• 2:2 Bakara: 2

    ذٰلِكَ الْكِتَابُ لَا رَيْبَۚۛ فٖيهِۚۛ هُدًى لِلْمُتَّقٖينَۙ

    Bu (Kur’an), kendisinde asla şüphe (çarpıklık, karışıklık ve yanlışlık) bulunmayan, (ahirete inanan, ona hazırlık yapan, her türlü küfür ve kötülükten sakınıp Allah’ın rızasını arayan) müttakiler için yol gösterici olan bir Kitaptır (ki, mü’minlere hayat ve huzur rehberidir ve Allah’la kulları arasında bir sözleşmedir).

  • 2:177 Bakara: 177

    لَيْسَ الْبِرَّ اَنْ تُوَلُّوا وُجُوهَكُمْ قِبَلَ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ وَلٰكِنَّ الْبِرَّ مَنْ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَالْمَلٰٓئِكَةِ وَالْكِتَابِ وَالنَّبِيّٖنَۚ وَاٰتَى الْمَالَ عَلٰى حُبِّهٖ ذَوِي الْقُرْبٰى وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاكٖينَ وَابْنَ السَّبٖيلِ وَالسَّٓائِلٖينَ وَفِي الرِّقَابِۚ وَاَقَامَ الصَّلٰوةَ وَاٰتَى الزَّكٰوةَۚ وَالْمُوفُونَ بِعَهْدِهِمْ اِذَا عَاهَدُواۚ وَالصَّابِرٖينَ فِي الْبَأْسَٓاءِ وَالضَّرَّٓاءِ وَحٖينَ الْبَأْسِۜ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذٖينَ صَدَقُواۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُتَّقُونَ

    (Ey Müslümanlar!) Yüzlerinizi (namazda şuursuz ve huzursuz biçimde) Doğu'ya veya Batı'ya çevirmeniz (ve ibadette şekilcilikle yetinmeniz) iyilik değildir. Asıl iyilik; Allah'a, (ve O’na inancın gereği olarak) Ahirete, Meleklere, Kitaba ve Peygamberlere (ve onların getirdikleri dine ve düzene samimiyet ve teslimiyetle) iman etmeniz... Sevdiğiniz malınızı yakınlara, yetimlere (korumasız ve bakımsız olanlara), yoksullara, yolda kalmışlara, isteyen muhtaçlara ve borç altında esir olanlara vermeniz... Namazınızı kılmanız, zekât (vergisini) ödemeniz... Anlaşma ve sözleşmelerinizi yerine getirmeniz, (maddi ve manevi) darlık, hastalık ve cihadın kızışması zamanında sıkıntılara sabretmenizdir... İşte (iman davasında) sadık (ve samimi) olanlar ancak bunlardır... Ve gerçek müttakiler de onlardır.

  • 3:115 Âl-i İmrân: 115

    وَمَا يَفْعَلُوا مِنْ خَيْرٍ فَلَنْ يُكْفَرُوهُۜ وَاللّٰهُ عَلٖيمٌ بِالْمُتَّقٖينَ

    (Salih ve halis mü’minler ise) Onlar hayırdan her ne yaparlarsa, elbette ondan yoksun (karşılıksız) bırakılmayacak (nankörlüğe uğramayacaklar)dır. Allah, müttakileri çok iyi bilip durandır.

  • 3:133 Âl-i İmrân: 133

    وَسَارِعُٓوا اِلٰى مَغْفِرَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا السَّمٰوَاتُ وَالْاَرْضُۙ اُعِدَّتْ لِلْمُتَّقٖينَۙ

    Rabbinizden olan mağfirete (bağış ve nimete) ve genişliği, (içinde milyarlarca galaksi barındıran) göklerle yer kadar olan cennete (kavuşmak için) yarışın; (çünkü) o, müttakiler için hazırlanıvermiştir.

  • 4:77 Nisa: 77

    اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذٖينَ قٖيلَ لَهُمْ كُفُّٓوا اَيْدِيَكُمْ وَاَقٖيمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَۚ فَلَمَّا كُتِبَ عَلَيْهِمُ الْقِتَالُ اِذَا فَرٖيقٌ مِنْهُمْ يَخْشَوْنَ النَّاسَ كَخَشْيَةِ اللّٰهِ اَوْ اَشَدَّ خَشْيَةًۚ وَقَالُوا رَبَّنَا لِمَ كَتَبْتَ عَلَيْنَا الْقِتَالَۚ لَوْلَٓا اَخَّرْتَنَٓا اِلٰٓى اَجَلٍ قَرٖيبٍۜ قُلْ مَتَاعُ الدُّنْيَا قَلٖيلٌۚ وَالْاٰخِرَةُ خَيْرٌ لِمَنِ اتَّقٰى وَلَا تُظْلَمُونَ فَتٖيلًا

    (Daha önce Hz. Peygamberden silahlı mücadele için izin istediklerinde;) Kendilerine: “(Şimdilik) Elinizi (kıtalden ve kötülüklerden, düşmanlarla silahlı mücadeleden) çekin, namazı (şuurla ve huzurla) ikame edip (yerine getirin), zekâtı verin (ve Allah’ın hükmünü bekleyin!)” denilen kimseleri görmedin mi? Oysa ardından (Hakk ve adalet düzeni kurulsun diye) savaş(mak) üzerlerine yazıldığında (cihadla ve milli savunmayla sorumlu tutulduklarında) onlardan bir grup, Allah'tan korkar gibi, hatta daha da şiddetli bir korkuyla insanlardan (düşmanlardan) korkuya kapılıp, “Rabbimiz ne diye savaşı üzerimize farz kıldın, bizi yakın bir zamana kadar ertelesen olmaz mıydı?” diye (itiraz etmektedirler). De ki: “Dünyanın metaı ve sefası azdır, (rahatı ve menfaati kısadır;) ahiret ise müttakiler için daha hayırlıdır ve siz 'bir hurma çekirdeğindeki incecik bir iplik kadar' bile haksızlığa uğratılmayacaksınız.” (Öyleyse bu dünya tutkunuz ve zalim odaklardan korkunuz nedendir?)

  • 5:46 Maide: 46

    وَقَفَّيْنَا عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ بِعٖيسَى ابْنِ مَرْيَمَ مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ التَّوْرٰيةِۖ وَاٰتَيْنَاهُ الْاِنْجٖيلَ فٖيهِ هُدًى وَنُورٌۙ وَمُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ التَّوْرٰيةِ وَهُدًى وَمَوْعِظَةً لِلْمُتَّقٖينَ

    (Önceki peygamberlerin) Ardından ve onların izlerini takip (amacıyla, Yahudilerin) yanlarındaki Tevrat'ı doğrulayıcı olarak Meryem oğlu İsa'yı gönderdik. Ve Ona içinde hidayet ve nur bulunan, önündeki Tevrat'ı doğrulayan ve müttakiler için yol gösterici ve öğüt (içerici) olan İncil'i verdik.

  • 7:128 A'raf: 128

    قَالَ مُوسٰى لِقَوْمِهِ اسْتَعٖينُوا بِاللّٰهِ وَاصْبِرُواۚ اِنَّ الْاَرْضَ لِلّٰهِ۠ يُورِثُهَا مَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِهٖۜ وَالْعَاقِبَةُ لِلْمُتَّقٖينَ

    (Hz.) Musa kavmine dedi ki: (Sakın ürküp gevşemeyin, telaş etmeyin) “Yardımı (yalnız) Allah'tan isteyin ve sabredin. Şüphesiz ki yeryüzü bütünüyle Allah'ındır ve kullarından (sadakatlerini denediğini ve) dilediğini ona varis kılacaktır. Ve mutlu son müttakilerin olacaktır.”

  • 9:4 Tevbe: 4

    اِلَّا الَّذٖينَ عَاهَدْتُمْ مِنَ الْمُشْرِكٖينَ ثُمَّ لَمْ يَنْقُصُوكُمْ شَيْـًٔا وَلَمْ يُظَاهِرُوا عَلَيْكُمْ اَحَدًا فَاَتِمُّٓوا اِلَيْهِمْ عَهْدَهُمْ اِلٰى مُدَّتِهِمْۜ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُتَّقٖينَ

    Ancak müşriklerden kendileriyle antlaşma imzaladıklarınızdan (bu şartlardan hiç)bir şeyi eksiltmeyenler (verdikleri söze sadakat gösterenler) ve size karşı hiç kimseye (düşman kesimlere gizli-açık) yardım etmeyenler başka; artık (bunların) antlaşmalarını, süresi bitene kadar tamamlayın. Şüphesiz, Allah müttaki olanları (küfür ve kötülükten sakınanları) sever.

  • 9:7 Tevbe: 7

    كَيْفَ يَكُونُ لِلْمُشْرِكٖينَ عَهْدٌ عِنْدَ اللّٰهِ وَعِنْدَ رَسُولِهٖٓ اِلَّا الَّذٖينَ عَاهَدْتُمْ عِنْدَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِۚ فَمَا اسْتَقَامُوا لَكُمْ فَاسْتَقٖيمُوا لَهُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُتَّقٖينَ

    (Fetihten sonra) Mescid-i Haram yanında (Beytullah ve civarında) kendileriyle anlaştıklarınız dışında, (o zalim) müşriklerin Allah katında ve Resulünün yanında (artık) nasıl bir ahdleri (emniyet garantileri) olabilir? (Cahiliye dönemindeki sözleşme ve gelenekler feshedilmiştir.) Şu halde o (anlaşmalı olanlar), size karşı (doğru) bir tutum takındıkça, siz de onlara karşı doğru bir tutum takının. Şüphesiz Allah, müttaki olanları sevmektedir.

  • 38:28 Sâd: 28

    اَمْ نَجْعَلُ الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ كَالْمُفْسِدٖينَ فِي الْاَرْضِۘ اَمْ نَجْعَلُ الْمُتَّقٖينَ كَالْفُجَّارِ

    Yoksa Biz, iman edip salih amellerde bulunanları, yeryüzünde (fitne, fesat) bozgunculuk çıkaranlar gibi (onlarla bir) mi tutacağız? Ya da müttakileri facirler gibi (değersiz) mi sayacağız? (Böyle bir haksızlık Bizim adaletimize yakışır mı?)

  • 38:49 Sâd: 49

    هٰذَا ذِكْرٌۜ وَاِنَّ لِلْمُتَّقٖينَ لَحُسْنَ مَاٰبٍۙ

    İşte bu (Kur’ani öğütler), bir zikir ve hatırlatmadır. (Hüküm ve hikmet kaynağıdır.) Şüphesiz müttakiler için, elbette varılacak güzel bir yer ve akıbet vardır.

  • 39:33 Zümer: 33

    وَالَّذٖي جَٓاءَ بِالصِّدْقِ وَصَدَّقَ بِهٖٓ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُتَّقُونَ

    (Mutlak) Doğruyu (Kur’an’ı) getirip (sizi bâtıldan Hakka yönelten Hz. Muhammed’e) ve onu tasdik edip (sadakat gösterenlere gelince;) işte onlar müttaki olanların (ve gerçek mutluluğa ulaşanların) ta kendileridir.

  • 39:57 Zümer: 57

    اَوْ تَقُولَ لَوْ اَنَّ اللّٰهَ هَدٰينٖي لَكُنْتُ مِنَ الْمُتَّقٖينَۙ

    Veya (gafillerin ve kâfirlerin): "Şayet Allah bana hidayet verseydi, elbette müttakilerden olurdum" diyerek (hâşâ Allah’ı suçlamaya kalkışacağı),

  • 43:35 Zuhruf: 35

    وَزُخْرُفًاۜ وَاِنْ كُلُّ ذٰلِكَ لَمَّا مَتَاعُ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۜ وَالْاٰخِرَةُ عِنْدَ رَبِّكَ لِلْمُتَّقٖينَ۟

    Ve (daha nice) çekici-süsler(le donatır ve altın yaldızlarla kaplatırdık). Oysa bütün bunlar, sadece dünya hayatının metaıdır (geçici bir yararlanmadır). Ahiret ise, Rabbinin katında müttakiler için (hazırlanmıştır, sonsuz ve kusursuz bir hayattır).

  • 43:67 Zuhruf: 67

    اَلْاَخِلَّٓاءُ يَوْمَئِذٍ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ اِلَّا الْمُتَّقٖينَۜ۟

    (Mahşerde) Müttakiler (küfür ve kötülükten sakınan mü’minler) hariç olmak üzere, o gün (dünyadaki) dostlar (artık) birbirlerine düşmandırlar.

  • 44:51 Duhân: 51

    اِنَّ الْمُتَّقٖينَ فٖي مَقَامٍ اَمٖينٍۙ

    Müttakilere gelince; muhakkak onlar, güvenli bir makamdadırlar.

  • 45:19 Câsiye: 19

    اِنَّهُمْ لَنْ يُغْنُوا عَنْكَ مِنَ اللّٰهِ شَيْـًٔاۜ وَاِنَّ الظَّالِمٖينَ بَعْضُهُمْ اَوْلِيَٓاءُ بَعْضٍۚ وَاللّٰهُ وَلِيُّ الْمُتَّقٖينَ

    Zira onlar, Allah(tan gelecek hiçbir azaptan ve beladan) Seni koruyup kurtaramazlar. Şüphesiz zalimler (İslam’a olan düşmanlıklarından dolayı) birbirinin (şeytani) velisi (sahibi, hamisi ve destekçisi)dir. Allah ise müttaki (mü’min)lerin Velisidir.

  • 50:31 Kaf: 31

    وَاُزْلِفَتِ الْجَنَّةُ لِلْمُتَّقٖينَ غَيْرَ بَعٖيدٍ

    Cennet de (o gün) müttakiler için yakınlaştırılmıştır, (onlardan hiç de) uzak değildir (ve artık hasret sona ermiştir).

  • 51:15 Zâriyât: 15

    اِنَّ الْمُتَّقٖينَ فٖي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍۙ

    (Allah'tan saygıyla korkan, her türlü küfür ve kötülükten sakınan) Müttakiler ise sonsuz cennetlerde ve pınarların çevresinde (zevk edip sevinmekte)dirler.

  • 52:17 Tûr: 17

    اِنَّ الْمُتَّقٖينَ فٖي جَنَّاتٍ وَنَعٖيمٍۙ

    Hiç şüphesiz müttakiler (mü’min, mücahit ve müstakim kimseler ise;) cennetlerde ve nimetler içinde olacaklardır; (artık huzura ve onura ulaşmışlardır.)

  • 54:54 Kamer: 54

    اِنَّ الْمُتَّقٖينَ فٖي جَنَّاتٍ وَنَهَرٍۙ

    Hiç şüphesiz (imtihanı kazanan) müttakiler ise, cennetlerde ve (kutlu meclisler halinde nurani) nehir (çevresin)de (sonsuz mutluluğa ulaşmışlardır).

  • 68:34 Kalem: 34

    اِنَّ لِلْمُتَّقٖينَ عِنْدَ رَبِّهِمْ جَنَّاتِ النَّعٖيمِ

    Doğrusu, müttaki olanlar için Rableri katında nimetlerle donatılmış cennetler vardır (ve asıl kalıcı yurt orasıdır.)

  • 69:48 Hâkka: 48

    وَاِنَّهُ لَتَذْكِرَةٌ لِلْمُتَّقٖينَ

    Çünkü O (Kur'an, Allah'tan sakınan) müttakiler için bir öğüt ve zikirdir.

  • 77:41 Mürselât: 41

    اِنَّ الْمُتَّقٖينَ فٖي ظِلَالٍ وَعُيُونٍۙ

    Şüphesiz müttaki olanlar ise, (cennetlerdeki) gölgeliklerde ve pınar başlarındadırlar;

  • 78:31 Nebe': 31

    اِنَّ لِلْمُتَّقٖينَ مَفَازًاۙ

    (Ancak) Kesinlikle (küfür ve kötülükten sakınan) müttakiler için (ebedi cennet hayatında) gerçek 'bir kurtuluş ve (murada erdirici bir) mutluluk' vardır.