• 3:44 Âl-i İmrân: 44

    (Ey Resulüm!) Bunlar gayb haberlerindendir; ki bunları Sana Biz vahyediyoruz. Oysa onlardan (Yahudi din adamlarından) hangisi Meryem'i sorumluluğuna alacak diye kalemleriyle kur'a atarlarken Sen yanlarında değildin; birbirleriyle tartışıp çekişirlerken de yanlarında değildin.

  • 4:163 Nisa: 163

    (Ey Resulüm!) Gerçekten Biz Nuh'a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi, Sana da (iman ve İslam esaslarını) vahyettik (Kur’an ayetlerini kalbine indirdik). İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, torunlarına, İsa'ya, Eyyub'a, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a da (İlahi gerçekleri) vahyetmiştik. Davud'a da Zebur’u (Mevlâ’ya şükran dualarını, tevbe ve pişmanlık duygularını içeren şiirsel İlahi mesajlar kitabını) verdik.

  • 5:111 Maide: 111

    Hani o zaman (Hz. İsa’ya tâbi olan) Havarilere: "Bana ve Elçime iman edin" diye vahy (ilham) etmiştim de; onlar da: "İman ettik, gerçekten Müslümanlar olduğumuza Sen de şahit ol" demişlerdi.

  • 6:19 En'am: 19

    (Müşriklere sorup) De ki: "Şahitlik bakımından hangi şey (geçerli ve güvenilir olarak) daha büyüktür?" (Ve yine cevap verip) De ki: “(Elbette) Allah(tır! O) Benimle sizin aranızda şahittir. Sizi -ve kime ulaşırsa herkesi- kendisiyle uyarmam için Bana şu Kur'an vahyedildi. Gerçekten Allah'la beraber başka ilahların da bulunduğu (yalanına) siz mi şahitlik (iddia) ediyorsunuz?" De ki: "Ben (asla bu iftiraya) şehadet (ve kabul) etmem." De ki: "O, ancak bir tek olan İlahtır ve gerçekten Ben, sizin şirk koşmakta olduklarınızdan uzağım."

  • 6:50 En'am: 50

    (Ey Resulüm, onlara) De ki: "Size Allah'ın hazineleri yanımdadır diye (iddia etmiyorum), gaybı da bilmiyorum ve Ben size bir meleğim de demiyorum. Ben, (sadece) Bana vahyedilene uyuyorum (sizleri de uyarıyorum)." De ki: "Hiç, kör olanla gören bir olur mu? Yine de tefekküre dalmayacak (ve gerçeği anlamayacak) mısınız?"

  • 6:93 En'am: 93

    Allah'a karşı yalan uydurup iftira düzenden (Din adına asılsız ve saptırıcı fetvalar üretenden) veya kendisine hiçbir şey vahyolunmamışken ‘Bana da vahiy (ilham) geldi’ (şeklinde) iddialar eden ve 'Allah'ın indirdiğinin bir benzerini de ben indireceğim' (kutsal bir kitap meydana getireceğim) diyenden (yani, bilgiçlik ve ermişlik taslayarak, Yahudi ve Hristiyanlarla işbirliğini mübah; Hakk nizam kurulsun diye cihadı ise günah gösterenden) daha zalim kimdir? Sen bu zalimleri, ölümün 'şiddetli sarsıntıları' sırasında (görevli) meleklerin pençelerini uzatarak onlara: “(Haydi) Canlarınızı (bu kıskıvrak yakalayışımızdan) çıkarıp kurtarın (bakalım), bugün Allah'a karşı haksız olanı söyleyegelmeniz ve O'nun ayetlerinden büyüklenerek (yüz çevirmeniz) dolayısıyla alçaltıcı bir azapla cezalandırılacaksınız” (dediklerinde) eğer bir görsen (nasıl kıvranacaklardır).

  • 6:106 En'am: 106

    (Ey Nebim!) Rabbinden Sana vahyedilene uy! (Kur’an’ın kanunlarına uygun Adil bir Düzeni kur). O'ndan başka ilah yoktur. (Kişi kimin kanunlarına uyarsa, onun ilahı odur.) Ve müşriklerden yüz çevir. (Kendi işine koyul. Ümmetin de böyle hareket etmelidir.)

  • 6:145 En'am: 145

    De ki: “Bana vahyolunanlar içinde (Kur'an-ı Kerim’de, yaşaması için) yemesi gereken bir kimsenin yiyecekleri arasında; sadece ‘Leş veya akıtılmış kan, veya domuz eti -zaten pistir-, ya da fasıklıkla Allah'tan başkası adına kesilen hayvanların dışında;’ yenmesi haram kılınmış hiçbir şey bulamıyorum. Hatta mecbur ve muhtaç kalan kimse, başkasının hakkına el uzatmamak ve haddi aşmamak üzere bunlardan bile yiyebilir.  Çünkü Rabbin gerçekten bağışlayan ve merhamet edendir.” (Bir de, zaten pis ve iğrenç olduklarından, Hz. Peygamberimizce yenmesi yasaklanan fare ve köpek gibi şeylerden de sakınmak gerekir.)

  • 7:117 A'raf: 117

    Biz de Musa'ya: "(Haydi sen de) Asanı fırlatıver" diye vahyettik. (O da değneğini yere atıverince) O vakit (bir de baktılar ki), bu (asa) onların bütün uydurduklarını yakalayıp yutuyor. (Hepsi birden şaşkınlığa uğramışlardı.)

  • 7:160 A'raf: 160

    Biz onları (İsrailoğullarını) ayrı ayrı oymaklar (kabile ve torunlar) halinde on iki topluluk (ümmet-aşiret) olarak ayırdık. Kavmi kendisinden (ihtiyaç duydukları) su(yu) istediğinde ise Musa'ya: "Asan'la taşa vur!" diye vahyedip (uyardık). Ondan hemen on iki pınar sızıp-fışkırdı; böylece her bir insan topluluğu kendi su içecekleri yeri (çeşmeyi) öğrenmiş durumdaydı. (Ayrıca İsrailoğullarının) Üzerlerine bulutla gölge çekip (aşırı sıcaktan rahatlattık) ve onlara (gökten her gün iki öğün) kudret helvası ile (hazır pişmiş) bıldırcın (kızartması) indirip (hayatlarını kolaylaştırdık. Sonra da onlara:) "Size rızık olarak verdiklerimizin (helâl ve) temiz olanlarından yiyin (sakın nankörlük etmeyin” diye hatırlattık. Ama yine de itiraz ve isyan etmekle) Onlar Bize zulmetmedi, ancak kendi nefislerine zulmediyorlardı.

  • 7:203 A'raf: 203

    (Ey Resulüm!) Onlara (istedikleri) bir ayet getirmediğin zaman: "Sen onu (inmeyen ayeti) kendin derleyip-toparlasana (yani uydursana!)" derler. De ki: "Ben, sadece Bana Rabbimden vahyolunana uyarım. Bu, Rabbinizden olan basiretlerdir; iman edecek bir topluluk için bir hidayet ve bir rahmettir."

  • 8:12 Enfâl: 12

    Rabbin meleklere vahyetmişti ki: "Şüphesiz Ben sizinleyim. Haydi; iman edenlere (cihadın zorluklarına katlanma ve) sağlamlık (duygusu) katın, inkâr edenlerin kalplerine ise amansız bir korku ve dehşet salacağım. Öyleyse (ey mücahit mü’minler ve manevi görevliler), vurun (zalim kâfirlerin) boyunlarının üstüne, (onların elebaşlarını ve merkezi teşkilatlarını etkisiz kılın) ve vurun onların bütün parmaklarına!" (Küfür ve zulüm güçlerinin altyapılarını, yan kuruluşlarını ve kollarını, irtibat ve destek kanallarını koparıp dağıtın ve böylece onların kirli ve kibirli oyunlarını bozup boşa çıkarın! Buyurmuştu.)

  • 10:2 Yunus: 2

    İçlerinden (kendi cinslerinden ve tanıyıp bildiklerinden Hz. Muhammed gibi seçkin ve yetkin) bir adama (mübarek ve muhterem bir zata): "İnsanları uyar (inzar ve ikaz et) ve iman edenlere; muhakkak kendileri için Rableri katında 'gerçek (ve yüksek) bir makam' olduğunu müjde ver" diye vahyetmemiz, insanlara (acayip, tuhaf ve) şaşırtıcı mı geldi? (Ki o) Kâfirler: "Gerçekten bu, açıkça bir büyücüdür" deyip (Peygamberi inkâr etmişlerdi.)

  • 10:15 Yunus: 15

    Onlara (münafıklara ve inkârcılara); apaçık belgeler olan ayetlerimiz okunduğu zaman, (günahları ve din tahribatları nedeniyle) Bizimle karşılaşmayı (ve huzurumuza çıkmayı ummayan ve) arzulamayanlar: “(Bu hükümler ve haberler bize ağır geliyor) Bundan başka bir Kur’an getir, veya (nefsimizin hoşuna gidecek şekilde) Onu değiştir” derler. (Ey Resulüm!) Onlara de ki: “Onu (Kur’an’ın apaçık hüküm ve haberlerini) kendi nefsi tahmin ve tedbirimle değiştirmem asla olacak şey değildir. Ben sadece Bana vahyedilene tâbiyim. Eğer Rabbime isyan ederek (Kur’ani haber ve hükümleri değiştirir ve yanlış mana verirsem) gerçekten büyük bir günün azabından korkup çekinirim.”

  • 10:87 Yunus: 87

    (Bunun üzerine) Biz de Musa ve kardeşine (şöyle) vahyettik: “Mısır'da kavminiz için (kâfirlerin semtinden ayrı yerlerde) evler hazırlayın, evlerinizi namaz kılınan (ve kıbleye dönük) yerler yapın ve namazı dosdoğru kılın. (Ayrıca) Mü'minleri de (zafer ve galibiyetle) müjdele(yip çeşitli saldırı ve sıkıntılara karşı hazırlayın ki, Allah’ın inayeti ve nusreti onlarladır).”

  • 10:109 Yunus: 109

    (Ey Resulüm!) Sana vahyolunana uy (her konuda Kur’an’ı ölçü tut) ve Allah hükmünü verinceye kadar sabret. O, hükmedenlerin ve hâkimlerin en hayırlısıdır.

  • 11:12 Hud: 12

    (Ey Elçim ve ey Hakk davanın temsilcisi!) Şimdi (inkâr edenlerin ve nasipsizlerin;) “Ona bir hazine indirilmeli veya onunla bir melek gelmeli değil miydi?” demeleri dolayısıyla, göğsün daralıp, belki de Sana vahyolunan (gerçeklerden ve müjdelerden) bir kısmını (onların keyfi için) neredeyse terk edecek hale gelirsin!.. (Unutma ve yolundan geri durma) Sen sadece bir uyarıcısın!.. Allah her şeye Vekîl’dir (ve yeterlidir. Sizin göreviniz Hakkı yaşamak ve yaymaktır.)

  • 11:36 Hud: 36

    (Bunların üzerine Hz.) Nuh’a vahyedildi ki: “(Artık) Senin kavminden (ciddiyet ve samimiyetle) iman edenlerin dışında, kesinlikle hiç kimse inanacak değildir. O halde, sakın onların davranışlarına üzülme!” (Onların başına neler geleceğini göreceksin!)

  • 11:37 Hud: 37

    “(Şimdi) Sana vahyettiğimiz (öğrettiğimiz) doğrultuda ve gözetimimiz altında; (emredilen) gemiyi (sanatlı ve sistemli şekilde) imal edip yapıver. (Ve artık) O zalimler hakkında Bana hitaben (talepte ve şefaatte) bulunma! Çünkü onlar (sapkınlık ve saldırganlıklarının karşılığı olarak) suya batacak ve boğulacaklardır (artık bunu hak etmişlerdir).”

  • 11:49 Hud: 49

    (Ey Resulüm!) Bunlar: Sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bunları Sen ve kavmin bundan önce bilmiyordunuz. Şu halde (inkârcı ve münafıkların eziyetlerine) sabret. Şüphesiz (güzel olan) kutlu sonuç takva sahiplerinindir.

  • 12:3 Yusuf: 3

    Biz bu Kur'an'ı vahyetmekle Sana kıssaların (ibretli ve hikmetli tarihi olayların) en güzelini aktarıyoruz; oysa daha önce Sen bundan haberdar değildin.

  • 12:15 Yusuf: 15

    Nitekim vaktâki (hain kardeşleri) onu (Yusuf’u) götürdükleri ve kuyunun derinliklerine atmaya topluca karar verdikleri zaman, Biz ona (Hz. Yusuf'a şöyle) vahyettik: "Andolsun sen (ileride) onlara, kendileri (şuursuz vaziyette gelişmelerin) farkında olmadıkları bir süreçte, bu yaptıkları (kötü) işlerini (ve hıyanet girişimlerini tek tek) haber verecek (ve mahcup edecek)sin."

  • 12:102 Yusuf: 102

    (Ey Resulüm!) Bu (ibretli olaylar), Sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Yoksa onlar (Yusuf'un kardeşleri) o hileli-düzeni kurarlarken de, yapacakları (kötü) işe topluca karar verdikleri vakitte de Sen yanlarında değildin.

  • 12:109 Yusuf: 109

    Biz Senden önce de, (karyeler) ülkeler halkına kendilerine vahyettiğimiz erkek kişiler dışında (başkalarını elçi olarak) göndermedik. Hiç yeryüzünde dolaşmıyorlar mı, ki kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını görmüş olsunlar? (İnanıp Allah’tan) Korkan (ve hazırlık yapanlar) için ahiret yurdu elbette daha hayırlıdır. Siz yine de akıl erdirmeyecek misiniz?

  • 13:30 Ra'd: 30

    (Ey Nebim!) Böylece Biz Seni, kendilerinden önce nice insan toplulukları gelip-geçmiş olan (gafil ve cahil) bir ümmete (Elçi olarak) gönderdik; ki Sana vahyettiklerimizi onlara okuyasın (açıklayıp uygulayasın) diye. Oysa onlar Rahman'a nankörlük ediyorlar. De ki: “O, Benim Rabbimdir, O'ndan başka ilah yoktur. Ben O'na tevekkül ettim ve son dönüşüm de O'nadır.”

  • 14:13 İbrahim: 13

    İnkâr edenler, resullerine dediler ki: “Muhakkak (ya) sizi kendi toprağımızdan süreceğiz, veya dinimize (bâtıl düzenimize ve dejenere edilmiş değerlerimize) geri döneceksiniz.” Bunun üzerine Rableri kendilerine (nebilerine) vahyetti ki: “(Sabredin) Şüphesiz Biz, zulmedenleri helak edeceğiz!”

  • 16:43 Nahl: 43

    Biz Senden evvel de; kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başka (dişilerden, cinnlerden, meleklerden peygamberler) göndermedik. Eğer (bir konuyu) bilmiyorsanız zikir (ilim, irfan ve Kur’an) ehline sorun (ki cevabını söylesinler. Böylece doğru ve doyurucu bilgiye ancak; konunun uzmanı olan kişilere sormakla ve okuyup araştırmakla erişilecektir).

  • 16:68 Nahl: 68

    Rabbin bal arısına (şifalı bir tatlı yapmak üzere): “Dağlardaki (kaya oyuklarından), ağaçlardaki (kovuklardan) ve onların (insanların) kurdukları kovanlardan kendine evler (petekler) edin” diye vahyetti.

  • 16:123 Nahl: 123

    (Ey Resulüm!) Sonra Sana şöyle vahyettik: Dosdoğru (Hakk ve hayır) yoluna yönelen İbrahim’in (temiz ve aziz) dinine uy! Ki o hiçbir şekilde müşriklerden olmuş değildi. (Ama Hz. İbrahim’in Dini üzere olduklarını söyleyen Yahudi ve Hristiyanların ve hatta Müslümanların bir kısmı şirke düşmüşlerdir.)

  • 17:39 İsrâ: 39

    (İşte) Bunlar, Rabbinin Sana hikmet (ve istikamet) olarak vahyettiği şeyler (kapsamında)dır. (Sakın ha) Rabbin ile beraber (Zat’ına sığınılacak ve kanunlarına uyulacak) başka ilah(lar edinip onları ma’bud) kılma; yoksa yerilmiş ve kovulmuş olarak cehenneme bırakılıverir (azaba terk edilir)sin.

  • 17:73 İsrâ: 73

    (Ey Resulüm!) Onlar (müşrikler) neredeyse, Sana vahyettiğimizden başkasını Bize karşı düzüp uydurman (ve Kur’an’ı onların keyfine göre yorumlaman) için Seni fitneye düşüreceklerdi. (Sen onların isteğine uyarsan) O zaman Seni de dost edineceklerdi.

  • 17:86 İsrâ: 86

    Yemin olsun ki, eğer dilersek Sana vahyettiğimizi ortadan kaldırırız (ayetleri kalbinden silip çıkarırız); sonra Bize karşı da (Sana sahip çıkacak) kendine bir vekil (koruyucu) da bulamazsın.

  • 18:27 Kehf: 27

    Sana Rabbinin Kitabından vahyedileni oku (anla ve uygula ki kurtulasın). O'nun sözlerini (hükümlerini ve haberlerini) değiştirici yoktur ve O'nun dışında kesin olarak bir sığınacak (makam) da bulamazsın.

  • 18:110 Kehf: 110

    De ki: “Şüphesiz Ben, sadece sizin benzeriniz olan bir beşerim; ancak Bana sizin ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyedilmektedir. (Ben size Allah’ın emirlerini tebliğ etmekteyim.) Kim Rabbine (O’nun rahmetine, cennetine ve rü’yetine) kavuşmayı umuyor (ve arzuluyor)sa, artık (İslami, insani ve milli görevlerini, meslek ve memuriyetini tam ve sağlam yaparak) salih amel işlesin ve Rabbine ibadette hiç kimseyi O’na ortak etmesin (insanlara gösteriş ve riyakârlık yapıp amellerini boşa vermesin).”

  • 20:13 Taha: 13

    “Ben seni (peygamber olarak) seçmiş bulunuyorum; bundan böyle sana vahyolunacakları dinle (öğren, tebliğ ve tatbik et ki vazifen ağırdır.)”

  • 20:38 Taha: 38

    (Ey Musa!) “Hani o zaman, annene (seni kurtarması için yapması gereken şeyi) vahyedileni (Biz) vahyetmiştik.” (Ona şöyle ilham ve ikaz etmiştik:)

  • 20:48 Taha: 48

    (Ayrıca Firavun’a:) "Hakikaten bize vahyolundu ki; kesinlikle azap, (peygamberi ve davetini) yalanlayanların ve (İslam’dan) yüz çevirip (buyruklarına karşı çıkanların) üstünedir" (gerçeğini iletin).

  • 20:77 Taha: 77

    Yemin olsun ki, Biz Musa’ya: “(Sana tâbi olan) Kullarımla birlikte (tedbir olsun diye) geceleyin yürüyüp yola çık, (sahile vardığında asanla) vur, denizde onlar için (mucize olarak tünel gibi) kuru bir yol (tüp geçiş galerisi) aç; (Firavun’un arkanızdan) yetişmesinden de korkma, (boğuluruz diye de) endişeye kapılma!” diye vahyetmiştik. (O da sözümüzü yerine getirmişti.)

  • 20:114 Taha: 114

    Hakk olan, Tek ve Mutlak hükümdar olan Allah ne kadar Yücedir. (Ey Nebim!) O’nun (Allah’ın) vahyi Sana gelip-tamamlanmadan evvel, (telaşlanıp) Kur’an’ı (ezberlemek konusunda) acele etme. (Sana düşen) “Rabbim ilmimi (ve anlayışımı) artır”, diye (dua etmektir).

  • 21:7 Enbiya: 7

    Biz Senden önce de kendilerine vahyettiğimiz erkekler dışında (meleklerden, cinnlerden ve dişilerden) elçi göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, o halde zikir ehline (ilim ve irfan sahiplerine, kendini Allah’a adamış ve hakikate ulaşmış kimselere) sorun (ve öğrenin).

  • 21:25 Enbiya: 25

    (Ey Nebim!) Senden önce hiçbir peygamber göndermedik ki, ona: “Kesinlikle Benden (Rabbinizden) başka ilah yoktur; yalnız Bana ibadet edin” diye vahyetmiş (ve öğretmiş) olmayalım.

  • 21:45 Enbiya: 45

    (Ey Nebim, müşriklere) De ki: “Ben sizi ancak (Allah’ın Bana) vahy(ettikleri Kur’an-ı Kerim ayetleri) ile uyarıp-korkutuyorum. Ama sağır olanlar, korkutulup uyarıldıkları zaman da, bu çağrıya kulak vermemektedirler-işitmemektedirler.”

  • 21:73 Enbiya: 73

    Onları (Hz. İbrahim ve evlatlarını), Bizim emrimizle hidayete vesile olan (ibadet ve istikamet yoluna çağıran) imamlar (ve önderler) kıldık ve onlara hayırlı işler yapmayı, namaz kılmayı, zekât dağıtmayı vahyedip (uygulattık). Onlar (sadece samimiyetle) Bize ibadet eden (seçkin kullarımızdı.)

  • 21:108 Enbiya: 108

    De ki: “Gerçekten Bana: ‘Sizin İlahınız (Zatına ibadet ve dua yapacağınız, koyduğu kanunlara uyacağınız, sadece O’nun rızasını arayacağınız ve her sıkıntıda O’na sığınıp yardım umacağınız) yalnızca bir tek İlahtır’ diye vahyolunuyor; artık siz (gerçek ve samimi) Müslüman (olacak, davetime ve tebliğ ettiklerime uyacak) mısınız (söyleyin)?”

  • 23:27 Mü'minun: 27

    Böylelikle Biz ona: “Gözetimimiz altında ve vahyimiz uyarınca (sağlam ve sanatlı) bir gemi yapıver” (dedik). Nitekim Bizim emrimiz gelip de tandır kızışınca (yağan ve kaynayan sular her tarafı kaplayınca), “onun içine her (cins evcil hayvanlardan) ikişer çift ile; onlardan (kavminin azgınlarından) aleyhlerine söz geçmiş (ve azap hükmü kesinleşmiş) olanlar dışında kalan (mü’minleri ve) aileni de alıp (yaptığın gemiye) yerleştir; zulmedenler konusunda ise Bana muhatap olma (ricada bulunma), çünkü onlar kesinlikle boğulacaklardır” diye vahyettik.

  • 26:52 Şuarâ: 52

    Derken Musa’ya: “Kullarımı (Mısır’dan çıkarıp) gece yürüyüşe geçir, çünkü (Firavun’un adamlarınca) izleneceksiniz” diye vahyettik.

  • 26:63 Şuarâ: 63

    Bunun üzerine Musa’ya: “Asanla denize (Süveyş Boğazı’na veya Nil Irmağı’na) vur” diye vahyettik. (Ardından) Deniz, hemencecik (ikiye) yarılmış da her parçası kocaman bir dağ gibi olup (aralarında bir geçit yolu açılmıştı).

  • 28:7 Kasas: 7

    (Bu nedenle) Musa’nın annesine, “Onu (Musa'yı) emzir(ip doyur). Şayet (Firavun’un adamları onu öldürecek diye) kuşkulandığın vakit, onu (akıntılı) suya bırak ve sakın korkma ve endişe edip üzülme! Çünkü Biz onu sana tekrar (kavuşturup) geri vereceğiz ve onu peygamberlerden (biri) yapacağız” diye vahyettik (ilhamla bildirdik.)

  • 28:44 Kasas: 44

    Musa'ya o işi (Emr-i İlahi olan vahyi verip) gerçekleştirdiğimiz zaman, (ey Nebim) Sen (Tûr'un) batı yanında (Hz. Musa’nın inzivaya çekildiği makamda) değildin ve (buna) şahit olanlardan da değildin. (Bu tarihi ibret derslerini Sana Biz vahyetmekteyiz.)

  • 28:86 Kasas: 86

    (Ey Resulüm, Sen bu) Kitabın (Kur’an’ın) Sana (kalbine vahy ile) bırakılacağını umut edip beklemiyordun; (buna) Rabbinden ancak bir rahmet (ve fazilet olarak kavuşturuldun). Öyleyse (en yakınların bile olsa) sakın (zalim ve hain) kâfirlere arka çıkma. (İnkârcıların tarafını tutanlardan olma, onlardan asla korkma ve bir şey umma; çünkü her şey Allah’ın elinde ve takdirindedir.)

  • 29:45 Ankebut: 45

    (Mü’minlere en önemli ve öncelikli farziyet olarak, meali ve manasıyla) Sana Kitap'tan vahyedileni (ayetleri dikkatle ve sürekli bir ciddiyetle) oku ve namazı dosdoğru kıl. Gerçekten namaz, fahşadan (çirkin hayâsızlıklardan) ve münkerattan (tüm uygunsuz ve kötü davranışlardan mü’mini) alıkoyup (engelleyecektir. İnsanı ahlâksızlıktan ve bâtıla taraftarlıktan uzaklaştırmayan namaz, kuru bir şekilciliktir.) Allah'ı zikretmek (her durumda ve her sorunda Allah’ı hatırlamak, O’nun emir ve yasaklarına göre davranmak, en güzel ve en mübarek isimleriyle devamlı O’nu çağırıp yalvarmak) ise, muhakkak en büyük (ibadet)tir. Allah, bütün yaptıklarınızı bilip (durmaktadır). [Not: Matematikte çözülen problemlerin doğruluğunu anlamak için “sağlama” yapıldığı gibi, kılınan namazların makbul olup olmadığı da, nefsimizi fuhşiyattan; (şehvet azdırıcı yayınlardan ve davranışlardan) ve münkerattan; (her türlü zulüm, küfür ve kötülükten ve bunları yapıp yaygınlaştıranlardan) bizi uzaklaştırıp uzaklaştırmadığıyla anlaşılacaktır.]

  • 33:2 Ahzâb: 2

    Sana Rabbinden ne vahyedilirse ona uy (Allah’ın ayetlerini eğip bükerek şeytani heves ve hesaplar güdenleri bırak). Şüphesiz Allah, bütün yaptıklarınızdan Haberdardır.

  • 34:11 Sebe': 11

    "(Ey Davud!) Geniş zırhlar imal et; (onları) düzenli bir biçime sok (ölçülü şekilde madeni araç ve gereçler üret) ve hepiniz böyle salih (hayırlı ve yararlı) ameller işleyin. Gerçekten Ben, sizin yaptıklarınızı Görenim" (diye vahyettik).

  • 34:50 Sebe': 50

    De ki: "Eğer Ben yanılıp şaşıracak olsam, ancak kendi nefsim aleyhine sapmış olurum ve eğer hidayeti bulmuşsam, bu da Rabbimin Bana vahyetmekte olduğu (Kur'an) sayesindedir. Şüphesiz O, (her şeyi) İşitip duyandır, (kullarına) Yakın olandır."

  • 35:31 Fâtır: 31

    Kendinden öncekileri (geçmiş peygamberleri ve onlara gelen İlahi kitapların orijinal halini) doğrulayıcı olarak, (şimdi) Sana Kitap'tan vahyettiğimiz (bu Kur’an ayetleri); gerçeğin ta kendisi olan HAKK’tır. Şüphesiz Allah, elbette (her şeyden) Haberdardır, (ayrıntılarıyla) Görendir.

  • 38:42 Sâd: 42

    (Biz de ona şöyle vahyettik:) “Ayağını depret (yere vur). İşte yıkanacak ve içilip kanacak soğuk (bir su çıkacak, onunla sağlığına ve huzura kavuşacaksın).”

  • 38:70 Sâd: 70

    "Bana da ancak, sadece apaçık bir uyarıcı olduğum için vahyolunmaktadır."

  • 39:65 Zümer: 65

    Andolsun, Sana ve Senden öncekilere vahyolundu (ki): “Eğer şirk koşacak olursan, şüphesiz amellerin boşa çıkacak ve elbette Sen, hüsrana uğrayanlardan olacaksın.”

  • 41:6 Fussilet: 6

    (Onlara) De ki: "Ben ancak (beşer cinsinden) sizin benzeriniz olan bir insanım. Bana sadece, (yaratan, yaşatan ve tapınılacak olan) sizin İlahınızın bir tek İlah olduğu vahyolunmaktadır. Öyleyse O'na yönelin ve O'ndan mağfiret dileyin (ki kurtulasınız). Vay haline o müşriklerin! (Ki sonunda pişman ve perişan olacaklardır.)”

  • 41:12 Fussilet: 12

    Böylece (Allah) onları iki gün (iki süreç) içinde yedi gök olarak tamamlayıverdi ve her bir göğe (uzaydaki galaksilere) emrini (yaratılış görevini ve hikmetini) vahyetti. Biz Dünya göğünü de kandiller (misali yıldızlar) ile süsleyip-donattık ve (atmosferle Dünya’yı) bir koruma (altına aldık). İşte bu, Üstün ve Güçlü olan, (her şeyi en ince ayrıntılarıyla) Bilen (Allah)ın takdiridir. (Ve böylece toplam altı dönemde kâinatı kemâle erdirmiştir.) [Not: Cenab-ı Hakk bir şeyi sadece “OL!” emriyle ve bir anda yaratabildiği halde, bu süreç ve evrelerle biz kullarına dikkatli, tedbirli ve tedricen iş görmeyi öğretmektedir.]

  • 42:3 Şûrâ: 3

    (Ey Nebim!) O Azîz ve Hakîm olan Allah, Sana ve Senden öncekilere işte böyle vahyetmektedir (ki;)

  • 42:7 Şûrâ: 7

    (Ey Resulüm!) İşte Biz Sana böyle Arapça bir Kur’an vahyettik; şehirlerin anası (olan Mekke halkı)nı ve çevresinde olanları (tüm insanlığı) uyarman ve kendisinde şüphe olmayan (mahşerde) toplanma gününü (haber verip onları) korkutman için de (Seni gönderdik. O gün onların) bir bölümü cennette, bir bölümü çılgınca yanan ateşin içerisindelerdir.

  • 42:13 Şûrâ: 13

    O (Allah): "Dini dosdoğru (uygulayıp) ayakta tutuverin ve onda ayrılığa düşmeyin (Dinin hiçbir hükmünü artık gereksiz ve geçersiz görmeyin)", diye Nuh'a vasiyet ettiğini ve Sana vahyettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya vasiyet ettiğimizi (şimdi) sizin için de şeriat kılıvermiştir. (Böylece Din ve Düzen esaslarını belirlemiştir ki; Kur’an bir şeriat ve hukuk nizamının temel prensiplerini de içermektedir. Her çağın ihtiyaçlarına uygun yeni kanun ve kurumlar bu değişmez ölçülere göre belirlenecektir.) Ancak, Senin kendilerini çağırdığın şey (Kur’an hükümleri), müşriklere büyük (bir sıkıntı ve) ağır gelmektedir. Allah, dilediğini (ve liyakat göstereni) Kendisine (ibadet ve hizmetine) seçer (İslami istikamette bir araya getirir) ve içten Kendisine yöneleni hidayete erdirir.

  • 42:51 Şûrâ: 51

    Allah'ın bir insanla (karşılıklı) konuşması olacak şey değildir. Ancak vahiyle (kalbine ilham ederek), veya perde arkasından (sinema perdesindeki veya ekrandaki görüntü misali tecelli suretinde seslenerek), veya bir resul gönderip (ona) Kendi izniyle dilediğini vahyederek (olabilir). Gerçekten O Yücedir, Hüküm ve Hikmet sahibidir. (Kasas Suresi 30. ayetinde de bu durum haber verilmektedir.)

  • 42:52 Şûrâ: 52

    (Ey Nebim!) İşte böylece Sana da emrimizden bir ruh vahyettik. (Sana çok özel bir inayet, hidayet ve hikmet bahşettik.) Ki Sen, kitap nedir, iman nedir (bunların hakikatine nasıl erişilir?) bilmezdin. Ancak Biz Onu (Kur'an’ı) bir nur (hidayet ve istikamet ışığı, şuur ve huzur kaynağı, kurtarıcı kanun ve kurallar dayanağı) kılıverdik, Onunla kullarımızdan dilediklerimizi hidayete erdiririz. Şüphesiz Sen, dosdoğru olan bir yola yöneltip-iletmektesin.

  • 43:43 Zuhruf: 43

    Şu halde, Sana vahyedilene sımsıkı-tutun (Kur’an’a ciddiyet ve samimiyetle sarılıp Allah'a sığın); çünkü Sen dosdoğru bir yol üzerinde bulunmaktasın.

  • 46:9 Ahkaf: 9

    De ki: "Ben elçilerden biri (rolüyle kendiliğimden ortaya çıkmış) türedi (asılsız iddialar sahibi olan ve peygamberlik icadına kalkışan bir kişi) değilim, Bana ve size (Allah tarafından) ne yapılacağını da bilemiyorum. Ben, sadece Bana vahyedilmekte olana uyuyorum ve Ben, apaçık bir uyarıcıdan başkası değilim (artık karar size kalmıştır)."

  • 53:4 Necm: 4

    O (Kur’an ve konuştukları) ancak (kendisine) vahy (ve telkin) olunan vahiydir. (İlahi hakikatler ve öğretilerdir ki, tebliğ edip size ulaştırmıştır.)

  • 53:10 Necm: 10

    Böylece O (Allah) kuluna vahyettiğini (Kur’an ayetlerini) vahyetmiş (O da size aynen aktarmıştı.)

  • 72:1 Cinn: 1

    (Ey Resulüm!) De ki: Gerçekten Bana vahyolundu(ğuna göre; hicretten 3 yıl öncesinde ve sıkıntılı Taif ziyareti dönüşünde) cinnlerden bir grubun (gelip Benden) işiterek: “Doğrusu biz, (büyük) hayranlık ve hayret uyandıran bir Kur'an dinledik” dedikleri (bildirildi.)

  • 99:5 Zilzâl: 5

    Çünkü Rabbin ona vahyetmiştir. (Dünya’yı Allah konuşturacak ve ona şahitlik yaptıracaktır.)

  • 3:44 Âl-i İmrân: 44

    ذٰلِكَ مِنْ اَنْبَٓاءِ الْغَيْبِ نُوحٖيهِ اِلَيْكَۜ وَمَا كُنْتَ لَدَيْهِمْ اِذْ يُلْقُونَ اَقْلَامَهُمْ اَيُّهُمْ يَكْفُلُ مَرْيَمَۖ وَمَا كُنْتَ لَدَيْهِمْ اِذْ يَخْتَصِمُونَ

    (Ey Resulüm!) Bunlar gayb haberlerindendir; ki bunları Sana Biz vahyediyoruz. Oysa onlardan (Yahudi din adamlarından) hangisi Meryem'i sorumluluğuna alacak diye kalemleriyle kur'a atarlarken Sen yanlarında değildin; birbirleriyle tartışıp çekişirlerken de yanlarında değildin.

  • 4:163 Nisa: 163

    اِنَّٓا اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ كَمَٓا اَوْحَيْنَٓا اِلٰى نُوحٍ وَالنَّبِيّٖنَ مِنْ بَعْدِهٖۚ وَاَوْحَيْنَٓا اِلٰٓى اِبْرٰهٖيمَ وَاِسْمٰعٖيلَ وَاِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَ وَالْاَسْبَاطِ وَعٖيسٰى وَاَيُّوبَ وَيُونُسَ وَهٰرُونَ وَسُلَيْمٰنَۚ وَاٰتَيْنَا دَاوُ۫دَ زَبُورًاۚ

    (Ey Resulüm!) Gerçekten Biz Nuh'a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi, Sana da (iman ve İslam esaslarını) vahyettik (Kur’an ayetlerini kalbine indirdik). İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, torunlarına, İsa'ya, Eyyub'a, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a da (İlahi gerçekleri) vahyetmiştik. Davud'a da Zebur’u (Mevlâ’ya şükran dualarını, tevbe ve pişmanlık duygularını içeren şiirsel İlahi mesajlar kitabını) verdik.

  • 5:111 Maide: 111

    وَاِذْ اَوْحَيْتُ اِلَى الْحَوَارِيّٖنَ اَنْ اٰمِنُوا بٖي وَبِرَسُولٖيۚ قَالُٓوا اٰمَنَّا وَاشْهَدْ بِاَنَّنَا مُسْلِمُونَ

    Hani o zaman (Hz. İsa’ya tâbi olan) Havarilere: "Bana ve Elçime iman edin" diye vahy (ilham) etmiştim de; onlar da: "İman ettik, gerçekten Müslümanlar olduğumuza Sen de şahit ol" demişlerdi.

  • 6:19 En'am: 19

    قُلْ اَيُّ شَيْءٍ اَكْبَرُ شَهَادَةًۜ قُلِ اللّٰهُ شَهٖيدٌ بَيْنٖي وَبَيْنَكُمْ وَاُو۫حِيَ اِلَيَّ هٰذَا الْقُرْاٰنُ لِاُنْذِرَكُمْ بِهٖ وَمَنْ بَلَغَۜ اَئِنَّكُمْ لَتَشْهَدُونَ اَنَّ مَعَ اللّٰهِ اٰلِهَةً اُخْرٰىۜ قُلْ لَٓا اَشْهَدُۚ قُلْ اِنَّمَا هُوَ اِلٰهٌ وَاحِدٌ وَاِنَّنٖي بَرٖٓيءٌ مِمَّا تُشْرِكُونَۢ

    (Müşriklere sorup) De ki: "Şahitlik bakımından hangi şey (geçerli ve güvenilir olarak) daha büyüktür?" (Ve yine cevap verip) De ki: “(Elbette) Allah(tır! O) Benimle sizin aranızda şahittir. Sizi -ve kime ulaşırsa herkesi- kendisiyle uyarmam için Bana şu Kur'an vahyedildi. Gerçekten Allah'la beraber başka ilahların da bulunduğu (yalanına) siz mi şahitlik (iddia) ediyorsunuz?" De ki: "Ben (asla bu iftiraya) şehadet (ve kabul) etmem." De ki: "O, ancak bir tek olan İlahtır ve gerçekten Ben, sizin şirk koşmakta olduklarınızdan uzağım."

  • 6:50 En'am: 50

    قُلْ لَٓا اَقُولُ لَكُمْ عِنْدٖي خَزَٓائِنُ اللّٰهِ وَلَٓا اَعْلَمُ الْغَيْبَ وَلَٓا اَقُولُ لَكُمْ اِنّٖي مَلَكٌۚ اِنْ اَتَّبِعُ اِلَّا مَا يُوحٰٓى اِلَيَّۜ قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الْاَعْمٰى وَالْبَصٖيرُۜ اَفَلَا تَتَفَكَّرُونَ۟

    (Ey Resulüm, onlara) De ki: "Size Allah'ın hazineleri yanımdadır diye (iddia etmiyorum), gaybı da bilmiyorum ve Ben size bir meleğim de demiyorum. Ben, (sadece) Bana vahyedilene uyuyorum (sizleri de uyarıyorum)." De ki: "Hiç, kör olanla gören bir olur mu? Yine de tefekküre dalmayacak (ve gerçeği anlamayacak) mısınız?"

  • 6:93 En'am: 93

    وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا اَوْ قَالَ اُو۫حِيَ اِلَيَّ وَلَمْ يُوحَ اِلَيْهِ شَيْءٌ وَمَنْ قَالَ سَاُنْزِلُ مِثْلَ مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُۜ وَلَوْ تَرٰٓى اِذِ الظَّالِمُونَ فٖي غَمَرَاتِ الْمَوْتِ وَالْمَلٰٓئِكَةُ بَاسِطُٓوا اَيْدٖيهِمْۚ اَخْرِجُٓوا اَنْفُسَكُمْۜ اَلْيَوْمَ تُجْزَوْنَ عَذَابَ الْهُونِ بِمَا كُنْتُمْ تَقُولُونَ عَلَى اللّٰهِ غَيْرَ الْحَقِّ وَكُنْتُمْ عَنْ اٰيَاتِهٖ تَسْتَكْبِرُونَ

    Allah'a karşı yalan uydurup iftira düzenden (Din adına asılsız ve saptırıcı fetvalar üretenden) veya kendisine hiçbir şey vahyolunmamışken ‘Bana da vahiy (ilham) geldi’ (şeklinde) iddialar eden ve 'Allah'ın indirdiğinin bir benzerini de ben indireceğim' (kutsal bir kitap meydana getireceğim) diyenden (yani, bilgiçlik ve ermişlik taslayarak, Yahudi ve Hristiyanlarla işbirliğini mübah; Hakk nizam kurulsun diye cihadı ise günah gösterenden) daha zalim kimdir? Sen bu zalimleri, ölümün 'şiddetli sarsıntıları' sırasında (görevli) meleklerin pençelerini uzatarak onlara: “(Haydi) Canlarınızı (bu kıskıvrak yakalayışımızdan) çıkarıp kurtarın (bakalım), bugün Allah'a karşı haksız olanı söyleyegelmeniz ve O'nun ayetlerinden büyüklenerek (yüz çevirmeniz) dolayısıyla alçaltıcı bir azapla cezalandırılacaksınız” (dediklerinde) eğer bir görsen (nasıl kıvranacaklardır).

  • 6:106 En'am: 106

    اِتَّبِعْ مَٓا اُو۫حِيَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَۚ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ وَاَعْرِضْ عَنِ الْمُشْرِكٖينَ

    (Ey Nebim!) Rabbinden Sana vahyedilene uy! (Kur’an’ın kanunlarına uygun Adil bir Düzeni kur). O'ndan başka ilah yoktur. (Kişi kimin kanunlarına uyarsa, onun ilahı odur.) Ve müşriklerden yüz çevir. (Kendi işine koyul. Ümmetin de böyle hareket etmelidir.)

  • 6:145 En'am: 145

    قُلْ لَٓا اَجِدُ فٖي مَٓا اُو۫حِيَ اِلَيَّ مُحَرَّمًا عَلٰى طَاعِمٍ يَطْعَمُهُٓ اِلَّٓا اَنْ يَكُونَ مَيْتَةً اَوْ دَمًا مَسْفُوحًا اَوْ لَحْمَ خِنْزٖيرٍ فَاِنَّهُ رِجْسٌ اَوْ فِسْقًا اُهِلَّ لِغَيْرِ اللّٰهِ بِهٖۚ فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلَا عَادٍ فَاِنَّ رَبَّكَ غَفُورٌ رَحٖيمٌ

    De ki: “Bana vahyolunanlar içinde (Kur'an-ı Kerim’de, yaşaması için) yemesi gereken bir kimsenin yiyecekleri arasında; sadece ‘Leş veya akıtılmış kan, veya domuz eti -zaten pistir-, ya da fasıklıkla Allah'tan başkası adına kesilen hayvanların dışında;’ yenmesi haram kılınmış hiçbir şey bulamıyorum. Hatta mecbur ve muhtaç kalan kimse, başkasının hakkına el uzatmamak ve haddi aşmamak üzere bunlardan bile yiyebilir.  Çünkü Rabbin gerçekten bağışlayan ve merhamet edendir.” (Bir de, zaten pis ve iğrenç olduklarından, Hz. Peygamberimizce yenmesi yasaklanan fare ve köpek gibi şeylerden de sakınmak gerekir.)

  • 7:117 A'raf: 117

    وَاَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰٓى اَنْ اَلْقِ عَصَاكَۚ فَاِذَا هِيَ تَلْقَفُ مَا يَأْفِكُونَۚ

    Biz de Musa'ya: "(Haydi sen de) Asanı fırlatıver" diye vahyettik. (O da değneğini yere atıverince) O vakit (bir de baktılar ki), bu (asa) onların bütün uydurduklarını yakalayıp yutuyor. (Hepsi birden şaşkınlığa uğramışlardı.)

  • 7:160 A'raf: 160

    وَقَطَّعْنَاهُمُ اثْنَتَيْ عَشْرَةَ اَسْبَاطًا اُمَمًاۜ وَاَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰٓى اِذِ اسْتَسْقٰيهُ قَوْمُهُٓ اَنِ اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْحَجَرَۚ فَانْبَجَسَتْ مِنْهُ اثْنَتَا عَشْرَةَ عَيْنًاۜ قَدْ عَلِمَ كُلُّ اُنَاسٍ مَشْرَبَهُمْۜ وَظَلَّلْنَا عَلَيْهِمُ الْغَمَامَ وَاَنْزَلْنَا عَلَيْهِمُ الْمَنَّ وَالسَّلْوٰىۜ كُلُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْۜ وَمَا ظَلَمُونَا وَلٰكِنْ كَانُٓوا اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ

    Biz onları (İsrailoğullarını) ayrı ayrı oymaklar (kabile ve torunlar) halinde on iki topluluk (ümmet-aşiret) olarak ayırdık. Kavmi kendisinden (ihtiyaç duydukları) su(yu) istediğinde ise Musa'ya: "Asan'la taşa vur!" diye vahyedip (uyardık). Ondan hemen on iki pınar sızıp-fışkırdı; böylece her bir insan topluluğu kendi su içecekleri yeri (çeşmeyi) öğrenmiş durumdaydı. (Ayrıca İsrailoğullarının) Üzerlerine bulutla gölge çekip (aşırı sıcaktan rahatlattık) ve onlara (gökten her gün iki öğün) kudret helvası ile (hazır pişmiş) bıldırcın (kızartması) indirip (hayatlarını kolaylaştırdık. Sonra da onlara:) "Size rızık olarak verdiklerimizin (helâl ve) temiz olanlarından yiyin (sakın nankörlük etmeyin” diye hatırlattık. Ama yine de itiraz ve isyan etmekle) Onlar Bize zulmetmedi, ancak kendi nefislerine zulmediyorlardı.

  • 7:203 A'raf: 203

    وَاِذَا لَمْ تَأْتِهِمْ بِاٰيَةٍ قَالُوا لَوْلَا اجْتَبَيْتَهَاۜ قُلْ اِنَّمَٓا اَتَّبِعُ مَا يُوحٰٓى اِلَيَّ مِنْ رَبّٖيۚ هٰذَا بَصَٓائِرُ مِنْ رَبِّكُمْ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ

    (Ey Resulüm!) Onlara (istedikleri) bir ayet getirmediğin zaman: "Sen onu (inmeyen ayeti) kendin derleyip-toparlasana (yani uydursana!)" derler. De ki: "Ben, sadece Bana Rabbimden vahyolunana uyarım. Bu, Rabbinizden olan basiretlerdir; iman edecek bir topluluk için bir hidayet ve bir rahmettir."

  • 8:12 Enfâl: 12

    اِذْ يُوحٖي رَبُّكَ اِلَى الْمَلٰٓئِكَةِ اَنّٖي مَعَكُمْ فَثَبِّتُوا الَّذٖينَ اٰمَنُواۜ سَاُلْقٖي فٖي قُلُوبِ الَّذٖينَ كَفَرُوا الرُّعْبَ فَاضْرِبُوا فَوْقَ الْاَعْنَاقِ وَاضْرِبُوا مِنْهُمْ كُلَّ بَنَانٍۜ

    Rabbin meleklere vahyetmişti ki: "Şüphesiz Ben sizinleyim. Haydi; iman edenlere (cihadın zorluklarına katlanma ve) sağlamlık (duygusu) katın, inkâr edenlerin kalplerine ise amansız bir korku ve dehşet salacağım. Öyleyse (ey mücahit mü’minler ve manevi görevliler), vurun (zalim kâfirlerin) boyunlarının üstüne, (onların elebaşlarını ve merkezi teşkilatlarını etkisiz kılın) ve vurun onların bütün parmaklarına!" (Küfür ve zulüm güçlerinin altyapılarını, yan kuruluşlarını ve kollarını, irtibat ve destek kanallarını koparıp dağıtın ve böylece onların kirli ve kibirli oyunlarını bozup boşa çıkarın! Buyurmuştu.)

  • 10:2 Yunus: 2

    اَكَانَ لِلنَّاسِ عَجَبًا اَنْ اَوْحَيْنَٓا اِلٰى رَجُلٍ مِنْهُمْ اَنْ اَنْذِرِ النَّاسَ وَبَشِّرِ الَّذٖينَ اٰمَنُٓوا اَنَّ لَهُمْ قَدَمَ صِدْقٍ عِنْدَ رَبِّهِمْۜ قَالَ الْكَافِرُونَ اِنَّ هٰذَا لَسَاحِرٌ مُبٖينٌ

    İçlerinden (kendi cinslerinden ve tanıyıp bildiklerinden Hz. Muhammed gibi seçkin ve yetkin) bir adama (mübarek ve muhterem bir zata): "İnsanları uyar (inzar ve ikaz et) ve iman edenlere; muhakkak kendileri için Rableri katında 'gerçek (ve yüksek) bir makam' olduğunu müjde ver" diye vahyetmemiz, insanlara (acayip, tuhaf ve) şaşırtıcı mı geldi? (Ki o) Kâfirler: "Gerçekten bu, açıkça bir büyücüdür" deyip (Peygamberi inkâr etmişlerdi.)

  • 10:15 Yunus: 15

    وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُنَا بَيِّنَاتٍۙ قَالَ الَّذٖينَ لَا يَرْجُونَ لِقَٓاءَنَا ائْتِ بِقُرْاٰنٍ غَيْرِ هٰذَٓا اَوْ بَدِّلْهُۜ قُلْ مَا يَكُونُ لٖٓي اَنْ اُبَدِّلَهُ مِنْ تِلْقَٓائِ۬ نَفْسٖيۚ اِنْ اَتَّبِعُ اِلَّا مَا يُوحٰٓى اِلَيَّۚ اِنّٖٓي اَخَافُ اِنْ عَصَيْتُ رَبّٖي عَذَابَ يَوْمٍ عَظٖيمٍ

    Onlara (münafıklara ve inkârcılara); apaçık belgeler olan ayetlerimiz okunduğu zaman, (günahları ve din tahribatları nedeniyle) Bizimle karşılaşmayı (ve huzurumuza çıkmayı ummayan ve) arzulamayanlar: “(Bu hükümler ve haberler bize ağır geliyor) Bundan başka bir Kur’an getir, veya (nefsimizin hoşuna gidecek şekilde) Onu değiştir” derler. (Ey Resulüm!) Onlara de ki: “Onu (Kur’an’ın apaçık hüküm ve haberlerini) kendi nefsi tahmin ve tedbirimle değiştirmem asla olacak şey değildir. Ben sadece Bana vahyedilene tâbiyim. Eğer Rabbime isyan ederek (Kur’ani haber ve hükümleri değiştirir ve yanlış mana verirsem) gerçekten büyük bir günün azabından korkup çekinirim.”

  • 10:87 Yunus: 87

    وَاَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰى وَاَخٖيهِ اَنْ تَبَوَّاٰ لِقَوْمِكُمَا بِمِصْرَ بُيُوتًا وَاجْعَلُوا بُيُوتَكُمْ قِبْلَةً وَاَقٖيمُوا الصَّلٰوةَۜ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنٖينَ

    (Bunun üzerine) Biz de Musa ve kardeşine (şöyle) vahyettik: “Mısır'da kavminiz için (kâfirlerin semtinden ayrı yerlerde) evler hazırlayın, evlerinizi namaz kılınan (ve kıbleye dönük) yerler yapın ve namazı dosdoğru kılın. (Ayrıca) Mü'minleri de (zafer ve galibiyetle) müjdele(yip çeşitli saldırı ve sıkıntılara karşı hazırlayın ki, Allah’ın inayeti ve nusreti onlarladır).”

  • 10:109 Yunus: 109

    وَاتَّبِعْ مَا يُوحٰٓى اِلَيْكَ وَاصْبِرْ حَتّٰى يَحْكُمَ اللّٰهُۚ وَهُوَ خَيْرُ الْحَاكِمٖينَ

    (Ey Resulüm!) Sana vahyolunana uy (her konuda Kur’an’ı ölçü tut) ve Allah hükmünü verinceye kadar sabret. O, hükmedenlerin ve hâkimlerin en hayırlısıdır.

  • 11:12 Hud: 12

    فَلَعَلَّكَ تَارِكٌ بَعْضَ مَا يُوحٰٓى اِلَيْكَ وَضَٓائِقٌ بِهٖ صَدْرُكَ اَنْ يَقُولُوا لَوْلَٓا اُنْزِلَ عَلَيْهِ كَنْزٌ اَوْ جَٓاءَ مَعَهُ مَلَكٌۜ اِنَّمَٓا اَنْتَ نَذٖيرٌۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ وَكٖيلٌۜ

    (Ey Elçim ve ey Hakk davanın temsilcisi!) Şimdi (inkâr edenlerin ve nasipsizlerin;) “Ona bir hazine indirilmeli veya onunla bir melek gelmeli değil miydi?” demeleri dolayısıyla, göğsün daralıp, belki de Sana vahyolunan (gerçeklerden ve müjdelerden) bir kısmını (onların keyfi için) neredeyse terk edecek hale gelirsin!.. (Unutma ve yolundan geri durma) Sen sadece bir uyarıcısın!.. Allah her şeye Vekîl’dir (ve yeterlidir. Sizin göreviniz Hakkı yaşamak ve yaymaktır.)

  • 11:36 Hud: 36

    وَاُو۫حِيَ اِلٰى نُوحٍ اَنَّهُ لَنْ يُؤْمِنَ مِنْ قَوْمِكَ اِلَّا مَنْ قَدْ اٰمَنَ فَلَا تَبْتَئِسْ بِمَا كَانُوا يَفْعَلُونَۚ

    (Bunların üzerine Hz.) Nuh’a vahyedildi ki: “(Artık) Senin kavminden (ciddiyet ve samimiyetle) iman edenlerin dışında, kesinlikle hiç kimse inanacak değildir. O halde, sakın onların davranışlarına üzülme!” (Onların başına neler geleceğini göreceksin!)

  • 11:37 Hud: 37

    وَاصْنَعِ الْفُلْكَ بِاَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا وَلَا تُخَاطِبْنٖي فِي الَّذٖينَ ظَلَمُواۚ اِنَّهُمْ مُغْرَقُونَ

    “(Şimdi) Sana vahyettiğimiz (öğrettiğimiz) doğrultuda ve gözetimimiz altında; (emredilen) gemiyi (sanatlı ve sistemli şekilde) imal edip yapıver. (Ve artık) O zalimler hakkında Bana hitaben (talepte ve şefaatte) bulunma! Çünkü onlar (sapkınlık ve saldırganlıklarının karşılığı olarak) suya batacak ve boğulacaklardır (artık bunu hak etmişlerdir).”

  • 11:49 Hud: 49

    تِلْكَ مِنْ اَنْبَٓاءِ الْغَيْبِ نُوحٖيهَٓا اِلَيْكَۚ مَا كُنْتَ تَعْلَمُهَٓا اَنْتَ وَلَا قَوْمُكَ مِنْ قَبْلِ هٰذَاۜۛ فَاصْبِرْۜۛ اِنَّ الْعَاقِبَةَ لِلْمُتَّقٖينَ۟

    (Ey Resulüm!) Bunlar: Sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bunları Sen ve kavmin bundan önce bilmiyordunuz. Şu halde (inkârcı ve münafıkların eziyetlerine) sabret. Şüphesiz (güzel olan) kutlu sonuç takva sahiplerinindir.

  • 12:3 Yusuf: 3

    نَحْنُ نَقُصُّ عَلَيْكَ اَحْسَنَ الْقَصَصِ بِمَٓا اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ هٰذَا الْقُرْاٰنَۗ وَاِنْ كُنْتَ مِنْ قَبْلِهٖ لَمِنَ الْغَافِلٖينَ

    Biz bu Kur'an'ı vahyetmekle Sana kıssaların (ibretli ve hikmetli tarihi olayların) en güzelini aktarıyoruz; oysa daha önce Sen bundan haberdar değildin.

  • 12:15 Yusuf: 15

    فَلَمَّا ذَهَبُوا بِهٖ وَاَجْمَعُٓوا اَنْ يَجْعَلُوهُ فٖي غَيَابَتِ الْجُبِّۚ وَاَوْحَيْنَٓا اِلَيْهِ لَتُنَبِّئَنَّهُمْ بِاَمْرِهِمْ هٰذَا وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ

    Nitekim vaktâki (hain kardeşleri) onu (Yusuf’u) götürdükleri ve kuyunun derinliklerine atmaya topluca karar verdikleri zaman, Biz ona (Hz. Yusuf'a şöyle) vahyettik: "Andolsun sen (ileride) onlara, kendileri (şuursuz vaziyette gelişmelerin) farkında olmadıkları bir süreçte, bu yaptıkları (kötü) işlerini (ve hıyanet girişimlerini tek tek) haber verecek (ve mahcup edecek)sin."

  • 12:102 Yusuf: 102

    ذٰلِكَ مِنْ اَنْبَٓاءِ الْغَيْبِ نُوحٖيهِ اِلَيْكَۚ وَمَا كُنْتَ لَدَيْهِمْ اِذْ اَجْمَعُٓوا اَمْرَهُمْ وَهُمْ يَمْكُرُونَ

    (Ey Resulüm!) Bu (ibretli olaylar), Sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Yoksa onlar (Yusuf'un kardeşleri) o hileli-düzeni kurarlarken de, yapacakları (kötü) işe topluca karar verdikleri vakitte de Sen yanlarında değildin.

  • 12:109 Yusuf: 109

    وَمَٓا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ اِلَّا رِجَالًا نُوحٖٓي اِلَيْهِمْ مِنْ اَهْلِ الْقُرٰىۜ اَفَلَمْ يَسٖيرُوا فِي الْاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذٖينَ مِنْ قَبْلِهِمْۜ وَلَدَارُ الْاٰخِرَةِ خَيْرٌ لِلَّذٖينَ اتَّقَوْاۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ

    Biz Senden önce de, (karyeler) ülkeler halkına kendilerine vahyettiğimiz erkek kişiler dışında (başkalarını elçi olarak) göndermedik. Hiç yeryüzünde dolaşmıyorlar mı, ki kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını görmüş olsunlar? (İnanıp Allah’tan) Korkan (ve hazırlık yapanlar) için ahiret yurdu elbette daha hayırlıdır. Siz yine de akıl erdirmeyecek misiniz?

  • 13:30 Ra'd: 30

    كَذٰلِكَ اَرْسَلْنَاكَ فٖٓي اُمَّةٍ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهَٓا اُمَمٌ لِتَتْلُوَ۬ا عَلَيْهِمُ الَّذٖٓي اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ وَهُمْ يَكْفُرُونَ بِالرَّحْمٰنِۜ قُلْ هُوَ رَبّٖي لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَاِلَيْهِ مَتَابِ

    (Ey Nebim!) Böylece Biz Seni, kendilerinden önce nice insan toplulukları gelip-geçmiş olan (gafil ve cahil) bir ümmete (Elçi olarak) gönderdik; ki Sana vahyettiklerimizi onlara okuyasın (açıklayıp uygulayasın) diye. Oysa onlar Rahman'a nankörlük ediyorlar. De ki: “O, Benim Rabbimdir, O'ndan başka ilah yoktur. Ben O'na tevekkül ettim ve son dönüşüm de O'nadır.”

  • 14:13 İbrahim: 13

    وَقَالَ الَّذٖينَ كَفَرُوا لِرُسُلِهِمْ لَنُخْرِجَنَّكُمْ مِنْ اَرْضِنَٓا اَوْ لَتَعُودُنَّ فٖي مِلَّتِنَاۜ فَاَوْحٰٓى اِلَيْهِمْ رَبُّهُمْ لَنُهْلِكَنَّ الظَّالِمٖينَۙ

    İnkâr edenler, resullerine dediler ki: “Muhakkak (ya) sizi kendi toprağımızdan süreceğiz, veya dinimize (bâtıl düzenimize ve dejenere edilmiş değerlerimize) geri döneceksiniz.” Bunun üzerine Rableri kendilerine (nebilerine) vahyetti ki: “(Sabredin) Şüphesiz Biz, zulmedenleri helak edeceğiz!”

  • 16:43 Nahl: 43

    وَمَٓا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ اِلَّا رِجَالًا نُوحٖٓي اِلَيْهِمْ فَسْـَٔلُٓوا اَهْلَ الذِّكْرِ اِنْ كُنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَۙ

    Biz Senden evvel de; kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başka (dişilerden, cinnlerden, meleklerden peygamberler) göndermedik. Eğer (bir konuyu) bilmiyorsanız zikir (ilim, irfan ve Kur’an) ehline sorun (ki cevabını söylesinler. Böylece doğru ve doyurucu bilgiye ancak; konunun uzmanı olan kişilere sormakla ve okuyup araştırmakla erişilecektir).

  • 16:68 Nahl: 68

    وَاَوْحٰى رَبُّكَ اِلَى النَّحْلِ اَنِ اتَّخِذٖي مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتًا وَمِنَ الشَّجَرِ وَمِمَّا يَعْرِشُونَۙ

    Rabbin bal arısına (şifalı bir tatlı yapmak üzere): “Dağlardaki (kaya oyuklarından), ağaçlardaki (kovuklardan) ve onların (insanların) kurdukları kovanlardan kendine evler (petekler) edin” diye vahyetti.

  • 16:123 Nahl: 123

    ثُمَّ اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ اَنِ اتَّبِعْ مِلَّةَ اِبْرٰهٖيمَ حَنٖيفًاۜ وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكٖينَ

    (Ey Resulüm!) Sonra Sana şöyle vahyettik: Dosdoğru (Hakk ve hayır) yoluna yönelen İbrahim’in (temiz ve aziz) dinine uy! Ki o hiçbir şekilde müşriklerden olmuş değildi. (Ama Hz. İbrahim’in Dini üzere olduklarını söyleyen Yahudi ve Hristiyanların ve hatta Müslümanların bir kısmı şirke düşmüşlerdir.)

  • 17:39 İsrâ: 39

    ذٰلِكَ مِمَّٓا اَوْحٰٓى اِلَيْكَ رَبُّكَ مِنَ الْحِكْمَةِۜ وَلَا تَجْعَلْ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهًا اٰخَرَ فَتُلْقٰى فٖي جَهَنَّمَ مَلُومًا مَدْحُورًا

    (İşte) Bunlar, Rabbinin Sana hikmet (ve istikamet) olarak vahyettiği şeyler (kapsamında)dır. (Sakın ha) Rabbin ile beraber (Zat’ına sığınılacak ve kanunlarına uyulacak) başka ilah(lar edinip onları ma’bud) kılma; yoksa yerilmiş ve kovulmuş olarak cehenneme bırakılıverir (azaba terk edilir)sin.

  • 17:73 İsrâ: 73

    وَاِنْ كَادُوا لَيَفْتِنُونَكَ عَنِ الَّذٖٓي اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ لِتَفْتَرِيَ عَلَيْنَا غَيْرَهُۗ وَاِذًا لَاتَّخَذُوكَ خَلٖيلًا

    (Ey Resulüm!) Onlar (müşrikler) neredeyse, Sana vahyettiğimizden başkasını Bize karşı düzüp uydurman (ve Kur’an’ı onların keyfine göre yorumlaman) için Seni fitneye düşüreceklerdi. (Sen onların isteğine uyarsan) O zaman Seni de dost edineceklerdi.

  • 17:86 İsrâ: 86

    وَلَئِنْ شِئْنَا لَنَذْهَبَنَّ بِالَّذٖٓي اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ ثُمَّ لَا تَجِدُ لَكَ بِهٖ عَلَيْنَا وَكٖيلًاۙ

    Yemin olsun ki, eğer dilersek Sana vahyettiğimizi ortadan kaldırırız (ayetleri kalbinden silip çıkarırız); sonra Bize karşı da (Sana sahip çıkacak) kendine bir vekil (koruyucu) da bulamazsın.

  • 18:27 Kehf: 27

    وَاتْلُ مَٓا اُو۫حِيَ اِلَيْكَ مِنْ كِتَابِ رَبِّكَۚ لَا مُبَدِّلَ لِكَلِمَاتِهٖ وَلَنْ تَجِدَ مِنْ دُونِهٖ مُلْتَحَدًا

    Sana Rabbinin Kitabından vahyedileni oku (anla ve uygula ki kurtulasın). O'nun sözlerini (hükümlerini ve haberlerini) değiştirici yoktur ve O'nun dışında kesin olarak bir sığınacak (makam) da bulamazsın.

  • 18:110 Kehf: 110

    قُلْ اِنَّمَٓا اَنَا۬ بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُوحٰٓى اِلَيَّ اَنَّمَٓا اِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌۚ فَمَنْ كَانَ يَرْجُوا لِقَٓاءَ رَبِّهٖ فَلْيَعْمَلْ عَمَلًا صَالِحًا وَلَا يُشْرِكْ بِعِبَادَةِ رَبِّهٖٓ اَحَدًا

    De ki: “Şüphesiz Ben, sadece sizin benzeriniz olan bir beşerim; ancak Bana sizin ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyedilmektedir. (Ben size Allah’ın emirlerini tebliğ etmekteyim.) Kim Rabbine (O’nun rahmetine, cennetine ve rü’yetine) kavuşmayı umuyor (ve arzuluyor)sa, artık (İslami, insani ve milli görevlerini, meslek ve memuriyetini tam ve sağlam yaparak) salih amel işlesin ve Rabbine ibadette hiç kimseyi O’na ortak etmesin (insanlara gösteriş ve riyakârlık yapıp amellerini boşa vermesin).”

  • 20:13 Taha: 13

    وَاَنَا اخْتَرْتُكَ فَاسْتَمِعْ لِمَا يُوحٰى

    “Ben seni (peygamber olarak) seçmiş bulunuyorum; bundan böyle sana vahyolunacakları dinle (öğren, tebliğ ve tatbik et ki vazifen ağırdır.)”

  • 20:38 Taha: 38

    اِذْ اَوْحَيْنَٓا اِلٰٓى اُمِّكَ مَا يُوحٰىۙ

    (Ey Musa!) “Hani o zaman, annene (seni kurtarması için yapması gereken şeyi) vahyedileni (Biz) vahyetmiştik.” (Ona şöyle ilham ve ikaz etmiştik:)

  • 20:48 Taha: 48

    اِنَّا قَدْ اُوحِيَ اِلَيْنَٓا اَنَّ الْعَذَابَ عَلٰى مَنْ كَذَّبَ وَتَوَلّٰى

    (Ayrıca Firavun’a:) "Hakikaten bize vahyolundu ki; kesinlikle azap, (peygamberi ve davetini) yalanlayanların ve (İslam’dan) yüz çevirip (buyruklarına karşı çıkanların) üstünedir" (gerçeğini iletin).

  • 20:77 Taha: 77

    وَلَقَدْ اَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰٓى اَنْ اَسْرِ بِعِبَادٖي فَاضْرِبْ لَهُمْ طَرٖيقًا فِي الْبَحْرِ يَبَسًاۚ لَا تَخَافُ دَرَكًا وَلَا تَخْشٰى

    Yemin olsun ki, Biz Musa’ya: “(Sana tâbi olan) Kullarımla birlikte (tedbir olsun diye) geceleyin yürüyüp yola çık, (sahile vardığında asanla) vur, denizde onlar için (mucize olarak tünel gibi) kuru bir yol (tüp geçiş galerisi) aç; (Firavun’un arkanızdan) yetişmesinden de korkma, (boğuluruz diye de) endişeye kapılma!” diye vahyetmiştik. (O da sözümüzü yerine getirmişti.)

  • 20:114 Taha: 114

    فَتَعَالَى اللّٰهُ الْمَلِكُ الْحَقُّۚ وَلَا تَعْجَلْ بِالْقُرْاٰنِ مِنْ قَبْلِ اَنْ يُقْضٰٓى اِلَيْكَ وَحْيُهُۘ وَقُلْ رَبِّ زِدْنٖي عِلْمًا

    Hakk olan, Tek ve Mutlak hükümdar olan Allah ne kadar Yücedir. (Ey Nebim!) O’nun (Allah’ın) vahyi Sana gelip-tamamlanmadan evvel, (telaşlanıp) Kur’an’ı (ezberlemek konusunda) acele etme. (Sana düşen) “Rabbim ilmimi (ve anlayışımı) artır”, diye (dua etmektir).

  • 21:7 Enbiya: 7

    وَمَٓا اَرْسَلْنَا قَبْلَكَ اِلَّا رِجَالًا نُوحٖٓي اِلَيْهِمْ فَسْـَٔلُٓوا اَهْلَ الذِّكْرِ اِنْ كُنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ

    Biz Senden önce de kendilerine vahyettiğimiz erkekler dışında (meleklerden, cinnlerden ve dişilerden) elçi göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, o halde zikir ehline (ilim ve irfan sahiplerine, kendini Allah’a adamış ve hakikate ulaşmış kimselere) sorun (ve öğrenin).

  • 21:25 Enbiya: 25

    وَمَٓا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رَسُولٍ اِلَّا نُوحٖٓي اِلَيْهِ اَنَّهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنَا۬ فَاعْبُدُونِ

    (Ey Nebim!) Senden önce hiçbir peygamber göndermedik ki, ona: “Kesinlikle Benden (Rabbinizden) başka ilah yoktur; yalnız Bana ibadet edin” diye vahyetmiş (ve öğretmiş) olmayalım.

  • 21:45 Enbiya: 45

    قُلْ اِنَّمَٓا اُنْذِرُكُمْ بِالْوَحْيِۘ وَلَا يَسْمَعُ الصُّمُّ الدُّعَٓاءَ اِذَا مَا يُنْذَرُونَ

    (Ey Nebim, müşriklere) De ki: “Ben sizi ancak (Allah’ın Bana) vahy(ettikleri Kur’an-ı Kerim ayetleri) ile uyarıp-korkutuyorum. Ama sağır olanlar, korkutulup uyarıldıkları zaman da, bu çağrıya kulak vermemektedirler-işitmemektedirler.”

  • 21:73 Enbiya: 73

    وَجَعَلْنَاهُمْ اَئِمَّةً يَهْدُونَ بِاَمْرِنَا وَاَوْحَيْنَٓا اِلَيْهِمْ فِعْلَ الْخَيْرَاتِ وَاِقَامَ الصَّلٰوةِ وَاٖيتَٓاءَ الزَّكٰوةِۚ وَكَانُوا لَنَا عَابِدٖينَۙ

    Onları (Hz. İbrahim ve evlatlarını), Bizim emrimizle hidayete vesile olan (ibadet ve istikamet yoluna çağıran) imamlar (ve önderler) kıldık ve onlara hayırlı işler yapmayı, namaz kılmayı, zekât dağıtmayı vahyedip (uygulattık). Onlar (sadece samimiyetle) Bize ibadet eden (seçkin kullarımızdı.)

  • 21:108 Enbiya: 108

    قُلْ اِنَّمَا يُوحٰٓى اِلَيَّ اَنَّمَٓا اِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌۚ فَهَلْ اَنْتُمْ مُسْلِمُونَ

    De ki: “Gerçekten Bana: ‘Sizin İlahınız (Zatına ibadet ve dua yapacağınız, koyduğu kanunlara uyacağınız, sadece O’nun rızasını arayacağınız ve her sıkıntıda O’na sığınıp yardım umacağınız) yalnızca bir tek İlahtır’ diye vahyolunuyor; artık siz (gerçek ve samimi) Müslüman (olacak, davetime ve tebliğ ettiklerime uyacak) mısınız (söyleyin)?”

  • 23:27 Mü'minun: 27

    فَاَوْحَيْنَٓا اِلَيْهِ اَنِ اصْنَعِ الْفُلْكَ بِاَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا فَاِذَا جَٓاءَ اَمْرُنَا وَفَارَ التَّنُّورُۙ فَاسْلُكْ فٖيهَا مِنْ كُلٍّ زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ وَاَهْلَكَ اِلَّا مَنْ سَبَقَ عَلَيْهِ الْقَوْلُ مِنْهُمْۚ وَلَا تُخَاطِبْنٖي فِي الَّذٖينَ ظَلَمُواۚ اِنَّهُمْ مُغْرَقُونَ

    Böylelikle Biz ona: “Gözetimimiz altında ve vahyimiz uyarınca (sağlam ve sanatlı) bir gemi yapıver” (dedik). Nitekim Bizim emrimiz gelip de tandır kızışınca (yağan ve kaynayan sular her tarafı kaplayınca), “onun içine her (cins evcil hayvanlardan) ikişer çift ile; onlardan (kavminin azgınlarından) aleyhlerine söz geçmiş (ve azap hükmü kesinleşmiş) olanlar dışında kalan (mü’minleri ve) aileni de alıp (yaptığın gemiye) yerleştir; zulmedenler konusunda ise Bana muhatap olma (ricada bulunma), çünkü onlar kesinlikle boğulacaklardır” diye vahyettik.

  • 26:52 Şuarâ: 52

    وَاَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰٓى اَنْ اَسْرِ بِعِبَادٖٓي اِنَّكُمْ مُتَّبَعُونَ

    Derken Musa’ya: “Kullarımı (Mısır’dan çıkarıp) gece yürüyüşe geçir, çünkü (Firavun’un adamlarınca) izleneceksiniz” diye vahyettik.

  • 26:63 Şuarâ: 63

    فَاَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰٓى اَنِ اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْبَحْرَۜ فَانْفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرْقٍ كَالطَّوْدِ الْعَظٖيمِۚ

    Bunun üzerine Musa’ya: “Asanla denize (Süveyş Boğazı’na veya Nil Irmağı’na) vur” diye vahyettik. (Ardından) Deniz, hemencecik (ikiye) yarılmış da her parçası kocaman bir dağ gibi olup (aralarında bir geçit yolu açılmıştı).

  • 28:7 Kasas: 7

    وَاَوْحَيْنَٓا اِلٰٓى اُمِّ مُوسٰٓى اَنْ اَرْضِعٖيهِۚ فَاِذَا خِفْتِ عَلَيْهِ فَاَلْقٖيهِ فِي الْيَمِّ وَلَا تَخَافٖي وَلَا تَحْزَنٖيۚ اِنَّا رَٓادُّوهُ اِلَيْكِ وَجَاعِلُوهُ مِنَ الْمُرْسَلٖينَ

    (Bu nedenle) Musa’nın annesine, “Onu (Musa'yı) emzir(ip doyur). Şayet (Firavun’un adamları onu öldürecek diye) kuşkulandığın vakit, onu (akıntılı) suya bırak ve sakın korkma ve endişe edip üzülme! Çünkü Biz onu sana tekrar (kavuşturup) geri vereceğiz ve onu peygamberlerden (biri) yapacağız” diye vahyettik (ilhamla bildirdik.)

  • 28:44 Kasas: 44

    وَمَا كُنْتَ بِجَانِبِ الْغَرْبِيِّ اِذْ قَضَيْنَٓا اِلٰى مُوسَى الْاَمْرَ وَمَا كُنْتَ مِنَ الشَّاهِدٖينَۙ

    Musa'ya o işi (Emr-i İlahi olan vahyi verip) gerçekleştirdiğimiz zaman, (ey Nebim) Sen (Tûr'un) batı yanında (Hz. Musa’nın inzivaya çekildiği makamda) değildin ve (buna) şahit olanlardan da değildin. (Bu tarihi ibret derslerini Sana Biz vahyetmekteyiz.)

  • 28:86 Kasas: 86

    وَمَا كُنْتَ تَرْجُٓوا اَنْ يُلْقٰٓى اِلَيْكَ الْكِتَابُ اِلَّا رَحْمَةً مِنْ رَبِّكَ فَلَا تَكُونَنَّ ظَهٖيرًا لِلْكَافِرٖينَۘ

    (Ey Resulüm, Sen bu) Kitabın (Kur’an’ın) Sana (kalbine vahy ile) bırakılacağını umut edip beklemiyordun; (buna) Rabbinden ancak bir rahmet (ve fazilet olarak kavuşturuldun). Öyleyse (en yakınların bile olsa) sakın (zalim ve hain) kâfirlere arka çıkma. (İnkârcıların tarafını tutanlardan olma, onlardan asla korkma ve bir şey umma; çünkü her şey Allah’ın elinde ve takdirindedir.)

  • 29:45 Ankebut: 45

    اُتْلُ مَٓا اُو۫حِيَ اِلَيْكَ مِنَ الْكِتَابِ وَاَقِمِ الصَّلٰوةَۜ اِنَّ الصَّلٰوةَ تَنْهٰى عَنِ الْفَحْشَٓاءِ وَالْمُنْكَرِۜ وَلَذِكْرُ اللّٰهِ اَكْبَرُۜ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ مَا تَصْنَعُونَ

    (Mü’minlere en önemli ve öncelikli farziyet olarak, meali ve manasıyla) Sana Kitap'tan vahyedileni (ayetleri dikkatle ve sürekli bir ciddiyetle) oku ve namazı dosdoğru kıl. Gerçekten namaz, fahşadan (çirkin hayâsızlıklardan) ve münkerattan (tüm uygunsuz ve kötü davranışlardan mü’mini) alıkoyup (engelleyecektir. İnsanı ahlâksızlıktan ve bâtıla taraftarlıktan uzaklaştırmayan namaz, kuru bir şekilciliktir.) Allah'ı zikretmek (her durumda ve her sorunda Allah’ı hatırlamak, O’nun emir ve yasaklarına göre davranmak, en güzel ve en mübarek isimleriyle devamlı O’nu çağırıp yalvarmak) ise, muhakkak en büyük (ibadet)tir. Allah, bütün yaptıklarınızı bilip (durmaktadır). [Not: Matematikte çözülen problemlerin doğruluğunu anlamak için “sağlama” yapıldığı gibi, kılınan namazların makbul olup olmadığı da, nefsimizi fuhşiyattan; (şehvet azdırıcı yayınlardan ve davranışlardan) ve münkerattan; (her türlü zulüm, küfür ve kötülükten ve bunları yapıp yaygınlaştıranlardan) bizi uzaklaştırıp uzaklaştırmadığıyla anlaşılacaktır.]

  • 33:2 Ahzâb: 2

    وَاتَّبِعْ مَا يُوحٰٓى اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبٖيرًاۙ

    Sana Rabbinden ne vahyedilirse ona uy (Allah’ın ayetlerini eğip bükerek şeytani heves ve hesaplar güdenleri bırak). Şüphesiz Allah, bütün yaptıklarınızdan Haberdardır.

  • 34:11 Sebe': 11

    اَنِ اعْمَلْ سَابِغَاتٍ وَقَدِّرْ فِي السَّرْدِ وَاعْمَلُوا صَالِحًاۜ اِنّٖي بِمَا تَعْمَلُونَ بَصٖيرٌ

    "(Ey Davud!) Geniş zırhlar imal et; (onları) düzenli bir biçime sok (ölçülü şekilde madeni araç ve gereçler üret) ve hepiniz böyle salih (hayırlı ve yararlı) ameller işleyin. Gerçekten Ben, sizin yaptıklarınızı Görenim" (diye vahyettik).

  • 34:50 Sebe': 50

    قُلْ اِنْ ضَلَلْتُ فَاِنَّمَٓا اَضِلُّ عَلٰى نَفْسٖيۚ وَاِنِ اهْتَدَيْتُ فَبِمَا يُوحٖٓي اِلَيَّ رَبّٖيۜ اِنَّهُ سَمٖيعٌ قَرٖيبٌ

    De ki: "Eğer Ben yanılıp şaşıracak olsam, ancak kendi nefsim aleyhine sapmış olurum ve eğer hidayeti bulmuşsam, bu da Rabbimin Bana vahyetmekte olduğu (Kur'an) sayesindedir. Şüphesiz O, (her şeyi) İşitip duyandır, (kullarına) Yakın olandır."

  • 35:31 Fâtır: 31

    وَالَّذٖٓي اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ مِنَ الْكِتَابِ هُوَ الْحَقُّ مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِۜ اِنَّ اللّٰهَ بِعِبَادِهٖ لَخَبٖيرٌ بَصٖيرٌ

    Kendinden öncekileri (geçmiş peygamberleri ve onlara gelen İlahi kitapların orijinal halini) doğrulayıcı olarak, (şimdi) Sana Kitap'tan vahyettiğimiz (bu Kur’an ayetleri); gerçeğin ta kendisi olan HAKK’tır. Şüphesiz Allah, elbette (her şeyden) Haberdardır, (ayrıntılarıyla) Görendir.

  • 38:42 Sâd: 42

    اُرْكُضْ بِرِجْلِكَۚ هٰذَا مُغْتَسَلٌ بَارِدٌ وَشَرَابٌ

    (Biz de ona şöyle vahyettik:) “Ayağını depret (yere vur). İşte yıkanacak ve içilip kanacak soğuk (bir su çıkacak, onunla sağlığına ve huzura kavuşacaksın).”

  • 38:70 Sâd: 70

    اِنْ يُوحٰٓى اِلَيَّ اِلَّٓا اَنَّمَٓا اَنَا۬ نَذٖيرٌ مُبٖينٌ

    "Bana da ancak, sadece apaçık bir uyarıcı olduğum için vahyolunmaktadır."

  • 39:65 Zümer: 65

    وَلَقَدْ اُو۫حِيَ اِلَيْكَ وَاِلَى الَّذٖينَ مِنْ قَبْلِكَۚ لَئِنْ اَشْرَكْتَ لَيَحْبَطَنَّ عَمَلُكَ وَلَتَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِرٖينَ

    Andolsun, Sana ve Senden öncekilere vahyolundu (ki): “Eğer şirk koşacak olursan, şüphesiz amellerin boşa çıkacak ve elbette Sen, hüsrana uğrayanlardan olacaksın.”

  • 41:6 Fussilet: 6

    قُلْ اِنَّمَٓا اَنَا۬ بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُوحٰٓى اِلَيَّ اَنَّمَٓا اِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌ فَاسْتَقٖيمُٓوا اِلَيْهِ وَاسْتَغْفِرُوهُۜ وَوَيْلٌ لِلْمُشْرِكٖينَۙ

    (Onlara) De ki: "Ben ancak (beşer cinsinden) sizin benzeriniz olan bir insanım. Bana sadece, (yaratan, yaşatan ve tapınılacak olan) sizin İlahınızın bir tek İlah olduğu vahyolunmaktadır. Öyleyse O'na yönelin ve O'ndan mağfiret dileyin (ki kurtulasınız). Vay haline o müşriklerin! (Ki sonunda pişman ve perişan olacaklardır.)”

  • 41:12 Fussilet: 12

    فَقَضٰيهُنَّ سَبْعَ سَمٰوَاتٍ فٖي يَوْمَيْنِ وَاَوْحٰى فٖي كُلِّ سَمَٓاءٍ اَمْرَهَاۜ وَزَيَّنَّا السَّمَٓاءَ الدُّنْيَا بِمَصَابٖيحَۗ وَحِفْظًاۜ ذٰلِكَ تَقْدٖيرُ الْعَزٖيزِ الْعَلٖيمِ

    Böylece (Allah) onları iki gün (iki süreç) içinde yedi gök olarak tamamlayıverdi ve her bir göğe (uzaydaki galaksilere) emrini (yaratılış görevini ve hikmetini) vahyetti. Biz Dünya göğünü de kandiller (misali yıldızlar) ile süsleyip-donattık ve (atmosferle Dünya’yı) bir koruma (altına aldık). İşte bu, Üstün ve Güçlü olan, (her şeyi en ince ayrıntılarıyla) Bilen (Allah)ın takdiridir. (Ve böylece toplam altı dönemde kâinatı kemâle erdirmiştir.) [Not: Cenab-ı Hakk bir şeyi sadece “OL!” emriyle ve bir anda yaratabildiği halde, bu süreç ve evrelerle biz kullarına dikkatli, tedbirli ve tedricen iş görmeyi öğretmektedir.]

  • 42:3 Şûrâ: 3

    كَذٰلِكَ يُوحٖٓي اِلَيْكَ وَاِلَى الَّذٖينَ مِنْ قَبْلِكَۙ اللّٰهُ الْعَزٖيزُ الْحَكٖيمُ

    (Ey Nebim!) O Azîz ve Hakîm olan Allah, Sana ve Senden öncekilere işte böyle vahyetmektedir (ki;)

  • 42:7 Şûrâ: 7

    وَكَذٰلِكَ اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ قُرْاٰنًا عَرَبِيًّا لِتُنْذِرَ اُمَّ الْقُرٰى وَمَنْ حَوْلَهَا وَتُنْذِرَ يَوْمَ الْجَمْعِ لَا رَيْبَ فٖيهِۜ فَرٖيقٌ فِي الْجَنَّةِ وَفَرٖيقٌ فِي السَّعٖيرِ

    (Ey Resulüm!) İşte Biz Sana böyle Arapça bir Kur’an vahyettik; şehirlerin anası (olan Mekke halkı)nı ve çevresinde olanları (tüm insanlığı) uyarman ve kendisinde şüphe olmayan (mahşerde) toplanma gününü (haber verip onları) korkutman için de (Seni gönderdik. O gün onların) bir bölümü cennette, bir bölümü çılgınca yanan ateşin içerisindelerdir.

  • 42:13 Şûrâ: 13

    شَرَعَ لَكُمْ مِنَ الدّٖينِ مَا وَصّٰى بِهٖ نُوحًا وَالَّذٖٓي اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ وَمَا وَصَّيْنَا بِهٖٓ اِبْرٰهٖيمَ وَمُوسٰى وَعٖيسٰٓى اَنْ اَقٖيمُوا الدّٖينَ وَلَا تَتَفَرَّقُوا فٖيهِۜ كَبُرَ عَلَى الْمُشْرِكٖينَ مَا تَدْعُوهُمْ اِلَيْهِۜ اَللّٰهُ يَجْتَبٖٓي اِلَيْهِ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَهْدٖٓي اِلَيْهِ مَنْ يُنٖيبُ

    O (Allah): "Dini dosdoğru (uygulayıp) ayakta tutuverin ve onda ayrılığa düşmeyin (Dinin hiçbir hükmünü artık gereksiz ve geçersiz görmeyin)", diye Nuh'a vasiyet ettiğini ve Sana vahyettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya vasiyet ettiğimizi (şimdi) sizin için de şeriat kılıvermiştir. (Böylece Din ve Düzen esaslarını belirlemiştir ki; Kur’an bir şeriat ve hukuk nizamının temel prensiplerini de içermektedir. Her çağın ihtiyaçlarına uygun yeni kanun ve kurumlar bu değişmez ölçülere göre belirlenecektir.) Ancak, Senin kendilerini çağırdığın şey (Kur’an hükümleri), müşriklere büyük (bir sıkıntı ve) ağır gelmektedir. Allah, dilediğini (ve liyakat göstereni) Kendisine (ibadet ve hizmetine) seçer (İslami istikamette bir araya getirir) ve içten Kendisine yöneleni hidayete erdirir.

  • 42:51 Şûrâ: 51

    وَمَا كَانَ لِبَشَرٍ اَنْ يُكَلِّمَهُ اللّٰهُ اِلَّا وَحْيًا اَوْ مِنْ وَرَٓائِ۬ حِجَابٍ اَوْ يُرْسِلَ رَسُولًا فَيُوحِيَ بِاِذْنِهٖ مَا يَشَٓاءُۜ اِنَّهُ عَلِيٌّ حَكٖيمٌ

    Allah'ın bir insanla (karşılıklı) konuşması olacak şey değildir. Ancak vahiyle (kalbine ilham ederek), veya perde arkasından (sinema perdesindeki veya ekrandaki görüntü misali tecelli suretinde seslenerek), veya bir resul gönderip (ona) Kendi izniyle dilediğini vahyederek (olabilir). Gerçekten O Yücedir, Hüküm ve Hikmet sahibidir. (Kasas Suresi 30. ayetinde de bu durum haber verilmektedir.)

  • 42:52 Şûrâ: 52

    وَكَذٰلِكَ اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ رُوحًا مِنْ اَمْرِنَاۜ مَا كُنْتَ تَدْرٖي مَا الْكِتَابُ وَلَا الْاٖيمَانُ وَلٰكِنْ جَعَلْنَاهُ نُورًا نَهْدٖي بِهٖ مَنْ نَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِنَاۜ وَاِنَّكَ لَتَهْدٖٓي اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَقٖيمٍۙ

    (Ey Nebim!) İşte böylece Sana da emrimizden bir ruh vahyettik. (Sana çok özel bir inayet, hidayet ve hikmet bahşettik.) Ki Sen, kitap nedir, iman nedir (bunların hakikatine nasıl erişilir?) bilmezdin. Ancak Biz Onu (Kur'an’ı) bir nur (hidayet ve istikamet ışığı, şuur ve huzur kaynağı, kurtarıcı kanun ve kurallar dayanağı) kılıverdik, Onunla kullarımızdan dilediklerimizi hidayete erdiririz. Şüphesiz Sen, dosdoğru olan bir yola yöneltip-iletmektesin.

  • 43:43 Zuhruf: 43

    فَاسْتَمْسِكْ بِالَّذٖٓي اُو۫حِيَ اِلَيْكَۚ اِنَّكَ عَلٰى صِرَاطٍ مُسْتَقٖيمٍ

    Şu halde, Sana vahyedilene sımsıkı-tutun (Kur’an’a ciddiyet ve samimiyetle sarılıp Allah'a sığın); çünkü Sen dosdoğru bir yol üzerinde bulunmaktasın.

  • 46:9 Ahkaf: 9

    قُلْ مَا كُنْتُ بِدْعًا مِنَ الرُّسُلِ وَمَٓا اَدْرٖي مَا يُفْعَلُ بٖي وَلَا بِكُمْۜ اِنْ اَتَّبِعُ اِلَّا مَا يُوحٰٓى اِلَيَّ وَمَٓا اَنَا۬ اِلَّا نَذٖيرٌ مُبٖينٌ

    De ki: "Ben elçilerden biri (rolüyle kendiliğimden ortaya çıkmış) türedi (asılsız iddialar sahibi olan ve peygamberlik icadına kalkışan bir kişi) değilim, Bana ve size (Allah tarafından) ne yapılacağını da bilemiyorum. Ben, sadece Bana vahyedilmekte olana uyuyorum ve Ben, apaçık bir uyarıcıdan başkası değilim (artık karar size kalmıştır)."

  • 53:4 Necm: 4

    اِنْ هُوَ اِلَّا وَحْيٌ يُوحٰىۙ

    O (Kur’an ve konuştukları) ancak (kendisine) vahy (ve telkin) olunan vahiydir. (İlahi hakikatler ve öğretilerdir ki, tebliğ edip size ulaştırmıştır.)

  • 53:10 Necm: 10

    فَاَوْحٰٓى اِلٰى عَبْدِهٖ مَٓا اَوْحٰىۜ

    Böylece O (Allah) kuluna vahyettiğini (Kur’an ayetlerini) vahyetmiş (O da size aynen aktarmıştı.)

  • 72:1 Cinn: 1

    قُلْ اُو۫حِيَ اِلَيَّ اَنَّهُ اسْتَمَعَ نَفَرٌ مِنَ الْجِنِّ فَقَالُٓوا اِنَّا سَمِعْنَا قُرْاٰنًا عَجَبًاۙ

    (Ey Resulüm!) De ki: Gerçekten Bana vahyolundu(ğuna göre; hicretten 3 yıl öncesinde ve sıkıntılı Taif ziyareti dönüşünde) cinnlerden bir grubun (gelip Benden) işiterek: “Doğrusu biz, (büyük) hayranlık ve hayret uyandıran bir Kur'an dinledik” dedikleri (bildirildi.)

  • 99:5 Zilzâl: 5

    بِاَنَّ رَبَّكَ اَوْحٰى لَهَاۜ

    Çünkü Rabbin ona vahyetmiştir. (Dünya’yı Allah konuşturacak ve ona şahitlik yaptıracaktır.)

  • 3:44 Âl-i İmrân: 44

    ذٰلِكَ مِنْ اَنْبَٓاءِ الْغَيْبِ نُوحٖيهِ اِلَيْكَۜ وَمَا كُنْتَ لَدَيْهِمْ اِذْ يُلْقُونَ اَقْلَامَهُمْ اَيُّهُمْ يَكْفُلُ مَرْيَمَۖ وَمَا كُنْتَ لَدَيْهِمْ اِذْ يَخْتَصِمُونَ

  • 4:163 Nisa: 163

    اِنَّٓا اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ كَمَٓا اَوْحَيْنَٓا اِلٰى نُوحٍ وَالنَّبِيّٖنَ مِنْ بَعْدِهٖۚ وَاَوْحَيْنَٓا اِلٰٓى اِبْرٰهٖيمَ وَاِسْمٰعٖيلَ وَاِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَ وَالْاَسْبَاطِ وَعٖيسٰى وَاَيُّوبَ وَيُونُسَ وَهٰرُونَ وَسُلَيْمٰنَۚ وَاٰتَيْنَا دَاوُ۫دَ زَبُورًاۚ

  • 5:111 Maide: 111

    وَاِذْ اَوْحَيْتُ اِلَى الْحَوَارِيّٖنَ اَنْ اٰمِنُوا بٖي وَبِرَسُولٖيۚ قَالُٓوا اٰمَنَّا وَاشْهَدْ بِاَنَّنَا مُسْلِمُونَ

  • 6:19 En'am: 19

    قُلْ اَيُّ شَيْءٍ اَكْبَرُ شَهَادَةًۜ قُلِ اللّٰهُ شَهٖيدٌ بَيْنٖي وَبَيْنَكُمْ وَاُو۫حِيَ اِلَيَّ هٰذَا الْقُرْاٰنُ لِاُنْذِرَكُمْ بِهٖ وَمَنْ بَلَغَۜ اَئِنَّكُمْ لَتَشْهَدُونَ اَنَّ مَعَ اللّٰهِ اٰلِهَةً اُخْرٰىۜ قُلْ لَٓا اَشْهَدُۚ قُلْ اِنَّمَا هُوَ اِلٰهٌ وَاحِدٌ وَاِنَّنٖي بَرٖٓيءٌ مِمَّا تُشْرِكُونَۢ

  • 6:50 En'am: 50

    قُلْ لَٓا اَقُولُ لَكُمْ عِنْدٖي خَزَٓائِنُ اللّٰهِ وَلَٓا اَعْلَمُ الْغَيْبَ وَلَٓا اَقُولُ لَكُمْ اِنّٖي مَلَكٌۚ اِنْ اَتَّبِعُ اِلَّا مَا يُوحٰٓى اِلَيَّۜ قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الْاَعْمٰى وَالْبَصٖيرُۜ اَفَلَا تَتَفَكَّرُونَ۟

  • 6:93 En'am: 93

    وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا اَوْ قَالَ اُو۫حِيَ اِلَيَّ وَلَمْ يُوحَ اِلَيْهِ شَيْءٌ وَمَنْ قَالَ سَاُنْزِلُ مِثْلَ مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُۜ وَلَوْ تَرٰٓى اِذِ الظَّالِمُونَ فٖي غَمَرَاتِ الْمَوْتِ وَالْمَلٰٓئِكَةُ بَاسِطُٓوا اَيْدٖيهِمْۚ اَخْرِجُٓوا اَنْفُسَكُمْۜ اَلْيَوْمَ تُجْزَوْنَ عَذَابَ الْهُونِ بِمَا كُنْتُمْ تَقُولُونَ عَلَى اللّٰهِ غَيْرَ الْحَقِّ وَكُنْتُمْ عَنْ اٰيَاتِهٖ تَسْتَكْبِرُونَ

  • 6:106 En'am: 106

    اِتَّبِعْ مَٓا اُو۫حِيَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَۚ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ وَاَعْرِضْ عَنِ الْمُشْرِكٖينَ

  • 6:145 En'am: 145

    قُلْ لَٓا اَجِدُ فٖي مَٓا اُو۫حِيَ اِلَيَّ مُحَرَّمًا عَلٰى طَاعِمٍ يَطْعَمُهُٓ اِلَّٓا اَنْ يَكُونَ مَيْتَةً اَوْ دَمًا مَسْفُوحًا اَوْ لَحْمَ خِنْزٖيرٍ فَاِنَّهُ رِجْسٌ اَوْ فِسْقًا اُهِلَّ لِغَيْرِ اللّٰهِ بِهٖۚ فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلَا عَادٍ فَاِنَّ رَبَّكَ غَفُورٌ رَحٖيمٌ

  • 7:117 A'raf: 117

    وَاَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰٓى اَنْ اَلْقِ عَصَاكَۚ فَاِذَا هِيَ تَلْقَفُ مَا يَأْفِكُونَۚ

  • 7:160 A'raf: 160

    وَقَطَّعْنَاهُمُ اثْنَتَيْ عَشْرَةَ اَسْبَاطًا اُمَمًاۜ وَاَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰٓى اِذِ اسْتَسْقٰيهُ قَوْمُهُٓ اَنِ اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْحَجَرَۚ فَانْبَجَسَتْ مِنْهُ اثْنَتَا عَشْرَةَ عَيْنًاۜ قَدْ عَلِمَ كُلُّ اُنَاسٍ مَشْرَبَهُمْۜ وَظَلَّلْنَا عَلَيْهِمُ الْغَمَامَ وَاَنْزَلْنَا عَلَيْهِمُ الْمَنَّ وَالسَّلْوٰىۜ كُلُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْۜ وَمَا ظَلَمُونَا وَلٰكِنْ كَانُٓوا اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ

  • 7:203 A'raf: 203

    وَاِذَا لَمْ تَأْتِهِمْ بِاٰيَةٍ قَالُوا لَوْلَا اجْتَبَيْتَهَاۜ قُلْ اِنَّمَٓا اَتَّبِعُ مَا يُوحٰٓى اِلَيَّ مِنْ رَبّٖيۚ هٰذَا بَصَٓائِرُ مِنْ رَبِّكُمْ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ

  • 8:12 Enfâl: 12

    اِذْ يُوحٖي رَبُّكَ اِلَى الْمَلٰٓئِكَةِ اَنّٖي مَعَكُمْ فَثَبِّتُوا الَّذٖينَ اٰمَنُواۜ سَاُلْقٖي فٖي قُلُوبِ الَّذٖينَ كَفَرُوا الرُّعْبَ فَاضْرِبُوا فَوْقَ الْاَعْنَاقِ وَاضْرِبُوا مِنْهُمْ كُلَّ بَنَانٍۜ

  • 10:2 Yunus: 2

    اَكَانَ لِلنَّاسِ عَجَبًا اَنْ اَوْحَيْنَٓا اِلٰى رَجُلٍ مِنْهُمْ اَنْ اَنْذِرِ النَّاسَ وَبَشِّرِ الَّذٖينَ اٰمَنُٓوا اَنَّ لَهُمْ قَدَمَ صِدْقٍ عِنْدَ رَبِّهِمْۜ قَالَ الْكَافِرُونَ اِنَّ هٰذَا لَسَاحِرٌ مُبٖينٌ

  • 10:15 Yunus: 15

    وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُنَا بَيِّنَاتٍۙ قَالَ الَّذٖينَ لَا يَرْجُونَ لِقَٓاءَنَا ائْتِ بِقُرْاٰنٍ غَيْرِ هٰذَٓا اَوْ بَدِّلْهُۜ قُلْ مَا يَكُونُ لٖٓي اَنْ اُبَدِّلَهُ مِنْ تِلْقَٓائِ۬ نَفْسٖيۚ اِنْ اَتَّبِعُ اِلَّا مَا يُوحٰٓى اِلَيَّۚ اِنّٖٓي اَخَافُ اِنْ عَصَيْتُ رَبّٖي عَذَابَ يَوْمٍ عَظٖيمٍ

  • 10:87 Yunus: 87

    وَاَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰى وَاَخٖيهِ اَنْ تَبَوَّاٰ لِقَوْمِكُمَا بِمِصْرَ بُيُوتًا وَاجْعَلُوا بُيُوتَكُمْ قِبْلَةً وَاَقٖيمُوا الصَّلٰوةَۜ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنٖينَ

  • 10:109 Yunus: 109

    وَاتَّبِعْ مَا يُوحٰٓى اِلَيْكَ وَاصْبِرْ حَتّٰى يَحْكُمَ اللّٰهُۚ وَهُوَ خَيْرُ الْحَاكِمٖينَ

  • 11:12 Hud: 12

    فَلَعَلَّكَ تَارِكٌ بَعْضَ مَا يُوحٰٓى اِلَيْكَ وَضَٓائِقٌ بِهٖ صَدْرُكَ اَنْ يَقُولُوا لَوْلَٓا اُنْزِلَ عَلَيْهِ كَنْزٌ اَوْ جَٓاءَ مَعَهُ مَلَكٌۜ اِنَّمَٓا اَنْتَ نَذٖيرٌۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ وَكٖيلٌۜ

  • 11:36 Hud: 36

    وَاُو۫حِيَ اِلٰى نُوحٍ اَنَّهُ لَنْ يُؤْمِنَ مِنْ قَوْمِكَ اِلَّا مَنْ قَدْ اٰمَنَ فَلَا تَبْتَئِسْ بِمَا كَانُوا يَفْعَلُونَۚ

  • 11:37 Hud: 37

    وَاصْنَعِ الْفُلْكَ بِاَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا وَلَا تُخَاطِبْنٖي فِي الَّذٖينَ ظَلَمُواۚ اِنَّهُمْ مُغْرَقُونَ

  • 11:49 Hud: 49

    تِلْكَ مِنْ اَنْبَٓاءِ الْغَيْبِ نُوحٖيهَٓا اِلَيْكَۚ مَا كُنْتَ تَعْلَمُهَٓا اَنْتَ وَلَا قَوْمُكَ مِنْ قَبْلِ هٰذَاۜۛ فَاصْبِرْۜۛ اِنَّ الْعَاقِبَةَ لِلْمُتَّقٖينَ۟

  • 12:3 Yusuf: 3

    نَحْنُ نَقُصُّ عَلَيْكَ اَحْسَنَ الْقَصَصِ بِمَٓا اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ هٰذَا الْقُرْاٰنَۗ وَاِنْ كُنْتَ مِنْ قَبْلِهٖ لَمِنَ الْغَافِلٖينَ

  • 12:15 Yusuf: 15

    فَلَمَّا ذَهَبُوا بِهٖ وَاَجْمَعُٓوا اَنْ يَجْعَلُوهُ فٖي غَيَابَتِ الْجُبِّۚ وَاَوْحَيْنَٓا اِلَيْهِ لَتُنَبِّئَنَّهُمْ بِاَمْرِهِمْ هٰذَا وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ

  • 12:102 Yusuf: 102

    ذٰلِكَ مِنْ اَنْبَٓاءِ الْغَيْبِ نُوحٖيهِ اِلَيْكَۚ وَمَا كُنْتَ لَدَيْهِمْ اِذْ اَجْمَعُٓوا اَمْرَهُمْ وَهُمْ يَمْكُرُونَ

  • 12:109 Yusuf: 109

    وَمَٓا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ اِلَّا رِجَالًا نُوحٖٓي اِلَيْهِمْ مِنْ اَهْلِ الْقُرٰىۜ اَفَلَمْ يَسٖيرُوا فِي الْاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذٖينَ مِنْ قَبْلِهِمْۜ وَلَدَارُ الْاٰخِرَةِ خَيْرٌ لِلَّذٖينَ اتَّقَوْاۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ

  • 13:30 Ra'd: 30

    كَذٰلِكَ اَرْسَلْنَاكَ فٖٓي اُمَّةٍ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهَٓا اُمَمٌ لِتَتْلُوَ۬ا عَلَيْهِمُ الَّذٖٓي اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ وَهُمْ يَكْفُرُونَ بِالرَّحْمٰنِۜ قُلْ هُوَ رَبّٖي لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَاِلَيْهِ مَتَابِ

  • 14:13 İbrahim: 13

    وَقَالَ الَّذٖينَ كَفَرُوا لِرُسُلِهِمْ لَنُخْرِجَنَّكُمْ مِنْ اَرْضِنَٓا اَوْ لَتَعُودُنَّ فٖي مِلَّتِنَاۜ فَاَوْحٰٓى اِلَيْهِمْ رَبُّهُمْ لَنُهْلِكَنَّ الظَّالِمٖينَۙ

  • 16:43 Nahl: 43

    وَمَٓا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ اِلَّا رِجَالًا نُوحٖٓي اِلَيْهِمْ فَسْـَٔلُٓوا اَهْلَ الذِّكْرِ اِنْ كُنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَۙ

  • 16:68 Nahl: 68

    وَاَوْحٰى رَبُّكَ اِلَى النَّحْلِ اَنِ اتَّخِذٖي مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتًا وَمِنَ الشَّجَرِ وَمِمَّا يَعْرِشُونَۙ

  • 16:123 Nahl: 123

    ثُمَّ اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ اَنِ اتَّبِعْ مِلَّةَ اِبْرٰهٖيمَ حَنٖيفًاۜ وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكٖينَ

  • 17:39 İsrâ: 39

    ذٰلِكَ مِمَّٓا اَوْحٰٓى اِلَيْكَ رَبُّكَ مِنَ الْحِكْمَةِۜ وَلَا تَجْعَلْ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهًا اٰخَرَ فَتُلْقٰى فٖي جَهَنَّمَ مَلُومًا مَدْحُورًا

  • 17:73 İsrâ: 73

    وَاِنْ كَادُوا لَيَفْتِنُونَكَ عَنِ الَّذٖٓي اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ لِتَفْتَرِيَ عَلَيْنَا غَيْرَهُۗ وَاِذًا لَاتَّخَذُوكَ خَلٖيلًا

  • 17:86 İsrâ: 86

    وَلَئِنْ شِئْنَا لَنَذْهَبَنَّ بِالَّذٖٓي اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ ثُمَّ لَا تَجِدُ لَكَ بِهٖ عَلَيْنَا وَكٖيلًاۙ

  • 18:27 Kehf: 27

    وَاتْلُ مَٓا اُو۫حِيَ اِلَيْكَ مِنْ كِتَابِ رَبِّكَۚ لَا مُبَدِّلَ لِكَلِمَاتِهٖ وَلَنْ تَجِدَ مِنْ دُونِهٖ مُلْتَحَدًا

  • 18:110 Kehf: 110

    قُلْ اِنَّمَٓا اَنَا۬ بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُوحٰٓى اِلَيَّ اَنَّمَٓا اِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌۚ فَمَنْ كَانَ يَرْجُوا لِقَٓاءَ رَبِّهٖ فَلْيَعْمَلْ عَمَلًا صَالِحًا وَلَا يُشْرِكْ بِعِبَادَةِ رَبِّهٖٓ اَحَدًا

  • 20:13 Taha: 13

    وَاَنَا اخْتَرْتُكَ فَاسْتَمِعْ لِمَا يُوحٰى

  • 20:38 Taha: 38

    اِذْ اَوْحَيْنَٓا اِلٰٓى اُمِّكَ مَا يُوحٰىۙ

  • 20:48 Taha: 48

    اِنَّا قَدْ اُوحِيَ اِلَيْنَٓا اَنَّ الْعَذَابَ عَلٰى مَنْ كَذَّبَ وَتَوَلّٰى

  • 20:77 Taha: 77

    وَلَقَدْ اَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰٓى اَنْ اَسْرِ بِعِبَادٖي فَاضْرِبْ لَهُمْ طَرٖيقًا فِي الْبَحْرِ يَبَسًاۚ لَا تَخَافُ دَرَكًا وَلَا تَخْشٰى

  • 20:114 Taha: 114

    فَتَعَالَى اللّٰهُ الْمَلِكُ الْحَقُّۚ وَلَا تَعْجَلْ بِالْقُرْاٰنِ مِنْ قَبْلِ اَنْ يُقْضٰٓى اِلَيْكَ وَحْيُهُۘ وَقُلْ رَبِّ زِدْنٖي عِلْمًا

  • 21:7 Enbiya: 7

    وَمَٓا اَرْسَلْنَا قَبْلَكَ اِلَّا رِجَالًا نُوحٖٓي اِلَيْهِمْ فَسْـَٔلُٓوا اَهْلَ الذِّكْرِ اِنْ كُنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ

  • 21:25 Enbiya: 25

    وَمَٓا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رَسُولٍ اِلَّا نُوحٖٓي اِلَيْهِ اَنَّهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنَا۬ فَاعْبُدُونِ

  • 21:45 Enbiya: 45

    قُلْ اِنَّمَٓا اُنْذِرُكُمْ بِالْوَحْيِۘ وَلَا يَسْمَعُ الصُّمُّ الدُّعَٓاءَ اِذَا مَا يُنْذَرُونَ

  • 21:73 Enbiya: 73

    وَجَعَلْنَاهُمْ اَئِمَّةً يَهْدُونَ بِاَمْرِنَا وَاَوْحَيْنَٓا اِلَيْهِمْ فِعْلَ الْخَيْرَاتِ وَاِقَامَ الصَّلٰوةِ وَاٖيتَٓاءَ الزَّكٰوةِۚ وَكَانُوا لَنَا عَابِدٖينَۙ

  • 21:108 Enbiya: 108

    قُلْ اِنَّمَا يُوحٰٓى اِلَيَّ اَنَّمَٓا اِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌۚ فَهَلْ اَنْتُمْ مُسْلِمُونَ

  • 23:27 Mü'minun: 27

    فَاَوْحَيْنَٓا اِلَيْهِ اَنِ اصْنَعِ الْفُلْكَ بِاَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا فَاِذَا جَٓاءَ اَمْرُنَا وَفَارَ التَّنُّورُۙ فَاسْلُكْ فٖيهَا مِنْ كُلٍّ زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ وَاَهْلَكَ اِلَّا مَنْ سَبَقَ عَلَيْهِ الْقَوْلُ مِنْهُمْۚ وَلَا تُخَاطِبْنٖي فِي الَّذٖينَ ظَلَمُواۚ اِنَّهُمْ مُغْرَقُونَ

  • 26:52 Şuarâ: 52

    وَاَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰٓى اَنْ اَسْرِ بِعِبَادٖٓي اِنَّكُمْ مُتَّبَعُونَ

  • 26:63 Şuarâ: 63

    فَاَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰٓى اَنِ اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْبَحْرَۜ فَانْفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرْقٍ كَالطَّوْدِ الْعَظٖيمِۚ

  • 28:7 Kasas: 7

    وَاَوْحَيْنَٓا اِلٰٓى اُمِّ مُوسٰٓى اَنْ اَرْضِعٖيهِۚ فَاِذَا خِفْتِ عَلَيْهِ فَاَلْقٖيهِ فِي الْيَمِّ وَلَا تَخَافٖي وَلَا تَحْزَنٖيۚ اِنَّا رَٓادُّوهُ اِلَيْكِ وَجَاعِلُوهُ مِنَ الْمُرْسَلٖينَ

  • 28:44 Kasas: 44

    وَمَا كُنْتَ بِجَانِبِ الْغَرْبِيِّ اِذْ قَضَيْنَٓا اِلٰى مُوسَى الْاَمْرَ وَمَا كُنْتَ مِنَ الشَّاهِدٖينَۙ

  • 28:86 Kasas: 86

    وَمَا كُنْتَ تَرْجُٓوا اَنْ يُلْقٰٓى اِلَيْكَ الْكِتَابُ اِلَّا رَحْمَةً مِنْ رَبِّكَ فَلَا تَكُونَنَّ ظَهٖيرًا لِلْكَافِرٖينَۘ

  • 29:45 Ankebut: 45

    اُتْلُ مَٓا اُو۫حِيَ اِلَيْكَ مِنَ الْكِتَابِ وَاَقِمِ الصَّلٰوةَۜ اِنَّ الصَّلٰوةَ تَنْهٰى عَنِ الْفَحْشَٓاءِ وَالْمُنْكَرِۜ وَلَذِكْرُ اللّٰهِ اَكْبَرُۜ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ مَا تَصْنَعُونَ

  • 33:2 Ahzâb: 2

    وَاتَّبِعْ مَا يُوحٰٓى اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبٖيرًاۙ

  • 34:11 Sebe': 11

    اَنِ اعْمَلْ سَابِغَاتٍ وَقَدِّرْ فِي السَّرْدِ وَاعْمَلُوا صَالِحًاۜ اِنّٖي بِمَا تَعْمَلُونَ بَصٖيرٌ

  • 34:50 Sebe': 50

    قُلْ اِنْ ضَلَلْتُ فَاِنَّمَٓا اَضِلُّ عَلٰى نَفْسٖيۚ وَاِنِ اهْتَدَيْتُ فَبِمَا يُوحٖٓي اِلَيَّ رَبّٖيۜ اِنَّهُ سَمٖيعٌ قَرٖيبٌ

  • 35:31 Fâtır: 31

    وَالَّذٖٓي اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ مِنَ الْكِتَابِ هُوَ الْحَقُّ مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِۜ اِنَّ اللّٰهَ بِعِبَادِهٖ لَخَبٖيرٌ بَصٖيرٌ

  • 38:42 Sâd: 42

    اُرْكُضْ بِرِجْلِكَۚ هٰذَا مُغْتَسَلٌ بَارِدٌ وَشَرَابٌ

  • 38:70 Sâd: 70

    اِنْ يُوحٰٓى اِلَيَّ اِلَّٓا اَنَّمَٓا اَنَا۬ نَذٖيرٌ مُبٖينٌ

  • 39:65 Zümer: 65

    وَلَقَدْ اُو۫حِيَ اِلَيْكَ وَاِلَى الَّذٖينَ مِنْ قَبْلِكَۚ لَئِنْ اَشْرَكْتَ لَيَحْبَطَنَّ عَمَلُكَ وَلَتَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِرٖينَ

  • 41:6 Fussilet: 6

    قُلْ اِنَّمَٓا اَنَا۬ بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُوحٰٓى اِلَيَّ اَنَّمَٓا اِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌ فَاسْتَقٖيمُٓوا اِلَيْهِ وَاسْتَغْفِرُوهُۜ وَوَيْلٌ لِلْمُشْرِكٖينَۙ

  • 41:12 Fussilet: 12

    فَقَضٰيهُنَّ سَبْعَ سَمٰوَاتٍ فٖي يَوْمَيْنِ وَاَوْحٰى فٖي كُلِّ سَمَٓاءٍ اَمْرَهَاۜ وَزَيَّنَّا السَّمَٓاءَ الدُّنْيَا بِمَصَابٖيحَۗ وَحِفْظًاۜ ذٰلِكَ تَقْدٖيرُ الْعَزٖيزِ الْعَلٖيمِ

  • 42:3 Şûrâ: 3

    كَذٰلِكَ يُوحٖٓي اِلَيْكَ وَاِلَى الَّذٖينَ مِنْ قَبْلِكَۙ اللّٰهُ الْعَزٖيزُ الْحَكٖيمُ

  • 42:7 Şûrâ: 7

    وَكَذٰلِكَ اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ قُرْاٰنًا عَرَبِيًّا لِتُنْذِرَ اُمَّ الْقُرٰى وَمَنْ حَوْلَهَا وَتُنْذِرَ يَوْمَ الْجَمْعِ لَا رَيْبَ فٖيهِۜ فَرٖيقٌ فِي الْجَنَّةِ وَفَرٖيقٌ فِي السَّعٖيرِ

  • 42:13 Şûrâ: 13

    شَرَعَ لَكُمْ مِنَ الدّٖينِ مَا وَصّٰى بِهٖ نُوحًا وَالَّذٖٓي اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ وَمَا وَصَّيْنَا بِهٖٓ اِبْرٰهٖيمَ وَمُوسٰى وَعٖيسٰٓى اَنْ اَقٖيمُوا الدّٖينَ وَلَا تَتَفَرَّقُوا فٖيهِۜ كَبُرَ عَلَى الْمُشْرِكٖينَ مَا تَدْعُوهُمْ اِلَيْهِۜ اَللّٰهُ يَجْتَبٖٓي اِلَيْهِ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَهْدٖٓي اِلَيْهِ مَنْ يُنٖيبُ

  • 42:51 Şûrâ: 51

    وَمَا كَانَ لِبَشَرٍ اَنْ يُكَلِّمَهُ اللّٰهُ اِلَّا وَحْيًا اَوْ مِنْ وَرَٓائِ۬ حِجَابٍ اَوْ يُرْسِلَ رَسُولًا فَيُوحِيَ بِاِذْنِهٖ مَا يَشَٓاءُۜ اِنَّهُ عَلِيٌّ حَكٖيمٌ

  • 42:52 Şûrâ: 52

    وَكَذٰلِكَ اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ رُوحًا مِنْ اَمْرِنَاۜ مَا كُنْتَ تَدْرٖي مَا الْكِتَابُ وَلَا الْاٖيمَانُ وَلٰكِنْ جَعَلْنَاهُ نُورًا نَهْدٖي بِهٖ مَنْ نَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِنَاۜ وَاِنَّكَ لَتَهْدٖٓي اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَقٖيمٍۙ

  • 43:43 Zuhruf: 43

    فَاسْتَمْسِكْ بِالَّذٖٓي اُو۫حِيَ اِلَيْكَۚ اِنَّكَ عَلٰى صِرَاطٍ مُسْتَقٖيمٍ

  • 46:9 Ahkaf: 9

    قُلْ مَا كُنْتُ بِدْعًا مِنَ الرُّسُلِ وَمَٓا اَدْرٖي مَا يُفْعَلُ بٖي وَلَا بِكُمْۜ اِنْ اَتَّبِعُ اِلَّا مَا يُوحٰٓى اِلَيَّ وَمَٓا اَنَا۬ اِلَّا نَذٖيرٌ مُبٖينٌ

  • 53:4 Necm: 4

    اِنْ هُوَ اِلَّا وَحْيٌ يُوحٰىۙ

  • 53:10 Necm: 10

    فَاَوْحٰٓى اِلٰى عَبْدِهٖ مَٓا اَوْحٰىۜ

  • 72:1 Cinn: 1

    قُلْ اُو۫حِيَ اِلَيَّ اَنَّهُ اسْتَمَعَ نَفَرٌ مِنَ الْجِنِّ فَقَالُٓوا اِنَّا سَمِعْنَا قُرْاٰنًا عَجَبًاۙ

  • 99:5 Zilzâl: 5

    بِاَنَّ رَبَّكَ اَوْحٰى لَهَاۜ