَ صَاعِقَةِ عَادٍ وَثَمُودَۜ
(Ey Resulüm!) Bu durumda eğer onlar (hâlâ imandan ve İslam’dan) yüz çevirirlerse, de ki: "Ben sizi, Ad ve Semud (kavimlerinin helakine yol açan) yıldırımına benzer bir yıldırımla (Allah’ın kahrına uğrarsınız diye) uyardım (artık siz bilirsiniz.)"
-
41:15
Fussilet: 15
فَاَمَّا عَادٌ فَاسْتَكْبَرُوا فِي الْاَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَقَالُوا مَنْ اَشَدُّ مِنَّا قُوَّةًۜ اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّ اللّٰهَ الَّذٖي خَلَقَهُمْ هُوَ اَشَدُّ مِنْهُمْ قُوَّةًۜ وَكَانُوا بِاٰيَاتِنَا يَجْحَدُونَ
Ardından Ad kavmi, yeryüzünde haksız yere büyüklük taslamış ve: "Bizden daha kuvvetli kim var?" diye (şımarmaya başlamışlardı). Onlar, kendilerini yaratmış olan Allah'ın kendilerinden daha kuvvetli olduğunu görüp (anlamadılar mı?) Onlar; (bile bile) ayetlerimizle mücadele ediyorlardı. (Zaten bilmeden ve kendilerine tebliğ erişmeden yapılan inkâr, küfür sayılmamaktadır.)
-
46:21
Ahkaf: 21
وَاذْكُرْ اَخَا عَادٍۜ اِذْ اَنْذَرَ قَوْمَهُ بِالْاَحْقَافِ وَقَدْ خَلَتِ النُّذُرُ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِهٖٓ اَلَّا تَعْبُدُٓوا اِلَّا اللّٰهَۜ اِنّٖٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظٖيمٍ
(Onlara) Ad'ın kardeşini (Hz. Hud’u) hatırlat ki; onun önünden ve ardından nice uyarıcılar gelip geçmişti; hani o, Ahkaf'taki (Yemen civarında çöl bölgelerindeki kumlu tepelerin bulunduğu diyardaki) kavmini: "Allah'tan başkasına kulluk etmeyin, gerçekten ben, sizin için (dehşeti) büyük bir günün azabından korkarım" diye uyarmıştı.
-
46:22
Ahkaf: 22
قَالُٓوا اَجِئْتَنَا لِتَأْفِكَنَا عَنْ اٰلِهَتِنَاۚ فَأْتِنَا بِمَا تَعِدُنَٓا اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقٖينَ
(Onlar ise:) "Sen bizi ilahlarımızdan çevirmek (alışageldiğimiz hayat tarzımızı değiştirmek) için mi bize geldin? Şu halde eğer doğru söylüyorsan, tehdit ettiğin şeyi (İlahi musibet ve felaketi) bize getir (de görelim) diye (karşı çıkmışlardı)."
-
46:23
Ahkaf: 23
قَالَ اِنَّمَا الْعِلْمُ عِنْدَ اللّٰهِۘ وَاُبَلِّغُكُمْ مَٓا اُرْسِلْتُ بِهٖ وَلٰكِنّٖٓي اَرٰيكُمْ قَوْمًا تَجْهَلُونَ
(Hz. Hud: Onunla ilgili) "İlim ancak Allah katındadır. (Felaket ve kıyamet bilgisi Allah’ın yanındadır.) Ben sadece size gönderildiğim şeyi (imani ve ahlâki gerçekleri) tebliğ ediyorum; ancak sizi cahillik eden bir kavim olarak görüyorum" demiş (ve o azgın kavminden uzaklaşmıştı).
-
46:24
Ahkaf: 24
فَلَمَّا رَاَوْهُ عَارِضًا مُسْتَقْبِلَ اَوْدِيَتِهِمْۙ قَالُوا هٰذَا عَارِضٌ مُمْطِرُنَاۜ بَلْ هُوَ مَا اسْتَعْجَلْتُمْ بِهٖۜ رٖيحٌ فٖيهَا عَذَابٌ اَلٖيمٌۙ
Derken, onu (azabı ve yıkımı) kendi vadilerine doğru yönelerek gelen bir bulut şeklinde gördükleri zaman, (işte herhalde) "Bu bize yağmur yağdıracak bir buluttur" demişlerdi. (Ve boşuna sevinmişlerdi. Zaferi ve izzeti; İslami cihadda değil, zalim güçlere yaranmakta arayanların boş umutları ve kuruntuları da, rahmet zannedilen musibet bulutları gibidir.) Hayır o (gelen), kendisi için acele ettiğiniz (felaket olayıdır. Bu öyle) bir rüzgârdır ki (zafer ve bereket sanıldığı halde;) onda acı bir azap (ve yıkım) vardır. (Ve sizi kum fırtınasıyla boğacaktır!)
-
46:25
Ahkaf: 25
تُدَمِّرُ كُلَّ شَيْءٍ بِاَمْرِ رَبِّهَا فَاَصْبَحُوا لَا يُرٰٓى اِلَّا مَسَاكِنُهُمْۜ كَذٰلِكَ نَجْزِي الْقَوْمَ الْمُجْرِمٖينَ
O, Rabbinin emriyle her şeyi yerle bir eden (bir âfattır). Böylece (o korkunç kasırga yüzünden mezarlara dönen) meskenlerinden başka, hiçbir şey(leri) görünemez duruma düşmüş (ve perperişan olmuşlardı). İşte Biz, suçlu-günahkâr bir kavmi böyle cezalandırırız.
-
46:26
Ahkaf: 26
وَلَقَدْ مَكَّنَّاهُمْ فٖيمَٓا اِنْ مَكَّنَّاكُمْ فٖيهِ وَجَعَلْنَا لَهُمْ سَمْعًا وَاَبْصَارًا وَاَفْـِٔدَةًۘ فَمَٓا اَغْنٰى عَنْهُمْ سَمْعُهُمْ وَلَٓا اَبْصَارُهُمْ وَلَٓا اَفْـِٔدَتُهُمْ مِنْ شَيْءٍ اِذْ كَانُوا يَجْحَدُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَحَاقَ بِهِمْ مَا كَانُوا بِهٖ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ۟
Andolsun Biz onları, sizlere sağlamadığımız (hususi ve görkemli) mekânlarda (size vermediğimiz güç ve iktidar imkânlarıyla) yerleşik kılmıştık. (Ayrıca) Onlara (dönemlerinin standartları üstünde özel yöntem ve sistemlerle uzaklardan) işitme, görme (araçları) ve gönüller (zihni kapasiteler yardımcı) kılmıştık (bir çeşit uydu, radar ve istihbarat imkânları bağışlamıştık). Ancak ne işitme, ne görme (araçları) ve ne gönülleri (zihni yeteneklerinin) kendilerine (itiraz ve isyanları yüzünden gelen musibetleri önlemekte) herhangi bir yararı olmamıştı. Çünkü onlar, Allah'ın ayetlerini (emirlerini ve hükümlerini) inkâr ediyorlardı. (Sonunda) Alay konusu edindikleri şey, onları sarıp-kuşatmıştı (ve Allah’ın kahrından kurtulamamışlardı).
-
51:41
Zâriyât: 41
وَفٖي عَادٍ اِذْ اَرْسَلْنَا عَلَيْهِمُ الرّٖيحَ الْعَقٖيمَۚ
Ad (kavmin)de de (ibretler vardır). Hani onların üzerine köklerini kurutup kesen (akim) bir rüzgâr gönderdik de (her tarafı yıkıp geçiyordu);
-
51:42
Zâriyât: 42
مَا تَذَرُ مِنْ شَيْءٍ اَتَتْ عَلَيْهِ اِلَّا جَعَلَتْهُ كَالرَّمٖيمِۜ
(Bu helak edici rüzgâr;) Üzerinden geçtiği hiçbir şeyi bırakmıyor, mutlaka çürütüp-kül gibi dağıtıyordu.
-
53:50
Necm: 50
وَاَنَّهُٓ اَهْلَكَ عَادًاۨ الْاُو۫لٰىۙ
Doğrusu, önceden gelip geçen Ad (halkın)ı O yıkıma uğratmıştı.
-
54:18
Kamer: 18
كَذَّبَتْ عَادٌ فَكَيْفَ كَانَ عَذَابٖي وَنُذُرِ
Ad (kavmi) de (elçilerini) yalanladı (ve şiddetli bir belaya uğratıldı). Şu halde Benim azabım ve uyarmam nasılmış?
-
54:19
Kamer: 19
اِنَّٓا اَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ رٖيحًا صَرْصَرًا فٖي يَوْمِ نَحْسٍ مُسْتَمِرٍّۙ
Biz, o uğursuzluğu (ve korkunçluğu) sürekli olan bir günde, üzerlerine 'kulakları patlatan (felaket taşıyan uğultulu) bir kasırga' yolladık.
-
54:20
Kamer: 20
تَنْزِعُ النَّاسَۙ كَاَنَّهُمْ اَعْجَازُ نَخْلٍ مُنْقَعِرٍ
(Öyle ki) İnsanları (yerlerinden) söküp atıyordu; sanki onlar, kökünden kopmuş hurma kütükleriymiş gibi (savrulmuşlardı).
-
54:21
Kamer: 21
فَكَيْفَ كَانَ عَذَابٖي وَنُذُرِ
Şu halde Benim azabım ve uyarmam nasılmış?
-
69:4
Hâkka: 4
كَذَّبَتْ ثَمُودُ وَعَادٌ بِالْقَارِعَةِ
(Bunların kavranması için hatırlat ki:) Semud ve Ad (toplumları), Karia’yı (yürekleri kavuracak ve kapılarını çalacak olayı) yalan sayıvermişlerdi.
-
69:6
Hâkka: 6
وَاَمَّا عَادٌ فَاُهْلِكُوا بِرٖيحٍ صَرْصَرٍ عَاتِيَةٍۙ
Ad (halkın)a gelince; onlar da, uğultu yüklü, azgın bir kasırga ile yıkılıp gitmişlerdi.
-
69:7
Hâkka: 7
سَخَّرَهَا عَلَيْهِمْ سَبْعَ لَيَالٍ وَثَمَانِيَةَ اَيَّامٍۙ حُسُومًا فَتَرَى الْقَوْمَ فٖيهَا صَرْعٰىۙ كَاَنَّهُمْ اَعْجَازُ نَخْلٍ خَاوِيَةٍۚ
(Allah) Onu, (korkunç kasırgayı) yedi gece ve sekiz gün, aralık vermeksizin üzerlerine musallat etmişti. Öyle ki, (orada bulunsan) o kavmin, bir süre zarfında sanki içi kof hurma kütükleriymiş gibi çarpılıp yere yıkıldıklarını görecektin.
-
89:1
Fecr: 1
وَالْفَجْرِۙ
Andolsun, (Güneş’in doğuşu öncesi tan yeri ağarırken) Fecr’e (ve o vakitte uyanık mü’minlere),
-
89:2
Fecr: 2
وَلَيَالٍ عَشْرٍۙ
(Ramazan’ın sonundaki) On geceye,
-
89:3
Fecr: 3
وَالشَّفْعِ وَالْوَتْرِۙ
Çifte ve tek'e, (bütün sayılar adetince varlık çeşitlerine),
-
89:4
Fecr: 4
وَالَّيْلِ اِذَا يَسْرِۚ
(İbadet ve teheccütle) Akıp-gitmekte olan geceye (ki),
-
89:5
Fecr: 5
هَلْ فٖي ذٰلِكَ قَسَمٌ لِذٖي حِجْرٍۜ
(Bütün) Bunlarda, akıl sahibi olan için bir yemin (edilmeye değer hikmetler) vardır, değil mi?
-
89:6
Fecr: 6
اَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِعَادٍۙۖ
(Ey Nebim, Sana gösterilen kader filminde) Görmedin mi, Rabbin (inkâr ve isyanları yüzünden) ne yaptı Ad (kavmine)?
-
89:7
Fecr: 7
اِرَمَ ذَاتِ الْعِمَادِۙۖ
‘Yüksek sütunlar’ (ve süslü saraylar) sahibi İrem (şehrin)e? (Ad kavminin yaşadığı Yemen-Umman arası verimli ve zengin Ahkaf ülkesine!..)
-
7:65
A'raf: 65
وَاِلٰى عَادٍ اَخَاهُمْ هُودًاۜ قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ اَفَلَا تَتَّقُونَ
-
7:66
A'raf: 66
قَالَ الْمَلَاُ الَّذٖينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِهٖٓ اِنَّا لَنَرٰيكَ فٖي سَفَاهَةٍ وَاِنَّا لَنَظُنُّكَ مِنَ الْكَاذِبٖينَ
-
7:67
A'raf: 67
قَالَ يَا قَوْمِ لَيْسَ بٖي سَفَاهَةٌ وَلٰكِنّٖي رَسُولٌ مِنْ رَبِّ الْعَالَمٖينَ
-
7:68
A'raf: 68
اُبَلِّغُكُمْ رِسَالَاتِ رَبّٖي وَاَنَا۬ لَكُمْ نَاصِحٌ اَمٖينٌ
-
7:69
A'raf: 69
اَوَعَجِبْتُمْ اَنْ جَٓاءَكُمْ ذِكْرٌ مِنْ رَبِّكُمْ عَلٰى رَجُلٍ مِنْكُمْ لِيُنْذِرَكُمْۜ وَاذْكُرُٓوا اِذْ جَعَلَكُمْ خُلَفَٓاءَ مِنْ بَعْدِ قَوْمِ نُوحٍ وَزَادَكُمْ فِي الْخَلْقِ بَصْۣطَةًۚ فَاذْكُرُٓوا اٰلَٓاءَ اللّٰهِ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
-
7:70
A'raf: 70
قَالُٓوا اَجِئْتَنَا لِنَعْبُدَ اللّٰهَ وَحْدَهُ وَنَذَرَ مَا كَانَ يَعْبُدُ اٰبَٓاؤُ۬نَاۚ فَأْتِنَا بِمَا تَعِدُنَٓا اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقٖينَ
-
7:71
A'raf: 71
قَالَ قَدْ وَقَعَ عَلَيْكُمْ مِنْ رَبِّكُمْ رِجْسٌ وَغَضَبٌۜ اَتُجَادِلُونَنٖي فٖٓي اَسْمَٓاءٍ سَمَّيْتُمُوهَٓا اَنْتُمْ وَاٰبَٓاؤُ۬كُمْ مَا نَزَّلَ اللّٰهُ بِهَا مِنْ سُلْطَانٍۜ فَانْتَظِرُٓوا اِنّٖي مَعَكُمْ مِنَ الْمُنْتَظِرٖينَ
-
7:72
A'raf: 72
فَاَنْجَيْنَاهُ وَالَّذٖينَ مَعَهُ بِرَحْمَةٍ مِنَّا وَقَطَعْنَا دَابِرَ الَّذٖينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا وَمَا كَانُوا مُؤْمِنٖينَ۟
-
11:50
Hud: 50
وَاِلٰى عَادٍ اَخَاهُمْ هُودًاۜ قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ اِنْ اَنْتُمْ اِلَّا مُفْتَرُونَ
-
11:51
Hud: 51
يَا قَوْمِ لَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ اَجْرًاۜ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلَى الَّذٖي فَطَرَنٖيۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ
-
11:52
Hud: 52
وَيَا قَوْمِ اسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُٓوا اِلَيْهِ يُرْسِلِ السَّمَٓاءَ عَلَيْكُمْ مِدْرَارًا وَيَزِدْكُمْ قُوَّةً اِلٰى قُوَّتِكُمْ وَلَا تَتَوَلَّوْا مُجْرِمٖينَ
-
11:53
Hud: 53
قَالُوا يَا هُودُ مَا جِئْتَنَا بِبَيِّنَةٍ وَمَا نَحْنُ بِتَارِكٖٓي اٰلِهَتِنَا عَنْ قَوْلِكَ وَمَا نَحْنُ لَكَ بِمُؤْمِنٖينَ
-
11:54
Hud: 54
اِنْ نَقُولُ اِلَّا اعْتَرٰيكَ بَعْضُ اٰلِهَتِنَا بِسُٓوءٍۜ قَالَ اِنّٖٓي اُشْهِدُ اللّٰهَ وَاشْهَدُٓوا اَنّٖي بَرٖٓيءٌ مِمَّا تُشْرِكُونَۙ
-
11:55
Hud: 55
مِنْ دُونِهٖ فَكٖيدُونٖي جَمٖيعًا ثُمَّ لَا تُنْظِرُونِ
-
11:56
Hud: 56
اِنّٖي تَوَكَّلْتُ عَلَى اللّٰهِ رَبّٖي وَرَبِّكُمْۜ مَا مِنْ دَٓابَّةٍ اِلَّا هُوَ اٰخِذٌ بِنَاصِيَتِهَاۜ اِنَّ رَبّٖي عَلٰى صِرَاطٍ مُسْتَقٖيمٍ
-
11:57
Hud: 57
فَاِنْ تَوَلَّوْا فَقَدْ اَبْلَغْتُكُمْ مَٓا اُرْسِلْتُ بِهٖٓ اِلَيْكُمْۜ وَيَسْتَخْلِفُ رَبّٖي قَوْمًا غَيْرَكُمْۚ وَلَا تَضُرُّونَهُ شَيْـًٔاۜ اِنَّ رَبّٖي عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ حَفٖيظٌ
-
11:58
Hud: 58
وَلَمَّا جَٓاءَ اَمْرُنَا نَجَّيْنَا هُودًا وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا مَعَهُ بِرَحْمَةٍ مِنَّاۚ وَنَجَّيْنَاهُمْ مِنْ عَذَابٍ غَلٖيظٍ
-
11:59
Hud: 59
وَتِلْكَ عَادٌ جَحَدُوا بِاٰيَاتِ رَبِّهِمْ وَعَصَوْا رُسُلَهُ وَاتَّبَعُٓوا اَمْرَ كُلِّ جَبَّارٍ عَنٖيدٍ
-
11:60
Hud: 60
وَاُتْبِعُوا فٖي هٰذِهِ الدُّنْيَا لَعْنَةً وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ اَلَٓا اِنَّ عَادًا كَفَرُوا رَبَّهُمْۜ اَلَا بُعْدًا لِعَادٍ قَوْمِ هُودٍ۟
-
11:89
Hud: 89
وَيَا قَوْمِ لَا يَجْرِمَنَّكُمْ شِقَاقٖٓي اَنْ يُصٖيبَكُمْ مِثْلُ مَٓا اَصَابَ قَوْمَ نُوحٍ اَوْ قَوْمَ هُودٍ اَوْ قَوْمَ صَالِحٍۜ وَمَا قَوْمُ لُوطٍ مِنْكُمْ بِبَعٖيدٍ
-
25:38
Furkan: 38
وَعَادًا وَثَمُودَا۬ وَاَصْحَابَ الرَّسِّ وَقُرُونًا بَيْنَ ذٰلِكَ كَثٖيرًا
-
25:39
Furkan: 39
وَكُلًّا ضَرَبْنَا لَهُ الْاَمْثَالَۘ وَكُلًّا تَبَّرْنَا تَتْبٖيرًا
-
26:123
Şuarâ: 123
كَذَّبَتْ عَادٌۨ الْمُرْسَلٖينَۚ
-
26:124
Şuarâ: 124
اِذْ قَالَ لَهُمْ اَخُوهُمْ هُودٌ اَلَا تَتَّقُونَۚ
-
26:125
Şuarâ: 125
اِنّٖي لَكُمْ رَسُولٌ اَمٖينٌۙ
-
26:126
Şuarâ: 126
فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَطٖيعُونِۚ
-
26:127
Şuarâ: 127
وَمَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍۚ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلٰى رَبِّ الْعَالَمٖينَۜ
-
26:128
Şuarâ: 128
اَتَبْنُونَ بِكُلِّ رٖيعٍ اٰيَةً تَعْبَثُونَۙ
-
26:129
Şuarâ: 129
وَتَتَّخِذُونَ مَصَانِعَ لَعَلَّكُمْ تَخْلُدُونَۚ
-
26:130
Şuarâ: 130
وَاِذَا بَطَشْتُمْ بَطَشْتُمْ جَبَّارٖينَۚ
-
26:131
Şuarâ: 131
فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَطٖيعُونِۚ
-
26:132
Şuarâ: 132
وَاتَّقُوا الَّذٖٓي اَمَدَّكُمْ بِمَا تَعْلَمُونَۚ
-
26:133
Şuarâ: 133
اَمَدَّكُمْ بِاَنْعَامٍ وَبَنٖينَۙ
-
26:134
Şuarâ: 134
وَجَنَّاتٍ وَعُيُونٍۚ
-
26:135
Şuarâ: 135
اِنّٖٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظٖيمٍۜ
-
26:136
Şuarâ: 136
قَالُوا سَوَٓاءٌ عَلَيْنَٓا اَوَعَظْتَ اَمْ لَمْ تَكُنْ مِنَ الْوَاعِظٖينَۙ
-
26:137
Şuarâ: 137
اِنْ هٰذَٓا اِلَّا خُلُقُ الْاَوَّلٖينَۙ
-
26:138
Şuarâ: 138
وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبٖينَۚ
-
26:139
Şuarâ: 139
فَكَذَّبُوهُ فَاَهْلَكْنَاهُمْۜ اِنَّ فٖي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنٖينَ
-
26:140
Şuarâ: 140
وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزٖيزُ الرَّحٖيمُ۟
-
29:38
Ankebut: 38
وَعَادًا وَثَمُودَا۬ وَقَدْ تَبَيَّنَ لَكُمْ مِنْ مَسَاكِنِهِمْ۠ وَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ اَعْمَالَهُمْ فَصَدَّهُمْ عَنِ السَّبٖيلِ وَكَانُوا مُسْتَبْصِرٖينَۙ
-
41:13
Fussilet: 13
فَاِنْ اَعْرَضُوا فَقُلْ اَنْذَرْتُكُمْ صَاعِقَةً مِثْلَ صَاعِقَةِ عَادٍ وَثَمُودَۜ
-
41:15
Fussilet: 15
فَاَمَّا عَادٌ فَاسْتَكْبَرُوا فِي الْاَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَقَالُوا مَنْ اَشَدُّ مِنَّا قُوَّةًۜ اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّ اللّٰهَ الَّذٖي خَلَقَهُمْ هُوَ اَشَدُّ مِنْهُمْ قُوَّةًۜ وَكَانُوا بِاٰيَاتِنَا يَجْحَدُونَ
-
46:21
Ahkaf: 21
وَاذْكُرْ اَخَا عَادٍۜ اِذْ اَنْذَرَ قَوْمَهُ بِالْاَحْقَافِ وَقَدْ خَلَتِ النُّذُرُ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِهٖٓ اَلَّا تَعْبُدُٓوا اِلَّا اللّٰهَۜ اِنّٖٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظٖيمٍ
-
46:22
Ahkaf: 22
قَالُٓوا اَجِئْتَنَا لِتَأْفِكَنَا عَنْ اٰلِهَتِنَاۚ فَأْتِنَا بِمَا تَعِدُنَٓا اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقٖينَ
-
46:23
Ahkaf: 23
قَالَ اِنَّمَا الْعِلْمُ عِنْدَ اللّٰهِۘ وَاُبَلِّغُكُمْ مَٓا اُرْسِلْتُ بِهٖ وَلٰكِنّٖٓي اَرٰيكُمْ قَوْمًا تَجْهَلُونَ
-
46:24
Ahkaf: 24
فَلَمَّا رَاَوْهُ عَارِضًا مُسْتَقْبِلَ اَوْدِيَتِهِمْۙ قَالُوا هٰذَا عَارِضٌ مُمْطِرُنَاۜ بَلْ هُوَ مَا اسْتَعْجَلْتُمْ بِهٖۜ رٖيحٌ فٖيهَا عَذَابٌ اَلٖيمٌۙ
-
46:25
Ahkaf: 25
تُدَمِّرُ كُلَّ شَيْءٍ بِاَمْرِ رَبِّهَا فَاَصْبَحُوا لَا يُرٰٓى اِلَّا مَسَاكِنُهُمْۜ كَذٰلِكَ نَجْزِي الْقَوْمَ الْمُجْرِمٖينَ
-
46:26
Ahkaf: 26
وَلَقَدْ مَكَّنَّاهُمْ فٖيمَٓا اِنْ مَكَّنَّاكُمْ فٖيهِ وَجَعَلْنَا لَهُمْ سَمْعًا وَاَبْصَارًا وَاَفْـِٔدَةًۘ فَمَٓا اَغْنٰى عَنْهُمْ سَمْعُهُمْ وَلَٓا اَبْصَارُهُمْ وَلَٓا اَفْـِٔدَتُهُمْ مِنْ شَيْءٍ اِذْ كَانُوا يَجْحَدُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَحَاقَ بِهِمْ مَا كَانُوا بِهٖ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ۟
-
51:41
Zâriyât: 41
وَفٖي عَادٍ اِذْ اَرْسَلْنَا عَلَيْهِمُ الرّٖيحَ الْعَقٖيمَۚ
-
51:42
Zâriyât: 42
مَا تَذَرُ مِنْ شَيْءٍ اَتَتْ عَلَيْهِ اِلَّا جَعَلَتْهُ كَالرَّمٖيمِۜ
-
53:50
Necm: 50
وَاَنَّهُٓ اَهْلَكَ عَادًاۨ الْاُو۫لٰىۙ
-
54:18
Kamer: 18
كَذَّبَتْ عَادٌ فَكَيْفَ كَانَ عَذَابٖي وَنُذُرِ
-
54:19
Kamer: 19
اِنَّٓا اَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ رٖيحًا صَرْصَرًا فٖي يَوْمِ نَحْسٍ مُسْتَمِرٍّۙ
-
54:20
Kamer: 20
تَنْزِعُ النَّاسَۙ كَاَنَّهُمْ اَعْجَازُ نَخْلٍ مُنْقَعِرٍ
-
54:21
Kamer: 21
فَكَيْفَ كَانَ عَذَابٖي وَنُذُرِ
-
69:4
Hâkka: 4
كَذَّبَتْ ثَمُودُ وَعَادٌ بِالْقَارِعَةِ
-
69:6
Hâkka: 6
وَاَمَّا عَادٌ فَاُهْلِكُوا بِرٖيحٍ صَرْصَرٍ عَاتِيَةٍۙ
-
69:7
Hâkka: 7
سَخَّرَهَا عَلَيْهِمْ سَبْعَ لَيَالٍ وَثَمَانِيَةَ اَيَّامٍۙ حُسُومًا فَتَرَى الْقَوْمَ فٖيهَا صَرْعٰىۙ كَاَنَّهُمْ اَعْجَازُ نَخْلٍ خَاوِيَةٍۚ
-
89:1
Fecr: 1
وَالْفَجْرِۙ
-
89:2
Fecr: 2
وَلَيَالٍ عَشْرٍۙ
-
89:3
Fecr: 3
وَالشَّفْعِ وَالْوَتْرِۙ
-
89:4
Fecr: 4
وَالَّيْلِ اِذَا يَسْرِۚ
-
89:5
Fecr: 5
هَلْ فٖي ذٰلِكَ قَسَمٌ لِذٖي حِجْرٍۜ
-
89:6
Fecr: 6
اَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِعَادٍۙۖ
-
89:7
Fecr: 7
اِرَمَ ذَاتِ الْعِمَادِۙۖ