• 6:99 En'am: 99

    O (Allah), gökten su (yağmur ve kar) indirendir. Bununla her şeyin bitkisini canlandırdık, ondan bir yeşillik çıkardık, ondan da birbiri üstüne bindirilmiş taneler (meyveler, sebzeler) türetiyoruz. Ve hurma ağacının tomurcuğundan da yere sarkmış salkımlar, -birbirine benzeyen ve benzemeyen- üzümlerden, zeytinden ve nardan (ve binbir çeşit meyvelerden) bahçeler (oluşturuveriyoruz. Bütün bunların) meyvesine, ürün verdiğinde ve olgunluğa eriştiğinde (dikkatle ve ibretle) bir bakıverin. Şüphesiz inanacak bir topluluk için bütün bunlarda gerçekten ayetler ve ibretler vardır.

  • 12:43 Yusuf: 43

    (Bu arada Mısır) Meliki: "Ben (rüyamda) yedi besili inek gördüm ki, yedi zayıf inek onları yiyordu; bir de yedi yeşil başak(la beraber) ve diğerleri ise kupkuru (yedi başak daha gördüm ki, kuru başaklar yeşil başakları) sarmalamış (yutuyordu!) Ey önde gelen (kâhin-bilginler,) eğer rüya tabir ediyorsanız benim bu rüyamı çözüverin" demişti.

  • 12:46 Yusuf: 46

    (Oradan zindana gidip:) "Yusuf, ey doğru (sözlü insan)! Yedi besili ineği yedi zayıf (ineğin) yemesi ve yedi yeşil başağın ise diğer kuru olan (yedi başak tarafından) sarmalanıp (kurutuluvermesi) konusunda bize fetva ver. (Bu rüyanın anlamı nedir?) Umarım ki insanlara da (senin söylediklerinle ve isabetli te’villerinle) dönerim, belki onlar (bunun anlamını ve senin faziletli farkını) öğrenmiş olurlar" (ricasını iletmişti).

  • 18:31 Kehf: 31

    İşte bunlar için; altından ırmaklar (ve havuzlu şelaleler) akan Adn cennetleri onlarındır, orada altın bileziklerle süslenip (onurlu ve huzurlu yaşayacaklardır), hafif ipekten (ferahlık verici iç giysiler) ve ağır işlenmiş atlastan yeşil (dış) elbiseler giyip (kuşanacaklardır) ve tahtlar üzerinde kurulup-yaslanacaklardır. (Bu,) Ne güzel sevap ve ne güzel yastıklar (koltuklar, tahtlar ve döşeklerdir).

  • 36:80 Yâsin: 80

    Ki O, size (yaş ve) yeşil ağaçtan (kolayca yanan) bir ateş kılıp çıkarandır; siz de ondan tutuşturup yakıyorsunuz. (Hâlâ düşünmez misiniz ki; Hicaz’daki Merh ve Afar gibi yaş ve yeşil dalları birbirine hızla sürtüldüğünde demir ve çakmak taşı gibi kıvılcım çıkarıp ateşe dönüşmektedir!?)

  • 55:76 Rahmân: 76

    (O cennetlerde) Yeşil yastıklara ve çarpıcı güzellikteki döşeklere (yatıp, ipek halılara ve koltuklara) yaslanıp (huzurun ve mutluluğun tadını çıkaracaklardır).

  • 76:21 İnsan: 21

    (Mü’min, müstakim ve mücahit kulların) Onların üzerinde hafif ipekten (iç giysiler) ve ağır işlenmiş atlastan (dış) yeşil elbiseler vardır. Gümüşten bileziklerle bezenmişlerdir. Rableri onlara tertemiz (ve huzur verici) bir şarap içirmiştir.

  • 6:99 En'am: 99

    وَهُوَ الَّذٖٓي اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءًۚ فَاَخْرَجْنَا بِهٖ نَبَاتَ كُلِّ شَيْءٍ فَاَخْرَجْنَا مِنْهُ خَضِرًا نُخْرِجُ مِنْهُ حَبًّا مُتَرَاكِبًاۚ وَمِنَ النَّخْلِ مِنْ طَلْعِهَا قِنْوَانٌ دَانِيَةٌ وَجَنَّاتٍ مِنْ اَعْنَابٍ وَالزَّيْتُونَ وَالرُّمَّانَ مُشْتَبِهًا وَغَيْرَ مُتَشَابِهٍۜ اُنْظُرُٓوا اِلٰى ثَمَرِهٖٓ اِذَٓا اَثْمَرَ وَيَنْعِهٖۜ اِنَّ فٖي ذٰلِكُمْ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ

    O (Allah), gökten su (yağmur ve kar) indirendir. Bununla her şeyin bitkisini canlandırdık, ondan bir yeşillik çıkardık, ondan da birbiri üstüne bindirilmiş taneler (meyveler, sebzeler) türetiyoruz. Ve hurma ağacının tomurcuğundan da yere sarkmış salkımlar, -birbirine benzeyen ve benzemeyen- üzümlerden, zeytinden ve nardan (ve binbir çeşit meyvelerden) bahçeler (oluşturuveriyoruz. Bütün bunların) meyvesine, ürün verdiğinde ve olgunluğa eriştiğinde (dikkatle ve ibretle) bir bakıverin. Şüphesiz inanacak bir topluluk için bütün bunlarda gerçekten ayetler ve ibretler vardır.

  • 12:43 Yusuf: 43

    وَقَالَ الْمَلِكُ اِنّٖٓي اَرٰى سَبْعَ بَقَرَاتٍ سِمَانٍ يَأْكُلُهُنَّ سَبْعٌ عِجَافٌ وَسَبْعَ سُنْبُلَاتٍ خُضْرٍ وَاُخَرَ يَابِسَاتٍۜ يَٓا اَيُّهَا الْمَلَاُ اَفْتُونٖي فٖي رُءْيَايَ اِنْ كُنْتُمْ لِلرُّءْيَا تَعْبُرُونَ

    (Bu arada Mısır) Meliki: "Ben (rüyamda) yedi besili inek gördüm ki, yedi zayıf inek onları yiyordu; bir de yedi yeşil başak(la beraber) ve diğerleri ise kupkuru (yedi başak daha gördüm ki, kuru başaklar yeşil başakları) sarmalamış (yutuyordu!) Ey önde gelen (kâhin-bilginler,) eğer rüya tabir ediyorsanız benim bu rüyamı çözüverin" demişti.

  • 12:46 Yusuf: 46

    يُوسُفُ اَيُّهَا الصِّدّٖيقُ اَفْتِنَا فٖي سَبْعِ بَقَرَاتٍ سِمَانٍ يَأْكُلُهُنَّ سَبْعٌ عِجَافٌ وَسَبْعِ سُنْبُلَاتٍ خُضْرٍ وَاُخَرَ يَابِسَاتٍۙ لَعَلّٖٓي اَرْجِعُ اِلَى النَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَعْلَمُونَ

    (Oradan zindana gidip:) "Yusuf, ey doğru (sözlü insan)! Yedi besili ineği yedi zayıf (ineğin) yemesi ve yedi yeşil başağın ise diğer kuru olan (yedi başak tarafından) sarmalanıp (kurutuluvermesi) konusunda bize fetva ver. (Bu rüyanın anlamı nedir?) Umarım ki insanlara da (senin söylediklerinle ve isabetli te’villerinle) dönerim, belki onlar (bunun anlamını ve senin faziletli farkını) öğrenmiş olurlar" (ricasını iletmişti).

  • 18:31 Kehf: 31

    اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ جَنَّاتُ عَدْنٍ تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهِمُ الْاَنْهَارُ يُحَلَّوْنَ فٖيهَا مِنْ اَسَاوِرَ مِنْ ذَهَبٍ وَيَلْبَسُونَ ثِيَابًا خُضْرًا مِنْ سُنْدُسٍ وَاِسْتَبْرَقٍ مُتَّكِـٖٔينَ فٖيهَا عَلَى الْاَرَٓائِكِۜ نِعْمَ الثَّوَابُۜ وَحَسُنَتْ مُرْتَفَقًا۟

    İşte bunlar için; altından ırmaklar (ve havuzlu şelaleler) akan Adn cennetleri onlarındır, orada altın bileziklerle süslenip (onurlu ve huzurlu yaşayacaklardır), hafif ipekten (ferahlık verici iç giysiler) ve ağır işlenmiş atlastan yeşil (dış) elbiseler giyip (kuşanacaklardır) ve tahtlar üzerinde kurulup-yaslanacaklardır. (Bu,) Ne güzel sevap ve ne güzel yastıklar (koltuklar, tahtlar ve döşeklerdir).

  • 36:80 Yâsin: 80

    اَلَّذٖي جَعَلَ لَكُمْ مِنَ الشَّجَرِ الْاَخْضَرِ نَارًا فَاِذَٓا اَنْتُمْ مِنْهُ تُوقِدُونَ

    Ki O, size (yaş ve) yeşil ağaçtan (kolayca yanan) bir ateş kılıp çıkarandır; siz de ondan tutuşturup yakıyorsunuz. (Hâlâ düşünmez misiniz ki; Hicaz’daki Merh ve Afar gibi yaş ve yeşil dalları birbirine hızla sürtüldüğünde demir ve çakmak taşı gibi kıvılcım çıkarıp ateşe dönüşmektedir!?)

  • 55:76 Rahmân: 76

    مُتَّكِـٖٔينَ عَلٰى رَفْرَفٍ خُضْرٍ وَعَبْقَرِيٍّ حِسَانٍۚ

    (O cennetlerde) Yeşil yastıklara ve çarpıcı güzellikteki döşeklere (yatıp, ipek halılara ve koltuklara) yaslanıp (huzurun ve mutluluğun tadını çıkaracaklardır).

  • 76:21 İnsan: 21

    عَالِيَهُمْ ثِيَابُ سُنْدُسٍ خُضْرٌ وَاِسْتَبْرَقٌۘ وَحُلُّٓوا اَسَاوِرَ مِنْ فِضَّةٍۚ وَسَقٰيهُمْ رَبُّهُمْ شَرَابًا طَهُورًا

    (Mü’min, müstakim ve mücahit kulların) Onların üzerinde hafif ipekten (iç giysiler) ve ağır işlenmiş atlastan (dış) yeşil elbiseler vardır. Gümüşten bileziklerle bezenmişlerdir. Rableri onlara tertemiz (ve huzur verici) bir şarap içirmiştir.

  • 6:99 En'am: 99

    وَهُوَ الَّذٖٓي اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءًۚ فَاَخْرَجْنَا بِهٖ نَبَاتَ كُلِّ شَيْءٍ فَاَخْرَجْنَا مِنْهُ خَضِرًا نُخْرِجُ مِنْهُ حَبًّا مُتَرَاكِبًاۚ وَمِنَ النَّخْلِ مِنْ طَلْعِهَا قِنْوَانٌ دَانِيَةٌ وَجَنَّاتٍ مِنْ اَعْنَابٍ وَالزَّيْتُونَ وَالرُّمَّانَ مُشْتَبِهًا وَغَيْرَ مُتَشَابِهٍۜ اُنْظُرُٓوا اِلٰى ثَمَرِهٖٓ اِذَٓا اَثْمَرَ وَيَنْعِهٖۜ اِنَّ فٖي ذٰلِكُمْ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ

  • 12:43 Yusuf: 43

    وَقَالَ الْمَلِكُ اِنّٖٓي اَرٰى سَبْعَ بَقَرَاتٍ سِمَانٍ يَأْكُلُهُنَّ سَبْعٌ عِجَافٌ وَسَبْعَ سُنْبُلَاتٍ خُضْرٍ وَاُخَرَ يَابِسَاتٍۜ يَٓا اَيُّهَا الْمَلَاُ اَفْتُونٖي فٖي رُءْيَايَ اِنْ كُنْتُمْ لِلرُّءْيَا تَعْبُرُونَ

  • 12:46 Yusuf: 46

    يُوسُفُ اَيُّهَا الصِّدّٖيقُ اَفْتِنَا فٖي سَبْعِ بَقَرَاتٍ سِمَانٍ يَأْكُلُهُنَّ سَبْعٌ عِجَافٌ وَسَبْعِ سُنْبُلَاتٍ خُضْرٍ وَاُخَرَ يَابِسَاتٍۙ لَعَلّٖٓي اَرْجِعُ اِلَى النَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَعْلَمُونَ

  • 18:31 Kehf: 31

    اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ جَنَّاتُ عَدْنٍ تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهِمُ الْاَنْهَارُ يُحَلَّوْنَ فٖيهَا مِنْ اَسَاوِرَ مِنْ ذَهَبٍ وَيَلْبَسُونَ ثِيَابًا خُضْرًا مِنْ سُنْدُسٍ وَاِسْتَبْرَقٍ مُتَّكِـٖٔينَ فٖيهَا عَلَى الْاَرَٓائِكِۜ نِعْمَ الثَّوَابُۜ وَحَسُنَتْ مُرْتَفَقًا۟

  • 36:80 Yâsin: 80

    اَلَّذٖي جَعَلَ لَكُمْ مِنَ الشَّجَرِ الْاَخْضَرِ نَارًا فَاِذَٓا اَنْتُمْ مِنْهُ تُوقِدُونَ

  • 55:76 Rahmân: 76

    مُتَّكِـٖٔينَ عَلٰى رَفْرَفٍ خُضْرٍ وَعَبْقَرِيٍّ حِسَانٍۚ

  • 76:21 İnsan: 21

    عَالِيَهُمْ ثِيَابُ سُنْدُسٍ خُضْرٌ وَاِسْتَبْرَقٌۘ وَحُلُّٓوا اَسَاوِرَ مِنْ فِضَّةٍۚ وَسَقٰيهُمْ رَبُّهُمْ شَرَابًا طَهُورًا