-
4:50
Nisa: 50
Bak hele, Allah’a karşı nasıl da yalan ve iftira uyduruyorlar! (Hâşâ, Allah’ı suçlamaya ve sorumlu tutmaya çalışıyorlar, O’nun hükümlerini değiştirmeye uğraşıyorlar!) Apaçık bir günah olarak bu onlara yeterlidir.
-
4:51
Nisa: 51
Kendilerine kitaptan bir pay verilenleri (ama bu bilgi ve becerilerini nefsi hevesler ve dünyevi hedefler için istismar edenleri ve halk arasında âlim ve fazıl bilinen münafık tipleri) görmez misin? Onlar tağut’a (şeytani rejimlere ve zalim güçlere) ve cibt’e (hain ve işbirlikçi liderlere) inanıp (peşlerine takılıyorlar) ve (saldırgan) kâfirler için: “Bunlar, mü’minlerden daha doğru bir yoldadır!?” diyorlar. (Hakk nizam kurulsun diye çalışanları fitne-fesat çıkarmakla suçluyorlar. Oysa asıl kendileri fasık ve münafık kişilerdir.)
-
4:52
Nisa: 52
İşte bunlar, (kâfir zihniyetleri ve münafık istismarcı tipleri, İslami düzen isteyenlerden üstün tutanlar) Allah'ın lanet ettiği kimselerdir. Her kim de Allah'ın lanetine uğrarsa, artık Sen ona hiçbir yardımcı bulamazsın. (Onlar helak olmayı hak etmişlerdir.)
-
4:117
Nisa: 117
(Müşrikler) Onlar, O'nu (Allah’ı) bırakıp da (birtakım) dişilere (ve kadın ismi taktıkları heykellere ve şehvetlerine) tapınmaktadırlar. Onlar aslında o her türlü hayırla ilişkisi kesilmiş inatçı şeytana kulluk yapmakta (ona yalvarıp durmakta)dırlar.
-
5:60
Maide: 60
Onlara de ki: “Allah katında, sizin için kesinleşmiş bir ceza olarak (bu huysuzluk ve huzursuzluğunuzdan) daha şerlisini (ve beterini) haber vereyim mi? (Böyleleri) Allah’ın lanet ettiği kimselerdir. Allah’ın onlara gazaplandığı ve kahrına uğrattığı kişilerdir. Ki onları maymunlara ve domuzlara çevirmiştir.” (Maymunlar gibi Haçlı Batı’yı ve bâtılı taklit etme, onların hizmet ve himayesine girme aşağılığına düşmüşlerdir. Domuzlar gibi milli namus ve onurlarını kıskanmayan ve zalim güçlere kâhyalık yapan bir bayağılığa dönüşmüşlerdir.) Ve (onlar) tağuta tapanlar (haline getirilmiş, zalim ve kâfir düzenlerin işbirlikçisi durumuna itilmişlerdir.) İşte bunların mevkii (konumu) çok daha şerli (ve değersiz)dir ve Hakk yoldan daha çok sapıtıp gitmişlerdir.
-
6:71
En'am: 71
De ki: “Allah’ın dışında bize yararı ve zararı olmayan başka şeylere mi yalvarıp tapalım? Allah bizi hidayete erdirdikten sonra, şeytanların ayartarak yeryüzünde şaşkınca bıraktıkları, (mü'min ve müstakim) arkadaşlarının da: 'Doğru yola, bize gel' diye kendisini çağırdığı (ama lafını duyuramadığı) kimse gibi, topuklarımız üzerinde gerisin geri (bâtıla) mı döndürülüp (sapıtalım)?” De ki: “Hiç şüphesiz Allah'ın yolu, asıl yoldur. (Gerçek hidayet O’nun hidayetidir.) Ve biz (kendimizi) âlemlerin Rabbine teslim etmekle emrolunduk.” (Kurtuluş İslam’dadır.)
-
6:136
En'am: 136
(Müşrikler) O'nun (Cenab-ı Hakkın) üretip-türettiği ekin ve hayvanlardan, (güya) Allah için de bir pay ayırdılar, sonra kendi zanlarınca: "Bu Allah'ındır, bu da şirk koştuklarımızın (putlarımızın ve canlı tağutlarımızın hakkı)dır" dediler. Kendi ortakları için olan (pay), Allah tarafına geçmezdi, ama Allah'a ait olan kendi ortaklarının tarafına (payına) geçerdi. (Yani sözde Allah’a ayırdıkları hisseleri çalıp tağutlarına verirlerdi.) Ne kötü hüküm verip (küfre düşerlerdi).
-
6:137
En'am: 137
Yine bunun gibi onların ortakları (şeytanları), müşriklerden çoğuna (kendi masum) çocuklarını öldürmeyi (ve nüfus planlaması diye nesillerinin kökünü kesmeyi) süslü gösterdiler. Hem onları helake uğratmak, hem kendi aleyhlerinde dinlerini karmakarışık kılmak için (bunları teşvik ederler. Ama) Allah (önlemek) dileseydi bunu yapmazlardı; o halde Sen onları ve düzmekte oldukları iftiraları (boş ver ve) bırak. (Senin görevin tebliğdir.)
-
6:138
En'am: 138
Ve (müşrikler) kendi (bâtıl zanlarınca) dediler ki: "Şu şu hayvanlar ve ekinler dokunulmazdır (yasaktır). Onları bizim izin verdiklerimiz dışında başkası yiyemez. (Şu) Hayvanların da (sadece) sırtları haram kılınmıştır. (Yani onlara binilmesi yasaktır." Ve yine ayırdıkları) Öyle (bazı) hayvanlar da vardır ki, (keserken) üzerlerine Allah'ın ismini anmazlar. (Bütün bunları da O’nun adına yaptıklarını söyleyip) Allah’a iftira atarlar (ve her çağda, din adına böyle saçmalıklar uydururlar). Yalan yere iftira düzmekte olduklarından dolayı O (Allah), bunların cezalarını verecektir.
-
6:139
En'am: 139
Bir de (iftiracı ve din tahrifatçısı kimseler kendi kafalarından) dediler ki: "Bu (kesilen) hayvanların karınlarında olan (yavruları), yalnızca bizim erkeklerimize aittir, eşlerimize ise haramdır. Eğer o, ölü doğarsa onlar (hanımları) da bunda ortaktırlar." (Allah, bu asılsız ve akılsız) düzmecelerinin cezasını (her halde) verecektir. Şüphesiz O, Hüküm sahibi olandır, (her şeyi hakkıyla bilen) Alîm’dir.
-
7:37
A'raf: 37
O halde, Allah’a karşı yalan uydurup asılsız iftira ve iddialar ortaya atanlardan, veya (O’nun) ayetlerini yalanlayanlardan daha zalim kimdir? (Azıcık ilimleriyle) Kitaptan kendilerine bir pay erişenler (ve bilgiç geçinip dini hükümleri dejenere edenler) de bunlardır. Nihayet elçilerimiz (ölüm meleklerimiz), hayatlarına son vermek üzere kendilerine gittiklerinde onlara: "Allah'tan başka taptıklarınız (menfaat umarak ve zararından korkarak kendilerine sığınıp uşaklık yaptıklarınız, hani) nerede?" diye soracaklardır. (Bu soruyu bin pişmanlıkla:) "Onlar bizi (yüzüstü) bırakıp-kayboldular" diye yanıtlayacaklardır. (Böylelikle) Bunlar, gerçekten nankör kâfirler olduklarına dair kendi aleyhlerinde şahitlik yapacaklardır.
-
7:189
A'raf: 189
O, (Allah ki;) sizi tek bir nefisten (Hz. Adem’den ve aynı cinsten) yaratıvermiş ve kendisiyle durulup-yatışması (sükûnet ve huzur bulması) için ondan da (bedeni ve ruhi yoldaşı olsun diye) eşini var etmiştir. (Yani erkek ve kadın eşitlikten de öte, bir tek bedenin iki bütünleyici parçaları gibidir.) Onu (eşini) örtüp-bürüyünce, (birleşince) o da hafif bir yük yüklendi de bununla (bir süre) gezindi. Nitekim (Havva’nın gebeliği) ağırlaşınca, ikisi Rableri olan Allah'a: "Eğer bize salih (bir çocuk) verirsen, andolsun şükredenlerden olacağız" diye dua edip yakarıvermişlerdi.
-
7:190
A'raf: 190
Ama O (Allah, nihayet) onlara (Adem’in çocukları olan erkek ve kadınlara) salih ve sağlam (çocuklar) verince (ve sayıları çoğalıp bunlar Hakk’tan yüz çevirince Allah’ın), kendilerine verdiği (nimetlerle şımarıp) O’na ortaklar kılmaya başladılar. (Yani Ademoğulları, çocuklarının ve aile efradının rahatı ve çıkarı uğruna helâl-haram ölçülerini ve cihad -Hakk yolunda mücadele- hükümlerini hiçe saydılar. Oysa) Allah, onların şirk koştuklarından Yücedir.
-
7:191
A'raf: 191
Kendileri yaratılıp duran (veya elle yontulup yapılan) ve hiçbir şeyi yaratamayan (nesneleri ve kimseleri) mi (Allah'a) ortak koşuyorlar? (Bu açıkça bir gaflet ve cehalettir!)
-
7:192
A'raf: 192
Oysa (bu şirk koştukları güçler ve nesneler) ne onlara bir yardıma güç yetirebilir, ne kendi nefislerine yardım etmeye (kâdirdir, hepsi de Allah’a karşı acizdir ve hiç hükmündedirler).
-
7:193
A'raf: 193
(Ne var ki; aklını ve vicdanını kullanmayanları) Onları hidayete (Hakk dine ve doğru istikamete) çağırsanız da (icabet edip) size uymayacaklardır. Onları davet edip (uyarsanız) da, suskun dursanız da size karşı (tutumları) birdir.
-
7:194
A'raf: 194
(Ey gafil ve cahil insanlar!) Allah'tan başka taptıklarınız (kendinize kurtarıcı ve şefaatçi yaptıklarınız) sizler gibi (aciz ve muhtaç) kullardır. Eğer (iddianızda, yani şirk koştuklarınızın etkili ve yetkili oldukları konusunda) doğru iseniz, hemen onları (gıyaben) çağırın da size icabet etsinler (ve yardıma gelsinler de görelim).
-
7:195
A'raf: 195
(Allah'ın iznü inayeti olmadıkça) Onların yürüyecek ayakları var mı? Ya da tutacakları elleri mi var? Veya görecek gözleri mi var? Yoksa işitecek kulakları mı var? De ki: "(Şu bütün) Ortak koştuklarınızı da çağırın, sonra bir düzen (tuzak) hazırlayın da bana göz bile açtırmayın. (Yani elinizden geleni geri koymayın, ben yine de Hakk’tan dönecek değilim.)"
-
7:196
A'raf: 196
(Çünkü) Hiç şüphesiz, benim Velim (sahibim ve vekilim); Kitabı (Kur’an’ı) indiren Allah'tır ve O salihlerin koruyuculuğunu (veliliğini en güzel) yapan (Yüce Kudrettir ve Kur’an-ı Kerim her türlü küfür ve kötülükten korumak üzere gönderilmiştir).
-
7:197
A'raf: 197
O'ndan başka taptıklarınız (sahte ma’budlarınız ve tağutlarınız) ise, size (hiçbir konuda) yardıma güç yetiremeyecek, kendi kendilerine bile yardım (ve sahiplik) edemeyecek vaziyettedirler.
-
7:198
A'raf: 198
(Öyle ki) Onları (Hakka ve) hidayete davet etseniz (veya doğru yolu görsünler ve başkalarına da göstersinler diye gayrete çağırıverseniz), sizi işitmeyecek (ve ilgilenmeyecek)lerdir. Ve (üstelik) onları Sana bakar görürsün (ya), halbuki onlar (gerçekleri) görmez haldedirler.
-
10:18
Yunus: 18
(Müşrikler şu kimselerdir ki) Allah'ı bırakıp (O’nun izni ve iradesi olmadan) kendilerine zarar veremeyecek ve yararları da erişmeyecek (olan) şeylere (sığınıp) kulluk ederler ve: “Bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir” derler. (Onlara) De ki: “Siz, Allah'a, göklerde ve yerde O’nun (hâşâ) bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz? (Hayır, siz açıkça yalan uyduruyor ve asılsız kuruntulara kapılıyorsunuz!) O, sizin şirk koştuklarınızdan uzak ve Yücedir.”
-
12:106
Yusuf: 106
Onların (gafil ve cahil insanlardan mü’min sanılanların) çoğu da ancak ortak koşarak (ve bir yönden mutlaka şirk katarak) Allah’a iman etmektedirler.
-
12:107
Yusuf: 107
(Yoksa) Bunlar, kendilerini çepeçevre kuşatıp (kahrolmalarını sağlayacak) Allah'ın azabından (kapsamlı bir felaketin) gelivermesinden, veya hiç haberleri yokken kıyametin onlara apansız yetişip (kahretmesinden) kendilerini güvende mi hissetmektedirler?
-
12:108
Yusuf: 108
(Ey Resulüm!) De ki: “Bu, Benim yolum (ve yöntemimdir) ki, (öyle rastgele değil, ibret ve hikmetle) bir basiret üzere Allah'a davet ederim; Ben de ve Bana uyanlar da (böyle hareket ederiz). Ve Allah'ı tenzih ederim, Ben müşriklerden değilim.”
-
14:28
İbrahim: 28
Allah'ın (her türlü fazilet ve) nimetini inkârla değiştirip nankörlük yapanları (Kur’ani çağrı ve çabalara ilgisiz kalanları) ve (böylece) kendi topluluk (ve taraftar)larını, helaket diyarına (dünyada haksızlık ve ahlâksızlık nizamına, ahirette ise cehennem ortamına) taşıyıp konduranları görmedin mi? (Ne hain ve nasipsiz kimselerdir!)
-
14:29
İbrahim: 29
(Ki bu kötü yurt ve sonuç) Ona atılıp-yaslanıp yanacakları cehennem (olacaktır.) O ne kötü ve ürkütücü bir karar (mecburi barınma ve katlanma yeridir).
-
14:30
İbrahim: 30
(Bunlar insanları) O'nun yolundan saptırmak için Allah'a eşler koştular (Kur’an’ın hükmünü değiştirip dejenere edenleri, sahte şefaatçileri ve din istismarcısı kişileri O’na denk tuttular). De ki: “(Dünyada bir müddet) Yararlanın (bakalım). Çünkü elbette sizin varacağınız yer (cehennem) ateşidir.”
-
16:21
Nahl: 21
(Putlar ve tağutlar; onlar aslında) Ölüdürler, diri değildirler (bâtıl liderleriniz de ölüp gidecektir); ne zaman dirileceklerinin de şuuruna varamayan (şeylerdir).
-
16:56
Nahl: 56
(Cahiller) Kendilerine rızık olarak verdiklerimizden, (aslında) hiçbir şey bilmeyenlere (uyduruk şefaatçilere) paylar ayırıyorlar (ve böylece Allah’ın elinden kurtulacaklarını sanıyorlar). Andolsun, Allah'a iftira ettiklerinizden dolayı mutlaka sorguya çekileceksiniz.
-
16:75
Nahl: 75
Allah (düşünesiniz diye şöyle) misal getirdi; gücü hiçbir şeye yeterli-başarılı olamayan ve başkalarının mülkünde (ve güdümünde) bulunan (birisi) ile; kendisine tarafımızdan güzel bir rızık (çeşitli ve etkili nimet ve fazilet) verdiğimiz, böylece ondan gizli ve açık infak eden (toplum kendisinden fayda gören) kimseyi (karşılaştırın diye örnek gösterdi; şimdi) bunlar hiç eşit olur (ve aynı tutulur) mu? (Oysa Allah Adildir ve herkese hak ettiğini verecektir.) Hamd (övgü ve teşekkür) Allah’a mahsustur, fakat onların çoğu bunu bilmez (cahillerdir.)
-
16:76
Nahl: 76
Allah (yine) şu örneği de verdi: İki kişi (düşünün ki); bunlardan birisi dilsiz (gerekeni ve gerçekleri konuşmaktan aciz), hiçbir işe (kendi inisiyatifiyle) güç yetiremeyen (cesaret ve gayret göstermeyen çaresiz ve beceriksiz) ve her yönüyle efendisinin üzerine sadece bir yüktür ki, onu hangi yöne (ve göreve) gönderse (kendi başına) bir hayır (ve yararlı hizmet üretip) getiremez! Şimdi bu (kişi, eline imkân ve iktidar geçince) adaletle emreden (işlerini Hakka, hayra ve halka uygun yürüten) ve dosdoğru bir yol üzerinde (Adil bir Düzen istikametinde) hareket edenle, eşit olabilir mi? [Not: Ayette geçen “Mevlâsı üzerinde ‘KELL’dir” ifadesi; Kur’an dışı bâtıl ve bozuk yönetimlerde güdükleşen bürokratların yararlı ve başarılı hizmetler üretemeyeceğine işarettir.]
-
16:86
Nahl: 86
O şirk koşanlar (ahirette) şirk koştukları (şeyleri ve kişileri) gördükleri zaman: “Rabbimiz, Seni bırakıp da tapındığımız ve yalvardığımız ortaklarımız işte bunlardır” diyecek (sorumluluktan ve cezadan sıyrılmaya yeltenecek)lerdir. (Onlar da bunlara:) “Siz gerçekten yalan söyleyenlersiniz. (Çünkü bizi kayırarak değil, kendi çıkarlarınızı kollayarak bize geldiniz)” diye bu sözü kendilerine (geri çevirip suçu onların) üzerlerine atıvereceklerdir.
-
16:87
Nahl: 87
O gün (artık mecburen herkes) Allah'a teslimiyet göstereceklerdir ve uydurdukları (yalancı ilahlar ve sahte kurtarıcılar) da onlardan çekilip-uzaklaşıverecektir.
-
16:88
Nahl: 88
(Kendileri) İnkâr edip de (başka insanları da) Allah'ın yolundan saptırıp alıkoyanlar (var ya); Biz, yapmakta oldukları fesatçılığa karşılık, onlara azap üstüne azabı artırıp (mahvedeceğiz).
-
17:56
İsrâ: 56
(Müşriklere ve münafıklara) De ki: "O'nun dışında (ilah olarak) öne sürdüklerinizi (Allah'la aranızda şefaatçi olacaklarını zannettiklerinizi boşuna) çağırıp yalvarın (bakalım, göreceksiniz ki), onlar sizden ne zararı uzaklaştırabilirler, ne de (onu yararınıza) dönüştürebilirler."
-
17:57
İsrâ: 57
Onların yalvardıkları (ve aşırı yüceltip Allah’a şirk koştukları, veli ve âlim insanlardan, müttaki ve müstakim olanlar) da, (aslında bunlar) -hangisi (Allah’ın rızasına) daha yakın olacaktır diye- Rablerine (yaklaşmak için) bir vesile aramaktadırlar. (Yani aciz bir kul olduklarının ve Allah’a ihtiyaçlarının farkındadırlar.) O'nun rahmetini ummakta ve azabından korkmaktadırlar. Şüphesiz Senin Rabbinin azabı korkunçtur (ve dayanılmazdır).
-
18:102
Kehf: 102
O (gafiller ve) kâfirler, Beni bırakıp (dinimi dejenere eden ve çevresinde kurtarıcı geçinen bazı) kullarımı veliler (mürşitler ve mehdiler) edindiklerini mi zannetmişlerdi? Gerçekten Biz cehennemi (böylesi) kâfirler için bir (azap) durağı olarak hazır etmişizdir.
-
19:81
Meryem: 81
(Münafık sahtekârlar onlardır ki) Kendilerine izzet (etiket, kuvvet ve hükümet) sağlasınlar diye Allah’tan başka ilahlar (ve güç odakları) edinip, (onların himayelerine sığınmışlardır.)
-
19:82
Meryem: 82
Hayır; (o yalancı ilahlar) onların tapınışlarını inkâr edecekler ve onlarla zıtlaşıp (ahirette hasım olacaklardır).
-
22:12
Hacc: 12
(Böylesi gafiller) Allah’tan başka, (bir de) kendilerine ne zararı ne de yararı dokunmayacak şeylere (kendileri gibi aciz ve çaresiz kimselere) yalvarıp dua etmektedirler. İşte bu, çok derin (ve çirkin) bir sapkınlık (halidir.)
-
22:13
Hacc: 13
Veya (tutup) zararı, faydasından daha yakın olana (dahi) tapınıp yakarıverirler. (Halbuki güvendiği ve medet beklediği o kimse) Ne kötü bir yardım edici ve ne kötü bir sahiptir!.. (Ki kendisine bağladığı insanları Allah’ın yolundan ve davasından etmektedir.)
-
22:73
Hacc: 73
Ey insanlar, (size şöyle) bir misal-örnek verilmektedir; şimdi onu (can kulağıyla) dinleyin. Sizin, Allah'ın dışında tapmakta olduklarınız -hepsi bunun için bir araya gelseler dahi- kesinlikle bir sinek bile yaratamazlar. (Hatta) Eğer sinek onlardan bir şey kapıp kaçacak olsa; (bir sinek ilahlaştırdığınız şahıslardan bir damlacık kan ısırıp uçsa,) bunu bile ondan geri alamazlar. (Yani, Allah’tan gayrısından nimet ve inayet) İsteyen de güçsüz ve çaresizdir, kendisinden (nimet ve destek) istenen (canlı-cansız her şey) de (acizdir).
-
25:3
Furkan: 3
(Ancak müşrikler Allah’ı bırakıp) O'ndan başka; (aslında) hiçbir şeyi yaratamayan, üstelik kendileri yaratılmış (ve başkalarınca yapılmış) olan, kendi nefislerine bile ne zarar ne yarar sağlayamayan; öldürmeye, yaşatmaya ve yeniden diriltip-yaymaya güçleri bulunmayan birtakım (suni ve sahte) ilahlar edinmişlerdir.
-
29:68
Ankebut: 68
Allah hakkında yalan uydurup iftira edenlerden (ayet ve hadisleri keyfine göre eğip bükenlerden) veya kendisine Hakk geldiği zaman onu yalan sayıp (Kur’ani hükümlerden yüz çevirenden) daha zalim kim (vardır? Yoksa) Kâfirler için cehennemde, oraya varıp-atılıp kalacakları yer mi yok? (Elbette yakında kâfirler belasını bulacaklardır.)
-
35:14
Fâtır: 14
(Putlara ve tağutlara) Onlara (boşuna) dua etmeyin (yalvarıp güvenmeyin)! Çünkü sizin duanızı ve çağrınızı işitmezler... İşitseler bile cevap veremezler! Kıyamet gününde de (onları Allah’a) ortak koşmanızı reddedecekler (ve sizi terk edecekler. Bunu her şeyden) Haberi olan (Allah) gibi (hiç kimse gerçekleri ve başınıza gelecekleri) sana haber verip bildiremez. (O, kullarına acıyıp sizi uyarmaktadır.)
-
36:74
Yâsin: 74
(Güya onlardan) Yardım görürler diye Allah’tan gayrı ilahlar edinip (süper güç sanılan tanrılara, zalim tağutlara ve işbirlikçi iktidarlara) tutunuverdiler.
-
36:75
Yâsin: 75
Ne var ki onların (o sahte ilahların), kendilerine (gerçek anlamda) yardım etmeye güçleri yetmez; (tam aksine) kendileri onlar için hazır bulundurulmuş (zalim odaklarca basit görülüp hor tutulmuş hizmetçi) askerlerdir. [Not: Olur ki yardım görürler, makam ve menfaate erişirler umuduyla, zalim ve kâfir merkezlerin; AB, ABD ve NATO gibi hain güçlerin güdümüne girenlerin, bunların açık ve yaygın zulümlerine alet ve ortak olmamaları için dikkat edilmelidir.]
-
53:19
Necm: 19
(Şimdi ey müşrikler, siz hiç) Gördünüz mü söyleyin; Lat ve Uzza'yı? (Bunlar ne işe yaramaktaydı?)
-
53:20
Necm: 20
Ve üçüncü (put) olan Menat'ı(n böyle yüce irtibatları var mıydı?)
-
53:21
Necm: 21
(Ey gafil ve cahil sürüleri!) Erkek (evlat) sizin de, dişi O'nun (hâşâ Allah’ın) mıydı?
-
53:22
Necm: 22
Eğer böyleyse, o vakit bu ne çarpık ve insafsız bir paylaşmaydı!?
-
53:23
Necm: 23
(Halbuki) Bu (putlar ve uydurma kurallar ise) sizin ve atalarınızın (kendi keyfinize ve kafanıza göre) isimlendirdiğiniz (bâtıl kavram ve kurumlardan) başkası değildir. Allah, onlarla ilgili 'hiçbir güçlü (ve geçerli) delil' indirmemiştir. Onlar, sadece boş zan ve tahminlerine ve nefislerinin (düşük) hevâ (istek ve tutku) olarak arzu ettiklerine uyan kimselerdir. Oysa andolsun, artık onlara Rablerinden yol gösterici (bir Peygamber) gelmiştir. (Hâlâ gaflet ve dalâletten uyanıp gerçeği anlamayacaklar mıydı?)
-
53:24
Necm: 24
Yoksa insan 'her umduğu ve arzu edip dilekte bulunduğu' şeylere (ille de sahip) mi olacaktır?
-
53:25
Necm: 25
Halbuki son da, ilk de (ahiret ve dünya) Allah'ındır.
-
4:50
Nisa: 50
اُنْظُرْ كَيْفَ يَفْتَرُونَ عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَۜ وَكَفٰى بِهٖٓ اِثْمًا مُبٖينًا۟
Bak hele, Allah’a karşı nasıl da yalan ve iftira uyduruyorlar! (Hâşâ, Allah’ı suçlamaya ve sorumlu tutmaya çalışıyorlar, O’nun hükümlerini değiştirmeye uğraşıyorlar!) Apaçık bir günah olarak bu onlara yeterlidir.
-
4:51
Nisa: 51
اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذٖينَ اُو۫تُوا نَصٖيبًا مِنَ الْكِتَابِ يُؤْمِنُونَ بِالْجِبْتِ وَالطَّاغُوتِ وَيَقُولُونَ لِلَّذٖينَ كَفَرُوا هٰٓؤُ۬لَٓاءِ اَهْدٰى مِنَ الَّذٖينَ اٰمَنُوا سَبٖيلًا
Kendilerine kitaptan bir pay verilenleri (ama bu bilgi ve becerilerini nefsi hevesler ve dünyevi hedefler için istismar edenleri ve halk arasında âlim ve fazıl bilinen münafık tipleri) görmez misin? Onlar tağut’a (şeytani rejimlere ve zalim güçlere) ve cibt’e (hain ve işbirlikçi liderlere) inanıp (peşlerine takılıyorlar) ve (saldırgan) kâfirler için: “Bunlar, mü’minlerden daha doğru bir yoldadır!?” diyorlar. (Hakk nizam kurulsun diye çalışanları fitne-fesat çıkarmakla suçluyorlar. Oysa asıl kendileri fasık ve münafık kişilerdir.)
-
4:52
Nisa: 52
اُو۬لٰٓئِكَ الَّذٖينَ لَعَنَهُمُ اللّٰهُۜ وَمَنْ يَلْعَنِ اللّٰهُ فَلَنْ تَجِدَ لَهُ نَصٖيرًاۜ
İşte bunlar, (kâfir zihniyetleri ve münafık istismarcı tipleri, İslami düzen isteyenlerden üstün tutanlar) Allah'ın lanet ettiği kimselerdir. Her kim de Allah'ın lanetine uğrarsa, artık Sen ona hiçbir yardımcı bulamazsın. (Onlar helak olmayı hak etmişlerdir.)
-
4:117
Nisa: 117
اِنْ يَدْعُونَ مِنْ دُونِهٖٓ اِلَّٓا اِنَاثًاۚ وَاِنْ يَدْعُونَ اِلَّا شَيْطَانًا مَرٖيدًاۙ
(Müşrikler) Onlar, O'nu (Allah’ı) bırakıp da (birtakım) dişilere (ve kadın ismi taktıkları heykellere ve şehvetlerine) tapınmaktadırlar. Onlar aslında o her türlü hayırla ilişkisi kesilmiş inatçı şeytana kulluk yapmakta (ona yalvarıp durmakta)dırlar.
-
5:60
Maide: 60
قُلْ هَلْ اُنَبِّئُكُمْ بِشَرٍّ مِنْ ذٰلِكَ مَثُوبَةً عِنْدَ اللّٰهِۜ مَنْ لَعَنَهُ اللّٰهُ وَغَضِبَ عَلَيْهِ وَجَعَلَ مِنْهُمُ الْقِرَدَةَ وَالْخَنَازٖيرَ وَعَبَدَ الطَّاغُوتَۜ اُو۬لٰٓئِكَ شَرٌّ مَكَانًا وَاَضَلُّ عَنْ سَوَٓاءِ السَّبٖيلِ
Onlara de ki: “Allah katında, sizin için kesinleşmiş bir ceza olarak (bu huysuzluk ve huzursuzluğunuzdan) daha şerlisini (ve beterini) haber vereyim mi? (Böyleleri) Allah’ın lanet ettiği kimselerdir. Allah’ın onlara gazaplandığı ve kahrına uğrattığı kişilerdir. Ki onları maymunlara ve domuzlara çevirmiştir.” (Maymunlar gibi Haçlı Batı’yı ve bâtılı taklit etme, onların hizmet ve himayesine girme aşağılığına düşmüşlerdir. Domuzlar gibi milli namus ve onurlarını kıskanmayan ve zalim güçlere kâhyalık yapan bir bayağılığa dönüşmüşlerdir.) Ve (onlar) tağuta tapanlar (haline getirilmiş, zalim ve kâfir düzenlerin işbirlikçisi durumuna itilmişlerdir.) İşte bunların mevkii (konumu) çok daha şerli (ve değersiz)dir ve Hakk yoldan daha çok sapıtıp gitmişlerdir.
-
6:71
En'am: 71
قُلْ اَنَدْعُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ مَا لَا يَنْفَعُنَا وَلَا يَضُرُّنَا وَنُرَدُّ عَلٰٓى اَعْقَابِنَا بَعْدَ اِذْ هَدٰينَا اللّٰهُ كَالَّذِي اسْتَهْوَتْهُ الشَّيَاطٖينُ فِي الْاَرْضِ حَيْرَانَۖ لَهُٓ اَصْحَابٌ يَدْعُونَهُٓ اِلَى الْهُدَى ائْتِنَاۜ قُلْ اِنَّ هُدَى اللّٰهِ هُوَ الْهُدٰىۜ وَاُمِرْنَا لِنُسْلِمَ لِرَبِّ الْعَالَمٖينَۙ
De ki: “Allah’ın dışında bize yararı ve zararı olmayan başka şeylere mi yalvarıp tapalım? Allah bizi hidayete erdirdikten sonra, şeytanların ayartarak yeryüzünde şaşkınca bıraktıkları, (mü'min ve müstakim) arkadaşlarının da: 'Doğru yola, bize gel' diye kendisini çağırdığı (ama lafını duyuramadığı) kimse gibi, topuklarımız üzerinde gerisin geri (bâtıla) mı döndürülüp (sapıtalım)?” De ki: “Hiç şüphesiz Allah'ın yolu, asıl yoldur. (Gerçek hidayet O’nun hidayetidir.) Ve biz (kendimizi) âlemlerin Rabbine teslim etmekle emrolunduk.” (Kurtuluş İslam’dadır.)
-
6:136
En'am: 136
وَجَعَلُوا لِلّٰهِ مِمَّا ذَرَاَ مِنَ الْحَرْثِ وَالْاَنْعَامِ نَصٖيبًا فَقَالُوا هٰذَا لِلّٰهِ بِزَعْمِهِمْ وَهٰذَا لِشُرَكَٓائِنَاۚ فَمَا كَانَ لِشُرَكَٓائِهِمْ فَلَا يَصِلُ اِلَى اللّٰهِۚ وَمَا كَانَ لِلّٰهِ فَهُوَ يَصِلُ اِلٰى شُرَكَٓائِهِمْۜ سَٓاءَ مَا يَحْكُمُونَ
(Müşrikler) O'nun (Cenab-ı Hakkın) üretip-türettiği ekin ve hayvanlardan, (güya) Allah için de bir pay ayırdılar, sonra kendi zanlarınca: "Bu Allah'ındır, bu da şirk koştuklarımızın (putlarımızın ve canlı tağutlarımızın hakkı)dır" dediler. Kendi ortakları için olan (pay), Allah tarafına geçmezdi, ama Allah'a ait olan kendi ortaklarının tarafına (payına) geçerdi. (Yani sözde Allah’a ayırdıkları hisseleri çalıp tağutlarına verirlerdi.) Ne kötü hüküm verip (küfre düşerlerdi).
-
6:137
En'am: 137
وَكَذٰلِكَ زَيَّنَ لِكَثٖيرٍ مِنَ الْمُشْرِكٖينَ قَتْلَ اَوْلَادِهِمْ شُرَكَٓاؤُ۬هُمْ لِيُرْدُوهُمْ وَلِيَلْبِسُوا عَلَيْهِمْ دٖينَهُمْۜ وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ مَا فَعَلُوهُ فَذَرْهُمْ وَمَا يَفْتَرُونَ
Yine bunun gibi onların ortakları (şeytanları), müşriklerden çoğuna (kendi masum) çocuklarını öldürmeyi (ve nüfus planlaması diye nesillerinin kökünü kesmeyi) süslü gösterdiler. Hem onları helake uğratmak, hem kendi aleyhlerinde dinlerini karmakarışık kılmak için (bunları teşvik ederler. Ama) Allah (önlemek) dileseydi bunu yapmazlardı; o halde Sen onları ve düzmekte oldukları iftiraları (boş ver ve) bırak. (Senin görevin tebliğdir.)
-
6:138
En'am: 138
وَقَالُوا هٰذِهٖٓ اَنْعَامٌ وَحَرْثٌ حِجْرٌۘ لَا يَطْعَمُهَٓا اِلَّا مَنْ نَشَٓاءُ بِزَعْمِهِمْ وَاَنْعَامٌ حُرِّمَتْ ظُهُورُهَا وَاَنْعَامٌ لَا يَذْكُرُونَ اسْمَ اللّٰهِ عَلَيْهَا افْتِرَٓاءً عَلَيْهِۜ سَيَجْزٖيهِمْ بِمَا كَانُوا يَفْتَرُونَ
Ve (müşrikler) kendi (bâtıl zanlarınca) dediler ki: "Şu şu hayvanlar ve ekinler dokunulmazdır (yasaktır). Onları bizim izin verdiklerimiz dışında başkası yiyemez. (Şu) Hayvanların da (sadece) sırtları haram kılınmıştır. (Yani onlara binilmesi yasaktır." Ve yine ayırdıkları) Öyle (bazı) hayvanlar da vardır ki, (keserken) üzerlerine Allah'ın ismini anmazlar. (Bütün bunları da O’nun adına yaptıklarını söyleyip) Allah’a iftira atarlar (ve her çağda, din adına böyle saçmalıklar uydururlar). Yalan yere iftira düzmekte olduklarından dolayı O (Allah), bunların cezalarını verecektir.
-
6:139
En'am: 139
وَقَالُوا مَا فٖي بُطُونِ هٰذِهِ الْاَنْعَامِ خَالِصَةٌ لِذُكُورِنَا وَمُحَرَّمٌ عَلٰٓى اَزْوَاجِنَاۚ وَاِنْ يَكُنْ مَيْتَةً فَهُمْ فٖيهِ شُرَكَٓاءُۜ سَيَجْزٖيهِمْ وَصْفَهُمْۜ اِنَّهُ حَكٖيمٌ عَلٖيمٌ
Bir de (iftiracı ve din tahrifatçısı kimseler kendi kafalarından) dediler ki: "Bu (kesilen) hayvanların karınlarında olan (yavruları), yalnızca bizim erkeklerimize aittir, eşlerimize ise haramdır. Eğer o, ölü doğarsa onlar (hanımları) da bunda ortaktırlar." (Allah, bu asılsız ve akılsız) düzmecelerinin cezasını (her halde) verecektir. Şüphesiz O, Hüküm sahibi olandır, (her şeyi hakkıyla bilen) Alîm’dir.
-
7:37
A'raf: 37
فَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا اَوْ كَذَّبَ بِاٰيَاتِهٖۜ اُو۬لٰٓئِكَ يَنَالُهُمْ نَصٖيبُهُمْ مِنَ الْكِتَابِۜ حَتّٰٓى اِذَا جَٓاءَتْهُمْ رُسُلُنَا يَتَوَفَّوْنَهُمْۙ قَالُٓوا اَيْنَ مَا كُنْتُمْ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ قَالُوا ضَلُّوا عَنَّا وَشَهِدُوا عَلٰٓى اَنْفُسِهِمْ اَنَّهُمْ كَانُوا كَافِرٖينَ
O halde, Allah’a karşı yalan uydurup asılsız iftira ve iddialar ortaya atanlardan, veya (O’nun) ayetlerini yalanlayanlardan daha zalim kimdir? (Azıcık ilimleriyle) Kitaptan kendilerine bir pay erişenler (ve bilgiç geçinip dini hükümleri dejenere edenler) de bunlardır. Nihayet elçilerimiz (ölüm meleklerimiz), hayatlarına son vermek üzere kendilerine gittiklerinde onlara: "Allah'tan başka taptıklarınız (menfaat umarak ve zararından korkarak kendilerine sığınıp uşaklık yaptıklarınız, hani) nerede?" diye soracaklardır. (Bu soruyu bin pişmanlıkla:) "Onlar bizi (yüzüstü) bırakıp-kayboldular" diye yanıtlayacaklardır. (Böylelikle) Bunlar, gerçekten nankör kâfirler olduklarına dair kendi aleyhlerinde şahitlik yapacaklardır.
-
7:189
A'raf: 189
هُوَ الَّذٖي خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ وَجَعَلَ مِنْهَا زَوْجَهَا لِيَسْكُنَ اِلَيْهَاۚ فَلَمَّا تَغَشّٰيهَا حَمَلَتْ حَمْلًا خَفٖيفًا فَمَرَّتْ بِهٖۚ فَلَمَّٓا اَثْقَلَتْ دَعَوَا اللّٰهَ رَبَّهُمَا لَئِنْ اٰتَيْتَنَا صَالِحًا لَنَكُونَنَّ مِنَ الشَّاكِرٖينَ
O, (Allah ki;) sizi tek bir nefisten (Hz. Adem’den ve aynı cinsten) yaratıvermiş ve kendisiyle durulup-yatışması (sükûnet ve huzur bulması) için ondan da (bedeni ve ruhi yoldaşı olsun diye) eşini var etmiştir. (Yani erkek ve kadın eşitlikten de öte, bir tek bedenin iki bütünleyici parçaları gibidir.) Onu (eşini) örtüp-bürüyünce, (birleşince) o da hafif bir yük yüklendi de bununla (bir süre) gezindi. Nitekim (Havva’nın gebeliği) ağırlaşınca, ikisi Rableri olan Allah'a: "Eğer bize salih (bir çocuk) verirsen, andolsun şükredenlerden olacağız" diye dua edip yakarıvermişlerdi.
-
7:190
A'raf: 190
فَلَمَّٓا اٰتٰيهُمَا صَالِحًا جَعَلَا لَهُ شُرَكَٓاءَ فٖيمَٓا اٰتٰيهُمَاۚ فَتَعَالَى اللّٰهُ عَمَّا يُشْرِكُونَ
Ama O (Allah, nihayet) onlara (Adem’in çocukları olan erkek ve kadınlara) salih ve sağlam (çocuklar) verince (ve sayıları çoğalıp bunlar Hakk’tan yüz çevirince Allah’ın), kendilerine verdiği (nimetlerle şımarıp) O’na ortaklar kılmaya başladılar. (Yani Ademoğulları, çocuklarının ve aile efradının rahatı ve çıkarı uğruna helâl-haram ölçülerini ve cihad -Hakk yolunda mücadele- hükümlerini hiçe saydılar. Oysa) Allah, onların şirk koştuklarından Yücedir.
-
7:191
A'raf: 191
اَيُشْرِكُونَ مَا لَا يَخْلُقُ شَيْـًٔا وَهُمْ يُخْلَقُونَۘ
Kendileri yaratılıp duran (veya elle yontulup yapılan) ve hiçbir şeyi yaratamayan (nesneleri ve kimseleri) mi (Allah'a) ortak koşuyorlar? (Bu açıkça bir gaflet ve cehalettir!)
-
7:192
A'raf: 192
وَلَا يَسْتَطٖيعُونَ لَهُمْ نَصْرًا وَلَٓا اَنْفُسَهُمْ يَنْصُرُونَ
Oysa (bu şirk koştukları güçler ve nesneler) ne onlara bir yardıma güç yetirebilir, ne kendi nefislerine yardım etmeye (kâdirdir, hepsi de Allah’a karşı acizdir ve hiç hükmündedirler).
-
7:193
A'raf: 193
وَاِنْ تَدْعُوهُمْ اِلَى الْهُدٰى لَا يَتَّبِعُوكُمْۜ سَوَٓاءٌ عَلَيْكُمْ اَدَعَوْتُمُوهُمْ اَمْ اَنْتُمْ صَامِتُونَ
(Ne var ki; aklını ve vicdanını kullanmayanları) Onları hidayete (Hakk dine ve doğru istikamete) çağırsanız da (icabet edip) size uymayacaklardır. Onları davet edip (uyarsanız) da, suskun dursanız da size karşı (tutumları) birdir.
-
7:194
A'raf: 194
اِنَّ الَّذٖينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ عِبَادٌ اَمْثَالُكُمْ فَادْعُوهُمْ فَلْيَسْتَجٖيبُوا لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقٖينَ
(Ey gafil ve cahil insanlar!) Allah'tan başka taptıklarınız (kendinize kurtarıcı ve şefaatçi yaptıklarınız) sizler gibi (aciz ve muhtaç) kullardır. Eğer (iddianızda, yani şirk koştuklarınızın etkili ve yetkili oldukları konusunda) doğru iseniz, hemen onları (gıyaben) çağırın da size icabet etsinler (ve yardıma gelsinler de görelim).
-
7:195
A'raf: 195
اَلَهُمْ اَرْجُلٌ يَمْشُونَ بِهَاۘ اَمْ لَهُمْ اَيْدٍ يَبْطِشُونَ بِهَاۘ اَمْ لَهُمْ اَعْيُنٌ يُبْصِرُونَ بِهَاۘ اَمْ لَهُمْ اٰذَانٌ يَسْمَعُونَ بِهَاۜ قُلِ ادْعُوا شُرَكَٓاءَكُمْ ثُمَّ كٖيدُونِ فَلَا تُنْظِرُونِ
(Allah'ın iznü inayeti olmadıkça) Onların yürüyecek ayakları var mı? Ya da tutacakları elleri mi var? Veya görecek gözleri mi var? Yoksa işitecek kulakları mı var? De ki: "(Şu bütün) Ortak koştuklarınızı da çağırın, sonra bir düzen (tuzak) hazırlayın da bana göz bile açtırmayın. (Yani elinizden geleni geri koymayın, ben yine de Hakk’tan dönecek değilim.)"
-
7:196
A'raf: 196
اِنَّ وَلِيِّيَ اللّٰهُ الَّذٖي نَزَّلَ الْكِتَابَۘ وَهُوَ يَتَوَلَّى الصَّالِحٖينَ
(Çünkü) Hiç şüphesiz, benim Velim (sahibim ve vekilim); Kitabı (Kur’an’ı) indiren Allah'tır ve O salihlerin koruyuculuğunu (veliliğini en güzel) yapan (Yüce Kudrettir ve Kur’an-ı Kerim her türlü küfür ve kötülükten korumak üzere gönderilmiştir).
-
7:197
A'raf: 197
وَالَّذٖينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِهٖ لَا يَسْتَطٖيعُونَ نَصْرَكُمْ وَلَٓا اَنْفُسَهُمْ يَنْصُرُونَ
O'ndan başka taptıklarınız (sahte ma’budlarınız ve tağutlarınız) ise, size (hiçbir konuda) yardıma güç yetiremeyecek, kendi kendilerine bile yardım (ve sahiplik) edemeyecek vaziyettedirler.
-
7:198
A'raf: 198
وَاِنْ تَدْعُوهُمْ اِلَى الْهُدٰى لَا يَسْمَعُواۜ وَتَرٰيهُمْ يَنْظُرُونَ اِلَيْكَ وَهُمْ لَا يُبْصِرُونَ
(Öyle ki) Onları (Hakka ve) hidayete davet etseniz (veya doğru yolu görsünler ve başkalarına da göstersinler diye gayrete çağırıverseniz), sizi işitmeyecek (ve ilgilenmeyecek)lerdir. Ve (üstelik) onları Sana bakar görürsün (ya), halbuki onlar (gerçekleri) görmez haldedirler.
-
10:18
Yunus: 18
وَيَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مَا لَا يَضُرُّهُمْ وَلَا يَنْفَعُهُمْ وَيَقُولُونَ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ شُفَعَٓاؤُ۬نَا عِنْدَ اللّٰهِۜ قُلْ اَتُنَبِّؤُ۫نَ اللّٰهَ بِمَا لَا يَعْلَمُ فِي السَّمٰوَاتِ وَلَا فِي الْاَرْضِۜ سُبْحَانَهُ وَتَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ
(Müşrikler şu kimselerdir ki) Allah'ı bırakıp (O’nun izni ve iradesi olmadan) kendilerine zarar veremeyecek ve yararları da erişmeyecek (olan) şeylere (sığınıp) kulluk ederler ve: “Bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir” derler. (Onlara) De ki: “Siz, Allah'a, göklerde ve yerde O’nun (hâşâ) bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz? (Hayır, siz açıkça yalan uyduruyor ve asılsız kuruntulara kapılıyorsunuz!) O, sizin şirk koştuklarınızdan uzak ve Yücedir.”
-
12:106
Yusuf: 106
وَمَا يُؤْمِنُ اَكْثَرُهُمْ بِاللّٰهِ اِلَّا وَهُمْ مُشْرِكُونَ
Onların (gafil ve cahil insanlardan mü’min sanılanların) çoğu da ancak ortak koşarak (ve bir yönden mutlaka şirk katarak) Allah’a iman etmektedirler.
-
12:107
Yusuf: 107
اَفَاَمِنُٓوا اَنْ تَأْتِيَهُمْ غَاشِيَةٌ مِنْ عَذَابِ اللّٰهِ اَوْ تَأْتِيَهُمُ السَّاعَةُ بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ
(Yoksa) Bunlar, kendilerini çepeçevre kuşatıp (kahrolmalarını sağlayacak) Allah'ın azabından (kapsamlı bir felaketin) gelivermesinden, veya hiç haberleri yokken kıyametin onlara apansız yetişip (kahretmesinden) kendilerini güvende mi hissetmektedirler?
-
12:108
Yusuf: 108
قُلْ هٰذِهٖ سَبٖيلٖٓي اَدْعُٓوا اِلَى اللّٰهِ عَلٰى بَصٖيرَةٍ اَنَا۬ وَمَنِ اتَّبَعَنٖيۜ وَسُبْحَانَ اللّٰهِ وَمَٓا اَنَا۬ مِنَ الْمُشْرِكٖينَ
(Ey Resulüm!) De ki: “Bu, Benim yolum (ve yöntemimdir) ki, (öyle rastgele değil, ibret ve hikmetle) bir basiret üzere Allah'a davet ederim; Ben de ve Bana uyanlar da (böyle hareket ederiz). Ve Allah'ı tenzih ederim, Ben müşriklerden değilim.”
-
14:28
İbrahim: 28
اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذٖينَ بَدَّلُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ كُفْرًا وَاَحَلُّوا قَوْمَهُمْ دَارَ الْبَوَارِۙ
Allah'ın (her türlü fazilet ve) nimetini inkârla değiştirip nankörlük yapanları (Kur’ani çağrı ve çabalara ilgisiz kalanları) ve (böylece) kendi topluluk (ve taraftar)larını, helaket diyarına (dünyada haksızlık ve ahlâksızlık nizamına, ahirette ise cehennem ortamına) taşıyıp konduranları görmedin mi? (Ne hain ve nasipsiz kimselerdir!)
-
14:29
İbrahim: 29
جَهَنَّمَۚ يَصْلَوْنَهَاۜ وَبِئْسَ الْقَرَارُ
(Ki bu kötü yurt ve sonuç) Ona atılıp-yaslanıp yanacakları cehennem (olacaktır.) O ne kötü ve ürkütücü bir karar (mecburi barınma ve katlanma yeridir).
-
14:30
İbrahim: 30
وَجَعَلُوا لِلّٰهِ اَنْدَادًا لِيُضِلُّوا عَنْ سَبٖيلِهٖۜ قُلْ تَمَتَّعُوا فَاِنَّ مَصٖيرَكُمْ اِلَى النَّارِ
(Bunlar insanları) O'nun yolundan saptırmak için Allah'a eşler koştular (Kur’an’ın hükmünü değiştirip dejenere edenleri, sahte şefaatçileri ve din istismarcısı kişileri O’na denk tuttular). De ki: “(Dünyada bir müddet) Yararlanın (bakalım). Çünkü elbette sizin varacağınız yer (cehennem) ateşidir.”
-
16:21
Nahl: 21
اَمْوَاتٌ غَيْرُ اَحْيَٓاءٍۚ وَمَا يَشْعُرُونَۙ اَيَّانَ يُبْعَثُونَ۟
(Putlar ve tağutlar; onlar aslında) Ölüdürler, diri değildirler (bâtıl liderleriniz de ölüp gidecektir); ne zaman dirileceklerinin de şuuruna varamayan (şeylerdir).
-
16:56
Nahl: 56
وَيَجْعَلُونَ لِمَا لَا يَعْلَمُونَ نَصٖيبًا مِمَّا رَزَقْنَاهُمْۜ تَاللّٰهِ لَتُسْـَٔلُنَّ عَمَّا كُنْتُمْ تَفْتَرُونَ
(Cahiller) Kendilerine rızık olarak verdiklerimizden, (aslında) hiçbir şey bilmeyenlere (uyduruk şefaatçilere) paylar ayırıyorlar (ve böylece Allah’ın elinden kurtulacaklarını sanıyorlar). Andolsun, Allah'a iftira ettiklerinizden dolayı mutlaka sorguya çekileceksiniz.
-
16:75
Nahl: 75
ضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلًا عَبْدًا مَمْلُوكًا لَا يَقْدِرُ عَلٰى شَيْءٍ وَمَنْ رَزَقْنَاهُ مِنَّا رِزْقًا حَسَنًا فَهُوَ يُنْفِقُ مِنْهُ سِرًّا وَجَهْرًاۜ هَلْ يَسْتَوُ۫نَۜ اَلْحَمْدُ لِلّٰهِۜ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
Allah (düşünesiniz diye şöyle) misal getirdi; gücü hiçbir şeye yeterli-başarılı olamayan ve başkalarının mülkünde (ve güdümünde) bulunan (birisi) ile; kendisine tarafımızdan güzel bir rızık (çeşitli ve etkili nimet ve fazilet) verdiğimiz, böylece ondan gizli ve açık infak eden (toplum kendisinden fayda gören) kimseyi (karşılaştırın diye örnek gösterdi; şimdi) bunlar hiç eşit olur (ve aynı tutulur) mu? (Oysa Allah Adildir ve herkese hak ettiğini verecektir.) Hamd (övgü ve teşekkür) Allah’a mahsustur, fakat onların çoğu bunu bilmez (cahillerdir.)
-
16:76
Nahl: 76
وَضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلًا رَجُلَيْنِ اَحَدُهُمَٓا اَبْكَمُ لَا يَقْدِرُ عَلٰى شَيْءٍ وَهُوَ كَلٌّ عَلٰى مَوْلٰيهُۙ اَيْنَمَا يُوَجِّهْهُ لَا يَأْتِ بِخَيْرٍۜ هَلْ يَسْتَوٖي هُوَۙ وَمَنْ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِۙ وَهُوَ عَلٰى صِرَاطٍ مُسْتَقٖيمٍ۟
Allah (yine) şu örneği de verdi: İki kişi (düşünün ki); bunlardan birisi dilsiz (gerekeni ve gerçekleri konuşmaktan aciz), hiçbir işe (kendi inisiyatifiyle) güç yetiremeyen (cesaret ve gayret göstermeyen çaresiz ve beceriksiz) ve her yönüyle efendisinin üzerine sadece bir yüktür ki, onu hangi yöne (ve göreve) gönderse (kendi başına) bir hayır (ve yararlı hizmet üretip) getiremez! Şimdi bu (kişi, eline imkân ve iktidar geçince) adaletle emreden (işlerini Hakka, hayra ve halka uygun yürüten) ve dosdoğru bir yol üzerinde (Adil bir Düzen istikametinde) hareket edenle, eşit olabilir mi? [Not: Ayette geçen “Mevlâsı üzerinde ‘KELL’dir” ifadesi; Kur’an dışı bâtıl ve bozuk yönetimlerde güdükleşen bürokratların yararlı ve başarılı hizmetler üretemeyeceğine işarettir.]
-
16:86
Nahl: 86
وَاِذَا رَاَ الَّذٖينَ اَشْرَكُوا شُرَكَٓاءَهُمْ قَالُوا رَبَّنَا هٰٓؤُ۬لَٓاءِ شُرَكَٓاؤُ۬نَا الَّذٖينَ كُنَّا نَدْعُوا مِنْ دُونِكَۚ فَاَلْقَوْا اِلَيْهِمُ الْقَوْلَ اِنَّكُمْ لَكَاذِبُونَۚ
O şirk koşanlar (ahirette) şirk koştukları (şeyleri ve kişileri) gördükleri zaman: “Rabbimiz, Seni bırakıp da tapındığımız ve yalvardığımız ortaklarımız işte bunlardır” diyecek (sorumluluktan ve cezadan sıyrılmaya yeltenecek)lerdir. (Onlar da bunlara:) “Siz gerçekten yalan söyleyenlersiniz. (Çünkü bizi kayırarak değil, kendi çıkarlarınızı kollayarak bize geldiniz)” diye bu sözü kendilerine (geri çevirip suçu onların) üzerlerine atıvereceklerdir.
-
16:87
Nahl: 87
وَاَلْقَوْا اِلَى اللّٰهِ يَوْمَئِذٍۨ السَّلَمَ وَضَلَّ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ
O gün (artık mecburen herkes) Allah'a teslimiyet göstereceklerdir ve uydurdukları (yalancı ilahlar ve sahte kurtarıcılar) da onlardan çekilip-uzaklaşıverecektir.
-
16:88
Nahl: 88
اَلَّذٖينَ كَفَرُوا وَصَدُّوا عَنْ سَبٖيلِ اللّٰهِ زِدْنَاهُمْ عَذَابًا فَوْقَ الْعَذَابِ بِمَا كَانُوا يُفْسِدُونَ
(Kendileri) İnkâr edip de (başka insanları da) Allah'ın yolundan saptırıp alıkoyanlar (var ya); Biz, yapmakta oldukları fesatçılığa karşılık, onlara azap üstüne azabı artırıp (mahvedeceğiz).
-
17:56
İsrâ: 56
قُلِ ادْعُوا الَّذٖينَ زَعَمْتُمْ مِنْ دُونِهٖ فَلَا يَمْلِكُونَ كَشْفَ الضُّرِّ عَنْكُمْ وَلَا تَحْوٖيلًا
(Müşriklere ve münafıklara) De ki: "O'nun dışında (ilah olarak) öne sürdüklerinizi (Allah'la aranızda şefaatçi olacaklarını zannettiklerinizi boşuna) çağırıp yalvarın (bakalım, göreceksiniz ki), onlar sizden ne zararı uzaklaştırabilirler, ne de (onu yararınıza) dönüştürebilirler."
-
17:57
İsrâ: 57
اُو۬لٰٓئِكَ الَّذٖينَ يَدْعُونَ يَبْتَغُونَ اِلٰى رَبِّهِمُ الْوَسٖيلَةَ اَيُّهُمْ اَقْرَبُ وَيَرْجُونَ رَحْمَتَهُ وَيَخَافُونَ عَذَابَهُۜ اِنَّ عَذَابَ رَبِّكَ كَانَ مَحْذُورًا
Onların yalvardıkları (ve aşırı yüceltip Allah’a şirk koştukları, veli ve âlim insanlardan, müttaki ve müstakim olanlar) da, (aslında bunlar) -hangisi (Allah’ın rızasına) daha yakın olacaktır diye- Rablerine (yaklaşmak için) bir vesile aramaktadırlar. (Yani aciz bir kul olduklarının ve Allah’a ihtiyaçlarının farkındadırlar.) O'nun rahmetini ummakta ve azabından korkmaktadırlar. Şüphesiz Senin Rabbinin azabı korkunçtur (ve dayanılmazdır).
-
18:102
Kehf: 102
اَفَحَسِبَ الَّذٖينَ كَفَرُٓوا اَنْ يَتَّخِذُوا عِبَادٖي مِنْ دُونٖٓي اَوْلِيَٓاءَۜ اِنَّٓا اَعْتَدْنَا جَهَنَّمَ لِلْكَافِرٖينَ نُزُلًا
O (gafiller ve) kâfirler, Beni bırakıp (dinimi dejenere eden ve çevresinde kurtarıcı geçinen bazı) kullarımı veliler (mürşitler ve mehdiler) edindiklerini mi zannetmişlerdi? Gerçekten Biz cehennemi (böylesi) kâfirler için bir (azap) durağı olarak hazır etmişizdir.
-
19:81
Meryem: 81
وَاتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ اٰلِهَةً لِيَكُونُوا لَهُمْ عِزًّاۙ
(Münafık sahtekârlar onlardır ki) Kendilerine izzet (etiket, kuvvet ve hükümet) sağlasınlar diye Allah’tan başka ilahlar (ve güç odakları) edinip, (onların himayelerine sığınmışlardır.)
-
19:82
Meryem: 82
كَلَّاۜ سَيَكْفُرُونَ بِعِبَادَتِهِمْ وَيَكُونُونَ عَلَيْهِمْ ضِدًّا۟
Hayır; (o yalancı ilahlar) onların tapınışlarını inkâr edecekler ve onlarla zıtlaşıp (ahirette hasım olacaklardır).
-
22:12
Hacc: 12
يَدْعُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ مَا لَا يَضُرُّهُ وَمَا لَا يَنْفَعُهُۜ ذٰلِكَ هُوَ الضَّلَالُ الْبَعٖيدُ
(Böylesi gafiller) Allah’tan başka, (bir de) kendilerine ne zararı ne de yararı dokunmayacak şeylere (kendileri gibi aciz ve çaresiz kimselere) yalvarıp dua etmektedirler. İşte bu, çok derin (ve çirkin) bir sapkınlık (halidir.)
-
22:13
Hacc: 13
يَدْعُوا لَمَنْ ضَرُّهُٓ اَقْرَبُ مِنْ نَفْعِهٖۜ لَبِئْسَ الْمَوْلٰى وَلَبِئْسَ الْعَشٖيرُ
Veya (tutup) zararı, faydasından daha yakın olana (dahi) tapınıp yakarıverirler. (Halbuki güvendiği ve medet beklediği o kimse) Ne kötü bir yardım edici ve ne kötü bir sahiptir!.. (Ki kendisine bağladığı insanları Allah’ın yolundan ve davasından etmektedir.)
-
22:73
Hacc: 73
يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ ضُرِبَ مَثَلٌ فَاسْتَمِعُوا لَهُۜ اِنَّ الَّذٖينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ لَنْ يَخْلُقُوا ذُبَابًا وَلَوِ اجْتَمَعُوا لَهُۜ وَاِنْ يَسْلُبْهُمُ الذُّبَابُ شَيْـًٔا لَا يَسْتَنْقِذُوهُ مِنْهُۜ ضَعُفَ الطَّالِبُ وَالْمَطْلُوبُ
Ey insanlar, (size şöyle) bir misal-örnek verilmektedir; şimdi onu (can kulağıyla) dinleyin. Sizin, Allah'ın dışında tapmakta olduklarınız -hepsi bunun için bir araya gelseler dahi- kesinlikle bir sinek bile yaratamazlar. (Hatta) Eğer sinek onlardan bir şey kapıp kaçacak olsa; (bir sinek ilahlaştırdığınız şahıslardan bir damlacık kan ısırıp uçsa,) bunu bile ondan geri alamazlar. (Yani, Allah’tan gayrısından nimet ve inayet) İsteyen de güçsüz ve çaresizdir, kendisinden (nimet ve destek) istenen (canlı-cansız her şey) de (acizdir).
-
25:3
Furkan: 3
وَاتَّخَذُوا مِنْ دُونِهٖٓ اٰلِهَةً لَا يَخْلُقُونَ شَيْـًٔا وَهُمْ يُخْلَقُونَ وَلَا يَمْلِكُونَ لِاَنْفُسِهِمْ ضَرًّا وَلَا نَفْعًا وَلَا يَمْلِكُونَ مَوْتًا وَلَا حَيٰوةً وَلَا نُشُورًا
(Ancak müşrikler Allah’ı bırakıp) O'ndan başka; (aslında) hiçbir şeyi yaratamayan, üstelik kendileri yaratılmış (ve başkalarınca yapılmış) olan, kendi nefislerine bile ne zarar ne yarar sağlayamayan; öldürmeye, yaşatmaya ve yeniden diriltip-yaymaya güçleri bulunmayan birtakım (suni ve sahte) ilahlar edinmişlerdir.
-
29:68
Ankebut: 68
وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا اَوْ كَذَّبَ بِالْحَقِّ لَمَّا جَٓاءَهُۜ اَلَيْسَ فٖي جَهَنَّمَ مَثْوًى لِلْكَافِرٖينَ
Allah hakkında yalan uydurup iftira edenlerden (ayet ve hadisleri keyfine göre eğip bükenlerden) veya kendisine Hakk geldiği zaman onu yalan sayıp (Kur’ani hükümlerden yüz çevirenden) daha zalim kim (vardır? Yoksa) Kâfirler için cehennemde, oraya varıp-atılıp kalacakları yer mi yok? (Elbette yakında kâfirler belasını bulacaklardır.)
-
35:14
Fâtır: 14
اِنْ تَدْعُوهُمْ لَا يَسْمَعُوا دُعَٓاءَكُمْۚ وَلَوْ سَمِعُوا مَا اسْتَجَابُوا لَكُمْۜ وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِ يَكْفُرُونَ بِشِرْكِكُمْۜ وَلَا يُنَبِّئُكَ مِثْلُ خَبٖيرٍ۟
(Putlara ve tağutlara) Onlara (boşuna) dua etmeyin (yalvarıp güvenmeyin)! Çünkü sizin duanızı ve çağrınızı işitmezler... İşitseler bile cevap veremezler! Kıyamet gününde de (onları Allah’a) ortak koşmanızı reddedecekler (ve sizi terk edecekler. Bunu her şeyden) Haberi olan (Allah) gibi (hiç kimse gerçekleri ve başınıza gelecekleri) sana haber verip bildiremez. (O, kullarına acıyıp sizi uyarmaktadır.)
-
36:74
Yâsin: 74
وَاتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ اٰلِهَةً لَعَلَّهُمْ يُنْصَرُونَۜ
(Güya onlardan) Yardım görürler diye Allah’tan gayrı ilahlar edinip (süper güç sanılan tanrılara, zalim tağutlara ve işbirlikçi iktidarlara) tutunuverdiler.
-
36:75
Yâsin: 75
لَا يَسْتَطٖيعُونَ نَصْرَهُمْۙ وَهُمْ لَهُمْ جُنْدٌ مُحْضَرُونَ
Ne var ki onların (o sahte ilahların), kendilerine (gerçek anlamda) yardım etmeye güçleri yetmez; (tam aksine) kendileri onlar için hazır bulundurulmuş (zalim odaklarca basit görülüp hor tutulmuş hizmetçi) askerlerdir. [Not: Olur ki yardım görürler, makam ve menfaate erişirler umuduyla, zalim ve kâfir merkezlerin; AB, ABD ve NATO gibi hain güçlerin güdümüne girenlerin, bunların açık ve yaygın zulümlerine alet ve ortak olmamaları için dikkat edilmelidir.]
-
53:19
Necm: 19
اَفَرَاَيْتُمُ اللَّاتَ وَالْعُزّٰىۙ
(Şimdi ey müşrikler, siz hiç) Gördünüz mü söyleyin; Lat ve Uzza'yı? (Bunlar ne işe yaramaktaydı?)
-
53:20
Necm: 20
وَمَنٰوةَ الثَّالِثَةَ الْاُخْرٰى
Ve üçüncü (put) olan Menat'ı(n böyle yüce irtibatları var mıydı?)
-
53:21
Necm: 21
اَلَكُمُ الذَّكَرُ وَلَهُ الْاُنْثٰى
(Ey gafil ve cahil sürüleri!) Erkek (evlat) sizin de, dişi O'nun (hâşâ Allah’ın) mıydı?
-
53:22
Necm: 22
تِلْكَ اِذًا قِسْمَةٌ ضٖيزٰى
Eğer böyleyse, o vakit bu ne çarpık ve insafsız bir paylaşmaydı!?
-
53:23
Necm: 23
اِنْ هِيَ اِلَّٓا اَسْمَٓاءٌ سَمَّيْتُمُوهَٓا اَنْتُمْ وَاٰبَٓاؤُ۬كُمْ مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ بِهَا مِنْ سُلْطَانٍۜ اِنْ يَتَّبِعُونَ اِلَّا الظَّنَّ وَمَا تَهْوَى الْاَنْفُسُۚ وَلَقَدْ جَٓاءَهُمْ مِنْ رَبِّهِمُ الْهُدٰىۜ
(Halbuki) Bu (putlar ve uydurma kurallar ise) sizin ve atalarınızın (kendi keyfinize ve kafanıza göre) isimlendirdiğiniz (bâtıl kavram ve kurumlardan) başkası değildir. Allah, onlarla ilgili 'hiçbir güçlü (ve geçerli) delil' indirmemiştir. Onlar, sadece boş zan ve tahminlerine ve nefislerinin (düşük) hevâ (istek ve tutku) olarak arzu ettiklerine uyan kimselerdir. Oysa andolsun, artık onlara Rablerinden yol gösterici (bir Peygamber) gelmiştir. (Hâlâ gaflet ve dalâletten uyanıp gerçeği anlamayacaklar mıydı?)
-
53:24
Necm: 24
اَمْ لِلْاِنْسَانِ مَا تَمَنّٰىۘ
Yoksa insan 'her umduğu ve arzu edip dilekte bulunduğu' şeylere (ille de sahip) mi olacaktır?
-
53:25
Necm: 25
فَلِلّٰهِ الْاٰخِرَةُ وَالْاُو۫لٰى۟
Halbuki son da, ilk de (ahiret ve dünya) Allah'ındır.
-
4:50
Nisa: 50
اُنْظُرْ كَيْفَ يَفْتَرُونَ عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَۜ وَكَفٰى بِهٖٓ اِثْمًا مُبٖينًا۟
-
4:51
Nisa: 51
اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذٖينَ اُو۫تُوا نَصٖيبًا مِنَ الْكِتَابِ يُؤْمِنُونَ بِالْجِبْتِ وَالطَّاغُوتِ وَيَقُولُونَ لِلَّذٖينَ كَفَرُوا هٰٓؤُ۬لَٓاءِ اَهْدٰى مِنَ الَّذٖينَ اٰمَنُوا سَبٖيلًا
-
4:52
Nisa: 52
اُو۬لٰٓئِكَ الَّذٖينَ لَعَنَهُمُ اللّٰهُۜ وَمَنْ يَلْعَنِ اللّٰهُ فَلَنْ تَجِدَ لَهُ نَصٖيرًاۜ
-
4:117
Nisa: 117
اِنْ يَدْعُونَ مِنْ دُونِهٖٓ اِلَّٓا اِنَاثًاۚ وَاِنْ يَدْعُونَ اِلَّا شَيْطَانًا مَرٖيدًاۙ
-
5:60
Maide: 60
قُلْ هَلْ اُنَبِّئُكُمْ بِشَرٍّ مِنْ ذٰلِكَ مَثُوبَةً عِنْدَ اللّٰهِۜ مَنْ لَعَنَهُ اللّٰهُ وَغَضِبَ عَلَيْهِ وَجَعَلَ مِنْهُمُ الْقِرَدَةَ وَالْخَنَازٖيرَ وَعَبَدَ الطَّاغُوتَۜ اُو۬لٰٓئِكَ شَرٌّ مَكَانًا وَاَضَلُّ عَنْ سَوَٓاءِ السَّبٖيلِ
-
6:71
En'am: 71
قُلْ اَنَدْعُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ مَا لَا يَنْفَعُنَا وَلَا يَضُرُّنَا وَنُرَدُّ عَلٰٓى اَعْقَابِنَا بَعْدَ اِذْ هَدٰينَا اللّٰهُ كَالَّذِي اسْتَهْوَتْهُ الشَّيَاطٖينُ فِي الْاَرْضِ حَيْرَانَۖ لَهُٓ اَصْحَابٌ يَدْعُونَهُٓ اِلَى الْهُدَى ائْتِنَاۜ قُلْ اِنَّ هُدَى اللّٰهِ هُوَ الْهُدٰىۜ وَاُمِرْنَا لِنُسْلِمَ لِرَبِّ الْعَالَمٖينَۙ
-
6:136
En'am: 136
وَجَعَلُوا لِلّٰهِ مِمَّا ذَرَاَ مِنَ الْحَرْثِ وَالْاَنْعَامِ نَصٖيبًا فَقَالُوا هٰذَا لِلّٰهِ بِزَعْمِهِمْ وَهٰذَا لِشُرَكَٓائِنَاۚ فَمَا كَانَ لِشُرَكَٓائِهِمْ فَلَا يَصِلُ اِلَى اللّٰهِۚ وَمَا كَانَ لِلّٰهِ فَهُوَ يَصِلُ اِلٰى شُرَكَٓائِهِمْۜ سَٓاءَ مَا يَحْكُمُونَ
-
6:137
En'am: 137
وَكَذٰلِكَ زَيَّنَ لِكَثٖيرٍ مِنَ الْمُشْرِكٖينَ قَتْلَ اَوْلَادِهِمْ شُرَكَٓاؤُ۬هُمْ لِيُرْدُوهُمْ وَلِيَلْبِسُوا عَلَيْهِمْ دٖينَهُمْۜ وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ مَا فَعَلُوهُ فَذَرْهُمْ وَمَا يَفْتَرُونَ
-
6:138
En'am: 138
وَقَالُوا هٰذِهٖٓ اَنْعَامٌ وَحَرْثٌ حِجْرٌۘ لَا يَطْعَمُهَٓا اِلَّا مَنْ نَشَٓاءُ بِزَعْمِهِمْ وَاَنْعَامٌ حُرِّمَتْ ظُهُورُهَا وَاَنْعَامٌ لَا يَذْكُرُونَ اسْمَ اللّٰهِ عَلَيْهَا افْتِرَٓاءً عَلَيْهِۜ سَيَجْزٖيهِمْ بِمَا كَانُوا يَفْتَرُونَ
-
6:139
En'am: 139
وَقَالُوا مَا فٖي بُطُونِ هٰذِهِ الْاَنْعَامِ خَالِصَةٌ لِذُكُورِنَا وَمُحَرَّمٌ عَلٰٓى اَزْوَاجِنَاۚ وَاِنْ يَكُنْ مَيْتَةً فَهُمْ فٖيهِ شُرَكَٓاءُۜ سَيَجْزٖيهِمْ وَصْفَهُمْۜ اِنَّهُ حَكٖيمٌ عَلٖيمٌ
-
7:37
A'raf: 37
فَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا اَوْ كَذَّبَ بِاٰيَاتِهٖۜ اُو۬لٰٓئِكَ يَنَالُهُمْ نَصٖيبُهُمْ مِنَ الْكِتَابِۜ حَتّٰٓى اِذَا جَٓاءَتْهُمْ رُسُلُنَا يَتَوَفَّوْنَهُمْۙ قَالُٓوا اَيْنَ مَا كُنْتُمْ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ قَالُوا ضَلُّوا عَنَّا وَشَهِدُوا عَلٰٓى اَنْفُسِهِمْ اَنَّهُمْ كَانُوا كَافِرٖينَ
-
7:189
A'raf: 189
هُوَ الَّذٖي خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ وَجَعَلَ مِنْهَا زَوْجَهَا لِيَسْكُنَ اِلَيْهَاۚ فَلَمَّا تَغَشّٰيهَا حَمَلَتْ حَمْلًا خَفٖيفًا فَمَرَّتْ بِهٖۚ فَلَمَّٓا اَثْقَلَتْ دَعَوَا اللّٰهَ رَبَّهُمَا لَئِنْ اٰتَيْتَنَا صَالِحًا لَنَكُونَنَّ مِنَ الشَّاكِرٖينَ
-
7:190
A'raf: 190
فَلَمَّٓا اٰتٰيهُمَا صَالِحًا جَعَلَا لَهُ شُرَكَٓاءَ فٖيمَٓا اٰتٰيهُمَاۚ فَتَعَالَى اللّٰهُ عَمَّا يُشْرِكُونَ
-
7:191
A'raf: 191
اَيُشْرِكُونَ مَا لَا يَخْلُقُ شَيْـًٔا وَهُمْ يُخْلَقُونَۘ
-
7:192
A'raf: 192
وَلَا يَسْتَطٖيعُونَ لَهُمْ نَصْرًا وَلَٓا اَنْفُسَهُمْ يَنْصُرُونَ
-
7:193
A'raf: 193
وَاِنْ تَدْعُوهُمْ اِلَى الْهُدٰى لَا يَتَّبِعُوكُمْۜ سَوَٓاءٌ عَلَيْكُمْ اَدَعَوْتُمُوهُمْ اَمْ اَنْتُمْ صَامِتُونَ
-
7:194
A'raf: 194
اِنَّ الَّذٖينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ عِبَادٌ اَمْثَالُكُمْ فَادْعُوهُمْ فَلْيَسْتَجٖيبُوا لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقٖينَ
-
7:195
A'raf: 195
اَلَهُمْ اَرْجُلٌ يَمْشُونَ بِهَاۘ اَمْ لَهُمْ اَيْدٍ يَبْطِشُونَ بِهَاۘ اَمْ لَهُمْ اَعْيُنٌ يُبْصِرُونَ بِهَاۘ اَمْ لَهُمْ اٰذَانٌ يَسْمَعُونَ بِهَاۜ قُلِ ادْعُوا شُرَكَٓاءَكُمْ ثُمَّ كٖيدُونِ فَلَا تُنْظِرُونِ
-
7:196
A'raf: 196
اِنَّ وَلِيِّيَ اللّٰهُ الَّذٖي نَزَّلَ الْكِتَابَۘ وَهُوَ يَتَوَلَّى الصَّالِحٖينَ
-
7:197
A'raf: 197
وَالَّذٖينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِهٖ لَا يَسْتَطٖيعُونَ نَصْرَكُمْ وَلَٓا اَنْفُسَهُمْ يَنْصُرُونَ
-
7:198
A'raf: 198
وَاِنْ تَدْعُوهُمْ اِلَى الْهُدٰى لَا يَسْمَعُواۜ وَتَرٰيهُمْ يَنْظُرُونَ اِلَيْكَ وَهُمْ لَا يُبْصِرُونَ
-
10:18
Yunus: 18
وَيَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مَا لَا يَضُرُّهُمْ وَلَا يَنْفَعُهُمْ وَيَقُولُونَ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ شُفَعَٓاؤُ۬نَا عِنْدَ اللّٰهِۜ قُلْ اَتُنَبِّؤُ۫نَ اللّٰهَ بِمَا لَا يَعْلَمُ فِي السَّمٰوَاتِ وَلَا فِي الْاَرْضِۜ سُبْحَانَهُ وَتَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ
-
12:106
Yusuf: 106
وَمَا يُؤْمِنُ اَكْثَرُهُمْ بِاللّٰهِ اِلَّا وَهُمْ مُشْرِكُونَ
-
12:107
Yusuf: 107
اَفَاَمِنُٓوا اَنْ تَأْتِيَهُمْ غَاشِيَةٌ مِنْ عَذَابِ اللّٰهِ اَوْ تَأْتِيَهُمُ السَّاعَةُ بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ
-
12:108
Yusuf: 108
قُلْ هٰذِهٖ سَبٖيلٖٓي اَدْعُٓوا اِلَى اللّٰهِ عَلٰى بَصٖيرَةٍ اَنَا۬ وَمَنِ اتَّبَعَنٖيۜ وَسُبْحَانَ اللّٰهِ وَمَٓا اَنَا۬ مِنَ الْمُشْرِكٖينَ
-
14:28
İbrahim: 28
اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذٖينَ بَدَّلُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ كُفْرًا وَاَحَلُّوا قَوْمَهُمْ دَارَ الْبَوَارِۙ
-
14:29
İbrahim: 29
جَهَنَّمَۚ يَصْلَوْنَهَاۜ وَبِئْسَ الْقَرَارُ
-
14:30
İbrahim: 30
وَجَعَلُوا لِلّٰهِ اَنْدَادًا لِيُضِلُّوا عَنْ سَبٖيلِهٖۜ قُلْ تَمَتَّعُوا فَاِنَّ مَصٖيرَكُمْ اِلَى النَّارِ
-
16:21
Nahl: 21
اَمْوَاتٌ غَيْرُ اَحْيَٓاءٍۚ وَمَا يَشْعُرُونَۙ اَيَّانَ يُبْعَثُونَ۟
-
16:56
Nahl: 56
وَيَجْعَلُونَ لِمَا لَا يَعْلَمُونَ نَصٖيبًا مِمَّا رَزَقْنَاهُمْۜ تَاللّٰهِ لَتُسْـَٔلُنَّ عَمَّا كُنْتُمْ تَفْتَرُونَ
-
16:75
Nahl: 75
ضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلًا عَبْدًا مَمْلُوكًا لَا يَقْدِرُ عَلٰى شَيْءٍ وَمَنْ رَزَقْنَاهُ مِنَّا رِزْقًا حَسَنًا فَهُوَ يُنْفِقُ مِنْهُ سِرًّا وَجَهْرًاۜ هَلْ يَسْتَوُ۫نَۜ اَلْحَمْدُ لِلّٰهِۜ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
-
16:76
Nahl: 76
وَضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلًا رَجُلَيْنِ اَحَدُهُمَٓا اَبْكَمُ لَا يَقْدِرُ عَلٰى شَيْءٍ وَهُوَ كَلٌّ عَلٰى مَوْلٰيهُۙ اَيْنَمَا يُوَجِّهْهُ لَا يَأْتِ بِخَيْرٍۜ هَلْ يَسْتَوٖي هُوَۙ وَمَنْ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِۙ وَهُوَ عَلٰى صِرَاطٍ مُسْتَقٖيمٍ۟
-
16:86
Nahl: 86
وَاِذَا رَاَ الَّذٖينَ اَشْرَكُوا شُرَكَٓاءَهُمْ قَالُوا رَبَّنَا هٰٓؤُ۬لَٓاءِ شُرَكَٓاؤُ۬نَا الَّذٖينَ كُنَّا نَدْعُوا مِنْ دُونِكَۚ فَاَلْقَوْا اِلَيْهِمُ الْقَوْلَ اِنَّكُمْ لَكَاذِبُونَۚ
-
16:87
Nahl: 87
وَاَلْقَوْا اِلَى اللّٰهِ يَوْمَئِذٍۨ السَّلَمَ وَضَلَّ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ
-
16:88
Nahl: 88
اَلَّذٖينَ كَفَرُوا وَصَدُّوا عَنْ سَبٖيلِ اللّٰهِ زِدْنَاهُمْ عَذَابًا فَوْقَ الْعَذَابِ بِمَا كَانُوا يُفْسِدُونَ
-
17:56
İsrâ: 56
قُلِ ادْعُوا الَّذٖينَ زَعَمْتُمْ مِنْ دُونِهٖ فَلَا يَمْلِكُونَ كَشْفَ الضُّرِّ عَنْكُمْ وَلَا تَحْوٖيلًا
-
17:57
İsrâ: 57
اُو۬لٰٓئِكَ الَّذٖينَ يَدْعُونَ يَبْتَغُونَ اِلٰى رَبِّهِمُ الْوَسٖيلَةَ اَيُّهُمْ اَقْرَبُ وَيَرْجُونَ رَحْمَتَهُ وَيَخَافُونَ عَذَابَهُۜ اِنَّ عَذَابَ رَبِّكَ كَانَ مَحْذُورًا
-
18:102
Kehf: 102
اَفَحَسِبَ الَّذٖينَ كَفَرُٓوا اَنْ يَتَّخِذُوا عِبَادٖي مِنْ دُونٖٓي اَوْلِيَٓاءَۜ اِنَّٓا اَعْتَدْنَا جَهَنَّمَ لِلْكَافِرٖينَ نُزُلًا
-
19:81
Meryem: 81
وَاتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ اٰلِهَةً لِيَكُونُوا لَهُمْ عِزًّاۙ
-
19:82
Meryem: 82
كَلَّاۜ سَيَكْفُرُونَ بِعِبَادَتِهِمْ وَيَكُونُونَ عَلَيْهِمْ ضِدًّا۟
-
22:12
Hacc: 12
يَدْعُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ مَا لَا يَضُرُّهُ وَمَا لَا يَنْفَعُهُۜ ذٰلِكَ هُوَ الضَّلَالُ الْبَعٖيدُ
-
22:13
Hacc: 13
يَدْعُوا لَمَنْ ضَرُّهُٓ اَقْرَبُ مِنْ نَفْعِهٖۜ لَبِئْسَ الْمَوْلٰى وَلَبِئْسَ الْعَشٖيرُ
-
22:73
Hacc: 73
يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ ضُرِبَ مَثَلٌ فَاسْتَمِعُوا لَهُۜ اِنَّ الَّذٖينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ لَنْ يَخْلُقُوا ذُبَابًا وَلَوِ اجْتَمَعُوا لَهُۜ وَاِنْ يَسْلُبْهُمُ الذُّبَابُ شَيْـًٔا لَا يَسْتَنْقِذُوهُ مِنْهُۜ ضَعُفَ الطَّالِبُ وَالْمَطْلُوبُ
-
25:3
Furkan: 3
وَاتَّخَذُوا مِنْ دُونِهٖٓ اٰلِهَةً لَا يَخْلُقُونَ شَيْـًٔا وَهُمْ يُخْلَقُونَ وَلَا يَمْلِكُونَ لِاَنْفُسِهِمْ ضَرًّا وَلَا نَفْعًا وَلَا يَمْلِكُونَ مَوْتًا وَلَا حَيٰوةً وَلَا نُشُورًا
-
29:68
Ankebut: 68
وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا اَوْ كَذَّبَ بِالْحَقِّ لَمَّا جَٓاءَهُۜ اَلَيْسَ فٖي جَهَنَّمَ مَثْوًى لِلْكَافِرٖينَ
-
35:14
Fâtır: 14
اِنْ تَدْعُوهُمْ لَا يَسْمَعُوا دُعَٓاءَكُمْۚ وَلَوْ سَمِعُوا مَا اسْتَجَابُوا لَكُمْۜ وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِ يَكْفُرُونَ بِشِرْكِكُمْۜ وَلَا يُنَبِّئُكَ مِثْلُ خَبٖيرٍ۟
-
36:74
Yâsin: 74
وَاتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ اٰلِهَةً لَعَلَّهُمْ يُنْصَرُونَۜ
-
36:75
Yâsin: 75
لَا يَسْتَطٖيعُونَ نَصْرَهُمْۙ وَهُمْ لَهُمْ جُنْدٌ مُحْضَرُونَ
-
53:19
Necm: 19
اَفَرَاَيْتُمُ اللَّاتَ وَالْعُزّٰىۙ
-
53:20
Necm: 20
وَمَنٰوةَ الثَّالِثَةَ الْاُخْرٰى
-
53:21
Necm: 21
اَلَكُمُ الذَّكَرُ وَلَهُ الْاُنْثٰى
-
53:22
Necm: 22
تِلْكَ اِذًا قِسْمَةٌ ضٖيزٰى
-
53:23
Necm: 23
اِنْ هِيَ اِلَّٓا اَسْمَٓاءٌ سَمَّيْتُمُوهَٓا اَنْتُمْ وَاٰبَٓاؤُ۬كُمْ مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ بِهَا مِنْ سُلْطَانٍۜ اِنْ يَتَّبِعُونَ اِلَّا الظَّنَّ وَمَا تَهْوَى الْاَنْفُسُۚ وَلَقَدْ جَٓاءَهُمْ مِنْ رَبِّهِمُ الْهُدٰىۜ
-
53:24
Necm: 24
اَمْ لِلْاِنْسَانِ مَا تَمَنّٰىۘ
-
53:25
Necm: 25
فَلِلّٰهِ الْاٰخِرَةُ وَالْاُو۫لٰى۟