• 2:25 Bakara: 25

    (Ey Resulüm!) İman edip salih amellerde bulunanları müjdele! Gerçekten onlar için altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. Kendilerine rızık olarak bu (üstün) ürünlerden her yedirildiğinde: "Bu daha önce (dünyada iken) de rızıklandığımızdır" diyerek (sevinip ferahlayacaklardır). Bu, onlara (dünyadakine) benzer olarak sunulmuş (sonsuz ihsan ve ikramlarımızdır). Orada, onlar için tertemiz eşler vardır ve onlar orada süresiz kalacaklardır.

  • 2:97 Bakara: 97

    De ki, her kim (herhangi bir şekilde) Cebrail’e düşmanlık eder (ve onu incitecek söz ve davranışlar sergiler) ise, iyi bilsin ki; Allah’ın izniyle, kendinden öncekileri tasdik edici ve mü’minler için hidayet ve müjde verici olarak Senin kalbine de Kur’an’ı O indirmiştir. (Bu nedenle vahye ve Cebrail’e düşmanlıkla, Allah’a iman bir arada barınmayacaktır.)

  • 2:119 Bakara: 119

    (Ey Resulüm!) Şüphesiz Biz Seni bir müjdeci ve bir uyarıcı (inzar ve irşad edici) olarak, Hakk (Kur'an) ile gönderdik. Sen cehennem ehlinin (sapkınlık ve suçlarından) sorumlu değilsin.

  • 2:155 Bakara: 155

    Andolsun, Biz sizi; biraz korkuyla (doğal ve sosyal afetler ve düşman saldırılarıyla), açlık (ve kıtlıkla) ve bir parça da mallardan, canlardan ve semerat (ürün ve evlatlar)dan noksanlaştırmakla (hastalık ve sakatlıkla) imtihan edeceğiz. (Tedbirli ve temkinli hareket ederek) Sabır (sükûnet ve teslimiyet) gösterenleri müjdele (ki, sadece onlar sevaba ve başarıya erişeceklerdir).

  • 2:213 Bakara: 213

    İnsanlar bir tek ümmetti. Allah, müjdeciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdi ve beraberlerinde, insanların anlaşmazlığa düştükleri şeyler konusunda, aralarında (adaletle) hüküm vermek üzere Hakkı içeren kitaplar indirdi. Oysa kendilerine apaçık ayetler geldikten sonra, birbirlerine karşı olan 'azgınlık ve kıskançlıkları' yüzünden anlaşmazlığa düşenler, işte o (kitap) verilenlerden başkası değildir. Böylece Allah, iman edenleri, hakkında ayrılığa düştükleri (konularda hidayet edip) Kendi izni (ve iradesiyle) gerçeğe eriştirdi. Allah, kimi dilerse onu doğru yola yöneltir.

  • 2:223 Bakara: 223

    Kadınlarınız sizin tarlanızdır (onlar bebeklerinizin ve neslinizin analarıdır, huzur ve onurunuzun sigortalarıdır); tarlanıza (meşru yerden ve yöntemlerle, insani edep ve erdemle) dilediğiniz gibi varın. Kendiniz için (geleceğe hazırlık olarak güzel davranışlar) takdim etmeye (bakın). Allah'tan korkup (küfür, zulüm ve kötülükten) sakının ve bilin ki elbette O'na kavuşacaksınız. İman edenlere müjde ver (ki ahiret ve sonsuz saadet kendilerinindir).

  • 3:21 Âl-i İmrân: 21

    Allah'ın ayetlerini (gereksiz ve geçersiz sayıp bile bile) inkâr edenler, peygamberleri haksız yere öldürenler ve insanlardan adaleti emredenleri (Hakk düzeni gerçekleştirmek ve yürütmek isteyenleri) katledenler (var ya); işte onlara acıklı bir azabı müjdele. (Ki bunu yakında göreceklerdir.)

  • 3:39 Âl-i İmrân: 39

    O, mihrapta namaz kılarken, melekler ona (kalben şöyle) seslendiler: "Allah, sana (hayırlı bir oğul olarak) Yahya'yı müjdeler. O, Allah'tan olan (kutlu) bir kelimeyi (İsa'yı) doğrulayan, erdemli ve efendi, iffetli ve salihlerden bir peygamberdir."

  • 3:45 Âl-i İmrân: 45

    Hani melekler: "Ey Meryem! Doğrusu Allah Kendinden bir kelimeyi (İsa’yı doğuruvereceğini) sana müjdelemektedir. Onun adı Meryem oğlu İsa Mesih'tir. O, dünyada ve ahirette 'seçkin, onurlu ve saygın kılınmış birisidir' ve (Allah'a) yakın kılınan (mukarreb kimselerdendir)."

  • 3:126 Âl-i İmrân: 126

    Allah bunu (melekler ve manevi güçlerle yardımı) size ancak bir müjde olsun ve kalpleriniz bununla tatmin bulsun diye yaptı (ve yapacak... Yoksa) "Yardım ve zafer" (nusret) ancak, Üstün ve Güçlü, Hüküm ve Hikmet sahibi olan Allah'a aittir. (O’nun indindedir.)

  • 3:170 Âl-i İmrân: 170

    (Şehitler) Allah'ın Kendi fazlından onlara verdikleriyle (ferahlanıp) sevinç içinde (mutludurlar). Onlar, arkalarından henüz kendilerine katılıp kavuşmayanlara (şunu) müjdelemeyi isterler ki: “Onlara hiçbir korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır.”

  • 3:171 Âl-i İmrân: 171

    Onlar (şehit olanlar ve Allah’ın rızasına ulaşanlar), Allah'tan bir nimeti, bir fazilet ve bereketi ve kesinlikle Allah'ın mü'minlerin ecrini asla boşa vermeyeceği (gerçeğini) müjdeleyip durmaktadırlar.

  • 4:138 Nisa: 138

    (Dindar geçinmelerine ve dini istismar etmelerine rağmen, Kur’an nizamı karşıtı ve Hakk Dava kaçkını) Münafıkları ise öylesine acıklı (ve alçaltıcı) bir azapla müjdele (ve uyarıp haber ver) ki, onlar için (gerçekten sancılı bir süreç ve akıbet vardır).

  • 4:165 Nisa: 165

    (Bütün) Elçiler; müjdeciler ve uyarıcılar olarak (gönderildiler), öyle ki (bu) elçilerden sonra (inkârcı ve isyancı) insanların Allah'a karşı (savunacak) delilleri olmasın (“uyarılmadık, gafil ve cahil bırakıldık” gibi özür olarak ileri sürecekleri bir bahaneleri kalmasın). Allah, Üstün ve Güçlü olandır, Hikmet ve Hüküm sahibidir.

  • 5:19 Maide: 19

    Ey Kitap Ehli! Resullerin arasının kesildiği süreçte (peygamber gelmediği fetret döneminde) size elçimiz ve davetçimiz olan (Hz. Muhammed SAV) geldi (ve gerçekleri) bildirdi ki; "Bize bir müjdeleyici ve uyarıcı gönderilmedi" diye (özür beyan etmeyesiniz). Böylece müjdeci de, uyarıcı da artık gelmiştir (hiçbir bahaneniz geçerli değildir). Allah her şeye güç yetirendir.

  • 6:48 En'am: 48

    Biz elçileri müjde vericiler ve uyarıp-inzar ediciler olmaktan başka (bir nedenle) göndermiyoruz. Şu halde kim iman ederse ve (davranışlarını) düzeltip (hidayet ve istikamet yoluna girerse), artık onlar için korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır.

  • 7:57 A'raf: 57

    (Yağmur) Rahmetinin öncesinde rüzgârları bir müjdeci olarak gönderen O'dur. Bunlar ağırca bulutları kaldırıp (tonlarca su buharı) yüklendiğinde, onları (kuraklıktan) ölmüş bir yerleşim bölgesine sürükleyiveririz ve bununla oraya su indiririz de, böylelikle bütün ürünlerden çıkarırız. İşte Biz, ölüleri de (ahirette aynen) böyle diriltip-çıkarırız (ve mahşere toplarız). Herhalde düşünüp ibret alırsınız (diye bunları anlatmaktayız.)

  • 7:188 A'raf: 188

    De ki: “Allah'ın dilemesi dışında, kendi nefsim için (bile) yarardan ve zarardan (hiçbir şeye) malik değilim. Eğer gaybı bilebilseydim muhakkak hayırdan yaptıklarımı daha çok artırırdım ve (önceden tedbir alacağımdan) Bana hiçbir kötülük de dokunmazdı. Ben sadece, iman eden bir topluluk için, ancak bir uyarıcı ve bir müjde vericiden başkası değilim.”

  • 8:10 Enfâl: 10

    (Aslında) Allah bunu, sadece bir müjde olması ve kalplerinizin tatmin bulması için yapmıştı; (yoksa) Allah'ın katından başkasında nusret (zafer ve yardım) yoktur. Hiç şüphesiz Allah Üstün ve Güçlü olandır, Hüküm ve Hikmet sahibidir.

  • 9:3 Tevbe: 3

    (Hacc-ı Ekber) En büyük Hacc gününde (ve Kurban Bayramı sürecinde bu gerçek) Allah ve Resulü’nden (bütün) insanlara ilan edilip duyurulacaktır ki: Allah ve Resulü kesinlikle müşriklerden ve (bâtıl sistemlerinden) uzaktır ve (zulüm düzenleri yıkılacaktır). Eğer (küfürden ve hıyanetten) tevbe ederseniz (ve İslam’a dönerseniz) bu sizin için daha hayırlıdır; yok eğer yüz çevirirseniz, bilin ki Allah'ı elbette aciz bırakacak değilsiniz. İnkâr edenleri acı bir azapla müjdele.

  • 9:21 Tevbe: 21

    (Hak ve adalet hâkim olsun ve insanlar huzur bulsun diye samimi ve disiplinli şekilde cehdü gayret sahipleri var ya;) Rableri onlara Kendi katından bir rahmeti, bir hoşnutluk (rıdvan) şerefini ve onlar için, kendisinde sürekli bir nimet bulunan cennetleri müjdeleyip (hazırlamıştır).

  • 9:34 Tevbe: 34

    Ey iman edenler! (Uyanık bulunun) Ahbar ve Ruhbanın (Yahudi hahamları ve Hristiyan papazları gibi, dinini dünyalık kazanç kapısı yapan bilgin takımının) birçoğu; insanların malını, hakkı olmadan (din istismarı ve sahtekârlıkla) alıp yemekte (bunlar kendilerine itimat ve itibar eden kimseleri zalim sistemlere uşak haline getirmekte) ve onları Allah yolundan çevirmektedirler. (Oysa) Altını ve gümüşü (parayı ve serveti) biriktirip de Allah yolunda harcamayanlar(a gelince), işte onlara acı bir azabı müjdele. (Ki bunlar dine hizmet perdesi altında servet ve şöhret edinmektedirler.)

  • 9:111 Tevbe: 111

    Hiç şüphesiz Allah, -karşılığında onlara mutlaka cenneti vermek üzere- mü’minlerden, canlarını ve mallarını satın almıştır. Ki onlar Allah yolunda çalışıp-çarpışırlar, (gerektiğinde) öldürürler ve öldürülürler; (bu) Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da O'nun üzerine gerçek olan bir va’addir. Allah'tan daha çok ahdine vefa gösterecek olan kimdir? Şu halde (ey mücahit mü’minler) yaptığınız bu alışverişten dolayı sevinip-müjdeleşiniz. İşte 'büyük kurtuluş ve mutluluk' budur. (Çünkü mücahit mü’minler ebedi cennete erişeceklerdir.)

  • 9:112 Tevbe: 112

    Bunlar: (Hatalarından ve haksızlıklarından) Tevbeye yönelen (ve samimiyetle özür dileyenler, ardından bütün hayatlarını ve icraatlarını İlahi emir ve yasaklar çerçevesinde dizayn ve disipline ederek) ibadet (şuuru ve huzuru içinde hareket) edenler, (her an kendisine lütfedilen sayısız nimet ve faziletlerin sahibi olan Allah’a teşekkürle) hamd edenler, (İlmi, İslami ve insani gaye ve gayretler için) seyahat edenler, (İlahi emirlere ve adil devlet yönetimine itaatle boyun eğerek) rükû ve secde edenler, iyilikleri emredecek ve kötülükleri nehyedip engelleyecek (bir adalet düzeni kurulsun diye) hizmet verenler ve Hududullahı (Allah’ın sınırlarını, Kur’an’ın kurallarını) muhafaza edenler; (çevresinde, ülkesinde ve yeryüzünde; her türlü haksızlık ve ahlâksızlığa, İlahi değer ve dengelerin bozulmasına karşı mücadele verenler, işte bunlar gerçek ve örnek mü’minlerdir.) Sen, (bu özellikleri taşıyan ve Allah’ın sınırlarını koruyan) mü’minleri müjdele! (Ki onlar kurtuluşa ve sonsuz mutluluğa erişenlerdir.)

  • 9:124 Tevbe: 124

    (Herhangi) Bir sure indirildiği (çeşitli konularla ilgili, Allah’ın ayetleri hatırlatılıp delil gösterildiği) zaman, (muhterem ve müttaki geçinen fasık ve münafıkların) bir kısmı (mü’minlerle ve sadık dava ehliyle alay ederek): “Bu (sure ve ayetler) sizlerin hanginizin imanını artırdı? (Siz dünyanın realitelerini bırakıp bu ayetlerle mi kendinizi avutuyorsunuz!?)” derler. (Oysa gerçekten) İman edenlere gelince; (evet Kur’ani sureler ve ayetler) onların imanını (iz’an ve irfanlarını) ziyadeleştirir. Ve onlar (bu İlahi gerçeklerle) müjdelenip sevinirler (umutlanarak ferahlık hissetmektedirler).

  • 10:2 Yunus: 2

    İçlerinden (kendi cinslerinden ve tanıyıp bildiklerinden Hz. Muhammed gibi seçkin ve yetkin) bir adama (mübarek ve muhterem bir zata): "İnsanları uyar (inzar ve ikaz et) ve iman edenlere; muhakkak kendileri için Rableri katında 'gerçek (ve yüksek) bir makam' olduğunu müjde ver" diye vahyetmemiz, insanlara (acayip, tuhaf ve) şaşırtıcı mı geldi? (Ki o) Kâfirler: "Gerçekten bu, açıkça bir büyücüdür" deyip (Peygamberi inkâr etmişlerdi.)

  • 10:64 Yunus: 64

    Her türlü mutluluk ve müjdeler; dünya hayatında da, ahirette de onlar içindir. (Dünyada izzete ve devlete, ahirette cennete ve rü’yete erişeceklerdir.) Allah'ın sözleri (va’adleri) için değişiklik söz konusu değildir. İşte bu en “büyük kurtuluş, zafer ve huzur” (saadetidir.)

  • 10:87 Yunus: 87

    (Bunun üzerine) Biz de Musa ve kardeşine (şöyle) vahyettik: “Mısır'da kavminiz için (kâfirlerin semtinden ayrı yerlerde) evler hazırlayın, evlerinizi namaz kılınan (ve kıbleye dönük) yerler yapın ve namazı dosdoğru kılın. (Ayrıca) Mü'minleri de (zafer ve galibiyetle) müjdele(yip çeşitli saldırı ve sıkıntılara karşı hazırlayın ki, Allah’ın inayeti ve nusreti onlarladır).”

  • 11:2 Hud: 2

    Öyle ki; Allah’tan başkasına ibadet etmeyin. (Sadece O’nun kurallarına uyup, yalnız O’nun rızasını gözetin. Şunu bilin ki) Gerçekten Ben, O’nun tarafından sizi ikaz eden ve müjdeleyen (bir peygamber)im.

  • 11:69 Hud: 69

    Andolsun, (melek) elçilerimiz İbrahim'e müjde ile geldikleri zaman; "Selam" dediler. O da: "Selam" dedi (ve) hemen gecikmeden kızartılmış bir buzağı (hazırlayıp) getirdi.

  • 11:71 Hud: 71

    (Bu sırada Hz. İbrahim'in) Karısı (orada) ayaktaydı, (misafirlerin Allah'ın peygamberine bir çocuğu olacağını söylediklerini duyunca şaşırdı ve) bunun üzerine gülümsemeye başladı. (Ardından) Biz ona İshak'ı, İshak'ın arkasından da Yakub’u müjdeledik.

  • 11:74 Hud: 74

    İbrahim'den korku gittiği ve ona müjde geldiği zaman, Lut kavmi(nin helak edilmesi) konusunda bizimle (görevli meleklerle) çekişip-tartışmalara girişti. [Not: Bu ayetle; Allah’ın melek elçilerine itirazın, Allah’a itiraz gibi olduğuna dikkat çekilmektedir.]

  • 12:19 Yusuf: 19

    (Derken) Bir yolcu-kafilesi gelmiş, sucularını, (kuyuya su almak için) göndermişlerdi. O da kovasını sarkıtınca; “Hey müjde!.. Bu(rada) bir erkek çocuk (var)!” demişti. Ve onu (kuyudan çıkarıp) ‘ticaret konusu bir mal’ olarak tutup saklayıvermişlerdi. Oysa Allah yapmakta olduklarını (ve bu işin nereye varacağını) Bilendi. (Çünkü onlara gereken en yakın yerleşim merkezine haber vermekti.)

  • 12:96 Yusuf: 96

    Vaktâki müjdeci gelip de onu (gömleği) onun (Hz. Yakub’un) yüzüne sürdüğü zaman, hemen gözleri görür olarak (sağlığına) dönüverdi. (Yakub) Dedi ki: “Ben size, sizin bilmediklerinizi (ve akıl erdiremediklerinizi) Allah’tan (bir basiret ve ferasetle) hakikaten bildiğimi (ve Allah’ın Kitabına ve hitabına dayanarak haber verdiğimi) söylemedim mi?”

  • 15:53 Hicr: 53

    Dediler ki: "Korkma biz sana bilgin (ve seçkin) bir erkek çocuk müjdelemekteyiz. (Bunun için geldik.)"

  • 15:54 Hicr: 54

    Dedi ki: “Bana ihtiyarlık gelip-çökmüşken mi (böyle hayret verici şekilde) beni müjdeleyip (bu haberi vermektesiniz?) Beni ne (acayip bir şey) ile müjdelemektesiniz?”

  • 15:55 Hicr: 55

    Dediler ki: “Seni (Rabbinden ikram edilen bir) gerçekle müjdeledik; sakın umut kesenlerden olmayasın.”

  • 15:67 Hicr: 67

    (O azgın ve sapkın) Şehir halkı (Lut'un evindeki genç ve güzel erkek misafirleri duyunca) birbirlerine müjdeler vererek (kapısına) gelmişlerdi.

  • 16:58 Nahl: 58

    (Oysa cahil ve gafil insanlara) Onlardan birine kız (çocuk) müjdelendiği zaman içi öfkeyle dolarak yüzü simsiyah kesilir.

  • 16:59 Nahl: 59

    Kendisine verilen müjdenin kötülüğünden dolayı topluluktan gizlenir; onu (kız çocuğunu) aşağılanarak tutacak (ve bekletecek) mi, yoksa (diri diri) toprağa mı gömecek? (gibi bağnaz ve bâtıl düşünceler içinde debelenir.) Bakınız hele, verdikleri hüküm ne (kadar) kötü ve çirkindir!

  • 16:89 Nahl: 89

    Her ümmete kendi içlerinden birisini (görevli nebi ve davetçilerini) onların üzerine bir şahit getirdiğimiz diriltme günü, (ey Nebim!) Seni de onlar üzerine bir şahit olarak getireceğiz (Baş müşahit makamına eriştireceğiz). Biz Kitabı (Kur’an’ı) Sana, her şeyin açıklayıcısı, Müslümanlara bir hidayet, bir rahmet ve bir müjde (kaynağı) olarak indirdik. [Not: Bu düşünce yapısı ile mü’minler, olayları; cahiliye toplumunun değer ölçülerine göre değil, Kur’an’ın hükmüne göre yorumlamak mecburiyetindedirler.]

  • 16:102 Nahl: 102

    De ki: “İman edenleri (Hakk’ta sebatlı kılıp) sağlamlaştırmak, Müslümanlara bir müjde ve hidayet olmak üzere, Onu (Kur'an'ı) Hakk olarak Rabbinden Ruhu'l-Kudüs (Hz. Cebrail) indirmiştir.”

  • 17:9 İsrâ: 9

    Şüphesiz bu Kur'an, en doğru yola iletir ve salih amellerde bulunan mü'minlere, onlar için gerçekten büyük bir ecir (uhrevi ücret, cennet ve rü’yet) olduğunu müjdeleyip (kendilerini umutlandırır).

  • 17:105 İsrâ: 105

    Biz Onu (Kur’an'ı) Hakk (her konuda gerçeğin ve Adil bir Düzenin temel esasları) olarak indirdik ve O (aynı zamanda) Hakk (Resulüllah) ile (beraber) inmiştir; (Ey Nebim!) Seni de sadece ve elbette bir müjde verici ve uyarıp-korkutucu olarak gönderdik.

  • 18:2 Kehf: 2

    (Bu Kur’an) Dosdoğru (bir Kitaptır) ki, (Allah Onu, inkâr ve isyan ehlini) Kendi katından (gelecek) şiddetli bir azapla uyarıp-korkutmak ve (iman ve itaat ehli) salih amellerde bulunan mü'minlere ise müjde verip (umutlandırmak) için (indirdi); şüphesiz onlara güzel bir ecir vardır.

  • 18:56 Kehf: 56

    (Oysa) Biz elçileri, müjde vericiler ve uyarıcılar olmak dışında (başka bir amaçla) göndermeyiz. Kâfirler ise, Hakkı bâtıl ile geçersiz kılmak için mücadeleye girişmektedirler. Onlar Benim ayetlerimi ve uyarıldıklarını (azabı) alay konusu edinmektedirler.

  • 19:7 Meryem: 7

    (Allah buyurdu:) “Ey Zekeriya, şüphesiz Biz seni adı Yahya olan bir çocukla müjdelemekteyiz; Biz bundan önce ona hiçbir adaş kılmış değiliz.”

  • 19:97 Meryem: 97

    (Ey Resulüm!) Biz Bunu (Kur’an'ı) Senin dilinle kolaylaştırdık, (Sana açıklatıp insanları aydınlattık ki; bu) takva sahiplerine müjde vermen ve (küfür ve zulümde) inatla direnen bir kavmi de uyarıp (ikaz ve ihtar etmen) içindir.

  • 22:34 Hacc: 34

    Biz her ümmet için bir “Mensek (ibadet ve hizmet şekli)” kıldık, O'nun kendilerine rızık olarak verdiği (kurbanlık) hayvanlar üzerine Allah'ın adını ansınlar diye (bunları kararlaştırdık). İşte sizin İlahınız bir tek İlahtır, artık yalnızca O'na teslim olun. Sen alçak gönüllü olanlara (ve mütevazı kullarıma) müjde ver.

  • 22:37 Hacc: 37

    (Elbette) Onların (kestiğiniz kurbanların) etleri ve kanları kesinlikle Allah'a ulaşacak değildir; lâkin O'na sizden takva(nız, halis dualarınız ve salih davranışlarınız) ulaşabilir. İşte böyle, (Allah) onları (kocaman hayvanları her türlü yararlanmanız için) size boyun eğdirmiştir; O'nun size hidayet vermesine karşılık Allah'ı tekbir etmeniz (tek ve en büyük bilmeniz) için (Rabbiniz bunları hizmetinize ve istifadenize vermiştir). Artık ihsan sahiplerine (görevini iyilik ve güzellikle yerine getirenlere) müjde ver ki;

  • 25:22 Furkan: 22

    (Oysa) Melekleri görecekleri (kıyamet ve ahirete bizzat şahitlik edecekleri) gün, suçlu-günahkârlara (facir utanmazlara artık hiç)bir müjde yoktur. Ve o gün (melekler onlara: "Size sevinçli haber) yasaktır, yasak!" diyerek (bunları tersleyeceklerdir).

  • 25:48 Furkan: 48

    Ve (yine) O, Kendi rahmetinin önünde (yağmur öncesinde) rüzgârları müjdeciler olarak gönderendir. (Ardından) Biz, gökten tertemiz su indirdik; (indirmekteyiz…)

  • 25:56 Furkan: 56

    (Ey Nebim!) Biz Seni sadece ve ancak bir müjde verici ve uyarıp-ikaz edici olarak gönderdik.

  • 27:2 Neml: 2

    (Kur’an) Mü'minler için (yol gösterici) bir hidayet (rehberi) ve bir müjdedir.

  • 27:63 Neml: 63

    Ya da karanın ve denizin karanlıkları içinde size yol gösteren ve rahmetinin önünde rüzgârları müjde vericiler olarak gönderen mi (gerçek Hakk’tır ve hayırdır, yoksa putlarınız ve tağutlarınız mı?) Yine de, (şuursuz ve sorumsuz bir tavırla) Allah ile beraber başka bir ilah mı? (Bu ne sapkınlıktır!) Allah, onların şirk koştuklarından Yücedir (münezzeh olandır).

  • 29:31 Ankebut: 31

    (Hani bu inkâr ve ahlâksızlıklar üzerine) Bizim elçilerimiz (insan suretli meleklerimiz) İbrahim'e bir müjde ile geldikleri zaman dediler ki: "Gerçek şu ki, biz (eşcinselliği yapan ve yaygınlaştıran) şu bölgenin halkını helak edip yıkıma uğratacağız. Çünkü onun halkı gerçekten zalim (ve sapkın) olan kimselerdir."

  • 30:46 Rum: 46

    Size Kendi rahmetinden (nimet ve faziletler) tattırıvermesi, emriyle (okyanusta ve uzayda) gemileri yürütmesi ve O'nun fazlından (rızkınızı) arayıp elde etmeniz ile; umulur ki şükretmeniz için rüzgârları müjde vericiler olarak göndermesi, (hepsi) O'nun ayetlerindendir.

  • 31:7 Lokman: 7

    Ona karşı ayetlerimiz okunduğunda, sanki işitmiyormuş ve kulaklarında bir ağırlık bulunuyormuş gibi, büyüklük taslayarak (müstekbirce ve “Onun asıl yorumu bize öğretildi, biz seçkin kimseleriz” dercesine) sırtını çevirip dönmektedir. Artık Sen ona acı bir azap ile müjde ver (ki başına gelecekleri görecektir).

  • 33:45 Ahzâb: 45

    Ey (Aziz) Peygamber! Gerçekten Biz Seni (insanlar üzerinde) bir şahit, bir müjde verici ve bir uyarıcı olarak gönderdik.

  • 33:47 Ahzâb: 47

    (Öyle ise Hz. Peygamberin sünnetine ve hayat sistemine tâbi olan) Mü’minlere müjde ver; gerçekten onlar için, Allah'tan büyük bir fazıl (ikram ve ihtiram) vardır. (Ve va’ad edilenler verilecektir.)

  • 35:24 Fâtır: 24

    Şüphesiz Biz Seni, Hakk (Kur’an) ile bir müjde verici ve bir uyarıcı olarak gönderdik. Hiçbir ümmet yoktur ki, içlerinde (hayat süreçlerinde) onlara bir uyarıcı gelip-geçmiş olmasın.

  • 36:11 Yâsin: 11

    (Ey Nebim!) Sen ancak, Zikre (Kur’an-ı Kerim'e) uyan ve gayb ile (zahiren görmedikleri, ama harika yaratılış eserleriyle tanıyıp iman ettikleri) Rahman olan (Allah')a (karşı) içi titreyerek korku duyan kimseyi uyarabilirsin. İşte böylelerini, bir bağışlanma, yüksek ve cömertçe bir mükâfatla müjdele (ki onlar dünyada izzet ve devlete, ahirette ise cennete ulaşacaklardır).

  • 37:101 Sâffât: 101

    Biz de onu halim bir çocukla müjdeledik. (Duasını boşa çıkarmadık.)

  • 37:112 Sâffât: 112

    Biz ona, salihlerden bir peygamber olarak (oğlu) İshak'ı da müjdeleyip (gönlünü yatıştırdık).

  • 39:17 Zümer: 17

    Tağut’a (zalim yönetimlere ve şeytani düzenlere) ibadet ve hizmet etmekten kaçınan ve içtenlikle Allah’a yönelip bağlananlara gelince, onlar için (kutlu ve mutlu bir) müjde vardır; bu nedenle (tağuti otoritelere tâbi olanlara değil) Benim (sadık ve samimi) kullarıma müjde ver (ki onlar nasipli ve şerefli kimselerdir).

  • 41:4 Fussilet: 4

    (Bu Kur’an, iman ve itaat ehline) Bir müjde verici ve (inkâr ve isyan edenlere ise) bir uyarıcı olarak (gönderilmiştir). Ama (insanların) çoğu (Hakk’tan) yüz çevirmektedir. Artık onlar (İlahi daveti) dinlemez (ve gerçeği kabullenmez kimselerdir).

  • 42:23 Şûrâ: 23

    İşte Allah, iman edip salih amellerde bulunan (her işini Hakka, hayra ve halka uygun yapan) kullarına böyle müjde vermektedir. (Ey Nebim!) De ki: "Ben buna (İslam’a çağrıma) karşılık, yakın akrabalıktaki sevgi ve destek (Ehl-i Beyt’ime ve manevi varislerime muhabbet ve meveddet) dışında sizden hiçbir ücret istemiyorum." Kim (çalışıp çabalayarak) bir iyilik ve güzellik kazanırsa, Biz ondaki iyiliği ve güzelliği artırırız. Gerçekten Allah Bağışlayandır, şükredene karşılığını fazlasıyla verendir.

  • 43:17 Zuhruf: 17

    Oysa kendilerinden (cahil ve gafil müşriklerden) birisi, O Rahman (olan Allah) için verdiği örnek ile (kız çocuğunun doğumuyla) müjdelendiği zaman, kahrından yutkundukça yutkunur ve yüzü simsiyah kesilir.

  • 45:8 Câsiye: 8

    (Ki böylesi kimseler) Kendisine Allah'ın ayetleri okunurken işitir (anlar, aklına ve vicdanına yatar amma), sonra (işine gelmediği için) müstekbirce (inatla büyüklük taslayarak) sanki işitmemiş gibi (küfürde ve kötülükte) ısrar eder. Artık Sen onu (bırak ve) acı bir azapla müjdele.

  • 46:12 Ahkaf: 12

    Bundan önce de, bir rehber (imam) ve bir rahmet olarak Musa'nın kitabı (Tevrat’ın aslı) vardır. Bu (Kur'an) da, zulmedenleri uyarmak, iyilik ve ihsanda bulunanlara bir müjde olmak üzere, (kendinden önceki İlahi mesajları) doğrulayıcı ve lisanı Arapça olan bir Kitaptır.

  • 48:8 Fetih: 8

    (Ey Resulüm!) Kesinlikle Biz Seni, (bir) şahit, müjdeleyici ve uyarıp (ikaz ve irşad edici) olarak göndermişizdir...

  • 51:28 Zâriyât: 28

    (Melekler yemeyince) Bunun üzerine (İbrahim’in) içine bir tür korku (ve kuşku) düşüvermişti. (Onlar ise) "Korkma" demişler ve onu bilgin bir erkek çocukla müjdelemişlerdi.

  • 57:12 Hadid: 12

    (Mahşerde) O gün, mü'min erkekler ile mü'min kadınları, önlerinde ve sağlarında (dört yanında kutlu aydınlık) nurları koşarken (ışık ve saygınlık saçarken) göreceksin. "Bugün sizin müjdeniz (ve kutlu hediyeniz), içinde ebedi kalıcılar (olduğunuz), altından ırmaklar (ve havuzlu şelaleler) akan cennetlerdir. İşte 'büyük kurtuluş ve mutluluk' budur” (denilecektir).

  • 61:6 Saff: 6

    Hani o vakit Meryem oğlu İsa da: "Ey İsrailoğulları, kesinlikle ben, Allah'ın size (gönderdiği) bir elçisiyim. Benden önceki Tevrat'ı tasdik edici ve benden sonra ismi ‘Ahmed’ olan bir elçinin de müjdeleyicisiyim" demişti. Fakat buna rağmen O, onlara kesin belgelerle gelince: "Bu, açıkça bir büyüdür" demişlerdi.

  • 61:13 Saff: 13

    Ve (cihad ehli için; dünyada iken de beklediğiniz ve) seveceğiniz bir başka (nimet) daha var: Allah'tan 'yardım ve zafer (nusret erişecek)' ve yakın bir fetih (önünde sonunda mutlaka gelecektir. Gerçek mücahit) mü'minleri müjdele (ki; va’ad edilen bu mutlu ve kutlu netice, sadece onlar tarafından beklenmektedir).

  • 84:24 İnşikak: 24

    Bu durumda Sen, onları acı bir azap ile müjdeleyip (uyar ki, başlarına neler geleceğini görüp anlayacaklar).

  • 2:25 Bakara: 25

    وَبَشِّرِ الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ اَنَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۜ كُلَّمَا رُزِقُوا مِنْهَا مِنْ ثَمَرَةٍ رِزْقًاۙ قَالُوا هٰذَا الَّذٖي رُزِقْنَا مِنْ قَبْلُ وَاُتُوا بِهٖ مُتَشَابِهًاۜ وَلَهُمْ فٖيهَٓا اَزْوَاجٌ مُطَهَّرَةٌ وَهُمْ فٖيهَا خَالِدُونَ

    (Ey Resulüm!) İman edip salih amellerde bulunanları müjdele! Gerçekten onlar için altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. Kendilerine rızık olarak bu (üstün) ürünlerden her yedirildiğinde: "Bu daha önce (dünyada iken) de rızıklandığımızdır" diyerek (sevinip ferahlayacaklardır). Bu, onlara (dünyadakine) benzer olarak sunulmuş (sonsuz ihsan ve ikramlarımızdır). Orada, onlar için tertemiz eşler vardır ve onlar orada süresiz kalacaklardır.

  • 2:97 Bakara: 97

    قُلْ مَنْ كَانَ عَدُوًّا لِجِبْرٖيلَ فَاِنَّهُ نَزَّلَهُ عَلٰى قَلْبِكَ بِاِذْنِ اللّٰهِ مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ وَهُدًى وَبُشْرٰى لِلْمُؤْمِنٖينَ

    De ki, her kim (herhangi bir şekilde) Cebrail’e düşmanlık eder (ve onu incitecek söz ve davranışlar sergiler) ise, iyi bilsin ki; Allah’ın izniyle, kendinden öncekileri tasdik edici ve mü’minler için hidayet ve müjde verici olarak Senin kalbine de Kur’an’ı O indirmiştir. (Bu nedenle vahye ve Cebrail’e düşmanlıkla, Allah’a iman bir arada barınmayacaktır.)

  • 2:119 Bakara: 119

    اِنَّٓا اَرْسَلْنَاكَ بِالْحَقِّ بَشٖيرًا وَنَذٖيرًاۙ وَلَا تُسْـَٔلُ عَنْ اَصْحَابِ الْجَحٖيمِ

    (Ey Resulüm!) Şüphesiz Biz Seni bir müjdeci ve bir uyarıcı (inzar ve irşad edici) olarak, Hakk (Kur'an) ile gönderdik. Sen cehennem ehlinin (sapkınlık ve suçlarından) sorumlu değilsin.

  • 2:155 Bakara: 155

    وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَيْءٍ مِنَ الْخَوْفِ وَالْجُوعِ وَنَقْصٍ مِنَ الْاَمْوَالِ وَالْاَنْفُسِ وَالثَّمَرَاتِۜ وَبَشِّرِ الصَّابِرٖينَۙ

    Andolsun, Biz sizi; biraz korkuyla (doğal ve sosyal afetler ve düşman saldırılarıyla), açlık (ve kıtlıkla) ve bir parça da mallardan, canlardan ve semerat (ürün ve evlatlar)dan noksanlaştırmakla (hastalık ve sakatlıkla) imtihan edeceğiz. (Tedbirli ve temkinli hareket ederek) Sabır (sükûnet ve teslimiyet) gösterenleri müjdele (ki, sadece onlar sevaba ve başarıya erişeceklerdir).

  • 2:213 Bakara: 213

    كَانَ النَّاسُ اُمَّةً وَاحِدَةً فَبَعَثَ اللّٰهُ النَّبِيّٖنَ مُبَشِّرٖينَ وَمُنْذِرٖينَۖ وَاَنْزَلَ مَعَهُمُ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ لِيَحْكُمَ بَيْنَ النَّاسِ فٖيمَا اخْتَلَفُوا فٖيهِۜ وَمَا اخْتَلَفَ فٖيهِ اِلَّا الَّذٖينَ اُو۫تُوهُ مِنْ بَعْدِ مَا جَٓاءَتْهُمُ الْبَيِّنَاتُ بَغْيًا بَيْنَهُمْۚ فَهَدَى اللّٰهُ الَّذٖينَ اٰمَنُوا لِمَا اخْتَلَفُوا فٖيهِ مِنَ الْحَقِّ بِاِذْنِهٖۜ وَاللّٰهُ يَهْدٖي مَنْ يَشَٓاءُ اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَقٖيمٍ

    İnsanlar bir tek ümmetti. Allah, müjdeciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdi ve beraberlerinde, insanların anlaşmazlığa düştükleri şeyler konusunda, aralarında (adaletle) hüküm vermek üzere Hakkı içeren kitaplar indirdi. Oysa kendilerine apaçık ayetler geldikten sonra, birbirlerine karşı olan 'azgınlık ve kıskançlıkları' yüzünden anlaşmazlığa düşenler, işte o (kitap) verilenlerden başkası değildir. Böylece Allah, iman edenleri, hakkında ayrılığa düştükleri (konularda hidayet edip) Kendi izni (ve iradesiyle) gerçeğe eriştirdi. Allah, kimi dilerse onu doğru yola yöneltir.

  • 2:223 Bakara: 223

    نِسَٓاؤُ۬كُمْ حَرْثٌ لَكُمْۖ فَأْتُوا حَرْثَكُمْ اَنّٰى شِئْتُمْۘ وَقَدِّمُوا لِاَنْفُسِكُمْۜ وَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاعْلَمُٓوا اَنَّكُمْ مُلَاقُوهُۜ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنٖينَ

    Kadınlarınız sizin tarlanızdır (onlar bebeklerinizin ve neslinizin analarıdır, huzur ve onurunuzun sigortalarıdır); tarlanıza (meşru yerden ve yöntemlerle, insani edep ve erdemle) dilediğiniz gibi varın. Kendiniz için (geleceğe hazırlık olarak güzel davranışlar) takdim etmeye (bakın). Allah'tan korkup (küfür, zulüm ve kötülükten) sakının ve bilin ki elbette O'na kavuşacaksınız. İman edenlere müjde ver (ki ahiret ve sonsuz saadet kendilerinindir).

  • 3:21 Âl-i İmrân: 21

    اِنَّ الَّذٖينَ يَكْفُرُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَيَقْتُلُونَ النَّبِيّٖنَ بِغَيْرِ حَقٍّۙ وَيَقْتُلُونَ الَّذٖينَ يَأْمُرُونَ بِالْقِسْطِ مِنَ النَّاسِۙ فَبَشِّرْهُمْ بِعَذَابٍ اَلٖيمٍ

    Allah'ın ayetlerini (gereksiz ve geçersiz sayıp bile bile) inkâr edenler, peygamberleri haksız yere öldürenler ve insanlardan adaleti emredenleri (Hakk düzeni gerçekleştirmek ve yürütmek isteyenleri) katledenler (var ya); işte onlara acıklı bir azabı müjdele. (Ki bunu yakında göreceklerdir.)

  • 3:39 Âl-i İmrân: 39

    فَنَادَتْهُ الْمَلٰٓئِكَةُ وَهُوَ قَٓائِمٌ يُصَلّٖي فِي الْمِحْرَابِۙ اَنَّ اللّٰهَ يُبَشِّرُكَ بِيَحْيٰى مُصَدِّقًا بِكَلِمَةٍ مِنَ اللّٰهِ وَسَيِّدًا وَحَصُورًا وَنَبِيًّا مِنَ الصَّالِحٖينَ

    O, mihrapta namaz kılarken, melekler ona (kalben şöyle) seslendiler: "Allah, sana (hayırlı bir oğul olarak) Yahya'yı müjdeler. O, Allah'tan olan (kutlu) bir kelimeyi (İsa'yı) doğrulayan, erdemli ve efendi, iffetli ve salihlerden bir peygamberdir."

  • 3:45 Âl-i İmrân: 45

    اِذْ قَالَتِ الْمَلٰٓئِكَةُ يَا مَرْيَمُ اِنَّ اللّٰهَ يُبَشِّرُكِ بِكَلِمَةٍ مِنْهُۗ اِسْمُهُ الْمَسٖيحُ عٖيسَى ابْنُ مَرْيَمَ وَجٖيهًا فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِ وَمِنَ الْمُقَرَّبٖينَۙ

    Hani melekler: "Ey Meryem! Doğrusu Allah Kendinden bir kelimeyi (İsa’yı doğuruvereceğini) sana müjdelemektedir. Onun adı Meryem oğlu İsa Mesih'tir. O, dünyada ve ahirette 'seçkin, onurlu ve saygın kılınmış birisidir' ve (Allah'a) yakın kılınan (mukarreb kimselerdendir)."

  • 3:126 Âl-i İmrân: 126

    وَمَا جَعَلَهُ اللّٰهُ اِلَّا بُشْرٰى لَكُمْ وَلِتَطْمَئِنَّ قُلُوبُكُمْ بِهٖۜ وَمَا النَّصْرُ اِلَّا مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ الْعَزٖيزِ الْحَكٖيمِۙ

    Allah bunu (melekler ve manevi güçlerle yardımı) size ancak bir müjde olsun ve kalpleriniz bununla tatmin bulsun diye yaptı (ve yapacak... Yoksa) "Yardım ve zafer" (nusret) ancak, Üstün ve Güçlü, Hüküm ve Hikmet sahibi olan Allah'a aittir. (O’nun indindedir.)

  • 3:170 Âl-i İmrân: 170

    فَرِحٖينَ بِمَٓا اٰتٰيهُمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِهٖۙ وَيَسْتَبْشِرُونَ بِالَّذٖينَ لَمْ يَلْحَقُوا بِهِمْ مِنْ خَلْفِهِمْۙ اَلَّا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَۢ

    (Şehitler) Allah'ın Kendi fazlından onlara verdikleriyle (ferahlanıp) sevinç içinde (mutludurlar). Onlar, arkalarından henüz kendilerine katılıp kavuşmayanlara (şunu) müjdelemeyi isterler ki: “Onlara hiçbir korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır.”

  • 3:171 Âl-i İmrân: 171

    يَسْتَبْشِرُونَ بِنِعْمَةٍ مِنَ اللّٰهِ وَفَضْلٍۙ وَاَنَّ اللّٰهَ لَا يُضٖيعُ اَجْرَ الْمُؤْمِنٖينَۚۛ۟

    Onlar (şehit olanlar ve Allah’ın rızasına ulaşanlar), Allah'tan bir nimeti, bir fazilet ve bereketi ve kesinlikle Allah'ın mü'minlerin ecrini asla boşa vermeyeceği (gerçeğini) müjdeleyip durmaktadırlar.

  • 4:138 Nisa: 138

    بَشِّرِ الْمُنَافِقٖينَ بِاَنَّ لَهُمْ عَذَابًا اَلٖيمًاۙ

    (Dindar geçinmelerine ve dini istismar etmelerine rağmen, Kur’an nizamı karşıtı ve Hakk Dava kaçkını) Münafıkları ise öylesine acıklı (ve alçaltıcı) bir azapla müjdele (ve uyarıp haber ver) ki, onlar için (gerçekten sancılı bir süreç ve akıbet vardır).

  • 4:165 Nisa: 165

    رُسُلًا مُبَشِّرٖينَ وَمُنْذِرٖينَ لِئَلَّا يَكُونَ لِلنَّاسِ عَلَى اللّٰهِ حُجَّةٌ بَعْدَ الرُّسُلِۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَزٖيزًا حَكٖيمًا

    (Bütün) Elçiler; müjdeciler ve uyarıcılar olarak (gönderildiler), öyle ki (bu) elçilerden sonra (inkârcı ve isyancı) insanların Allah'a karşı (savunacak) delilleri olmasın (“uyarılmadık, gafil ve cahil bırakıldık” gibi özür olarak ileri sürecekleri bir bahaneleri kalmasın). Allah, Üstün ve Güçlü olandır, Hikmet ve Hüküm sahibidir.

  • 5:19 Maide: 19

    يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ قَدْ جَٓاءَكُمْ رَسُولُنَا يُبَيِّنُ لَكُمْ عَلٰى فَتْرَةٍ مِنَ الرُّسُلِ اَنْ تَقُولُوا مَا جَٓاءَنَا مِنْ بَشٖيرٍ وَلَا نَذٖيرٍۘ فَقَدْ جَٓاءَكُمْ بَشٖيرٌ وَنَذٖيرٌۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدٖيرٌ۟

    Ey Kitap Ehli! Resullerin arasının kesildiği süreçte (peygamber gelmediği fetret döneminde) size elçimiz ve davetçimiz olan (Hz. Muhammed SAV) geldi (ve gerçekleri) bildirdi ki; "Bize bir müjdeleyici ve uyarıcı gönderilmedi" diye (özür beyan etmeyesiniz). Böylece müjdeci de, uyarıcı da artık gelmiştir (hiçbir bahaneniz geçerli değildir). Allah her şeye güç yetirendir.

  • 6:48 En'am: 48

    وَمَا نُرْسِلُ الْمُرْسَلٖينَ اِلَّا مُبَشِّرٖينَ وَمُنْذِرٖينَۚ فَمَنْ اٰمَنَ وَاَصْلَحَ فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ

    Biz elçileri müjde vericiler ve uyarıp-inzar ediciler olmaktan başka (bir nedenle) göndermiyoruz. Şu halde kim iman ederse ve (davranışlarını) düzeltip (hidayet ve istikamet yoluna girerse), artık onlar için korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır.

  • 7:57 A'raf: 57

    وَهُوَ الَّذٖي يُرْسِلُ الرِّيَاحَ بُشْرًا بَيْنَ يَدَيْ رَحْمَتِهٖۜ حَتّٰٓى اِذَٓا اَقَلَّتْ سَحَابًا ثِقَالًا سُقْنَاهُ لِبَلَدٍ مَيِّتٍ فَاَنْزَلْنَا بِهِ الْمَٓاءَ فَاَخْرَجْنَا بِهٖ مِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِۜ كَذٰلِكَ نُخْرِجُ الْمَوْتٰى لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ

    (Yağmur) Rahmetinin öncesinde rüzgârları bir müjdeci olarak gönderen O'dur. Bunlar ağırca bulutları kaldırıp (tonlarca su buharı) yüklendiğinde, onları (kuraklıktan) ölmüş bir yerleşim bölgesine sürükleyiveririz ve bununla oraya su indiririz de, böylelikle bütün ürünlerden çıkarırız. İşte Biz, ölüleri de (ahirette aynen) böyle diriltip-çıkarırız (ve mahşere toplarız). Herhalde düşünüp ibret alırsınız (diye bunları anlatmaktayız.)

  • 7:188 A'raf: 188

    قُلْ لَٓا اَمْلِكُ لِنَفْسٖي نَفْعًا وَلَا ضَرًّا اِلَّا مَا شَٓاءَ اللّٰهُۜ وَلَوْ كُنْتُ اَعْلَمُ الْغَيْبَ لَاسْتَكْثَرْتُ مِنَ الْخَيْرِۚ وَمَا مَسَّنِيَ السُّٓوءُ اِنْ اَنَا۬ اِلَّا نَذٖيرٌ وَبَشٖيرٌ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ۟

    De ki: “Allah'ın dilemesi dışında, kendi nefsim için (bile) yarardan ve zarardan (hiçbir şeye) malik değilim. Eğer gaybı bilebilseydim muhakkak hayırdan yaptıklarımı daha çok artırırdım ve (önceden tedbir alacağımdan) Bana hiçbir kötülük de dokunmazdı. Ben sadece, iman eden bir topluluk için, ancak bir uyarıcı ve bir müjde vericiden başkası değilim.”

  • 8:10 Enfâl: 10

    وَمَا جَعَلَهُ اللّٰهُ اِلَّا بُشْرٰى وَلِتَطْمَئِنَّ بِهٖ قُلُوبُكُمْۚ وَمَا النَّصْرُ اِلَّا مِنْ عِنْدِ اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ عَزٖيزٌ حَكٖيمٌ۟

    (Aslında) Allah bunu, sadece bir müjde olması ve kalplerinizin tatmin bulması için yapmıştı; (yoksa) Allah'ın katından başkasında nusret (zafer ve yardım) yoktur. Hiç şüphesiz Allah Üstün ve Güçlü olandır, Hüküm ve Hikmet sahibidir.

  • 9:3 Tevbe: 3

    وَاَذَانٌ مِنَ اللّٰهِ وَرَسُولِهٖٓ اِلَى النَّاسِ يَوْمَ الْحَجِّ الْاَكْبَرِ اَنَّ اللّٰهَ بَرٖٓيءٌ مِنَ الْمُشْرِكٖينَۙ وَرَسُولُهُۜ فَاِنْ تُبْتُمْ فَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْۚ وَاِنْ تَوَلَّيْتُمْ فَاعْلَمُٓوا اَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِي اللّٰهِۜ وَبَشِّرِ الَّذٖينَ كَفَرُوا بِعَذَابٍ اَلٖيمٍۙ

    (Hacc-ı Ekber) En büyük Hacc gününde (ve Kurban Bayramı sürecinde bu gerçek) Allah ve Resulü’nden (bütün) insanlara ilan edilip duyurulacaktır ki: Allah ve Resulü kesinlikle müşriklerden ve (bâtıl sistemlerinden) uzaktır ve (zulüm düzenleri yıkılacaktır). Eğer (küfürden ve hıyanetten) tevbe ederseniz (ve İslam’a dönerseniz) bu sizin için daha hayırlıdır; yok eğer yüz çevirirseniz, bilin ki Allah'ı elbette aciz bırakacak değilsiniz. İnkâr edenleri acı bir azapla müjdele.

  • 9:21 Tevbe: 21

    يُبَشِّرُهُمْ رَبُّهُمْ بِرَحْمَةٍ مِنْهُ وَرِضْوَانٍ وَجَنَّاتٍ لَهُمْ فٖيهَا نَعٖيمٌ مُقٖيمٌۙ

    (Hak ve adalet hâkim olsun ve insanlar huzur bulsun diye samimi ve disiplinli şekilde cehdü gayret sahipleri var ya;) Rableri onlara Kendi katından bir rahmeti, bir hoşnutluk (rıdvan) şerefini ve onlar için, kendisinde sürekli bir nimet bulunan cennetleri müjdeleyip (hazırlamıştır).

  • 9:34 Tevbe: 34

    يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُٓوا اِنَّ كَثٖيرًا مِنَ الْاَحْبَارِ وَالرُّهْبَانِ لَيَأْكُلُونَ اَمْوَالَ النَّاسِ بِالْبَاطِلِ وَيَصُدُّونَ عَنْ سَبٖيلِ اللّٰهِۜ وَالَّذٖينَ يَكْنِزُونَ الذَّهَبَ وَالْفِضَّةَ وَلَا يُنْفِقُونَهَا فٖي سَبٖيلِ اللّٰهِۙ فَبَشِّرْهُمْ بِعَذَابٍ اَلٖيمٍۙ

    Ey iman edenler! (Uyanık bulunun) Ahbar ve Ruhbanın (Yahudi hahamları ve Hristiyan papazları gibi, dinini dünyalık kazanç kapısı yapan bilgin takımının) birçoğu; insanların malını, hakkı olmadan (din istismarı ve sahtekârlıkla) alıp yemekte (bunlar kendilerine itimat ve itibar eden kimseleri zalim sistemlere uşak haline getirmekte) ve onları Allah yolundan çevirmektedirler. (Oysa) Altını ve gümüşü (parayı ve serveti) biriktirip de Allah yolunda harcamayanlar(a gelince), işte onlara acı bir azabı müjdele. (Ki bunlar dine hizmet perdesi altında servet ve şöhret edinmektedirler.)

  • 9:111 Tevbe: 111

    اِنَّ اللّٰهَ اشْتَرٰى مِنَ الْمُؤْمِنٖينَ اَنْفُسَهُمْ وَاَمْوَالَهُمْ بِاَنَّ لَهُمُ الْجَنَّةَۜ يُقَاتِلُونَ فٖي سَبٖيلِ اللّٰهِ فَيَقْتُلُونَ وَيُقْتَلُونَ وَعْدًا عَلَيْهِ حَقًّا فِي التَّوْرٰيةِ وَالْاِنْجٖيلِ وَالْقُرْاٰنِۜ وَمَنْ اَوْفٰى بِعَهْدِهٖ مِنَ اللّٰهِ فَاسْتَبْشِرُوا بِبَيْعِكُمُ الَّذٖي بَايَعْتُمْ بِهٖۜ وَذٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظٖيمُ

    Hiç şüphesiz Allah, -karşılığında onlara mutlaka cenneti vermek üzere- mü’minlerden, canlarını ve mallarını satın almıştır. Ki onlar Allah yolunda çalışıp-çarpışırlar, (gerektiğinde) öldürürler ve öldürülürler; (bu) Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da O'nun üzerine gerçek olan bir va’addir. Allah'tan daha çok ahdine vefa gösterecek olan kimdir? Şu halde (ey mücahit mü’minler) yaptığınız bu alışverişten dolayı sevinip-müjdeleşiniz. İşte 'büyük kurtuluş ve mutluluk' budur. (Çünkü mücahit mü’minler ebedi cennete erişeceklerdir.)

  • 9:112 Tevbe: 112

    اَلتَّٓائِبُونَ الْعَابِدُونَ الْحَامِدُونَ السَّٓائِحُونَ الرَّاكِعُونَ السَّاجِدُونَ الْاٰمِرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَالنَّاهُونَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَالْحَافِظُونَ لِحُدُودِ اللّٰهِۜ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنٖينَ

    Bunlar: (Hatalarından ve haksızlıklarından) Tevbeye yönelen (ve samimiyetle özür dileyenler, ardından bütün hayatlarını ve icraatlarını İlahi emir ve yasaklar çerçevesinde dizayn ve disipline ederek) ibadet (şuuru ve huzuru içinde hareket) edenler, (her an kendisine lütfedilen sayısız nimet ve faziletlerin sahibi olan Allah’a teşekkürle) hamd edenler, (İlmi, İslami ve insani gaye ve gayretler için) seyahat edenler, (İlahi emirlere ve adil devlet yönetimine itaatle boyun eğerek) rükû ve secde edenler, iyilikleri emredecek ve kötülükleri nehyedip engelleyecek (bir adalet düzeni kurulsun diye) hizmet verenler ve Hududullahı (Allah’ın sınırlarını, Kur’an’ın kurallarını) muhafaza edenler; (çevresinde, ülkesinde ve yeryüzünde; her türlü haksızlık ve ahlâksızlığa, İlahi değer ve dengelerin bozulmasına karşı mücadele verenler, işte bunlar gerçek ve örnek mü’minlerdir.) Sen, (bu özellikleri taşıyan ve Allah’ın sınırlarını koruyan) mü’minleri müjdele! (Ki onlar kurtuluşa ve sonsuz mutluluğa erişenlerdir.)

  • 9:124 Tevbe: 124

    وَاِذَا مَٓا اُنْزِلَتْ سُورَةٌ فَمِنْهُمْ مَنْ يَقُولُ اَيُّكُمْ زَادَتْهُ هٰذِهٖٓ اٖيمَانًاۚ فَاَمَّا الَّذٖينَ اٰمَنُوا فَزَادَتْهُمْ اٖيمَانًا وَهُمْ يَسْتَبْشِرُونَ

    (Herhangi) Bir sure indirildiği (çeşitli konularla ilgili, Allah’ın ayetleri hatırlatılıp delil gösterildiği) zaman, (muhterem ve müttaki geçinen fasık ve münafıkların) bir kısmı (mü’minlerle ve sadık dava ehliyle alay ederek): “Bu (sure ve ayetler) sizlerin hanginizin imanını artırdı? (Siz dünyanın realitelerini bırakıp bu ayetlerle mi kendinizi avutuyorsunuz!?)” derler. (Oysa gerçekten) İman edenlere gelince; (evet Kur’ani sureler ve ayetler) onların imanını (iz’an ve irfanlarını) ziyadeleştirir. Ve onlar (bu İlahi gerçeklerle) müjdelenip sevinirler (umutlanarak ferahlık hissetmektedirler).

  • 10:2 Yunus: 2

    اَكَانَ لِلنَّاسِ عَجَبًا اَنْ اَوْحَيْنَٓا اِلٰى رَجُلٍ مِنْهُمْ اَنْ اَنْذِرِ النَّاسَ وَبَشِّرِ الَّذٖينَ اٰمَنُٓوا اَنَّ لَهُمْ قَدَمَ صِدْقٍ عِنْدَ رَبِّهِمْۜ قَالَ الْكَافِرُونَ اِنَّ هٰذَا لَسَاحِرٌ مُبٖينٌ

    İçlerinden (kendi cinslerinden ve tanıyıp bildiklerinden Hz. Muhammed gibi seçkin ve yetkin) bir adama (mübarek ve muhterem bir zata): "İnsanları uyar (inzar ve ikaz et) ve iman edenlere; muhakkak kendileri için Rableri katında 'gerçek (ve yüksek) bir makam' olduğunu müjde ver" diye vahyetmemiz, insanlara (acayip, tuhaf ve) şaşırtıcı mı geldi? (Ki o) Kâfirler: "Gerçekten bu, açıkça bir büyücüdür" deyip (Peygamberi inkâr etmişlerdi.)

  • 10:64 Yunus: 64

    لَهُمُ الْبُشْرٰى فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَفِي الْاٰخِرَةِۜ لَا تَبْدٖيلَ لِكَلِمَاتِ اللّٰهِۜ ذٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظٖيمُۜ

    Her türlü mutluluk ve müjdeler; dünya hayatında da, ahirette de onlar içindir. (Dünyada izzete ve devlete, ahirette cennete ve rü’yete erişeceklerdir.) Allah'ın sözleri (va’adleri) için değişiklik söz konusu değildir. İşte bu en “büyük kurtuluş, zafer ve huzur” (saadetidir.)

  • 10:87 Yunus: 87

    وَاَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰى وَاَخٖيهِ اَنْ تَبَوَّاٰ لِقَوْمِكُمَا بِمِصْرَ بُيُوتًا وَاجْعَلُوا بُيُوتَكُمْ قِبْلَةً وَاَقٖيمُوا الصَّلٰوةَۜ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنٖينَ

    (Bunun üzerine) Biz de Musa ve kardeşine (şöyle) vahyettik: “Mısır'da kavminiz için (kâfirlerin semtinden ayrı yerlerde) evler hazırlayın, evlerinizi namaz kılınan (ve kıbleye dönük) yerler yapın ve namazı dosdoğru kılın. (Ayrıca) Mü'minleri de (zafer ve galibiyetle) müjdele(yip çeşitli saldırı ve sıkıntılara karşı hazırlayın ki, Allah’ın inayeti ve nusreti onlarladır).”

  • 11:2 Hud: 2

    اَلَّا تَعْبُدُٓوا اِلَّا اللّٰهَۜ اِنَّنٖي لَكُمْ مِنْهُ نَذٖيرٌ وَبَشٖيرٌۙ

    Öyle ki; Allah’tan başkasına ibadet etmeyin. (Sadece O’nun kurallarına uyup, yalnız O’nun rızasını gözetin. Şunu bilin ki) Gerçekten Ben, O’nun tarafından sizi ikaz eden ve müjdeleyen (bir peygamber)im.

  • 11:69 Hud: 69

    وَلَقَدْ جَٓاءَتْ رُسُلُنَٓا اِبْرٰهٖيمَ بِالْبُشْرٰى قَالُوا سَلَامًاۜ قَالَ سَلَامٌۚ فَمَا لَبِثَ اَنْ جَٓاءَ بِعِجْلٍ حَنٖيذٍ

    Andolsun, (melek) elçilerimiz İbrahim'e müjde ile geldikleri zaman; "Selam" dediler. O da: "Selam" dedi (ve) hemen gecikmeden kızartılmış bir buzağı (hazırlayıp) getirdi.

  • 11:71 Hud: 71

    وَامْرَاَتُهُ قَٓائِمَةٌ فَضَحِكَتْ فَبَشَّرْنَاهَا بِاِسْحٰقَۙ وَمِنْ وَرَٓاءِ اِسْحٰقَ يَعْقُوبَ

    (Bu sırada Hz. İbrahim'in) Karısı (orada) ayaktaydı, (misafirlerin Allah'ın peygamberine bir çocuğu olacağını söylediklerini duyunca şaşırdı ve) bunun üzerine gülümsemeye başladı. (Ardından) Biz ona İshak'ı, İshak'ın arkasından da Yakub’u müjdeledik.

  • 11:74 Hud: 74

    فَلَمَّا ذَهَبَ عَنْ اِبْرٰهٖيمَ الرَّوْعُ وَجَٓاءَتْهُ الْبُشْرٰى يُجَادِلُنَا فٖي قَوْمِ لُوطٍۜ

    İbrahim'den korku gittiği ve ona müjde geldiği zaman, Lut kavmi(nin helak edilmesi) konusunda bizimle (görevli meleklerle) çekişip-tartışmalara girişti. [Not: Bu ayetle; Allah’ın melek elçilerine itirazın, Allah’a itiraz gibi olduğuna dikkat çekilmektedir.]

  • 12:19 Yusuf: 19

    وَجَٓاءَتْ سَيَّارَةٌ فَاَرْسَلُوا وَارِدَهُمْ فَاَدْلٰى دَلْوَهُۜ قَالَ يَا بُشْرٰى هٰذَا غُلَامٌۜ وَاَسَرُّوهُ بِضَاعَةًۜ وَاللّٰهُ عَلٖيمٌ بِمَا يَعْمَلُونَ

    (Derken) Bir yolcu-kafilesi gelmiş, sucularını, (kuyuya su almak için) göndermişlerdi. O da kovasını sarkıtınca; “Hey müjde!.. Bu(rada) bir erkek çocuk (var)!” demişti. Ve onu (kuyudan çıkarıp) ‘ticaret konusu bir mal’ olarak tutup saklayıvermişlerdi. Oysa Allah yapmakta olduklarını (ve bu işin nereye varacağını) Bilendi. (Çünkü onlara gereken en yakın yerleşim merkezine haber vermekti.)

  • 12:96 Yusuf: 96

    فَلَمَّٓا اَنْ جَٓاءَ الْبَشٖيرُ اَلْقٰيهُ عَلٰى وَجْهِهٖ فَارْتَدَّ بَصٖيرًاۚ قَالَ اَلَمْ اَقُلْ لَكُمْ اِنّٖٓي اَعْلَمُ مِنَ اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ

    Vaktâki müjdeci gelip de onu (gömleği) onun (Hz. Yakub’un) yüzüne sürdüğü zaman, hemen gözleri görür olarak (sağlığına) dönüverdi. (Yakub) Dedi ki: “Ben size, sizin bilmediklerinizi (ve akıl erdiremediklerinizi) Allah’tan (bir basiret ve ferasetle) hakikaten bildiğimi (ve Allah’ın Kitabına ve hitabına dayanarak haber verdiğimi) söylemedim mi?”

  • 15:53 Hicr: 53

    قَالُوا لَا تَوْجَلْ اِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَامٍ عَلٖيمٍ

    Dediler ki: "Korkma biz sana bilgin (ve seçkin) bir erkek çocuk müjdelemekteyiz. (Bunun için geldik.)"

  • 15:54 Hicr: 54

    قَالَ اَبَشَّرْتُمُونٖي عَلٰٓى اَنْ مَسَّنِيَ الْكِبَرُ فَبِمَ تُبَشِّرُونَ

    Dedi ki: “Bana ihtiyarlık gelip-çökmüşken mi (böyle hayret verici şekilde) beni müjdeleyip (bu haberi vermektesiniz?) Beni ne (acayip bir şey) ile müjdelemektesiniz?”

  • 15:55 Hicr: 55

    قَالُوا بَشَّرْنَاكَ بِالْحَقِّ فَلَا تَكُنْ مِنَ الْقَانِطٖينَ

    Dediler ki: “Seni (Rabbinden ikram edilen bir) gerçekle müjdeledik; sakın umut kesenlerden olmayasın.”

  • 15:67 Hicr: 67

    وَجَٓاءَ اَهْلُ الْمَدٖينَةِ يَسْتَبْشِرُونَ

    (O azgın ve sapkın) Şehir halkı (Lut'un evindeki genç ve güzel erkek misafirleri duyunca) birbirlerine müjdeler vererek (kapısına) gelmişlerdi.

  • 16:58 Nahl: 58

    وَاِذَا بُشِّرَ اَحَدُهُمْ بِالْاُنْثٰى ظَلَّ وَجْهُهُ مُسْوَدًّا وَهُوَ كَظٖيمٌۚ

    (Oysa cahil ve gafil insanlara) Onlardan birine kız (çocuk) müjdelendiği zaman içi öfkeyle dolarak yüzü simsiyah kesilir.

  • 16:59 Nahl: 59

    يَتَوَارٰى مِنَ الْقَوْمِ مِنْ سُٓوءِ مَا بُشِّرَ بِهٖۜ اَيُمْسِكُهُ عَلٰى هُونٍ اَمْ يَدُسُّهُ فِي التُّرَابِۜ اَلَا سَٓاءَ مَا يَحْكُمُونَ

    Kendisine verilen müjdenin kötülüğünden dolayı topluluktan gizlenir; onu (kız çocuğunu) aşağılanarak tutacak (ve bekletecek) mi, yoksa (diri diri) toprağa mı gömecek? (gibi bağnaz ve bâtıl düşünceler içinde debelenir.) Bakınız hele, verdikleri hüküm ne (kadar) kötü ve çirkindir!

  • 16:89 Nahl: 89

    وَيَوْمَ نَبْعَثُ فٖي كُلِّ اُمَّةٍ شَهٖيدًا عَلَيْهِمْ مِنْ اَنْفُسِهِمْ وَجِئْنَا بِكَ شَهٖيدًا عَلٰى هٰٓؤُ۬لَٓاءِۜ وَنَزَّلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ تِبْيَانًا لِكُلِّ شَيْءٍ وَهُدًى وَرَحْمَةً وَبُشْرٰى لِلْمُسْلِمٖينَ۟

    Her ümmete kendi içlerinden birisini (görevli nebi ve davetçilerini) onların üzerine bir şahit getirdiğimiz diriltme günü, (ey Nebim!) Seni de onlar üzerine bir şahit olarak getireceğiz (Baş müşahit makamına eriştireceğiz). Biz Kitabı (Kur’an’ı) Sana, her şeyin açıklayıcısı, Müslümanlara bir hidayet, bir rahmet ve bir müjde (kaynağı) olarak indirdik. [Not: Bu düşünce yapısı ile mü’minler, olayları; cahiliye toplumunun değer ölçülerine göre değil, Kur’an’ın hükmüne göre yorumlamak mecburiyetindedirler.]

  • 16:102 Nahl: 102

    قُلْ نَزَّلَهُ رُوحُ الْقُدُسِ مِنْ رَبِّكَ بِالْحَقِّ لِيُثَبِّتَ الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَهُدًى وَبُشْرٰى لِلْمُسْلِمٖينَ

    De ki: “İman edenleri (Hakk’ta sebatlı kılıp) sağlamlaştırmak, Müslümanlara bir müjde ve hidayet olmak üzere, Onu (Kur'an'ı) Hakk olarak Rabbinden Ruhu'l-Kudüs (Hz. Cebrail) indirmiştir.”

  • 17:9 İsrâ: 9

    اِنَّ هٰذَا الْقُرْاٰنَ يَهْدٖي لِلَّتٖي هِيَ اَقْوَمُ وَيُبَشِّرُ الْمُؤْمِنٖينَ الَّذٖينَ يَعْمَلُونَ الصَّالِحَاتِ اَنَّ لَهُمْ اَجْرًا كَبٖيرًاۙ

    Şüphesiz bu Kur'an, en doğru yola iletir ve salih amellerde bulunan mü'minlere, onlar için gerçekten büyük bir ecir (uhrevi ücret, cennet ve rü’yet) olduğunu müjdeleyip (kendilerini umutlandırır).

  • 17:105 İsrâ: 105

    وَبِالْحَقِّ اَنْزَلْنَاهُ وَبِالْحَقِّ نَزَلَۜ وَمَٓا اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا مُبَشِّرًا وَنَذٖيرًاۢ

    Biz Onu (Kur’an'ı) Hakk (her konuda gerçeğin ve Adil bir Düzenin temel esasları) olarak indirdik ve O (aynı zamanda) Hakk (Resulüllah) ile (beraber) inmiştir; (Ey Nebim!) Seni de sadece ve elbette bir müjde verici ve uyarıp-korkutucu olarak gönderdik.

  • 18:2 Kehf: 2

    قَيِّمًا لِيُنْذِرَ بَأْسًا شَدٖيدًا مِنْ لَدُنْهُ وَيُبَشِّرَ الْمُؤْمِنٖينَ الَّذٖينَ يَعْمَلُونَ الصَّالِحَاتِ اَنَّ لَهُمْ اَجْرًا حَسَنًاۙ

    (Bu Kur’an) Dosdoğru (bir Kitaptır) ki, (Allah Onu, inkâr ve isyan ehlini) Kendi katından (gelecek) şiddetli bir azapla uyarıp-korkutmak ve (iman ve itaat ehli) salih amellerde bulunan mü'minlere ise müjde verip (umutlandırmak) için (indirdi); şüphesiz onlara güzel bir ecir vardır.

  • 18:56 Kehf: 56

    وَمَا نُرْسِلُ الْمُرْسَلٖينَ اِلَّا مُبَشِّرٖينَ وَمُنْذِرٖينَۚ وَيُجَادِلُ الَّذٖينَ كَفَرُوا بِالْبَاطِلِ لِيُدْحِضُوا بِهِ الْحَقَّ وَاتَّخَذُٓوا اٰيَاتٖي وَمَٓا اُنْذِرُوا هُزُوًا

    (Oysa) Biz elçileri, müjde vericiler ve uyarıcılar olmak dışında (başka bir amaçla) göndermeyiz. Kâfirler ise, Hakkı bâtıl ile geçersiz kılmak için mücadeleye girişmektedirler. Onlar Benim ayetlerimi ve uyarıldıklarını (azabı) alay konusu edinmektedirler.

  • 19:7 Meryem: 7

    يَا زَكَرِيَّٓا اِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَامٍۨ اسْمُهُ يَحْيٰىۙ لَمْ نَجْعَلْ لَهُ مِنْ قَبْلُ سَمِيًّا

    (Allah buyurdu:) “Ey Zekeriya, şüphesiz Biz seni adı Yahya olan bir çocukla müjdelemekteyiz; Biz bundan önce ona hiçbir adaş kılmış değiliz.”

  • 19:97 Meryem: 97

    فَاِنَّمَا يَسَّرْنَاهُ بِلِسَانِكَ لِتُبَشِّرَ بِهِ الْمُتَّقٖينَ وَتُنْذِرَ بِهٖ قَوْمًا لُدًّا

    (Ey Resulüm!) Biz Bunu (Kur’an'ı) Senin dilinle kolaylaştırdık, (Sana açıklatıp insanları aydınlattık ki; bu) takva sahiplerine müjde vermen ve (küfür ve zulümde) inatla direnen bir kavmi de uyarıp (ikaz ve ihtar etmen) içindir.

  • 22:34 Hacc: 34

    وَلِكُلِّ اُمَّةٍ جَعَلْنَا مَنْسَكًا لِيَذْكُرُوا اسْمَ اللّٰهِ عَلٰى مَا رَزَقَهُمْ مِنْ بَهٖيمَةِ الْاَنْعَامِۜ فَاِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌ فَلَهُٓ اَسْلِمُواۜ وَبَشِّرِ الْمُخْبِتٖينَۙ

    Biz her ümmet için bir “Mensek (ibadet ve hizmet şekli)” kıldık, O'nun kendilerine rızık olarak verdiği (kurbanlık) hayvanlar üzerine Allah'ın adını ansınlar diye (bunları kararlaştırdık). İşte sizin İlahınız bir tek İlahtır, artık yalnızca O'na teslim olun. Sen alçak gönüllü olanlara (ve mütevazı kullarıma) müjde ver.

  • 22:37 Hacc: 37

    لَنْ يَنَالَ اللّٰهَ لُحُومُهَا وَلَا دِمَٓاؤُ۬هَا وَلٰكِنْ يَنَالُهُ التَّقْوٰى مِنْكُمْۜ كَذٰلِكَ سَخَّرَهَا لَكُمْ لِتُكَبِّرُوا اللّٰهَ عَلٰى مَا هَدٰيكُمْۜ وَبَشِّرِ الْمُحْسِنٖينَ

    (Elbette) Onların (kestiğiniz kurbanların) etleri ve kanları kesinlikle Allah'a ulaşacak değildir; lâkin O'na sizden takva(nız, halis dualarınız ve salih davranışlarınız) ulaşabilir. İşte böyle, (Allah) onları (kocaman hayvanları her türlü yararlanmanız için) size boyun eğdirmiştir; O'nun size hidayet vermesine karşılık Allah'ı tekbir etmeniz (tek ve en büyük bilmeniz) için (Rabbiniz bunları hizmetinize ve istifadenize vermiştir). Artık ihsan sahiplerine (görevini iyilik ve güzellikle yerine getirenlere) müjde ver ki;

  • 25:22 Furkan: 22

    يَوْمَ يَرَوْنَ الْمَلٰٓئِكَةَ لَا بُشْرٰى يَوْمَئِذٍ لِلْمُجْرِمٖينَ وَيَقُولُونَ حِجْرًا مَحْجُورًا

    (Oysa) Melekleri görecekleri (kıyamet ve ahirete bizzat şahitlik edecekleri) gün, suçlu-günahkârlara (facir utanmazlara artık hiç)bir müjde yoktur. Ve o gün (melekler onlara: "Size sevinçli haber) yasaktır, yasak!" diyerek (bunları tersleyeceklerdir).

  • 25:48 Furkan: 48

    وَهُوَ الَّذٖٓي اَرْسَلَ الرِّيَاحَ بُشْرًا بَيْنَ يَدَيْ رَحْمَتِهٖۚ وَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً طَهُورًاۙ

    Ve (yine) O, Kendi rahmetinin önünde (yağmur öncesinde) rüzgârları müjdeciler olarak gönderendir. (Ardından) Biz, gökten tertemiz su indirdik; (indirmekteyiz…)

  • 25:56 Furkan: 56

    وَمَٓا اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا مُبَشِّرًا وَنَذٖيرًا

    (Ey Nebim!) Biz Seni sadece ve ancak bir müjde verici ve uyarıp-ikaz edici olarak gönderdik.

  • 27:2 Neml: 2

    هُدًى وَبُشْرٰى لِلْمُؤْمِنٖينَۙ

    (Kur’an) Mü'minler için (yol gösterici) bir hidayet (rehberi) ve bir müjdedir.

  • 27:63 Neml: 63

    اَمَّنْ يَهْدٖيكُمْ فٖي ظُلُمَاتِ الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَمَنْ يُرْسِلُ الرِّيَاحَ بُشْرًا بَيْنَ يَدَيْ رَحْمَتِهٖۜ ءَاِلٰهٌ مَعَ اللّٰهِۜ تَعَالَى اللّٰهُ عَمَّا يُشْرِكُونَۜ

    Ya da karanın ve denizin karanlıkları içinde size yol gösteren ve rahmetinin önünde rüzgârları müjde vericiler olarak gönderen mi (gerçek Hakk’tır ve hayırdır, yoksa putlarınız ve tağutlarınız mı?) Yine de, (şuursuz ve sorumsuz bir tavırla) Allah ile beraber başka bir ilah mı? (Bu ne sapkınlıktır!) Allah, onların şirk koştuklarından Yücedir (münezzeh olandır).

  • 29:31 Ankebut: 31

    وَلَمَّا جَٓاءَتْ رُسُلُنَٓا اِبْرٰهٖيمَ بِالْبُشْرٰىۙ قَالُٓوا اِنَّا مُهْلِكُٓوا اَهْلِ هٰذِهِ الْقَرْيَةِۚ اِنَّ اَهْلَهَا كَانُوا ظَالِمٖينَۚ

    (Hani bu inkâr ve ahlâksızlıklar üzerine) Bizim elçilerimiz (insan suretli meleklerimiz) İbrahim'e bir müjde ile geldikleri zaman dediler ki: "Gerçek şu ki, biz (eşcinselliği yapan ve yaygınlaştıran) şu bölgenin halkını helak edip yıkıma uğratacağız. Çünkü onun halkı gerçekten zalim (ve sapkın) olan kimselerdir."

  • 30:46 Rum: 46

    وَمِنْ اٰيَاتِهٖٓ اَنْ يُرْسِلَ الرِّيَاحَ مُبَشِّرَاتٍ وَلِيُذٖيقَكُمْ مِنْ رَحْمَتِهٖ وَلِتَجْرِيَ الْفُلْكُ بِاَمْرِهٖ وَلِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِهٖ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

    Size Kendi rahmetinden (nimet ve faziletler) tattırıvermesi, emriyle (okyanusta ve uzayda) gemileri yürütmesi ve O'nun fazlından (rızkınızı) arayıp elde etmeniz ile; umulur ki şükretmeniz için rüzgârları müjde vericiler olarak göndermesi, (hepsi) O'nun ayetlerindendir.

  • 31:7 Lokman: 7

    وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِ اٰيَاتُنَا وَلّٰى مُسْتَكْبِرًا كَاَنْ لَمْ يَسْمَعْهَا كَاَنَّ فٖٓي اُذُنَيْهِ وَقْرًاۚ فَبَشِّرْهُ بِعَذَابٍ اَلٖيمٍ

    Ona karşı ayetlerimiz okunduğunda, sanki işitmiyormuş ve kulaklarında bir ağırlık bulunuyormuş gibi, büyüklük taslayarak (müstekbirce ve “Onun asıl yorumu bize öğretildi, biz seçkin kimseleriz” dercesine) sırtını çevirip dönmektedir. Artık Sen ona acı bir azap ile müjde ver (ki başına gelecekleri görecektir).

  • 33:45 Ahzâb: 45

    يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ اِنَّٓا اَرْسَلْنَاكَ شَاهِدًا وَمُبَشِّرًا وَنَذٖيرًاۙ

    Ey (Aziz) Peygamber! Gerçekten Biz Seni (insanlar üzerinde) bir şahit, bir müjde verici ve bir uyarıcı olarak gönderdik.

  • 33:47 Ahzâb: 47

    وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنٖينَ بِاَنَّ لَهُمْ مِنَ اللّٰهِ فَضْلًا كَبٖيرًا

    (Öyle ise Hz. Peygamberin sünnetine ve hayat sistemine tâbi olan) Mü’minlere müjde ver; gerçekten onlar için, Allah'tan büyük bir fazıl (ikram ve ihtiram) vardır. (Ve va’ad edilenler verilecektir.)

  • 35:24 Fâtır: 24

    اِنَّٓا اَرْسَلْنَاكَ بِالْحَقِّ بَشٖيرًا وَنَذٖيرًاۜ وَاِنْ مِنْ اُمَّةٍ اِلَّا خَلَا فٖيهَا نَذٖيرٌ

    Şüphesiz Biz Seni, Hakk (Kur’an) ile bir müjde verici ve bir uyarıcı olarak gönderdik. Hiçbir ümmet yoktur ki, içlerinde (hayat süreçlerinde) onlara bir uyarıcı gelip-geçmiş olmasın.

  • 36:11 Yâsin: 11

    اِنَّمَا تُنْذِرُ مَنِ اتَّبَعَ الذِّكْرَ وَخَشِيَ الرَّحْمٰنَ بِالْغَيْبِۚ فَبَشِّرْهُ بِمَغْفِرَةٍ وَاَجْرٍ كَرٖيمٍ

    (Ey Nebim!) Sen ancak, Zikre (Kur’an-ı Kerim'e) uyan ve gayb ile (zahiren görmedikleri, ama harika yaratılış eserleriyle tanıyıp iman ettikleri) Rahman olan (Allah')a (karşı) içi titreyerek korku duyan kimseyi uyarabilirsin. İşte böylelerini, bir bağışlanma, yüksek ve cömertçe bir mükâfatla müjdele (ki onlar dünyada izzet ve devlete, ahirette ise cennete ulaşacaklardır).

  • 37:101 Sâffât: 101

    فَبَشَّرْنَاهُ بِغُلَامٍ حَلٖيمٍ

    Biz de onu halim bir çocukla müjdeledik. (Duasını boşa çıkarmadık.)

  • 37:112 Sâffât: 112

    وَبَشَّرْنَاهُ بِاِسْحٰقَ نَبِيًّا مِنَ الصَّالِحٖينَ

    Biz ona, salihlerden bir peygamber olarak (oğlu) İshak'ı da müjdeleyip (gönlünü yatıştırdık).

  • 39:17 Zümer: 17

    وَالَّذٖينَ اجْتَنَبُوا الطَّاغُوتَ اَنْ يَعْبُدُوهَا وَاَنَابُٓوا اِلَى اللّٰهِ لَهُمُ الْبُشْرٰىۚ فَبَشِّرْ عِبَادِۙ

    Tağut’a (zalim yönetimlere ve şeytani düzenlere) ibadet ve hizmet etmekten kaçınan ve içtenlikle Allah’a yönelip bağlananlara gelince, onlar için (kutlu ve mutlu bir) müjde vardır; bu nedenle (tağuti otoritelere tâbi olanlara değil) Benim (sadık ve samimi) kullarıma müjde ver (ki onlar nasipli ve şerefli kimselerdir).

  • 41:4 Fussilet: 4

    بَشٖيرًا وَنَذٖيرًاۚ فَاَعْرَضَ اَكْثَرُهُمْ فَهُمْ لَا يَسْمَعُونَ

    (Bu Kur’an, iman ve itaat ehline) Bir müjde verici ve (inkâr ve isyan edenlere ise) bir uyarıcı olarak (gönderilmiştir). Ama (insanların) çoğu (Hakk’tan) yüz çevirmektedir. Artık onlar (İlahi daveti) dinlemez (ve gerçeği kabullenmez kimselerdir).

  • 42:23 Şûrâ: 23

    ذٰلِكَ الَّذٖي يُبَشِّرُ اللّٰهُ عِبَادَهُ الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِۜ قُلْ لَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ اَجْرًا اِلَّا الْمَوَدَّةَ فِي الْقُرْبٰىۜ وَمَنْ يَقْتَرِفْ حَسَنَةً نَزِدْ لَهُ فٖيهَا حُسْنًاۜ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ شَكُورٌ

    İşte Allah, iman edip salih amellerde bulunan (her işini Hakka, hayra ve halka uygun yapan) kullarına böyle müjde vermektedir. (Ey Nebim!) De ki: "Ben buna (İslam’a çağrıma) karşılık, yakın akrabalıktaki sevgi ve destek (Ehl-i Beyt’ime ve manevi varislerime muhabbet ve meveddet) dışında sizden hiçbir ücret istemiyorum." Kim (çalışıp çabalayarak) bir iyilik ve güzellik kazanırsa, Biz ondaki iyiliği ve güzelliği artırırız. Gerçekten Allah Bağışlayandır, şükredene karşılığını fazlasıyla verendir.

  • 43:17 Zuhruf: 17

    وَاِذَا بُشِّرَ اَحَدُهُمْ بِمَا ضَرَبَ لِلرَّحْمٰنِ مَثَلًا ظَلَّ وَجْهُهُ مُسْوَدًّا وَهُوَ كَظٖيمٌ

    Oysa kendilerinden (cahil ve gafil müşriklerden) birisi, O Rahman (olan Allah) için verdiği örnek ile (kız çocuğunun doğumuyla) müjdelendiği zaman, kahrından yutkundukça yutkunur ve yüzü simsiyah kesilir.

  • 45:8 Câsiye: 8

    يَسْمَعُ اٰيَاتِ اللّٰهِ تُتْلٰى عَلَيْهِ ثُمَّ يُصِرُّ مُسْتَكْبِرًا كَاَنْ لَمْ يَسْمَعْهَاۚ فَبَشِّرْهُ بِعَذَابٍ اَلٖيمٍ

    (Ki böylesi kimseler) Kendisine Allah'ın ayetleri okunurken işitir (anlar, aklına ve vicdanına yatar amma), sonra (işine gelmediği için) müstekbirce (inatla büyüklük taslayarak) sanki işitmemiş gibi (küfürde ve kötülükte) ısrar eder. Artık Sen onu (bırak ve) acı bir azapla müjdele.

  • 46:12 Ahkaf: 12

    وَمِنْ قَبْلِهٖ كِتَابُ مُوسٰٓى اِمَامًا وَرَحْمَةًۜ وَهٰذَا كِتَابٌ مُصَدِّقٌ لِسَانًا عَرَبِيًّا لِيُنْذِرَ الَّذٖينَ ظَلَمُواۗ وَبُشْرٰى لِلْمُحْسِنٖينَ

    Bundan önce de, bir rehber (imam) ve bir rahmet olarak Musa'nın kitabı (Tevrat’ın aslı) vardır. Bu (Kur'an) da, zulmedenleri uyarmak, iyilik ve ihsanda bulunanlara bir müjde olmak üzere, (kendinden önceki İlahi mesajları) doğrulayıcı ve lisanı Arapça olan bir Kitaptır.

  • 48:8 Fetih: 8

    اِنَّٓا اَرْسَلْنَاكَ شَاهِدًا وَمُبَشِّرًا وَنَذٖيرًاۙ

    (Ey Resulüm!) Kesinlikle Biz Seni, (bir) şahit, müjdeleyici ve uyarıp (ikaz ve irşad edici) olarak göndermişizdir...

  • 51:28 Zâriyât: 28

    فَاَوْجَسَ مِنْهُمْ خٖيفَةًۜ قَالُوا لَا تَخَفْۜ وَبَشَّرُوهُ بِغُلَامٍ عَلٖيمٍ

    (Melekler yemeyince) Bunun üzerine (İbrahim’in) içine bir tür korku (ve kuşku) düşüvermişti. (Onlar ise) "Korkma" demişler ve onu bilgin bir erkek çocukla müjdelemişlerdi.

  • 57:12 Hadid: 12

    يَوْمَ تَرَى الْمُؤْمِنٖينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ يَسْعٰى نُورُهُمْ بَيْنَ اَيْدٖيهِمْ وَبِاَيْمَانِهِمْ بُشْرٰيكُمُ الْيَوْمَ جَنَّاتٌ تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدٖينَ فٖيهَاۜ ذٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظٖيمُۚ

    (Mahşerde) O gün, mü'min erkekler ile mü'min kadınları, önlerinde ve sağlarında (dört yanında kutlu aydınlık) nurları koşarken (ışık ve saygınlık saçarken) göreceksin. "Bugün sizin müjdeniz (ve kutlu hediyeniz), içinde ebedi kalıcılar (olduğunuz), altından ırmaklar (ve havuzlu şelaleler) akan cennetlerdir. İşte 'büyük kurtuluş ve mutluluk' budur” (denilecektir).

  • 61:6 Saff: 6

    وَاِذْ قَالَ عٖيسَى ابْنُ مَرْيَمَ يَا بَنٖٓي اِسْرَٓاءٖيلَ اِنّٖي رَسُولُ اللّٰهِ اِلَيْكُمْ مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيَّ مِنَ التَّوْرٰيةِ وَمُبَشِّرًا بِرَسُولٍ يَأْتٖي مِنْ بَعْدِي اسْمُهُٓ اَحْمَدُۜ فَلَمَّا جَٓاءَهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ قَالُوا هٰذَا سِحْرٌ مُبٖينٌ

    Hani o vakit Meryem oğlu İsa da: "Ey İsrailoğulları, kesinlikle ben, Allah'ın size (gönderdiği) bir elçisiyim. Benden önceki Tevrat'ı tasdik edici ve benden sonra ismi ‘Ahmed’ olan bir elçinin de müjdeleyicisiyim" demişti. Fakat buna rağmen O, onlara kesin belgelerle gelince: "Bu, açıkça bir büyüdür" demişlerdi.

  • 61:13 Saff: 13

    وَاُخْرٰى تُحِبُّونَهَاۜ نَصْرٌ مِنَ اللّٰهِ وَفَتْحٌ قَرٖيبٌۜ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنٖينَ

    Ve (cihad ehli için; dünyada iken de beklediğiniz ve) seveceğiniz bir başka (nimet) daha var: Allah'tan 'yardım ve zafer (nusret erişecek)' ve yakın bir fetih (önünde sonunda mutlaka gelecektir. Gerçek mücahit) mü'minleri müjdele (ki; va’ad edilen bu mutlu ve kutlu netice, sadece onlar tarafından beklenmektedir).

  • 84:24 İnşikak: 24

    فَبَشِّرْهُمْ بِعَذَابٍ اَلٖيمٍۙ

    Bu durumda Sen, onları acı bir azap ile müjdeleyip (uyar ki, başlarına neler geleceğini görüp anlayacaklar).