• 2:224 Bakara: 224

    Bir de yeminlerinizi bahane ederek; iyilik yapmanıza, (kötülükten) sakınmanıza ve insanların arasını düzeltip bulmanıza Allah'ı engel kılmayın. (Hayırsız ve yararsız yeminlerinizi bozmanız lazımdır; iyilik yapmanıza, kötülüklerden sakınmanıza ve insanların arasını düzeltip, barışa katkıda bulunmanıza, Allah adına yaptığınız yeminler engel sayılmamalıdır.) Allah (her şeyi) İşitendir, (hakkıyla) Bilendir.

  • 2:225 Bakara: 225

    Allah sizi, yeminlerinizdeki 'rastgele söylemlerinizden, boş ve kasıtsız olarak (ağzınızdan çıkan) sözler'den dolayı sorumlu tutmaz; fakat kalplerinizin (aldatma niyetli) kesb ve girişimlerinden (ve yalan yeminlerinizden) dolayı sorumlu tutar. Allah Bağışlayandır, yumuşak davranandır (Halîm’dir).

  • 2:226 Bakara: 226

    Kadınlarından uzaklaşmaya (ve onları boşamaya) yemin edenler için dört ay bekleme süresi vardır. Eğer (bu süre içinde pişman olup eşlerine) dönerlerse, (nikâhları yenilenmiş olacaktır;) şüphesiz Allah, Bağışlayandır, Esirgeyendir.

  • 3:77 Âl-i İmrân: 77

    Allah’ın ahdini ve (Hakk davasına bağlı kalacakları hususundaki sadakat) yeminlerini, (sonradan makam ve menfaat hırsıyla) az bir paha (yani dünyalık değersiz şeyler) karşılığı satanlar (var ya), işte onlar için ahirette hiçbir pay (paye ve şeref) olmayacaktır, kıyamet günü Allah onlarla konuşmayacak, yüzlerine bakmayacak ve onları temize çıkarmayacaktır. Onlar (dinlerini ve davalarını dünyalık çıkarına satanlar) için çok acı ve alçaltıcı bir azap vardır. (Dünyada zillet ve hezimeti, ahirette ise cehennemi hak etmişlerdir.)

  • 4:33 Nisa: 33

    Anne-babanın ve yakınların (ölüp de) geride bıraktıklarından her birine (akrabalık bağına göre) mirasçılar kılıverdik. Yeminlerinizin (akid ile) bağladığı (mallarını ve paralarını; borç, emanet ve rehin aldığınız) kimselere de kendi hakları olan paylarını verin. Şüphesiz Allah, her şeye şahit olandır (görüp değerlendirendir).

  • 4:62 Nisa: 62

    Öyleyse nasıl oluyor da, kendi ellerinin sundukları (kötü amellerinin ve bozuk emellerinin sebep oldukları) yüzünden, onlara bir musibet isabet edince, hemen ardından Sana gelerek: "Kuşkusuz, biz iyilik yapmaktan ve arayı bulup uzlaştırmaktan başka bir şey istememiştik" diye (yalan yere) Allah'a yemin etmektedirler!

  • 5:53 Maide: 53

    (O küfür cephesi ve köle düzeni yıkıldığı zaman şuurlu ve onurlu) Mü’minler (münafıklara) şöyle (seslenip) diyeceklerdir: “Bunlar mıydı o, bütün güçleriyle sizinle beraber olduklarına (ve arkanızda durup sizi koruyacaklarına) yemin edenler?” (Bakın o tapınıp sığındığınız şeytani güç odakları nasıl da yıkılmış ve sizi sahipsiz bırakmışlardır?) Artık (münafıkların) bütün çabaları boşa çıkmış ve hüsrana uğramışlardır.

  • 5:106 Maide: 106

    Ey iman edenler! Aranızdan herhangi birinize ölüm belirtisi gelip çattığı zaman, (yapacağınız) vasiyetin (hazırlanışı) sırasında, içinizden iki adaletli kişiyi şahit bulundurun. Veya yolculukta olup size ölüm musibeti gelip çatarsa, sizden (yakınlarınızdan) olmayan başka iki kişiyi (şahit tutuverin). Şayet (bunların vasiyeti değiştirmesinden) kuşkulanmanız durumunda (varisleri olarak; cenaze için kılınacak) namazdan sonra alıkoyup bekletirsiniz ki, onlar da: "Akraba dahi olsa onu (yeminimizi) hiçbir maddi değer ve teklif karşısında değiştirmeyeceğiz ve Allah'ın şahitliğini gizlemeyeceğiz. Aksi takdirde biz elbette günahkârlardan oluruz" diye Allah adına yemin etsinler (ki bu vasiyet resmi ve geçerli hale gelsin. Hayır için vasiyet mendûb -uygun ve güzeldir- ama borçları ve emanet eşyaları için farziyettir.)

  • 5:107 Maide: 107

    Eğer (sonradan) o ikisi aleyhinde (mirasçılara haksızlık yapılsın diye) günaha (bulaştıklarına ve su-i zanna) müstahak olduklarına ilişkin kesin kanaate ulaşılırsa (hile ve hıyanetleri ortaya çıkarsa), bu durumda haksızlığa uğrayanlardan (ölenin yakınlarından) iki kişi -ki bunlar daha çok hak sahibidirler- öbürlerinin yerine geçerler ve: "Bizim şahitliğimiz o ikisinin şahitliğinden şüphesiz daha doğrudur. Biz haddi aşmadık, (haksızlık yapmadık ve gerçeği çarpıtmadık) yoksa gerçekten zulmedenlerden oluruz" diye Allah'a yemin içsinler (ki adaletli karar verilsin).

  • 5:108 Maide: 108

    İşte bu (davranış), şahitliği gerektiği gibi yapmalarına, veya yemin ettikten sonra bu yeminlerinin reddedilmesinden korkup (hep doğru ve dürüst beyanda bulunmalarına) daha yakın (ve uygun bir tavırdır). Her halde Allah'tan korkup (küfür, zulüm ve kötülükten) sakının ve (emirlerini) dinleyip (itaatkâr davranın). Allah, fasıklar topluluğunu hidayete erdirmeyecek (doğru yola iletmeyecektir).

  • 6:109 En'am: 109

    Olanca yeminleriyle, eğer kendilerine bir ayet (mucize, elçi ve hak ölçüleri-adalet sistemi) gelirse, kesin olarak ona inanacaklarına (ve tâbi olacaklarına) dair Allah'a yemin ettiler. De ki: “Ayetler (mucizeler), ancak Allah katındadır.” Kaldı ki onlara (mucizeler) geldiği vakit bile, yine kesinlikle inanmayacaklarının farkında ve şuurunda değil misiniz?

  • 7:21 A'raf: 21

    Ve (İblis üstelik): "Gerçekten ben size (iyilik maksatlı) öğüt verenlerdenim" diye (yalan yere) yemin de etmişti. (Maalesef açık-saçıklık şeytanın en etkili şehvet tahrikidir ve ahlâk tahribidir.)

  • 7:49 A'raf: 49

    (Ardından onlara cennetlikleri göstererek) "Kendilerine Allah'ın bir rahmet eriştirmeyeceğine yemin ettiğiniz (ve hiçbir nimet ve fazilete layık görmediğiniz) kimseler bunlar mıydı? (Şimdi bakın ve pişmanlık içinde kıvranın ki, iman, itaat ve sadakat ehli mü’minler, ne kutlu ve mutlu bir sona kavuşmuşlardır. Ve mü'minlere dönerek:) Haydi girin cennete! (diyeceklerdir.) Sizin için artık korku yoktur ve mahzun da olmayacaksınız."

  • 9:12 Tevbe: 12

    Eğer antlaşmalarından sonra (tekrar) yeminlerinden dönerler ve dininize dil uzatırlarsa, küfrün önderleriyle çarpışıp savaşın. (Kâfir ve zalim odakların beyin takımını hedef alın.) Çünkü onların yeminleri(ne sadakatleri) yoktur. (Bu ciddi ve cesaretli tavrınız nedeniyle) Olur ki vazgeçip cayacaklardır.

  • 9:13 Tevbe: 13

    (Ey mü’minler!) Yeminlerini (ve Hakk Dine-davaya bağlılık sözlerini) bozan, Elçiyi (makamından ve diyarından) sürmeye çalışan ve önce onlar sizinle (yollarını ayırıp inandığınız değerlerle mücadeleye) başlayan, (dönek ve hain) bir toplulukla (siz hâlâ) niçin uğraşıp çarpışmıyorsunuz? Yoksa onlardan (ve arkasındaki odaklardan) korkuyor musunuz? Eğer inanıyorsanız, Kendisinden korkulmaya en layık olan Allah’tır.

  • 9:42 Tevbe: 42

    (Şayet onları çağırdığın şey) Yakın bir dünya menfaati ve orta halli (zahmetsiz) bir sefer olsaydı, herhalde (o münafıklar) Sana tâbi olurlardı. Fakat zorlukla (ve uzun zamanda) aşılacak mesafe (ve hizmetler) onlara uzak ve meşakkatli geldi. (Her biri birer bahane uydurup Tebük seferinden kaytardı.) Üstelik; “Eğer gücümüz ve imkânımız olsaydı, mutlaka sizinle beraber çıkardık” diye de gelip (yalan yere) Allah'a yemin ederek boşuna kendilerini helak ediyorlardı. Çünkü, Allah onların yalancı olduklarını elbette bilmektedir.

  • 9:56 Tevbe: 56

    (O münafıklar, hâlâ) Gerçekten sizden olduklarına (zahiren düşmanlarla işbirliğine girişseler de, içten ve gizlice davaya bağlılıklarına dair) Allah’a yemin ederler. Halbuki onlar (kesinlikle) sizden değillerdir. (Aslında) Onlar ancak korkak (ve Hakk davadan ayrılan kaypak) bir kavim (ve kesim)dir.

  • 9:62 Tevbe: 62

    (Münafıklar) Sizi hoşnut kılmak için (boşuna) Allah'a yemin ederler; oysa eğer (gerçekten) mü'min iseler, hoşnut kılınmaya Allah ve Elçisi daha layıktır.

  • 9:96 Tevbe: 96

    (Buna rağmen, münafık tıynetleri gereği) Kendilerinden hoşnut olmanız (ve samimi olduklarına inanmanız) için size yemin edip duracaklardır. (Halbuki) Siz onlardan hoşnut olsanız bile, şüphesiz Allah, (Hakka hıyanet eden) fasıklar topluluğundan asla razı (ve memnun) olmayacaktır.

  • 9:107 Tevbe: 107

    • Mescid-i Dırar ve Münafıklar: Bir de (münafıklık damarıyla, Müslümanlara ve Hakk dava mensuplarına) zarar vermek (ve zayıflatmak), küfrü (ve nifak cephesinin gücünü) artırmak, mü’minlerin (Hakka ve hayra hizmet ekibinin) arasını açmak (üzere)... Ve daha önce (başından beri) Allah’a ve Resulüne (Hakk Dine ve adalet düzenine) karşı (açıkça) savaş açmış kimselerin (müşrik ve münkir kesimlerin desteğini) gözetleyip (onlardan makam, menfaat ve madalya almak) için, (ayrı) bir mescit (yeni bir merkez, hizip, ekip) kuranlar da vardır ki; (bu münafıklar: "Biz bu yeni merkezi ve hareketi yaparken;) iyi ve güzel gayretlerden (ve hayırlı hizmetlerden) başka (kötü) bir şey amaçlamadık” diye (yalan yere) yemin edeceklerdir. Oysa Allah şahitlik edip, (kesinlikle biliyor ve haber veriyor ki) şüphesiz onlar (yamuklaşmış ve İslam düşmanlarına yanaşmış) yalancı kimselerdir.

  • 16:38 Nahl: 38

    Onlar, en güçlü yeminleriyle: "Öleni Allah (yeniden) diriltmez" diye yemin ettiler. Hayır; bu (hesaba çekmek üzere diriltme işi), O'nun üzerinde hak olan bir vaiddir (Allah kesin söz vermiştir), ancak insanların çoğu (bunu) bilmezler. (Onlar cahiller ve gafillerdir.)

  • 16:94 Nahl: 94

    (Bu nedenle) Yeminlerinizi kendi aranızda, bir (yolsuzluk ve ara)bozuculuk aracı edinmeyin (insanları aldatmak için Allah’ın adını vermeyin); sonra sapasağlam basan ayak(larınız Hakk’tan ve hayırdan) kayar ve (insanları) Allah'ın yolundan alıkoyduğunuz için (yaptığınız) kötülüğün (acısını ve cezasını) tadarsınız. (Böyle yaparsanız ayrıca ahirette de) Büyük azap sizin içindir.

  • 16:95 Nahl: 95

    Allah’ın ahdini (Hakk adına verdiğiniz garantileri ve sözleşmeleri basit dünyalık çıkarlar karşılığı) değersiz bir menfaate satmayın. Eğer (iyice düşünüp gerçeği) bilirseniz (Rabbinizin rızasını ve ahiret yatırımınızı gözetirseniz) Allah katında olan, (samimiyet ve gayret ehli mü’minlere va’ad edilmiş bulunan) sizin için daha hayırlıdır (ve gereklidir).

  • 24:6 Nur: 6

    Kendi eşlerine (zina isnadı) atan ve kendileri dışında (başka) şahitleri de bulunmayan (koca)lara gelince; işte bu durumda olanlardan her birinin şahitliği ise, dört defa “Allah şahittir ki” yemini ile kendisinin kesinlikle doğru söylediğini (ve karısına asla iftira etmediğini söylemeleridir).

  • 24:7 Nur: 7

    (Artık) Beşincisinde: Eğer yalancılardan ise, Allah’ın lanetinin mutlaka kendi üzerine olması(nı dileyip kabul etmesidir).

  • 24:8 Nur: 8

    (Bu sefer) Onun (kadının) da dört kere “Allah şahittir ki” şeklindeki yeminle, onun (kocasının) hiç şüphesiz yalan söyleyenlerden olduğuna dair şahitlik etmesi, kendisinden (zina için öngörülen) cezayı uzaklaştırıp kaldırıverir.

  • 24:9 Nur: 9

    Kadının beşinci (yemini) ise, eğer o (kocası) doğru söylüyor ise, kesinlikle Allah'ın gazabının kendi üzerinde olması(nı kabul etmesi)dir. (Bundan sonra hâkim tarafından boşanmalarına hükmedilir.)

  • 24:53 Nur: 53

    (Ey Resulüm!) Eğer Sen onlara emrettiğin takdirde, (cihad için hemen sefere) çıkacaklarına dair (münafıklar) yeminlerinin olanca gücüyle Allah'a and içmektedirler. De ki: “Boşuna yemin etmeyin, (sizden istenen sadece) bilinen (örf üzere beklenen) bir itaattir. Allah, (bütün) yaptıklarınıza (en ince ayrıntılarına kadar) Habîr’dir.” (Her şeyin ve herkesin niyetini ve mahiyetini Bilendir.)

  • 33:4 Ahzâb: 4

    Allah, bir adamın kendi (göğüs) boşluğu içinde iki kalp kılmamış (iki gönül yaratmamıştır. İmanla beraber inkârın ve nifakın bir kalpte barışık bulunması imkânsızdır). Ve kendilerini annelerinize benzeterek yemin konusu yaptığınız (zıharda bulunup “Artık bana annem gibisin” diyerek boşadığınız) eşlerinizi sizin anneleriniz yapmamıştır; (başkalarından alıp edindiğiniz) evlatlıklarınızı da sizin (öz) çocuklarınız saymamıştır. Bunlar sadece sizin ağzınızla söylediğiniz (boş laflardır. Her konuda elbette) Hakkı söyleyen ve (doğru olan) yola yöneltip-ileten ise ancak Allah’tır.

  • 35:42 Fâtır: 42

    (Kitap ehli olan dini cemaatlerle, biz de Allah’a inanıyoruz diyen putçu müşrikler) En güçlü yeminleriyle Allah’a kasem ettiler, şayet kendilerine bir nezir (uyarıcı ve Hakka çağırıcı) gelirse, herhangi bir ümmetten (ve kesimlerden) daha fazla (ve sadakatle Hakka ve) hidayete tâbi olacaklarına (ve O Elçiye sahip çıkacaklarına dair söz verdiler). Ancak, (o ısrarla istedikleri ve bekledikleri kurtarıcı ve) uyarıcı Zat kendilerine gelince (bu durum) onların nefretlerini artırmaktan (ve Hakk’tan uzaklaşmalarından) başka işe yaramamıştı.

  • 56:75 Vâkıa: 75

    Artık yemin olsun, (vahyin yer ettiği gönüllere ve) yıldızların (mevki) yerlerine! (Belki de o yıldız eriyip tükenmiştir, şimdi görülen onun milyonlarca yıl sonra bize yeni ulaşan eski halidir.)

  • 56:76 Vâkıa: 76

    Şüphesiz bu, eğer bilirseniz gerçekten büyük bir yemindir.

  • 58:14 Mücâdele: 14

    Allah'ın kendilerine karşı gazaplandığı bir kavmi (Siyonist Yahudileri, işbirlikçilerini ve zalim müşrikleri) veli (dost ve müttefik) edinenleri görmüyor (ve hâlâ anlamıyor) musun(uz)? Onlar ne sizden, ne de onlardandırlar. (Bunlar ortada kalmış hain ve gafil takımıdırlar.) Kendileri de (açıkça bu gerçeği) bildikleri halde, (Hakk ve hayır niyetli olduklarına) yalan üzere yemin edip durmaktadırlar (ve bunlar mü’minleri aldatıp oyalamaya çalışmaktadırlar).

  • 58:16 Mücâdele: 16

    Onlar (“Biz İslam’a hizmet için Yahudi ve Hristiyanları oyalamaktayız,” diyerek) yeminlerini bir siper edinip (dindarlıklarının arkasına saklanarak), böylece (mü’minleri) Allah'ın yolundan alıkoyup (Hakk’tan saptırmaya çalışmaktadırlar). Artık onlar için alçaltıcı bir azap vardır.

  • 58:18 Mücâdele: 18

    Allah'ın onların hepsini dirilteceği gün; sizlere (yalan yere) yemin ettikleri gibi O'na (Allah’a) da yemin etmeye (ve hâşâ O’nu aldatıvermeye) kalkışacaklar ve kendilerinin (haklı ve akılcı) bir şey üzerine olduklarını (ve numaralarının tutacağını) sanacaklardır. Dikkat edin; gerçekten (bu münafıklar var ya) asıl yalancı onlardır.

  • 63:2 Münâfikun: 2

    Onlar (münafıklar) yeminlerini kalkan yapıp (yalan yeminlerinin ve sahte samimiyet gösterilerinin arkasına sığınıp insanları) Allah’ın yolundan saptırmaktadırlar. Doğrusu bu yaptıkları ne kadar kötü (bir davranış) olmaktadır.

  • 66:2 Tahrim: 2

    Allah (gereksiz) yeminlerinizin (kefâretle) çözülmesini size farz (veya meşru) kılmıştır. Allah sizin Mevlâ’nız (sahibiniz, yardımcınız)dır. O (her şeyi hakkıyla) Bilendir, Hüküm ve Hikmet sahibidir.

  • 68:10 Kalem: 10

    (Ey Nebim!) Şunların hiçbirine itaat etme (yüz verme): Çokça yemin edip duran, aşağılık (tiplere), [Not: Metinde, "mehîn" kelimesi geçmektedir. Bu hakir, zelil ve alçak insanlar için kullanılan bir kelimedir. Burada ise her sözün sonunda çokça yemin eden insanlar içindir. Bu kimse, herkesin onu yalancı bildiğini ve yemin etmeden söylediklerine önem verilmeyeceğini zannetmektedir. Bu yüzden bu kişi hem kendi nazarında zelildir ve hem de toplum içerisinde değer verilmeyen bir kişidir.]

  • 68:39 Kalem: 39

    Yoksa sizin için, üzerimizde kıyamete kadar devam edecek (ve tarafımızdan mecburen yerine getirilecek) bir yemin(imiz) mi var ki, ne (şekilde) hüküm verirseniz, kesinlikle sizin (dediğiniz) olacak (ve her şey size kalacak)tır (gibi kof bir gurur ve kuruntu ile davranılmaktadır)?

  • 69:38 Hâkka: 38

    Hayır; gördüklerinize (kâinatta ve tabiatta canlı ve cansız bulunan ve her biri harika yaratılış eseri olan bütün mahlûkata) yemin ederim,

  • 70:40 Meâric: 40

    Artık, Doğu’ların ve Batı’ların (tüm tarafların, kıtaların ve kâinatın) Rabbine (bizzat Kendime) yemin ederim ki; Biz gerçekten her şeye Muktedir konumdayız. (Bu nedenle; küfür, zulüm ve kötülüklerin hepsinin hesabı sorulacaktır.)

  • 74:39 Müddessir: 39

    Yalnız ve sadece Ashab-ı Yemin (itaat, sadakat ve cihad ehli) hariç; (onlar sıkıntıya uğramayacaklardır.)

  • 81:15 Tekvir: 15

    Kesinlikle kasem ederim; (gece görünen, gündüz) sinip dönen (gezegen)lere,

  • 84:16 İnşikak: 16

    Hayır (mutlaka), şafak vaktine (veya akşamın alaca karanlığına),

  • 84:17 İnşikak: 17

    Geceye ve bağrında toplayıp taşıdıklarına (ve sakladıklarına),

  • 84:18 İnşikak: 18

    Değirmileşip (on dördüne girdiği) zaman Ay’a yemin olsun;

  • 89:5 Fecr: 5

    (Bütün) Bunlarda, akıl sahibi olan için bir yemin (edilmeye değer hikmetler) vardır, değil mi?

  • 90:1 Beled: 1

    Yoo hayır! (Asla bu Kur’an’ın yalanı ve yanlışı yoktur!) Bu şehre (Mekke’ye) yemin ederim (ki müşrikler azıtıyor ve hadlerini aşıyorlar).

  • 2:224 Bakara: 224

    وَلَا تَجْعَلُوا اللّٰهَ عُرْضَةً لِاَيْمَانِكُمْ اَنْ تَبَرُّوا وَتَتَّقُوا وَتُصْلِحُوا بَيْنَ النَّاسِۜ وَاللّٰهُ سَمٖيعٌ عَلٖيمٌ

    Bir de yeminlerinizi bahane ederek; iyilik yapmanıza, (kötülükten) sakınmanıza ve insanların arasını düzeltip bulmanıza Allah'ı engel kılmayın. (Hayırsız ve yararsız yeminlerinizi bozmanız lazımdır; iyilik yapmanıza, kötülüklerden sakınmanıza ve insanların arasını düzeltip, barışa katkıda bulunmanıza, Allah adına yaptığınız yeminler engel sayılmamalıdır.) Allah (her şeyi) İşitendir, (hakkıyla) Bilendir.

  • 2:225 Bakara: 225

    لَا يُؤَاخِذُكُمُ اللّٰهُ بِاللَّغْوِ فٖٓي اَيْمَانِكُمْ وَلٰكِنْ يُؤَاخِذُكُمْ بِمَا كَسَبَتْ قُلُوبُكُمْۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ حَلٖيمٌ

    Allah sizi, yeminlerinizdeki 'rastgele söylemlerinizden, boş ve kasıtsız olarak (ağzınızdan çıkan) sözler'den dolayı sorumlu tutmaz; fakat kalplerinizin (aldatma niyetli) kesb ve girişimlerinden (ve yalan yeminlerinizden) dolayı sorumlu tutar. Allah Bağışlayandır, yumuşak davranandır (Halîm’dir).

  • 2:226 Bakara: 226

    لِلَّذٖينَ يُؤْلُونَ مِنْ نِسَٓائِهِمْ تَرَبُّصُ اَرْبَعَةِ اَشْهُرٍۚ فَاِنْ فَٓاؤُ۫ فَاِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَحٖيمٌ

    Kadınlarından uzaklaşmaya (ve onları boşamaya) yemin edenler için dört ay bekleme süresi vardır. Eğer (bu süre içinde pişman olup eşlerine) dönerlerse, (nikâhları yenilenmiş olacaktır;) şüphesiz Allah, Bağışlayandır, Esirgeyendir.

  • 3:77 Âl-i İmrân: 77

    اِنَّ الَّذٖينَ يَشْتَرُونَ بِعَهْدِ اللّٰهِ وَاَيْمَانِهِمْ ثَمَنًا قَلٖيلًا اُو۬لٰٓئِكَ لَا خَلَاقَ لَهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ وَلَا يُكَلِّمُهُمُ اللّٰهُ وَلَا يَنْظُرُ اِلَيْهِمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ وَلَا يُزَكّٖيهِمْۖ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَلٖيمٌ

    Allah’ın ahdini ve (Hakk davasına bağlı kalacakları hususundaki sadakat) yeminlerini, (sonradan makam ve menfaat hırsıyla) az bir paha (yani dünyalık değersiz şeyler) karşılığı satanlar (var ya), işte onlar için ahirette hiçbir pay (paye ve şeref) olmayacaktır, kıyamet günü Allah onlarla konuşmayacak, yüzlerine bakmayacak ve onları temize çıkarmayacaktır. Onlar (dinlerini ve davalarını dünyalık çıkarına satanlar) için çok acı ve alçaltıcı bir azap vardır. (Dünyada zillet ve hezimeti, ahirette ise cehennemi hak etmişlerdir.)

  • 4:33 Nisa: 33

    وَلِكُلٍّ جَعَلْنَا مَوَالِيَ مِمَّا تَرَكَ الْوَالِدَانِ وَالْاَقْرَبُونَۜ وَالَّذٖينَ عَقَدَتْ اَيْمَانُكُمْ فَاٰتُوهُمْ نَصٖيبَهُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَهٖيدًا۟

    Anne-babanın ve yakınların (ölüp de) geride bıraktıklarından her birine (akrabalık bağına göre) mirasçılar kılıverdik. Yeminlerinizin (akid ile) bağladığı (mallarını ve paralarını; borç, emanet ve rehin aldığınız) kimselere de kendi hakları olan paylarını verin. Şüphesiz Allah, her şeye şahit olandır (görüp değerlendirendir).

  • 4:62 Nisa: 62

    فَكَيْفَ اِذَٓا اَصَابَتْهُمْ مُصٖيبَةٌ بِمَا قَدَّمَتْ اَيْدٖيهِمْ ثُمَّ جَٓاؤُ۫كَ يَحْلِفُونَ بِاللّٰهِ اِنْ اَرَدْنَٓا اِلَّٓا اِحْسَانًا وَتَوْفٖيقًا

    Öyleyse nasıl oluyor da, kendi ellerinin sundukları (kötü amellerinin ve bozuk emellerinin sebep oldukları) yüzünden, onlara bir musibet isabet edince, hemen ardından Sana gelerek: "Kuşkusuz, biz iyilik yapmaktan ve arayı bulup uzlaştırmaktan başka bir şey istememiştik" diye (yalan yere) Allah'a yemin etmektedirler!

  • 5:53 Maide: 53

    وَيَقُولُ الَّذٖينَ اٰمَنُٓوا اَهٰٓؤُ۬لَٓاءِ الَّذٖينَ اَقْسَمُوا بِاللّٰهِ جَهْدَ اَيْمَانِهِمْۙ اِنَّهُمْ لَمَعَكُمْۜ حَبِطَتْ اَعْمَالُهُمْ فَاَصْبَحُوا خَاسِرٖينَ

    (O küfür cephesi ve köle düzeni yıkıldığı zaman şuurlu ve onurlu) Mü’minler (münafıklara) şöyle (seslenip) diyeceklerdir: “Bunlar mıydı o, bütün güçleriyle sizinle beraber olduklarına (ve arkanızda durup sizi koruyacaklarına) yemin edenler?” (Bakın o tapınıp sığındığınız şeytani güç odakları nasıl da yıkılmış ve sizi sahipsiz bırakmışlardır?) Artık (münafıkların) bütün çabaları boşa çıkmış ve hüsrana uğramışlardır.

  • 5:106 Maide: 106

    يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا شَهَادَةُ بَيْنِكُمْ اِذَا حَضَرَ اَحَدَكُمُ الْمَوْتُ حٖينَ الْوَصِيَّةِ اثْنَانِ ذَوَا عَدْلٍ مِنْكُمْ اَوْ اٰخَرَانِ مِنْ غَيْرِكُمْ اِنْ اَنْتُمْ ضَرَبْتُمْ فِي الْاَرْضِ فَاَصَابَتْكُمْ مُصٖيبَةُ الْمَوْتِۜ تَحْبِسُونَهُمَا مِنْ بَعْدِ الصَّلٰوةِ فَيُقْسِمَانِ بِاللّٰهِ اِنِ ارْتَبْتُمْ لَا نَشْتَرٖي بِهٖ ثَمَنًا وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبٰىۙ وَلَا نَكْتُمُ شَهَادَةَ اللّٰهِ اِنَّٓا اِذًا لَمِنَ الْاٰثِمٖينَ

    Ey iman edenler! Aranızdan herhangi birinize ölüm belirtisi gelip çattığı zaman, (yapacağınız) vasiyetin (hazırlanışı) sırasında, içinizden iki adaletli kişiyi şahit bulundurun. Veya yolculukta olup size ölüm musibeti gelip çatarsa, sizden (yakınlarınızdan) olmayan başka iki kişiyi (şahit tutuverin). Şayet (bunların vasiyeti değiştirmesinden) kuşkulanmanız durumunda (varisleri olarak; cenaze için kılınacak) namazdan sonra alıkoyup bekletirsiniz ki, onlar da: "Akraba dahi olsa onu (yeminimizi) hiçbir maddi değer ve teklif karşısında değiştirmeyeceğiz ve Allah'ın şahitliğini gizlemeyeceğiz. Aksi takdirde biz elbette günahkârlardan oluruz" diye Allah adına yemin etsinler (ki bu vasiyet resmi ve geçerli hale gelsin. Hayır için vasiyet mendûb -uygun ve güzeldir- ama borçları ve emanet eşyaları için farziyettir.)

  • 5:107 Maide: 107

    فَاِنْ عُثِرَ عَلٰٓى اَنَّهُمَا اسْتَحَقَّٓا اِثْمًا فَاٰخَرَانِ يَقُومَانِ مَقَامَهُمَا مِنَ الَّذٖينَ اسْتَحَقَّ عَلَيْهِمُ الْاَوْلَيَانِ فَيُقْسِمَانِ بِاللّٰهِ لَشَهَادَتُنَٓا اَحَقُّ مِنْ شَهَادَتِهِمَا وَمَا اعْتَدَيْنَاۘ اِنَّٓا اِذًا لَمِنَ الظَّالِمٖينَ

    Eğer (sonradan) o ikisi aleyhinde (mirasçılara haksızlık yapılsın diye) günaha (bulaştıklarına ve su-i zanna) müstahak olduklarına ilişkin kesin kanaate ulaşılırsa (hile ve hıyanetleri ortaya çıkarsa), bu durumda haksızlığa uğrayanlardan (ölenin yakınlarından) iki kişi -ki bunlar daha çok hak sahibidirler- öbürlerinin yerine geçerler ve: "Bizim şahitliğimiz o ikisinin şahitliğinden şüphesiz daha doğrudur. Biz haddi aşmadık, (haksızlık yapmadık ve gerçeği çarpıtmadık) yoksa gerçekten zulmedenlerden oluruz" diye Allah'a yemin içsinler (ki adaletli karar verilsin).

  • 5:108 Maide: 108

    ذٰلِكَ اَدْنٰٓى اَنْ يَأْتُوا بِالشَّهَادَةِ عَلٰى وَجْهِهَٓا اَوْ يَخَافُٓوا اَنْ تُرَدَّ اَيْمَانٌ بَعْدَ اَيْمَانِهِمْۜ وَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاسْمَعُواۜ وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِقٖينَ۟

    İşte bu (davranış), şahitliği gerektiği gibi yapmalarına, veya yemin ettikten sonra bu yeminlerinin reddedilmesinden korkup (hep doğru ve dürüst beyanda bulunmalarına) daha yakın (ve uygun bir tavırdır). Her halde Allah'tan korkup (küfür, zulüm ve kötülükten) sakının ve (emirlerini) dinleyip (itaatkâr davranın). Allah, fasıklar topluluğunu hidayete erdirmeyecek (doğru yola iletmeyecektir).

  • 6:109 En'am: 109

    وَاَقْسَمُوا بِاللّٰهِ جَهْدَ اَيْمَانِهِمْ لَئِنْ جَٓاءَتْهُمْ اٰيَةٌ لَيُؤْمِنُنَّ بِهَاۜ قُلْ اِنَّمَا الْاٰيَاتُ عِنْدَ اللّٰهِ وَمَا يُشْعِرُكُمْۙ اَنَّهَٓا اِذَا جَٓاءَتْ لَا يُؤْمِنُونَ

    Olanca yeminleriyle, eğer kendilerine bir ayet (mucize, elçi ve hak ölçüleri-adalet sistemi) gelirse, kesin olarak ona inanacaklarına (ve tâbi olacaklarına) dair Allah'a yemin ettiler. De ki: “Ayetler (mucizeler), ancak Allah katındadır.” Kaldı ki onlara (mucizeler) geldiği vakit bile, yine kesinlikle inanmayacaklarının farkında ve şuurunda değil misiniz?

  • 7:21 A'raf: 21

    وَقَاسَمَهُمَٓا اِنّٖي لَكُمَا لَمِنَ النَّاصِحٖينَۙ

    Ve (İblis üstelik): "Gerçekten ben size (iyilik maksatlı) öğüt verenlerdenim" diye (yalan yere) yemin de etmişti. (Maalesef açık-saçıklık şeytanın en etkili şehvet tahrikidir ve ahlâk tahribidir.)

  • 7:49 A'raf: 49

    اَهٰٓؤُ۬لَٓاءِ الَّذٖينَ اَقْسَمْتُمْ لَا يَنَالُهُمُ اللّٰهُ بِرَحْمَةٍۜ اُدْخُلُوا الْجَنَّةَ لَا خَوْفٌ عَلَيْكُمْ وَلَٓا اَنْتُمْ تَحْزَنُونَ

    (Ardından onlara cennetlikleri göstererek) "Kendilerine Allah'ın bir rahmet eriştirmeyeceğine yemin ettiğiniz (ve hiçbir nimet ve fazilete layık görmediğiniz) kimseler bunlar mıydı? (Şimdi bakın ve pişmanlık içinde kıvranın ki, iman, itaat ve sadakat ehli mü’minler, ne kutlu ve mutlu bir sona kavuşmuşlardır. Ve mü'minlere dönerek:) Haydi girin cennete! (diyeceklerdir.) Sizin için artık korku yoktur ve mahzun da olmayacaksınız."

  • 9:12 Tevbe: 12

    وَاِنْ نَكَثُٓوا اَيْمَانَهُمْ مِنْ بَعْدِ عَهْدِهِمْ وَطَعَنُوا فٖي دٖينِكُمْ فَقَاتِلُٓوا اَئِمَّةَ الْكُفْرِۙ اِنَّهُمْ لَٓا اَيْمَانَ لَهُمْ لَعَلَّهُمْ يَنْتَهُونَ

    Eğer antlaşmalarından sonra (tekrar) yeminlerinden dönerler ve dininize dil uzatırlarsa, küfrün önderleriyle çarpışıp savaşın. (Kâfir ve zalim odakların beyin takımını hedef alın.) Çünkü onların yeminleri(ne sadakatleri) yoktur. (Bu ciddi ve cesaretli tavrınız nedeniyle) Olur ki vazgeçip cayacaklardır.

  • 9:13 Tevbe: 13

    اَلَا تُقَاتِلُونَ قَوْمًا نَكَثُٓوا اَيْمَانَهُمْ وَهَمُّوا بِاِخْرَاجِ الرَّسُولِ وَهُمْ بَدَؤُ۫كُمْ اَوَّلَ مَرَّةٍۜ اَتَخْشَوْنَهُمْۚ فَاللّٰهُ اَحَقُّ اَنْ تَخْشَوْهُ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنٖينَ

    (Ey mü’minler!) Yeminlerini (ve Hakk Dine-davaya bağlılık sözlerini) bozan, Elçiyi (makamından ve diyarından) sürmeye çalışan ve önce onlar sizinle (yollarını ayırıp inandığınız değerlerle mücadeleye) başlayan, (dönek ve hain) bir toplulukla (siz hâlâ) niçin uğraşıp çarpışmıyorsunuz? Yoksa onlardan (ve arkasındaki odaklardan) korkuyor musunuz? Eğer inanıyorsanız, Kendisinden korkulmaya en layık olan Allah’tır.

  • 9:42 Tevbe: 42

    لَوْ كَانَ عَرَضًا قَرٖيبًا وَسَفَرًا قَاصِدًا لَاتَّبَعُوكَ وَلٰكِنْ بَعُدَتْ عَلَيْهِمُ الشُّقَّةُۜ وَسَيَحْلِفُونَ بِاللّٰهِ لَوِ اسْتَطَعْنَا لَخَرَجْنَا مَعَكُمْۚ يُهْلِكُونَ اَنْفُسَهُمْۚ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ اِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ۟

    (Şayet onları çağırdığın şey) Yakın bir dünya menfaati ve orta halli (zahmetsiz) bir sefer olsaydı, herhalde (o münafıklar) Sana tâbi olurlardı. Fakat zorlukla (ve uzun zamanda) aşılacak mesafe (ve hizmetler) onlara uzak ve meşakkatli geldi. (Her biri birer bahane uydurup Tebük seferinden kaytardı.) Üstelik; “Eğer gücümüz ve imkânımız olsaydı, mutlaka sizinle beraber çıkardık” diye de gelip (yalan yere) Allah'a yemin ederek boşuna kendilerini helak ediyorlardı. Çünkü, Allah onların yalancı olduklarını elbette bilmektedir.

  • 9:56 Tevbe: 56

    وَيَحْلِفُونَ بِاللّٰهِ اِنَّهُمْ لَمِنْكُمْۜ وَمَا هُمْ مِنْكُمْ وَلٰكِنَّهُمْ قَوْمٌ يَفْرَقُونَ

    (O münafıklar, hâlâ) Gerçekten sizden olduklarına (zahiren düşmanlarla işbirliğine girişseler de, içten ve gizlice davaya bağlılıklarına dair) Allah’a yemin ederler. Halbuki onlar (kesinlikle) sizden değillerdir. (Aslında) Onlar ancak korkak (ve Hakk davadan ayrılan kaypak) bir kavim (ve kesim)dir.

  • 9:62 Tevbe: 62

    يَحْلِفُونَ بِاللّٰهِ لَكُمْ لِيُرْضُوكُمْۚ وَاللّٰهُ وَرَسُولُهُٓ اَحَقُّ اَنْ يُرْضُوهُ اِنْ كَانُوا مُؤْمِنٖينَ

    (Münafıklar) Sizi hoşnut kılmak için (boşuna) Allah'a yemin ederler; oysa eğer (gerçekten) mü'min iseler, hoşnut kılınmaya Allah ve Elçisi daha layıktır.

  • 9:96 Tevbe: 96

    يَحْلِفُونَ لَكُمْ لِتَرْضَوْا عَنْهُمْۚ فَاِنْ تَرْضَوْا عَنْهُمْ فَاِنَّ اللّٰهَ لَا يَرْضٰى عَنِ الْقَوْمِ الْفَاسِقٖينَ

    (Buna rağmen, münafık tıynetleri gereği) Kendilerinden hoşnut olmanız (ve samimi olduklarına inanmanız) için size yemin edip duracaklardır. (Halbuki) Siz onlardan hoşnut olsanız bile, şüphesiz Allah, (Hakka hıyanet eden) fasıklar topluluğundan asla razı (ve memnun) olmayacaktır.

  • 9:107 Tevbe: 107

    وَالَّذٖينَ اتَّخَذُوا مَسْجِدًا ضِرَارًا وَكُفْرًا وَتَفْرٖيقًا بَيْنَ الْمُؤْمِنٖينَ وَاِرْصَادًا لِمَنْ حَارَبَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ مِنْ قَبْلُۜ وَلَيَحْلِفُنَّ اِنْ اَرَدْنَٓا اِلَّا الْحُسْنٰىۜ وَاللّٰهُ يَشْهَدُ اِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ

    • Mescid-i Dırar ve Münafıklar: Bir de (münafıklık damarıyla, Müslümanlara ve Hakk dava mensuplarına) zarar vermek (ve zayıflatmak), küfrü (ve nifak cephesinin gücünü) artırmak, mü’minlerin (Hakka ve hayra hizmet ekibinin) arasını açmak (üzere)... Ve daha önce (başından beri) Allah’a ve Resulüne (Hakk Dine ve adalet düzenine) karşı (açıkça) savaş açmış kimselerin (müşrik ve münkir kesimlerin desteğini) gözetleyip (onlardan makam, menfaat ve madalya almak) için, (ayrı) bir mescit (yeni bir merkez, hizip, ekip) kuranlar da vardır ki; (bu münafıklar: "Biz bu yeni merkezi ve hareketi yaparken;) iyi ve güzel gayretlerden (ve hayırlı hizmetlerden) başka (kötü) bir şey amaçlamadık” diye (yalan yere) yemin edeceklerdir. Oysa Allah şahitlik edip, (kesinlikle biliyor ve haber veriyor ki) şüphesiz onlar (yamuklaşmış ve İslam düşmanlarına yanaşmış) yalancı kimselerdir.

  • 16:38 Nahl: 38

    وَاَقْسَمُوا بِاللّٰهِ جَهْدَ اَيْمَانِهِمْۙ لَا يَبْعَثُ اللّٰهُ مَنْ يَمُوتُۜ بَلٰى وَعْدًا عَلَيْهِ حَقًّا وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَۙ

    Onlar, en güçlü yeminleriyle: "Öleni Allah (yeniden) diriltmez" diye yemin ettiler. Hayır; bu (hesaba çekmek üzere diriltme işi), O'nun üzerinde hak olan bir vaiddir (Allah kesin söz vermiştir), ancak insanların çoğu (bunu) bilmezler. (Onlar cahiller ve gafillerdir.)

  • 16:94 Nahl: 94

    وَلَا تَتَّخِذُٓوا اَيْمَانَكُمْ دَخَلًا بَيْنَكُمْ فَتَزِلَّ قَدَمٌ بَعْدَ ثُبُوتِهَا وَتَذُوقُوا السُّٓوءَ بِمَا صَدَدْتُمْ عَنْ سَبٖيلِ اللّٰهِۚ وَلَكُمْ عَذَابٌ عَظٖيمٌ

    (Bu nedenle) Yeminlerinizi kendi aranızda, bir (yolsuzluk ve ara)bozuculuk aracı edinmeyin (insanları aldatmak için Allah’ın adını vermeyin); sonra sapasağlam basan ayak(larınız Hakk’tan ve hayırdan) kayar ve (insanları) Allah'ın yolundan alıkoyduğunuz için (yaptığınız) kötülüğün (acısını ve cezasını) tadarsınız. (Böyle yaparsanız ayrıca ahirette de) Büyük azap sizin içindir.

  • 16:95 Nahl: 95

    وَلَا تَشْتَرُوا بِعَهْدِ اللّٰهِ ثَمَنًا قَلٖيلًاۜ اِنَّمَا عِنْدَ اللّٰهِ هُوَ خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ

    Allah’ın ahdini (Hakk adına verdiğiniz garantileri ve sözleşmeleri basit dünyalık çıkarlar karşılığı) değersiz bir menfaate satmayın. Eğer (iyice düşünüp gerçeği) bilirseniz (Rabbinizin rızasını ve ahiret yatırımınızı gözetirseniz) Allah katında olan, (samimiyet ve gayret ehli mü’minlere va’ad edilmiş bulunan) sizin için daha hayırlıdır (ve gereklidir).

  • 24:6 Nur: 6

    وَالَّذٖينَ يَرْمُونَ اَزْوَاجَهُمْ وَلَمْ يَكُنْ لَهُمْ شُهَدَٓاءُ اِلَّٓا اَنْفُسُهُمْ فَشَهَادَةُ اَحَدِهِمْ اَرْبَعُ شَهَادَاتٍ بِاللّٰهِۙ اِنَّهُ لَمِنَ الصَّادِقٖينَ

    Kendi eşlerine (zina isnadı) atan ve kendileri dışında (başka) şahitleri de bulunmayan (koca)lara gelince; işte bu durumda olanlardan her birinin şahitliği ise, dört defa “Allah şahittir ki” yemini ile kendisinin kesinlikle doğru söylediğini (ve karısına asla iftira etmediğini söylemeleridir).

  • 24:7 Nur: 7

    وَالْخَامِسَةُ اَنَّ لَعْنَتَ اللّٰهِ عَلَيْهِ اِنْ كَانَ مِنَ الْكَاذِبٖينَ

    (Artık) Beşincisinde: Eğer yalancılardan ise, Allah’ın lanetinin mutlaka kendi üzerine olması(nı dileyip kabul etmesidir).

  • 24:8 Nur: 8

    وَيَدْرَؤُ۬ا عَنْهَا الْعَذَابَ اَنْ تَشْهَدَ اَرْبَعَ شَهَادَاتٍ بِاللّٰهِۙ اِنَّهُ لَمِنَ الْكَاذِبٖينَۙ

    (Bu sefer) Onun (kadının) da dört kere “Allah şahittir ki” şeklindeki yeminle, onun (kocasının) hiç şüphesiz yalan söyleyenlerden olduğuna dair şahitlik etmesi, kendisinden (zina için öngörülen) cezayı uzaklaştırıp kaldırıverir.

  • 24:9 Nur: 9

    وَالْخَامِسَةَ اَنَّ غَضَبَ اللّٰهِ عَلَيْهَٓا اِنْ كَانَ مِنَ الصَّادِقٖينَ

    Kadının beşinci (yemini) ise, eğer o (kocası) doğru söylüyor ise, kesinlikle Allah'ın gazabının kendi üzerinde olması(nı kabul etmesi)dir. (Bundan sonra hâkim tarafından boşanmalarına hükmedilir.)

  • 24:53 Nur: 53

    وَاَقْسَمُوا بِاللّٰهِ جَهْدَ اَيْمَانِهِمْ لَئِنْ اَمَرْتَهُمْ لَيَخْرُجُنَّۜ قُلْ لَا تُقْسِمُواۚ طَاعَةٌ مَعْرُوفَةٌۜ اِنَّ اللّٰهَ خَبٖيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ

    (Ey Resulüm!) Eğer Sen onlara emrettiğin takdirde, (cihad için hemen sefere) çıkacaklarına dair (münafıklar) yeminlerinin olanca gücüyle Allah'a and içmektedirler. De ki: “Boşuna yemin etmeyin, (sizden istenen sadece) bilinen (örf üzere beklenen) bir itaattir. Allah, (bütün) yaptıklarınıza (en ince ayrıntılarına kadar) Habîr’dir.” (Her şeyin ve herkesin niyetini ve mahiyetini Bilendir.)

  • 33:4 Ahzâb: 4

    مَا جَعَلَ اللّٰهُ لِرَجُلٍ مِنْ قَلْبَيْنِ فٖي جَوْفِهٖۚ وَمَا جَعَلَ اَزْوَاجَكُمُ الّٰٓـٖٔي تُظَاهِرُونَ مِنْهُنَّ اُمَّهَاتِكُمْۚ وَمَا جَعَلَ اَدْعِيَٓاءَكُمْ اَبْنَٓاءَكُمْۜ ذٰلِكُمْ قَوْلُكُمْ بِاَفْوَاهِكُمْۜ وَاللّٰهُ يَقُولُ الْحَقَّ وَهُوَ يَهْدِي السَّبٖيلَ

    Allah, bir adamın kendi (göğüs) boşluğu içinde iki kalp kılmamış (iki gönül yaratmamıştır. İmanla beraber inkârın ve nifakın bir kalpte barışık bulunması imkânsızdır). Ve kendilerini annelerinize benzeterek yemin konusu yaptığınız (zıharda bulunup “Artık bana annem gibisin” diyerek boşadığınız) eşlerinizi sizin anneleriniz yapmamıştır; (başkalarından alıp edindiğiniz) evlatlıklarınızı da sizin (öz) çocuklarınız saymamıştır. Bunlar sadece sizin ağzınızla söylediğiniz (boş laflardır. Her konuda elbette) Hakkı söyleyen ve (doğru olan) yola yöneltip-ileten ise ancak Allah’tır.

  • 35:42 Fâtır: 42

    وَاَقْسَمُوا بِاللّٰهِ جَهْدَ اَيْمَانِهِمْ لَئِنْ جَٓاءَهُمْ نَذٖيرٌ لَيَكُونُنَّ اَهْدٰى مِنْ اِحْدَى الْاُمَمِۚ فَلَمَّا جَٓاءَهُمْ نَذٖيرٌ مَا زَادَهُمْ اِلَّا نُفُورًاۙ

    (Kitap ehli olan dini cemaatlerle, biz de Allah’a inanıyoruz diyen putçu müşrikler) En güçlü yeminleriyle Allah’a kasem ettiler, şayet kendilerine bir nezir (uyarıcı ve Hakka çağırıcı) gelirse, herhangi bir ümmetten (ve kesimlerden) daha fazla (ve sadakatle Hakka ve) hidayete tâbi olacaklarına (ve O Elçiye sahip çıkacaklarına dair söz verdiler). Ancak, (o ısrarla istedikleri ve bekledikleri kurtarıcı ve) uyarıcı Zat kendilerine gelince (bu durum) onların nefretlerini artırmaktan (ve Hakk’tan uzaklaşmalarından) başka işe yaramamıştı.

  • 56:75 Vâkıa: 75

    فَلَٓا اُقْسِمُ بِمَوَاقِعِ النُّجُومِۙ

    Artık yemin olsun, (vahyin yer ettiği gönüllere ve) yıldızların (mevki) yerlerine! (Belki de o yıldız eriyip tükenmiştir, şimdi görülen onun milyonlarca yıl sonra bize yeni ulaşan eski halidir.)

  • 56:76 Vâkıa: 76

    وَاِنَّهُ لَقَسَمٌ لَوْ تَعْلَمُونَ عَظٖيمٌۙ

    Şüphesiz bu, eğer bilirseniz gerçekten büyük bir yemindir.

  • 58:14 Mücâdele: 14

    اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذٖينَ تَوَلَّوْا قَوْمًا غَضِبَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْۜ مَا هُمْ مِنْكُمْ وَلَا مِنْهُمْۙ وَيَحْلِفُونَ عَلَى الْكَذِبِ وَهُمْ يَعْلَمُونَ

    Allah'ın kendilerine karşı gazaplandığı bir kavmi (Siyonist Yahudileri, işbirlikçilerini ve zalim müşrikleri) veli (dost ve müttefik) edinenleri görmüyor (ve hâlâ anlamıyor) musun(uz)? Onlar ne sizden, ne de onlardandırlar. (Bunlar ortada kalmış hain ve gafil takımıdırlar.) Kendileri de (açıkça bu gerçeği) bildikleri halde, (Hakk ve hayır niyetli olduklarına) yalan üzere yemin edip durmaktadırlar (ve bunlar mü’minleri aldatıp oyalamaya çalışmaktadırlar).

  • 58:16 Mücâdele: 16

    اِتَّخَذُٓوا اَيْمَانَهُمْ جُنَّةً فَصَدُّوا عَنْ سَبٖيلِ اللّٰهِ فَلَهُمْ عَذَابٌ مُهٖينٌ

    Onlar (“Biz İslam’a hizmet için Yahudi ve Hristiyanları oyalamaktayız,” diyerek) yeminlerini bir siper edinip (dindarlıklarının arkasına saklanarak), böylece (mü’minleri) Allah'ın yolundan alıkoyup (Hakk’tan saptırmaya çalışmaktadırlar). Artık onlar için alçaltıcı bir azap vardır.

  • 58:18 Mücâdele: 18

    يَوْمَ يَبْعَثُهُمُ اللّٰهُ جَمٖيعًا فَيَحْلِفُونَ لَهُ كَمَا يَحْلِفُونَ لَكُمْ وَيَحْسَبُونَ اَنَّهُمْ عَلٰى شَيْءٍۜ اَلَٓا اِنَّهُمْ هُمُ الْكَاذِبُونَ

    Allah'ın onların hepsini dirilteceği gün; sizlere (yalan yere) yemin ettikleri gibi O'na (Allah’a) da yemin etmeye (ve hâşâ O’nu aldatıvermeye) kalkışacaklar ve kendilerinin (haklı ve akılcı) bir şey üzerine olduklarını (ve numaralarının tutacağını) sanacaklardır. Dikkat edin; gerçekten (bu münafıklar var ya) asıl yalancı onlardır.

  • 63:2 Münâfikun: 2

    اِتَّخَذُٓوا اَيْمَانَهُمْ جُنَّةً فَصَدُّوا عَنْ سَبٖيلِ اللّٰهِۜ اِنَّهُمْ سَٓاءَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

    Onlar (münafıklar) yeminlerini kalkan yapıp (yalan yeminlerinin ve sahte samimiyet gösterilerinin arkasına sığınıp insanları) Allah’ın yolundan saptırmaktadırlar. Doğrusu bu yaptıkları ne kadar kötü (bir davranış) olmaktadır.

  • 66:2 Tahrim: 2

    قَدْ فَرَضَ اللّٰهُ لَكُمْ تَحِلَّةَ اَيْمَانِكُمْۚ وَاللّٰهُ مَوْلٰيكُمْۚ وَهُوَ الْعَلٖيمُ الْحَكٖيمُ

    Allah (gereksiz) yeminlerinizin (kefâretle) çözülmesini size farz (veya meşru) kılmıştır. Allah sizin Mevlâ’nız (sahibiniz, yardımcınız)dır. O (her şeyi hakkıyla) Bilendir, Hüküm ve Hikmet sahibidir.

  • 68:10 Kalem: 10

    وَلَا تُطِعْ كُلَّ حَلَّافٍ مَهٖينٍۙ

    (Ey Nebim!) Şunların hiçbirine itaat etme (yüz verme): Çokça yemin edip duran, aşağılık (tiplere), [Not: Metinde, "mehîn" kelimesi geçmektedir. Bu hakir, zelil ve alçak insanlar için kullanılan bir kelimedir. Burada ise her sözün sonunda çokça yemin eden insanlar içindir. Bu kimse, herkesin onu yalancı bildiğini ve yemin etmeden söylediklerine önem verilmeyeceğini zannetmektedir. Bu yüzden bu kişi hem kendi nazarında zelildir ve hem de toplum içerisinde değer verilmeyen bir kişidir.]

  • 68:39 Kalem: 39

    اَمْ لَكُمْ اَيْمَانٌ عَلَيْنَا بَالِغَةٌ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِۙ اِنَّ لَكُمْ لَمَا تَحْكُمُونَۚ

    Yoksa sizin için, üzerimizde kıyamete kadar devam edecek (ve tarafımızdan mecburen yerine getirilecek) bir yemin(imiz) mi var ki, ne (şekilde) hüküm verirseniz, kesinlikle sizin (dediğiniz) olacak (ve her şey size kalacak)tır (gibi kof bir gurur ve kuruntu ile davranılmaktadır)?

  • 69:38 Hâkka: 38

    فَلَٓا اُقْسِمُ بِمَا تُبْصِرُونَۙ

    Hayır; gördüklerinize (kâinatta ve tabiatta canlı ve cansız bulunan ve her biri harika yaratılış eseri olan bütün mahlûkata) yemin ederim,

  • 70:40 Meâric: 40

    فَلَٓا اُقْسِمُ بِرَبِّ الْمَشَارِقِ وَالْمَغَارِبِ اِنَّا لَقَادِرُونَۙ

    Artık, Doğu’ların ve Batı’ların (tüm tarafların, kıtaların ve kâinatın) Rabbine (bizzat Kendime) yemin ederim ki; Biz gerçekten her şeye Muktedir konumdayız. (Bu nedenle; küfür, zulüm ve kötülüklerin hepsinin hesabı sorulacaktır.)

  • 74:39 Müddessir: 39

    اِلَّٓا اَصْحَابَ الْيَمٖينِۜۛ

    Yalnız ve sadece Ashab-ı Yemin (itaat, sadakat ve cihad ehli) hariç; (onlar sıkıntıya uğramayacaklardır.)

  • 81:15 Tekvir: 15

    فَلَٓا اُقْسِمُ بِالْخُنَّسِۙ

    Kesinlikle kasem ederim; (gece görünen, gündüz) sinip dönen (gezegen)lere,

  • 84:16 İnşikak: 16

    فَلَٓا اُقْسِمُ بِالشَّفَقِۙ

    Hayır (mutlaka), şafak vaktine (veya akşamın alaca karanlığına),

  • 84:17 İnşikak: 17

    وَالَّيْلِ وَمَا وَسَقَۙ

    Geceye ve bağrında toplayıp taşıdıklarına (ve sakladıklarına),

  • 84:18 İnşikak: 18

    وَالْقَمَرِ اِذَا اتَّسَقَۙ

    Değirmileşip (on dördüne girdiği) zaman Ay’a yemin olsun;

  • 89:5 Fecr: 5

    هَلْ فٖي ذٰلِكَ قَسَمٌ لِذٖي حِجْرٍۜ

    (Bütün) Bunlarda, akıl sahibi olan için bir yemin (edilmeye değer hikmetler) vardır, değil mi?

  • 90:1 Beled: 1

    لَٓا اُقْسِمُ بِهٰذَا الْبَلَدِۙ

    Yoo hayır! (Asla bu Kur’an’ın yalanı ve yanlışı yoktur!) Bu şehre (Mekke’ye) yemin ederim (ki müşrikler azıtıyor ve hadlerini aşıyorlar).