-
7:73
A'raf: 73
Semud (toplumuna da) kardeşleri Salih'i (gönderdik. Salih onlara): "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. (Bakın) Gerçekten size Rabbinizden (mucize olarak kayalardan çıkardığı) apaçık bir belge (bürhan-delil) gelmiştir: Allah'ın bu dişi devesi size açık bir belgedir; onu salıverin de Allah'ın Arz’ında otlasın, ona bir kötülükle dokunmayın, sonra sizi acı bir azap yakalar (sakın nefsinize ve şeytani heveslerinize kapılmayın)" diye (uyarmıştı).
-
7:74
A'raf: 74
(Salih ayrıca kavmine dedi ki:) “Ad (kavminden) sonra Allah'ın sizi halifeler (ülkenizde Hakk namına yetkili yöneticiler) kıldığını ve sizi yeryüzünde (Şam-Medine arası HİCR bölgesinde) yerleştirip barındırdığını hatırlayın. Ki onun (yurdunuzun) düzlüklerinde köşkler kuruyor, dağlarında evler yontuyordunuz. Şu halde Allah’ın nimetlerini zikredip anın, yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın.” (Veya Allah’ın gazabına hazırlanın!..)
-
7:75
A'raf: 75
Kavminin önde gelenlerinden büyüklük taslayanlar (müstekbirler), içlerinden iman edip de kendilerince zayıf sayılanlara (müstaz'aflara alay kasıtlı): "Salih'in gerçekten Rabbi tarafından gönderildiğini (kesinlikle) biliyor musunuz?" diye (sormuşlardı.) Onlar ise: "Biz gerçekten (onun kendisine de) onunla gönderilene (İlahi hüküm ve haberlere) de inananlarız" diye (yanıtlamışlardı).
-
7:76
A'raf: 76
Büyüklük taslayanlar (müstekbirler de): “Biz de, sizin inandığınızı asla tanımayanlarız (ve Allah’ın emrini takmayanlarız!?)” deyip (azgınlaşmışlardı).
-
7:77
A'raf: 77
Böylelikle (kendi istekleriyle mucize eseri ortaya çıkarılan o) dişi deveyi boğazlayıp öldürdüler ve Rablerinin emrine karşı çıkıp (Salih'e de): "Ey Salih! Eğer gerçekten gönderilen (peygamber)lerden isen, va’ad ettiğin şeyi (haydi) getir bakalım" demeye (kalkışmışlardı).
-
7:78
A'raf: 78
Allah (bu haksızlıkları ve ahlâksızlıkları) üzerine onları şiddetli bir sarsıntı ile tutup (azapla) yakalamış da, (böylece) yurtlarında diz üstü çöken (ve ezilip helak edilen) kimseler olup kalmışlardı.
-
7:79
A'raf: 79
O da onlardan yüz çevirdi ve (Hz. Salih şöyle) dedi: "Ey kavmim! Andolsun size Rabbimin risaletini tebliğ ettim ve size öğüt verdim. Ama siz, öğüt verenleri sevmiyorsunuz (ve işte belanızı buldunuz)!"
-
9:70
Tevbe: 70
Onlara (inkârcılara ve münafıklara), kendilerinden öncekilerin; Nuh, Ad, Semud kavminin, İbrahim kavminin, Medyen ahalisinin ve yerle bir olan (diğer) şehirlerin haberi gelmedi mi? (Oysa) Onlara resulleri apaçık deliller getirmişlerdi (de buna rağmen itiraz ve inkâr etmişlerdi). Demek ki Allah, onlara zulmedici değildi, ama onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı.
-
11:61
Hud: 61
Semud (halkına da) kardeşleri Salih'i (gönderdik). Dedi ki: “Ey kavmim, Allah'a ibadet edin, sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. O sizi yerden (topraktan) yarattı ve orada ömür geçirenler ve dünyayı imar edenler kıldı. Öyleyse O'ndan bağışlanma dileyin, sonra O'na tevbe edin. Şüphesiz benim Rabbim, (kullarına ve tüm yarattıklarına en) Yakın olandır, (duaları) Kabul edendir.”
-
11:62
Hud: 62
(Bunun üzerine, yine peygambere) Dediler ki: “Ey Salih! Sen (böyle davalara ve iddialara kalkışmadan, tabularımıza ve tağutlarımıza karışmadan) önce; aramızda, kendisinden (hayır ve hizmet) umulan (ve saygı duyulan) birisiydin. (Şimdi) Atalarımızın taptıklarına kulluk yapmaktan (uyageldikleri ve o şekilde ibadet ettikleri din anlayışından ve alışageldiğimiz bu hayat tarzından) sen bizi vazgeçirip engelleyecek misin? Doğrusu bizi davet ettiğin şeyden (adil ve asil bir sistemin gerçekleşebilmesinden; Allah'ın dininin, bugünkü düzenden daha çok huzur ve refah vereceğinden) kuşku verici bir tereddüt içindeyiz.”
-
11:63
Hud: 63
(Hz. Salih) Dedi ki: "Ey kavmim, görüşünüz nedir söyler misiniz? Eğer ben Rabbimden apaçık bir belge üzerindeysem ve bana tarafından bir rahmet vermişse, bu durumda O'na isyan edecek olursam Allah'a karşı bana kim yardım edecektir? Şu halde siz benim (zaman) kaybımı (ve sevabımı) artırmaktan (geçici bir zahmet ve üzüntü içine sokmaktan) başka bana (hiçbir zarar) ulaştıramazsınız.”
-
11:64
Hud: 64
"Ey kavmim, işte bu, size bir ayet (mucize) olarak Allah'ın (kayadan çıkarıverdiği) dişi devesidir; onu serbest bırakın, (ki) Allah'ın arazisinde yesin (içsin dolaşsın). Ona kötülük (vermek niyetiy)le sakın dokunmayın. Yoksa sizi yakın bir azap sarıp kuşatacaktır."
-
11:65
Hud: 65
(Buna rağmen) Onu (deveyi) boğazlayıp öldürdüler. (Salih onlara) Dedi ki: “(Şimdilik) Yurdunuzda (ve hâkimiyet konumunuzda) üç gün (kadar, bir müddet) daha yararlanın (ama acı ve alçaltıcı sonunuz gelmiştir.) Bu asla yalanlanamayacak bir va’addir (ve intikam vakti yaklaşmıştır.)”
-
11:66
Hud: 66
Vaktâki emrimiz (ve takdirimiz) gelip çatınca, tarafımızdan bir rahmetle Salih'i ve onunla birlikte iman edenleri, o günün aşağılatıcı azabından kurtardık. Doğrusu senin Rabbin, Güçlü olandır, Azîz olandır.
-
11:67
Hud: 67
O zulmedenleri ise (korkunç gök gürültüsü gibi) dayanılmaz bir çığlık yakalayıvermişti de kendi yurtlarında diz üstü çökmüş olarak sabahlamışlardı.
-
11:68
Hud: 68
Sanki orada hiç refah içinde yaşamamışlar gibi (helak olmuşlardı). Haberiniz olsun; Semud (halkı) da gerçekten Rablerine (karşı nankörlük ve) inkâr etmişler (ve azıtmışlardı). Şunu bilin ki; (sonunda) Semud (halkına Allah'ın rahmetinden) uzaklık (verilmiş ve O'nun kahrına uğramışlardı).
-
11:89
Hud: 89
(Ey Nebim! Müşriklere de ki:) “Ey kavmim, Bana karşı gelişiniz (ve Allah'ın hükümlerini çiğnemeniz), sakın Nuh kavminin ya da Hud kavminin veya Salih kavminin (ve zalim yönetimlerinin) başlarına gelenlerin bir benzerini size de isabet ettirmesin! Üstelik (sapık) Lut kavmi sizden (zaman, mekân ve ahlâk yönünden) pek uzak değildir.” (Şam’a giderken yolunuz üzerindedir.)
-
11:95
Hud: 95
Sanki orada hiç refah içinde yaşamamışlar gibi (helak olmuşlardı). Haberiniz olsun; Semud (halkına) nasıl bir uzaklık verildiyse Medyen (halkına da Allah'ın rahmetinden öyle) bir uzaklık (verilmiş ve kahra uğramışlardı).
-
14:9
İbrahim: 9
Sizden öncekilerin, Nuh kavminin, Ad ve Semud ile onlardan sonra gelenlerin haberi size ulaşmadı mı? Ki onları (sayılarını ve yaşayışlarını) Allah'tan başkası bilmez. Elçileri onlara apaçık delillerle geldiklerinde, ellerini ağızlarına götürüp (öfkelerinden parmaklarını ısırarak) dediler ki: "Biz sizin kendisiyle gönderildiğiniz şeyleri (İlahi hüküm ve haberleri kesinlikle) inkâr ediyoruz ve bizi kendisine çağırdığınız şeyden (İlahi Dinden) de gerçekten kuşku verici bir tereddüt içindeyiz."
-
17:59
İsrâ: 59
Bizi (müşrik ve münafıkların her istedikleri) ayet (ve mucize)leri göndermekten alıkoyan şey; (daha) öncekilerin (yaptığı gibi) onu yalanlamalarından (kendilerinin de inkâr ve isyana kalkışıp daha büyük belalara uğramalarından) başka bir şey değildir. (Hani Hz. Salih’in kavmi) Semud'a dişi deveyi gözle görünür (açık bir mucize) olarak gönderdik, fakat onlar bununla (onu boğazlamakla) zulmetmişlerdi. Oysa Biz ayetleri (mucizeleri) ancak (gafil ve cahil takımını) korkutmak (uyarıp uyandırmak) için göndeririz.
-
22:42
Hacc: 42
(Ey Resulüm!) Eğer Seni yalanlıyorlarsa (üzülme ve sonlarını gözle. Zira), onlardan önceki Nuh, Ad, Semud kavmi de (elçilerini) yalanlamışlardı.
-
25:38
Furkan: 38
(Geçmiş kavimlerden) Ad'ı, Semud'u, Ress halkını ve bunlar arasında birçok nesilleri (de aynı akıbete uğrattık). [Not: Ress halkı; Hicaz Yemen arasındaki Yemâme civarında veya başka bir coğrafyada yaşamış, bir kuyu etrafındaki azgın topluluk.]
-
26:141
Şuarâ: 141
Semud (kavmi) de, gönderilen (elçi)leri yalanlayıvermişti.
-
26:142
Şuarâ: 142
Hani kardeşleri Salih onlara: (Allah’ı inkârdan ve isyandan dolayı) "Korkup sakınmaz mısınız?" demişti.
-
26:143
Şuarâ: 143
"Gerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim."
-
26:144
Şuarâ: 144
"Artık Allah'tan korkup (itiraz ve ifsattan) sakının ve bana itaat edin."
-
26:145
Şuarâ: 145
"Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbine aittir” (diye nasihat etmişti);
-
26:146
Şuarâ: 146
(Bu inkâr ve isyanınızla beraber) "Siz burada güvenlik (ve esenlik) içinde bırakılacağınızı mı (sanıyorsunuz?)"
-
26:147
Şuarâ: 147
"(Böyle) Bahçelerin, pınarların içinde(ki bu gaflet ortamında),"
-
26:148
Şuarâ: 148
"Ekinler ve yumuşak tomurcuklu göz alıcı hurmalıklar arasında?"
-
26:149
Şuarâ: 149
"Dağlardan ustalıkla yonttuğunuz ferah konaklar (içinde Allah’ın gazabından kurtulacağınızı mı zannediyorsunuz?)"
-
26:150
Şuarâ: 150
"Artık Allah'tan korkup (her türlü ifsat ve isyandan) sakının ve bana itaat edin."
-
26:151
Şuarâ: 151
“Ve ölçüsüz (şımarık ve aşırı) davranıp (zamanını, imkânlarını ve fırsatlarını israf eden gafil yöneticilerin) emrine itaat etmeyin.”
-
26:152
Şuarâ: 152
“Ki onlar yeryüzünde fesatçılık (bozgunculuk) peşindedirler, ıslaha çalışıp dirlik ve düzen kurma (gayesi ve gayreti) gütmeyenlerdir.”
-
26:153
Şuarâ: 153
Dediler ki: "Sen (olsa olsa) ancak büyülenmişlerdensin."
-
26:154
Şuarâ: 154
"Sen sadece bizim benzerimiz olan bir insandan başkası değilsin; eğer doğru söylüyor isen, bu durumda bir ayet (mucize) getir-görelim."
-
26:155
Şuarâ: 155
(Hz. Salih:) “İşte, (mucize, hepinizin gözleri önünde, Allah’ın bir kayadan çıkardığı) şu dişi devedir; (madem siz istediniz, zaten ancak size yeten) su içme hakkı (bir gün) onun, belli bir günün su içme hakkı da sizindir” dedi.
-
26:156
Şuarâ: 156
(Şimdi sakın zaten kıt akan suyunuza ortak olduğu için) “Ona bir kötülükle dokunmayın, sonra büyük bir günün azabı sizi yakalayıverir.”
-
26:157
Şuarâ: 157
(Buna rağmen) Sonunda onu (mucize deveyi yine de tutup) kestiler, ancak (hemen ardından onları) pişmanlık kaplamıştı.
-
26:158
Şuarâ: 158
(Ama artık iş işten çoktan geçmişti) Böylece azap onları yakaladı. Gerçekten bunda bir ayet vardır, ama (insanların) onların çoğu iman edenlerden olmayacaklardır.
-
26:159
Şuarâ: 159
Ve şüphesiz Senin Rabbin, Güçlü ve Üstün olandır, Esirgeyip Bağışlayandır.
-
27:45
Neml: 45
Andolsun, Biz (Şam-Medine arasında ve Kızıldeniz civarındaki) Semud (kavmine) kardeşleri Salih’i: “Yalnızca Allah’a kulluk edin” demek üzere gönderdik. Derken bir de ne görsün, onlar (haset ve fesat yüzünden) birbirlerine düşman kesilmiş iki taifeydi.
-
27:46
Neml: 46
(Hz. Salih:) “Ey kavmim! Neden iyilikten önce kötülük konusunda acele ediyorsunuz? (Düşmanca hırsları ve hınçları bırakıp) Allah’tan bağışlanma dilemeniz gerekmez mi? Umulur ki (rahmet olunup) esirgenirsiniz” demişti.
-
27:47
Neml: 47
Dediler ki: “Senin ve seninle birlikte olanlar yüzünden uğursuzluğa uğradık.” (Hz. Salih) Dedi ki: “(Hayır,) Sizin uğursuzluğunuz Allah katında (yazılı)dır. (Başınıza gelenlere kendi küfür ve kötülükleriniz yol açmıştır.) Aslında, siz denenmekte (başınıza gelenlerle imtihana çekilmekte) olan bir kavimsiniz.”
-
27:48
Neml: 48
O şehirde (Medine’de ve her Medeniyette ve Memlekette) DOKUZ'LU BİR ÇETE (halkı ezmek ve zulüm düzenini sürdürmek üzere fikren ve fiilen işbirliği yapan dokuz ayrı şebeke) vardı, ki onlar yeryüzünde (ve ülkelerinde fesat) bozgunculuk çıkarıyorlar (dirlik-düzen bırakmıyorlardı), ıslah (ve iyilik) tarafına ise hiç yanaşmıyorlardı.
-
27:49
Neml: 49
(Bu zulüm ve hıyanet ekibi, kendi aralarında toplanıp) Allah adına yemin ederek dediler ki: “Bir gece (ansızın) mutlaka ona ve ailesine baskın düzenleyelim (ve hepsinin işini bitirelim). Sonra da sahiplerine (aşiretine, ‘Salih ve) ailesinin yok edilişinden hiç haberimiz yok (olup bitenleri asla görmedik!) Bizler, gerçekten doğruyu söyleyenlerdeniz’ (diyerek onları aldatalım ve bunlardan kurtulalım)!”
-
27:50
Neml: 50
Böylece onlar (Müslümanlara ve mazlumlara karşı) bir tuzak (hileli bir düzen) kurdular. Biz de, farkında olmadıkları bir tuzak kurup (onların planlarını altüst ettik ve bu tuzaklarını onların başına geçirdik.)
-
27:51
Neml: 51
Artık Sen bak gör ki, bu hile ve hıyanet düzenlerinin (şeytani rejimlerinin ve zulümlerinin) sonu nasıl oldu. (Ki) Biz onları ve kavimlerini toptan mahvettik.
-
27:52
Neml: 52
İşte (şu harabeler), zulümleri yüzünden başlarına çökmüş evleri (ve şehirleridir). Şüphesiz (düşünüp gerçeği) bilen bir kavim için bunda büyük ayetler-dersler vardır.
-
27:53
Neml: 53
(Bunları düşünüp anlayanlar için, bir ibret ve hikmet levhası olarak bıraktık.) İman edenleri ve kötülükten sakınan kimseleri ise kurtardık. (Yani; Semud ve Hz. Salih kavminden inananları, küfür ve kötülükten kaçınanları selamete çıkardık.)
-
29:38
Ankebut: 38
(Azgınlaşan kavimler olan ve Yemen civarında yaşayan) Ad'ı ve (Hicaz-Sina arasındaki) Semud'u (buralarda yaşayan azgın toplumu) da (yıkıma uğrattık). Gerçek şu ki, kendi oturdukları yerlerden (geriye kalan çöküntülerden) size (durumları hâlâ) belli olmaktadır. Kendi yaptıklarını şeytan onlara süsleyip-çekici kılmıştı da, böylece onları (Hakk) yoldan alıkoyup (saptırmıştı). Oysa onlar görebilen (gerçeği bildiği halde inkâr eden ve açıkgöz geçinen) kimselerdi. (Buna rağmen nefislerine uyup yoldan çıktılar.)
-
38:13
Sâd: 13
Semud, Lut kavmi ile Eyke halkı da (elçilerin davetine aldırmamıştı). İşte bunlar da (Rablerine ve resullerine karşı birleşip güç toplayan bâtıl partiler ve) fırkalardı.
-
38:14
Sâd: 14
Hepsi de elçileri yalanlamış (ve Hakk’tan ayrılmışlardı), böylece azapla (cezala)ndırmam (onlara) haktı (bunlar gazabıma müstahaktı).
-
40:30
Mü'min: 30
(Firavun etbaından olup gizlice) İman eden (o adam) dedi ki: "Ey kavmim, ben o (geçmişte azıp sapıtmış olan) fırkaların (azap) gününe benzer (bir günün felaketine uğrarsınız) diye korkmaktayım (ve bu nedenle sizi uyarmaktayım)."
-
40:31
Mü'min: 31
"Nuh kavminin, Ad, Semud ve onlardan sonra gelenlerin durumuna benzer (bir günden sakının). Allah, kullar için zulüm istemez. (Siz Musa’nın İlahi davetine kulak asın.)"
-
41:13
Fussilet: 13
(Ey Resulüm!) Bu durumda eğer onlar (hâlâ imandan ve İslam’dan) yüz çevirirlerse, de ki: "Ben sizi, Ad ve Semud (kavimlerinin helakine yol açan) yıldırımına benzer bir yıldırımla (Allah’ın kahrına uğrarsınız diye) uyardım (artık siz bilirsiniz.)"
-
41:14
Fussilet: 14
Onlara; "Yalnız (ve katıksız olarak sadece) Allah'a kulluk edin" (ibadet ve dilek kastıyla O’ndan başkasına yönelmeyin!) diye, önlerinden ve arkalarından elçiler gelip, (her yönden ve her vesileyle gerçekleri kendilerine bildirince) demişlerdi ki: "Eğer dileseydi, (mecburen iman etmemiz için) Rabbimiz (sizin yerinize peygamber olarak) melekler indirirdi. Bundan dolayı biz, sizin kendisiyle gönderildiğiniz şeyi inkâr edicileriz.”
-
41:17
Fussilet: 17
Semud kavmine de Hakk yolunu gösterip (uyardık). Fakat onlar körlüğü hidayete (kötülüğü iyiliğe) tercih ettiler (bile bile isyana ve inkâra yöneldiler). Böylece kazandıkları şeyler yüzünden alçaltıcı azabın yıldırımı onları da yakalamıştı.
-
41:18
Fussilet: 18
İman edenleri (ve gereğini yapanları, küfür ve kötülükten) sakınmakta olanları ise kurtardık.
-
50:12
Kaf: 12
Onlardan önce Nuh kavmi, Ress halkı ve Semud (kavmi) de (elçilerini) yalanlamışlardı.
-
51:43
Zâriyât: 43
Semud (kavmin)de de (ders alınacak şeyler vardır). Hani onlara: "Belli bir süreye kadar (dünya nimetlerinden) yararlanın (ve Rabbinizi unutmayın!)" deniyordu.
-
51:44
Zâriyât: 44
Ancak (onlar) Rablerinin emrine başkaldırdılar; böylece (gaflet ve dalâlet içinde) bakıp-dururlarken, onları (korkunç bir) yıldırım çarpıp-yakalıyordu.
-
51:45
Zâriyât: 45
Artık (onlar) ne ayağa kalkmaya güç yetirebiliyor, ne de yardım bulabiliyordu.
-
53:50
Necm: 50
Doğrusu, önceden gelip geçen Ad (halkın)ı O yıkıma uğratmıştı.
-
53:51
Necm: 51
Semud'u da (Allah kendi haline koymamıştı). Böylelikle (o zulmeden halklardan kimseyi cezasız) bırakmamıştı.
-
54:23
Kamer: 23
Semud (kavmi) de (yapılan) uyarıları yalanlamıştı.
-
54:24
Kamer: 24
(Müşrikler:) "Bizden biri olan (sıradan) bir beşere mi uyacağız? Bu durumda gerçekten biz bir sapkınlık (dalâlet) ve çılgınlık (akıl bunaması) içinde kalmış oluruz” diyerek (Hz. Salih peygambere karşı çıkmışlardı).
-
54:25
Kamer: 25
“Zikir (Kur’ani ilim ve şeref, kala kala) içimizden ona mı bırakıldı? Zaten o çok yalan uyduran ve kendisini beğenmiş bir şımarıktır” (diyecek kadar küstahlaşmışlardı).
-
54:26
Kamer: 26
Onlar, kimin çok yalan söyleyen ve kendini beğenen bir şımarık olduğunu, yarın (yakında) bilip-öğreneceklerdir.
-
54:27
Kamer: 27
Gerçek şu ki Biz, bir fitne (imtihan ve deneme konusu) olarak o dişi deveyi kendilerine göndereniz. Şu halde sen onları gözleyip-bekle ve sabret (ki yakında göreceklerdir).
-
54:28
Kamer: 28
"Ve onlara, (zaten kendilerine ancak yeten içilecek) suyun aralarında kesinlikle ve nöbetle pay edildiğini (ve artık mucize deveye de hisse verildiğini) haber ver. Su alış sırası (kiminse, onların) hepsi hazır bulunsun" (denilmişti).
-
54:29
Kamer: 29
Derken (dönek hainler su nöbetinin tamamı kendilerine kalsın diye deve kasabı olan) arkadaşlarını çağırdılar, o da bıçağını kapıp 'hayvanı (mucize olarak kayadan çıkan deveyi) ayağından biçip yere devirdi' (böylece hepsi helaket ve felaketi hak etmişlerdi).
-
54:30
Kamer: 30
Şu halde Benim azabım ve uyarmam nasılmış (gördüler ve inkârdan döndüler mi)?
-
54:31
Kamer: 31
Çünkü Biz onların üzerine (sadece kahredici) bir tek çığlık gönderdik. Böylece onlar, ağıldaki çalı-çırpı olan kuru ot kırıntıları gibi oluvermişlerdi.
-
69:4
Hâkka: 4
(Bunların kavranması için hatırlat ki:) Semud ve Ad (toplumları), Karia’yı (yürekleri kavuracak ve kapılarını çalacak olayı) yalan sayıvermişlerdi.
-
69:5
Hâkka: 5
Bu nedenle Semud (halkı) korkunç bir sesle helak edildi.
-
85:17
Bürûc: 17
(Ey Nebim, şu kuvvetlerine güvenip sonra Allah tarafından kahredilip helak olan) Orduların haberi (tarafımızdan) Sana geldi mi? (Görevin ümmetine anlatmaktır.)
-
85:18
Bürûc: 18
(Hani şu) Firavun ve Semud (ordularının, ki nasıl bir akıbete uğramışlardı? Ve kâfirler-zalimler bugün de aynı hezimetten kurtulamayacaklardır.)
-
89:9
Fecr: 9
Ve (yine) vadilerde kayaları oyup yontarak (sağlam meskenler kuran) Semud'a?
-
91:11
Şems: 11
(Hatırlayınız ki) Semud (halkı) azgınlığı dolayısıyla (Hakkı) yalanlamıştı;
-
91:12
Şems: 12
Onların en 'azgın eşkıyaları' (zorbalık ve küstahlıkla) ayaklanıp ortaya atılmıştı.
-
91:13
Şems: 13
Allah'ın elçisi onları: "Allah'ın (deneme için size gönderdiği) devesine ve onun su içme-nöbetine dikkat edin" diye (uyarmıştı.)
-
91:14
Şems: 14
Fakat (yine de) onu yalanlamış, deveyi yere yıkıp (boğazlamışlardı). Rableri de günahları (inkâr ve isyanları) dolayısıyla 'onları yerle bir etmiş, kırıp geçirmiş'; orasını da dümdüz edip (helake uğratmıştı).
-
91:15
Şems: 15
(Allah, asla) Bunun (gibi intikamlarının) sonucundan korkmazdı (ve hiçbir güç O’nu durduramazdı.)
-
7:73
A'raf: 73
وَاِلٰى ثَمُودَ اَخَاهُمْ صَالِحًاۢ قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ قَدْ جَٓاءَتْكُمْ بَيِّنَةٌ مِنْ رَبِّكُمْۜ هٰذِهٖ نَاقَةُ اللّٰهِ لَكُمْ اٰيَةً فَذَرُوهَا تَأْكُلْ فٖٓي اَرْضِ اللّٰهِ وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُٓوءٍ فَيَأْخُذَكُمْ عَذَابٌ اَلٖيمٌ
Semud (toplumuna da) kardeşleri Salih'i (gönderdik. Salih onlara): "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. (Bakın) Gerçekten size Rabbinizden (mucize olarak kayalardan çıkardığı) apaçık bir belge (bürhan-delil) gelmiştir: Allah'ın bu dişi devesi size açık bir belgedir; onu salıverin de Allah'ın Arz’ında otlasın, ona bir kötülükle dokunmayın, sonra sizi acı bir azap yakalar (sakın nefsinize ve şeytani heveslerinize kapılmayın)" diye (uyarmıştı).
-
7:74
A'raf: 74
وَاذْكُرُٓوا اِذْ جَعَلَكُمْ خُلَفَٓاءَ مِنْ بَعْدِ عَادٍ وَبَوَّاَكُمْ فِي الْاَرْضِ تَتَّخِذُونَ مِنْ سُهُولِهَا قُصُورًا وَتَنْحِتُونَ الْجِبَالَ بُيُوتًاۚ فَاذْكُرُٓوا اٰلَٓاءَ اللّٰهِ وَلَا تَعْثَوْا فِي الْاَرْضِ مُفْسِدٖينَ
(Salih ayrıca kavmine dedi ki:) “Ad (kavminden) sonra Allah'ın sizi halifeler (ülkenizde Hakk namına yetkili yöneticiler) kıldığını ve sizi yeryüzünde (Şam-Medine arası HİCR bölgesinde) yerleştirip barındırdığını hatırlayın. Ki onun (yurdunuzun) düzlüklerinde köşkler kuruyor, dağlarında evler yontuyordunuz. Şu halde Allah’ın nimetlerini zikredip anın, yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın.” (Veya Allah’ın gazabına hazırlanın!..)
-
7:75
A'raf: 75
قَالَ الْمَلَاُ الَّذٖينَ اسْتَكْبَرُوا مِنْ قَوْمِهٖ لِلَّذٖينَ اسْتُضْعِفُوا لِمَنْ اٰمَنَ مِنْهُمْ اَتَعْلَمُونَ اَنَّ صَالِحًا مُرْسَلٌ مِنْ رَبِّهٖۜ قَالُٓوا اِنَّا بِمَٓا اُرْسِلَ بِهٖ مُؤْمِنُونَ
Kavminin önde gelenlerinden büyüklük taslayanlar (müstekbirler), içlerinden iman edip de kendilerince zayıf sayılanlara (müstaz'aflara alay kasıtlı): "Salih'in gerçekten Rabbi tarafından gönderildiğini (kesinlikle) biliyor musunuz?" diye (sormuşlardı.) Onlar ise: "Biz gerçekten (onun kendisine de) onunla gönderilene (İlahi hüküm ve haberlere) de inananlarız" diye (yanıtlamışlardı).
-
7:76
A'raf: 76
قَالَ الَّذٖينَ اسْتَكْبَرُٓوا اِنَّا بِالَّذٖٓي اٰمَنْتُمْ بِهٖ كَافِرُونَ
Büyüklük taslayanlar (müstekbirler de): “Biz de, sizin inandığınızı asla tanımayanlarız (ve Allah’ın emrini takmayanlarız!?)” deyip (azgınlaşmışlardı).
-
7:77
A'raf: 77
فَعَقَرُوا النَّاقَةَ وَعَتَوْا عَنْ اَمْرِ رَبِّهِمْ وَقَالُوا يَا صَالِحُ ائْتِنَا بِمَا تَعِدُنَٓا اِنْ كُنْتَ مِنَ الْمُرْسَلٖينَ
Böylelikle (kendi istekleriyle mucize eseri ortaya çıkarılan o) dişi deveyi boğazlayıp öldürdüler ve Rablerinin emrine karşı çıkıp (Salih'e de): "Ey Salih! Eğer gerçekten gönderilen (peygamber)lerden isen, va’ad ettiğin şeyi (haydi) getir bakalım" demeye (kalkışmışlardı).
-
7:78
A'raf: 78
فَاَخَذَتْهُمُ الرَّجْفَةُ فَاَصْبَحُوا فٖي دَارِهِمْ جَاثِمٖينَ
Allah (bu haksızlıkları ve ahlâksızlıkları) üzerine onları şiddetli bir sarsıntı ile tutup (azapla) yakalamış da, (böylece) yurtlarında diz üstü çöken (ve ezilip helak edilen) kimseler olup kalmışlardı.
-
7:79
A'raf: 79
فَتَوَلّٰى عَنْهُمْ وَقَالَ يَا قَوْمِ لَقَدْ اَبْلَغْتُكُمْ رِسَالَةَ رَبّٖي وَنَصَحْتُ لَكُمْ وَلٰكِنْ لَا تُحِبُّونَ النَّاصِحٖينَ
O da onlardan yüz çevirdi ve (Hz. Salih şöyle) dedi: "Ey kavmim! Andolsun size Rabbimin risaletini tebliğ ettim ve size öğüt verdim. Ama siz, öğüt verenleri sevmiyorsunuz (ve işte belanızı buldunuz)!"
-
9:70
Tevbe: 70
اَلَمْ يَأْتِهِمْ نَبَاُ الَّذٖينَ مِنْ قَبْلِهِمْ قَوْمِ نُوحٍ وَعَادٍ وَثَمُودَ وَقَوْمِ اِبْرٰهٖيمَ وَاَصْحَابِ مَدْيَنَ وَالْمُؤْتَفِكَاتِۜ اَتَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِۚ فَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيَظْلِمَهُمْ وَلٰكِنْ كَانُٓوا اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ
Onlara (inkârcılara ve münafıklara), kendilerinden öncekilerin; Nuh, Ad, Semud kavminin, İbrahim kavminin, Medyen ahalisinin ve yerle bir olan (diğer) şehirlerin haberi gelmedi mi? (Oysa) Onlara resulleri apaçık deliller getirmişlerdi (de buna rağmen itiraz ve inkâr etmişlerdi). Demek ki Allah, onlara zulmedici değildi, ama onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı.
-
11:61
Hud: 61
وَاِلٰى ثَمُودَ اَخَاهُمْ صَالِحًاۢ قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ هُوَ اَنْشَاَكُمْ مِنَ الْاَرْضِ وَاسْتَعْمَرَكُمْ فٖيهَا فَاسْتَغْفِرُوهُ ثُمَّ تُوبُٓوا اِلَيْهِۜ اِنَّ رَبّٖي قَرٖيبٌ مُجٖيبٌ
Semud (halkına da) kardeşleri Salih'i (gönderdik). Dedi ki: “Ey kavmim, Allah'a ibadet edin, sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. O sizi yerden (topraktan) yarattı ve orada ömür geçirenler ve dünyayı imar edenler kıldı. Öyleyse O'ndan bağışlanma dileyin, sonra O'na tevbe edin. Şüphesiz benim Rabbim, (kullarına ve tüm yarattıklarına en) Yakın olandır, (duaları) Kabul edendir.”
-
11:62
Hud: 62
قَالُوا يَا صَالِحُ قَدْ كُنْتَ فٖينَا مَرْجُوًّا قَبْلَ هٰذَٓا اَتَنْهٰينَٓا اَنْ نَعْبُدَ مَا يَعْبُدُ اٰبَٓاؤُ۬نَا وَاِنَّنَا لَفٖي شَكٍّ مِمَّا تَدْعُونَٓا اِلَيْهِ مُرٖيبٍ
(Bunun üzerine, yine peygambere) Dediler ki: “Ey Salih! Sen (böyle davalara ve iddialara kalkışmadan, tabularımıza ve tağutlarımıza karışmadan) önce; aramızda, kendisinden (hayır ve hizmet) umulan (ve saygı duyulan) birisiydin. (Şimdi) Atalarımızın taptıklarına kulluk yapmaktan (uyageldikleri ve o şekilde ibadet ettikleri din anlayışından ve alışageldiğimiz bu hayat tarzından) sen bizi vazgeçirip engelleyecek misin? Doğrusu bizi davet ettiğin şeyden (adil ve asil bir sistemin gerçekleşebilmesinden; Allah'ın dininin, bugünkü düzenden daha çok huzur ve refah vereceğinden) kuşku verici bir tereddüt içindeyiz.”
-
11:63
Hud: 63
قَالَ يَا قَوْمِ اَرَاَيْتُمْ اِنْ كُنْتُ عَلٰى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبّٖي وَاٰتٰينٖي مِنْهُ رَحْمَةً فَمَنْ يَنْصُرُنٖي مِنَ اللّٰهِ اِنْ عَصَيْتُهُ فَمَا تَزٖيدُونَنٖي غَيْرَ تَخْسٖيرٍ
(Hz. Salih) Dedi ki: "Ey kavmim, görüşünüz nedir söyler misiniz? Eğer ben Rabbimden apaçık bir belge üzerindeysem ve bana tarafından bir rahmet vermişse, bu durumda O'na isyan edecek olursam Allah'a karşı bana kim yardım edecektir? Şu halde siz benim (zaman) kaybımı (ve sevabımı) artırmaktan (geçici bir zahmet ve üzüntü içine sokmaktan) başka bana (hiçbir zarar) ulaştıramazsınız.”
-
11:64
Hud: 64
وَيَا قَوْمِ هٰذِهٖ نَاقَةُ اللّٰهِ لَكُمْ اٰيَةً فَذَرُوهَا تَأْكُلْ فٖٓي اَرْضِ اللّٰهِ وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُٓوءٍ فَيَأْخُذَكُمْ عَذَابٌ قَرٖيبٌ
"Ey kavmim, işte bu, size bir ayet (mucize) olarak Allah'ın (kayadan çıkarıverdiği) dişi devesidir; onu serbest bırakın, (ki) Allah'ın arazisinde yesin (içsin dolaşsın). Ona kötülük (vermek niyetiy)le sakın dokunmayın. Yoksa sizi yakın bir azap sarıp kuşatacaktır."
-
11:65
Hud: 65
فَعَقَرُوهَا فَقَالَ تَمَتَّعُوا فٖي دَارِكُمْ ثَلٰثَةَ اَيَّامٍۜ ذٰلِكَ وَعْدٌ غَيْرُ مَكْذُوبٍ
(Buna rağmen) Onu (deveyi) boğazlayıp öldürdüler. (Salih onlara) Dedi ki: “(Şimdilik) Yurdunuzda (ve hâkimiyet konumunuzda) üç gün (kadar, bir müddet) daha yararlanın (ama acı ve alçaltıcı sonunuz gelmiştir.) Bu asla yalanlanamayacak bir va’addir (ve intikam vakti yaklaşmıştır.)”
-
11:66
Hud: 66
فَلَمَّا جَٓاءَ اَمْرُنَا نَجَّيْنَا صَالِحًا وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا مَعَهُ بِرَحْمَةٍ مِنَّا وَمِنْ خِزْيِ يَوْمِئِذٍۜ اِنَّ رَبَّكَ هُوَ الْقَوِيُّ الْعَزٖيزُ
Vaktâki emrimiz (ve takdirimiz) gelip çatınca, tarafımızdan bir rahmetle Salih'i ve onunla birlikte iman edenleri, o günün aşağılatıcı azabından kurtardık. Doğrusu senin Rabbin, Güçlü olandır, Azîz olandır.
-
11:67
Hud: 67
وَاَخَذَ الَّذٖينَ ظَلَمُوا الصَّيْحَةُ فَاَصْبَحُوا فٖي دِيَارِهِمْ جَاثِمٖينَۙ
O zulmedenleri ise (korkunç gök gürültüsü gibi) dayanılmaz bir çığlık yakalayıvermişti de kendi yurtlarında diz üstü çökmüş olarak sabahlamışlardı.
-
11:68
Hud: 68
كَاَنْ لَمْ يَغْنَوْا فٖيهَاۜ اَلَٓا اِنَّ ثَمُودَا۬ كَفَرُوا رَبَّهُمْۜ اَلَا بُعْدًا لِثَمُودَ۟
Sanki orada hiç refah içinde yaşamamışlar gibi (helak olmuşlardı). Haberiniz olsun; Semud (halkı) da gerçekten Rablerine (karşı nankörlük ve) inkâr etmişler (ve azıtmışlardı). Şunu bilin ki; (sonunda) Semud (halkına Allah'ın rahmetinden) uzaklık (verilmiş ve O'nun kahrına uğramışlardı).
-
11:89
Hud: 89
وَيَا قَوْمِ لَا يَجْرِمَنَّكُمْ شِقَاقٖٓي اَنْ يُصٖيبَكُمْ مِثْلُ مَٓا اَصَابَ قَوْمَ نُوحٍ اَوْ قَوْمَ هُودٍ اَوْ قَوْمَ صَالِحٍۜ وَمَا قَوْمُ لُوطٍ مِنْكُمْ بِبَعٖيدٍ
(Ey Nebim! Müşriklere de ki:) “Ey kavmim, Bana karşı gelişiniz (ve Allah'ın hükümlerini çiğnemeniz), sakın Nuh kavminin ya da Hud kavminin veya Salih kavminin (ve zalim yönetimlerinin) başlarına gelenlerin bir benzerini size de isabet ettirmesin! Üstelik (sapık) Lut kavmi sizden (zaman, mekân ve ahlâk yönünden) pek uzak değildir.” (Şam’a giderken yolunuz üzerindedir.)
-
11:95
Hud: 95
كَاَنْ لَمْ يَغْنَوْا فٖيهَاۜ اَلَا بُعْدًا لِمَدْيَنَ كَمَا بَعِدَتْ ثَمُودُ۟
Sanki orada hiç refah içinde yaşamamışlar gibi (helak olmuşlardı). Haberiniz olsun; Semud (halkına) nasıl bir uzaklık verildiyse Medyen (halkına da Allah'ın rahmetinden öyle) bir uzaklık (verilmiş ve kahra uğramışlardı).
-
14:9
İbrahim: 9
اَلَمْ يَأْتِكُمْ نَبَؤُ۬ا الَّذٖينَ مِنْ قَبْلِكُمْ قَوْمِ نُوحٍ وَعَادٍ وَثَمُودَۜۛ وَالَّذٖينَ مِنْ بَعْدِهِمْۜۛ لَا يَعْلَمُهُمْ اِلَّا اللّٰهُۜ جَٓاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَرَدُّٓوا اَيْدِيَهُمْ فٖٓي اَفْوَاهِهِمْ وَقَالُٓوا اِنَّا كَفَرْنَا بِمَٓا اُرْسِلْتُمْ بِهٖ وَاِنَّا لَفٖي شَكٍّ مِمَّا تَدْعُونَنَٓا اِلَيْهِ مُرٖيبٍ
Sizden öncekilerin, Nuh kavminin, Ad ve Semud ile onlardan sonra gelenlerin haberi size ulaşmadı mı? Ki onları (sayılarını ve yaşayışlarını) Allah'tan başkası bilmez. Elçileri onlara apaçık delillerle geldiklerinde, ellerini ağızlarına götürüp (öfkelerinden parmaklarını ısırarak) dediler ki: "Biz sizin kendisiyle gönderildiğiniz şeyleri (İlahi hüküm ve haberleri kesinlikle) inkâr ediyoruz ve bizi kendisine çağırdığınız şeyden (İlahi Dinden) de gerçekten kuşku verici bir tereddüt içindeyiz."
-
17:59
İsrâ: 59
وَمَا مَنَعَنَٓا اَنْ نُرْسِلَ بِالْاٰيَاتِ اِلَّٓا اَنْ كَذَّبَ بِهَا الْاَوَّلُونَۜ وَاٰتَيْنَا ثَمُودَ النَّاقَةَ مُبْصِرَةً فَظَلَمُوا بِهَاۜ وَمَا نُرْسِلُ بِالْاٰيَاتِ اِلَّا تَخْوٖيفًا
Bizi (müşrik ve münafıkların her istedikleri) ayet (ve mucize)leri göndermekten alıkoyan şey; (daha) öncekilerin (yaptığı gibi) onu yalanlamalarından (kendilerinin de inkâr ve isyana kalkışıp daha büyük belalara uğramalarından) başka bir şey değildir. (Hani Hz. Salih’in kavmi) Semud'a dişi deveyi gözle görünür (açık bir mucize) olarak gönderdik, fakat onlar bununla (onu boğazlamakla) zulmetmişlerdi. Oysa Biz ayetleri (mucizeleri) ancak (gafil ve cahil takımını) korkutmak (uyarıp uyandırmak) için göndeririz.
-
22:42
Hacc: 42
وَاِنْ يُكَذِّبُوكَ فَقَدْ كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَعَادٌ وَثَمُودُۙ
(Ey Resulüm!) Eğer Seni yalanlıyorlarsa (üzülme ve sonlarını gözle. Zira), onlardan önceki Nuh, Ad, Semud kavmi de (elçilerini) yalanlamışlardı.
-
25:38
Furkan: 38
وَعَادًا وَثَمُودَا۬ وَاَصْحَابَ الرَّسِّ وَقُرُونًا بَيْنَ ذٰلِكَ كَثٖيرًا
(Geçmiş kavimlerden) Ad'ı, Semud'u, Ress halkını ve bunlar arasında birçok nesilleri (de aynı akıbete uğrattık). [Not: Ress halkı; Hicaz Yemen arasındaki Yemâme civarında veya başka bir coğrafyada yaşamış, bir kuyu etrafındaki azgın topluluk.]
-
26:141
Şuarâ: 141
كَذَّبَتْ ثَمُودُ الْمُرْسَلٖينَۚ
Semud (kavmi) de, gönderilen (elçi)leri yalanlayıvermişti.
-
26:142
Şuarâ: 142
اِذْ قَالَ لَهُمْ اَخُوهُمْ صَالِحٌ اَلَا تَتَّقُونَۚ
Hani kardeşleri Salih onlara: (Allah’ı inkârdan ve isyandan dolayı) "Korkup sakınmaz mısınız?" demişti.
-
26:143
Şuarâ: 143
اِنّٖي لَكُمْ رَسُولٌ اَمٖينٌۙ
"Gerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim."
-
26:144
Şuarâ: 144
فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَطٖيعُونِۚ
"Artık Allah'tan korkup (itiraz ve ifsattan) sakının ve bana itaat edin."
-
26:145
Şuarâ: 145
وَمَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍۚ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلٰى رَبِّ الْعَالَمٖينَۜ
"Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbine aittir” (diye nasihat etmişti);
-
26:146
Şuarâ: 146
اَتُتْرَكُونَ فٖي مَا هٰهُنَٓا اٰمِنٖينَۙ
(Bu inkâr ve isyanınızla beraber) "Siz burada güvenlik (ve esenlik) içinde bırakılacağınızı mı (sanıyorsunuz?)"
-
26:147
Şuarâ: 147
فٖي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍۙ
"(Böyle) Bahçelerin, pınarların içinde(ki bu gaflet ortamında),"
-
26:148
Şuarâ: 148
وَزُرُوعٍ وَنَخْلٍ طَلْعُهَا هَضٖيمٌۚ
"Ekinler ve yumuşak tomurcuklu göz alıcı hurmalıklar arasında?"
-
26:149
Şuarâ: 149
وَتَنْحِتُونَ مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتًا فَارِهٖينَۚ
"Dağlardan ustalıkla yonttuğunuz ferah konaklar (içinde Allah’ın gazabından kurtulacağınızı mı zannediyorsunuz?)"
-
26:150
Şuarâ: 150
فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَطٖيعُونِۚ
"Artık Allah'tan korkup (her türlü ifsat ve isyandan) sakının ve bana itaat edin."
-
26:151
Şuarâ: 151
وَلَا تُطٖيعُٓوا اَمْرَ الْمُسْرِفٖينَۙ
“Ve ölçüsüz (şımarık ve aşırı) davranıp (zamanını, imkânlarını ve fırsatlarını israf eden gafil yöneticilerin) emrine itaat etmeyin.”
-
26:152
Şuarâ: 152
اَلَّذٖينَ يُفْسِدُونَ فِي الْاَرْضِ وَلَا يُصْلِحُونَ
“Ki onlar yeryüzünde fesatçılık (bozgunculuk) peşindedirler, ıslaha çalışıp dirlik ve düzen kurma (gayesi ve gayreti) gütmeyenlerdir.”
-
26:153
Şuarâ: 153
قَالُٓوا اِنَّمَٓا اَنْتَ مِنَ الْمُسَحَّرٖينَۚ
Dediler ki: "Sen (olsa olsa) ancak büyülenmişlerdensin."
-
26:154
Şuarâ: 154
مَٓا اَنْتَ اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُنَاۚ فَأْتِ بِاٰيَةٍ اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقٖينَ
"Sen sadece bizim benzerimiz olan bir insandan başkası değilsin; eğer doğru söylüyor isen, bu durumda bir ayet (mucize) getir-görelim."
-
26:155
Şuarâ: 155
قَالَ هٰذِهٖ نَاقَةٌ لَهَا شِرْبٌ وَلَكُمْ شِرْبُ يَوْمٍ مَعْلُومٍۚ
(Hz. Salih:) “İşte, (mucize, hepinizin gözleri önünde, Allah’ın bir kayadan çıkardığı) şu dişi devedir; (madem siz istediniz, zaten ancak size yeten) su içme hakkı (bir gün) onun, belli bir günün su içme hakkı da sizindir” dedi.
-
26:156
Şuarâ: 156
وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُٓوءٍ فَيَأْخُذَكُمْ عَذَابُ يَوْمٍ عَظٖيمٍ
(Şimdi sakın zaten kıt akan suyunuza ortak olduğu için) “Ona bir kötülükle dokunmayın, sonra büyük bir günün azabı sizi yakalayıverir.”
-
26:157
Şuarâ: 157
فَعَقَرُوهَا فَاَصْبَحُوا نَادِمٖينَۙ
(Buna rağmen) Sonunda onu (mucize deveyi yine de tutup) kestiler, ancak (hemen ardından onları) pişmanlık kaplamıştı.
-
26:158
Şuarâ: 158
فَاَخَذَهُمُ الْعَذَابُۜ اِنَّ فٖي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنٖينَ
(Ama artık iş işten çoktan geçmişti) Böylece azap onları yakaladı. Gerçekten bunda bir ayet vardır, ama (insanların) onların çoğu iman edenlerden olmayacaklardır.
-
26:159
Şuarâ: 159
وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزٖيزُ الرَّحٖيمُ۟
Ve şüphesiz Senin Rabbin, Güçlü ve Üstün olandır, Esirgeyip Bağışlayandır.
-
27:45
Neml: 45
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَٓا اِلٰى ثَمُودَ اَخَاهُمْ صَالِحًا اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ فَاِذَا هُمْ فَرٖيقَانِ يَخْتَصِمُونَ
Andolsun, Biz (Şam-Medine arasında ve Kızıldeniz civarındaki) Semud (kavmine) kardeşleri Salih’i: “Yalnızca Allah’a kulluk edin” demek üzere gönderdik. Derken bir de ne görsün, onlar (haset ve fesat yüzünden) birbirlerine düşman kesilmiş iki taifeydi.
-
27:46
Neml: 46
قَالَ يَا قَوْمِ لِمَ تَسْتَعْجِلُونَ بِالسَّيِّئَةِ قَبْلَ الْحَسَنَةِۚ لَوْلَا تَسْتَغْفِرُونَ اللّٰهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ
(Hz. Salih:) “Ey kavmim! Neden iyilikten önce kötülük konusunda acele ediyorsunuz? (Düşmanca hırsları ve hınçları bırakıp) Allah’tan bağışlanma dilemeniz gerekmez mi? Umulur ki (rahmet olunup) esirgenirsiniz” demişti.
-
27:47
Neml: 47
قَالُوا اطَّيَّرْنَا بِكَ وَبِمَنْ مَعَكَۜ قَالَ طَٓائِرُكُمْ عِنْدَ اللّٰهِ بَلْ اَنْتُمْ قَوْمٌ تُفْتَنُونَ
Dediler ki: “Senin ve seninle birlikte olanlar yüzünden uğursuzluğa uğradık.” (Hz. Salih) Dedi ki: “(Hayır,) Sizin uğursuzluğunuz Allah katında (yazılı)dır. (Başınıza gelenlere kendi küfür ve kötülükleriniz yol açmıştır.) Aslında, siz denenmekte (başınıza gelenlerle imtihana çekilmekte) olan bir kavimsiniz.”
-
27:48
Neml: 48
وَكَانَ فِي الْمَدٖينَةِ تِسْعَةُ رَهْطٍ يُفْسِدُونَ فِي الْاَرْضِ وَلَا يُصْلِحُونَ
O şehirde (Medine’de ve her Medeniyette ve Memlekette) DOKUZ'LU BİR ÇETE (halkı ezmek ve zulüm düzenini sürdürmek üzere fikren ve fiilen işbirliği yapan dokuz ayrı şebeke) vardı, ki onlar yeryüzünde (ve ülkelerinde fesat) bozgunculuk çıkarıyorlar (dirlik-düzen bırakmıyorlardı), ıslah (ve iyilik) tarafına ise hiç yanaşmıyorlardı.
-
27:49
Neml: 49
قَالُوا تَقَاسَمُوا بِاللّٰهِ لَنُبَيِّتَنَّهُ وَاَهْلَهُ ثُمَّ لَنَقُولَنَّ لِوَلِيِّهٖ مَا شَهِدْنَا مَهْلِكَ اَهْلِهٖ وَاِنَّا لَصَادِقُونَ
(Bu zulüm ve hıyanet ekibi, kendi aralarında toplanıp) Allah adına yemin ederek dediler ki: “Bir gece (ansızın) mutlaka ona ve ailesine baskın düzenleyelim (ve hepsinin işini bitirelim). Sonra da sahiplerine (aşiretine, ‘Salih ve) ailesinin yok edilişinden hiç haberimiz yok (olup bitenleri asla görmedik!) Bizler, gerçekten doğruyu söyleyenlerdeniz’ (diyerek onları aldatalım ve bunlardan kurtulalım)!”
-
27:50
Neml: 50
وَمَكَرُوا مَكْرًا وَمَكَرْنَا مَكْرًا وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ
Böylece onlar (Müslümanlara ve mazlumlara karşı) bir tuzak (hileli bir düzen) kurdular. Biz de, farkında olmadıkları bir tuzak kurup (onların planlarını altüst ettik ve bu tuzaklarını onların başına geçirdik.)
-
27:51
Neml: 51
فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ مَكْرِهِمْۙ اَنَّا دَمَّرْنَاهُمْ وَقَوْمَهُمْ اَجْمَعٖينَ
Artık Sen bak gör ki, bu hile ve hıyanet düzenlerinin (şeytani rejimlerinin ve zulümlerinin) sonu nasıl oldu. (Ki) Biz onları ve kavimlerini toptan mahvettik.
-
27:52
Neml: 52
فَتِلْكَ بُيُوتُهُمْ خَاوِيَةً بِمَا ظَلَمُواۜ اِنَّ فٖي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ
İşte (şu harabeler), zulümleri yüzünden başlarına çökmüş evleri (ve şehirleridir). Şüphesiz (düşünüp gerçeği) bilen bir kavim için bunda büyük ayetler-dersler vardır.
-
27:53
Neml: 53
وَاَنْجَيْنَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَكَانُوا يَتَّقُونَ
(Bunları düşünüp anlayanlar için, bir ibret ve hikmet levhası olarak bıraktık.) İman edenleri ve kötülükten sakınan kimseleri ise kurtardık. (Yani; Semud ve Hz. Salih kavminden inananları, küfür ve kötülükten kaçınanları selamete çıkardık.)
-
29:38
Ankebut: 38
وَعَادًا وَثَمُودَا۬ وَقَدْ تَبَيَّنَ لَكُمْ مِنْ مَسَاكِنِهِمْ۠ وَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ اَعْمَالَهُمْ فَصَدَّهُمْ عَنِ السَّبٖيلِ وَكَانُوا مُسْتَبْصِرٖينَۙ
(Azgınlaşan kavimler olan ve Yemen civarında yaşayan) Ad'ı ve (Hicaz-Sina arasındaki) Semud'u (buralarda yaşayan azgın toplumu) da (yıkıma uğrattık). Gerçek şu ki, kendi oturdukları yerlerden (geriye kalan çöküntülerden) size (durumları hâlâ) belli olmaktadır. Kendi yaptıklarını şeytan onlara süsleyip-çekici kılmıştı da, böylece onları (Hakk) yoldan alıkoyup (saptırmıştı). Oysa onlar görebilen (gerçeği bildiği halde inkâr eden ve açıkgöz geçinen) kimselerdi. (Buna rağmen nefislerine uyup yoldan çıktılar.)
-
38:13
Sâd: 13
وَثَمُودُ وَقَوْمُ لُوطٍ وَاَصْحَابُ لْـَٔيْكَةِۜ اُو۬لٰٓئِكَ الْاَحْزَابُ
Semud, Lut kavmi ile Eyke halkı da (elçilerin davetine aldırmamıştı). İşte bunlar da (Rablerine ve resullerine karşı birleşip güç toplayan bâtıl partiler ve) fırkalardı.
-
38:14
Sâd: 14
اِنْ كُلٌّ اِلَّا كَذَّبَ الرُّسُلَ فَحَقَّ عِقَابِ۟
Hepsi de elçileri yalanlamış (ve Hakk’tan ayrılmışlardı), böylece azapla (cezala)ndırmam (onlara) haktı (bunlar gazabıma müstahaktı).
-
40:30
Mü'min: 30
وَقَالَ الَّذٖٓي اٰمَنَ يَا قَوْمِ اِنّٖٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ مِثْلَ يَوْمِ الْاَحْزَابِۙ
(Firavun etbaından olup gizlice) İman eden (o adam) dedi ki: "Ey kavmim, ben o (geçmişte azıp sapıtmış olan) fırkaların (azap) gününe benzer (bir günün felaketine uğrarsınız) diye korkmaktayım (ve bu nedenle sizi uyarmaktayım)."
-
40:31
Mü'min: 31
مِثْلَ دَأْبِ قَوْمِ نُوحٍ وَعَادٍ وَثَمُودَ وَالَّذٖينَ مِنْ بَعْدِهِمْۜ وَمَا اللّٰهُ يُرٖيدُ ظُلْمًا لِلْعِبَادِ
"Nuh kavminin, Ad, Semud ve onlardan sonra gelenlerin durumuna benzer (bir günden sakının). Allah, kullar için zulüm istemez. (Siz Musa’nın İlahi davetine kulak asın.)"
-
41:13
Fussilet: 13
فَاِنْ اَعْرَضُوا فَقُلْ اَنْذَرْتُكُمْ صَاعِقَةً مِثْلَ صَاعِقَةِ عَادٍ وَثَمُودَۜ
(Ey Resulüm!) Bu durumda eğer onlar (hâlâ imandan ve İslam’dan) yüz çevirirlerse, de ki: "Ben sizi, Ad ve Semud (kavimlerinin helakine yol açan) yıldırımına benzer bir yıldırımla (Allah’ın kahrına uğrarsınız diye) uyardım (artık siz bilirsiniz.)"
-
41:14
Fussilet: 14
اِذْ جَٓاءَتْهُمُ الرُّسُلُ مِنْ بَيْنِ اَيْدٖيهِمْ وَمِنْ خَلْفِهِمْ اَلَّا تَعْبُدُٓوا اِلَّا اللّٰهَۜ قَالُوا لَوْ شَٓاءَ رَبُّنَا لَاَنْزَلَ مَلٰٓئِكَةً فَاِنَّا بِمَٓا اُرْسِلْتُمْ بِهٖ كَافِرُونَ
Onlara; "Yalnız (ve katıksız olarak sadece) Allah'a kulluk edin" (ibadet ve dilek kastıyla O’ndan başkasına yönelmeyin!) diye, önlerinden ve arkalarından elçiler gelip, (her yönden ve her vesileyle gerçekleri kendilerine bildirince) demişlerdi ki: "Eğer dileseydi, (mecburen iman etmemiz için) Rabbimiz (sizin yerinize peygamber olarak) melekler indirirdi. Bundan dolayı biz, sizin kendisiyle gönderildiğiniz şeyi inkâr edicileriz.”
-
41:17
Fussilet: 17
وَاَمَّا ثَمُودُ فَهَدَيْنَاهُمْ فَاسْتَحَبُّوا الْعَمٰى عَلَى الْهُدٰى فَاَخَذَتْهُمْ صَاعِقَةُ الْعَذَابِ الْهُونِ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَۚ
Semud kavmine de Hakk yolunu gösterip (uyardık). Fakat onlar körlüğü hidayete (kötülüğü iyiliğe) tercih ettiler (bile bile isyana ve inkâra yöneldiler). Böylece kazandıkları şeyler yüzünden alçaltıcı azabın yıldırımı onları da yakalamıştı.
-
41:18
Fussilet: 18
وَنَجَّيْنَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَكَانُوا يَتَّقُونَ۟
İman edenleri (ve gereğini yapanları, küfür ve kötülükten) sakınmakta olanları ise kurtardık.
-
50:12
Kaf: 12
كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَاَصْحَابُ الرَّسِّ وَثَمُودُۙ
Onlardan önce Nuh kavmi, Ress halkı ve Semud (kavmi) de (elçilerini) yalanlamışlardı.
-
51:43
Zâriyât: 43
وَفٖي ثَمُودَ اِذْ قٖيلَ لَهُمْ تَمَتَّعُوا حَتّٰى حٖينٍ
Semud (kavmin)de de (ders alınacak şeyler vardır). Hani onlara: "Belli bir süreye kadar (dünya nimetlerinden) yararlanın (ve Rabbinizi unutmayın!)" deniyordu.
-
51:44
Zâriyât: 44
فَعَتَوْا عَنْ اَمْرِ رَبِّهِمْ فَاَخَذَتْهُمُ الصَّاعِقَةُ وَهُمْ يَنْظُرُونَ
Ancak (onlar) Rablerinin emrine başkaldırdılar; böylece (gaflet ve dalâlet içinde) bakıp-dururlarken, onları (korkunç bir) yıldırım çarpıp-yakalıyordu.
-
51:45
Zâriyât: 45
فَمَا اسْتَطَاعُوا مِنْ قِيَامٍ وَمَا كَانُوا مُنْتَصِرٖينَۙ
Artık (onlar) ne ayağa kalkmaya güç yetirebiliyor, ne de yardım bulabiliyordu.
-
53:50
Necm: 50
وَاَنَّهُٓ اَهْلَكَ عَادًاۨ الْاُو۫لٰىۙ
Doğrusu, önceden gelip geçen Ad (halkın)ı O yıkıma uğratmıştı.
-
53:51
Necm: 51
وَثَمُودَا۬ فَمَٓا اَبْقٰىۙ
Semud'u da (Allah kendi haline koymamıştı). Böylelikle (o zulmeden halklardan kimseyi cezasız) bırakmamıştı.
-
54:23
Kamer: 23
كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِالنُّذُرِ
Semud (kavmi) de (yapılan) uyarıları yalanlamıştı.
-
54:24
Kamer: 24
فَقَالُٓوا اَبَشَرًا مِنَّا وَاحِدًا نَتَّبِعُهُٓۙ اِنَّٓا اِذًا لَفٖي ضَلَالٍ وَسُعُرٍ
(Müşrikler:) "Bizden biri olan (sıradan) bir beşere mi uyacağız? Bu durumda gerçekten biz bir sapkınlık (dalâlet) ve çılgınlık (akıl bunaması) içinde kalmış oluruz” diyerek (Hz. Salih peygambere karşı çıkmışlardı).
-
54:25
Kamer: 25
ءَاُلْقِيَ الذِّكْرُ عَلَيْهِ مِنْ بَيْنِنَا بَلْ هُوَ كَذَّابٌ اَشِرٌ
“Zikir (Kur’ani ilim ve şeref, kala kala) içimizden ona mı bırakıldı? Zaten o çok yalan uyduran ve kendisini beğenmiş bir şımarıktır” (diyecek kadar küstahlaşmışlardı).
-
54:26
Kamer: 26
سَيَعْلَمُونَ غَدًا مَنِ الْكَذَّابُ الْاَشِرُ
Onlar, kimin çok yalan söyleyen ve kendini beğenen bir şımarık olduğunu, yarın (yakında) bilip-öğreneceklerdir.
-
54:27
Kamer: 27
اِنَّا مُرْسِلُوا النَّاقَةِ فِتْنَةً لَهُمْ فَارْتَقِبْهُمْ وَاصْطَبِرْۘ
Gerçek şu ki Biz, bir fitne (imtihan ve deneme konusu) olarak o dişi deveyi kendilerine göndereniz. Şu halde sen onları gözleyip-bekle ve sabret (ki yakında göreceklerdir).
-
54:28
Kamer: 28
وَنَبِّئْهُمْ اَنَّ الْمَٓاءَ قِسْمَةٌ بَيْنَهُمْۚ كُلُّ شِرْبٍ مُحْتَضَرٌ
"Ve onlara, (zaten kendilerine ancak yeten içilecek) suyun aralarında kesinlikle ve nöbetle pay edildiğini (ve artık mucize deveye de hisse verildiğini) haber ver. Su alış sırası (kiminse, onların) hepsi hazır bulunsun" (denilmişti).
-
54:29
Kamer: 29
فَنَادَوْا صَاحِبَهُمْ فَتَعَاطٰى فَعَقَرَ
Derken (dönek hainler su nöbetinin tamamı kendilerine kalsın diye deve kasabı olan) arkadaşlarını çağırdılar, o da bıçağını kapıp 'hayvanı (mucize olarak kayadan çıkan deveyi) ayağından biçip yere devirdi' (böylece hepsi helaket ve felaketi hak etmişlerdi).
-
54:30
Kamer: 30
فَكَيْفَ كَانَ عَذَابٖي وَنُذُرِ
Şu halde Benim azabım ve uyarmam nasılmış (gördüler ve inkârdan döndüler mi)?
-
54:31
Kamer: 31
اِنَّٓا اَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ صَيْحَةً وَاحِدَةً فَكَانُوا كَهَشٖيمِ الْمُحْتَظِرِ
Çünkü Biz onların üzerine (sadece kahredici) bir tek çığlık gönderdik. Böylece onlar, ağıldaki çalı-çırpı olan kuru ot kırıntıları gibi oluvermişlerdi.
-
69:4
Hâkka: 4
كَذَّبَتْ ثَمُودُ وَعَادٌ بِالْقَارِعَةِ
(Bunların kavranması için hatırlat ki:) Semud ve Ad (toplumları), Karia’yı (yürekleri kavuracak ve kapılarını çalacak olayı) yalan sayıvermişlerdi.
-
69:5
Hâkka: 5
فَاَمَّا ثَمُودُ فَاُهْلِكُوا بِالطَّاغِيَةِ
Bu nedenle Semud (halkı) korkunç bir sesle helak edildi.
-
85:17
Bürûc: 17
هَلْ اَتٰيكَ حَدٖيثُ الْجُنُودِۙ
(Ey Nebim, şu kuvvetlerine güvenip sonra Allah tarafından kahredilip helak olan) Orduların haberi (tarafımızdan) Sana geldi mi? (Görevin ümmetine anlatmaktır.)
-
85:18
Bürûc: 18
فِرْعَوْنَ وَثَمُودَۜ
(Hani şu) Firavun ve Semud (ordularının, ki nasıl bir akıbete uğramışlardı? Ve kâfirler-zalimler bugün de aynı hezimetten kurtulamayacaklardır.)
-
89:9
Fecr: 9
وَثَمُودَ الَّذٖينَ جَابُوا الصَّخْرَ بِالْوَادِۙۖ
Ve (yine) vadilerde kayaları oyup yontarak (sağlam meskenler kuran) Semud'a?
-
91:11
Şems: 11
كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِطَغْوٰيهَاۙۖ
(Hatırlayınız ki) Semud (halkı) azgınlığı dolayısıyla (Hakkı) yalanlamıştı;
-
91:12
Şems: 12
اِذِ انْبَعَثَ اَشْقٰيهَاۙۖ
Onların en 'azgın eşkıyaları' (zorbalık ve küstahlıkla) ayaklanıp ortaya atılmıştı.
-
91:13
Şems: 13
فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللّٰهِ نَاقَةَ اللّٰهِ وَسُقْيٰيهَا۠
Allah'ın elçisi onları: "Allah'ın (deneme için size gönderdiği) devesine ve onun su içme-nöbetine dikkat edin" diye (uyarmıştı.)
-
91:14
Şems: 14
فَكَذَّبُوهُ فَعَقَرُوهَاۙۖ فَدَمْدَمَ عَلَيْهِمْ رَبُّهُمْ بِذَنْبِهِمْ فَسَوّٰيهَاۙۖ
Fakat (yine de) onu yalanlamış, deveyi yere yıkıp (boğazlamışlardı). Rableri de günahları (inkâr ve isyanları) dolayısıyla 'onları yerle bir etmiş, kırıp geçirmiş'; orasını da dümdüz edip (helake uğratmıştı).
-
91:15
Şems: 15
وَلَا يَخَافُ عُقْبٰيهَا
(Allah, asla) Bunun (gibi intikamlarının) sonucundan korkmazdı (ve hiçbir güç O’nu durduramazdı.)
-
7:73
A'raf: 73
وَاِلٰى ثَمُودَ اَخَاهُمْ صَالِحًاۢ قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ قَدْ جَٓاءَتْكُمْ بَيِّنَةٌ مِنْ رَبِّكُمْۜ هٰذِهٖ نَاقَةُ اللّٰهِ لَكُمْ اٰيَةً فَذَرُوهَا تَأْكُلْ فٖٓي اَرْضِ اللّٰهِ وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُٓوءٍ فَيَأْخُذَكُمْ عَذَابٌ اَلٖيمٌ
-
7:74
A'raf: 74
وَاذْكُرُٓوا اِذْ جَعَلَكُمْ خُلَفَٓاءَ مِنْ بَعْدِ عَادٍ وَبَوَّاَكُمْ فِي الْاَرْضِ تَتَّخِذُونَ مِنْ سُهُولِهَا قُصُورًا وَتَنْحِتُونَ الْجِبَالَ بُيُوتًاۚ فَاذْكُرُٓوا اٰلَٓاءَ اللّٰهِ وَلَا تَعْثَوْا فِي الْاَرْضِ مُفْسِدٖينَ
-
7:75
A'raf: 75
قَالَ الْمَلَاُ الَّذٖينَ اسْتَكْبَرُوا مِنْ قَوْمِهٖ لِلَّذٖينَ اسْتُضْعِفُوا لِمَنْ اٰمَنَ مِنْهُمْ اَتَعْلَمُونَ اَنَّ صَالِحًا مُرْسَلٌ مِنْ رَبِّهٖۜ قَالُٓوا اِنَّا بِمَٓا اُرْسِلَ بِهٖ مُؤْمِنُونَ
-
7:76
A'raf: 76
قَالَ الَّذٖينَ اسْتَكْبَرُٓوا اِنَّا بِالَّذٖٓي اٰمَنْتُمْ بِهٖ كَافِرُونَ
-
7:77
A'raf: 77
فَعَقَرُوا النَّاقَةَ وَعَتَوْا عَنْ اَمْرِ رَبِّهِمْ وَقَالُوا يَا صَالِحُ ائْتِنَا بِمَا تَعِدُنَٓا اِنْ كُنْتَ مِنَ الْمُرْسَلٖينَ
-
7:78
A'raf: 78
فَاَخَذَتْهُمُ الرَّجْفَةُ فَاَصْبَحُوا فٖي دَارِهِمْ جَاثِمٖينَ
-
7:79
A'raf: 79
فَتَوَلّٰى عَنْهُمْ وَقَالَ يَا قَوْمِ لَقَدْ اَبْلَغْتُكُمْ رِسَالَةَ رَبّٖي وَنَصَحْتُ لَكُمْ وَلٰكِنْ لَا تُحِبُّونَ النَّاصِحٖينَ
-
9:70
Tevbe: 70
اَلَمْ يَأْتِهِمْ نَبَاُ الَّذٖينَ مِنْ قَبْلِهِمْ قَوْمِ نُوحٍ وَعَادٍ وَثَمُودَ وَقَوْمِ اِبْرٰهٖيمَ وَاَصْحَابِ مَدْيَنَ وَالْمُؤْتَفِكَاتِۜ اَتَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِۚ فَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيَظْلِمَهُمْ وَلٰكِنْ كَانُٓوا اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ
-
11:61
Hud: 61
وَاِلٰى ثَمُودَ اَخَاهُمْ صَالِحًاۢ قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ هُوَ اَنْشَاَكُمْ مِنَ الْاَرْضِ وَاسْتَعْمَرَكُمْ فٖيهَا فَاسْتَغْفِرُوهُ ثُمَّ تُوبُٓوا اِلَيْهِۜ اِنَّ رَبّٖي قَرٖيبٌ مُجٖيبٌ
-
11:62
Hud: 62
قَالُوا يَا صَالِحُ قَدْ كُنْتَ فٖينَا مَرْجُوًّا قَبْلَ هٰذَٓا اَتَنْهٰينَٓا اَنْ نَعْبُدَ مَا يَعْبُدُ اٰبَٓاؤُ۬نَا وَاِنَّنَا لَفٖي شَكٍّ مِمَّا تَدْعُونَٓا اِلَيْهِ مُرٖيبٍ
-
11:63
Hud: 63
قَالَ يَا قَوْمِ اَرَاَيْتُمْ اِنْ كُنْتُ عَلٰى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبّٖي وَاٰتٰينٖي مِنْهُ رَحْمَةً فَمَنْ يَنْصُرُنٖي مِنَ اللّٰهِ اِنْ عَصَيْتُهُ فَمَا تَزٖيدُونَنٖي غَيْرَ تَخْسٖيرٍ
-
11:64
Hud: 64
وَيَا قَوْمِ هٰذِهٖ نَاقَةُ اللّٰهِ لَكُمْ اٰيَةً فَذَرُوهَا تَأْكُلْ فٖٓي اَرْضِ اللّٰهِ وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُٓوءٍ فَيَأْخُذَكُمْ عَذَابٌ قَرٖيبٌ
-
11:65
Hud: 65
فَعَقَرُوهَا فَقَالَ تَمَتَّعُوا فٖي دَارِكُمْ ثَلٰثَةَ اَيَّامٍۜ ذٰلِكَ وَعْدٌ غَيْرُ مَكْذُوبٍ
-
11:66
Hud: 66
فَلَمَّا جَٓاءَ اَمْرُنَا نَجَّيْنَا صَالِحًا وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا مَعَهُ بِرَحْمَةٍ مِنَّا وَمِنْ خِزْيِ يَوْمِئِذٍۜ اِنَّ رَبَّكَ هُوَ الْقَوِيُّ الْعَزٖيزُ
-
11:67
Hud: 67
وَاَخَذَ الَّذٖينَ ظَلَمُوا الصَّيْحَةُ فَاَصْبَحُوا فٖي دِيَارِهِمْ جَاثِمٖينَۙ
-
11:68
Hud: 68
كَاَنْ لَمْ يَغْنَوْا فٖيهَاۜ اَلَٓا اِنَّ ثَمُودَا۬ كَفَرُوا رَبَّهُمْۜ اَلَا بُعْدًا لِثَمُودَ۟
-
11:89
Hud: 89
وَيَا قَوْمِ لَا يَجْرِمَنَّكُمْ شِقَاقٖٓي اَنْ يُصٖيبَكُمْ مِثْلُ مَٓا اَصَابَ قَوْمَ نُوحٍ اَوْ قَوْمَ هُودٍ اَوْ قَوْمَ صَالِحٍۜ وَمَا قَوْمُ لُوطٍ مِنْكُمْ بِبَعٖيدٍ
-
11:95
Hud: 95
كَاَنْ لَمْ يَغْنَوْا فٖيهَاۜ اَلَا بُعْدًا لِمَدْيَنَ كَمَا بَعِدَتْ ثَمُودُ۟
-
14:9
İbrahim: 9
اَلَمْ يَأْتِكُمْ نَبَؤُ۬ا الَّذٖينَ مِنْ قَبْلِكُمْ قَوْمِ نُوحٍ وَعَادٍ وَثَمُودَۜۛ وَالَّذٖينَ مِنْ بَعْدِهِمْۜۛ لَا يَعْلَمُهُمْ اِلَّا اللّٰهُۜ جَٓاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَرَدُّٓوا اَيْدِيَهُمْ فٖٓي اَفْوَاهِهِمْ وَقَالُٓوا اِنَّا كَفَرْنَا بِمَٓا اُرْسِلْتُمْ بِهٖ وَاِنَّا لَفٖي شَكٍّ مِمَّا تَدْعُونَنَٓا اِلَيْهِ مُرٖيبٍ
-
17:59
İsrâ: 59
وَمَا مَنَعَنَٓا اَنْ نُرْسِلَ بِالْاٰيَاتِ اِلَّٓا اَنْ كَذَّبَ بِهَا الْاَوَّلُونَۜ وَاٰتَيْنَا ثَمُودَ النَّاقَةَ مُبْصِرَةً فَظَلَمُوا بِهَاۜ وَمَا نُرْسِلُ بِالْاٰيَاتِ اِلَّا تَخْوٖيفًا
-
22:42
Hacc: 42
وَاِنْ يُكَذِّبُوكَ فَقَدْ كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَعَادٌ وَثَمُودُۙ
-
25:38
Furkan: 38
وَعَادًا وَثَمُودَا۬ وَاَصْحَابَ الرَّسِّ وَقُرُونًا بَيْنَ ذٰلِكَ كَثٖيرًا
-
26:141
Şuarâ: 141
كَذَّبَتْ ثَمُودُ الْمُرْسَلٖينَۚ
-
26:142
Şuarâ: 142
اِذْ قَالَ لَهُمْ اَخُوهُمْ صَالِحٌ اَلَا تَتَّقُونَۚ
-
26:143
Şuarâ: 143
اِنّٖي لَكُمْ رَسُولٌ اَمٖينٌۙ
-
26:144
Şuarâ: 144
فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَطٖيعُونِۚ
-
26:145
Şuarâ: 145
وَمَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍۚ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلٰى رَبِّ الْعَالَمٖينَۜ
-
26:146
Şuarâ: 146
اَتُتْرَكُونَ فٖي مَا هٰهُنَٓا اٰمِنٖينَۙ
-
26:147
Şuarâ: 147
فٖي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍۙ
-
26:148
Şuarâ: 148
وَزُرُوعٍ وَنَخْلٍ طَلْعُهَا هَضٖيمٌۚ
-
26:149
Şuarâ: 149
وَتَنْحِتُونَ مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتًا فَارِهٖينَۚ
-
26:150
Şuarâ: 150
فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَطٖيعُونِۚ
-
26:151
Şuarâ: 151
وَلَا تُطٖيعُٓوا اَمْرَ الْمُسْرِفٖينَۙ
-
26:152
Şuarâ: 152
اَلَّذٖينَ يُفْسِدُونَ فِي الْاَرْضِ وَلَا يُصْلِحُونَ
-
26:153
Şuarâ: 153
قَالُٓوا اِنَّمَٓا اَنْتَ مِنَ الْمُسَحَّرٖينَۚ
-
26:154
Şuarâ: 154
مَٓا اَنْتَ اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُنَاۚ فَأْتِ بِاٰيَةٍ اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقٖينَ
-
26:155
Şuarâ: 155
قَالَ هٰذِهٖ نَاقَةٌ لَهَا شِرْبٌ وَلَكُمْ شِرْبُ يَوْمٍ مَعْلُومٍۚ
-
26:156
Şuarâ: 156
وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُٓوءٍ فَيَأْخُذَكُمْ عَذَابُ يَوْمٍ عَظٖيمٍ
-
26:157
Şuarâ: 157
فَعَقَرُوهَا فَاَصْبَحُوا نَادِمٖينَۙ
-
26:158
Şuarâ: 158
فَاَخَذَهُمُ الْعَذَابُۜ اِنَّ فٖي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنٖينَ
-
26:159
Şuarâ: 159
وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزٖيزُ الرَّحٖيمُ۟
-
27:45
Neml: 45
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَٓا اِلٰى ثَمُودَ اَخَاهُمْ صَالِحًا اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ فَاِذَا هُمْ فَرٖيقَانِ يَخْتَصِمُونَ
-
27:46
Neml: 46
قَالَ يَا قَوْمِ لِمَ تَسْتَعْجِلُونَ بِالسَّيِّئَةِ قَبْلَ الْحَسَنَةِۚ لَوْلَا تَسْتَغْفِرُونَ اللّٰهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ
-
27:47
Neml: 47
قَالُوا اطَّيَّرْنَا بِكَ وَبِمَنْ مَعَكَۜ قَالَ طَٓائِرُكُمْ عِنْدَ اللّٰهِ بَلْ اَنْتُمْ قَوْمٌ تُفْتَنُونَ
-
27:48
Neml: 48
وَكَانَ فِي الْمَدٖينَةِ تِسْعَةُ رَهْطٍ يُفْسِدُونَ فِي الْاَرْضِ وَلَا يُصْلِحُونَ
-
27:49
Neml: 49
قَالُوا تَقَاسَمُوا بِاللّٰهِ لَنُبَيِّتَنَّهُ وَاَهْلَهُ ثُمَّ لَنَقُولَنَّ لِوَلِيِّهٖ مَا شَهِدْنَا مَهْلِكَ اَهْلِهٖ وَاِنَّا لَصَادِقُونَ
-
27:50
Neml: 50
وَمَكَرُوا مَكْرًا وَمَكَرْنَا مَكْرًا وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ
-
27:51
Neml: 51
فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ مَكْرِهِمْۙ اَنَّا دَمَّرْنَاهُمْ وَقَوْمَهُمْ اَجْمَعٖينَ
-
27:52
Neml: 52
فَتِلْكَ بُيُوتُهُمْ خَاوِيَةً بِمَا ظَلَمُواۜ اِنَّ فٖي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ
-
27:53
Neml: 53
وَاَنْجَيْنَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَكَانُوا يَتَّقُونَ
-
29:38
Ankebut: 38
وَعَادًا وَثَمُودَا۬ وَقَدْ تَبَيَّنَ لَكُمْ مِنْ مَسَاكِنِهِمْ۠ وَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ اَعْمَالَهُمْ فَصَدَّهُمْ عَنِ السَّبٖيلِ وَكَانُوا مُسْتَبْصِرٖينَۙ
-
38:13
Sâd: 13
وَثَمُودُ وَقَوْمُ لُوطٍ وَاَصْحَابُ لْـَٔيْكَةِۜ اُو۬لٰٓئِكَ الْاَحْزَابُ
-
38:14
Sâd: 14
اِنْ كُلٌّ اِلَّا كَذَّبَ الرُّسُلَ فَحَقَّ عِقَابِ۟
-
40:30
Mü'min: 30
وَقَالَ الَّذٖٓي اٰمَنَ يَا قَوْمِ اِنّٖٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ مِثْلَ يَوْمِ الْاَحْزَابِۙ
-
40:31
Mü'min: 31
مِثْلَ دَأْبِ قَوْمِ نُوحٍ وَعَادٍ وَثَمُودَ وَالَّذٖينَ مِنْ بَعْدِهِمْۜ وَمَا اللّٰهُ يُرٖيدُ ظُلْمًا لِلْعِبَادِ
-
41:13
Fussilet: 13
فَاِنْ اَعْرَضُوا فَقُلْ اَنْذَرْتُكُمْ صَاعِقَةً مِثْلَ صَاعِقَةِ عَادٍ وَثَمُودَۜ
-
41:14
Fussilet: 14
اِذْ جَٓاءَتْهُمُ الرُّسُلُ مِنْ بَيْنِ اَيْدٖيهِمْ وَمِنْ خَلْفِهِمْ اَلَّا تَعْبُدُٓوا اِلَّا اللّٰهَۜ قَالُوا لَوْ شَٓاءَ رَبُّنَا لَاَنْزَلَ مَلٰٓئِكَةً فَاِنَّا بِمَٓا اُرْسِلْتُمْ بِهٖ كَافِرُونَ
-
41:17
Fussilet: 17
وَاَمَّا ثَمُودُ فَهَدَيْنَاهُمْ فَاسْتَحَبُّوا الْعَمٰى عَلَى الْهُدٰى فَاَخَذَتْهُمْ صَاعِقَةُ الْعَذَابِ الْهُونِ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَۚ
-
41:18
Fussilet: 18
وَنَجَّيْنَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَكَانُوا يَتَّقُونَ۟
-
50:12
Kaf: 12
كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَاَصْحَابُ الرَّسِّ وَثَمُودُۙ
-
51:43
Zâriyât: 43
وَفٖي ثَمُودَ اِذْ قٖيلَ لَهُمْ تَمَتَّعُوا حَتّٰى حٖينٍ
-
51:44
Zâriyât: 44
فَعَتَوْا عَنْ اَمْرِ رَبِّهِمْ فَاَخَذَتْهُمُ الصَّاعِقَةُ وَهُمْ يَنْظُرُونَ
-
51:45
Zâriyât: 45
فَمَا اسْتَطَاعُوا مِنْ قِيَامٍ وَمَا كَانُوا مُنْتَصِرٖينَۙ
-
53:50
Necm: 50
وَاَنَّهُٓ اَهْلَكَ عَادًاۨ الْاُو۫لٰىۙ
-
53:51
Necm: 51
وَثَمُودَا۬ فَمَٓا اَبْقٰىۙ
-
54:23
Kamer: 23
كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِالنُّذُرِ
-
54:24
Kamer: 24
فَقَالُٓوا اَبَشَرًا مِنَّا وَاحِدًا نَتَّبِعُهُٓۙ اِنَّٓا اِذًا لَفٖي ضَلَالٍ وَسُعُرٍ
-
54:25
Kamer: 25
ءَاُلْقِيَ الذِّكْرُ عَلَيْهِ مِنْ بَيْنِنَا بَلْ هُوَ كَذَّابٌ اَشِرٌ
-
54:26
Kamer: 26
سَيَعْلَمُونَ غَدًا مَنِ الْكَذَّابُ الْاَشِرُ
-
54:27
Kamer: 27
اِنَّا مُرْسِلُوا النَّاقَةِ فِتْنَةً لَهُمْ فَارْتَقِبْهُمْ وَاصْطَبِرْۘ
-
54:28
Kamer: 28
وَنَبِّئْهُمْ اَنَّ الْمَٓاءَ قِسْمَةٌ بَيْنَهُمْۚ كُلُّ شِرْبٍ مُحْتَضَرٌ
-
54:29
Kamer: 29
فَنَادَوْا صَاحِبَهُمْ فَتَعَاطٰى فَعَقَرَ
-
54:30
Kamer: 30
فَكَيْفَ كَانَ عَذَابٖي وَنُذُرِ
-
54:31
Kamer: 31
اِنَّٓا اَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ صَيْحَةً وَاحِدَةً فَكَانُوا كَهَشٖيمِ الْمُحْتَظِرِ
-
69:4
Hâkka: 4
كَذَّبَتْ ثَمُودُ وَعَادٌ بِالْقَارِعَةِ
-
69:5
Hâkka: 5
فَاَمَّا ثَمُودُ فَاُهْلِكُوا بِالطَّاغِيَةِ
-
85:17
Bürûc: 17
هَلْ اَتٰيكَ حَدٖيثُ الْجُنُودِۙ
-
85:18
Bürûc: 18
فِرْعَوْنَ وَثَمُودَۜ
-
89:9
Fecr: 9
وَثَمُودَ الَّذٖينَ جَابُوا الصَّخْرَ بِالْوَادِۙۖ
-
91:11
Şems: 11
كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِطَغْوٰيهَاۙۖ
-
91:12
Şems: 12
اِذِ انْبَعَثَ اَشْقٰيهَاۙۖ
-
91:13
Şems: 13
فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللّٰهِ نَاقَةَ اللّٰهِ وَسُقْيٰيهَا۠
-
91:14
Şems: 14
فَكَذَّبُوهُ فَعَقَرُوهَاۙۖ فَدَمْدَمَ عَلَيْهِمْ رَبُّهُمْ بِذَنْبِهِمْ فَسَوّٰيهَاۙۖ
-
91:15
Şems: 15
وَلَا يَخَافُ عُقْبٰيهَا