• 17:16 İsrâ: 16

    Biz (şekavete kayan ve şehvetlere kapılan) bir ülkeyi (ve düzeni) helak etmek (ve çökertmek) istediğimiz   zaman, oranın “mütref”lerine (yani; haksız ve hesapsız nimet ve servetle şaşıran ve devlet imkânlarıyla şımaran, ülkenin ileri gelen kimselerine) emrederiz (onlara fırsat veririz) ki, orada her türlü   fısk-u fesadı (haksızlık ve hayâsızlığı) yapsınlar... Böylece orası için (azap ve helak) sözümüz hak olur. Biz de o (diyarı ve düzeni) darmadağın edip (yerin dibine batırırız).

  • 24:22 Nur: 22

    (Her şeye rağmen) Sizden, fazilet ve servet sahibi olanlar (yine de asil ve adil davransınlar; bu gibi fesatlıklara alet olsalar da) yakınlara, yoksullara ve Allah yolunda hicret etmiş olanlara (şimdiye kadar) vermekte (oldukları yardımlarını kesip) eksiltme yapmasınlar, affetsinler ve hoş görsünler. Ki; Allah'ın da sizi bağışlamasını (istemez ve) sevmez misiniz? (Kesinlikle) Allah, Bağışlayandır, Esirgeyendir. (Bu nedenle, hayırlı ve yararlı bir işi bırakmak için yapılan yeminlerden vazgeçilmelidir.)

  • 56:45 Vâkıa: 45

    Çünkü onlar, bundan önce (dünyada) varlık içinde şımarmış ve azıtmış olanlardı. (Her türlü haksızlığa ve hayâsızlığa dalmışlardı.)

  • 17:16 İsrâ: 16

    وَاِذَٓا اَرَدْنَٓا اَنْ نُهْلِكَ قَرْيَةً اَمَرْنَا مُتْرَفٖيهَا فَفَسَقُوا فٖيهَا فَحَقَّ عَلَيْهَا الْقَوْلُ فَدَمَّرْنَاهَا تَدْمٖيرًا

    Biz (şekavete kayan ve şehvetlere kapılan) bir ülkeyi (ve düzeni) helak etmek (ve çökertmek) istediğimiz   zaman, oranın “mütref”lerine (yani; haksız ve hesapsız nimet ve servetle şaşıran ve devlet imkânlarıyla şımaran, ülkenin ileri gelen kimselerine) emrederiz (onlara fırsat veririz) ki, orada her türlü   fısk-u fesadı (haksızlık ve hayâsızlığı) yapsınlar... Böylece orası için (azap ve helak) sözümüz hak olur. Biz de o (diyarı ve düzeni) darmadağın edip (yerin dibine batırırız).

  • 24:22 Nur: 22

    وَلَا يَأْتَلِ اُو۬لُوا الْفَضْلِ مِنْكُمْ وَالسَّعَةِ اَنْ يُؤْتُٓوا اُو۬لِي الْقُرْبٰى وَالْمَسَاكٖينَ وَالْمُهَاجِرٖينَ فٖي سَبٖيلِ اللّٰهِۖ وَلْيَعْفُوا وَلْيَصْفَحُواۜ اَلَا تُحِبُّونَ اَنْ يَغْفِرَ اللّٰهُ لَكُمْۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَحٖيمٌ

    (Her şeye rağmen) Sizden, fazilet ve servet sahibi olanlar (yine de asil ve adil davransınlar; bu gibi fesatlıklara alet olsalar da) yakınlara, yoksullara ve Allah yolunda hicret etmiş olanlara (şimdiye kadar) vermekte (oldukları yardımlarını kesip) eksiltme yapmasınlar, affetsinler ve hoş görsünler. Ki; Allah'ın da sizi bağışlamasını (istemez ve) sevmez misiniz? (Kesinlikle) Allah, Bağışlayandır, Esirgeyendir. (Bu nedenle, hayırlı ve yararlı bir işi bırakmak için yapılan yeminlerden vazgeçilmelidir.)

  • 56:45 Vâkıa: 45

    اِنَّهُمْ كَانُوا قَبْلَ ذٰلِكَ مُتْرَفٖينَۚ

    Çünkü onlar, bundan önce (dünyada) varlık içinde şımarmış ve azıtmış olanlardı. (Her türlü haksızlığa ve hayâsızlığa dalmışlardı.)