• 6:57 En'am: 57

    De ki: "Ben, gerçekten Rabbimden kesin bir belge (Kur’an-ı Kerim) üzerindeyim, siz ise onu yalanladınız. Sizin kendisine acele ettiğiniz (azap) yanımda (ve Benim kararımda) değildir. Hüküm yalnızca Allah'ındır. O, sadece Hakk olanı anlatır ve O, (yararlıyı ve zararlıyı) ayırt edenlerin en hayırlısıdır."

  • 6:58 En'am: 58

    De ki: "Kendisine acele etmekte (ve doğruysa haydi gelsin demekte) olduğunuz şey (hak ettiğiniz felaket ve akıbet); Benim yanımda olsaydı, Benimle sizin aranızda iş elbette (hemen) bitirilmiş olurdu. Allah zulmedenleri en iyi Bilendir” (ama imtihan için fırsat tanımaktadır).

  • 16:1 Nahl: 1

    Allah'ın emri gelmiştir, (İslam Dini kemâle erdirilmiştir; hem kâfir zalimlere hem de mü’min mücahitlere va’ad olunan şeyler yaklaşıvermektedir.) Artık o konu(lar)da acele etmeyin (gerçekleşmesini hemen istemeyin). O (Allah), şirk koştukları şeylerden (ve her türlü eksiklikten) münezzehtir ve çok Yücedir.

  • 17:11 İsrâ: 11

    İnsan hayra dua ettiği gibi şerre de dua edip (durmaktadır. Kendisi için iyi mi olur, kötü mü olur bilmeden, her şeyi ısrarla arzulamaktadır). Zira insan pek aceleci olmakta (birtakım hayal ve heveslerine kavuşmak, hem de bazı sıkıntı ve sorunlarından bir an evvel kurtulmak hususunda çok sabırsız davranmakta)dır.

  • 19:84 Meryem: 84

    (Bu nedenle) Onlara karşı (zafere erişmen ve hezimetlerini görmen hususunda) acele davranma; Biz onlar için sadece (mühlet günlerini) sayıp durmaktayız. (Helak olmalarını takdir ettiğimiz anı kollamaktayız.)

  • 20:84 Taha: 84

    (O da:) "Onlar arkamda(n beni takip ediyor) izim ve eserim (öğretilerim) üzerinde bulunuyorlar; (bu yüzden) hoşnut kalman (ve rızana ulaşmam) için, Sana gelmekte acele ettim Rabbim" diye (yanıtlamıştı).

  • 20:114 Taha: 114

    Hakk olan, Tek ve Mutlak hükümdar olan Allah ne kadar Yücedir. (Ey Nebim!) O’nun (Allah’ın) vahyi Sana gelip-tamamlanmadan evvel, (telaşlanıp) Kur’an’ı (ezberlemek konusunda) acele etme. (Sana düşen) “Rabbim ilmimi (ve anlayışımı) artır”, diye (dua etmektir).

  • 21:37 Enbiya: 37

    İnsan aceleci (bir tabiatla) yaratılmıştır. (Oysa Cenab-ı Hakk:) “Size ayetlerimi (ve va’ad ettiklerimi mutlaka) göstereceğim. Benden acele istemeyin” (diye ikaz buyurmaktadır).

  • 27:46 Neml: 46

    (Hz. Salih:) “Ey kavmim! Neden iyilikten önce kötülük konusunda acele ediyorsunuz? (Düşmanca hırsları ve hınçları bırakıp) Allah’tan bağışlanma dilemeniz gerekmez mi? Umulur ki (rahmet olunup) esirgenirsiniz” demişti.

  • 27:72 Neml: 72

    (Onlara) De ki: “Belki de acele ettiğiniz (azabın) bir kısmı arkanıza takılmıştır (ve yakında size ulaşacaktır, bekleyin).”

  • 29:53 Ankebut: 53

    (Hakka ve halka hıyanet edenler, va’ad edilen) Azabı(n gelmesi hususunda) Senden acele (davranmanı) istiyorlar. Şayet adı konulmuş bir ecel (tayin edilmiş bir vakit) olmasaydı, herhalde onlara azap çoktan gelip çatmıştı. Fakat kendileri şuurunda ve farkında olmadan, (azap ve yıkım) mutlaka apansız gelip onları bulacaktır.

  • 29:54 Ankebut: 54

    (O kâfirler) Azabın (bir an evvel gelmesi için) Senden acele (davranmanı) istiyorlar ya... Oysa gerçekten cehennem, o inkâr edenleri (zaten) kuşatmış durumdadır. (Ruhları ve vicdanları şu anda bile huzursuzluk içinde kıvranmaktadır.)

  • 37:176 Sâffât: 176

    Şimdi onlar, Bizim azabımızı (ve intikamımızı hemen) acele mi istemektedirler?

  • 42:18 Şûrâ: 18

    (Kur’ani hâkimiyet ve kıyamet haberi Hakk ise, haydi hemen gelsin de görelim! diyerek) Onda acele edenler, (gerçekte) ona inanmayan kimselerdir. İman edenler ise, O’na (Allah’a ve azabına) karşı bir korku içindedirler ve O’nun gerçekten Hakk olduğunu bilirler. Haberiniz olsun ve dikkatli bulunun ki; (İslami medeniyet müjdesinin ve kıyamet) saatinin (asılsız olduğu) konusunda itiraz ve münakaşaya tutuşanlar, gerçekte uzak bir sapkınlık içinde bulunmakta (ve bocalamakta)dırlar!

  • 46:24 Ahkaf: 24

    Derken, onu (azabı ve yıkımı) kendi vadilerine doğru yönelerek gelen bir bulut şeklinde gördükleri zaman, (işte herhalde) "Bu bize yağmur yağdıracak bir buluttur" demişlerdi. (Ve boşuna sevinmişlerdi. Zaferi ve izzeti; İslami cihadda değil, zalim güçlere yaranmakta arayanların boş umutları ve kuruntuları da, rahmet zannedilen musibet bulutları gibidir.) Hayır o (gelen), kendisi için acele ettiğiniz (felaket olayıdır. Bu öyle) bir rüzgârdır ki (zafer ve bereket sanıldığı halde;) onda acı bir azap (ve yıkım) vardır. (Ve sizi kum fırtınasıyla boğacaktır!)

  • 46:35 Ahkaf: 35

    (Ey Nebim!) O halde, Ulü'l-Azim (azim sahibi, kararlılık ve dayanıklılık ehli) peygamberler gibi Sen de sabret. (Zalimler ve hainler hakkında) Onlarla ilgili (kararım konusunda) acele etme! Onlara va’ad edilen azabı (yakında) gördükleri gün, sanki dünyada sadece gündüzün bir saati kadar (çok az bir zaman kalmış) gibi olacaklar (başlarına gelen beladan ve kötü sondan dolayı yaşadıkları saltanat dönemleri kendileri için zillete ve nedamete dönüşmüş bulunacak)dır. Bu bir tebliğ (ve hatırlatma)dır. Artık fasık olan (günahlara dalıp Hakk yoldan sapıtan) kimselerden başkası helake uğratılır mı?

  • 51:14 Zâriyât: 14

    “(Haydi) Tadın fitnenizi (şimdi fesatlık ve fasıklığınızın cezasını çekin). Bu, sizin pek acele isteyip durduğunuz şeydir” (denilip cehenneme sürüklenecekler).

  • 51:59 Zâriyât: 59

    Artık kesinlikle, (bütün) zulmedenler için, (geçmişteki) yoldaşlarının kötülüklerine benzer bir günah (ve akıbet) vardır. Şu halde (belalarını bulmak için) acele etmesinler. (Allah onları ve yaptıklarını asla unutmayacaktır.)

  • 64:17 Teğabün: 17

    Eğer Allah'a güzel bir borç verecek olursanız (ihtiyaç fazlası birikiminizi ahiret hazırlığına ve başkaları kredi olarak kullansın diye İslam Nizamındaki faizsiz Devlet Bankasına yatırırsanız), onu sizin için kat kat artırır ve sizi bağışlar. Allah Şekûr'dur (şükrü kabul edip çok ihsan eden), Halîm'dir (cezayı vermekte acele etmeyen, hatayı hoş görüp erteleyendir).

  • 75:16 Kıyamet: 16

    (Ey Nebim, Cebrail Sana vahiy getirdiğinde) Onu (Kur’an’ı kavrayıp ezberlemek için) aceleye kapılıp dilini onunla hareket ettirip-durman (yersizdir).

  • 6:57 En'am: 57

    قُلْ اِنّٖي عَلٰى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبّٖي وَكَذَّبْتُمْ بِهٖۜ مَا عِنْدٖي مَا تَسْتَعْجِلُونَ بِهٖۜ اِنِ الْحُكْمُ اِلَّا لِلّٰهِۜ يَقُصُّ الْحَقَّ وَهُوَ خَيْرُ الْفَاصِلٖينَ

    De ki: "Ben, gerçekten Rabbimden kesin bir belge (Kur’an-ı Kerim) üzerindeyim, siz ise onu yalanladınız. Sizin kendisine acele ettiğiniz (azap) yanımda (ve Benim kararımda) değildir. Hüküm yalnızca Allah'ındır. O, sadece Hakk olanı anlatır ve O, (yararlıyı ve zararlıyı) ayırt edenlerin en hayırlısıdır."

  • 6:58 En'am: 58

    قُلْ لَوْ اَنَّ عِنْدٖي مَا تَسْتَعْجِلُونَ بِهٖ لَقُضِيَ الْاَمْرُ بَيْنٖي وَبَيْنَكُمْۜ وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِالظَّالِمٖينَ

    De ki: "Kendisine acele etmekte (ve doğruysa haydi gelsin demekte) olduğunuz şey (hak ettiğiniz felaket ve akıbet); Benim yanımda olsaydı, Benimle sizin aranızda iş elbette (hemen) bitirilmiş olurdu. Allah zulmedenleri en iyi Bilendir” (ama imtihan için fırsat tanımaktadır).

  • 16:1 Nahl: 1

    اَتٰٓى اَمْرُ اللّٰهِ فَلَا تَسْتَعْجِلُوهُۜ سُبْحَانَهُ وَتَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ

    Allah'ın emri gelmiştir, (İslam Dini kemâle erdirilmiştir; hem kâfir zalimlere hem de mü’min mücahitlere va’ad olunan şeyler yaklaşıvermektedir.) Artık o konu(lar)da acele etmeyin (gerçekleşmesini hemen istemeyin). O (Allah), şirk koştukları şeylerden (ve her türlü eksiklikten) münezzehtir ve çok Yücedir.

  • 17:11 İsrâ: 11

    وَيَدْعُ الْاِنْسَانُ بِالشَّرِّ دُعَٓاءَهُ بِالْخَيْرِۜ وَكَانَ الْاِنْسَانُ عَجُولًا

    İnsan hayra dua ettiği gibi şerre de dua edip (durmaktadır. Kendisi için iyi mi olur, kötü mü olur bilmeden, her şeyi ısrarla arzulamaktadır). Zira insan pek aceleci olmakta (birtakım hayal ve heveslerine kavuşmak, hem de bazı sıkıntı ve sorunlarından bir an evvel kurtulmak hususunda çok sabırsız davranmakta)dır.

  • 19:84 Meryem: 84

    فَلَا تَعْجَلْ عَلَيْهِمْۜ اِنَّمَا نَعُدُّ لَهُمْ عَدًّاۚ

    (Bu nedenle) Onlara karşı (zafere erişmen ve hezimetlerini görmen hususunda) acele davranma; Biz onlar için sadece (mühlet günlerini) sayıp durmaktayız. (Helak olmalarını takdir ettiğimiz anı kollamaktayız.)

  • 20:84 Taha: 84

    قَالَ هُمْ اُو۬لَٓاءِ عَلٰٓى اَثَرٖي وَعَجِلْتُ اِلَيْكَ رَبِّ لِتَرْضٰى

    (O da:) "Onlar arkamda(n beni takip ediyor) izim ve eserim (öğretilerim) üzerinde bulunuyorlar; (bu yüzden) hoşnut kalman (ve rızana ulaşmam) için, Sana gelmekte acele ettim Rabbim" diye (yanıtlamıştı).

  • 20:114 Taha: 114

    فَتَعَالَى اللّٰهُ الْمَلِكُ الْحَقُّۚ وَلَا تَعْجَلْ بِالْقُرْاٰنِ مِنْ قَبْلِ اَنْ يُقْضٰٓى اِلَيْكَ وَحْيُهُۘ وَقُلْ رَبِّ زِدْنٖي عِلْمًا

    Hakk olan, Tek ve Mutlak hükümdar olan Allah ne kadar Yücedir. (Ey Nebim!) O’nun (Allah’ın) vahyi Sana gelip-tamamlanmadan evvel, (telaşlanıp) Kur’an’ı (ezberlemek konusunda) acele etme. (Sana düşen) “Rabbim ilmimi (ve anlayışımı) artır”, diye (dua etmektir).

  • 21:37 Enbiya: 37

    خُلِقَ الْاِنْسَانُ مِنْ عَجَلٍۜ سَاُرٖيكُمْ اٰيَاتٖي فَلَا تَسْتَعْجِلُونِ

    İnsan aceleci (bir tabiatla) yaratılmıştır. (Oysa Cenab-ı Hakk:) “Size ayetlerimi (ve va’ad ettiklerimi mutlaka) göstereceğim. Benden acele istemeyin” (diye ikaz buyurmaktadır).

  • 27:46 Neml: 46

    قَالَ يَا قَوْمِ لِمَ تَسْتَعْجِلُونَ بِالسَّيِّئَةِ قَبْلَ الْحَسَنَةِۚ لَوْلَا تَسْتَغْفِرُونَ اللّٰهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ

    (Hz. Salih:) “Ey kavmim! Neden iyilikten önce kötülük konusunda acele ediyorsunuz? (Düşmanca hırsları ve hınçları bırakıp) Allah’tan bağışlanma dilemeniz gerekmez mi? Umulur ki (rahmet olunup) esirgenirsiniz” demişti.

  • 27:72 Neml: 72

    قُلْ عَسٰٓى اَنْ يَكُونَ رَدِفَ لَكُمْ بَعْضُ الَّذٖي تَسْتَعْجِلُونَ

    (Onlara) De ki: “Belki de acele ettiğiniz (azabın) bir kısmı arkanıza takılmıştır (ve yakında size ulaşacaktır, bekleyin).”

  • 29:53 Ankebut: 53

    وَيَسْتَعْجِلُونَكَ بِالْعَذَابِۜ وَلَوْلَٓا اَجَلٌ مُسَمًّى لَجَٓاءَهُمُ الْعَذَابُۜ وَلَيَأْتِيَنَّهُمْ بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ

    (Hakka ve halka hıyanet edenler, va’ad edilen) Azabı(n gelmesi hususunda) Senden acele (davranmanı) istiyorlar. Şayet adı konulmuş bir ecel (tayin edilmiş bir vakit) olmasaydı, herhalde onlara azap çoktan gelip çatmıştı. Fakat kendileri şuurunda ve farkında olmadan, (azap ve yıkım) mutlaka apansız gelip onları bulacaktır.

  • 29:54 Ankebut: 54

    يَسْتَعْجِلُونَكَ بِالْعَذَابِۜ وَاِنَّ جَهَنَّمَ لَمُحٖيطَةٌ بِالْكَافِرٖينَۙ

    (O kâfirler) Azabın (bir an evvel gelmesi için) Senden acele (davranmanı) istiyorlar ya... Oysa gerçekten cehennem, o inkâr edenleri (zaten) kuşatmış durumdadır. (Ruhları ve vicdanları şu anda bile huzursuzluk içinde kıvranmaktadır.)

  • 37:176 Sâffât: 176

    اَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ

    Şimdi onlar, Bizim azabımızı (ve intikamımızı hemen) acele mi istemektedirler?

  • 42:18 Şûrâ: 18

    يَسْتَعْجِلُ بِهَا الَّذٖينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِهَاۚ وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا مُشْفِقُونَ مِنْهَاۙ وَيَعْلَمُونَ اَنَّهَا الْحَقُّۜ اَلَٓا اِنَّ الَّذٖينَ يُمَارُونَ فِي السَّاعَةِ لَفٖي ضَلَالٍ بَعٖيدٍ

    (Kur’ani hâkimiyet ve kıyamet haberi Hakk ise, haydi hemen gelsin de görelim! diyerek) Onda acele edenler, (gerçekte) ona inanmayan kimselerdir. İman edenler ise, O’na (Allah’a ve azabına) karşı bir korku içindedirler ve O’nun gerçekten Hakk olduğunu bilirler. Haberiniz olsun ve dikkatli bulunun ki; (İslami medeniyet müjdesinin ve kıyamet) saatinin (asılsız olduğu) konusunda itiraz ve münakaşaya tutuşanlar, gerçekte uzak bir sapkınlık içinde bulunmakta (ve bocalamakta)dırlar!

  • 46:24 Ahkaf: 24

    فَلَمَّا رَاَوْهُ عَارِضًا مُسْتَقْبِلَ اَوْدِيَتِهِمْۙ قَالُوا هٰذَا عَارِضٌ مُمْطِرُنَاۜ بَلْ هُوَ مَا اسْتَعْجَلْتُمْ بِهٖۜ رٖيحٌ فٖيهَا عَذَابٌ اَلٖيمٌۙ

    Derken, onu (azabı ve yıkımı) kendi vadilerine doğru yönelerek gelen bir bulut şeklinde gördükleri zaman, (işte herhalde) "Bu bize yağmur yağdıracak bir buluttur" demişlerdi. (Ve boşuna sevinmişlerdi. Zaferi ve izzeti; İslami cihadda değil, zalim güçlere yaranmakta arayanların boş umutları ve kuruntuları da, rahmet zannedilen musibet bulutları gibidir.) Hayır o (gelen), kendisi için acele ettiğiniz (felaket olayıdır. Bu öyle) bir rüzgârdır ki (zafer ve bereket sanıldığı halde;) onda acı bir azap (ve yıkım) vardır. (Ve sizi kum fırtınasıyla boğacaktır!)

  • 46:35 Ahkaf: 35

    فَاصْبِرْ كَمَا صَبَرَ اُو۬لُوا الْعَزْمِ مِنَ الرُّسُلِ وَلَا تَسْتَعْجِلْ لَهُمْۜ كَاَنَّهُمْ يَوْمَ يَرَوْنَ مَا يُوعَدُونَۙ لَمْ يَلْبَثُٓوا اِلَّا سَاعَةً مِنْ نَهَارٍۜ بَلَاغٌۚ فَهَلْ يُهْلَكُ اِلَّا الْقَوْمُ الْفَاسِقُونَ

    (Ey Nebim!) O halde, Ulü'l-Azim (azim sahibi, kararlılık ve dayanıklılık ehli) peygamberler gibi Sen de sabret. (Zalimler ve hainler hakkında) Onlarla ilgili (kararım konusunda) acele etme! Onlara va’ad edilen azabı (yakında) gördükleri gün, sanki dünyada sadece gündüzün bir saati kadar (çok az bir zaman kalmış) gibi olacaklar (başlarına gelen beladan ve kötü sondan dolayı yaşadıkları saltanat dönemleri kendileri için zillete ve nedamete dönüşmüş bulunacak)dır. Bu bir tebliğ (ve hatırlatma)dır. Artık fasık olan (günahlara dalıp Hakk yoldan sapıtan) kimselerden başkası helake uğratılır mı?

  • 51:14 Zâriyât: 14

    ذُوقُوا فِتْنَتَكُمْۜ هٰذَا الَّذٖي كُنْتُمْ بِهٖ تَسْتَعْجِلُونَ

    “(Haydi) Tadın fitnenizi (şimdi fesatlık ve fasıklığınızın cezasını çekin). Bu, sizin pek acele isteyip durduğunuz şeydir” (denilip cehenneme sürüklenecekler).

  • 51:59 Zâriyât: 59

    فَاِنَّ لِلَّذٖينَ ظَلَمُوا ذَنُوبًا مِثْلَ ذَنُوبِ اَصْحَابِهِمْ فَلَا يَسْتَعْجِلُونِ

    Artık kesinlikle, (bütün) zulmedenler için, (geçmişteki) yoldaşlarının kötülüklerine benzer bir günah (ve akıbet) vardır. Şu halde (belalarını bulmak için) acele etmesinler. (Allah onları ve yaptıklarını asla unutmayacaktır.)

  • 64:17 Teğabün: 17

    اِنْ تُقْرِضُوا اللّٰهَ قَرْضًا حَسَنًا يُضَاعِفْهُ لَكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْۜ وَاللّٰهُ شَكُورٌ حَلٖيمٌۙ

    Eğer Allah'a güzel bir borç verecek olursanız (ihtiyaç fazlası birikiminizi ahiret hazırlığına ve başkaları kredi olarak kullansın diye İslam Nizamındaki faizsiz Devlet Bankasına yatırırsanız), onu sizin için kat kat artırır ve sizi bağışlar. Allah Şekûr'dur (şükrü kabul edip çok ihsan eden), Halîm'dir (cezayı vermekte acele etmeyen, hatayı hoş görüp erteleyendir).

  • 75:16 Kıyamet: 16

    لَا تُحَرِّكْ بِهٖ لِسَانَكَ لِتَعْجَلَ بِهٖۜ

    (Ey Nebim, Cebrail Sana vahiy getirdiğinde) Onu (Kur’an’ı kavrayıp ezberlemek için) aceleye kapılıp dilini onunla hareket ettirip-durman (yersizdir).