• 2:60 Bakara: 60

    (Yine) Hatırlayın; Musa kavmi için (içecek) su aramıştı, o zaman Biz ona: "Asanı taşa vur!" demiştik de ondan on iki pınar fışkırmıştı; böylece (on iki aşiretten) her insan topluluğu içeceği yeri bilmiş (ve rahatlamıştı. Onlara) Allah'ın verdiği rızıktan yiyin, için ve yeryüzünde bozgunculuk (fesat) yaparak karışıklık çıkarmayın (demiştik).

  • 2:74 Bakara: 74

    (Ey Beni İsrail ve tüm nankör ve hain kimseler!) Bundan sonra kalpleriniz yine katılaştı; taş gibi, hatta daha katı (kesildi). Çünkü taşlardan öyleleri vardır ki, onlardan (kendiliğinden akan) ırmaklar kaynamaktadır, (yer altında kayalık) öyle (sert toprak tabaka)ları vardır ki (kuyu eşmek ve artezyenle kırılıp) yarılır da, ondan sular çıkıp fışkırır, (o kayalardan) öyleleri de vardır ki Allah korkusuyla (aşağıya) yuvarlanır. Allah (ne tabiattaki olaylardan ne de sizin) yaptıklarınızdan gafil (habersiz) değildir.

  • 2:249 Bakara: 249

    (Derken) Talut (yanında kalan az sayıdaki) orduyla birlikte (savaşmak üzere bulundukları yerden) ayrılıp (yola çıktığında:) “Doğrusu, Allah sizi (önümüze çıkacak) bir ırmakla imtihan edecektir. (Susamanıza rağmen, karşıya geçinceye ve ben size izin verinceye kadar) Kim bu (su)dan içerse, (artık) o benden değildir. Kim de -eliyle bir avuç hariç- doyasıya tadıp içmezse o bendendir. (Anlarım ki sadık ve sağlam birisidir)” dedi. (Ama) Az bir kısmı hariç, hepsi o sudan içmişlerdi. Nihayet (Talut ve) iman edenler beraberce (ırmağı) geçince onlar (geride kalanlar): “Bugün bizim Calut'a ve askerlerine karşı koyacak gücümüz yoktur” diyerek (fesada yönelmişlerdi). Allah’(ın va’adine, nusretine ve rahmetine) kavuşacaklarına kesinlikle iman ve itimatları (ve Rablerine hüsnüzanları tam ve sağlam) olanlar ise dediler ki: “Allah’ın izniyle, nice az (ama itaatkâr ve sebatkâr) topluluk, çok daha kalabalık (ve güçlü sanılan) topluluklara galip gelmiştir. (Çünkü) Allah sabreden (mü’minlerle) beraberdir.”

  • 3:127 Âl-i İmrân: 127

    (Ki bununla) İnkâr edenlerin (önde gelenlerinden) bir kısmını(n kökünü) kessin (helak etsin), ya da ‘umutları suya düşmüşler olarak onları tepesi aşağı getirsin de geri dönüp gitsinler' (diye kâfirleri ve zalimleri hezimete uğratıverecektir).

  • 4:43 Nisa: 43

    Ey iman edenler! Sarhoş iken, ne dediğinizi bilinceye (kendinize gelinceye kadar) ve cünüp iken de -yolculukta olmanız hariç- gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta veya yolculukta iseniz, ya da biriniz ayakyolundan (tuvaletten) gelmişseniz, yahut kadınlara temasla dokunmuş da (gusül için) su bulamamışsanız, bu durumlarda (niyet edip) temiz bir toprakla teyemmüm edin; (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize sürün. (Bu abdest ve gusül yerine geçecektir.) Şüphesiz Allah, Bağışlayandır, Esirgeyendir. [Not: Bu ayetin başlangıç bölümünde; bir insanın, sözlerinin ve hareketlerinin hangi sonuçlar ve sorunlar doğuracağını fark edemeyecek kadar sarhoş iken: Dini, içtimai (Sosyal ve toplumsal görevler), iktisadi, sınaî (Fabrika ve sanayi tesislerinde üretim işleri) ve siyasi faaliyetlere katılmaması… Örneğin; şoförlük yapmaması gerektiği de belirtilmektedir.]

  • 5:6 Maide: 6

    Ey iman edenler! Namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın, başlarınızı meshedin ve her iki topuğa kadar ayaklarınızı da (yıkayın.) Eğer cünüp olduysanız (herhangi bir şekilde vücudunuzdan meni boşaldıysa) temizlenin (gusül yapın; ama) eğer hasta veya yolculukta iseniz, ya da biriniz ayakyolundan (hacet yerinden) gelmişse, yahut kadınlara dokunmuş (cinsi temasta bulunmuş) da (gusül için) su bulamamışsanız, bu durumda, temiz bir toprakla teyemmüm edip (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize ondan sıvazlayın. (Bu da abdest ve gusül sayılır.) Allah size güçlük çıkarmak istemez, ama sizi tertemiz kılmak ve üzerinizdeki nimeti tamamlamak ister. Umulur ki şükredersiniz. (Allah’ın size olan nimet ve faziletlerini fark edip kıymetini bilirsiniz diye bu öğütler yapılmaktadır.)

  • 7:50 A'raf: 50

    Cehennem ehli cennet ehline: "(Ne olur) Bize biraz (serin) sudan ya da Allah'ın size verdiği rızıktan aktarın" diye seslenip (yalvaracaklardır.) Onlar da derler ki: "Doğrusu Allah, bunları inkâr edenlere (ve nankörlere) haram (yasak) kılmıştır."

  • 7:57 A'raf: 57

    (Yağmur) Rahmetinin öncesinde rüzgârları bir müjdeci olarak gönderen O'dur. Bunlar ağırca bulutları kaldırıp (tonlarca su buharı) yüklendiğinde, onları (kuraklıktan) ölmüş bir yerleşim bölgesine sürükleyiveririz ve bununla oraya su indiririz de, böylelikle bütün ürünlerden çıkarırız. İşte Biz, ölüleri de (ahirette aynen) böyle diriltip-çıkarırız (ve mahşere toplarız). Herhalde düşünüp ibret alırsınız (diye bunları anlatmaktayız.)

  • 7:64 A'raf: 64

    (Buna rağmen) Onu yalanladılar. Biz de onu ve (inanıp) gemide onunla birlikte olanları kurtardık, ayetlerimizi yalan sayanları da (tufanla) suda boğup batırdık. Çünkü onlar (gerçeklere karşı) kör (akılsız ve vicdansız) bir kavimdi.

  • 7:136 A'raf: 136

    Biz de onlardan (sonunda) intikamımızı alıverdik ve ayetlerimizi yalanlamaları ve onlardan habersizmişler (gibi) davranmaları nedeniyle onları (Firavun ve ordularını) suda boğup (helak ettik).

  • 7:160 A'raf: 160

    Biz onları (İsrailoğullarını) ayrı ayrı oymaklar (kabile ve torunlar) halinde on iki topluluk (ümmet-aşiret) olarak ayırdık. Kavmi kendisinden (ihtiyaç duydukları) su(yu) istediğinde ise Musa'ya: "Asan'la taşa vur!" diye vahyedip (uyardık). Ondan hemen on iki pınar sızıp-fışkırdı; böylece her bir insan topluluğu kendi su içecekleri yeri (çeşmeyi) öğrenmiş durumdaydı. (Ayrıca İsrailoğullarının) Üzerlerine bulutla gölge çekip (aşırı sıcaktan rahatlattık) ve onlara (gökten her gün iki öğün) kudret helvası ile (hazır pişmiş) bıldırcın (kızartması) indirip (hayatlarını kolaylaştırdık. Sonra da onlara:) "Size rızık olarak verdiklerimizin (helâl ve) temiz olanlarından yiyin (sakın nankörlük etmeyin” diye hatırlattık. Ama yine de itiraz ve isyan etmekle) Onlar Bize zulmetmedi, ancak kendi nefislerine zulmediyorlardı.

  • 8:11 Enfâl: 11

    Hani (Allah) Kendisinden bir güvenlik olarak o sırada sizi bir uyuklama bürüyordu (böylece yorgunluk ve yılgınlığınızı gideriyordu). Sizi Kendisiyle tertemiz kılıvermek, sizden şeytanın pisliklerini (içinizdeki şüphe ve endişeleri) gidermek, kalplerinizin üstünde (güven ve kararlılık duygusunu) pekiştirmek ve bununla ayaklarınızı (Arz üzerinde ve cihad hizmetinde) sağlamlaştırıp yerleştirmek için size gökten su (yağmur) indiriyordu.

  • 8:54 Enfâl: 54

    (İnkârcıların düşünceleri ve hareketleri) Firavun ailesinin ve onlardan öncekilerin gidiş tarzı (ve hayat anlayışı) gibidir. Onlar da, Rablerinin ayetlerini yalanlamışlardı; Biz de günahları dolayısıyla onları helak ettik ve Firavun ordusunu suda boğduk. Onların tümü zulmeden kimselerdi.

  • 9:19 Tevbe: 19

    (Ey gafiller!.. Göstermelik hayır dağıtmaktan ve reklâm amaçlı cami yaptırmaktan da öte, hatta) Hacılara su dağıtmayı ve Mescid-i Haram'ı (Beytullah’ı) onarmayı (bile), Allah'a ve ahiret gününe iman edip (sevabını sadece O’ndan umarak) Allah yolunda cihad edenin (yaptıkları ve kazandıkları) gibi mi saydınız? (Cihadla diğer hayırları bir tutmakla aldanmaktasınız. Bunlar) Allah katında asla bir olmazlar. Allah (Hakk hâkim olsun ve insanlar huzura kavuşsun diye yapılması farz olan cihadı terk ederek kendisine ve milletine) zulmeden bir topluluğu hidayete ulaştırmayacaktır.

  • 10:4 Yunus: 4

    Sizin tümünüzün dönüşü O'nadır. Allah'ın va'adi (mutlaka gerçekleşecek olan) bir Hakk’tır (ve kesinlikle zuhur etmiş olacaktır). O (hiç yoktan) yaratmayı başlatan, sonra onu (sürekli) iade eden (varlıkların bütün hücrelerini her an yeniden yaratıp eski haline döndürmekte olan, öldürdükten sonra da diriltip, huzurunda toplayan)dır. (Allah) İman edip salih amellerde bulunanlara, adaletle karşılık verip ödüllendirmek için (böyle yapmaktadır.) İnkâr edenlere gelince, küfürleri (ve kötülükleri) dolayısıyla, onlar için (cehennemde) kaynar sudan (kahredici) bir içki ve acı bir azap (sunulacaktır).

  • 10:73 Yunus: 73

    Bunun üzerine, yine de onu yalanladılar; Biz de onu ve gemide onunla birlikte olanları kurtardık ve onları halifeler (yeryüzünde etkili ve yetkili kimseler) kıldık. Ayetlerimizi yalanlayanları da suda boğduk. Uyarılanların nasıl bir sonuca uğratıldıklarına bir bak (ki, uyarıldığı halde laf dinlemeyen ve hatasını kabul etmeyen benlik ve kibir ehlinin sonu nasıl noktalanmıştır).

  • 10:90 Yunus: 90

    (Ardından) Biz, İsrailoğullarını denizden geçirdik; Firavun ve askerleri ise azgınlıkla ve düşmanlıkla (hemen) peşlerine düştü. (Derken sular) Onu boğacak düzeye erişince (Firavun çaresizce): “İsrailoğullarının kendisine inandığı (İlahtan) başka İlah olmadığına inandım ve ben de Müslümanlardanım” demeye (başladı).

  • 11:7 Hud: 7

    O’nun (Allah’ın) Arş’ı (kudret sanatı ve saltanatı), su üzerinde (henüz bütün âlem enerji -nur- parçacıklarından oluşan gaz ve toz bulutu halinde ve içinde buhar taşıyan vaziyette) iken; amel bakımından hanginizin daha iyi olduğunu denemek için gökleri ve yeri altı günlerde (dönemde) yaratan O’dur. Andolsun Sen onlara; “Gerçekten siz ölümden sonra diriltileceksiniz” dediğinde inkârcılar; “Bu açıkça (aldatmaca bir) sihirden (ve bizi etki altına alma girişiminden) başka bir şey değildir” derler. [Not: Ayetlerde gün=yevm yerine; eyyam=günler geçtiği için biz buna “dönem” manası verdik.]

  • 11:37 Hud: 37

    “(Şimdi) Sana vahyettiğimiz (öğrettiğimiz) doğrultuda ve gözetimimiz altında; (emredilen) gemiyi (sanatlı ve sistemli şekilde) imal edip yapıver. (Ve artık) O zalimler hakkında Bana hitaben (talepte ve şefaatte) bulunma! Çünkü onlar (sapkınlık ve saldırganlıklarının karşılığı olarak) suya batacak ve boğulacaklardır (artık bunu hak etmişlerdir).”

  • 11:43 Hud: 43

    (Oğlu) Dedi ki: “Ben yüksek bir dağa sığınacağım, o beni sudan korur. (Su orayı da basarsa, daha yüksek bir tepeye çıkacağım…” Hz. Nuh) Dedi ki: “Bugün Allah’ın (azap) emrinden, Rahim olan (Allah)dan başka koruyucu yoktur!” (Ve derken Nuh ile oğlunun) Her ikisinin arasına (bir) dalga girdi, böylece o da boğulan (ve helake uğrayan)lardan olup gitmişti.

  • 11:44 Hud: 44

    Ve (ardından) “Ey yer (artık) suyunu yut, ve ey gök sen de (suyunu) tut!” denildi... (Bu İlahi emir üzerine) Su(lar) çekildi, (böylece zalimlerin) iş(leri) bitirildi… (Ardından gemi de) Cudi (Dağı) üzerine oturup yerleşti… Ve zalimler topluluğu için de: “(Hayırdan ve huzurdan) Uzak kalsınlar, kahrolsunlar!” denildi…

  • 12:19 Yusuf: 19

    (Derken) Bir yolcu-kafilesi gelmiş, sucularını, (kuyuya su almak için) göndermişlerdi. O da kovasını sarkıtınca; “Hey müjde!.. Bu(rada) bir erkek çocuk (var)!” demişti. Ve onu (kuyudan çıkarıp) ‘ticaret konusu bir mal’ olarak tutup saklayıvermişlerdi. Oysa Allah yapmakta olduklarını (ve bu işin nereye varacağını) Bilendi. (Çünkü onlara gereken en yakın yerleşim merkezine haber vermekti.)

  • 12:70 Yusuf: 70

    (Vaktâki Hz. Yusuf kardeşlerinin) Erzak yüklerini kendilerine hazırlatınca da, (kıymetli) su kabını kardeşinin yükü içine bırakıp yerleştirmişti. Sonra bir müezzin=ilan edici (şöyle) seslenmişti: “Ey kafile, sizler gerçekten hırsız(lık yapmış)sınız!” (diyerek onları durduruvermişti.)

  • 13:4 Ra'd: 4

    (Ayrıca) Yeryüzünde birbirine yakın komşu kıtalar vardır; (bunlarda) üzüm bağları, (çok çeşitli) ekinler (ve ziraat ortamı), çatallı ve çatalsız (salkım salkım) hurmalıklar da vardır ki, bunlar aynı su ile sulanır; ama ürünlerinde(ki verimde ve vitaminde) bazısını bazısına üstün (değerli ve lezzetli) kılıyoruz. Şüphesiz, bütün bunlarda aklını kullanan bir topluluk için gerçekten ayetler (açıktır.)

  • 13:14 Ra'd: 14

    Hakk olan çağrı (dua ve ibadet) yalnızca O'na (olan)dır. Onların (Allah'tan) başka yalvarıp çağırdıkları ise, kendilerine hiçbir şeyle cevap veremez konumdadır. (Gafillerin ve kâfirlerin durumu) Sadece, ağzına gelsin diye, iki avucunu suya uzatan(ın boşuna beklemesi) gibidir. Oysa (avucunu daldırıp doldurmadıkça) o su ona gelmez. (İşte bunun gibi) İnkâr edenlerin duası da, sapkınlık (ve şaşkınlık) içinde olmaktan başkası değildir (ve boşa gidecektir).

  • 13:17 Ra'd: 17

    O, gökten bir su (yağmur) indirmekte, (ardından) vadiler (dereler) kendi miktarınca sel haline gelmekte, (o) sel ise yüze çıkan bir köpük yüklenip götürmektedir. Nitekim bir ziynet veya bir eşya yapmak amacıyla ateşte üzerini (körükleyip) yaktıkları şeylerden (madenlerden) de bunun gibi bir köpük (posa meydana gelir). İşte Allah, Hakk ile Bâtıl’ı böyle karşılaştırıp misal verir. Amma köpük (posa ve çöküntü) atılır gider. İnsanlara fayda verecek olan şeye (asıl cevhere) gelince, o yeryüzünde kalır. İşte Allah böylece misaller getirir. (Yani bâtıl, akarsuların üzerinde oluşan veya eritilen madenlerin üzerinde kaynaşan köpük misalidir. Hiçbir işe yaramamakta ve kısa bir zaman sonra kaybolup gitmektedir.)

  • 14:16 İbrahim: 16

    (Böylelerinin) Önünde de (verasında=kendilerini çepeçevre kuşatmış) cehennem vardır ve (orada zorba ve inatçı mücrimlere) irinli sudan içirilecektir.

  • 14:32 İbrahim: 32

    Allah, gökleri ve yeri yaratan ve gökten su (yağmur) indirip, onunla size rızık olarak türlü ürünler çıkarandır. Ve O’nun emriyle gemileri, denizde yüzmeleri için sizin emrinize âmade kılandır. Irmakları da (tarla sulama, içme suyu olarak kullanma, elektrik üretmek üzere baraj kurma, gemi taşımacılığı yapma ve balık yetiştirip satma gibi) sizin yararlanmanıza müsait kılıp (akıtandır).

  • 15:22 Hicr: 22

    Ve (meyve oluşması için ağaçlardaki dişi ve erkek çiçek tozlarını) aşılayıcılar olarak rüzgârları gönderdik, böylece gökten su indirdik de sizleri sulayıverdik. Oysa siz (tatlı su kaynaklarının yer altındaki tutucuları ve) onun hazine koruyucuları da değilsiniz. (Suları ve yağmurları hem yağdırmaya hem de dağlarda ve yer altı katmanlarında depolamaya güç yetiremezsiniz.)

  • 16:14 Nahl: 14

    Denizi de sizin istifadenize-emrinize veren O'dur, ondan (çıkardığınız balıklarla) taze et yemektesiniz ve ondan giyiminizde (yararlandığınız) süs-eşyaları (takılar) çıkarmaktasınız. Gemilerin onda, (suları) yara yara akıp gittiğini görürsünüz (de hayran kalırsınız. Bütün bunlar) O'nun fazlından aramanız ve şükretmeniz içindir.

  • 16:65 Nahl: 65

    (İbretle bakıp görmez misin?) Allah gökten su indirdi de, (her kış, bir nevi) ölümünden sonra (baharda tekrar) yeri onunla diriltti; (yararlı ve gönül okşayıcı yeşillik ve ekinleri bitirdi.) Hakikaten söz dinleyen (ve gerçeğe kulak veren) bir topluluk için bunlar elbette nice ayet (ibret ve hikmet) içermektedir.

  • 18:29 Kehf: 29

    De ki: “Hakk Rabbinizdendir. (Allah'tan başkası, sizin için haklı ve hayırlı olacak dini ve düzeni bilemez ve gösteremez...) Artık (Hakk geldikten ve Kur'an'a davet edildikten sonra) isteyen iman etsin, isteyen inkâr etsin. Şüphesiz Biz zalimlere bir ateş hazırlamışız ki, onun duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmıştır. Eğer onlar feryat edip yardım isterlerse, (erimiş maden misali) katı bir sıvı gibi yüzleri kavurup-yakan (pis ve acı) bir su ile (güya) yardım edilirler. (Oysa) O ne kötü (ve bayağı) bir içecektir ve ne kötü (ve aşağılayıcı) bir destektir!

  • 18:37 Kehf: 37

    Kendisiyle konuşmakta olan (iman ve vicdan ehli) arkadaşı ona dedi ki: “Seni topraktan, sonra bir damla sudan yaratan, sonra da seni düzgün (eli ayağı tutan, gücü kuvveti yerinde) bir adam kılan (Allah)ı inkâr mı ediyorsun?” (Bu açıkça nankörlük alâmetidir.)

  • 18:41 Kehf: 41

    “Veya onun suyu dibe (yerin derinlerine) göçüverir de, böylelikle (bir daha) onu arayıp-bulmaya kesinlikle güç yetiremezsin.”

  • 18:45 Kehf: 45

    Onlara, dünya hayatının örneğini (şöyle) ver; gökten indirdiğimiz (bir yağmur) suyuna benzer ki, onunla yeryüzünün bitkileri (yeşerip) birbirine karışır (ama sonra kuruyup), böylece rüzgârların savurduğu çalı-çırpı halini alır. Allah, her şeyin üzerinde güç yetiren (Muktedir olandır).

  • 20:39 Taha: 39

    “Onu (çocuğunu öldürülmekten korumak üzere bir) sandığın içine koyup suya bırak, böylece su onu sahile atsın ki; onu Benim de düşmanım, onun da düşmanı olan biri alacak (ve kendisine sahip çıkacak)tır. (Ey Musa, böylece zahiren Firavun’un himayesinde, ama gerçekte Benim nezaretimde) Gözümün önünde yetiştirilmen için, Kendimden senin üzerine bir sevgi yöneltip yerleştirdim.”

  • 20:53 Taha: 53

    “Ki (Rabbim), yeryüzünü (hızla döndüğü halde sarsılmayasınız diye, adeta) sizin için bir beşik haline getirdi, onda sizin için yollar döşedi ve gökten su indirdi; böylelikle bununla her tür bitkiden çiftler çıkardı (ve istifadeniz için yayıverdi).”

  • 20:78 Taha: 78

    Firavun ise, ordularıyla (Hz. Musa'nın ve İsrailoğullarının) peşlerine düşmüş; (fakat takdirimizle açılıp kapanan) sulardan onları kaplayıveren (kısmı kendilerini) kuşatıp (boğuvermişti).

  • 20:119 Taha: 119

    “Ve gerçekten sen burada (asla) susamayacaksın ve Güneş altında (kalıp) da yanmayacaksın." (Burası ferahlık ve rahatlık diyarıdır.)

  • 21:30 Enbiya: 30

    O inkâr edenler (bilimsel keşiflere rağmen, hâlâ) görmüyorlar mı ki, (başlangıçta) göklerle yer birbiriyle bitişik iken, Biz onları (sonradan) ayırdık ve (Dünya’yı yaşama müsait kılıp) her canlı şeyi sudan yarattık. (Bilimin en son verileri de bu doğrultudadır.) Yine de onlar hâlâ inanmayacaklar mı? [Not: Şu anda bile insan bedeninin %70’i, yani 80 kg’lık bir kimsenin 56 kg’ı sudan ibarettir. Kanımız da sudan müteşekkildir. Tüm hayvan çeşitlerinin, bitkilerin, sebze ve meyvelerin de önemli kısmı sudan meydana gelir. Yani hayat suyun sayesinde devam etmektedir.]

  • 21:77 Enbiya: 77

    Ve ayetlerimizi yalanlayan kavimden (koruyup kurtarmak suretiyle) ona yardım edip (öcünü aldık ve kendisini zafere ulaştırdık). Şüphesiz onlar, kötü bir kavimdi, Biz de onların tümünü suda boğup batırdık.

  • 22:5 Hacc: 5

    Ey insanlar, eğer (hesaba çekilmek üzere) tekrar diriltileceğinizden bir şüpheniz varsa; (şunları tefekkür edin:) muhakkak Biz sizi topraktan yarattık, sonra spermden, sonra embriyodan, sonra da yaratılışı belli belirsiz bir çiğnem etten yarattık. Bunu size (hangi aşamalardan bu duruma geldiğinizi hatırlatmak için) beyan ederiz. Dilediğimizi adı konmuş bir süreye kadar rahimlerde tutar ve ardından sizi bebek olarak (dünyaya) çıkartıveririz. Sonra siz yetişip, erginlik çağına gelirsiniz. Kiminizin (erkenden) canı alınır, kiminiz de bildiği şeyleri unutacak derecede ömrünün en düşük (ihtiyarlık) dönemine ulaştırılır. (Ve yine) Yeryüzünü (her kış) kupkuru vaziyette (ölmüş gibi) görürsün, fakat Biz (baharda) onun üzerine (yağmur) suyu indirdiğimiz zaman (nasıl) titreşir, kabarır ve her güzel çiftten (ürünler) bitiririz (ya, işte ahirette insanları da aynen böyle diriltiriz).

  • 22:19 Hacc: 19

    İşte şunlar, (Yahudi ve Hristiyanlar gibi temelsiz) tartışıveren iki hasım gruptur ki, Rableri konusunda (boşuna ve geçersiz kurgularla) çekişmektedirler. Böylesi inkâr edenler (var ya), onlar için ateşten elbiseler biçilmiştir; başları üstünden de kaynar su dökülecektir.

  • 22:63 Hacc: 63

    Görmedin mi, Allah gökten su indirip (yağmurları yağdırdı da), böylece yeryüzü yemyeşil donatıldı. Şüphesiz Allah, (her şeyin incelik ve gizliliklerini bilen) Lütfedici (Lâtif olandır), her şeyden Haberdardır.

  • 23:13 Mü'minun: 13

    Sonra onu bir su damlası olarak, savunması sağlam bir karar yerine (ana rahmine) yerleştirip (bıraktık).

  • 23:50 Mü'minun: 50

    Biz, Meryem'in oğlunu (Hz. İsa’yı) ve annesini de bir ayet (babasız dünyaya gelen ibretlik mucize) kıldık ve ikisini barınmaya elverişli bulunan ve akan suyu olan bir tepede yerleştirdik.

  • 24:39 Nur: 39

    Kâfirlere (ve gafillere) gelince; onların amelleri (ve dünyalık beklentileri çöl gibi) dümdüz bir arazideki seraba benzer ki; susayan onu bir su (kaynağı) sanıvermektedir. Nihayet (boş heves ve hayallerle) ona ulaştığında ise (orada) hiçbir şey bulamaz ve (aslında) onun yanında (ve her tarafta) sadece Allah’ı bulur. (Allah da ahirette) Onun hesabını tam olarak verir. Allah, hesabı çok seri görendir.

  • 24:45 Nur: 45

    Allah, her canlıyı (yürüyen, yüzen, sürünen bütün hayvanları) sudan yarattı. (Suyu hayatın kaynağı, dayanağı ve devamı kıldı.) İşte bunlardan kimi karnı üzerinde sürünmekte, kimi iki ayağı üzerinde yürümekte, kimi de dört (ayağı) üzerinde hareket etmektedir. Allah, dilediğini (ve dilediği şekilde ve en uygun biçimde) yaratır. Hiç şüphesiz Allah, her şeye güç yetirendir.

  • 25:37 Furkan: 37

    Nuh'un kavmi de, elçileri yalanladıklarında onları suda boğduk ve (hikâyelerini) insanlar için bir ayet-ibret kıldık. Biz zulmedenlere (işte böyle) acıklı bir azap hazırladık.

  • 25:48 Furkan: 48

    Ve (yine) O, Kendi rahmetinin önünde (yağmur öncesinde) rüzgârları müjdeciler olarak gönderendir. (Ardından) Biz, gökten tertemiz su indirdik; (indirmekteyiz…)

  • 25:54 Furkan: 54

    Ve (Allah ki) insanı bir (damla) sudan yaratıp, onu nesep ve sihriyyet (soy-sop sahibi) kılan (aralarında ırk ve akrabalık bağı oluşturan) O’dur. Senin Rabbin (sonsuz güç sahibi olarak), her şeye Kâdir olandır.

  • 26:66 Şuarâ: 66

    Sonra ötekileri (Firavun ve avanesini ise tekrar kapanan) suda boğduk.

  • 26:120 Şuarâ: 120

    Sonra bunun ardından geride kalanları (inkârcı şımarıkları) da suda boğduk (ve intikamımızı aldık).

  • 26:155 Şuarâ: 155

    (Hz. Salih:) “İşte, (mucize, hepinizin gözleri önünde, Allah’ın bir kayadan çıkardığı) şu dişi devedir; (madem siz istediniz, zaten ancak size yeten) su içme hakkı (bir gün) onun, belli bir günün su içme hakkı da sizindir” dedi.

  • 27:44 Neml: 44

    Ona: “Köşke gir” denildi. Onu görünce derin bir su sandı ve (eteğini çekerek) ayaklarını açtı. (Süleyman) Dedi ki: “Gerçekte bu, (mucizevi teknolojilerimizle düzeltilmiş ve özel üretilmiş) saydam camdan yapılma (tabanı harika donatılmış ve tavanı açık bırakılmış) şeffaf kristalden bir köşk-zemindir.” (Belkıs) Dedi ki: “Rabbim, gerçekten ben (şimdiye kadar Müslüman olmamakla) kendime zulmetmişim; (artık) ben Süleyman’la birlikte âlemlerin Rabbi olan Allah’a teslim oldum” (deyip İslam’a girmişti).

  • 27:60 Neml: 60

    (Onlar mı hayırlı) Yoksa, gökleri ve yeri yaratıveren ve size gökten su indiren mi? Ki onunla (o suyla) güzel manzaralı (gönül okşayıcı ve keyif alıcı) bahçeler bitirdik, (yoksa) sizin için (bunların) bir ağacını (ve yaprağını) bitirmek bile mümkün değildir. Allah ile beraber başka bir ilah (edinip ona yalvarmak) mı? (Bu ne bilinçsiz bir harekettir.) Hayır, onlar sapkınlıkta devam eden (Allah’a denk şefaatçiler edinen ve şirke düşen) bir kavim (olmuşlardı.)

  • 28:7 Kasas: 7

    (Bu nedenle) Musa’nın annesine, “Onu (Musa'yı) emzir(ip doyur). Şayet (Firavun’un adamları onu öldürecek diye) kuşkulandığın vakit, onu (akıntılı) suya bırak ve sakın korkma ve endişe edip üzülme! Çünkü Biz onu sana tekrar (kavuşturup) geri vereceğiz ve onu peygamberlerden (biri) yapacağız” diye vahyettik (ilhamla bildirdik.)

  • 28:23 Kasas: 23

    Nihayet (Tûr Dağı’ndaki) Medyen suyuna (kuyusuna) vardığı zaman, su almakta olan bir insan topluluğu bulup (garip bir olaya rastlamıştı.) Onların gerisinde de (hayvanları su başına) götürmekten çekinen iki kadın bulunmaktaydı. “Bu durumunuz (ve sorununuz) nedir, (niye bekleyip duruyorsunuz)?” diye (sorunca) kadınlar: “Çobanlar sürülerini sulamadıkça, biz sürülerimizi sulayamayız; (bize saygı duyup sıraya almazlar, çünkü) babamız, yaşı ilerlemiş bir ihtiyardır (diye bizi hesaba katmazlar)” demişlerdi.

  • 28:40 Kasas: 40

    Bunun üzerine onu (Firavun) ve askerlerini tutup suya attık (boğup batırdık). Böylelikle zulmedenlerin nasıl bir sona uğradıklarına bir bak ki (derbeder olup gitmişlerdi).

  • 29:40 Ankebut: 40

    İşte Biz, onların her birini kendi günahıyla (işledikleri kötülük ve hıyanetlere uygun bir cezayla) yakalayıverdik. Böylece onlardan kiminin üstüne taş fırtınası gönderdik, kimini şiddetli bir çığlık sarıverdi, kimini (depremle) yerin dibine geçirdik, kimini de suda boğup (helak ettik.) Ancak Allah onlara zulmedici değildi, lâkin onlar (inkâr ve isyanla) kendi nefislerine zulmediyorlardı.

  • 30:9 Rum: 9

    (Ekonomik, askeri ve siyasi gücü zulüm aracı olarak kullananlar) Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı? Ki böylece kendilerinden önceki (zalim ve kâfir kavim)lerin nasıl bir sona uğradıklarını görsünler! (Oysa) Onlar, güç bakımından kendilerinden daha üstün idiler, arz’ı-toprağı alt-üst etmişler (ekip biçmişler, madenler ve sular arayıp çıkarıvermişler) ve onu (yeryüzünü), kendilerinin imar ettiğinden daha çok imar etmişlerdi. (Geçmiş kavimlerin) Elçileri de, onlara açık delillerle gelmişti (ama onlar inkâra ve isyana yönelmişlerdi). Demek ki Allah onlara zulmetmiyordu, ancak onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı.

  • 30:24 Rum: 24

    Size bir korku ve umut (vesilesi) olarak şimşeği göstermesi ile, gökten su indirmek suretiyle ölümünden sonra yeryüzünü onunla diriltmesi de, O'nun ayetlerindendir. Şüphesiz bunda, aklını kullanabilecek bir kavim için gerçekten ayetler bulunmaktadır.

  • 31:10 Lokman: 10

    Gördüğünüz gibi O, gökleri (ve muhteşem uzay âlemini hiçbir kaynak ve) dayanak olmaksızın yaratmıştır, Arz’da (Dünya’da) da, sizi (hızla dönerken) sarsıntıya uğratmasın diye ağırlık baskısı (ve denge ayarı) dağlar bırakmış ve orada her canlıdan türetip yayıvermiştir. (Ayrıca) Biz gökten su (yağmur ve kar) indirdik de, böylelikle orada her güzel olan çiftten (nice) bitki bitirdik.

  • 32:8 Secde: 8

    Sonra onun (insanoğlunun) neslini bir özden (sülaleden), hakir (görülen) bir sudan (meniden üretip) yapmıştır, (yapmaktadır.)

  • 32:27 Secde: 27

    Görmüyorlar mı; Biz suyu çorak toprağa sürüyoruz da onunla (türlü türlü) ekinler bitiriyoruz; ondan hayvanları ve kendileri yemekte (ve rızıklanmaktadırlar). Yine de (gerçeği) görmüyorlar mı? [Bu nedenle devlet, kurak ve çorak arazileri sulayacak ve ziraati artıracak şartları hazırlamalı ve çiftçilerin toprağa bağlılığını sağlamalıdır.]

  • 35:11 Fâtır: 11

    Allah sizi (babanız Hz. Adem’i) topraktan yarattı, sonra (hepinizi topraktan beslenen hayvani ve nebati gıdalardan hâsıl olan) bir damla sudan (yapıp varlığa çıkardı). Sonra da sizi (evli) çiftler kıldı. O'nun bilgisi olmaksızın, hiçbir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz da. Ömür süren (varlığın) ömrünün uzatılması veya ömründen kısaltılması da mutlaka bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da yazılı)dır. Ve kuşkusuz bu (karmaşık plan ve program) Allah’a kolaydır.

  • 35:27 Fâtır: 27

    Görmez misin, Allah'ın gökyüzünden (nasıl kar, yağmur ve çiy damlaları olarak) su indirdiğini (ve toprağı nasıl dirilttiğini)? Böylece Biz onunla, renkleri (ve lezzetleri) değişik olan meyveler çıkardık. Dağlardan da (geçitler, tüneller ve hendekler kazdırıp) beyazlı, kırmızılı, renkleri farklı ve (kömür gibi) simsiyah (çeşitli madenlere ulaşan) yollar ve katmanlar (kılmışızdır).

  • 37:67 Sâffât: 67

    Sonra mutlaka kendileri için, onun üzerine kaynar su karıştırılmış (iğrendirici ve zehirli) bir içkileri de vardır.

  • 37:82 Sâffât: 82

    Sonra (inkâr ve isyan eden) diğerlerini suda boğduk (ve kurulu düzenlerini batırdık).

  • 38:42 Sâd: 42

    (Biz de ona şöyle vahyettik:) “Ayağını depret (yere vur). İşte yıkanacak ve içilip kanacak soğuk (bir su çıkacak, onunla sağlığına ve huzura kavuşacaksın).”

  • 38:57 Sâd: 57

    İşte bu; (onların içeceği) kaynar su ve irin (olacaktır). Artık onu tattıklarında (bağırları dağlanacaktır).

  • 40:67 Mü'min: 67

    (Gerçek sahibiniz ve tek Rabbiniz) O'dur ki, sizi topraktan, sonra bir damla sudan, sonra bir alak'tan (embriyodan, döllenmiş yumurtadan) yarattı; sonra sizi bir bebek olarak çıkarmakta, sonra güçlü (erginlik) çağınıza erişip (olgunlaşmanız), sonra da yaşlanmanız için size (belli bir ömür takdir buyurmaktadır). Sizden kiminin hayatına daha önce son verilmekte (vefat ettirilmekte)dir; adı konulmuş bir ecele erişmeniz ve umulur ki aklınızı kullanıp (hayra yönelmeniz) için (Allah size böyle davranmaktadır).

  • 40:72 Mü'min: 72

    Kaynar suyun içinde (azap edilecek); sonra (cehennemdeki) ateşte tutuşturulup yakılıvereceklerdir.

  • 41:39 Fussilet: 39

    O'nun (Yüce Allah’ın ibret ve hikmet dolu) ayetlerinden biri de, Senin gerçekten (güz ve kış mevsimlerinde) yeryüzünü huşû içinde (solmuş, boynu bükülmüş ve kupkuru kesilmiş) gördüğün (tabiatı, kış ve kuraklık mevsiminin ardından), Biz onun üzerine (baharda) suyu (yağmuru) indirdiğimiz zaman (tekrar) deprenip kabarması (böylece rengârenk bitkiler ve meyveler çıkarması)dır. Şüphesiz onu (donmuş ve kurumuş toprağı böyle) dirilten, ölüleri de elbette dirilticidir. Çünkü O, her şeye güç yetirendir.

  • 43:11 Zuhruf: 11

    (Her sene ve her bölgeye takdir edilen ölçülü şekilde ve) Belli bir miktar ile gökten su (yağmur, kar) indiren O’dur. Onunla ölü bir beldeyi-bölgeyi diriltir (ve her tarafına hayat) yayıveririz. (Kıştan sonra baharı getirdiğimiz gibi) İşte siz de böyle (kabirlerinizden diriltilip) çıkarılacaksınız (ve hesaba çekileceksiniz).

  • 43:55 Zuhruf: 55

    Vaktâki (Firavun) böylece Bizi gazaplandırınca, Biz de onlardan intikam aldık, onları (Firavun’u ve ordularını) toplu olarak suda boğduk (ve batırdık).

  • 44:24 Duhân: 24

    (Siz geçtikten sonra) "Denizi (ikiye yarılıp arasında yol açılmış vaziyette) durgun ve açık bırakıp terk et, çünkü (Firavun ve ekibi) suda boğulacak bir ordudur" (ve artık felaket günleri gelmiştir).

  • 44:43 Duhân: 43

    Doğrusu, o zakkum ağacı (cehennem meyvesidir);

  • 44:44 Duhân: 44

    (Ki) Günahkâr (ve isyankâr) olan kimselerin yemeğidir.

  • 44:45 Duhân: 45

    (Bu zakkum) Pota (maden eriyiği) gibi; karınlarda kaynayıverir (ve işkence çektirir).

  • 44:46 Duhân: 46

    Sıcak suyun (ve madeni yağ oluşumunun) kaynaması gibi (insanın bütün iç organlarını eritir).

  • 47:15 Muhammed: 15

    Takva sahiplerine va'ad edilen cennetin misali (şudur): İçinde bozulmayan sudan (akan musluklar ve) ırmaklar, tadı değişmeyen sütten (akan musluklar ve) ırmaklar, içenler için lezzet veren şaraptan (akan musluklar ve) ırmaklar ve süzme baldan (akıtan musluklar ve) ırmaklar (akmaktadır) ve orada onlar için meyvelerin her türlüsünden (hazırdır) ve Rablerinden (özel) bir mağfiret (ve fazilet) vardır. Hiç (böyle ödüllendirilen bir kişi), ateşin içinde ebedi olarak kalan ve bağırsaklarını 'parça parça koparan' kaynar sudan içirilip (alçaltıcı acılar içinde kıvranan) kimseler gibi (sayılır) mı?

  • 50:9 Kaf: 9

    Ve gökten mübarek (bereket ve rahmet yüklü) su indiririz de; böylece onunla (meyveli) bahçeler ve biçilecek taneler (hububat çeşitleri) bitirmekteyiz.

  • 53:46 Necm: 46

    (Döl yatağına) Bir damla sudan meni dökülüp atıldığı zaman (bebeği çeşitli evrelerde şekillendirip yaratan O’dur).

  • 54:11 Kamer: 11

    (Bunun üzerine) Biz, bardaktan boşanırcasına akıp yağan sağanak su(lar) şarıl şarıl yağsın diye göğün kapılarını açtık.

  • 54:12 Kamer: 12

    Yer (dibin)deki (suları) da coşkun kaynaklar halinde fışkırttık. Böylece sular, takdir edilmiş bir işe (Nuh kavminin helakine) karşı birleşip (her tarafı kaplamıştı).

  • 54:28 Kamer: 28

    "Ve onlara, (zaten kendilerine ancak yeten içilecek) suyun aralarında kesinlikle ve nöbetle pay edildiğini (ve artık mucize deveye de hisse verildiğini) haber ver. Su alış sırası (kiminse, onların) hepsi hazır bulunsun" (denilmişti).

  • 55:44 Rahmân: 44

    Onlar, kendisiyle (cehennem ateşiyle) alabildiğine kaynar hale getirilmiş (pis) su arasında (çaresizce zahmet ve zillet içinde) dönüp-dolaşıp (kıvranacaklar)dır.

  • 56:31 Vâkıa: 31

    Durmaksızın akan ve çağlayan su(lar);

  • 56:54 Vâkıa: 54

    Onun üzerine de (serinlemek ve acınızı dindirmek umuduyla) alabildiğine kaynar sudan içecek (ve içtikçe daha da perişan olacak)sınız.

  • 56:68 Vâkıa: 68

    Şimdi siz, içmekte olduğunuz suyu gördünüz (ve üzerinde dikkatle düşündünüz) mü? (Söyleyiniz.)

  • 56:93 Vâkıa: 93

    Artık (onun için) alabildiğine kaynar pis sudan (kahredici yiyecek ve içecek) sofraları vardır.

  • 67:30 Mülk: 30

    (Bütün kâfirlere, münafıklık edenlere, nankörlük yapan döneklere ve Allah’ı bırakıp, şer güçlere güvenenlere) De ki: “Hâlâ (gerçeği) görmez misiniz? Düşünüp haber verin bakalım: Bir sabah (kalktığınızda), eğer (içme ve ekin) suyunuz, (çekilip yerin dibine) batıverecek olsa, bu durumda, kim size bir akarsu getirebilir? (Biraz olsun akıl edip insafa ve İslam’a gelmez misiniz?)” [Not: Nil Nehri’nin yatağında akan bir saniyelik suyu dondursanız, çıktığı Sudan’daki dağdan daha büyük tepeler oluşur. Peki, yüz binlerce senedir bu küçük dağdan çıkıp akan ve milyonlarca insana hayat kaynağı olan bu nehirlerin ve tüm nimetlerin asıl sahibinin Yüce Allah olduğunu, zahiri sebepleri bırakıp, hakiki müsebbip olan Yaratıcımıza şükür ve kulluk borcumuzu, ne zaman hatıra getireceksiniz?]

  • 69:11 Hâkka: 11

    Gerçek şu ki, su taştığı (ve deniz) kabardığı zaman (Nuh tufanında bile), o gemide (aslında) sizleri taşıyan Bizdik.

  • 71:25 Nuh: 25

    (İşte bu yüzden) Onlar, (inkâr ve) hataları dolayısıyla (dünyada) suda boğuldular, sonra (ahirette de) ateşe sokuldular. O durumda Allah'ın dışında hiçbir yardımcı da bulamadılar.

  • 72:16 Cinn: 16

    (Rabbimiz buyurdu;) Eğer onlar (insanlar ve cinnler, İslam’ın çizdiği) yol üzerinde (gerçek şeriat ve tarikat çizgisinde) 'dosdoğru bir istikamet tuttursalardı', mutlaka Biz onlara bol miktarda su içirir (bereketli bir rızık ve nimet verir, böylece huzur ve mutluluğu tattırırdık). [Not: Tarikat, Arapça'da yol demektir. Kur'an'da ise, mezhep, yol, tarz, metot, hareket biçimi anlamlarında kullanılmıştır.]

  • 74:27 Müddessir: 27

    Cehennem (sakar) nedir, Sen bilir misin? (Anlatayım.)

  • 74:28 Müddessir: 28

    (O, insanları) Ne (öldürüp) ortadan kaldırır, ne de (serbest) bırakır. (Kâfirler ve zalimleri sürekli azapla kıvrandırır.)

  • 74:29 Müddessir: 29

    (O cehennem, inkârcı ve nankör) Beşere delicesine susamıştır. (Hiç durmadan derileri yakıp kavurmaktadır.)

  • 75:37 Kıyamet: 37

    (Oysa) Kendisi, akıtılan meniden bir damla su değil miydi?

  • 76:2 İnsan: 2

    Şüphesiz Biz insanı, (içeriği çok harika bir karışım olan) karmaşık bir damla sudan (nutfeden) halk ettik. Onu (dünyada) deneyip imtihan etmekteyiz. Bundan dolayı onu işitir ve görür hale getirdik.

  • 78:14 Nebe': 14

    (Üst üste yığılıp) Sıkışan (bulut)lardan 'bardaktan boşanırcasına su' indirip (yağmurları yağdırdık).

  • 78:25 Nebe': 25

    Kaynar sudan ve irinden başka (bir şey verilmeyecektir).

  • 79:31 Nazi’ât: 31

    (Ardından) Ondan da (yeryüzünü yuvarlayıp yaymış ve Dünya’nın gerekli) suyunu ve otlağını çıkarmıştır.

  • 80:19 Abese: 19

    (İnsanı meni tohumları olan) Bir damla sudan yaratmış da, onu (anne karnında) 'bir ölçüyle biçime sokup (tamamlamıştır.)'

  • 80:25 Abese: 25

    Biz şüphesiz, suyu (yağmuru) akıttıkça akıttık, (gökten rahmet ve bereketle boşalttık.)

  • 86:6 Târık: 6

    (O) Dökülüp atılan bir sudan (meni tohumundan) yaratılmıştır.

  • 86:7 Târık: 7

    (Bu döl suyu) Bel kemiği ile kaburgalar arasında(ki organlarda)n (İlahi bir harika olarak) çıkmaktadır.

  • 91:13 Şems: 13

    Allah'ın elçisi onları: "Allah'ın (deneme için size gönderdiği) devesine ve onun su içme-nöbetine dikkat edin" diye (uyarmıştı.)

  • 2:60 Bakara: 60

    وَاِذِ اسْتَسْقٰى مُوسٰى لِقَوْمِهٖ فَقُلْنَا اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْحَجَرَۜ فَانْفَجَرَتْ مِنْهُ اثْنَتَا عَشْرَةَ عَيْنًاۜ قَدْ عَلِمَ كُلُّ اُنَاسٍ مَشْرَبَهُمْۜ كُلُوا وَاشْرَبُوا مِنْ رِزْقِ اللّٰهِ وَلَا تَعْثَوْا فِي الْاَرْضِ مُفْسِدٖينَ

    (Yine) Hatırlayın; Musa kavmi için (içecek) su aramıştı, o zaman Biz ona: "Asanı taşa vur!" demiştik de ondan on iki pınar fışkırmıştı; böylece (on iki aşiretten) her insan topluluğu içeceği yeri bilmiş (ve rahatlamıştı. Onlara) Allah'ın verdiği rızıktan yiyin, için ve yeryüzünde bozgunculuk (fesat) yaparak karışıklık çıkarmayın (demiştik).

  • 2:74 Bakara: 74

    ثُمَّ قَسَتْ قُلُوبُكُمْ مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ فَهِيَ كَالْحِجَارَةِ اَوْ اَشَدُّ قَسْوَةًۜ وَاِنَّ مِنَ الْحِجَارَةِ لَمَا يَتَفَجَّرُ مِنْهُ الْاَنْهَارُۜ وَاِنَّ مِنْهَا لَمَا يَشَّقَّقُ فَيَخْرُجُ مِنْهُ الْمَٓاءُۜ وَاِنَّ مِنْهَا لَمَا يَهْبِطُ مِنْ خَشْيَةِ اللّٰهِۜ وَمَا اللّٰهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ

    (Ey Beni İsrail ve tüm nankör ve hain kimseler!) Bundan sonra kalpleriniz yine katılaştı; taş gibi, hatta daha katı (kesildi). Çünkü taşlardan öyleleri vardır ki, onlardan (kendiliğinden akan) ırmaklar kaynamaktadır, (yer altında kayalık) öyle (sert toprak tabaka)ları vardır ki (kuyu eşmek ve artezyenle kırılıp) yarılır da, ondan sular çıkıp fışkırır, (o kayalardan) öyleleri de vardır ki Allah korkusuyla (aşağıya) yuvarlanır. Allah (ne tabiattaki olaylardan ne de sizin) yaptıklarınızdan gafil (habersiz) değildir.

  • 2:249 Bakara: 249

    فَلَمَّا فَصَلَ طَالُوتُ بِالْجُنُودِۙ قَالَ اِنَّ اللّٰهَ مُبْتَلٖيكُمْ بِنَهَرٍۚ فَمَنْ شَرِبَ مِنْهُ فَلَيْسَ مِنّٖيۚ وَمَنْ لَمْ يَطْعَمْهُ فَاِنَّهُ مِنّٖٓي اِلَّا مَنِ اغْتَرَفَ غُرْفَةً بِيَدِهٖۚ فَشَرِبُوا مِنْهُ اِلَّا قَلٖيلًا مِنْهُمْۜ فَلَمَّا جَاوَزَهُ هُوَ وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا مَعَهُۙ قَالُوا لَا طَاقَةَ لَنَا الْيَوْمَ بِجَالُوتَ وَجُنُودِهٖۜ قَالَ الَّذٖينَ يَظُنُّونَ اَنَّهُمْ مُلَاقُوا اللّٰهِۙ كَمْ مِنْ فِئَةٍ قَلٖيلَةٍ غَلَبَتْ فِئَةً كَثٖيرَةً بِاِذْنِ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ مَعَ الصَّابِرٖينَ

    (Derken) Talut (yanında kalan az sayıdaki) orduyla birlikte (savaşmak üzere bulundukları yerden) ayrılıp (yola çıktığında:) “Doğrusu, Allah sizi (önümüze çıkacak) bir ırmakla imtihan edecektir. (Susamanıza rağmen, karşıya geçinceye ve ben size izin verinceye kadar) Kim bu (su)dan içerse, (artık) o benden değildir. Kim de -eliyle bir avuç hariç- doyasıya tadıp içmezse o bendendir. (Anlarım ki sadık ve sağlam birisidir)” dedi. (Ama) Az bir kısmı hariç, hepsi o sudan içmişlerdi. Nihayet (Talut ve) iman edenler beraberce (ırmağı) geçince onlar (geride kalanlar): “Bugün bizim Calut'a ve askerlerine karşı koyacak gücümüz yoktur” diyerek (fesada yönelmişlerdi). Allah’(ın va’adine, nusretine ve rahmetine) kavuşacaklarına kesinlikle iman ve itimatları (ve Rablerine hüsnüzanları tam ve sağlam) olanlar ise dediler ki: “Allah’ın izniyle, nice az (ama itaatkâr ve sebatkâr) topluluk, çok daha kalabalık (ve güçlü sanılan) topluluklara galip gelmiştir. (Çünkü) Allah sabreden (mü’minlerle) beraberdir.”

  • 3:127 Âl-i İmrân: 127

    لِيَقْطَعَ طَرَفًا مِنَ الَّذٖينَ كَفَرُٓوا اَوْ يَكْبِتَهُمْ فَيَنْقَلِبُوا خَٓائِبٖينَ

    (Ki bununla) İnkâr edenlerin (önde gelenlerinden) bir kısmını(n kökünü) kessin (helak etsin), ya da ‘umutları suya düşmüşler olarak onları tepesi aşağı getirsin de geri dönüp gitsinler' (diye kâfirleri ve zalimleri hezimete uğratıverecektir).

  • 4:43 Nisa: 43

    يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا لَا تَقْرَبُوا الصَّلٰوةَ وَاَنْتُمْ سُكَارٰى حَتّٰى تَعْلَمُوا مَا تَقُولُونَ وَلَا جُنُبًا اِلَّا عَابِرٖي سَبٖيلٍ حَتّٰى تَغْتَسِلُواۜ وَاِنْ كُنْتُمْ مَرْضٰٓى اَوْ عَلٰى سَفَرٍ اَوْ جَٓاءَ اَحَدٌ مِنْكُمْ مِنَ الْغَٓائِطِ اَوْ لٰمَسْتُمُ النِّسَٓاءَ فَلَمْ تَجِدُوا مَٓاءً فَتَيَمَّمُوا صَعٖيدًا طَيِّبًا فَامْسَحُوا بِوُجُوهِكُمْ وَاَيْدٖيكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَفُوًّا غَفُورًا

    Ey iman edenler! Sarhoş iken, ne dediğinizi bilinceye (kendinize gelinceye kadar) ve cünüp iken de -yolculukta olmanız hariç- gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta veya yolculukta iseniz, ya da biriniz ayakyolundan (tuvaletten) gelmişseniz, yahut kadınlara temasla dokunmuş da (gusül için) su bulamamışsanız, bu durumlarda (niyet edip) temiz bir toprakla teyemmüm edin; (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize sürün. (Bu abdest ve gusül yerine geçecektir.) Şüphesiz Allah, Bağışlayandır, Esirgeyendir. [Not: Bu ayetin başlangıç bölümünde; bir insanın, sözlerinin ve hareketlerinin hangi sonuçlar ve sorunlar doğuracağını fark edemeyecek kadar sarhoş iken: Dini, içtimai (Sosyal ve toplumsal görevler), iktisadi, sınaî (Fabrika ve sanayi tesislerinde üretim işleri) ve siyasi faaliyetlere katılmaması… Örneğin; şoförlük yapmaması gerektiği de belirtilmektedir.]

  • 5:6 Maide: 6

    يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُٓوا اِذَا قُمْتُمْ اِلَى الصَّلٰوةِ فَاغْسِلُوا وُجُوهَكُمْ وَاَيْدِيَكُمْ اِلَى الْمَرَافِقِ وَامْسَحُوا بِرُؤُ۫سِكُمْ وَاَرْجُلَكُمْ اِلَى الْكَعْبَيْنِۜ وَاِنْ كُنْتُمْ جُنُبًا فَاطَّهَّرُواۜ وَاِنْ كُنْتُمْ مَرْضٰٓى اَوْ عَلٰى سَفَرٍ اَوْ جَٓاءَ اَحَدٌ مِنْكُمْ مِنَ الْغَٓائِطِ اَوْ لٰمَسْتُمُ النِّسَٓاءَ فَلَمْ تَجِدُوا مَٓاءً فَتَيَمَّمُوا صَعٖيدًا طَيِّبًا فَامْسَحُوا بِوُجُوهِكُمْ وَاَيْدٖيكُمْ مِنْهُۜ مَا يُرٖيدُ اللّٰهُ لِيَجْعَلَ عَلَيْكُمْ مِنْ حَرَجٍ وَلٰكِنْ يُرٖيدُ لِيُطَهِّرَكُمْ وَلِيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

    Ey iman edenler! Namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın, başlarınızı meshedin ve her iki topuğa kadar ayaklarınızı da (yıkayın.) Eğer cünüp olduysanız (herhangi bir şekilde vücudunuzdan meni boşaldıysa) temizlenin (gusül yapın; ama) eğer hasta veya yolculukta iseniz, ya da biriniz ayakyolundan (hacet yerinden) gelmişse, yahut kadınlara dokunmuş (cinsi temasta bulunmuş) da (gusül için) su bulamamışsanız, bu durumda, temiz bir toprakla teyemmüm edip (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize ondan sıvazlayın. (Bu da abdest ve gusül sayılır.) Allah size güçlük çıkarmak istemez, ama sizi tertemiz kılmak ve üzerinizdeki nimeti tamamlamak ister. Umulur ki şükredersiniz. (Allah’ın size olan nimet ve faziletlerini fark edip kıymetini bilirsiniz diye bu öğütler yapılmaktadır.)

  • 7:50 A'raf: 50

    وَنَادٰٓى اَصْحَابُ النَّارِ اَصْحَابَ الْجَنَّةِ اَنْ اَفٖيضُوا عَلَيْنَا مِنَ الْمَٓاءِ اَوْ مِمَّا رَزَقَكُمُ اللّٰهُۜ قَالُٓوا اِنَّ اللّٰهَ حَرَّمَهُمَا عَلَى الْكَافِرٖينَۙ

    Cehennem ehli cennet ehline: "(Ne olur) Bize biraz (serin) sudan ya da Allah'ın size verdiği rızıktan aktarın" diye seslenip (yalvaracaklardır.) Onlar da derler ki: "Doğrusu Allah, bunları inkâr edenlere (ve nankörlere) haram (yasak) kılmıştır."

  • 7:57 A'raf: 57

    وَهُوَ الَّذٖي يُرْسِلُ الرِّيَاحَ بُشْرًا بَيْنَ يَدَيْ رَحْمَتِهٖۜ حَتّٰٓى اِذَٓا اَقَلَّتْ سَحَابًا ثِقَالًا سُقْنَاهُ لِبَلَدٍ مَيِّتٍ فَاَنْزَلْنَا بِهِ الْمَٓاءَ فَاَخْرَجْنَا بِهٖ مِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِۜ كَذٰلِكَ نُخْرِجُ الْمَوْتٰى لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ

    (Yağmur) Rahmetinin öncesinde rüzgârları bir müjdeci olarak gönderen O'dur. Bunlar ağırca bulutları kaldırıp (tonlarca su buharı) yüklendiğinde, onları (kuraklıktan) ölmüş bir yerleşim bölgesine sürükleyiveririz ve bununla oraya su indiririz de, böylelikle bütün ürünlerden çıkarırız. İşte Biz, ölüleri de (ahirette aynen) böyle diriltip-çıkarırız (ve mahşere toplarız). Herhalde düşünüp ibret alırsınız (diye bunları anlatmaktayız.)

  • 7:64 A'raf: 64

    فَكَذَّبُوهُ فَاَنْجَيْنَاهُ وَالَّذٖينَ مَعَهُ فِي الْفُلْكِ وَاَغْرَقْنَا الَّذٖينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَاۜ اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمًا عَمٖينَ۟

    (Buna rağmen) Onu yalanladılar. Biz de onu ve (inanıp) gemide onunla birlikte olanları kurtardık, ayetlerimizi yalan sayanları da (tufanla) suda boğup batırdık. Çünkü onlar (gerçeklere karşı) kör (akılsız ve vicdansız) bir kavimdi.

  • 7:136 A'raf: 136

    فَانْتَقَمْنَا مِنْهُمْ فَاَغْرَقْنَاهُمْ فِي الْيَمِّ بِاَنَّهُمْ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا وَكَانُوا عَنْهَا غَافِلٖينَ

    Biz de onlardan (sonunda) intikamımızı alıverdik ve ayetlerimizi yalanlamaları ve onlardan habersizmişler (gibi) davranmaları nedeniyle onları (Firavun ve ordularını) suda boğup (helak ettik).

  • 7:160 A'raf: 160

    وَقَطَّعْنَاهُمُ اثْنَتَيْ عَشْرَةَ اَسْبَاطًا اُمَمًاۜ وَاَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰٓى اِذِ اسْتَسْقٰيهُ قَوْمُهُٓ اَنِ اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْحَجَرَۚ فَانْبَجَسَتْ مِنْهُ اثْنَتَا عَشْرَةَ عَيْنًاۜ قَدْ عَلِمَ كُلُّ اُنَاسٍ مَشْرَبَهُمْۜ وَظَلَّلْنَا عَلَيْهِمُ الْغَمَامَ وَاَنْزَلْنَا عَلَيْهِمُ الْمَنَّ وَالسَّلْوٰىۜ كُلُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْۜ وَمَا ظَلَمُونَا وَلٰكِنْ كَانُٓوا اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ

    Biz onları (İsrailoğullarını) ayrı ayrı oymaklar (kabile ve torunlar) halinde on iki topluluk (ümmet-aşiret) olarak ayırdık. Kavmi kendisinden (ihtiyaç duydukları) su(yu) istediğinde ise Musa'ya: "Asan'la taşa vur!" diye vahyedip (uyardık). Ondan hemen on iki pınar sızıp-fışkırdı; böylece her bir insan topluluğu kendi su içecekleri yeri (çeşmeyi) öğrenmiş durumdaydı. (Ayrıca İsrailoğullarının) Üzerlerine bulutla gölge çekip (aşırı sıcaktan rahatlattık) ve onlara (gökten her gün iki öğün) kudret helvası ile (hazır pişmiş) bıldırcın (kızartması) indirip (hayatlarını kolaylaştırdık. Sonra da onlara:) "Size rızık olarak verdiklerimizin (helâl ve) temiz olanlarından yiyin (sakın nankörlük etmeyin” diye hatırlattık. Ama yine de itiraz ve isyan etmekle) Onlar Bize zulmetmedi, ancak kendi nefislerine zulmediyorlardı.

  • 8:11 Enfâl: 11

    اِذْ يُغَشّٖيكُمُ النُّعَاسَ اَمَنَةً مِنْهُ وَيُنَزِّلُ عَلَيْكُمْ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً لِيُطَهِّرَكُمْ بِهٖ وَيُذْهِبَ عَنْكُمْ رِجْزَ الشَّيْطَانِ وَلِيَرْبِطَ عَلٰى قُلُوبِكُمْ وَيُثَبِّتَ بِهِ الْاَقْدَامَۜ

    Hani (Allah) Kendisinden bir güvenlik olarak o sırada sizi bir uyuklama bürüyordu (böylece yorgunluk ve yılgınlığınızı gideriyordu). Sizi Kendisiyle tertemiz kılıvermek, sizden şeytanın pisliklerini (içinizdeki şüphe ve endişeleri) gidermek, kalplerinizin üstünde (güven ve kararlılık duygusunu) pekiştirmek ve bununla ayaklarınızı (Arz üzerinde ve cihad hizmetinde) sağlamlaştırıp yerleştirmek için size gökten su (yağmur) indiriyordu.

  • 8:54 Enfâl: 54

    كَدَأْبِ اٰلِ فِرْعَوْنَۙ وَالَّذٖينَ مِنْ قَبْلِهِمْۜ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِ رَبِّهِمْۚ فَاَهْلَكْنَاهُمْ بِذُنُوبِهِمْ وَاَغْرَقْنَٓا اٰلَ فِرْعَوْنَۚ وَكُلٌّ كَانُوا ظَالِمٖينَ

    (İnkârcıların düşünceleri ve hareketleri) Firavun ailesinin ve onlardan öncekilerin gidiş tarzı (ve hayat anlayışı) gibidir. Onlar da, Rablerinin ayetlerini yalanlamışlardı; Biz de günahları dolayısıyla onları helak ettik ve Firavun ordusunu suda boğduk. Onların tümü zulmeden kimselerdi.

  • 9:19 Tevbe: 19

    اَجَعَلْتُمْ سِقَايَةَ الْحَٓاجِّ وَعِمَارَةَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ كَمَنْ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَجَاهَدَ فٖي سَبٖيلِ اللّٰهِۜ لَا يَسْتَوُ۫نَ عِنْدَ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمٖينَۢ

    (Ey gafiller!.. Göstermelik hayır dağıtmaktan ve reklâm amaçlı cami yaptırmaktan da öte, hatta) Hacılara su dağıtmayı ve Mescid-i Haram'ı (Beytullah’ı) onarmayı (bile), Allah'a ve ahiret gününe iman edip (sevabını sadece O’ndan umarak) Allah yolunda cihad edenin (yaptıkları ve kazandıkları) gibi mi saydınız? (Cihadla diğer hayırları bir tutmakla aldanmaktasınız. Bunlar) Allah katında asla bir olmazlar. Allah (Hakk hâkim olsun ve insanlar huzura kavuşsun diye yapılması farz olan cihadı terk ederek kendisine ve milletine) zulmeden bir topluluğu hidayete ulaştırmayacaktır.

  • 10:4 Yunus: 4

    اِلَيْهِ مَرْجِعُكُمْ جَمٖيعًاۜ وَعْدَ اللّٰهِ حَقًّاۜ اِنَّهُ يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُعٖيدُهُ لِيَجْزِيَ الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ بِالْقِسْطِۜ وَالَّذٖينَ كَفَرُوا لَهُمْ شَرَابٌ مِنْ حَمٖيمٍ وَعَذَابٌ اَلٖيمٌ بِمَا كَانُوا يَكْفُرُونَ

    Sizin tümünüzün dönüşü O'nadır. Allah'ın va'adi (mutlaka gerçekleşecek olan) bir Hakk’tır (ve kesinlikle zuhur etmiş olacaktır). O (hiç yoktan) yaratmayı başlatan, sonra onu (sürekli) iade eden (varlıkların bütün hücrelerini her an yeniden yaratıp eski haline döndürmekte olan, öldürdükten sonra da diriltip, huzurunda toplayan)dır. (Allah) İman edip salih amellerde bulunanlara, adaletle karşılık verip ödüllendirmek için (böyle yapmaktadır.) İnkâr edenlere gelince, küfürleri (ve kötülükleri) dolayısıyla, onlar için (cehennemde) kaynar sudan (kahredici) bir içki ve acı bir azap (sunulacaktır).

  • 10:73 Yunus: 73

    فَكَذَّبُوهُ فَنَجَّيْنَاهُ وَمَنْ مَعَهُ فِي الْفُلْكِ وَجَعَلْنَاهُمْ خَلَٓائِفَ وَاَغْرَقْنَا الَّذٖينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَاۚ فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُنْذَرٖينَ

    Bunun üzerine, yine de onu yalanladılar; Biz de onu ve gemide onunla birlikte olanları kurtardık ve onları halifeler (yeryüzünde etkili ve yetkili kimseler) kıldık. Ayetlerimizi yalanlayanları da suda boğduk. Uyarılanların nasıl bir sonuca uğratıldıklarına bir bak (ki, uyarıldığı halde laf dinlemeyen ve hatasını kabul etmeyen benlik ve kibir ehlinin sonu nasıl noktalanmıştır).

  • 10:90 Yunus: 90

    وَجَاوَزْنَا بِبَنٖٓي إِسْرَٓاءٖيلَ الْبَحْرَ فَاَتْبَعَهُمْ فِرْعَوْنُ وَجُنُودُهُ بَغْيًا وَعَدْوًاۜ حَتّٰٓى اِذَٓا اَدْرَكَهُ الْغَرَقُۙ قَالَ اٰمَنْتُ اَنَّهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا الَّذٖٓي اٰمَنَتْ بِهٖ بَنُٓوا اِسْرَٓاءٖيلَ وَاَنَا۬ مِنَ الْمُسْلِمٖينَ

    (Ardından) Biz, İsrailoğullarını denizden geçirdik; Firavun ve askerleri ise azgınlıkla ve düşmanlıkla (hemen) peşlerine düştü. (Derken sular) Onu boğacak düzeye erişince (Firavun çaresizce): “İsrailoğullarının kendisine inandığı (İlahtan) başka İlah olmadığına inandım ve ben de Müslümanlardanım” demeye (başladı).

  • 11:7 Hud: 7

    وَهُوَ الَّذٖي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ فٖي سِتَّةِ اَيَّامٍ وَكَانَ عَرْشُهُ عَلَى الْمَٓاءِ لِيَبْلُوَكُمْ اَيُّكُمْ اَحْسَنُ عَمَلًاۜ وَلَئِنْ قُلْتَ اِنَّكُمْ مَبْعُوثُونَ مِنْ بَعْدِ الْمَوْتِ لَيَقُولَنَّ الَّذٖينَ كَفَرُٓوا اِنْ هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ مُبٖينٌ

    O’nun (Allah’ın) Arş’ı (kudret sanatı ve saltanatı), su üzerinde (henüz bütün âlem enerji -nur- parçacıklarından oluşan gaz ve toz bulutu halinde ve içinde buhar taşıyan vaziyette) iken; amel bakımından hanginizin daha iyi olduğunu denemek için gökleri ve yeri altı günlerde (dönemde) yaratan O’dur. Andolsun Sen onlara; “Gerçekten siz ölümden sonra diriltileceksiniz” dediğinde inkârcılar; “Bu açıkça (aldatmaca bir) sihirden (ve bizi etki altına alma girişiminden) başka bir şey değildir” derler. [Not: Ayetlerde gün=yevm yerine; eyyam=günler geçtiği için biz buna “dönem” manası verdik.]

  • 11:37 Hud: 37

    وَاصْنَعِ الْفُلْكَ بِاَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا وَلَا تُخَاطِبْنٖي فِي الَّذٖينَ ظَلَمُواۚ اِنَّهُمْ مُغْرَقُونَ

    “(Şimdi) Sana vahyettiğimiz (öğrettiğimiz) doğrultuda ve gözetimimiz altında; (emredilen) gemiyi (sanatlı ve sistemli şekilde) imal edip yapıver. (Ve artık) O zalimler hakkında Bana hitaben (talepte ve şefaatte) bulunma! Çünkü onlar (sapkınlık ve saldırganlıklarının karşılığı olarak) suya batacak ve boğulacaklardır (artık bunu hak etmişlerdir).”

  • 11:43 Hud: 43

    قَالَ سَاٰوٖٓي اِلٰى جَبَلٍ يَعْصِمُنٖي مِنَ الْمَٓاءِۜ قَالَ لَا عَاصِمَ الْيَوْمَ مِنْ اَمْرِ اللّٰهِ اِلَّا مَنْ رَحِمَۚ وَحَالَ بَيْنَهُمَا الْمَوْجُ فَكَانَ مِنَ الْمُغْرَقٖينَ

    (Oğlu) Dedi ki: “Ben yüksek bir dağa sığınacağım, o beni sudan korur. (Su orayı da basarsa, daha yüksek bir tepeye çıkacağım…” Hz. Nuh) Dedi ki: “Bugün Allah’ın (azap) emrinden, Rahim olan (Allah)dan başka koruyucu yoktur!” (Ve derken Nuh ile oğlunun) Her ikisinin arasına (bir) dalga girdi, böylece o da boğulan (ve helake uğrayan)lardan olup gitmişti.

  • 11:44 Hud: 44

    وَقٖيلَ يَٓا اَرْضُ ابْلَعٖي مَٓاءَكِ وَيَا سَمَٓاءُ اَقْلِعٖي وَغٖيضَ الْمَٓاءُ وَقُضِيَ الْاَمْرُ وَاسْتَوَتْ عَلَى الْجُودِيِّ وَقٖيلَ بُعْدًا لِلْقَوْمِ الظَّالِمٖينَ

    Ve (ardından) “Ey yer (artık) suyunu yut, ve ey gök sen de (suyunu) tut!” denildi... (Bu İlahi emir üzerine) Su(lar) çekildi, (böylece zalimlerin) iş(leri) bitirildi… (Ardından gemi de) Cudi (Dağı) üzerine oturup yerleşti… Ve zalimler topluluğu için de: “(Hayırdan ve huzurdan) Uzak kalsınlar, kahrolsunlar!” denildi…

  • 12:19 Yusuf: 19

    وَجَٓاءَتْ سَيَّارَةٌ فَاَرْسَلُوا وَارِدَهُمْ فَاَدْلٰى دَلْوَهُۜ قَالَ يَا بُشْرٰى هٰذَا غُلَامٌۜ وَاَسَرُّوهُ بِضَاعَةًۜ وَاللّٰهُ عَلٖيمٌ بِمَا يَعْمَلُونَ

    (Derken) Bir yolcu-kafilesi gelmiş, sucularını, (kuyuya su almak için) göndermişlerdi. O da kovasını sarkıtınca; “Hey müjde!.. Bu(rada) bir erkek çocuk (var)!” demişti. Ve onu (kuyudan çıkarıp) ‘ticaret konusu bir mal’ olarak tutup saklayıvermişlerdi. Oysa Allah yapmakta olduklarını (ve bu işin nereye varacağını) Bilendi. (Çünkü onlara gereken en yakın yerleşim merkezine haber vermekti.)

  • 12:70 Yusuf: 70

    فَلَمَّا جَهَّزَهُمْ بِجَهَازِهِمْ جَعَلَ السِّقَايَةَ فٖي رَحْلِ اَخٖيهِ ثُمَّ اَذَّنَ مُؤَذِّنٌ اَيَّتُهَا الْعٖيرُ اِنَّكُمْ لَسَارِقُونَ

    (Vaktâki Hz. Yusuf kardeşlerinin) Erzak yüklerini kendilerine hazırlatınca da, (kıymetli) su kabını kardeşinin yükü içine bırakıp yerleştirmişti. Sonra bir müezzin=ilan edici (şöyle) seslenmişti: “Ey kafile, sizler gerçekten hırsız(lık yapmış)sınız!” (diyerek onları durduruvermişti.)

  • 13:4 Ra'd: 4

    وَفِي الْاَرْضِ قِطَعٌ مُتَجَاوِرَاتٌ وَجَنَّاتٌ مِنْ اَعْنَابٍ وَزَرْعٌ وَنَخٖيلٌ صِنْوَانٌ وَغَيْرُ صِنْوَانٍ يُسْقٰى بِمَٓاءٍ وَاحِدٍ۠ وَنُفَضِّلُ بَعْضَهَا عَلٰى بَعْضٍ فِي الْاُكُلِۜ اِنَّ فٖي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ

    (Ayrıca) Yeryüzünde birbirine yakın komşu kıtalar vardır; (bunlarda) üzüm bağları, (çok çeşitli) ekinler (ve ziraat ortamı), çatallı ve çatalsız (salkım salkım) hurmalıklar da vardır ki, bunlar aynı su ile sulanır; ama ürünlerinde(ki verimde ve vitaminde) bazısını bazısına üstün (değerli ve lezzetli) kılıyoruz. Şüphesiz, bütün bunlarda aklını kullanan bir topluluk için gerçekten ayetler (açıktır.)

  • 13:14 Ra'd: 14

    لَهُ دَعْوَةُ الْحَقِّۜ وَالَّذٖينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِهٖ لَا يَسْتَجٖيبُونَ لَهُمْ بِشَيْءٍ اِلَّا كَبَاسِطِ كَفَّيْهِ اِلَى الْمَٓاءِ لِيَبْلُغَ فَاهُ وَمَا هُوَ بِبَالِغِهٖۜ وَمَا دُعَٓاءُ الْكَافِرٖينَ اِلَّا فٖي ضَلَالٍ

    Hakk olan çağrı (dua ve ibadet) yalnızca O'na (olan)dır. Onların (Allah'tan) başka yalvarıp çağırdıkları ise, kendilerine hiçbir şeyle cevap veremez konumdadır. (Gafillerin ve kâfirlerin durumu) Sadece, ağzına gelsin diye, iki avucunu suya uzatan(ın boşuna beklemesi) gibidir. Oysa (avucunu daldırıp doldurmadıkça) o su ona gelmez. (İşte bunun gibi) İnkâr edenlerin duası da, sapkınlık (ve şaşkınlık) içinde olmaktan başkası değildir (ve boşa gidecektir).

  • 13:17 Ra'd: 17

    اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَسَالَتْ اَوْدِيَةٌ بِقَدَرِهَا فَاحْتَمَلَ السَّيْلُ زَبَدًا رَابِيًاۜ وَمِمَّا يُوقِدُونَ عَلَيْهِ فِي النَّارِ ابْتِغَٓاءَ حِلْيَةٍ اَوْ مَتَاعٍ زَبَدٌ مِثْلُهُۜ كَذٰلِكَ يَضْرِبُ اللّٰهُ الْحَقَّ وَالْبَاطِلَۜ فَاَمَّا الزَّبَدُ فَيَذْهَبُ جُفَٓاءًۚ وَاَمَّا مَا يَنْفَعُ النَّاسَ فَيَمْكُثُ فِي الْاَرْضِۜ كَذٰلِكَ يَضْرِبُ اللّٰهُ الْاَمْثَالَۜ

    O, gökten bir su (yağmur) indirmekte, (ardından) vadiler (dereler) kendi miktarınca sel haline gelmekte, (o) sel ise yüze çıkan bir köpük yüklenip götürmektedir. Nitekim bir ziynet veya bir eşya yapmak amacıyla ateşte üzerini (körükleyip) yaktıkları şeylerden (madenlerden) de bunun gibi bir köpük (posa meydana gelir). İşte Allah, Hakk ile Bâtıl’ı böyle karşılaştırıp misal verir. Amma köpük (posa ve çöküntü) atılır gider. İnsanlara fayda verecek olan şeye (asıl cevhere) gelince, o yeryüzünde kalır. İşte Allah böylece misaller getirir. (Yani bâtıl, akarsuların üzerinde oluşan veya eritilen madenlerin üzerinde kaynaşan köpük misalidir. Hiçbir işe yaramamakta ve kısa bir zaman sonra kaybolup gitmektedir.)

  • 14:16 İbrahim: 16

    مِنْ وَرَٓائِهٖ جَهَنَّمُ وَيُسْقٰى مِنْ مَٓاءٍ صَدٖيدٍۙ

    (Böylelerinin) Önünde de (verasında=kendilerini çepeçevre kuşatmış) cehennem vardır ve (orada zorba ve inatçı mücrimlere) irinli sudan içirilecektir.

  • 14:32 İbrahim: 32

    اَللّٰهُ الَّذٖي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَاَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَخْرَجَ بِهٖ مِنَ الثَّمَرَاتِ رِزْقًا لَكُمْۚ وَسَخَّرَ لَكُمُ الْفُلْكَ لِتَجْرِيَ فِي الْبَحْرِ بِاَمْرِهٖۚ وَسَخَّرَ لَكُمُ الْاَنْهَارَۚ

    Allah, gökleri ve yeri yaratan ve gökten su (yağmur) indirip, onunla size rızık olarak türlü ürünler çıkarandır. Ve O’nun emriyle gemileri, denizde yüzmeleri için sizin emrinize âmade kılandır. Irmakları da (tarla sulama, içme suyu olarak kullanma, elektrik üretmek üzere baraj kurma, gemi taşımacılığı yapma ve balık yetiştirip satma gibi) sizin yararlanmanıza müsait kılıp (akıtandır).

  • 15:22 Hicr: 22

    وَاَرْسَلْنَا الرِّيَاحَ لَوَاقِحَ فَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَسْقَيْنَاكُمُوهُۚ وَمَٓا اَنْتُمْ لَهُ بِخَازِنٖينَ

    Ve (meyve oluşması için ağaçlardaki dişi ve erkek çiçek tozlarını) aşılayıcılar olarak rüzgârları gönderdik, böylece gökten su indirdik de sizleri sulayıverdik. Oysa siz (tatlı su kaynaklarının yer altındaki tutucuları ve) onun hazine koruyucuları da değilsiniz. (Suları ve yağmurları hem yağdırmaya hem de dağlarda ve yer altı katmanlarında depolamaya güç yetiremezsiniz.)

  • 16:14 Nahl: 14

    وَهُوَ الَّذٖي سَخَّرَ الْبَحْرَ لِتَأْكُلُوا مِنْهُ لَحْمًا طَرِيًّا وَتَسْتَخْرِجُوا مِنْهُ حِلْيَةً تَلْبَسُونَهَاۚ وَتَرَى الْفُلْكَ مَوَاخِرَ فٖيهِ وَلِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِهٖ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

    Denizi de sizin istifadenize-emrinize veren O'dur, ondan (çıkardığınız balıklarla) taze et yemektesiniz ve ondan giyiminizde (yararlandığınız) süs-eşyaları (takılar) çıkarmaktasınız. Gemilerin onda, (suları) yara yara akıp gittiğini görürsünüz (de hayran kalırsınız. Bütün bunlar) O'nun fazlından aramanız ve şükretmeniz içindir.

  • 16:65 Nahl: 65

    وَاللّٰهُ اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَحْيَا بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۜ اِنَّ فٖي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِقَوْمٍ يَسْمَعُونَ۟

    (İbretle bakıp görmez misin?) Allah gökten su indirdi de, (her kış, bir nevi) ölümünden sonra (baharda tekrar) yeri onunla diriltti; (yararlı ve gönül okşayıcı yeşillik ve ekinleri bitirdi.) Hakikaten söz dinleyen (ve gerçeğe kulak veren) bir topluluk için bunlar elbette nice ayet (ibret ve hikmet) içermektedir.

  • 18:29 Kehf: 29

    وَقُلِ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكُمْ فَمَنْ شَٓاءَ فَلْيُؤْمِنْ وَمَنْ شَٓاءَ فَلْيَكْفُرْۙ اِنَّٓا اَعْتَدْنَا لِلظَّالِمٖينَ نَارًاۙ اَحَاطَ بِهِمْ سُرَادِقُهَاۜ وَاِنْ يَسْتَغٖيثُوا يُغَاثُوا بِمَٓاءٍ كَالْمُهْلِ يَشْوِي الْوُجُوهَۜ بِئْسَ الشَّرَابُۜ وَسَٓاءَتْ مُرْتَفَقًا

    De ki: “Hakk Rabbinizdendir. (Allah'tan başkası, sizin için haklı ve hayırlı olacak dini ve düzeni bilemez ve gösteremez...) Artık (Hakk geldikten ve Kur'an'a davet edildikten sonra) isteyen iman etsin, isteyen inkâr etsin. Şüphesiz Biz zalimlere bir ateş hazırlamışız ki, onun duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmıştır. Eğer onlar feryat edip yardım isterlerse, (erimiş maden misali) katı bir sıvı gibi yüzleri kavurup-yakan (pis ve acı) bir su ile (güya) yardım edilirler. (Oysa) O ne kötü (ve bayağı) bir içecektir ve ne kötü (ve aşağılayıcı) bir destektir!

  • 18:37 Kehf: 37

    قَالَ لَهُ صَاحِبُهُ وَهُوَ يُحَاوِرُهُٓ اَكَفَرْتَ بِالَّذٖي خَلَقَكَ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ سَوّٰيكَ رَجُلًاۜ

    Kendisiyle konuşmakta olan (iman ve vicdan ehli) arkadaşı ona dedi ki: “Seni topraktan, sonra bir damla sudan yaratan, sonra da seni düzgün (eli ayağı tutan, gücü kuvveti yerinde) bir adam kılan (Allah)ı inkâr mı ediyorsun?” (Bu açıkça nankörlük alâmetidir.)

  • 18:41 Kehf: 41

    اَوْ يُصْبِحَ مَٓاؤُ۬هَا غَوْرًا فَلَنْ تَسْتَطٖيعَ لَهُ طَلَبًا

    “Veya onun suyu dibe (yerin derinlerine) göçüverir de, böylelikle (bir daha) onu arayıp-bulmaya kesinlikle güç yetiremezsin.”

  • 18:45 Kehf: 45

    وَاضْرِبْ لَهُمْ مَثَلَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا كَمَٓاءٍ اَنْزَلْنَاهُ مِنَ السَّمَٓاءِ فَاخْتَلَطَ بِهٖ نَبَاتُ الْاَرْضِ فَاَصْبَحَ هَشٖيمًا تَذْرُوهُ الرِّيَاحُۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ مُقْتَدِرًا

    Onlara, dünya hayatının örneğini (şöyle) ver; gökten indirdiğimiz (bir yağmur) suyuna benzer ki, onunla yeryüzünün bitkileri (yeşerip) birbirine karışır (ama sonra kuruyup), böylece rüzgârların savurduğu çalı-çırpı halini alır. Allah, her şeyin üzerinde güç yetiren (Muktedir olandır).

  • 20:39 Taha: 39

    اَنِ اقْذِفٖيهِ فِي التَّابُوتِ فَاقْذِفٖيهِ فِي الْيَمِّ فَلْيُلْقِهِ الْيَمُّ بِالسَّاحِلِ يَأْخُذْهُ عَدُوٌّ لٖي وَعَدُوٌّ لَهُۜ وَاَلْقَيْتُ عَلَيْكَ مَحَبَّةً مِنّٖيۚ وَلِتُصْنَعَ عَلٰى عَيْنٖيۢ

    “Onu (çocuğunu öldürülmekten korumak üzere bir) sandığın içine koyup suya bırak, böylece su onu sahile atsın ki; onu Benim de düşmanım, onun da düşmanı olan biri alacak (ve kendisine sahip çıkacak)tır. (Ey Musa, böylece zahiren Firavun’un himayesinde, ama gerçekte Benim nezaretimde) Gözümün önünde yetiştirilmen için, Kendimden senin üzerine bir sevgi yöneltip yerleştirdim.”

  • 20:53 Taha: 53

    اَلَّذٖي جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ مَهْدًا وَسَلَكَ لَكُمْ فٖيهَا سُبُلًا وَاَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءًۜ فَاَخْرَجْنَا بِهٖٓ اَزْوَاجًا مِنْ نَبَاتٍ شَتّٰى

    “Ki (Rabbim), yeryüzünü (hızla döndüğü halde sarsılmayasınız diye, adeta) sizin için bir beşik haline getirdi, onda sizin için yollar döşedi ve gökten su indirdi; böylelikle bununla her tür bitkiden çiftler çıkardı (ve istifadeniz için yayıverdi).”

  • 20:78 Taha: 78

    فَاَتْبَعَهُمْ فِرْعَوْنُ بِجُنُودِهٖ فَغَشِيَهُمْ مِنَ الْيَمِّ مَا غَشِيَهُمْۜ

    Firavun ise, ordularıyla (Hz. Musa'nın ve İsrailoğullarının) peşlerine düşmüş; (fakat takdirimizle açılıp kapanan) sulardan onları kaplayıveren (kısmı kendilerini) kuşatıp (boğuvermişti).

  • 20:119 Taha: 119

    وَاَنَّكَ لَا تَظْمَؤُ۬ا فٖيهَا وَلَا تَضْحٰى

    “Ve gerçekten sen burada (asla) susamayacaksın ve Güneş altında (kalıp) da yanmayacaksın." (Burası ferahlık ve rahatlık diyarıdır.)

  • 21:30 Enbiya: 30

    اَوَلَمْ يَرَ الَّذٖينَ كَفَرُٓوا اَنَّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ كَانَتَا رَتْقًا فَفَتَقْنَاهُمَاۜ وَجَعَلْنَا مِنَ الْمَٓاءِ كُلَّ شَيْءٍ حَيٍّۜ اَفَلَا يُؤْمِنُونَ

    O inkâr edenler (bilimsel keşiflere rağmen, hâlâ) görmüyorlar mı ki, (başlangıçta) göklerle yer birbiriyle bitişik iken, Biz onları (sonradan) ayırdık ve (Dünya’yı yaşama müsait kılıp) her canlı şeyi sudan yarattık. (Bilimin en son verileri de bu doğrultudadır.) Yine de onlar hâlâ inanmayacaklar mı? [Not: Şu anda bile insan bedeninin %70’i, yani 80 kg’lık bir kimsenin 56 kg’ı sudan ibarettir. Kanımız da sudan müteşekkildir. Tüm hayvan çeşitlerinin, bitkilerin, sebze ve meyvelerin de önemli kısmı sudan meydana gelir. Yani hayat suyun sayesinde devam etmektedir.]

  • 21:77 Enbiya: 77

    وَنَصَرْنَاهُ مِنَ الْقَوْمِ الَّذٖينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَاۜ اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمَ سَوْءٍ فَاَغْرَقْنَاهُمْ اَجْمَعٖينَ

    Ve ayetlerimizi yalanlayan kavimden (koruyup kurtarmak suretiyle) ona yardım edip (öcünü aldık ve kendisini zafere ulaştırdık). Şüphesiz onlar, kötü bir kavimdi, Biz de onların tümünü suda boğup batırdık.

  • 22:5 Hacc: 5

    يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اِنْ كُنْتُمْ فٖي رَيْبٍ مِنَ الْبَعْثِ فَاِنَّا خَلَقْنَاكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ مِنْ عَلَقَةٍ ثُمَّ مِنْ مُضْغَةٍ مُخَلَّقَةٍ وَغَيْرِ مُخَلَّقَةٍ لِنُبَيِّنَ لَكُمْۜ وَنُقِرُّ فِي الْاَرْحَامِ مَا نَشَٓاءُ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّى ثُمَّ نُخْرِجُكُمْ طِفْلًا ثُمَّ لِتَبْلُغُٓوا اَشُدَّكُمْۚ وَمِنْكُمْ مَنْ يُتَوَفّٰى وَمِنْكُمْ مَنْ يُرَدُّ اِلٰٓى اَرْذَلِ الْعُمُرِ لِكَيْلَا يَعْلَمَ مِنْ بَعْدِ عِلْمٍ شَيْـًٔاۜ وَتَرَى الْاَرْضَ هَامِدَةً فَاِذَٓا اَنْزَلْنَا عَلَيْهَا الْمَٓاءَ اهْتَزَّتْ وَرَبَتْ وَاَنْبَتَتْ مِنْ كُلِّ زَوْجٍ بَهٖيجٍ

    Ey insanlar, eğer (hesaba çekilmek üzere) tekrar diriltileceğinizden bir şüpheniz varsa; (şunları tefekkür edin:) muhakkak Biz sizi topraktan yarattık, sonra spermden, sonra embriyodan, sonra da yaratılışı belli belirsiz bir çiğnem etten yarattık. Bunu size (hangi aşamalardan bu duruma geldiğinizi hatırlatmak için) beyan ederiz. Dilediğimizi adı konmuş bir süreye kadar rahimlerde tutar ve ardından sizi bebek olarak (dünyaya) çıkartıveririz. Sonra siz yetişip, erginlik çağına gelirsiniz. Kiminizin (erkenden) canı alınır, kiminiz de bildiği şeyleri unutacak derecede ömrünün en düşük (ihtiyarlık) dönemine ulaştırılır. (Ve yine) Yeryüzünü (her kış) kupkuru vaziyette (ölmüş gibi) görürsün, fakat Biz (baharda) onun üzerine (yağmur) suyu indirdiğimiz zaman (nasıl) titreşir, kabarır ve her güzel çiftten (ürünler) bitiririz (ya, işte ahirette insanları da aynen böyle diriltiriz).

  • 22:19 Hacc: 19

    هٰذَانِ خَصْمَانِ اخْتَصَمُوا فٖي رَبِّهِمْۘ فَالَّذٖينَ كَفَرُوا قُطِّعَتْ لَهُمْ ثِيَابٌ مِنْ نَارٍۜ يُصَبُّ مِنْ فَوْقِ رُؤُ۫سِهِمُ الْحَمٖيمُۚ

    İşte şunlar, (Yahudi ve Hristiyanlar gibi temelsiz) tartışıveren iki hasım gruptur ki, Rableri konusunda (boşuna ve geçersiz kurgularla) çekişmektedirler. Böylesi inkâr edenler (var ya), onlar için ateşten elbiseler biçilmiştir; başları üstünden de kaynar su dökülecektir.

  • 22:63 Hacc: 63

    اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءًۘ فَتُصْبِحُ الْاَرْضُ مُخْضَرَّةًۜ اِنَّ اللّٰهَ لَطٖيفٌ خَبٖيرٌۚ

    Görmedin mi, Allah gökten su indirip (yağmurları yağdırdı da), böylece yeryüzü yemyeşil donatıldı. Şüphesiz Allah, (her şeyin incelik ve gizliliklerini bilen) Lütfedici (Lâtif olandır), her şeyden Haberdardır.

  • 23:13 Mü'minun: 13

    ثُمَّ جَعَلْنَاهُ نُطْفَةً فٖي قَرَارٍ مَكٖينٍۖ

    Sonra onu bir su damlası olarak, savunması sağlam bir karar yerine (ana rahmine) yerleştirip (bıraktık).

  • 23:50 Mü'minun: 50

    وَجَعَلْنَا ابْنَ مَرْيَمَ وَاُمَّهُٓ اٰيَةً وَاٰوَيْنَاهُمَٓا اِلٰى رَبْوَةٍ ذَاتِ قَرَارٍ وَمَعٖينٍ۟

    Biz, Meryem'in oğlunu (Hz. İsa’yı) ve annesini de bir ayet (babasız dünyaya gelen ibretlik mucize) kıldık ve ikisini barınmaya elverişli bulunan ve akan suyu olan bir tepede yerleştirdik.

  • 24:39 Nur: 39

    وَالَّذٖينَ كَفَرُٓوا اَعْمَالُهُمْ كَسَرَابٍ بِقٖيعَةٍ يَحْسَبُهُ الظَّمْاٰنُ مَٓاءًۜ حَتّٰٓى اِذَا جَٓاءَهُ لَمْ يَجِدْهُ شَيْـًٔا وَوَجَدَ اللّٰهَ عِنْدَهُ فَوَفّٰيهُ حِسَابَهُۜ وَاللّٰهُ سَرٖيعُ الْحِسَابِۙ

    Kâfirlere (ve gafillere) gelince; onların amelleri (ve dünyalık beklentileri çöl gibi) dümdüz bir arazideki seraba benzer ki; susayan onu bir su (kaynağı) sanıvermektedir. Nihayet (boş heves ve hayallerle) ona ulaştığında ise (orada) hiçbir şey bulamaz ve (aslında) onun yanında (ve her tarafta) sadece Allah’ı bulur. (Allah da ahirette) Onun hesabını tam olarak verir. Allah, hesabı çok seri görendir.

  • 24:45 Nur: 45

    وَاللّٰهُ خَلَقَ كُلَّ دَٓابَّةٍ مِنْ مَٓاءٍۚ فَمِنْهُمْ مَنْ يَمْشٖي عَلٰى بَطْنِهٖۚ وَمِنْهُمْ مَنْ يَمْشٖي عَلٰى رِجْلَيْنِۚ وَمِنْهُمْ مَنْ يَمْشٖي عَلٰٓى اَرْبَعٍۜ يَخْلُقُ اللّٰهُ مَا يَشَٓاءُۜ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدٖيرٌ

    Allah, her canlıyı (yürüyen, yüzen, sürünen bütün hayvanları) sudan yarattı. (Suyu hayatın kaynağı, dayanağı ve devamı kıldı.) İşte bunlardan kimi karnı üzerinde sürünmekte, kimi iki ayağı üzerinde yürümekte, kimi de dört (ayağı) üzerinde hareket etmektedir. Allah, dilediğini (ve dilediği şekilde ve en uygun biçimde) yaratır. Hiç şüphesiz Allah, her şeye güç yetirendir.

  • 25:37 Furkan: 37

    وَقَوْمَ نُوحٍ لَمَّا كَذَّبُوا الرُّسُلَ اَغْرَقْنَاهُمْ وَجَعَلْنَاهُمْ لِلنَّاسِ اٰيَةًۜ وَاَعْتَدْنَا لِلظَّالِمٖينَ عَذَابًا اَلٖيمًاۚ

    Nuh'un kavmi de, elçileri yalanladıklarında onları suda boğduk ve (hikâyelerini) insanlar için bir ayet-ibret kıldık. Biz zulmedenlere (işte böyle) acıklı bir azap hazırladık.

  • 25:48 Furkan: 48

    وَهُوَ الَّذٖٓي اَرْسَلَ الرِّيَاحَ بُشْرًا بَيْنَ يَدَيْ رَحْمَتِهٖۚ وَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً طَهُورًاۙ

    Ve (yine) O, Kendi rahmetinin önünde (yağmur öncesinde) rüzgârları müjdeciler olarak gönderendir. (Ardından) Biz, gökten tertemiz su indirdik; (indirmekteyiz…)

  • 25:54 Furkan: 54

    وَهُوَ الَّذٖي خَلَقَ مِنَ الْمَٓاءِ بَشَرًا فَجَعَلَهُ نَسَبًا وَصِهْرًاۜ وَكَانَ رَبُّكَ قَدٖيرًا

    Ve (Allah ki) insanı bir (damla) sudan yaratıp, onu nesep ve sihriyyet (soy-sop sahibi) kılan (aralarında ırk ve akrabalık bağı oluşturan) O’dur. Senin Rabbin (sonsuz güç sahibi olarak), her şeye Kâdir olandır.

  • 26:66 Şuarâ: 66

    ثُمَّ اَغْرَقْنَا الْاٰخَرٖينَۜ

    Sonra ötekileri (Firavun ve avanesini ise tekrar kapanan) suda boğduk.

  • 26:120 Şuarâ: 120

    ثُمَّ اَغْرَقْنَا بَعْدُ الْبَاقٖينَۜ

    Sonra bunun ardından geride kalanları (inkârcı şımarıkları) da suda boğduk (ve intikamımızı aldık).

  • 26:155 Şuarâ: 155

    قَالَ هٰذِهٖ نَاقَةٌ لَهَا شِرْبٌ وَلَكُمْ شِرْبُ يَوْمٍ مَعْلُومٍۚ

    (Hz. Salih:) “İşte, (mucize, hepinizin gözleri önünde, Allah’ın bir kayadan çıkardığı) şu dişi devedir; (madem siz istediniz, zaten ancak size yeten) su içme hakkı (bir gün) onun, belli bir günün su içme hakkı da sizindir” dedi.

  • 27:44 Neml: 44

    قٖيلَ لَهَا ادْخُلِي الصَّرْحَۚ فَلَمَّا رَاَتْهُ حَسِبَتْهُ لُجَّةً وَكَشَفَتْ عَنْ سَاقَيْهَاۜ قَالَ اِنَّهُ صَرْحٌ مُمَرَّدٌ مِنْ قَوَارٖيرَۜ قَالَتْ رَبِّ اِنّٖي ظَلَمْتُ نَفْسٖي وَاَسْلَمْتُ مَعَ سُلَيْمٰنَ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمٖينَ۟

    Ona: “Köşke gir” denildi. Onu görünce derin bir su sandı ve (eteğini çekerek) ayaklarını açtı. (Süleyman) Dedi ki: “Gerçekte bu, (mucizevi teknolojilerimizle düzeltilmiş ve özel üretilmiş) saydam camdan yapılma (tabanı harika donatılmış ve tavanı açık bırakılmış) şeffaf kristalden bir köşk-zemindir.” (Belkıs) Dedi ki: “Rabbim, gerçekten ben (şimdiye kadar Müslüman olmamakla) kendime zulmetmişim; (artık) ben Süleyman’la birlikte âlemlerin Rabbi olan Allah’a teslim oldum” (deyip İslam’a girmişti).

  • 27:60 Neml: 60

    اَمَّنْ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَاَنْزَلَ لَكُمْ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءًۚ فَاَنْبَتْنَا بِهٖ حَدَٓائِقَ ذَاتَ بَهْجَةٍۚ مَا كَانَ لَكُمْ اَنْ تُنْبِتُوا شَجَرَهَاۜ ءَاِلٰهٌ مَعَ اللّٰهِۜ بَلْ هُمْ قَوْمٌ يَعْدِلُونَۜ

    (Onlar mı hayırlı) Yoksa, gökleri ve yeri yaratıveren ve size gökten su indiren mi? Ki onunla (o suyla) güzel manzaralı (gönül okşayıcı ve keyif alıcı) bahçeler bitirdik, (yoksa) sizin için (bunların) bir ağacını (ve yaprağını) bitirmek bile mümkün değildir. Allah ile beraber başka bir ilah (edinip ona yalvarmak) mı? (Bu ne bilinçsiz bir harekettir.) Hayır, onlar sapkınlıkta devam eden (Allah’a denk şefaatçiler edinen ve şirke düşen) bir kavim (olmuşlardı.)

  • 28:7 Kasas: 7

    وَاَوْحَيْنَٓا اِلٰٓى اُمِّ مُوسٰٓى اَنْ اَرْضِعٖيهِۚ فَاِذَا خِفْتِ عَلَيْهِ فَاَلْقٖيهِ فِي الْيَمِّ وَلَا تَخَافٖي وَلَا تَحْزَنٖيۚ اِنَّا رَٓادُّوهُ اِلَيْكِ وَجَاعِلُوهُ مِنَ الْمُرْسَلٖينَ

    (Bu nedenle) Musa’nın annesine, “Onu (Musa'yı) emzir(ip doyur). Şayet (Firavun’un adamları onu öldürecek diye) kuşkulandığın vakit, onu (akıntılı) suya bırak ve sakın korkma ve endişe edip üzülme! Çünkü Biz onu sana tekrar (kavuşturup) geri vereceğiz ve onu peygamberlerden (biri) yapacağız” diye vahyettik (ilhamla bildirdik.)

  • 28:23 Kasas: 23

    وَلَمَّا وَرَدَ مَٓاءَ مَدْيَنَ وَجَدَ عَلَيْهِ اُمَّةً مِنَ النَّاسِ يَسْقُونَۘ وَوَجَدَ مِنْ دُونِهِمُ امْرَاَتَيْنِ تَذُودَانِۚ قَالَ مَا خَطْبُكُمَاۜ قَالَتَا لَا نَسْقٖي حَتّٰى يُصْدِرَ الرِّعَٓاءُ وَاَبُونَا شَيْخٌ كَبٖيرٌ

    Nihayet (Tûr Dağı’ndaki) Medyen suyuna (kuyusuna) vardığı zaman, su almakta olan bir insan topluluğu bulup (garip bir olaya rastlamıştı.) Onların gerisinde de (hayvanları su başına) götürmekten çekinen iki kadın bulunmaktaydı. “Bu durumunuz (ve sorununuz) nedir, (niye bekleyip duruyorsunuz)?” diye (sorunca) kadınlar: “Çobanlar sürülerini sulamadıkça, biz sürülerimizi sulayamayız; (bize saygı duyup sıraya almazlar, çünkü) babamız, yaşı ilerlemiş bir ihtiyardır (diye bizi hesaba katmazlar)” demişlerdi.

  • 28:40 Kasas: 40

    فَاَخَذْنَاهُ وَجُنُودَهُ فَنَبَذْنَاهُمْ فِي الْيَمِّۚ فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الظَّالِمٖينَ

    Bunun üzerine onu (Firavun) ve askerlerini tutup suya attık (boğup batırdık). Böylelikle zulmedenlerin nasıl bir sona uğradıklarına bir bak ki (derbeder olup gitmişlerdi).

  • 29:40 Ankebut: 40

    فَكُلًّا اَخَذْنَا بِذَنْبِهٖۚ فَمِنْهُمْ مَنْ اَرْسَلْنَا عَلَيْهِ حَاصِبًاۚ وَمِنْهُمْ مَنْ اَخَذَتْهُ الصَّيْحَةُۚ وَمِنْهُمْ مَنْ خَسَفْنَا بِهِ الْاَرْضَۚ وَمِنْهُمْ مَنْ اَغْرَقْنَاۚ وَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيَظْلِمَهُمْ وَلٰكِنْ كَانُٓوا اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ

    İşte Biz, onların her birini kendi günahıyla (işledikleri kötülük ve hıyanetlere uygun bir cezayla) yakalayıverdik. Böylece onlardan kiminin üstüne taş fırtınası gönderdik, kimini şiddetli bir çığlık sarıverdi, kimini (depremle) yerin dibine geçirdik, kimini de suda boğup (helak ettik.) Ancak Allah onlara zulmedici değildi, lâkin onlar (inkâr ve isyanla) kendi nefislerine zulmediyorlardı.

  • 30:9 Rum: 9

    اَوَلَمْ يَسٖيرُوا فِي الْاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذٖينَ مِنْ قَبْلِهِمْۜ كَانُٓوا اَشَدَّ مِنْهُمْ قُوَّةً وَاَثَارُوا الْاَرْضَ وَعَمَرُوهَٓا اَكْثَرَ مِمَّا عَمَرُوهَا وَجَٓاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِۜ فَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيَظْلِمَهُمْ وَلٰكِنْ كَانُٓوا اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَۜ

    (Ekonomik, askeri ve siyasi gücü zulüm aracı olarak kullananlar) Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı? Ki böylece kendilerinden önceki (zalim ve kâfir kavim)lerin nasıl bir sona uğradıklarını görsünler! (Oysa) Onlar, güç bakımından kendilerinden daha üstün idiler, arz’ı-toprağı alt-üst etmişler (ekip biçmişler, madenler ve sular arayıp çıkarıvermişler) ve onu (yeryüzünü), kendilerinin imar ettiğinden daha çok imar etmişlerdi. (Geçmiş kavimlerin) Elçileri de, onlara açık delillerle gelmişti (ama onlar inkâra ve isyana yönelmişlerdi). Demek ki Allah onlara zulmetmiyordu, ancak onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı.

  • 30:24 Rum: 24

    وَمِنْ اٰيَاتِهٖ يُرٖيكُمُ الْبَرْقَ خَوْفًا وَطَمَعًا وَيُنَزِّلُ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَيُحْيٖ بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۜ اِنَّ فٖي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ

    Size bir korku ve umut (vesilesi) olarak şimşeği göstermesi ile, gökten su indirmek suretiyle ölümünden sonra yeryüzünü onunla diriltmesi de, O'nun ayetlerindendir. Şüphesiz bunda, aklını kullanabilecek bir kavim için gerçekten ayetler bulunmaktadır.

  • 31:10 Lokman: 10

    خَلَقَ السَّمٰوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا وَاَلْقٰى فِي الْاَرْضِ رَوَاسِيَ اَنْ تَمٖيدَ بِكُمْ وَبَثَّ فٖيهَا مِنْ كُلِّ دَٓابَّةٍۜ وَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَنْبَتْنَا فٖيهَا مِنْ كُلِّ زَوْجٍ كَرٖيمٍ

    Gördüğünüz gibi O, gökleri (ve muhteşem uzay âlemini hiçbir kaynak ve) dayanak olmaksızın yaratmıştır, Arz’da (Dünya’da) da, sizi (hızla dönerken) sarsıntıya uğratmasın diye ağırlık baskısı (ve denge ayarı) dağlar bırakmış ve orada her canlıdan türetip yayıvermiştir. (Ayrıca) Biz gökten su (yağmur ve kar) indirdik de, böylelikle orada her güzel olan çiftten (nice) bitki bitirdik.

  • 32:8 Secde: 8

    ثُمَّ جَعَلَ نَسْلَهُ مِنْ سُلَالَةٍ مِنْ مَٓاءٍ مَهٖينٍۚ

    Sonra onun (insanoğlunun) neslini bir özden (sülaleden), hakir (görülen) bir sudan (meniden üretip) yapmıştır, (yapmaktadır.)

  • 32:27 Secde: 27

    اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّا نَسُوقُ الْمَٓاءَ اِلَى الْاَرْضِ الْجُرُزِ فَنُخْرِجُ بِهٖ زَرْعًا تَأْكُلُ مِنْهُ اَنْعَامُهُمْ وَاَنْفُسُهُمْۜ اَفَلَا يُبْصِرُونَ

    Görmüyorlar mı; Biz suyu çorak toprağa sürüyoruz da onunla (türlü türlü) ekinler bitiriyoruz; ondan hayvanları ve kendileri yemekte (ve rızıklanmaktadırlar). Yine de (gerçeği) görmüyorlar mı? [Bu nedenle devlet, kurak ve çorak arazileri sulayacak ve ziraati artıracak şartları hazırlamalı ve çiftçilerin toprağa bağlılığını sağlamalıdır.]

  • 35:11 Fâtır: 11

    وَاللّٰهُ خَلَقَكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ جَعَلَكُمْ اَزْوَاجًاۜ وَمَا تَحْمِلُ مِنْ اُنْثٰى وَلَا تَضَعُ اِلَّا بِعِلْمِهٖۜ وَمَا يُعَمَّرُ مِنْ مُعَمَّرٍ وَلَا يُنْقَصُ مِنْ عُمُرِهٖٓ اِلَّا فٖي كِتَابٍۜ اِنَّ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَسٖيرٌ

    Allah sizi (babanız Hz. Adem’i) topraktan yarattı, sonra (hepinizi topraktan beslenen hayvani ve nebati gıdalardan hâsıl olan) bir damla sudan (yapıp varlığa çıkardı). Sonra da sizi (evli) çiftler kıldı. O'nun bilgisi olmaksızın, hiçbir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz da. Ömür süren (varlığın) ömrünün uzatılması veya ömründen kısaltılması da mutlaka bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da yazılı)dır. Ve kuşkusuz bu (karmaşık plan ve program) Allah’a kolaydır.

  • 35:27 Fâtır: 27

    اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءًۚ فَاَخْرَجْنَا بِهٖ ثَمَرَاتٍ مُخْتَلِفًا اَلْوَانُهَاۜ وَمِنَ الْجِبَالِ جُدَدٌ بٖيضٌ وَحُمْرٌ مُخْتَلِفٌ اَلْوَانُهَا وَغَرَابٖيبُ سُودٌ

    Görmez misin, Allah'ın gökyüzünden (nasıl kar, yağmur ve çiy damlaları olarak) su indirdiğini (ve toprağı nasıl dirilttiğini)? Böylece Biz onunla, renkleri (ve lezzetleri) değişik olan meyveler çıkardık. Dağlardan da (geçitler, tüneller ve hendekler kazdırıp) beyazlı, kırmızılı, renkleri farklı ve (kömür gibi) simsiyah (çeşitli madenlere ulaşan) yollar ve katmanlar (kılmışızdır).

  • 37:67 Sâffât: 67

    ثُمَّ اِنَّ لَهُمْ عَلَيْهَا لَشَوْبًا مِنْ حَمٖيمٍۚ

    Sonra mutlaka kendileri için, onun üzerine kaynar su karıştırılmış (iğrendirici ve zehirli) bir içkileri de vardır.

  • 37:82 Sâffât: 82

    ثُمَّ اَغْرَقْنَا الْاٰخَرٖينَ

    Sonra (inkâr ve isyan eden) diğerlerini suda boğduk (ve kurulu düzenlerini batırdık).

  • 38:42 Sâd: 42

    اُرْكُضْ بِرِجْلِكَۚ هٰذَا مُغْتَسَلٌ بَارِدٌ وَشَرَابٌ

    (Biz de ona şöyle vahyettik:) “Ayağını depret (yere vur). İşte yıkanacak ve içilip kanacak soğuk (bir su çıkacak, onunla sağlığına ve huzura kavuşacaksın).”

  • 38:57 Sâd: 57

    هٰذَاۙ فَلْيَذُوقُوهُ حَمٖيمٌ وَغَسَّاقٌۙ

    İşte bu; (onların içeceği) kaynar su ve irin (olacaktır). Artık onu tattıklarında (bağırları dağlanacaktır).

  • 40:67 Mü'min: 67

    هُوَ الَّذٖي خَلَقَكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ مِنْ عَلَقَةٍ ثُمَّ يُخْرِجُكُمْ طِفْلًا ثُمَّ لِتَبْلُغُٓوا اَشُدَّكُمْ ثُمَّ لِتَكُونُوا شُيُوخًاۚ وَمِنْكُمْ مَنْ يُتَوَفّٰى مِنْ قَبْلُ وَلِتَبْلُغُٓوا اَجَلًا مُسَمًّى وَلَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ

    (Gerçek sahibiniz ve tek Rabbiniz) O'dur ki, sizi topraktan, sonra bir damla sudan, sonra bir alak'tan (embriyodan, döllenmiş yumurtadan) yarattı; sonra sizi bir bebek olarak çıkarmakta, sonra güçlü (erginlik) çağınıza erişip (olgunlaşmanız), sonra da yaşlanmanız için size (belli bir ömür takdir buyurmaktadır). Sizden kiminin hayatına daha önce son verilmekte (vefat ettirilmekte)dir; adı konulmuş bir ecele erişmeniz ve umulur ki aklınızı kullanıp (hayra yönelmeniz) için (Allah size böyle davranmaktadır).

  • 40:72 Mü'min: 72

    فِي الْحَمٖيمِ ثُمَّ فِي النَّارِ يُسْجَرُونَۚ

    Kaynar suyun içinde (azap edilecek); sonra (cehennemdeki) ateşte tutuşturulup yakılıvereceklerdir.

  • 41:39 Fussilet: 39

    وَمِنْ اٰيَاتِهٖٓ اَنَّكَ تَرَى الْاَرْضَ خَاشِعَةً فَاِذَٓا اَنْزَلْنَا عَلَيْهَا الْمَٓاءَ اهْتَزَّتْ وَرَبَتْۜ اِنَّ الَّذٖٓي اَحْيَاهَا لَمُحْيِ الْمَوْتٰىۜ اِنَّهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدٖيرٌ

    O'nun (Yüce Allah’ın ibret ve hikmet dolu) ayetlerinden biri de, Senin gerçekten (güz ve kış mevsimlerinde) yeryüzünü huşû içinde (solmuş, boynu bükülmüş ve kupkuru kesilmiş) gördüğün (tabiatı, kış ve kuraklık mevsiminin ardından), Biz onun üzerine (baharda) suyu (yağmuru) indirdiğimiz zaman (tekrar) deprenip kabarması (böylece rengârenk bitkiler ve meyveler çıkarması)dır. Şüphesiz onu (donmuş ve kurumuş toprağı böyle) dirilten, ölüleri de elbette dirilticidir. Çünkü O, her şeye güç yetirendir.

  • 43:11 Zuhruf: 11

    وَالَّذٖي نَزَّلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً بِقَدَرٍۚ فَاَنْشَرْنَا بِهٖ بَلْدَةً مَيْتًاۚ كَذٰلِكَ تُخْرَجُونَ

    (Her sene ve her bölgeye takdir edilen ölçülü şekilde ve) Belli bir miktar ile gökten su (yağmur, kar) indiren O’dur. Onunla ölü bir beldeyi-bölgeyi diriltir (ve her tarafına hayat) yayıveririz. (Kıştan sonra baharı getirdiğimiz gibi) İşte siz de böyle (kabirlerinizden diriltilip) çıkarılacaksınız (ve hesaba çekileceksiniz).

  • 43:55 Zuhruf: 55

    فَلَمَّٓا اٰسَفُونَا انْتَقَمْنَا مِنْهُمْ فَاَغْرَقْنَاهُمْ اَجْمَعٖينَۙ

    Vaktâki (Firavun) böylece Bizi gazaplandırınca, Biz de onlardan intikam aldık, onları (Firavun’u ve ordularını) toplu olarak suda boğduk (ve batırdık).

  • 44:24 Duhân: 24

    وَاتْرُكِ الْبَحْرَ رَهْوًاۜ اِنَّهُمْ جُنْدٌ مُغْرَقُونَ

    (Siz geçtikten sonra) "Denizi (ikiye yarılıp arasında yol açılmış vaziyette) durgun ve açık bırakıp terk et, çünkü (Firavun ve ekibi) suda boğulacak bir ordudur" (ve artık felaket günleri gelmiştir).

  • 44:43 Duhân: 43

    اِنَّ شَجَرَتَ الزَّقُّومِۙ

    Doğrusu, o zakkum ağacı (cehennem meyvesidir);

  • 44:44 Duhân: 44

    طَعَامُ الْاَثٖيمِۚۛ

    (Ki) Günahkâr (ve isyankâr) olan kimselerin yemeğidir.

  • 44:45 Duhân: 45

    كَالْمُهْلِۚۛ يَغْلٖي فِي الْبُطُونِۙ

    (Bu zakkum) Pota (maden eriyiği) gibi; karınlarda kaynayıverir (ve işkence çektirir).

  • 44:46 Duhân: 46

    كَغَلْيِ الْحَمٖيمِ

    Sıcak suyun (ve madeni yağ oluşumunun) kaynaması gibi (insanın bütün iç organlarını eritir).

  • 47:15 Muhammed: 15

    مَثَلُ الْجَنَّةِ الَّتٖي وُعِدَ الْمُتَّقُونَۜ فٖيهَٓا اَنْهَارٌ مِنْ مَٓاءٍ غَيْرِ اٰسِنٍۚ وَاَنْهَارٌ مِنْ لَبَنٍ لَمْ يَتَغَيَّرْ طَعْمُهُۚ وَاَنْهَارٌ مِنْ خَمْرٍ لَذَّةٍ لِلشَّارِبٖينَۚ وَاَنْهَارٌ مِنْ عَسَلٍ مُصَفًّىۜ وَلَهُمْ فٖيهَا مِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ وَمَغْفِرَةٌ مِنْ رَبِّهِمْۜ كَمَنْ هُوَ خَالِدٌ فِي النَّارِ وَسُقُوا مَٓاءً حَمٖيمًا فَقَطَّعَ اَمْعَٓاءَهُمْ

    Takva sahiplerine va'ad edilen cennetin misali (şudur): İçinde bozulmayan sudan (akan musluklar ve) ırmaklar, tadı değişmeyen sütten (akan musluklar ve) ırmaklar, içenler için lezzet veren şaraptan (akan musluklar ve) ırmaklar ve süzme baldan (akıtan musluklar ve) ırmaklar (akmaktadır) ve orada onlar için meyvelerin her türlüsünden (hazırdır) ve Rablerinden (özel) bir mağfiret (ve fazilet) vardır. Hiç (böyle ödüllendirilen bir kişi), ateşin içinde ebedi olarak kalan ve bağırsaklarını 'parça parça koparan' kaynar sudan içirilip (alçaltıcı acılar içinde kıvranan) kimseler gibi (sayılır) mı?

  • 50:9 Kaf: 9

    وَنَزَّلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً مُبَارَكًا فَاَنْبَتْنَا بِهٖ جَنَّاتٍ وَحَبَّ الْحَصٖيدِۙ

    Ve gökten mübarek (bereket ve rahmet yüklü) su indiririz de; böylece onunla (meyveli) bahçeler ve biçilecek taneler (hububat çeşitleri) bitirmekteyiz.

  • 53:46 Necm: 46

    مِنْ نُطْفَةٍ اِذَا تُمْنٰىۖ

    (Döl yatağına) Bir damla sudan meni dökülüp atıldığı zaman (bebeği çeşitli evrelerde şekillendirip yaratan O’dur).

  • 54:11 Kamer: 11

    فَفَتَحْنَٓا اَبْوَابَ السَّمَٓاءِ بِمَٓاءٍ مُنْهَمِرٍۘ

    (Bunun üzerine) Biz, bardaktan boşanırcasına akıp yağan sağanak su(lar) şarıl şarıl yağsın diye göğün kapılarını açtık.

  • 54:12 Kamer: 12

    وَفَجَّرْنَا الْاَرْضَ عُيُونًا فَالْتَقَى الْمَٓاءُ عَلٰٓى اَمْرٍ قَدْ قُدِرَۚ

    Yer (dibin)deki (suları) da coşkun kaynaklar halinde fışkırttık. Böylece sular, takdir edilmiş bir işe (Nuh kavminin helakine) karşı birleşip (her tarafı kaplamıştı).

  • 54:28 Kamer: 28

    وَنَبِّئْهُمْ اَنَّ الْمَٓاءَ قِسْمَةٌ بَيْنَهُمْۚ كُلُّ شِرْبٍ مُحْتَضَرٌ

    "Ve onlara, (zaten kendilerine ancak yeten içilecek) suyun aralarında kesinlikle ve nöbetle pay edildiğini (ve artık mucize deveye de hisse verildiğini) haber ver. Su alış sırası (kiminse, onların) hepsi hazır bulunsun" (denilmişti).

  • 55:44 Rahmân: 44

    يَطُوفُونَ بَيْنَهَا وَبَيْنَ حَمٖيمٍ اٰنٍۚ

    Onlar, kendisiyle (cehennem ateşiyle) alabildiğine kaynar hale getirilmiş (pis) su arasında (çaresizce zahmet ve zillet içinde) dönüp-dolaşıp (kıvranacaklar)dır.

  • 56:31 Vâkıa: 31

    وَمَٓاءٍ مَسْكُوبٍۙ

    Durmaksızın akan ve çağlayan su(lar);

  • 56:54 Vâkıa: 54

    فَشَارِبُونَ عَلَيْهِ مِنَ الْحَمٖيمِۚ

    Onun üzerine de (serinlemek ve acınızı dindirmek umuduyla) alabildiğine kaynar sudan içecek (ve içtikçe daha da perişan olacak)sınız.

  • 56:68 Vâkıa: 68

    اَفَرَاَيْتُمُ الْمَٓاءَ الَّذٖي تَشْرَبُونَۜ

    Şimdi siz, içmekte olduğunuz suyu gördünüz (ve üzerinde dikkatle düşündünüz) mü? (Söyleyiniz.)

  • 56:93 Vâkıa: 93

    فَنُزُلٌ مِنْ حَمٖيمٍۙ

    Artık (onun için) alabildiğine kaynar pis sudan (kahredici yiyecek ve içecek) sofraları vardır.

  • 67:30 Mülk: 30

    قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ اَصْبَحَ مَٓاؤُ۬كُمْ غَوْرًا فَمَنْ يَأْتٖيكُمْ بِمَٓاءٍ مَعٖينٍ

    (Bütün kâfirlere, münafıklık edenlere, nankörlük yapan döneklere ve Allah’ı bırakıp, şer güçlere güvenenlere) De ki: “Hâlâ (gerçeği) görmez misiniz? Düşünüp haber verin bakalım: Bir sabah (kalktığınızda), eğer (içme ve ekin) suyunuz, (çekilip yerin dibine) batıverecek olsa, bu durumda, kim size bir akarsu getirebilir? (Biraz olsun akıl edip insafa ve İslam’a gelmez misiniz?)” [Not: Nil Nehri’nin yatağında akan bir saniyelik suyu dondursanız, çıktığı Sudan’daki dağdan daha büyük tepeler oluşur. Peki, yüz binlerce senedir bu küçük dağdan çıkıp akan ve milyonlarca insana hayat kaynağı olan bu nehirlerin ve tüm nimetlerin asıl sahibinin Yüce Allah olduğunu, zahiri sebepleri bırakıp, hakiki müsebbip olan Yaratıcımıza şükür ve kulluk borcumuzu, ne zaman hatıra getireceksiniz?]

  • 69:11 Hâkka: 11

    اِنَّا لَمَّا طَغَا الْمَٓاءُ حَمَلْنَاكُمْ فِي الْجَارِيَةِۙ

    Gerçek şu ki, su taştığı (ve deniz) kabardığı zaman (Nuh tufanında bile), o gemide (aslında) sizleri taşıyan Bizdik.

  • 71:25 Nuh: 25

    مِمَّا خَطٖٓيـَٔاتِهِمْ اُغْرِقُوا فَاُدْخِلُوا نَارًا فَلَمْ يَجِدُوا لَهُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اَنْصَارًا

    (İşte bu yüzden) Onlar, (inkâr ve) hataları dolayısıyla (dünyada) suda boğuldular, sonra (ahirette de) ateşe sokuldular. O durumda Allah'ın dışında hiçbir yardımcı da bulamadılar.

  • 72:16 Cinn: 16

    وَاَنْ لَوِ اسْتَقَامُوا عَلَى الطَّرٖيقَةِ لَاَسْقَيْنَاهُمْ مَٓاءً غَدَقًاۙ

    (Rabbimiz buyurdu;) Eğer onlar (insanlar ve cinnler, İslam’ın çizdiği) yol üzerinde (gerçek şeriat ve tarikat çizgisinde) 'dosdoğru bir istikamet tuttursalardı', mutlaka Biz onlara bol miktarda su içirir (bereketli bir rızık ve nimet verir, böylece huzur ve mutluluğu tattırırdık). [Not: Tarikat, Arapça'da yol demektir. Kur'an'da ise, mezhep, yol, tarz, metot, hareket biçimi anlamlarında kullanılmıştır.]

  • 74:27 Müddessir: 27

    وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَا سَقَرُۜ

    Cehennem (sakar) nedir, Sen bilir misin? (Anlatayım.)

  • 74:28 Müddessir: 28

    لَا تُبْقٖي وَلَا تَذَرُۚ

    (O, insanları) Ne (öldürüp) ortadan kaldırır, ne de (serbest) bırakır. (Kâfirler ve zalimleri sürekli azapla kıvrandırır.)

  • 74:29 Müddessir: 29

    لَوَّاحَةٌ لِلْبَشَرِۚ

    (O cehennem, inkârcı ve nankör) Beşere delicesine susamıştır. (Hiç durmadan derileri yakıp kavurmaktadır.)

  • 75:37 Kıyamet: 37

    اَلَمْ يَكُ نُطْفَةً مِنْ مَنِيٍّ يُمْنٰىۙ

    (Oysa) Kendisi, akıtılan meniden bir damla su değil miydi?

  • 76:2 İnsan: 2

    اِنَّا خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ مِنْ نُطْفَةٍ اَمْشَاجٍۗ نَبْتَلٖيهِ فَجَعَلْنَاهُ سَمٖيعًا بَصٖيرًا

    Şüphesiz Biz insanı, (içeriği çok harika bir karışım olan) karmaşık bir damla sudan (nutfeden) halk ettik. Onu (dünyada) deneyip imtihan etmekteyiz. Bundan dolayı onu işitir ve görür hale getirdik.

  • 78:14 Nebe': 14

    وَاَنْزَلْنَا مِنَ الْمُعْصِرَاتِ مَٓاءً ثَجَّاجًاۙ

    (Üst üste yığılıp) Sıkışan (bulut)lardan 'bardaktan boşanırcasına su' indirip (yağmurları yağdırdık).

  • 78:25 Nebe': 25

    اِلَّا حَمٖيمًا وَغَسَّاقًاۙ

    Kaynar sudan ve irinden başka (bir şey verilmeyecektir).

  • 79:31 Nazi’ât: 31

    اَخْرَجَ مِنْهَا مَٓاءَهَا وَمَرْعٰيهَاۖ

    (Ardından) Ondan da (yeryüzünü yuvarlayıp yaymış ve Dünya’nın gerekli) suyunu ve otlağını çıkarmıştır.

  • 80:19 Abese: 19

    مِنْ نُطْفَةٍۜ خَلَقَهُ فَقَدَّرَهُۙ

    (İnsanı meni tohumları olan) Bir damla sudan yaratmış da, onu (anne karnında) 'bir ölçüyle biçime sokup (tamamlamıştır.)'

  • 80:25 Abese: 25

    اَنَّا صَبَبْنَا الْمَٓاءَ صَبًّاۙ

    Biz şüphesiz, suyu (yağmuru) akıttıkça akıttık, (gökten rahmet ve bereketle boşalttık.)

  • 86:6 Târık: 6

    خُلِقَ مِنْ مَٓاءٍ دَافِقٍۙ

    (O) Dökülüp atılan bir sudan (meni tohumundan) yaratılmıştır.

  • 86:7 Târık: 7

    يَخْرُجُ مِنْ بَيْنِ الصُّلْبِ وَالتَّرَٓائِبِۜ

    (Bu döl suyu) Bel kemiği ile kaburgalar arasında(ki organlarda)n (İlahi bir harika olarak) çıkmaktadır.

  • 91:13 Şems: 13

    فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللّٰهِ نَاقَةَ اللّٰهِ وَسُقْيٰيهَا۠

    Allah'ın elçisi onları: "Allah'ın (deneme için size gönderdiği) devesine ve onun su içme-nöbetine dikkat edin" diye (uyarmıştı.)