• 2:264 Bakara: 264

    Ey iman edenler! -İnsanlara gösteriş için malını harcayan, Allah’a ve ahiret gününe inanmayan kimse gibi- başa kakmak ve incitip eziyette bulunmak suretiyle sadaka ve hayırlarınızı boşa çıkarmayın. Çünkü onun bu gösterişinin misali, üzerinde az bir toprak bulunan (ve tohum atılan) bir kayanın haline benzer ki, ona şiddetli bir yağmur (düşünce veya hafif bir rüzgâr) isabet edince, üzerindeki toprağı silip süpürüp kendisini katı bir taş halinde bırakır. Onlar (gösteriş için hayır ve hizmet yapanlar, işte böyle riyakârlıkla) emek harcayıp kazandıkları hiçbir şeyi elde tutmaya kâdir olamazlar. Allah kâfirler topluluğunu hidayete ulaştırmayacaktır.

  • 4:142 Nisa: 142

    Gerçek şu ki; münafıklar Allah’ı aldatmaya (çalışmaktadırlar). Oysa asıl O (Allah) onları aldatıp (oyalamaktadır). Onlar ki namaza kalktıklarında, tembel ve isteksizce davranmaktadırlar, (özenle ve manevi zevkle değil, geciktirerek ve geçiştirerek kılmaktadırlar; ve her konuda) insanlara (yaranmaya çalışmakta ve) riyakârlık yapmaktadırlar ve Allah’ı çok az hatırlamakta (Kur’an’ı okuyup anlamaya ve zikirle uğraşmaya yanaşmamakta)dırlar.

  • 6:162 En'am: 162

    De ki: "Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm (hepsi ve sadece) âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.” (Çünkü riyakârlık ve din istismarcılığı şirktir.)

  • 7:182 A'raf: 182

    (Ancak her türlü imkân ve iktidara kavuşturulduğu halde) Ayetlerimizi yalanlayanları (Kur’ani hükümleri gereksiz ve geçersiz sayanları, yetki ve fırsatları olduğu halde dini emirleri uygulamaya çalışmayanları ve İslam’ın icraatını değil, sadece edebiyatını ve istismarını yapanları) ise, onları bilmeyecekleri (ve fark edemeyecekleri) bir yönden derece derece (yükseltip, riyakârlık ve istismarcılıkla yüreklendirip, sonunda çok acı ve alçaltıcı akıbetlerine) yaklaştıracağız.

  • 9:114 Tevbe: 114

    İbrahim'in babası için bağışlanma dilemesi (ise); sadece ona verdiği bir söz (va’ad) dolayısıyla idi. Fakat, onun gerçekten Allah'a düşman olduğu kendisine belli olup açıklanınca (artık) ondan uzaklaşıp (vazgeçti). Doğrusu İbrahim; içtenlikle Allah’a yakaran çok duygulu, yumuşak huylu birisiydi. (Sorumluluk taşıyan bir duyarlılık Rahmanidir; ama muhtaç ve mağdura yardıma yanaşmayan riyakâr bir duygusallık ise Şeytanidir. Halim ise; yanlışlık ve haksızlıklara hemen öfkelenip cezalandırmayan, sakin davranıp düzelmesini sağlayan şefkat şuurlu demektir.)

  • 11:75 Hud: 75

    Oysa, doğrusu İbrahim gerçekten çok halim (yumuşak huylu), duygulu (bağrı yanık ve duyarlı) ve kendisini bütünüyle Allah’a vermiş bir kimseydi. [Not: Duyarlılık İslami ve insani bir hassasiyettir, ama duygusallık ise cahili bir haslettir ve riyakârlık içerir.]

  • 18:110 Kehf: 110

    De ki: “Şüphesiz Ben, sadece sizin benzeriniz olan bir beşerim; ancak Bana sizin ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyedilmektedir. (Ben size Allah’ın emirlerini tebliğ etmekteyim.) Kim Rabbine (O’nun rahmetine, cennetine ve rü’yetine) kavuşmayı umuyor (ve arzuluyor)sa, artık (İslami, insani ve milli görevlerini, meslek ve memuriyetini tam ve sağlam yaparak) salih amel işlesin ve Rabbine ibadette hiç kimseyi O’na ortak etmesin (insanlara gösteriş ve riyakârlık yapıp amellerini boşa vermesin).”

  • 40:65 Mü'min: 65

    O (Allah), Hayy (diri) olandır (her şeyi ve herkesi hayata kavuşturandır). O'ndan başka ilah yoktur; öyleyse ihlaslı (kullar olarak) ve Dinine (uygun şartlarda) O'na dua edip (yalvarın ve yaklaşın. Ayet ve hadislerin açık hükümlerinden ayrılmayın, riyakârlığa kaymayın!) Âlemlerin Rabbine hamdolsun (diyerek şükrünüzü yapın).

  • 47:29 Muhammed: 29

    Yoksa kalplerinde hastalık bulunan (münafık oldukları halde dindar tavrı takınan ve kendilerini makam ve menfaat karşılığı şeytani güç odaklarına kiralayan bu riyakârlar ve sahtekârlar; içlerinde sakladıkları hainliklerini ve) gizli kinlerini, Allah'ın hiç açığa çıkarmayacağını mı sanmışlardı?

  • 63:1 Münâfikun: 1

    (Ey Nebim!) Münafıklar Sana geldikleri zaman: “Şahitlik ederiz ki Sen gerçekten Allah’ın Resulüsün” derler. (Üstelik) “Allah da bilir ki, Sen elbette O’nun Resulüsün” (diyerek kendi samimiyetsizliklerini örtmek için Allah’ı da şahit gösterirler. Ama) Allah (CC) hiç şüphesiz o münafıkların yalancı olduklarını da (bilmekte ve buna) şahitlik yapmaktadır. [Not: Buradaki “Şehadet” mutlaka görüyor ve kesinlikle biliyor anlamında sağlam bir inancı ifade etmek yanında, yemin manasına da kullanılmıştır. İkiyüzlülük ve riyakârlık zaten münafıkların ortak vasfıdır. Her riyakâr münafık olmasa da, her münafık mutlaka riyakârdır. Yalan yere yemin etmek, olduğundan başka türlü görünmek, bunların devamlı yaptıkları bir davranıştır. Hz. Peygamber Aleyhisselamın risaletine, Onun şeriatına, sünnetine ve hayat sistemine aslında iman etmedikleri, itimat ve itibar göstermedikleri halde; hem ganimet ve diğer menfaatlerden yararlanmak, hem de kınanmak ve dışlanmaktan kurtulmak amacıyla böyle yapılmakta ve kendilerini kanıtlamak için de yalan yere yemine başvurulmaktadır.]

  • 2:264 Bakara: 264

    يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا لَا تُبْطِلُوا صَدَقَاتِكُمْ بِالْمَنِّ وَالْاَذٰىۙ كَالَّذٖي يُنْفِقُ مَالَهُ رِئَٓاءَ النَّاسِ وَلَا يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِۜ فَمَثَلُهُ كَمَثَلِ صَفْوَانٍ عَلَيْهِ تُرَابٌ فَاَصَابَهُ وَابِلٌ فَتَرَكَهُ صَلْدًاۜ لَا يَقْدِرُونَ عَلٰى شَيْءٍ مِمَّا كَسَبُواۜ وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِرٖينَ

    Ey iman edenler! -İnsanlara gösteriş için malını harcayan, Allah’a ve ahiret gününe inanmayan kimse gibi- başa kakmak ve incitip eziyette bulunmak suretiyle sadaka ve hayırlarınızı boşa çıkarmayın. Çünkü onun bu gösterişinin misali, üzerinde az bir toprak bulunan (ve tohum atılan) bir kayanın haline benzer ki, ona şiddetli bir yağmur (düşünce veya hafif bir rüzgâr) isabet edince, üzerindeki toprağı silip süpürüp kendisini katı bir taş halinde bırakır. Onlar (gösteriş için hayır ve hizmet yapanlar, işte böyle riyakârlıkla) emek harcayıp kazandıkları hiçbir şeyi elde tutmaya kâdir olamazlar. Allah kâfirler topluluğunu hidayete ulaştırmayacaktır.

  • 4:142 Nisa: 142

    اِنَّ الْمُنَافِقٖينَ يُخَادِعُونَ اللّٰهَ وَهُوَ خَادِعُهُمْۚ وَاِذَا قَامُٓوا اِلَى الصَّلٰوةِ قَامُوا كُسَالٰىۙ يُرَٓاؤُ۫نَ النَّاسَ وَلَا يَذْكُرُونَ اللّٰهَ اِلَّا قَلٖيلًاۘ

    Gerçek şu ki; münafıklar Allah’ı aldatmaya (çalışmaktadırlar). Oysa asıl O (Allah) onları aldatıp (oyalamaktadır). Onlar ki namaza kalktıklarında, tembel ve isteksizce davranmaktadırlar, (özenle ve manevi zevkle değil, geciktirerek ve geçiştirerek kılmaktadırlar; ve her konuda) insanlara (yaranmaya çalışmakta ve) riyakârlık yapmaktadırlar ve Allah’ı çok az hatırlamakta (Kur’an’ı okuyup anlamaya ve zikirle uğraşmaya yanaşmamakta)dırlar.

  • 6:162 En'am: 162

    قُلْ اِنَّ صَلَاتٖي وَنُسُكٖي وَمَحْيَايَ وَمَمَاتٖي لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمٖينَۙ

    De ki: "Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm (hepsi ve sadece) âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.” (Çünkü riyakârlık ve din istismarcılığı şirktir.)

  • 7:182 A'raf: 182

    وَالَّذٖينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا سَنَسْتَدْرِجُهُمْ مِنْ حَيْثُ لَا يَعْلَمُونَۚ

    (Ancak her türlü imkân ve iktidara kavuşturulduğu halde) Ayetlerimizi yalanlayanları (Kur’ani hükümleri gereksiz ve geçersiz sayanları, yetki ve fırsatları olduğu halde dini emirleri uygulamaya çalışmayanları ve İslam’ın icraatını değil, sadece edebiyatını ve istismarını yapanları) ise, onları bilmeyecekleri (ve fark edemeyecekleri) bir yönden derece derece (yükseltip, riyakârlık ve istismarcılıkla yüreklendirip, sonunda çok acı ve alçaltıcı akıbetlerine) yaklaştıracağız.

  • 9:114 Tevbe: 114

    وَمَا كَانَ اسْتِغْفَارُ اِبْرٰهٖيمَ لِاَبٖيهِ اِلَّا عَنْ مَوْعِدَةٍ وَعَدَهَٓا اِيَّاهُۚ فَلَمَّا تَبَيَّنَ لَهُٓ اَنَّهُ عَدُوٌّ لِلّٰهِ تَبَرَّاَ مِنْهُۜ اِنَّ اِبْرٰهٖيمَ لَاَوَّاهٌ حَلٖيمٌ

    İbrahim'in babası için bağışlanma dilemesi (ise); sadece ona verdiği bir söz (va’ad) dolayısıyla idi. Fakat, onun gerçekten Allah'a düşman olduğu kendisine belli olup açıklanınca (artık) ondan uzaklaşıp (vazgeçti). Doğrusu İbrahim; içtenlikle Allah’a yakaran çok duygulu, yumuşak huylu birisiydi. (Sorumluluk taşıyan bir duyarlılık Rahmanidir; ama muhtaç ve mağdura yardıma yanaşmayan riyakâr bir duygusallık ise Şeytanidir. Halim ise; yanlışlık ve haksızlıklara hemen öfkelenip cezalandırmayan, sakin davranıp düzelmesini sağlayan şefkat şuurlu demektir.)

  • 11:75 Hud: 75

    اِنَّ اِبْرٰهٖيمَ لَحَلٖيمٌ اَوَّاهٌ مُنٖيبٌ

    Oysa, doğrusu İbrahim gerçekten çok halim (yumuşak huylu), duygulu (bağrı yanık ve duyarlı) ve kendisini bütünüyle Allah’a vermiş bir kimseydi. [Not: Duyarlılık İslami ve insani bir hassasiyettir, ama duygusallık ise cahili bir haslettir ve riyakârlık içerir.]

  • 18:110 Kehf: 110

    قُلْ اِنَّمَٓا اَنَا۬ بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُوحٰٓى اِلَيَّ اَنَّمَٓا اِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌۚ فَمَنْ كَانَ يَرْجُوا لِقَٓاءَ رَبِّهٖ فَلْيَعْمَلْ عَمَلًا صَالِحًا وَلَا يُشْرِكْ بِعِبَادَةِ رَبِّهٖٓ اَحَدًا

    De ki: “Şüphesiz Ben, sadece sizin benzeriniz olan bir beşerim; ancak Bana sizin ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyedilmektedir. (Ben size Allah’ın emirlerini tebliğ etmekteyim.) Kim Rabbine (O’nun rahmetine, cennetine ve rü’yetine) kavuşmayı umuyor (ve arzuluyor)sa, artık (İslami, insani ve milli görevlerini, meslek ve memuriyetini tam ve sağlam yaparak) salih amel işlesin ve Rabbine ibadette hiç kimseyi O’na ortak etmesin (insanlara gösteriş ve riyakârlık yapıp amellerini boşa vermesin).”

  • 40:65 Mü'min: 65

    هُوَ الْحَيُّ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ فَادْعُوهُ مُخْلِصٖينَ لَهُ الدّٖينَۜ اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمٖينَ

    O (Allah), Hayy (diri) olandır (her şeyi ve herkesi hayata kavuşturandır). O'ndan başka ilah yoktur; öyleyse ihlaslı (kullar olarak) ve Dinine (uygun şartlarda) O'na dua edip (yalvarın ve yaklaşın. Ayet ve hadislerin açık hükümlerinden ayrılmayın, riyakârlığa kaymayın!) Âlemlerin Rabbine hamdolsun (diyerek şükrünüzü yapın).

  • 47:29 Muhammed: 29

    اَمْ حَسِبَ الَّذٖينَ فٖي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ اَنْ لَنْ يُخْرِجَ اللّٰهُ اَضْغَانَهُمْ

    Yoksa kalplerinde hastalık bulunan (münafık oldukları halde dindar tavrı takınan ve kendilerini makam ve menfaat karşılığı şeytani güç odaklarına kiralayan bu riyakârlar ve sahtekârlar; içlerinde sakladıkları hainliklerini ve) gizli kinlerini, Allah'ın hiç açığa çıkarmayacağını mı sanmışlardı?

  • 63:1 Münâfikun: 1

    اِذَا جَٓاءَكَ الْمُنَافِقُونَ قَالُوا نَشْهَدُ اِنَّكَ لَرَسُولُ اللّٰهِۢ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ اِنَّكَ لَرَسُولُهُۜ وَاللّٰهُ يَشْهَدُ اِنَّ الْمُنَافِقٖينَ لَكَاذِبُونَۚ

    (Ey Nebim!) Münafıklar Sana geldikleri zaman: “Şahitlik ederiz ki Sen gerçekten Allah’ın Resulüsün” derler. (Üstelik) “Allah da bilir ki, Sen elbette O’nun Resulüsün” (diyerek kendi samimiyetsizliklerini örtmek için Allah’ı da şahit gösterirler. Ama) Allah (CC) hiç şüphesiz o münafıkların yalancı olduklarını da (bilmekte ve buna) şahitlik yapmaktadır. [Not: Buradaki “Şehadet” mutlaka görüyor ve kesinlikle biliyor anlamında sağlam bir inancı ifade etmek yanında, yemin manasına da kullanılmıştır. İkiyüzlülük ve riyakârlık zaten münafıkların ortak vasfıdır. Her riyakâr münafık olmasa da, her münafık mutlaka riyakârdır. Yalan yere yemin etmek, olduğundan başka türlü görünmek, bunların devamlı yaptıkları bir davranıştır. Hz. Peygamber Aleyhisselamın risaletine, Onun şeriatına, sünnetine ve hayat sistemine aslında iman etmedikleri, itimat ve itibar göstermedikleri halde; hem ganimet ve diğer menfaatlerden yararlanmak, hem de kınanmak ve dışlanmaktan kurtulmak amacıyla böyle yapılmakta ve kendilerini kanıtlamak için de yalan yere yemine başvurulmaktadır.]