• 2:177 Bakara: 177

    (Ey Müslümanlar!) Yüzlerinizi (namazda şuursuz ve huzursuz biçimde) Doğu'ya veya Batı'ya çevirmeniz (ve ibadette şekilcilikle yetinmeniz) iyilik değildir. Asıl iyilik; Allah'a, (ve O’na inancın gereği olarak) Ahirete, Meleklere, Kitaba ve Peygamberlere (ve onların getirdikleri dine ve düzene samimiyet ve teslimiyetle) iman etmeniz... Sevdiğiniz malınızı yakınlara, yetimlere (korumasız ve bakımsız olanlara), yoksullara, yolda kalmışlara, isteyen muhtaçlara ve borç altında esir olanlara vermeniz... Namazınızı kılmanız, zekât (vergisini) ödemeniz... Anlaşma ve sözleşmelerinizi yerine getirmeniz, (maddi ve manevi) darlık, hastalık ve cihadın kızışması zamanında sıkıntılara sabretmenizdir... İşte (iman davasında) sadık (ve samimi) olanlar ancak bunlardır... Ve gerçek müttakiler de onlardır.

  • 2:188 Bakara: 188

    Aranızda birbirinizin mallarını (hırsızlık, kumar, gasp, faiz, aldatma, hile gibi) haksız ve bâtıl sebeplerle yemeye kalkmayın! (Bu kötülükleri serbest bırakan zulüm ve sömürü sistemlerine ve işbirlikçi hain yönetimlere arka çıkmayın.) Ve insanların mallarının bir kısmını (yalancı şahitliği ve çek senet hilesi gibi haram olduğunu) bile bile günah ve haksız yöntemlerle yemek için, onları (rüşvet olarak) hâkimlere aktarmayın.

  • 2:247 Bakara: 247

    Peygamberleri (sözünde sadık kalanlara) dedi ki: “Allah (CC) Talut'u size Melik (cihad emiri ve yönetici) olarak tayin etti. (Haydi artık ona biat ve itaat edin.)” Bunun üzerine bazıları: “O bizim üzerimize nasıl komutan olabilir? Ki bizler liderliğe ondan daha layıkız. Halbuki ona geniş servet ve mal da verilmemiştir" diyerek (itiraz ettiler... Cihad sorumluluğundan kaçmak için komutanda kusurlar aramaya, nefsaniyet ve enaniyet yüzünden ortalığı bulandırmaya başladılar... O beş bin kişinin de üç bin kadarı böylece ayrıldı ve ayıklandı. Geride sadece iki bin kişi kadar kaldı. Ve peygamberleri onlara) şunları söyledi: “(Neden nefsinize uyup bu komutana itaatten kaçıyorsunuz?) Halbuki elbette Allah (CC) onu sizin üzerinize seçti (ve başınıza gelmesini takdir etti), ona (psikolojik) genişlik (ve liderlik yeteneği verdi), onun ilmini (yeterli ve gerekli bilgiyle beraber hidayet, feraset ve dirayetini) ve bedeni (kuvvetini, zorluklarla mücadele becerisini) ziyadeleştirdi. (Bir cihad emirine ve devleti yönetenlere gereken sıfatlar da bunlardır.) Allah mülkünü dilediğine verir. Allah'ın (lütfu) geniştir ve her şeyi hakkıyla Bilendir... (Sizin bu meşru komutana itaatsizliğiniz, aslında Allah'ın takdirine ve taksimine itirazınız ve itimatsızlığınız yüzündendir. Ama cihad ruhunuzu körleten, sizi kötülüğe sevk eden, ve Hakk dava prensiplerini çiğneyen kimselere ise itaat gereksizdir.)”

  • 2:261 Bakara: 261

    Mallarını Allah yolunda infak edenlerin (yakınlarına yeterli nafaka ödeyenlerin, başka muhtaçlara ise ihtiyaç giderici ölçüde sadaka verenlerin ve cihadı madden destekleyenlerin) örneği; yedi başak bitiren, her bir başakta yüz tane (tahıl habbesi) bulunan bir tek tohumun örneği gibidir. Allah, dilediğine (daha) kat kat artırır. Allah (ihsanı) bol olandır, her şeyi ayrıntıları ile bilip durandır.

  • 2:262 Bakara: 262

    Mallarını Allah yolunda infak edenler, sonra infak ettikleri şeyin ardından başa kakmayan ve eziyet vermeye kalkışmayanların ecirleri Rableri katındadır, onlara korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır.

  • 2:264 Bakara: 264

    Ey iman edenler! -İnsanlara gösteriş için malını harcayan, Allah’a ve ahiret gününe inanmayan kimse gibi- başa kakmak ve incitip eziyette bulunmak suretiyle sadaka ve hayırlarınızı boşa çıkarmayın. Çünkü onun bu gösterişinin misali, üzerinde az bir toprak bulunan (ve tohum atılan) bir kayanın haline benzer ki, ona şiddetli bir yağmur (düşünce veya hafif bir rüzgâr) isabet edince, üzerindeki toprağı silip süpürüp kendisini katı bir taş halinde bırakır. Onlar (gösteriş için hayır ve hizmet yapanlar, işte böyle riyakârlıkla) emek harcayıp kazandıkları hiçbir şeyi elde tutmaya kâdir olamazlar. Allah kâfirler topluluğunu hidayete ulaştırmayacaktır.

  • 2:265 Bakara: 265

    Sadece Allah'ın rızasını istemek ve kendi özlerinde olan (iman)ı kökleştirip-güçlendirmek için mallarını infak edenlerin misali ise; verimli bir tepede bulunan, bolca düşen yağmur aldığında ürünlerini iki kat sunan bir bahçenin örneğine benzer ki; ona sağanak yağmur isabet etmese de bir çisentisi (bile yeterli sayılır, sahiplerini ferahlatır ve meyveleri toplanır). Allah, yaptıklarınızı Görendir.

  • 2:274 Bakara: 274

    Servet ve mallarını (yetkisini ve makamlarını, imkân ve fırsatlarını) gizli ve açık (olarak), gece ve gündüz (maddi birikimlerini ve enerjilerini) Allah yolunda infak edenlerin (yani işe yarayacak ve ihtiyaçları karşılayacak kadar hayır verenlerin) ücreti ve mükâfatı Rableri katındadır... Onlara (dünyada ve ahiret hayatında) korku yoktur ve onlar asla mahzun (ve mahcup) olmayacak (kutlu kimselerdir).

  • 3:10 Âl-i İmrân: 10

    (Kendilerine tebliğ yapıldığı ve İslami gerçeklere akılları yattığı halde; işlerine gelmediği için bile bile inkâr eden) Kâfirlerin ne malları (ekonomik ve teknolojik imkânları), ne de çocukları (nüfus ve askeri çoklukları) onlara, Allah'tan (gelecek felaket ve hezimet gibi) şeylere karşı (hiçbir fonksiyonu olmayacak ve) hiçbir fayda sağlamayacaktır. (Adil bir Düzene ve yönetime karşı, haksız inkâr ve isyana kalkışanların da, devlet katında can ve mal güvenlikleri ortadan kalkacaktır.) Ve onlar ateşin yakıtlarıdır.

  • 3:116 Âl-i İmrân: 116

    Şu da bir gerçektir ki, o inkâr edenlerin ne malları, ne çocukları, onlara Allah'tan yana (O’nun azabından kurtulma adına) hiçbir şeyle (ve hiçbir şekilde fayda) eriştirmeyecektir. İşte onlar ateşin ehlidir, (cehenneme girecek ve) onda temelli olarak kalacak (kimselerdir).

  • 4:2 Nisa: 2

    Yetimlerin (sahipsiz kimselerin ve yönetiminize verilen toplum kesimlerinin hakkı olan) mallarını (ve maaşlarını tam) verin. Ve sakın murdar olanı (haram ve haksız kazancı) helâl ve temiz olana (tercih edip, İlahi hükümleri kendinize göre) değiştirmeyin. Onların (mağdurların ve halkın) mallarını kendi mallarınıza katarak yemeyin! Çünkü bu, büyük bir vebaldir.

  • 4:5 Nisa: 5

    Allah'ın sizin için (geçiminizi sağlamaya yarar bir araç) kıldığı ve kaim (başlarına yönetici) yaptığı mallarınızı, düşük akıllılara (hayırsız ve yararsız yere harcayacaklara) vermeyin; bunlarla onları (velisi ve vasisi olduğunuz insanları) rızıklandırıp giydirin ve onlara güzel (ma’ruf) söz söyleyin.

  • 4:6 Nisa: 6

    Yetimleri, nikâha erişecekleri büluğ çağına kadar (bekleyip-eğitip) deneyin; şayet kendilerinde bir “rüşd” (fiziki ve akli olgunlaşma) gördünüz mü, hemen onlara mallarını (geri) verin. (Rüşde, yani bedeni ve beyni yetişkinliğe erişmemiş küçük yaştaki kız ve erkek çocukların evlendirilmesi caiz ve münasip değildir. Emanet aldığınız mallarını da) Büyüyecekler (ve geri isteyecekler) diye israf ile çarçabuk yemeyin. (Yetim malları konusunda) Zengin olan iffetli ve müstağni olmaya (hak yemekten sakınmaya) çalışsın, yoksul olan da artık ma’ruf (ihtiyaca ve örfe uygun) bir şekilde yiyip harcasın. Mallarını kendilerine (yetimlere geri) verdiğiniz zaman, onlara karşı şahit bulundurun. (Emanet mallarını korumayı üstlendiğinizde ve geri devrettiğinizde resmi kayıt tutun.) Hesap görücü olarak Allah yeterlidir.

  • 4:10 Nisa: 10

    Gerçekten, yetimlerin (sahipsiz ve çaresiz kimselerin) mallarını (haksızlık ve haram yollarla) zulmederek yiyenler, karınlarına ancak ateş doldurmuş olurlar. Zaten onlar, çılgın bir ateşe gireceklerdir.

  • 4:24 Nisa: 24

    (Cahiliye dönemlerinin ve zulüm sistemlerinin uyguladığı kölelik ve cariyelik, İslam’la ve tedrici olarak kaldırılmıştır. Artık) Sağ ellerinizin malik olduğu (özel resmi birliktelik akdinizin bulunduğu) dışındaki kadınlardan muhsan (hâlâ başkasıyla nikâhlı) olanlarla da (evlenmeniz haramdır). Bunlar, Allah'ın üzerinize yazdığı (farz kıldığı evlilik yasakları)dır. Bunların dışında kalan (kadınlarla); iffetlerini koruyup fuhuşta bulunmamak şartıyla, mallarınızla (mehir vererek) evlenecek kadın aramanız-arzulamanız size helâl kılındı. Öyleyse onlardan (nikâhlayıp) yararlandıysanız, onlara ücret (mehir)lerini tespit edilen miktarıyla ödeyin. Miktarın tespitinden sonra, karşılıklı hoşnut olduğunuz bir şey (birbirinize bağışlamanız) konusunda üstünüze bir sorumluluk yoktur. Şüphesiz Allah, Bilendir, Hüküm ve Hikmet sahibidir. [Not: Bâtıl sistemlerin, sosyal, ekonomik ve ahlâki dengesizlikleri ve dejenerasyon süreci nedeniyle fuhuş batağına kapılmış veya birilerinin kapatması yapılmış ve her türlü güvence ve hürmetten mahrum bırakılmış kadınlar… Veya sahipsiz kalmış olanlar, ya da savaşlar ve yaygın hastalıklar yüzünden erkek nüfusunun azalması durumunda; karşılıklı istemeleri ve devletçe münasip görülmeleri halinde, evli olan erkeklerle ve özel sorumluluklar yüklenmek suretiyle ikinci bir resmi nikâhla evlenmeleri, zaruret ve mecburiyet haline gelebilir. Bu ruhsat, erkeklerin şehvet keyfi için değil, kocasız ve korumasız kadınların huzur ve haysiyeti için gereklidir.]

  • 4:29 Nisa: 29

    Ey iman edenler! Mallarınızı, kendi aranızda karşılıklı anlaşmadan (doğan) bir ticaretten başka, (hile, hırsızlık, faiz, karaborsa, yalan ve aldatma gibi) haksız 'nedenler ve yollarla' (bâtılca) yemeyin. Ve kendi nefislerinizi de öldürmeyin (helâl ve meşru nimetlerden de kendinizi mahrum etmeyin ve intihara yönelmeyin)! Şüphesiz Allah, size çok Merhametlidir.

  • 4:34 Nisa: 34

    (Deneme ve doğal denge gereği) Allah'ın, (insanların) bazısını bazısına (bedeni ve ekonomik yönden) üstün kılması (sebebiyle) ve onların (aile efradına) kendi mallarından harcaması (ve ailenin sorumluluğunu üzerine alması) nedeniyle erkekler, kadınlar üzerinde “kavvam=sorumlu gözeticidirler.” Saliha (hayırlı ve yararlı) kadınlar; gönülden itaatli ve edepli olanlar, Allah nasıl koru(yup saklanmasını emir buyur)duysa, görünmeyeni (gizlenmesi gereken yerlerini ve özel hallerini öylece örtüp) koruyanlardır. Nüşuzundan (huysuzluğundan, kıskandırıcı tavırlarından) korktuğunuz kadınlara (önce) öğüt verin (vaizü nasihat yapın, sonra onları) yataklarda yalnız bırakın, (bu da yetmezse hafifçe ve zarar vermeden) darp edip uyarın. (Eğer eşleriniz kötü huylarından vazgeçer ve artık) Size itaat (hürmet ve muhabbet) ederlerse aleyhlerinde bir yol aramayın (iyi geçinmeye bakın). Doğrusu Allah çok Yücedir, çok Büyük olandır. [Not-1: “Darb” etmek: ●Bir kimseden yüz çevirmek suretiyle kışkırtıp gayret ve rikkate getirmek ●Hikmetli sözler ve deyimlerle kalpleri vurup etkilemek (Darb-ı mesel)●Nefesli çalgıları (ney gibi) üflemek ●Savuşup geçmek (darbü zaman) ●Bir kimsenin elini sıkıca tutup salıvermek ●Süratle yürüyüp gitmek (Nisa:101) ●Erkek hayvanın dişisiyle çiftleşmesi ●Üzüp incitecek ama zarar vermeyecek şekilde hafifçe dürtüp itmek anlamlarını içerir. Bu ayetteki “darp etmeyi” de bütün bu mana ve maksatlara uygun düşünmek ve Hz. Peygamberimizin hanımlarını asla dövmediğini bilerek hareket etmek gerekir. Not-2: Aile toplumun çekirdeği sayılan küçük bir teşkilat modeli olduğundan, onların eğitim ve yönetimi, itaat ve disiplin gerektirir. Erkekler doğal konumları ve sorumlulukları nedeniyle bu görevi yüklenirler. Erkeklerin “sefih=beyinsiz, mesuliyetsiz ve beceriksiz” olmaları halinde bu görev kadınlara verilir.]

  • 4:95 Nisa: 95

    Mü’minlerden (Hakkın hâkimiyetini ve zulüm düzeninin değişmesini samimiyetle istemek şartıyla, bazı mazeretleri sebebiyle cihada katılamayanlar hariç) bir özürü olmaksızın (evinde ve iş yerinde, ibadet, ticaret ve diğer dini gayretler bahanesiyle) durup oturanlarla; Allah yolunda, (adalet nizamı kurulsun ve insanlar huzura kavuşsun amacıyla) mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler, asla müsavi (eşit) değildir (bunlar bir tutulmayacaktır). Allah, malları ve canları ile (ülkesinde ve yeryüzünde Hakk hâkim olsun diye Kendi yolunda) cehdü gayret edenleri, yerinde oturanlara nazaran, derece bakımından çok daha faziletli kılmıştır. Gerçi Allah (İslam düzeni ve disiplini içinde yaşamayı arzu eden mü'minlerin) hepsine güzellikler va’ad etmiştir; ancak Allah, mücahitleri, oturanlardan çok daha büyük ecirlerle üstün kılmıştır. (Meşru mazeretleri dışında, yapılan genel cihad çağrısına ve milli savunmaya katılmak ise farz-ı ayındır.)

  • 4:161 Nisa: 161

    (Yahudileri) Ondan yasaklandıkları (zulüm ve haksız kazanç aracı olduğu için haram kılındığı) halde, (sürekli ve sistemli şekilde) faiz almaları ve insanların mallarını haksız yere yemek (ve gasp etmek üzere sömürü ve soygun düzeni kurmaları) nedeniyle (öyle yaptık ve lanete uğrattık.) Onlardan kâfir (ve zalim) olanlara pek acıklı bir azap hazırlamışızdır. (Ahir zamanda da, bütün insanlığı sömürüp ezen faizci Banka sistemini Siyonist Yahudiler kuracaklardır.)

  • 6:152 En'am: 152

    Yetimin (sahipsiz ve çaresiz kimselerin) malına da (hırsızlık ve haksızlık niyetiyle) yaklaşmayın. Ancak büluğa erişinceye (kendi malına sahiplik edecek çağa gelinceye) kadar (hem mallarını bereketlendirmek hem de geçimlerini temin etmek gibi) güzel bir niyetle (onların mallarını kullanabilirsiniz). Ölçü ve tartıyı adaletle yapın. Biz hiçbir kimseye gücünün yetmeyeceği bir teklifte bulunmayız. (Şahitlik ve bilirkişilik için) Konuştuğunuz zaman ise, yakınlarınız(ın aleyhine) bile olsa adaletli davranın (doğruluktan ve hakkaniyetten ayrılmayın!) Allah’a verdiğiniz sözü tutun (ahdine vefa gösterin). İşte (Allah) bunlarla size tavsiye (emr)etti; umulur ki öğüt alıp-düşünürsünüz.”

  • 8:36 Enfâl: 36

    Gerçek şu ki, münkirler (ve münafık kesimler, insanları) Allah'ın yolundan (Kur’ani kanun ve kuralların uygulanmasını) engellemek için mallarını harcayıp (halkı kandırmaya ve ayaklarını kaydırmaya çalışmaktadırlar); bundan böyle de harcayacaklardır. Sonra bu (çabaları), onlara yürek acısı olacaktır, (çünkü Allah az bir sadıklar topluluğu eliyle Hakkı hâkim kılacaktır,) sonra da (toptan) bozguna uğratılacaklardır. İnkâr edenler (ve işbirlikçi nankörler) en sonunda da cehenneme sürülüp toplanacaklardır.

  • 8:72 Enfâl: 72

    Gerçek şu ki; iman edenler, (Hakk ve hayır tarafına) hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler ile (mücahitleri ve hicret edenleri) barındıranlar ve yardım edenler, işte birbirlerinin (gerçek) velisi (ve destekçisi) olanlar bunlardır. İman edip de (Bâtıl’dan Hakka) hicret etmeyenler, onlar hicret edinceye kadar, sizin onlara hiçbir şeyle velayetiniz (koruma ve kollama mecburiyetiniz) yoktur. Ama din konusunda sizden yardım isterlerse, (onlara) yardım (ve destek vermek) üzerinizde bir yükümlülük gereğidir. Ancak, sizlerle onlar arasında anlaşma bulunan bir topluluğun aleyhinde değil. Allah, yaptıklarınızı Görendir.

  • 9:20 Tevbe: 20

    İman edenlerin, hicret edenlerin ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerin, Allah katında çok büyük dereceleri vardır. İşte (asıl) 'kurtuluşa ve mutluluğa' erenler bunlardır.

  • 9:24 Tevbe: 24

    (Ey Habibim) De ki: “Eğer babalarınız, çocuklarınız, kardeşleriniz ve arkadaşlarınız, hanımlarınız, kavmü kabileniz-hısım akrabanız, kazanıp yığdığınız mallarınız, bozulmasından ve azalmasından korktuğunuz ticaret ve tezgâhınız (memuriyet ve meslek sahanız), pek hoşlandığınız evleriniz (ve konaklarınız)... Şayet (bu saydıklarımız) size Allah'tan ve Resulünden ve O'nun yolunda cihad etmekten daha sevgili ve kıymetli ise (bütün bunları kaybetmeyeyim korkusuyla cihadı ve Hakk davayı terk ediyorsanız veya nemelâzımcılık ve duyarsızlıkla milli savunmaya katkı sunmuyorsanız;) o halde Allah (zillet ve esaret) emrini getirinceye kadar bekleyip gözleyin bakalım... Çünkü Allah (cihadı ve milli savunma hazırlığını ihmal eden) fasıklar topluluğunu asla hidayete (ve selamete) ulaştırmayacaktır.”

  • 9:34 Tevbe: 34

    Ey iman edenler! (Uyanık bulunun) Ahbar ve Ruhbanın (Yahudi hahamları ve Hristiyan papazları gibi, dinini dünyalık kazanç kapısı yapan bilgin takımının) birçoğu; insanların malını, hakkı olmadan (din istismarı ve sahtekârlıkla) alıp yemekte (bunlar kendilerine itimat ve itibar eden kimseleri zalim sistemlere uşak haline getirmekte) ve onları Allah yolundan çevirmektedirler. (Oysa) Altını ve gümüşü (parayı ve serveti) biriktirip de Allah yolunda harcamayanlar(a gelince), işte onlara acı bir azabı müjdele. (Ki bunlar dine hizmet perdesi altında servet ve şöhret edinmektedirler.)

  • 9:41 Tevbe: 41

    (Ey mü’minler!) Gerek hafif (gençlik çağında veya teknolojik imkânlarla ve ucuz harika hava araçlarıyla), gerek ağırlıklı (olgun yaşta veya klasik-ağır silahlarla donatılmış) olarak seferber olun ve mallarınızla canlarınızla Allah yolunda cihad edin. (Ki böylece adalet düzeni kurulsun ve insan hakları korunsun diye gayret gösterin.) Eğer (gerçeği) bilenlerden (ve ebedi çıkarlarını düşünenlerden) olursanız sizin için bu (cihad hizmetleri) pek hayırlı (bir gayrettir).

  • 9:44 Tevbe: 44

    Allah'a ve ahiret gününe iman edenler, mallarıyla ve canlarıyla cihad etmekten (Allah yolunda çaba harcamaktan kaçınmak ve kaytarmak için) Senden (uydurma özürlerle) izin istemezler. Allah takva sahiplerini Bilendir.

  • 9:55 Tevbe: 55

    Şu halde onların malları ve çocukları(nın, imkân ve taraftarlarının fazlalığı) Seni imrendirmesin; Allah bunlarla, sadece onları dünya hayatında (uğraştırıp) azaplandırmayı ve canlarının da inkâr içindeyken zorlukla çıkmasını istemektedir.

  • 9:69 Tevbe: 69

    Siz de (aynen) sizden önceki (münafık ve kâfir kimseler) gibisiniz. (Sonunuz da onlar gibi olacaktır. Üstelik) Onlar sizden kuvvet bakımından daha güçlü, mal ve çocuklar bakımından daha çoktular. Onlar da (dünyalıktan) kendi (nasip) paylarıyla yararlanmaya (ve zevkü sefa içinde yaşamaya) baktılar; siz de, sizden öncekilerin kendi (kısmet) paylarıyla yararlanmaya kalkışmaları gibi, kendi paylarınızla yararlanmaya baktınız ve siz de (dünyaya ve şehvet batağına) dalanlar gibi (gaflet ve dalâlete) daldınız. (Daha öncekilerin dünyalık nimet ve fırsatlardan kendi paylarına düşenlerle şımarıp haksızlık ve ahlâksızlık yolunda nefsani arzularına tapındıkları gibi, maalesef sizler de hayır yolunda kullanmak üzere size verilenlerle şeytani gurura ve duygularınıza kapıldınız; bâtıla kayanlarla beraber siz de sapkınlığa battınız.) İşte onların dünyada ve ahirette bütün yapıp-ettikleri (amelleri) boşa çıkmıştır ve işte onlar kayba uğrayanlardır.

  • 9:81 Tevbe: 81

    Allah'ın Elçisine muhalif olarak (cihaddan) geri kalanlar, (evlerinde) oturup-kalmalarına ferahlanıp sevindiler ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cehdetmeyi (Hakk hâkim olsun diye çaba harcamayı) çirkin ve tehlikeli görerek (çevrelerine): "Bu sıcakta (sefere) çıkmayın" dediler. De ki: "Cehennem ateşinin sıcaklığı daha şiddetlidir." Keşke bir kavrayıp-anlasalardı.

  • 9:85 Tevbe: 85

    (Sakın münafıkların ve marazlı takımının) Onların malları ve evlatları (haram paraları ve taraftarları) Seni imrendirmesin; Allah bunlarla, ancak onları dünyada (boşuna uğraştırıp) azaplandırmak (diliyor) ve onlar inkâr içindeyken canlarının da zorluk içinde çıkmasını istiyor (diye onları mal ve makamla oyalamaktadır).

  • 9:88 Tevbe: 88

    Ama Resul (Peygamber) ve Onunla birlikte olan mü'minler, mallarıyla ve canlarıyla cihad edip çalıştılar (ve Hakk yolundan sapmadılar); işte (dünyada ve ahirette) bütün hayırlar onlarındır, kurtuluşa (zafer ve huzura) erenler de onlardır.

  • 9:103 Tevbe: 103

    Onların (Müslümanların) mallarından sadaka (zekât vergisi) al ki, bununla onları (cimrilik ve bencillikten) temizlemiş, kötülüklerden arındırıvermiş (ve kazançlarını bereketlendirmiş olursun. Hem) Onlara dua et. Doğrusu Senin duan, onlar için 'bir sükûnet ve huzur (vesilesidir).' Allah (her şeyi ve hakkıyla) İşitendir, Bilendir.

  • 9:111 Tevbe: 111

    Hiç şüphesiz Allah, -karşılığında onlara mutlaka cenneti vermek üzere- mü’minlerden, canlarını ve mallarını satın almıştır. Ki onlar Allah yolunda çalışıp-çarpışırlar, (gerektiğinde) öldürürler ve öldürülürler; (bu) Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da O'nun üzerine gerçek olan bir va’addir. Allah'tan daha çok ahdine vefa gösterecek olan kimdir? Şu halde (ey mücahit mü’minler) yaptığınız bu alışverişten dolayı sevinip-müjdeleşiniz. İşte 'büyük kurtuluş ve mutluluk' budur. (Çünkü mücahit mü’minler ebedi cennete erişeceklerdir.)

  • 10:88 Yunus: 88

    Musa dedi ki: “Ey Rabbimiz! Hakikaten Sen, Firavun ve yakın çevresine, dünya hayatında çok çekici gelen (bir imkân, iktidar ve ihtişam) gibi ziynetler, mal (ve servetler) verdin. Rabbimiz (onlar bu nimetleri, halkı) Senin yolundan saptırmak için (kullanmaya girişti!) Ey Rabbimiz! Bunların servetlerini (mali ve ekonomik dengelerini) çökert ve batır... Onların kalplerini de (çeşitli) şiddet (ve dehşetle) sıkıştır. (Çünkü) Onlar (bu) acı azabı (ekonomik ve psikolojik bunalımı) görünceye kadar imana (ve İslam’a) yanaşmayacaklardır.”

  • 11:29 Hud: 29

    “(İyi düşünün) Ey kavmim! Ben bu (tebliğ ve tavsiyelerime) karşılık sizden bir mal (makam ve menfaat) istemiyorum. Benim ücretim (sevabım) yalnızca Allah’a aittir. (Siz hor görüyor ve hoşlanmıyorsunuz diye) Ben iman edenleri (yanımdan) kovacak da değilim. Onlar mutlaka Rablerine kavuşacak (niyet ve gayretlerinin karşılığına erişecekler)dir. Ne var ki, ben sizi gerçekten cahillik eden bir toplum (olarak) görmekteyim.” (Bu ayete göre, kamu görevi yapanların, ayrıca halktan ücret ve hediye talep etmeleri rüşvettir.)

  • 11:87 Hud: 87

    (Alay ederek) Dediler ki: "Ey Şuayb, atalarımızın taptığı şeyleri terk etmemizi, ya da mallarımız konusunda dilediğimiz gibi davranmaktan vazgeçmemizi, senin namazın mı emrediyor? Çünkü sen, gerçekte yumuşak huylu, aklı başında (reşid bir adam)sın. (Bizimle uğraşmazsan iyi edersin.)” [Not: Demek ki, kılınan namaz; insana her türlü küfre ve kötülüğe karşı çıkma ve bu uğurda Allah için sıkıntılara katlanma şuuru ve sorumluluğu kazandırmalıdır. Aksi halde âdet halinde taklidi bir uygulama olmaktan öteye geçmeyecektir.]

  • 12:19 Yusuf: 19

    (Derken) Bir yolcu-kafilesi gelmiş, sucularını, (kuyuya su almak için) göndermişlerdi. O da kovasını sarkıtınca; “Hey müjde!.. Bu(rada) bir erkek çocuk (var)!” demişti. Ve onu (kuyudan çıkarıp) ‘ticaret konusu bir mal’ olarak tutup saklayıvermişlerdi. Oysa Allah yapmakta olduklarını (ve bu işin nereye varacağını) Bilendi. (Çünkü onlara gereken en yakın yerleşim merkezine haber vermekti.)

  • 17:6 İsrâ: 6

    Sonra size tekrar “güç ve kuvvet sağlayıp onların (insanların) üzerine geri döndürmüş olacağız”, size mallar ve çocuklarla destek çıkacağız, (karşılıksız dolarla ve masonik organizasyonlarla Siyonist sömürü saltanatını kuracaksınız) ve sizin cemaat ve teşkilatınızı da (etkinleştirip) çoğaltacağız. (Örneğin, BM ve NATO gibi kuruluşları güdümünüze alıp söz sahibi olacak ve kötü amaçlarınız için kullanmaya kalkışacaksınız!..)

  • 17:34 İsrâ: 34

    Ergenlik çağına (kârını ve zararını bilecek akli ve bedeni olgunluğa) erişinceye kadar, (haksızca yararlanmak için) yetimin malına yaklaşmayın; ancak (o malı bereketlendirmek ve yetimleri besleyip büyütmek gibi) en güzel bir niyet ve gayretle olması başkadır. Ahde (verdiğiniz sözlere, adil devlete biat ve itaat akdine) vefa gösterin. Çünkü ahit bir sorumluluktur.

  • 17:64 İsrâ: 64

    “(Ey İblis, insanlardan) Onlardan güç yetirdiklerini sesinle (vesvesenle) sarsıntıya uğrat, atlıların ve yayalarınla onların üstüne yaygarayı kopar, mallarda ve çocuklarda onlara ortak ol ve onlara çeşitli (kuruntu) va’adlerde bulun (haydi sana fırsat!” denilmişti). Ancak şeytan, onlara sadece aldatmadan başka ne va’ad edebilir ki?

  • 18:34 Kehf: 34

    (O iki şahıstan) Birinin başka ürün (veren yer)leri de vardı (ve şımarıp böbürlenmeye başlamıştı. Bir gün) onunla konuşurken arkadaşına: "Ben, mal bakımından senden daha zenginim, insan sayısı bakımından da daha güçlü (ve şerefliyim)" deyip (böbürlenmişti).

  • 18:39 Kehf: 39

    “(Sana bahşedilen o güzel) Bağına girdiğin zaman, 'Maşaallah, Allah'tan başka kuvvet (ve kudret sahibi) yoktur' demen gerekmez miydi? Eğer beni mal ve çocuk bakımından senden daha az (güçte) görüyorsan (ne bileceksin;)”

  • 18:46 Kehf: 46

    (Sizin beğenip böbürlendiğiniz) Mal ve çocuklar, (sadece) dünya hayatının geçici ve çekici-süsü (konumundadır); asıl sürekli (bâki kalacak ve yarar sağlayacak) olan 'salih davranışlar' ise, Rabbinin katında sevap bakımından daha hayırlıdır, ümit ve temenni edilecek (yüksek makamlar) bakımından da daha hayırlıdır.

  • 19:74 Meryem: 74

    (Oysa) Onlardan önce nice insan-nesillerini yıkıma uğrattık, onlar mal (makam ve imkân) bakımından da, gösteriş (görkem ve saltanat) bakımından da daha güzel (ve üstün durumdalardı).

  • 19:77 Meryem: 77

    (Ey Resulüm!) Ayetlerimizi (ve Kur'ani hükümlerimizi) inkâr (terk ve nankörlük) edip (buna karşılık): “Bana elbette mal ve çocuklar (makam ve imkânlar) verilecektir" diye (boş kuruntulara düşeni) görüyor musun? (Nasıl da Hakk’tan ve hayırlı yoldan sapıp kaytarmaktadır!)

  • 23:55 Mü'minun: 55

    Onlar sanıyorlar mı ki, kendilerine verdiğimiz mal ve çocuklar (gibi dünyalık geçici nimetler ve yetkiler) ile;

  • 24:33 Nur: 33

    (Ekonomik sıkıntılar yüzünden) Nikâh (evlenme imkânı) bulamayanlar ise, Allah onları Kendi fazlından zenginleştirinceye kadar iffetli davransınlar. Ellerinizin malik olduğu (hükmünüz altında bulunup da) mükatebe isteyenlere (İslam’ın ilk dönemlerinde, kölelik ve cariyelikten özgürlüğe erişmeye; şimdi ise size olan borçları yüzünden hapse girip de bu cezadan kurtulmayı arzu edenlere) -eğer onlarda bir hayır görüyorsanız- mükatebe (özgür bırakma anlaşması) yapın. Ve Allah'ın size verdiği maldan (paradan) onlara da verin. Dünya hayatının geçici metaını ve menfaatini elde etmek için; ırzlarını korumak (ve iffetli yaşamak) istedikleri halde, korumanız altındaki genç kadınları (cahiliye dönemindeki gibi sakın) fuhşa zorlamayın. Kim onları (fuhşa) zorlarsa (büyük vebal altındadır); şüphesiz, onların (fuhşa) zorlanmalarından sonra (tevbe edip namusunu koruyanları ise) Allah (onları) Bağışlayandır, Esirgeyendir.

  • 26:88 Şuarâ: 88

    “O gün ne mal ne de çocuklar bir yarar sağlamayacaktır.”

  • 27:36 Neml: 36

    Nihayet (Belkıs’ın elçileri hediyelerle) Süleyman'a geldiği zaman onlara: "Sizler bana mal ile yardımda bulunmak (ve kararımdan caydırmak) mı istiyorsunuz? (Oysa) Allah'ın bana verdiği (yüksek ve mucizevi marifet ve özel teknoloji ilmi), size verdiğinden daha hayırlıdır; belki siz, (bu) hediyenizle sevinip övünebilirsiniz (ama ben çok daha değerli manevi yardımla desteklenmişim)" demişti.

  • 30:39 Rum: 39

    İnsanların mallarında artış olsun diye (banka şubelerinden ve tefecilerden kredi alıp) verdiğiniz faiz Allah katında artmaz (ve hiçbir hayrı ve bereketi olmaz). Ama Allah’ın rızasını dileyerek (ve toplumun-devletin çıkarını gözeterek, faizsiz düzenle helâlinden kazanılan maldan) verdiğiniz zekâta gelince, (işte bunu yapanlar gelirlerini) kat kat artıranlardır. (Böylece; zekât vergi sisteminde mal ve üretim artacak ve ülke kalkınacaktır. Faizci düzende ise, kısa vadeli bir rahatlama sanılsa da, sonunda ekonomik ve sosyal hayat tıkanacaktır.)

  • 33:27 Ahzâb: 27

    Ve (Allah) sizi (cihadınız ve sadakatınız sonucu) onların topraklarına, yurtlarına, mallarına ve daha (henüz) ayak basmadığınız yerlere (ve imkânlara) mirasçı kıldı (ve kılacaktır). Allah, her şeye güç yetirendir (Mutlak Kâdir olandır).

  • 34:35 Sebe': 35

    (Üstelik onlar:) “Hem biz mal ve evlatlar (servet ve sayı) bakımından (sizden) daha çoğuz (ve etkiniz. Hiç kimse ve hiçbir şekilde bizim kurulu düzenimizi değiştiremeyecektir.) Asla azaba uğratılacak da değiliz” diyerek (sapıtıvermişlerdir).

  • 34:37 Sebe': 37

    (Ey kullarım!) Katımızda, sizi (Bize) yaklaştıracak olan ne mallarınız, ne de evlatlarınızdır; ancak iman edip salih amellerde bulunanlar başka. İşte onlar (mutlu ve kutlu insanlardır ki); onlar için yaptıklarına karşılık olmak üzere kat kat mükâfat vardır ve onlar (cennetlerin) yüksek köşklerinde güven içindedirler.

  • 38:32 Sâd: 32

    O da demişti ki: "Gerçekten ben, (bu) mal (veya at) muhabbetini; (sadece) Rabbimi zikretmeme (yardımından, O’na ibadet ve cihad hizmetime vesile olmasından) dolayı sevip tercih ettim." Sonunda bu atlar (koşmuş ve) perde (gibi toz bulutlarının) arkasına saklanmışlardı

  • 47:36 Muhammed: 36

    (O bazılarınızın şiddetle arzuladığı ve elde etmek için davasını ve ahiret hayatını feda etmekten sakınmadığı) Dünya hayatı ise, gerçekte sadece bir oyun ve tutkulu bir oyalanmadır. (Sonunda uyanacağınız bir rüyadır.) Eğer iman eder (küfür ve kötülüğe dönmekten) sakınırsanız, O size ecirlerinizin (karşılığını her iki dünyada da fazlasıyla) verir ve mallarınızı da istemez. (Allah bunlara ihtiyaç duymayandır.)

  • 48:11 Fetih: 11

    Yakında Bedevilerden (Medine civarındaki köylü Arap kabilelerinden olup basit bahanelerle cihad görevinden ve Hudeybiye seferinden) geri kalmış (ve nasipsiz bırakılmış) olanlar gelip Sana: “Mallarımız (hayvanlarımız ve tarlalarımızın bakımı) ve evladü iyalimizin (korunması ve ihtiyaçlarının karşılanması gibi mazeretler) bizi oyalayıp engelledi. (Yoksa gönlümüz ve duamız sizinle beraberdir. Bu nedenle) Allah’tan bizim için mağfiret dile” diyeceklerdir. (Oysa) Onlar, kalplerinde olmayan şeyi dilleriyle söylemektedirler. Onlara de ki: “(Rabbim, kalbinizde gizlediklerinizi ve gerçek niyetlerinizi bilip durduğu için) Eğer Allah size bir zarar gelmesini murad etse veya bir menfaate erişmenizi dilese, O’nun bu kararına karşı kimin bir şeye gücü yetebilir? Kaldı ki Allah bütün yaptıklarınıza (ve kafanızda tasarladıklarınıza) Habîr'dir (her şeyden haberdar olup Bilendir).”

  • 49:15 Hucurât: 15

    (Hakiki) Mü’minler ancak o kimselerdir ki: Allah’a (Kur’an’ın hükümlerine) ve Resulüne (Hz. Peygamberin öğretilerine tamamen ve samimiyetle) iman getirirler; sonra hiçbir kuşkuya (ve korkuya) kapılmadan (ve asla Hakk’tan caymadan) mallarıyla ve canlarıyla Allah yolunda (Din, Millet ve Vatan uğrunda) cihad ederler. İşte bunlar, (iman davasında) sadık olanların ta kendileridir. [Not: Demek ki Hakk hâkim olsun ve adil bir düzen kurulsun da tüm insanlık huzura kavuşsun diye, mallarıyla canlarıyla ve bütün imkânlarıyla çalışıp çabalamayanlar, milli savunmaya katılmayanlar veya dünyalık heves ve hesaplarla haklı davalarından yan çizip bâtıl yollara kayanlar ve barbar Batılılara yaslananlar, iman şuurunu ve hidayet huzurunu kaybedeceklerdir.]

  • 51:19 Zâriyât: 19

    Onların mallarında muhtaç ve yoksullar için bir hak vardı (ve onu gönül rızasıyla ayırıp verirlerdi. Asla cimrilik ve bencillik etmezlerdi.)

  • 57:20 Hadid: 20

    Biliniz ki dünya hayatı, (aslında sadece bir) oyun ve oyalanma (süreci ve geçici), ziynetlenme (zevklenme) ve aranızda (gururlanıp) övünme (vesilesi) ve daha çok mal ve evlat (makam ve taraftar) sahibi olma hevesinden ibarettir. Bu ise şu yağmura benzer ki, onun (topraktan) bitirdiği yeşillikler, (önce) ekincilerin hoşuna gitmektedir. Ama bu bitkiler, (düşünün ki daha) sonra (meyve vermeden birden) kuruyuverecek ve sapsarı olduğu görülecek, ardından çer çöp olup gidecektir. Ahirette ise, (kulluğunu-görevlerini unutup dünyaya dalıverenleri) çetin (ve sonsuz) bir azap (beklemektedir; dünyalıklarını Allah’ın emirlerine uygun olarak kazanıp O’nun yolunda harcayanlar için ise) orada Allah’ın rızası ve afv edip bağışlaması vardır. Dünya hayatı ise, sadece aldatıcı bir geçimlikten (ve geçici bir süreçten) ibarettir.

  • 58:17 Mücâdele: 17

    (Sakın, Din istismarcılarının ve Din düşmanlarının kazandıkları dünyalıklara imrenmeye kalkışmayın!) Kesinlikle ne malları, ne çocukları onlara Allah'a karşı hiçbir şeyle yarar sağlamayacaktır. Onlar ateşin halkıdır, içinde süresiz kalacaklardır.

  • 59:8 Haşr: 8

    (Ayrıca bu ganimet malları) Hicret eden fakirleredir ki; onlar, sadece Allah'tan O’nun lütfunu ve rızasını dileyip aramak üzere; Allah'a (dinine) ve O'nun Resulüne yardım ederlerken (bu nedenle) yurtlarından ve mallarından sürülüp-çıkarılmış kimselerdir. İşte bunlar, (davasına) sadık kalan (mü’minlerdir).

  • 61:11 Saff: 11

    (İşte bu en kârlı ve hayırlı ticaret) Allah'a ve O'nun Resulüne (tam ve sağlam) iman etmeniz (şartı ile), mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda (mücadele verip) cihad etmeniz (insanlığın huzuruna ve milli savunmaya destek vermeniz)dir. Bu, sizin için daha hayırlı (ve verimli)dir; eğer (değerini) bilirseniz (böyle davranmanız ve çalışmanız gerekir).

  • 63:9 Münâfikun: 9

    Ey iman edenler (ve Müslümanlık iddiasında bulunanlar!) Ne mallarınız ne de evlatlarınız, sakın sizleri Allah’ı anmaktan (her durumda ve her konuda Kur’ani buyruklara göre inanıp yaşamaktan geri bırakmasın ve sakın tutkuyla dünyaya bağlanarak ahireti hatırlayıp hazırlanmaktan sizi) alıkoymasın. Her kim böyle yaparsa işte onlar hüsrana uğrayanlardır.

  • 68:14 Kalem: 14

    Mal (servet ve imkân) ve çocuklar (cemaat ve teşkilat) sahibi oldu diye (azgınlaşıp böbürlenen). [Not: Bu ayet, daha öncesiyle de daha sonrasıyla da bağlantılı olabilir. Eğer öncesiyle irtibatlı olarak düşünecek olursak anlamı şöyle olur: "Mal ve evladı (imkânı ve taraftarı) çoktur diye ona aldırış etme" demektir. Eğer sonrasıyla irtibatlı halde düşünürsek o zaman da anlamı: Mal ve evladı fazla olduğundan dolayı kibirlidir. Bu yüzden ayetlerimiz onlara okunduğunda: “Bunlar bizleri değil, geçmiş nesilleri anlatıyor” diyerek kendilerini sorumsuz görmektedir.]

  • 69:28 Hâkka: 28

    (Çünkü bak!) “Onca malım (ve makamım) bana hiçbir yarar sağlayamadı,”

  • 70:24 Meâric: 24

    Onların mallarında, (fakir ve çaresiz kimselerin de bilinen ve belirlenen) bir hakkı vardır.

  • 71:12 Nuh: 12

    “Size mallar ve çocuklarla (yardım edip) güç ve destek versin. Size (ürün yüklü) bağlar-bahçeler ihsan etsin ve sizin için ırmaklar da akıtıversin.”

  • 71:21 Nuh: 21

    (Bu ibretli ve hikmetli uyarılarına rağmen imana ve İslam’a gelmeyen kavmini Rabbine şikâyet etti ve) Nuh dedi ki: "Rabbim, gerçekten onlar bana isyan edip durdular; mal ve çocukları kendisine ziyandan başka bir şeyi artırmayan (azgın ve sapkın) kimselere uydular."

  • 74:12 Müddessir: 12

    Ki Ben ona, 'alabildiğine geniş kapsamlı bir mal' (servet kılıp) lütfettim.

  • 89:20 Fecr: 20

    Malı (parayı, makamı ve çıkarı aşırı oranda ve) yığma tutkusuyla seviyorsunuz (diye birtakım huzursuzluklar sizi kuşatmaktadır).

  • 90:6 Beled: 6

    O: "Yığınla mal (harcayarak) tüketip-yok ettim" diye (hava atıp böbürleniyor).

  • 92:11 Leyl: 11

    (Derken çukuru-mezarı boylayacağı) Artık tereddi edip (baş aşağı düşüşe uğrayacağı, dalâlet uçurumlarına yuvarlanacağı ve sonunda cehenneme atılacağı) zaman, malı (makamı, mansıbı) ona hiç yarar sağlamayacaktır. (Çünkü kendisine cehennem ve cehalet yolu açılmıştır.)

  • 92:18 Leyl: 18

    Ki o, malını (Allah yolunda) vererek temizlenip-arınmıştır.

  • 100:8 Âdiyât: 8

    Ve gerçekten onun, hayra (yarar ve çıkar aracı mala ve makama olan) sevgisi pek şiddetlidir. (Bu nedenle kötülüğe kaymakta, bencil ve cimri davranmakta ve vicdanı katılaşmaktadır.)

  • 104:2 Hümeze: 2

    Ki o, (helâl haram demeden, zekât ve infakını vermeden) mal yığıp toplayan ve onu saydıkça sayan (ve servet çokluğu ile avunan)dır.

  • 104:3 Hümeze: 3

    (Zavallı) Gerçekten malının kendisini ebedi kılacağını (ve kurtaracağını) sanmaktadır.

  • 111:2 Tebbet: 2

    Malı ve kazandıkları da kendisine hiçbir yarar sağlayamadı (ve zararları savamadı).

  • 2:177 Bakara: 177

    لَيْسَ الْبِرَّ اَنْ تُوَلُّوا وُجُوهَكُمْ قِبَلَ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ وَلٰكِنَّ الْبِرَّ مَنْ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَالْمَلٰٓئِكَةِ وَالْكِتَابِ وَالنَّبِيّٖنَۚ وَاٰتَى الْمَالَ عَلٰى حُبِّهٖ ذَوِي الْقُرْبٰى وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاكٖينَ وَابْنَ السَّبٖيلِ وَالسَّٓائِلٖينَ وَفِي الرِّقَابِۚ وَاَقَامَ الصَّلٰوةَ وَاٰتَى الزَّكٰوةَۚ وَالْمُوفُونَ بِعَهْدِهِمْ اِذَا عَاهَدُواۚ وَالصَّابِرٖينَ فِي الْبَأْسَٓاءِ وَالضَّرَّٓاءِ وَحٖينَ الْبَأْسِۜ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذٖينَ صَدَقُواۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُتَّقُونَ

    (Ey Müslümanlar!) Yüzlerinizi (namazda şuursuz ve huzursuz biçimde) Doğu'ya veya Batı'ya çevirmeniz (ve ibadette şekilcilikle yetinmeniz) iyilik değildir. Asıl iyilik; Allah'a, (ve O’na inancın gereği olarak) Ahirete, Meleklere, Kitaba ve Peygamberlere (ve onların getirdikleri dine ve düzene samimiyet ve teslimiyetle) iman etmeniz... Sevdiğiniz malınızı yakınlara, yetimlere (korumasız ve bakımsız olanlara), yoksullara, yolda kalmışlara, isteyen muhtaçlara ve borç altında esir olanlara vermeniz... Namazınızı kılmanız, zekât (vergisini) ödemeniz... Anlaşma ve sözleşmelerinizi yerine getirmeniz, (maddi ve manevi) darlık, hastalık ve cihadın kızışması zamanında sıkıntılara sabretmenizdir... İşte (iman davasında) sadık (ve samimi) olanlar ancak bunlardır... Ve gerçek müttakiler de onlardır.

  • 2:188 Bakara: 188

    وَلَا تَأْكُلُٓوا اَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ وَتُدْلُوا بِهَٓا اِلَى الْحُكَّامِ لِتَأْكُلُوا فَرٖيقًا مِنْ اَمْوَالِ النَّاسِ بِالْاِثْمِ وَاَنْتُمْ تَعْلَمُونَ۟

    Aranızda birbirinizin mallarını (hırsızlık, kumar, gasp, faiz, aldatma, hile gibi) haksız ve bâtıl sebeplerle yemeye kalkmayın! (Bu kötülükleri serbest bırakan zulüm ve sömürü sistemlerine ve işbirlikçi hain yönetimlere arka çıkmayın.) Ve insanların mallarının bir kısmını (yalancı şahitliği ve çek senet hilesi gibi haram olduğunu) bile bile günah ve haksız yöntemlerle yemek için, onları (rüşvet olarak) hâkimlere aktarmayın.

  • 2:247 Bakara: 247

    وَقَالَ لَهُمْ نَبِيُّهُمْ اِنَّ اللّٰهَ قَدْ بَعَثَ لَكُمْ طَالُوتَ مَلِكًاۜ قَالُٓوا اَنّٰى يَكُونُ لَهُ الْمُلْكُ عَلَيْنَا وَنَحْنُ اَحَقُّ بِالْمُلْكِ مِنْهُ وَلَمْ يُؤْتَ سَعَةً مِنَ الْمَالِۜ قَالَ اِنَّ اللّٰهَ اصْطَفٰيهُ عَلَيْكُمْ وَزَادَهُ بَسْطَةً فِي الْعِلْمِ وَالْجِسْمِۜ وَاللّٰهُ يُؤْتٖي مُلْكَهُ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ وَاسِعٌ عَلٖيمٌ

    Peygamberleri (sözünde sadık kalanlara) dedi ki: “Allah (CC) Talut'u size Melik (cihad emiri ve yönetici) olarak tayin etti. (Haydi artık ona biat ve itaat edin.)” Bunun üzerine bazıları: “O bizim üzerimize nasıl komutan olabilir? Ki bizler liderliğe ondan daha layıkız. Halbuki ona geniş servet ve mal da verilmemiştir" diyerek (itiraz ettiler... Cihad sorumluluğundan kaçmak için komutanda kusurlar aramaya, nefsaniyet ve enaniyet yüzünden ortalığı bulandırmaya başladılar... O beş bin kişinin de üç bin kadarı böylece ayrıldı ve ayıklandı. Geride sadece iki bin kişi kadar kaldı. Ve peygamberleri onlara) şunları söyledi: “(Neden nefsinize uyup bu komutana itaatten kaçıyorsunuz?) Halbuki elbette Allah (CC) onu sizin üzerinize seçti (ve başınıza gelmesini takdir etti), ona (psikolojik) genişlik (ve liderlik yeteneği verdi), onun ilmini (yeterli ve gerekli bilgiyle beraber hidayet, feraset ve dirayetini) ve bedeni (kuvvetini, zorluklarla mücadele becerisini) ziyadeleştirdi. (Bir cihad emirine ve devleti yönetenlere gereken sıfatlar da bunlardır.) Allah mülkünü dilediğine verir. Allah'ın (lütfu) geniştir ve her şeyi hakkıyla Bilendir... (Sizin bu meşru komutana itaatsizliğiniz, aslında Allah'ın takdirine ve taksimine itirazınız ve itimatsızlığınız yüzündendir. Ama cihad ruhunuzu körleten, sizi kötülüğe sevk eden, ve Hakk dava prensiplerini çiğneyen kimselere ise itaat gereksizdir.)”

  • 2:261 Bakara: 261

    مَثَلُ الَّذٖينَ يُنْفِقُونَ اَمْوَالَهُمْ فٖي سَبٖيلِ اللّٰهِ كَمَثَلِ حَبَّةٍ اَنْبَتَتْ سَبْعَ سَنَابِلَ فٖي كُلِّ سُنْبُلَةٍ مِائَةُ حَبَّةٍۜ وَاللّٰهُ يُضَاعِفُ لِمَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ وَاسِعٌ عَلٖيمٌ

    Mallarını Allah yolunda infak edenlerin (yakınlarına yeterli nafaka ödeyenlerin, başka muhtaçlara ise ihtiyaç giderici ölçüde sadaka verenlerin ve cihadı madden destekleyenlerin) örneği; yedi başak bitiren, her bir başakta yüz tane (tahıl habbesi) bulunan bir tek tohumun örneği gibidir. Allah, dilediğine (daha) kat kat artırır. Allah (ihsanı) bol olandır, her şeyi ayrıntıları ile bilip durandır.

  • 2:262 Bakara: 262

    اَلَّذٖينَ يُنْفِقُونَ اَمْوَالَهُمْ فٖي سَبٖيلِ اللّٰهِ ثُمَّ لَا يُتْبِعُونَ مَٓا اَنْفَقُوا مَنًّا وَلَٓا اَذًۙى لَهُمْ اَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْۚ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ

    Mallarını Allah yolunda infak edenler, sonra infak ettikleri şeyin ardından başa kakmayan ve eziyet vermeye kalkışmayanların ecirleri Rableri katındadır, onlara korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır.

  • 2:264 Bakara: 264

    يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا لَا تُبْطِلُوا صَدَقَاتِكُمْ بِالْمَنِّ وَالْاَذٰىۙ كَالَّذٖي يُنْفِقُ مَالَهُ رِئَٓاءَ النَّاسِ وَلَا يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِۜ فَمَثَلُهُ كَمَثَلِ صَفْوَانٍ عَلَيْهِ تُرَابٌ فَاَصَابَهُ وَابِلٌ فَتَرَكَهُ صَلْدًاۜ لَا يَقْدِرُونَ عَلٰى شَيْءٍ مِمَّا كَسَبُواۜ وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِرٖينَ

    Ey iman edenler! -İnsanlara gösteriş için malını harcayan, Allah’a ve ahiret gününe inanmayan kimse gibi- başa kakmak ve incitip eziyette bulunmak suretiyle sadaka ve hayırlarınızı boşa çıkarmayın. Çünkü onun bu gösterişinin misali, üzerinde az bir toprak bulunan (ve tohum atılan) bir kayanın haline benzer ki, ona şiddetli bir yağmur (düşünce veya hafif bir rüzgâr) isabet edince, üzerindeki toprağı silip süpürüp kendisini katı bir taş halinde bırakır. Onlar (gösteriş için hayır ve hizmet yapanlar, işte böyle riyakârlıkla) emek harcayıp kazandıkları hiçbir şeyi elde tutmaya kâdir olamazlar. Allah kâfirler topluluğunu hidayete ulaştırmayacaktır.

  • 2:265 Bakara: 265

    وَمَثَلُ الَّذٖينَ يُنْفِقُونَ اَمْوَالَهُمُ ابْتِغَٓاءَ مَرْضَاتِ اللّٰهِ وَتَثْبٖيتًا مِنْ اَنْفُسِهِمْ كَمَثَلِ جَنَّةٍ بِرَبْوَةٍ اَصَابَهَا وَابِلٌ فَاٰتَتْ اُكُلَهَا ضِعْفَيْنِۚ فَاِنْ لَمْ يُصِبْهَا وَابِلٌ فَطَلٌّۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصٖيرٌ

    Sadece Allah'ın rızasını istemek ve kendi özlerinde olan (iman)ı kökleştirip-güçlendirmek için mallarını infak edenlerin misali ise; verimli bir tepede bulunan, bolca düşen yağmur aldığında ürünlerini iki kat sunan bir bahçenin örneğine benzer ki; ona sağanak yağmur isabet etmese de bir çisentisi (bile yeterli sayılır, sahiplerini ferahlatır ve meyveleri toplanır). Allah, yaptıklarınızı Görendir.

  • 2:274 Bakara: 274

    اَلَّذٖينَ يُنْفِقُونَ اَمْوَالَهُمْ بِالَّيْلِ وَالنَّهَارِ سِرًّا وَعَلَانِيَةً فَلَهُمْ اَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْۚ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ

    Servet ve mallarını (yetkisini ve makamlarını, imkân ve fırsatlarını) gizli ve açık (olarak), gece ve gündüz (maddi birikimlerini ve enerjilerini) Allah yolunda infak edenlerin (yani işe yarayacak ve ihtiyaçları karşılayacak kadar hayır verenlerin) ücreti ve mükâfatı Rableri katındadır... Onlara (dünyada ve ahiret hayatında) korku yoktur ve onlar asla mahzun (ve mahcup) olmayacak (kutlu kimselerdir).

  • 3:10 Âl-i İmrân: 10

    اِنَّ الَّذٖينَ كَفَرُوا لَنْ تُغْنِيَ عَنْهُمْ اَمْوَالُهُمْ وَلَٓا اَوْلَادُهُمْ مِنَ اللّٰهِ شَيْـًٔاۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمْ وَقُودُ النَّارِۙ

    (Kendilerine tebliğ yapıldığı ve İslami gerçeklere akılları yattığı halde; işlerine gelmediği için bile bile inkâr eden) Kâfirlerin ne malları (ekonomik ve teknolojik imkânları), ne de çocukları (nüfus ve askeri çoklukları) onlara, Allah'tan (gelecek felaket ve hezimet gibi) şeylere karşı (hiçbir fonksiyonu olmayacak ve) hiçbir fayda sağlamayacaktır. (Adil bir Düzene ve yönetime karşı, haksız inkâr ve isyana kalkışanların da, devlet katında can ve mal güvenlikleri ortadan kalkacaktır.) Ve onlar ateşin yakıtlarıdır.

  • 3:116 Âl-i İmrân: 116

    اِنَّ الَّذٖينَ كَفَرُوا لَنْ تُغْنِيَ عَنْهُمْ اَمْوَالُهُمْ وَلَٓا اَوْلَادُهُمْ مِنَ اللّٰهِ شَيْـًٔاۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ النَّارِۚ هُمْ فٖيهَا خَالِدُونَ

    Şu da bir gerçektir ki, o inkâr edenlerin ne malları, ne çocukları, onlara Allah'tan yana (O’nun azabından kurtulma adına) hiçbir şeyle (ve hiçbir şekilde fayda) eriştirmeyecektir. İşte onlar ateşin ehlidir, (cehenneme girecek ve) onda temelli olarak kalacak (kimselerdir).

  • 4:2 Nisa: 2

    وَاٰتُوا الْيَتَامٰٓى اَمْوَالَهُمْ وَلَا تَتَبَدَّلُوا الْخَبٖيثَ بِالطَّيِّبِۖ وَلَا تَأْكُلُٓوا اَمْوَالَهُمْ اِلٰٓى اَمْوَالِكُمْۜ اِنَّهُ كَانَ حُوبًا كَبٖيرًا

    Yetimlerin (sahipsiz kimselerin ve yönetiminize verilen toplum kesimlerinin hakkı olan) mallarını (ve maaşlarını tam) verin. Ve sakın murdar olanı (haram ve haksız kazancı) helâl ve temiz olana (tercih edip, İlahi hükümleri kendinize göre) değiştirmeyin. Onların (mağdurların ve halkın) mallarını kendi mallarınıza katarak yemeyin! Çünkü bu, büyük bir vebaldir.

  • 4:5 Nisa: 5

    وَلَا تُؤْتُوا السُّفَهَٓاءَ اَمْوَالَكُمُ الَّتٖي جَعَلَ اللّٰهُ لَكُمْ قِيَامًا وَارْزُقُوهُمْ فٖيهَا وَاكْسُوهُمْ وَقُولُوا لَهُمْ قَوْلًا مَعْرُوفًا

    Allah'ın sizin için (geçiminizi sağlamaya yarar bir araç) kıldığı ve kaim (başlarına yönetici) yaptığı mallarınızı, düşük akıllılara (hayırsız ve yararsız yere harcayacaklara) vermeyin; bunlarla onları (velisi ve vasisi olduğunuz insanları) rızıklandırıp giydirin ve onlara güzel (ma’ruf) söz söyleyin.

  • 4:6 Nisa: 6

    وَابْتَلُوا الْيَتَامٰى حَتّٰٓى اِذَا بَلَغُوا النِّكَاحَۚ فَاِنْ اٰنَسْتُمْ مِنْهُمْ رُشْدًا فَادْفَعُٓوا اِلَيْهِمْ اَمْوَالَهُمْۚ وَلَا تَأْكُلُوهَٓا اِسْرَافًا وَبِدَارًا اَنْ يَكْبَرُواۜ وَمَنْ كَانَ غَنِيًّا فَلْيَسْتَعْفِفْۚ وَمَنْ كَانَ فَقٖيرًا فَلْيَأْكُلْ بِالْمَعْرُوفِۜ فَاِذَا دَفَعْتُمْ اِلَيْهِمْ اَمْوَالَهُمْ فَاَشْهِدُوا عَلَيْهِمْۜ وَكَفٰى بِاللّٰهِ حَسٖيبًا

    Yetimleri, nikâha erişecekleri büluğ çağına kadar (bekleyip-eğitip) deneyin; şayet kendilerinde bir “rüşd” (fiziki ve akli olgunlaşma) gördünüz mü, hemen onlara mallarını (geri) verin. (Rüşde, yani bedeni ve beyni yetişkinliğe erişmemiş küçük yaştaki kız ve erkek çocukların evlendirilmesi caiz ve münasip değildir. Emanet aldığınız mallarını da) Büyüyecekler (ve geri isteyecekler) diye israf ile çarçabuk yemeyin. (Yetim malları konusunda) Zengin olan iffetli ve müstağni olmaya (hak yemekten sakınmaya) çalışsın, yoksul olan da artık ma’ruf (ihtiyaca ve örfe uygun) bir şekilde yiyip harcasın. Mallarını kendilerine (yetimlere geri) verdiğiniz zaman, onlara karşı şahit bulundurun. (Emanet mallarını korumayı üstlendiğinizde ve geri devrettiğinizde resmi kayıt tutun.) Hesap görücü olarak Allah yeterlidir.

  • 4:10 Nisa: 10

    اِنَّ الَّذٖينَ يَأْكُلُونَ اَمْوَالَ الْيَتَامٰى ظُلْمًا اِنَّمَا يَأْكُلُونَ فٖي بُطُونِهِمْ نَارًاۜ وَسَيَصْلَوْنَ سَعٖيرًا۟

    Gerçekten, yetimlerin (sahipsiz ve çaresiz kimselerin) mallarını (haksızlık ve haram yollarla) zulmederek yiyenler, karınlarına ancak ateş doldurmuş olurlar. Zaten onlar, çılgın bir ateşe gireceklerdir.

  • 4:24 Nisa: 24

    وَالْمُحْصَنَاتُ مِنَ النِّسَٓاءِ اِلَّا مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْۚ كِتَابَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْۘ وَاُحِلَّ لَكُمْ مَا وَرَٓاءَ ذٰلِكُمْ اَنْ تَبْتَغُوا بِاَمْوَالِكُمْ مُحْصِنٖينَ غَيْرَ مُسَافِحٖينَۜ فَمَا اسْتَمْتَعْتُمْ بِهٖ مِنْهُنَّ فَاٰتُوهُنَّ اُجُورَهُنَّ فَرٖيضَةًۜ وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ فٖيمَا تَرَاضَيْتُمْ بِهٖ مِنْ بَعْدِ الْفَرٖيضَةِۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلٖيمًا حَكٖيمًا

    (Cahiliye dönemlerinin ve zulüm sistemlerinin uyguladığı kölelik ve cariyelik, İslam’la ve tedrici olarak kaldırılmıştır. Artık) Sağ ellerinizin malik olduğu (özel resmi birliktelik akdinizin bulunduğu) dışındaki kadınlardan muhsan (hâlâ başkasıyla nikâhlı) olanlarla da (evlenmeniz haramdır). Bunlar, Allah'ın üzerinize yazdığı (farz kıldığı evlilik yasakları)dır. Bunların dışında kalan (kadınlarla); iffetlerini koruyup fuhuşta bulunmamak şartıyla, mallarınızla (mehir vererek) evlenecek kadın aramanız-arzulamanız size helâl kılındı. Öyleyse onlardan (nikâhlayıp) yararlandıysanız, onlara ücret (mehir)lerini tespit edilen miktarıyla ödeyin. Miktarın tespitinden sonra, karşılıklı hoşnut olduğunuz bir şey (birbirinize bağışlamanız) konusunda üstünüze bir sorumluluk yoktur. Şüphesiz Allah, Bilendir, Hüküm ve Hikmet sahibidir. [Not: Bâtıl sistemlerin, sosyal, ekonomik ve ahlâki dengesizlikleri ve dejenerasyon süreci nedeniyle fuhuş batağına kapılmış veya birilerinin kapatması yapılmış ve her türlü güvence ve hürmetten mahrum bırakılmış kadınlar… Veya sahipsiz kalmış olanlar, ya da savaşlar ve yaygın hastalıklar yüzünden erkek nüfusunun azalması durumunda; karşılıklı istemeleri ve devletçe münasip görülmeleri halinde, evli olan erkeklerle ve özel sorumluluklar yüklenmek suretiyle ikinci bir resmi nikâhla evlenmeleri, zaruret ve mecburiyet haline gelebilir. Bu ruhsat, erkeklerin şehvet keyfi için değil, kocasız ve korumasız kadınların huzur ve haysiyeti için gereklidir.]

  • 4:29 Nisa: 29

    يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا لَا تَأْكُلُٓوا اَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ اِلَّٓا اَنْ تَكُونَ تِجَارَةً عَنْ تَرَاضٍ مِنْكُمْ وَلَا تَقْتُلُٓوا اَنْفُسَكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِكُمْ رَحٖيمًا

    Ey iman edenler! Mallarınızı, kendi aranızda karşılıklı anlaşmadan (doğan) bir ticaretten başka, (hile, hırsızlık, faiz, karaborsa, yalan ve aldatma gibi) haksız 'nedenler ve yollarla' (bâtılca) yemeyin. Ve kendi nefislerinizi de öldürmeyin (helâl ve meşru nimetlerden de kendinizi mahrum etmeyin ve intihara yönelmeyin)! Şüphesiz Allah, size çok Merhametlidir.

  • 4:34 Nisa: 34

    اَلرِّجَالُ قَوَّامُونَ عَلَى النِّسَٓاءِ بِمَا فَضَّلَ اللّٰهُ بَعْضَهُمْ عَلٰى بَعْضٍ وَبِمَٓا اَنْفَقُوا مِنْ اَمْوَالِهِمْۜ فَالصَّالِحَاتُ قَانِتَاتٌ حَافِظَاتٌ لِلْغَيْبِ بِمَا حَفِظَ اللّٰهُۜ وَالّٰتٖي تَخَافُونَ نُشُوزَهُنَّ فَعِظُوهُنَّ وَاهْجُرُوهُنَّ فِي الْمَضَاجِعِ وَاضْرِبُوهُنَّۚ فَاِنْ اَطَعْنَكُمْ فَلَا تَبْغُوا عَلَيْهِنَّ سَبٖيلًاۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلِيًّا كَبٖيرًا

    (Deneme ve doğal denge gereği) Allah'ın, (insanların) bazısını bazısına (bedeni ve ekonomik yönden) üstün kılması (sebebiyle) ve onların (aile efradına) kendi mallarından harcaması (ve ailenin sorumluluğunu üzerine alması) nedeniyle erkekler, kadınlar üzerinde “kavvam=sorumlu gözeticidirler.” Saliha (hayırlı ve yararlı) kadınlar; gönülden itaatli ve edepli olanlar, Allah nasıl koru(yup saklanmasını emir buyur)duysa, görünmeyeni (gizlenmesi gereken yerlerini ve özel hallerini öylece örtüp) koruyanlardır. Nüşuzundan (huysuzluğundan, kıskandırıcı tavırlarından) korktuğunuz kadınlara (önce) öğüt verin (vaizü nasihat yapın, sonra onları) yataklarda yalnız bırakın, (bu da yetmezse hafifçe ve zarar vermeden) darp edip uyarın. (Eğer eşleriniz kötü huylarından vazgeçer ve artık) Size itaat (hürmet ve muhabbet) ederlerse aleyhlerinde bir yol aramayın (iyi geçinmeye bakın). Doğrusu Allah çok Yücedir, çok Büyük olandır. [Not-1: “Darb” etmek: ●Bir kimseden yüz çevirmek suretiyle kışkırtıp gayret ve rikkate getirmek ●Hikmetli sözler ve deyimlerle kalpleri vurup etkilemek (Darb-ı mesel)●Nefesli çalgıları (ney gibi) üflemek ●Savuşup geçmek (darbü zaman) ●Bir kimsenin elini sıkıca tutup salıvermek ●Süratle yürüyüp gitmek (Nisa:101) ●Erkek hayvanın dişisiyle çiftleşmesi ●Üzüp incitecek ama zarar vermeyecek şekilde hafifçe dürtüp itmek anlamlarını içerir. Bu ayetteki “darp etmeyi” de bütün bu mana ve maksatlara uygun düşünmek ve Hz. Peygamberimizin hanımlarını asla dövmediğini bilerek hareket etmek gerekir. Not-2: Aile toplumun çekirdeği sayılan küçük bir teşkilat modeli olduğundan, onların eğitim ve yönetimi, itaat ve disiplin gerektirir. Erkekler doğal konumları ve sorumlulukları nedeniyle bu görevi yüklenirler. Erkeklerin “sefih=beyinsiz, mesuliyetsiz ve beceriksiz” olmaları halinde bu görev kadınlara verilir.]

  • 4:95 Nisa: 95

    لَا يَسْتَوِي الْقَاعِدُونَ مِنَ الْمُؤْمِنٖينَ غَيْرُ اُو۬لِي الضَّرَرِ وَالْمُجَاهِدُونَ فٖي سَبٖيلِ اللّٰهِ بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْۜ فَضَّلَ اللّٰهُ الْمُجَاهِدٖينَ بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْ عَلَى الْقَاعِدٖينَ دَرَجَةًۜ وَكُلًّا وَعَدَ اللّٰهُ الْحُسْنٰىۜ وَفَضَّلَ اللّٰهُ الْمُجَاهِدٖينَ عَلَى الْقَاعِدٖينَ اَجْرًا عَظٖيمًاۙ

    Mü’minlerden (Hakkın hâkimiyetini ve zulüm düzeninin değişmesini samimiyetle istemek şartıyla, bazı mazeretleri sebebiyle cihada katılamayanlar hariç) bir özürü olmaksızın (evinde ve iş yerinde, ibadet, ticaret ve diğer dini gayretler bahanesiyle) durup oturanlarla; Allah yolunda, (adalet nizamı kurulsun ve insanlar huzura kavuşsun amacıyla) mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler, asla müsavi (eşit) değildir (bunlar bir tutulmayacaktır). Allah, malları ve canları ile (ülkesinde ve yeryüzünde Hakk hâkim olsun diye Kendi yolunda) cehdü gayret edenleri, yerinde oturanlara nazaran, derece bakımından çok daha faziletli kılmıştır. Gerçi Allah (İslam düzeni ve disiplini içinde yaşamayı arzu eden mü'minlerin) hepsine güzellikler va’ad etmiştir; ancak Allah, mücahitleri, oturanlardan çok daha büyük ecirlerle üstün kılmıştır. (Meşru mazeretleri dışında, yapılan genel cihad çağrısına ve milli savunmaya katılmak ise farz-ı ayındır.)

  • 4:161 Nisa: 161

    وَاَخْذِهِمُ الرِّبٰوا وَقَدْ نُهُوا عَنْهُ وَاَكْلِهِمْ اَمْوَالَ النَّاسِ بِالْبَاطِلِۜ وَاَعْتَدْنَا لِلْكَافِرٖينَ مِنْهُمْ عَذَابًا اَلٖيمًا

    (Yahudileri) Ondan yasaklandıkları (zulüm ve haksız kazanç aracı olduğu için haram kılındığı) halde, (sürekli ve sistemli şekilde) faiz almaları ve insanların mallarını haksız yere yemek (ve gasp etmek üzere sömürü ve soygun düzeni kurmaları) nedeniyle (öyle yaptık ve lanete uğrattık.) Onlardan kâfir (ve zalim) olanlara pek acıklı bir azap hazırlamışızdır. (Ahir zamanda da, bütün insanlığı sömürüp ezen faizci Banka sistemini Siyonist Yahudiler kuracaklardır.)

  • 6:152 En'am: 152

    وَلَا تَقْرَبُوا مَالَ الْيَتٖيمِ اِلَّا بِالَّتٖي هِيَ اَحْسَنُ حَتّٰى يَبْلُغَ اَشُدَّهُۚ وَاَوْفُوا الْكَيْلَ وَالْمٖيزَانَ بِالْقِسْطِۚ لَا نُكَلِّفُ نَفْسًا اِلَّا وُسْعَهَا وَاِذَا قُلْتُمْ فَاعْدِلُوا وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبٰىۚ وَبِعَهْدِ اللّٰهِ اَوْفُواۜ ذٰلِكُمْ وَصّٰيكُمْ بِهٖ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَۙ

    Yetimin (sahipsiz ve çaresiz kimselerin) malına da (hırsızlık ve haksızlık niyetiyle) yaklaşmayın. Ancak büluğa erişinceye (kendi malına sahiplik edecek çağa gelinceye) kadar (hem mallarını bereketlendirmek hem de geçimlerini temin etmek gibi) güzel bir niyetle (onların mallarını kullanabilirsiniz). Ölçü ve tartıyı adaletle yapın. Biz hiçbir kimseye gücünün yetmeyeceği bir teklifte bulunmayız. (Şahitlik ve bilirkişilik için) Konuştuğunuz zaman ise, yakınlarınız(ın aleyhine) bile olsa adaletli davranın (doğruluktan ve hakkaniyetten ayrılmayın!) Allah’a verdiğiniz sözü tutun (ahdine vefa gösterin). İşte (Allah) bunlarla size tavsiye (emr)etti; umulur ki öğüt alıp-düşünürsünüz.”

  • 8:36 Enfâl: 36

    اِنَّ الَّذٖينَ كَفَرُوا يُنْفِقُونَ اَمْوَالَهُمْ لِيَصُدُّوا عَنْ سَبٖيلِ اللّٰهِۜ فَسَيُنْفِقُونَهَا ثُمَّ تَكُونُ عَلَيْهِمْ حَسْرَةً ثُمَّ يُغْلَبُونَۜ وَالَّذٖينَ كَفَرُٓوا اِلٰى جَهَنَّمَ يُحْشَرُونَۙ

    Gerçek şu ki, münkirler (ve münafık kesimler, insanları) Allah'ın yolundan (Kur’ani kanun ve kuralların uygulanmasını) engellemek için mallarını harcayıp (halkı kandırmaya ve ayaklarını kaydırmaya çalışmaktadırlar); bundan böyle de harcayacaklardır. Sonra bu (çabaları), onlara yürek acısı olacaktır, (çünkü Allah az bir sadıklar topluluğu eliyle Hakkı hâkim kılacaktır,) sonra da (toptan) bozguna uğratılacaklardır. İnkâr edenler (ve işbirlikçi nankörler) en sonunda da cehenneme sürülüp toplanacaklardır.

  • 8:72 Enfâl: 72

    اِنَّ الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَهَاجَرُوا وَجَاهَدُوا بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْ فٖي سَبٖيلِ اللّٰهِ وَالَّذٖينَ اٰوَوْا وَنَصَرُٓوا اُو۬لٰٓئِكَ بَعْضُهُمْ اَوْلِيَٓاءُ بَعْضٍۜ وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا وَلَمْ يُهَاجِرُوا مَا لَكُمْ مِنْ وَلَايَتِهِمْ مِنْ شَيْءٍ حَتّٰى يُهَاجِرُواۚ وَاِنِ اسْتَنْصَرُوكُمْ فِي الدّٖينِ فَعَلَيْكُمُ النَّصْرُ اِلَّا عَلٰى قَوْمٍ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ مٖيثَاقٌۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصٖيرٌ

    Gerçek şu ki; iman edenler, (Hakk ve hayır tarafına) hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler ile (mücahitleri ve hicret edenleri) barındıranlar ve yardım edenler, işte birbirlerinin (gerçek) velisi (ve destekçisi) olanlar bunlardır. İman edip de (Bâtıl’dan Hakka) hicret etmeyenler, onlar hicret edinceye kadar, sizin onlara hiçbir şeyle velayetiniz (koruma ve kollama mecburiyetiniz) yoktur. Ama din konusunda sizden yardım isterlerse, (onlara) yardım (ve destek vermek) üzerinizde bir yükümlülük gereğidir. Ancak, sizlerle onlar arasında anlaşma bulunan bir topluluğun aleyhinde değil. Allah, yaptıklarınızı Görendir.

  • 9:20 Tevbe: 20

    اَلَّذٖينَ اٰمَنُوا وَهَاجَرُوا وَجَاهَدُوا فٖي سَبٖيلِ اللّٰهِ بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْۙ اَعْظَمُ دَرَجَةً عِنْدَ اللّٰهِۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْفَٓائِزُونَ

    İman edenlerin, hicret edenlerin ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerin, Allah katında çok büyük dereceleri vardır. İşte (asıl) 'kurtuluşa ve mutluluğa' erenler bunlardır.

  • 9:24 Tevbe: 24

    قُلْ اِنْ كَانَ اٰبَٓاؤُ۬كُمْ وَاَبْنَٓاؤُ۬كُمْ وَاِخْوَانُكُمْ وَاَزْوَاجُكُمْ وَعَشٖيرَتُكُمْ وَاَمْوَالٌۨ اقْتَرَفْتُمُوهَا وَتِجَارَةٌ تَخْشَوْنَ كَسَادَهَا وَمَسَاكِنُ تَرْضَوْنَهَٓا اَحَبَّ اِلَيْكُمْ مِنَ اللّٰهِ وَرَسُولِهٖ وَجِهَادٍ فٖي سَبٖيلِهٖ فَتَرَبَّصُوا حَتّٰى يَأْتِيَ اللّٰهُ بِاَمْرِهٖۜ وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِقٖينَ۟

    (Ey Habibim) De ki: “Eğer babalarınız, çocuklarınız, kardeşleriniz ve arkadaşlarınız, hanımlarınız, kavmü kabileniz-hısım akrabanız, kazanıp yığdığınız mallarınız, bozulmasından ve azalmasından korktuğunuz ticaret ve tezgâhınız (memuriyet ve meslek sahanız), pek hoşlandığınız evleriniz (ve konaklarınız)... Şayet (bu saydıklarımız) size Allah'tan ve Resulünden ve O'nun yolunda cihad etmekten daha sevgili ve kıymetli ise (bütün bunları kaybetmeyeyim korkusuyla cihadı ve Hakk davayı terk ediyorsanız veya nemelâzımcılık ve duyarsızlıkla milli savunmaya katkı sunmuyorsanız;) o halde Allah (zillet ve esaret) emrini getirinceye kadar bekleyip gözleyin bakalım... Çünkü Allah (cihadı ve milli savunma hazırlığını ihmal eden) fasıklar topluluğunu asla hidayete (ve selamete) ulaştırmayacaktır.”

  • 9:34 Tevbe: 34

    يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُٓوا اِنَّ كَثٖيرًا مِنَ الْاَحْبَارِ وَالرُّهْبَانِ لَيَأْكُلُونَ اَمْوَالَ النَّاسِ بِالْبَاطِلِ وَيَصُدُّونَ عَنْ سَبٖيلِ اللّٰهِۜ وَالَّذٖينَ يَكْنِزُونَ الذَّهَبَ وَالْفِضَّةَ وَلَا يُنْفِقُونَهَا فٖي سَبٖيلِ اللّٰهِۙ فَبَشِّرْهُمْ بِعَذَابٍ اَلٖيمٍۙ

    Ey iman edenler! (Uyanık bulunun) Ahbar ve Ruhbanın (Yahudi hahamları ve Hristiyan papazları gibi, dinini dünyalık kazanç kapısı yapan bilgin takımının) birçoğu; insanların malını, hakkı olmadan (din istismarı ve sahtekârlıkla) alıp yemekte (bunlar kendilerine itimat ve itibar eden kimseleri zalim sistemlere uşak haline getirmekte) ve onları Allah yolundan çevirmektedirler. (Oysa) Altını ve gümüşü (parayı ve serveti) biriktirip de Allah yolunda harcamayanlar(a gelince), işte onlara acı bir azabı müjdele. (Ki bunlar dine hizmet perdesi altında servet ve şöhret edinmektedirler.)

  • 9:41 Tevbe: 41

    اِنْفِرُوا خِفَافًا وَثِقَالًا وَجَاهِدُوا بِاَمْوَالِكُمْ وَاَنْفُسِكُمْ فٖي سَبٖيلِ اللّٰهِۜ ذٰلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ

    (Ey mü’minler!) Gerek hafif (gençlik çağında veya teknolojik imkânlarla ve ucuz harika hava araçlarıyla), gerek ağırlıklı (olgun yaşta veya klasik-ağır silahlarla donatılmış) olarak seferber olun ve mallarınızla canlarınızla Allah yolunda cihad edin. (Ki böylece adalet düzeni kurulsun ve insan hakları korunsun diye gayret gösterin.) Eğer (gerçeği) bilenlerden (ve ebedi çıkarlarını düşünenlerden) olursanız sizin için bu (cihad hizmetleri) pek hayırlı (bir gayrettir).

  • 9:44 Tevbe: 44

    لَا يَسْتَأْذِنُكَ الَّذٖينَ يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ اَنْ يُجَاهِدُوا بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْۜ وَاللّٰهُ عَلٖيمٌ بِالْمُتَّقٖينَ

    Allah'a ve ahiret gününe iman edenler, mallarıyla ve canlarıyla cihad etmekten (Allah yolunda çaba harcamaktan kaçınmak ve kaytarmak için) Senden (uydurma özürlerle) izin istemezler. Allah takva sahiplerini Bilendir.

  • 9:55 Tevbe: 55

    فَلَا تُعْجِبْكَ اَمْوَالُهُمْ وَلَٓا اَوْلَادُهُمْۜ اِنَّمَا يُرٖيدُ اللّٰهُ لِيُعَذِّبَهُمْ بِهَا فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَتَزْهَقَ اَنْفُسُهُمْ وَهُمْ كَافِرُونَ

    Şu halde onların malları ve çocukları(nın, imkân ve taraftarlarının fazlalığı) Seni imrendirmesin; Allah bunlarla, sadece onları dünya hayatında (uğraştırıp) azaplandırmayı ve canlarının da inkâr içindeyken zorlukla çıkmasını istemektedir.

  • 9:69 Tevbe: 69

    كَالَّذٖينَ مِنْ قَبْلِكُمْ كَانُٓوا اَشَدَّ مِنْكُمْ قُوَّةً وَاَكْثَرَ اَمْوَالًا وَاَوْلَادًاۜ فَاسْتَمْتَعُوا بِخَلَاقِهِمْ فَاسْتَمْتَعْتُمْ بِخَلَاقِكُمْ كَمَا اسْتَمْتَعَ الَّذٖينَ مِنْ قَبْلِكُمْ بِخَلَاقِهِمْ وَخُضْتُمْ كَالَّذٖي خَاضُواۜ اُو۬لٰٓئِكَ حَبِطَتْ اَعْمَالُهُمْ فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِۚ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ

    Siz de (aynen) sizden önceki (münafık ve kâfir kimseler) gibisiniz. (Sonunuz da onlar gibi olacaktır. Üstelik) Onlar sizden kuvvet bakımından daha güçlü, mal ve çocuklar bakımından daha çoktular. Onlar da (dünyalıktan) kendi (nasip) paylarıyla yararlanmaya (ve zevkü sefa içinde yaşamaya) baktılar; siz de, sizden öncekilerin kendi (kısmet) paylarıyla yararlanmaya kalkışmaları gibi, kendi paylarınızla yararlanmaya baktınız ve siz de (dünyaya ve şehvet batağına) dalanlar gibi (gaflet ve dalâlete) daldınız. (Daha öncekilerin dünyalık nimet ve fırsatlardan kendi paylarına düşenlerle şımarıp haksızlık ve ahlâksızlık yolunda nefsani arzularına tapındıkları gibi, maalesef sizler de hayır yolunda kullanmak üzere size verilenlerle şeytani gurura ve duygularınıza kapıldınız; bâtıla kayanlarla beraber siz de sapkınlığa battınız.) İşte onların dünyada ve ahirette bütün yapıp-ettikleri (amelleri) boşa çıkmıştır ve işte onlar kayba uğrayanlardır.

  • 9:81 Tevbe: 81

    فَرِحَ الْمُخَلَّفُونَ بِمَقْعَدِهِمْ خِلَافَ رَسُولِ اللّٰهِ وَكَرِهُٓوا اَنْ يُجَاهِدُوا بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْ فٖي سَبٖيلِ اللّٰهِ وَقَالُوا لَا تَنْفِرُوا فِي الْحَرِّۜ قُلْ نَارُ جَهَنَّمَ اَشَدُّ حَرًّاۜ لَوْ كَانُوا يَفْقَهُونَ

    Allah'ın Elçisine muhalif olarak (cihaddan) geri kalanlar, (evlerinde) oturup-kalmalarına ferahlanıp sevindiler ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cehdetmeyi (Hakk hâkim olsun diye çaba harcamayı) çirkin ve tehlikeli görerek (çevrelerine): "Bu sıcakta (sefere) çıkmayın" dediler. De ki: "Cehennem ateşinin sıcaklığı daha şiddetlidir." Keşke bir kavrayıp-anlasalardı.

  • 9:85 Tevbe: 85

    وَلَا تُعْجِبْكَ اَمْوَالُهُمْ وَاَوْلَادُهُمْۜ اِنَّمَا يُرٖيدُ اللّٰهُ اَنْ يُعَذِّبَهُمْ بِهَا فِي الدُّنْيَا وَتَزْهَقَ اَنْفُسُهُمْ وَهُمْ كَافِرُونَ

    (Sakın münafıkların ve marazlı takımının) Onların malları ve evlatları (haram paraları ve taraftarları) Seni imrendirmesin; Allah bunlarla, ancak onları dünyada (boşuna uğraştırıp) azaplandırmak (diliyor) ve onlar inkâr içindeyken canlarının da zorluk içinde çıkmasını istiyor (diye onları mal ve makamla oyalamaktadır).

  • 9:88 Tevbe: 88

    لٰكِنِ الرَّسُولُ وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا مَعَهُ جَاهَدُوا بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ لَهُمُ الْخَيْرَاتُۘ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

    Ama Resul (Peygamber) ve Onunla birlikte olan mü'minler, mallarıyla ve canlarıyla cihad edip çalıştılar (ve Hakk yolundan sapmadılar); işte (dünyada ve ahirette) bütün hayırlar onlarındır, kurtuluşa (zafer ve huzura) erenler de onlardır.

  • 9:103 Tevbe: 103

    خُذْ مِنْ اَمْوَالِهِمْ صَدَقَةً تُطَهِّرُهُمْ وَتُزَكّٖيهِمْ بِهَا وَصَلِّ عَلَيْهِمْۜ اِنَّ صَلٰوتَكَ سَكَنٌ لَهُمْۜ وَاللّٰهُ سَمٖيعٌ عَلٖيمٌ

    Onların (Müslümanların) mallarından sadaka (zekât vergisi) al ki, bununla onları (cimrilik ve bencillikten) temizlemiş, kötülüklerden arındırıvermiş (ve kazançlarını bereketlendirmiş olursun. Hem) Onlara dua et. Doğrusu Senin duan, onlar için 'bir sükûnet ve huzur (vesilesidir).' Allah (her şeyi ve hakkıyla) İşitendir, Bilendir.

  • 9:111 Tevbe: 111

    اِنَّ اللّٰهَ اشْتَرٰى مِنَ الْمُؤْمِنٖينَ اَنْفُسَهُمْ وَاَمْوَالَهُمْ بِاَنَّ لَهُمُ الْجَنَّةَۜ يُقَاتِلُونَ فٖي سَبٖيلِ اللّٰهِ فَيَقْتُلُونَ وَيُقْتَلُونَ وَعْدًا عَلَيْهِ حَقًّا فِي التَّوْرٰيةِ وَالْاِنْجٖيلِ وَالْقُرْاٰنِۜ وَمَنْ اَوْفٰى بِعَهْدِهٖ مِنَ اللّٰهِ فَاسْتَبْشِرُوا بِبَيْعِكُمُ الَّذٖي بَايَعْتُمْ بِهٖۜ وَذٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظٖيمُ

    Hiç şüphesiz Allah, -karşılığında onlara mutlaka cenneti vermek üzere- mü’minlerden, canlarını ve mallarını satın almıştır. Ki onlar Allah yolunda çalışıp-çarpışırlar, (gerektiğinde) öldürürler ve öldürülürler; (bu) Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da O'nun üzerine gerçek olan bir va’addir. Allah'tan daha çok ahdine vefa gösterecek olan kimdir? Şu halde (ey mücahit mü’minler) yaptığınız bu alışverişten dolayı sevinip-müjdeleşiniz. İşte 'büyük kurtuluş ve mutluluk' budur. (Çünkü mücahit mü’minler ebedi cennete erişeceklerdir.)

  • 10:88 Yunus: 88

    وَقَالَ مُوسٰى رَبَّنَٓا اِنَّكَ اٰتَيْتَ فِرْعَوْنَ وَمَلَاَهُ زٖينَةً وَاَمْوَالًا فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۙ رَبَّنَا لِيُضِلُّوا عَنْ سَبٖيلِكَۚ رَبَّنَا اطْمِسْ عَلٰٓى اَمْوَالِهِمْ وَاشْدُدْ عَلٰى قُلُوبِهِمْ فَلَا يُؤْمِنُوا حَتّٰى يَرَوُا الْعَذَابَ الْاَلٖيمَ

    Musa dedi ki: “Ey Rabbimiz! Hakikaten Sen, Firavun ve yakın çevresine, dünya hayatında çok çekici gelen (bir imkân, iktidar ve ihtişam) gibi ziynetler, mal (ve servetler) verdin. Rabbimiz (onlar bu nimetleri, halkı) Senin yolundan saptırmak için (kullanmaya girişti!) Ey Rabbimiz! Bunların servetlerini (mali ve ekonomik dengelerini) çökert ve batır... Onların kalplerini de (çeşitli) şiddet (ve dehşetle) sıkıştır. (Çünkü) Onlar (bu) acı azabı (ekonomik ve psikolojik bunalımı) görünceye kadar imana (ve İslam’a) yanaşmayacaklardır.”

  • 11:29 Hud: 29

    وَيَا قَوْمِ لَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مَالًاۜ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلَى اللّٰهِ وَمَٓا اَنَا۬ بِطَارِدِ الَّذٖينَ اٰمَنُواۜ اِنَّهُمْ مُلَاقُوا رَبِّهِمْ وَلٰكِنّٖٓي اَرٰيكُمْ قَوْمًا تَجْهَلُونَ

    “(İyi düşünün) Ey kavmim! Ben bu (tebliğ ve tavsiyelerime) karşılık sizden bir mal (makam ve menfaat) istemiyorum. Benim ücretim (sevabım) yalnızca Allah’a aittir. (Siz hor görüyor ve hoşlanmıyorsunuz diye) Ben iman edenleri (yanımdan) kovacak da değilim. Onlar mutlaka Rablerine kavuşacak (niyet ve gayretlerinin karşılığına erişecekler)dir. Ne var ki, ben sizi gerçekten cahillik eden bir toplum (olarak) görmekteyim.” (Bu ayete göre, kamu görevi yapanların, ayrıca halktan ücret ve hediye talep etmeleri rüşvettir.)

  • 11:87 Hud: 87

    قَالُوا يَا شُعَيْبُ اَصَلٰوتُكَ تَأْمُرُكَ اَنْ نَتْرُكَ مَا يَعْبُدُ اٰبَٓاؤُ۬نَٓا اَوْ اَنْ نَفْعَلَ فٖٓي اَمْوَالِنَا مَا نَشٰٓؤُ۬اۜ اِنَّكَ لَاَنْتَ الْحَلٖيمُ الرَّشٖيدُ

    (Alay ederek) Dediler ki: "Ey Şuayb, atalarımızın taptığı şeyleri terk etmemizi, ya da mallarımız konusunda dilediğimiz gibi davranmaktan vazgeçmemizi, senin namazın mı emrediyor? Çünkü sen, gerçekte yumuşak huylu, aklı başında (reşid bir adam)sın. (Bizimle uğraşmazsan iyi edersin.)” [Not: Demek ki, kılınan namaz; insana her türlü küfre ve kötülüğe karşı çıkma ve bu uğurda Allah için sıkıntılara katlanma şuuru ve sorumluluğu kazandırmalıdır. Aksi halde âdet halinde taklidi bir uygulama olmaktan öteye geçmeyecektir.]

  • 12:19 Yusuf: 19

    وَجَٓاءَتْ سَيَّارَةٌ فَاَرْسَلُوا وَارِدَهُمْ فَاَدْلٰى دَلْوَهُۜ قَالَ يَا بُشْرٰى هٰذَا غُلَامٌۜ وَاَسَرُّوهُ بِضَاعَةًۜ وَاللّٰهُ عَلٖيمٌ بِمَا يَعْمَلُونَ

    (Derken) Bir yolcu-kafilesi gelmiş, sucularını, (kuyuya su almak için) göndermişlerdi. O da kovasını sarkıtınca; “Hey müjde!.. Bu(rada) bir erkek çocuk (var)!” demişti. Ve onu (kuyudan çıkarıp) ‘ticaret konusu bir mal’ olarak tutup saklayıvermişlerdi. Oysa Allah yapmakta olduklarını (ve bu işin nereye varacağını) Bilendi. (Çünkü onlara gereken en yakın yerleşim merkezine haber vermekti.)

  • 17:6 İsrâ: 6

    ثُمَّ رَدَدْنَا لَكُمُ الْكَرَّةَ عَلَيْهِمْ وَاَمْدَدْنَاكُمْ بِاَمْوَالٍ وَبَنٖينَ وَجَعَلْنَاكُمْ اَكْثَرَ نَفٖيرًا

    Sonra size tekrar “güç ve kuvvet sağlayıp onların (insanların) üzerine geri döndürmüş olacağız”, size mallar ve çocuklarla destek çıkacağız, (karşılıksız dolarla ve masonik organizasyonlarla Siyonist sömürü saltanatını kuracaksınız) ve sizin cemaat ve teşkilatınızı da (etkinleştirip) çoğaltacağız. (Örneğin, BM ve NATO gibi kuruluşları güdümünüze alıp söz sahibi olacak ve kötü amaçlarınız için kullanmaya kalkışacaksınız!..)

  • 17:34 İsrâ: 34

    وَلَا تَقْرَبُوا مَالَ الْيَتٖيمِ اِلَّا بِالَّتٖي هِيَ اَحْسَنُ حَتّٰى يَبْلُغَ اَشُدَّهُۖ وَاَوْفُوا بِالْعَهْدِۚ اِنَّ الْعَهْدَ كَانَ مَسْؤُ۫لًا

    Ergenlik çağına (kârını ve zararını bilecek akli ve bedeni olgunluğa) erişinceye kadar, (haksızca yararlanmak için) yetimin malına yaklaşmayın; ancak (o malı bereketlendirmek ve yetimleri besleyip büyütmek gibi) en güzel bir niyet ve gayretle olması başkadır. Ahde (verdiğiniz sözlere, adil devlete biat ve itaat akdine) vefa gösterin. Çünkü ahit bir sorumluluktur.

  • 17:64 İsrâ: 64

    وَاسْتَفْزِزْ مَنِ اسْتَطَعْتَ مِنْهُمْ بِصَوْتِكَ وَاَجْلِبْ عَلَيْهِمْ بِخَيْلِكَ وَرَجِلِكَ وَشَارِكْهُمْ فِي الْاَمْوَالِ وَالْاَوْلَادِ وَعِدْهُمْۜ وَمَا يَعِدُهُمُ الشَّيْطَانُ اِلَّا غُرُورًا

    “(Ey İblis, insanlardan) Onlardan güç yetirdiklerini sesinle (vesvesenle) sarsıntıya uğrat, atlıların ve yayalarınla onların üstüne yaygarayı kopar, mallarda ve çocuklarda onlara ortak ol ve onlara çeşitli (kuruntu) va’adlerde bulun (haydi sana fırsat!” denilmişti). Ancak şeytan, onlara sadece aldatmadan başka ne va’ad edebilir ki?

  • 18:34 Kehf: 34

    وَكَانَ لَهُ ثَمَرٌۚ فَقَالَ لِصَاحِبِهٖ وَهُوَ يُحَاوِرُهُٓ اَنَا۬ اَكْثَرُ مِنْكَ مَالًا وَاَعَزُّ نَفَرًا

    (O iki şahıstan) Birinin başka ürün (veren yer)leri de vardı (ve şımarıp böbürlenmeye başlamıştı. Bir gün) onunla konuşurken arkadaşına: "Ben, mal bakımından senden daha zenginim, insan sayısı bakımından da daha güçlü (ve şerefliyim)" deyip (böbürlenmişti).

  • 18:39 Kehf: 39

    وَلَوْلَٓا اِذْ دَخَلْتَ جَنَّتَكَ قُلْتَ مَا شَٓاءَ اللّٰهُۙ لَا قُوَّةَ اِلَّا بِاللّٰهِۚ اِنْ تَرَنِ اَنَا۬ اَقَلَّ مِنْكَ مَالًا وَوَلَدًاۚ

    “(Sana bahşedilen o güzel) Bağına girdiğin zaman, 'Maşaallah, Allah'tan başka kuvvet (ve kudret sahibi) yoktur' demen gerekmez miydi? Eğer beni mal ve çocuk bakımından senden daha az (güçte) görüyorsan (ne bileceksin;)”

  • 18:46 Kehf: 46

    اَلْمَالُ وَالْبَنُونَ زٖينَةُ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۚ وَالْبَاقِيَاتُ الصَّالِحَاتُ خَيْرٌ عِنْدَ رَبِّكَ ثَوَابًا وَخَيْرٌ اَمَلًا

    (Sizin beğenip böbürlendiğiniz) Mal ve çocuklar, (sadece) dünya hayatının geçici ve çekici-süsü (konumundadır); asıl sürekli (bâki kalacak ve yarar sağlayacak) olan 'salih davranışlar' ise, Rabbinin katında sevap bakımından daha hayırlıdır, ümit ve temenni edilecek (yüksek makamlar) bakımından da daha hayırlıdır.

  • 19:74 Meryem: 74

    وَكَمْ اَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنْ قَرْنٍ هُمْ اَحْسَنُ اَثَاثًا وَرِءْيًا

    (Oysa) Onlardan önce nice insan-nesillerini yıkıma uğrattık, onlar mal (makam ve imkân) bakımından da, gösteriş (görkem ve saltanat) bakımından da daha güzel (ve üstün durumdalardı).

  • 19:77 Meryem: 77

    اَفَرَاَيْتَ الَّذٖي كَفَرَ بِاٰيَاتِنَا وَقَالَ لَاُوتَيَنَّ مَالًا وَوَلَدًاۜ

    (Ey Resulüm!) Ayetlerimizi (ve Kur'ani hükümlerimizi) inkâr (terk ve nankörlük) edip (buna karşılık): “Bana elbette mal ve çocuklar (makam ve imkânlar) verilecektir" diye (boş kuruntulara düşeni) görüyor musun? (Nasıl da Hakk’tan ve hayırlı yoldan sapıp kaytarmaktadır!)

  • 23:55 Mü'minun: 55

    اَيَحْسَبُونَ اَنَّمَا نُمِدُّهُمْ بِهٖ مِنْ مَالٍ وَبَنٖينَۙ

    Onlar sanıyorlar mı ki, kendilerine verdiğimiz mal ve çocuklar (gibi dünyalık geçici nimetler ve yetkiler) ile;

  • 24:33 Nur: 33

    وَلْيَسْتَعْفِفِ الَّذٖينَ لَا يَجِدُونَ نِكَاحًا حَتّٰى يُغْنِيَهُمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِهٖۜ وَالَّذٖينَ يَبْتَغُونَ الْكِتَابَ مِمَّا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْ فَكَاتِبُوهُمْ اِنْ عَلِمْتُمْ فٖيهِمْ خَيْرًاۗ وَاٰتُوهُمْ مِنْ مَالِ اللّٰهِ الَّذٖٓي اٰتٰيكُمْۜ وَلَا تُكْرِهُوا فَتَيَاتِكُمْ عَلَى الْبِغَٓاءِ اِنْ اَرَدْنَ تَحَصُّنًا لِتَبْتَغُوا عَرَضَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۜ وَمَنْ يُكْرِهْهُنَّ فَاِنَّ اللّٰهَ مِنْ بَعْدِ اِكْرَاهِهِنَّ غَفُورٌ رَحٖيمٌ

    (Ekonomik sıkıntılar yüzünden) Nikâh (evlenme imkânı) bulamayanlar ise, Allah onları Kendi fazlından zenginleştirinceye kadar iffetli davransınlar. Ellerinizin malik olduğu (hükmünüz altında bulunup da) mükatebe isteyenlere (İslam’ın ilk dönemlerinde, kölelik ve cariyelikten özgürlüğe erişmeye; şimdi ise size olan borçları yüzünden hapse girip de bu cezadan kurtulmayı arzu edenlere) -eğer onlarda bir hayır görüyorsanız- mükatebe (özgür bırakma anlaşması) yapın. Ve Allah'ın size verdiği maldan (paradan) onlara da verin. Dünya hayatının geçici metaını ve menfaatini elde etmek için; ırzlarını korumak (ve iffetli yaşamak) istedikleri halde, korumanız altındaki genç kadınları (cahiliye dönemindeki gibi sakın) fuhşa zorlamayın. Kim onları (fuhşa) zorlarsa (büyük vebal altındadır); şüphesiz, onların (fuhşa) zorlanmalarından sonra (tevbe edip namusunu koruyanları ise) Allah (onları) Bağışlayandır, Esirgeyendir.

  • 26:88 Şuarâ: 88

    يَوْمَ لَا يَنْفَعُ مَالٌ وَلَا بَنُونَۙ

    “O gün ne mal ne de çocuklar bir yarar sağlamayacaktır.”

  • 27:36 Neml: 36

    فَلَمَّا جَٓاءَ سُلَيْمٰنَ قَالَ اَتُمِدُّونَنِ بِمَالٍۘ فَمَٓا اٰتٰينِ‌يَ اللّٰهُ خَيْرٌ مِمَّٓا اٰتٰيكُمْۚ بَلْ اَنْتُمْ بِهَدِيَّتِكُمْ تَفْرَحُونَ

    Nihayet (Belkıs’ın elçileri hediyelerle) Süleyman'a geldiği zaman onlara: "Sizler bana mal ile yardımda bulunmak (ve kararımdan caydırmak) mı istiyorsunuz? (Oysa) Allah'ın bana verdiği (yüksek ve mucizevi marifet ve özel teknoloji ilmi), size verdiğinden daha hayırlıdır; belki siz, (bu) hediyenizle sevinip övünebilirsiniz (ama ben çok daha değerli manevi yardımla desteklenmişim)" demişti.

  • 30:39 Rum: 39

    وَمَٓا اٰتَيْتُمْ مِنْ رِبًا لِيَرْبُوَ۬ا فٖٓي اَمْوَالِ النَّاسِ فَلَا يَرْبُوا عِنْدَ اللّٰهِۚ وَمَٓا اٰتَيْتُمْ مِنْ زَكٰوةٍ تُرٖيدُونَ وَجْهَ اللّٰهِ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُضْعِفُونَ

    İnsanların mallarında artış olsun diye (banka şubelerinden ve tefecilerden kredi alıp) verdiğiniz faiz Allah katında artmaz (ve hiçbir hayrı ve bereketi olmaz). Ama Allah’ın rızasını dileyerek (ve toplumun-devletin çıkarını gözeterek, faizsiz düzenle helâlinden kazanılan maldan) verdiğiniz zekâta gelince, (işte bunu yapanlar gelirlerini) kat kat artıranlardır. (Böylece; zekât vergi sisteminde mal ve üretim artacak ve ülke kalkınacaktır. Faizci düzende ise, kısa vadeli bir rahatlama sanılsa da, sonunda ekonomik ve sosyal hayat tıkanacaktır.)

  • 33:27 Ahzâb: 27

    وَاَوْرَثَكُمْ اَرْضَهُمْ وَدِيَارَهُمْ وَاَمْوَالَهُمْ وَاَرْضًا لَمْ تَطَؤُ۫هَاۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدٖيرًا۟

    Ve (Allah) sizi (cihadınız ve sadakatınız sonucu) onların topraklarına, yurtlarına, mallarına ve daha (henüz) ayak basmadığınız yerlere (ve imkânlara) mirasçı kıldı (ve kılacaktır). Allah, her şeye güç yetirendir (Mutlak Kâdir olandır).

  • 34:35 Sebe': 35

    وَقَالُوا نَحْنُ اَكْثَرُ اَمْوَالًا وَاَوْلَادًاۙ وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبٖينَ

    (Üstelik onlar:) “Hem biz mal ve evlatlar (servet ve sayı) bakımından (sizden) daha çoğuz (ve etkiniz. Hiç kimse ve hiçbir şekilde bizim kurulu düzenimizi değiştiremeyecektir.) Asla azaba uğratılacak da değiliz” diyerek (sapıtıvermişlerdir).

  • 34:37 Sebe': 37

    وَمَٓا اَمْوَالُكُمْ وَلَٓا اَوْلَادُكُمْ بِالَّتٖي تُقَرِّبُكُمْ عِنْدَنَا زُلْفٰٓى اِلَّا مَنْ اٰمَنَ وَعَمِلَ صَالِحًاۘ فَاُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ جَزَٓاءُ الضِّعْفِ بِمَا عَمِلُوا وَهُمْ فِي الْغُرُفَاتِ اٰمِنُونَ

    (Ey kullarım!) Katımızda, sizi (Bize) yaklaştıracak olan ne mallarınız, ne de evlatlarınızdır; ancak iman edip salih amellerde bulunanlar başka. İşte onlar (mutlu ve kutlu insanlardır ki); onlar için yaptıklarına karşılık olmak üzere kat kat mükâfat vardır ve onlar (cennetlerin) yüksek köşklerinde güven içindedirler.

  • 38:32 Sâd: 32

    فَقَالَ اِنّٖٓي اَحْبَبْتُ حُبَّ الْخَيْرِ عَنْ ذِكْرِ رَبّٖيۚ حَتّٰى تَوَارَتْ بِالْحِجَابِ۠

    O da demişti ki: "Gerçekten ben, (bu) mal (veya at) muhabbetini; (sadece) Rabbimi zikretmeme (yardımından, O’na ibadet ve cihad hizmetime vesile olmasından) dolayı sevip tercih ettim." Sonunda bu atlar (koşmuş ve) perde (gibi toz bulutlarının) arkasına saklanmışlardı

  • 47:36 Muhammed: 36

    اِنَّمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا لَعِبٌ وَلَهْوٌۜ وَاِنْ تُؤْمِنُوا وَتَتَّقُوا يُؤْتِكُمْ اُجُورَكُمْ وَلَا يَسْـَٔلْكُمْ اَمْوَالَكُمْ

    (O bazılarınızın şiddetle arzuladığı ve elde etmek için davasını ve ahiret hayatını feda etmekten sakınmadığı) Dünya hayatı ise, gerçekte sadece bir oyun ve tutkulu bir oyalanmadır. (Sonunda uyanacağınız bir rüyadır.) Eğer iman eder (küfür ve kötülüğe dönmekten) sakınırsanız, O size ecirlerinizin (karşılığını her iki dünyada da fazlasıyla) verir ve mallarınızı da istemez. (Allah bunlara ihtiyaç duymayandır.)

  • 48:11 Fetih: 11

    سَيَقُولُ لَكَ الْمُخَلَّفُونَ مِنَ الْاَعْرَابِ شَغَلَتْنَٓا اَمْوَالُنَا وَاَهْلُونَا فَاسْتَغْفِرْ لَنَاۚ يَقُولُونَ بِاَلْسِنَتِهِمْ مَا لَيْسَ فٖي قُلُوبِهِمْۜ قُلْ فَمَنْ يَمْلِكُ لَكُمْ مِنَ اللّٰهِ شَيْـًٔا اِنْ اَرَادَ بِكُمْ ضَرًّا اَوْ اَرَادَ بِكُمْ نَفْعًاۜ بَلْ كَانَ اللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبٖيرًا

    Yakında Bedevilerden (Medine civarındaki köylü Arap kabilelerinden olup basit bahanelerle cihad görevinden ve Hudeybiye seferinden) geri kalmış (ve nasipsiz bırakılmış) olanlar gelip Sana: “Mallarımız (hayvanlarımız ve tarlalarımızın bakımı) ve evladü iyalimizin (korunması ve ihtiyaçlarının karşılanması gibi mazeretler) bizi oyalayıp engelledi. (Yoksa gönlümüz ve duamız sizinle beraberdir. Bu nedenle) Allah’tan bizim için mağfiret dile” diyeceklerdir. (Oysa) Onlar, kalplerinde olmayan şeyi dilleriyle söylemektedirler. Onlara de ki: “(Rabbim, kalbinizde gizlediklerinizi ve gerçek niyetlerinizi bilip durduğu için) Eğer Allah size bir zarar gelmesini murad etse veya bir menfaate erişmenizi dilese, O’nun bu kararına karşı kimin bir şeye gücü yetebilir? Kaldı ki Allah bütün yaptıklarınıza (ve kafanızda tasarladıklarınıza) Habîr'dir (her şeyden haberdar olup Bilendir).”

  • 49:15 Hucurât: 15

    اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذٖينَ اٰمَنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِهٖ ثُمَّ لَمْ يَرْتَابُوا وَجَاهَدُوا بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْ فٖي سَبٖيلِ اللّٰهِۜ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الصَّادِقُونَ

    (Hakiki) Mü’minler ancak o kimselerdir ki: Allah’a (Kur’an’ın hükümlerine) ve Resulüne (Hz. Peygamberin öğretilerine tamamen ve samimiyetle) iman getirirler; sonra hiçbir kuşkuya (ve korkuya) kapılmadan (ve asla Hakk’tan caymadan) mallarıyla ve canlarıyla Allah yolunda (Din, Millet ve Vatan uğrunda) cihad ederler. İşte bunlar, (iman davasında) sadık olanların ta kendileridir. [Not: Demek ki Hakk hâkim olsun ve adil bir düzen kurulsun da tüm insanlık huzura kavuşsun diye, mallarıyla canlarıyla ve bütün imkânlarıyla çalışıp çabalamayanlar, milli savunmaya katılmayanlar veya dünyalık heves ve hesaplarla haklı davalarından yan çizip bâtıl yollara kayanlar ve barbar Batılılara yaslananlar, iman şuurunu ve hidayet huzurunu kaybedeceklerdir.]

  • 51:19 Zâriyât: 19

    وَفٖٓي اَمْوَالِهِمْ حَقٌّ لِلسَّٓائِلِ وَالْمَحْرُومِ

    Onların mallarında muhtaç ve yoksullar için bir hak vardı (ve onu gönül rızasıyla ayırıp verirlerdi. Asla cimrilik ve bencillik etmezlerdi.)

  • 57:20 Hadid: 20

    اِعْلَمُٓوا اَنَّمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَزٖينَةٌ وَتَفَاخُرٌ بَيْنَكُمْ وَتَكَاثُرٌ فِي الْاَمْوَالِ وَالْاَوْلَادِۜ كَمَثَلِ غَيْثٍ اَعْجَبَ الْكُفَّارَ نَبَاتُهُ ثُمَّ يَهٖيجُ فَتَرٰيهُ مُصْفَرًّا ثُمَّ يَكُونُ حُطَامًاۜ وَفِي الْاٰخِرَةِ عَذَابٌ شَدٖيدٌۙ وَمَغْفِرَةٌ مِنَ اللّٰهِ وَرِضْوَانٌۜ وَمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَٓا اِلَّا مَتَاعُ الْغُرُورِ

    Biliniz ki dünya hayatı, (aslında sadece bir) oyun ve oyalanma (süreci ve geçici), ziynetlenme (zevklenme) ve aranızda (gururlanıp) övünme (vesilesi) ve daha çok mal ve evlat (makam ve taraftar) sahibi olma hevesinden ibarettir. Bu ise şu yağmura benzer ki, onun (topraktan) bitirdiği yeşillikler, (önce) ekincilerin hoşuna gitmektedir. Ama bu bitkiler, (düşünün ki daha) sonra (meyve vermeden birden) kuruyuverecek ve sapsarı olduğu görülecek, ardından çer çöp olup gidecektir. Ahirette ise, (kulluğunu-görevlerini unutup dünyaya dalıverenleri) çetin (ve sonsuz) bir azap (beklemektedir; dünyalıklarını Allah’ın emirlerine uygun olarak kazanıp O’nun yolunda harcayanlar için ise) orada Allah’ın rızası ve afv edip bağışlaması vardır. Dünya hayatı ise, sadece aldatıcı bir geçimlikten (ve geçici bir süreçten) ibarettir.

  • 58:17 Mücâdele: 17

    لَنْ تُغْنِيَ عَنْهُمْ اَمْوَالُهُمْ وَلَٓا اَوْلَادُهُمْ مِنَ اللّٰهِ شَيْـًٔاۜ اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ النَّارِۚ هُمْ فٖيهَا خَالِدُونَ

    (Sakın, Din istismarcılarının ve Din düşmanlarının kazandıkları dünyalıklara imrenmeye kalkışmayın!) Kesinlikle ne malları, ne çocukları onlara Allah'a karşı hiçbir şeyle yarar sağlamayacaktır. Onlar ateşin halkıdır, içinde süresiz kalacaklardır.

  • 59:8 Haşr: 8

    لِلْفُقَرَٓاءِ الْمُهَاجِرٖينَ الَّذٖينَ اُخْرِجُوا مِنْ دِيَارِهِمْ وَاَمْوَالِهِمْ يَبْتَغُونَ فَضْلًا مِنَ اللّٰهِ وَرِضْوَانًا وَيَنْصُرُونَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُۜ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الصَّادِقُونَۚ

    (Ayrıca bu ganimet malları) Hicret eden fakirleredir ki; onlar, sadece Allah'tan O’nun lütfunu ve rızasını dileyip aramak üzere; Allah'a (dinine) ve O'nun Resulüne yardım ederlerken (bu nedenle) yurtlarından ve mallarından sürülüp-çıkarılmış kimselerdir. İşte bunlar, (davasına) sadık kalan (mü’minlerdir).

  • 61:11 Saff: 11

    تُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَرَسُولِهٖ وَتُجَاهِدُونَ فٖي سَبٖيلِ اللّٰهِ بِاَمْوَالِكُمْ وَاَنْفُسِكُمْۜ ذٰلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَۙ

    (İşte bu en kârlı ve hayırlı ticaret) Allah'a ve O'nun Resulüne (tam ve sağlam) iman etmeniz (şartı ile), mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda (mücadele verip) cihad etmeniz (insanlığın huzuruna ve milli savunmaya destek vermeniz)dir. Bu, sizin için daha hayırlı (ve verimli)dir; eğer (değerini) bilirseniz (böyle davranmanız ve çalışmanız gerekir).

  • 63:9 Münâfikun: 9

    يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا لَا تُلْهِكُمْ اَمْوَالُكُمْ وَلَٓا اَوْلَادُكُمْ عَنْ ذِكْرِ اللّٰهِۚ وَمَنْ يَفْعَلْ ذٰلِكَ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ

    Ey iman edenler (ve Müslümanlık iddiasında bulunanlar!) Ne mallarınız ne de evlatlarınız, sakın sizleri Allah’ı anmaktan (her durumda ve her konuda Kur’ani buyruklara göre inanıp yaşamaktan geri bırakmasın ve sakın tutkuyla dünyaya bağlanarak ahireti hatırlayıp hazırlanmaktan sizi) alıkoymasın. Her kim böyle yaparsa işte onlar hüsrana uğrayanlardır.

  • 68:14 Kalem: 14

    اَنْ كَانَ ذَا مَالٍ وَبَنٖينَۜ

    Mal (servet ve imkân) ve çocuklar (cemaat ve teşkilat) sahibi oldu diye (azgınlaşıp böbürlenen). [Not: Bu ayet, daha öncesiyle de daha sonrasıyla da bağlantılı olabilir. Eğer öncesiyle irtibatlı olarak düşünecek olursak anlamı şöyle olur: "Mal ve evladı (imkânı ve taraftarı) çoktur diye ona aldırış etme" demektir. Eğer sonrasıyla irtibatlı halde düşünürsek o zaman da anlamı: Mal ve evladı fazla olduğundan dolayı kibirlidir. Bu yüzden ayetlerimiz onlara okunduğunda: “Bunlar bizleri değil, geçmiş nesilleri anlatıyor” diyerek kendilerini sorumsuz görmektedir.]

  • 69:28 Hâkka: 28

    مَٓا اَغْنٰى عَنّٖي مَالِيَهْۚ

    (Çünkü bak!) “Onca malım (ve makamım) bana hiçbir yarar sağlayamadı,”

  • 70:24 Meâric: 24

    وَالَّذٖينَ فٖٓي اَمْوَالِهِمْ حَقٌّ مَعْلُومٌۙ

    Onların mallarında, (fakir ve çaresiz kimselerin de bilinen ve belirlenen) bir hakkı vardır.

  • 71:12 Nuh: 12

    وَيُمْدِدْكُمْ بِاَمْوَالٍ وَبَنٖينَ وَيَجْعَلْ لَكُمْ جَنَّاتٍ وَيَجْعَلْ لَكُمْ اَنْهَارًاۜ

    “Size mallar ve çocuklarla (yardım edip) güç ve destek versin. Size (ürün yüklü) bağlar-bahçeler ihsan etsin ve sizin için ırmaklar da akıtıversin.”

  • 71:21 Nuh: 21

    قَالَ نُوحٌ رَبِّ اِنَّهُمْ عَصَوْنٖي وَاتَّبَعُوا مَنْ لَمْ يَزِدْهُ مَالُهُ وَوَلَدُهُٓ اِلَّا خَسَارًاۚ

    (Bu ibretli ve hikmetli uyarılarına rağmen imana ve İslam’a gelmeyen kavmini Rabbine şikâyet etti ve) Nuh dedi ki: "Rabbim, gerçekten onlar bana isyan edip durdular; mal ve çocukları kendisine ziyandan başka bir şeyi artırmayan (azgın ve sapkın) kimselere uydular."

  • 74:12 Müddessir: 12

    وَجَعَلْتُ لَهُ مَالًا مَمْدُودًاۙ

    Ki Ben ona, 'alabildiğine geniş kapsamlı bir mal' (servet kılıp) lütfettim.

  • 89:20 Fecr: 20

    وَتُحِبُّونَ الْمَالَ حُبًّا جَمًّاۜ

    Malı (parayı, makamı ve çıkarı aşırı oranda ve) yığma tutkusuyla seviyorsunuz (diye birtakım huzursuzluklar sizi kuşatmaktadır).

  • 90:6 Beled: 6

    يَقُولُ اَهْلَكْتُ مَالًا لُبَدًاۜ

    O: "Yığınla mal (harcayarak) tüketip-yok ettim" diye (hava atıp böbürleniyor).

  • 92:11 Leyl: 11

    وَمَا يُغْنٖي عَنْهُ مَالُهُٓ اِذَا تَرَدّٰىۜ

    (Derken çukuru-mezarı boylayacağı) Artık tereddi edip (baş aşağı düşüşe uğrayacağı, dalâlet uçurumlarına yuvarlanacağı ve sonunda cehenneme atılacağı) zaman, malı (makamı, mansıbı) ona hiç yarar sağlamayacaktır. (Çünkü kendisine cehennem ve cehalet yolu açılmıştır.)

  • 92:18 Leyl: 18

    اَلَّذٖي يُؤْتٖي مَالَهُ يَتَزَكّٰىۚ

    Ki o, malını (Allah yolunda) vererek temizlenip-arınmıştır.

  • 100:8 Âdiyât: 8

    وَاِنَّهُ لِحُبِّ الْخَيْرِ لَشَدٖيدٌۜ

    Ve gerçekten onun, hayra (yarar ve çıkar aracı mala ve makama olan) sevgisi pek şiddetlidir. (Bu nedenle kötülüğe kaymakta, bencil ve cimri davranmakta ve vicdanı katılaşmaktadır.)

  • 104:2 Hümeze: 2

    اَلَّذٖي جَمَعَ مَالًا وَعَدَّدَهُۙ

    Ki o, (helâl haram demeden, zekât ve infakını vermeden) mal yığıp toplayan ve onu saydıkça sayan (ve servet çokluğu ile avunan)dır.

  • 104:3 Hümeze: 3

    يَحْسَبُ اَنَّ مَالَهُٓ اَخْلَدَهُۚ

    (Zavallı) Gerçekten malının kendisini ebedi kılacağını (ve kurtaracağını) sanmaktadır.

  • 111:2 Tebbet: 2

    مَٓا اَغْنٰى عَنْهُ مَالُهُ وَمَا كَسَبَۜ

    Malı ve kazandıkları da kendisine hiçbir yarar sağlayamadı (ve zararları savamadı).

  • 2:177 Bakara: 177

    لَيْسَ الْبِرَّ اَنْ تُوَلُّوا وُجُوهَكُمْ قِبَلَ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ وَلٰكِنَّ الْبِرَّ مَنْ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَالْمَلٰٓئِكَةِ وَالْكِتَابِ وَالنَّبِيّٖنَۚ وَاٰتَى الْمَالَ عَلٰى حُبِّهٖ ذَوِي الْقُرْبٰى وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاكٖينَ وَابْنَ السَّبٖيلِ وَالسَّٓائِلٖينَ وَفِي الرِّقَابِۚ وَاَقَامَ الصَّلٰوةَ وَاٰتَى الزَّكٰوةَۚ وَالْمُوفُونَ بِعَهْدِهِمْ اِذَا عَاهَدُواۚ وَالصَّابِرٖينَ فِي الْبَأْسَٓاءِ وَالضَّرَّٓاءِ وَحٖينَ الْبَأْسِۜ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذٖينَ صَدَقُواۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُتَّقُونَ

  • 2:188 Bakara: 188

    وَلَا تَأْكُلُٓوا اَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ وَتُدْلُوا بِهَٓا اِلَى الْحُكَّامِ لِتَأْكُلُوا فَرٖيقًا مِنْ اَمْوَالِ النَّاسِ بِالْاِثْمِ وَاَنْتُمْ تَعْلَمُونَ۟

  • 2:247 Bakara: 247

    وَقَالَ لَهُمْ نَبِيُّهُمْ اِنَّ اللّٰهَ قَدْ بَعَثَ لَكُمْ طَالُوتَ مَلِكًاۜ قَالُٓوا اَنّٰى يَكُونُ لَهُ الْمُلْكُ عَلَيْنَا وَنَحْنُ اَحَقُّ بِالْمُلْكِ مِنْهُ وَلَمْ يُؤْتَ سَعَةً مِنَ الْمَالِۜ قَالَ اِنَّ اللّٰهَ اصْطَفٰيهُ عَلَيْكُمْ وَزَادَهُ بَسْطَةً فِي الْعِلْمِ وَالْجِسْمِۜ وَاللّٰهُ يُؤْتٖي مُلْكَهُ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ وَاسِعٌ عَلٖيمٌ

  • 2:261 Bakara: 261

    مَثَلُ الَّذٖينَ يُنْفِقُونَ اَمْوَالَهُمْ فٖي سَبٖيلِ اللّٰهِ كَمَثَلِ حَبَّةٍ اَنْبَتَتْ سَبْعَ سَنَابِلَ فٖي كُلِّ سُنْبُلَةٍ مِائَةُ حَبَّةٍۜ وَاللّٰهُ يُضَاعِفُ لِمَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ وَاسِعٌ عَلٖيمٌ

  • 2:262 Bakara: 262

    اَلَّذٖينَ يُنْفِقُونَ اَمْوَالَهُمْ فٖي سَبٖيلِ اللّٰهِ ثُمَّ لَا يُتْبِعُونَ مَٓا اَنْفَقُوا مَنًّا وَلَٓا اَذًۙى لَهُمْ اَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْۚ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ

  • 2:264 Bakara: 264

    يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا لَا تُبْطِلُوا صَدَقَاتِكُمْ بِالْمَنِّ وَالْاَذٰىۙ كَالَّذٖي يُنْفِقُ مَالَهُ رِئَٓاءَ النَّاسِ وَلَا يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِۜ فَمَثَلُهُ كَمَثَلِ صَفْوَانٍ عَلَيْهِ تُرَابٌ فَاَصَابَهُ وَابِلٌ فَتَرَكَهُ صَلْدًاۜ لَا يَقْدِرُونَ عَلٰى شَيْءٍ مِمَّا كَسَبُواۜ وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِرٖينَ

  • 2:265 Bakara: 265

    وَمَثَلُ الَّذٖينَ يُنْفِقُونَ اَمْوَالَهُمُ ابْتِغَٓاءَ مَرْضَاتِ اللّٰهِ وَتَثْبٖيتًا مِنْ اَنْفُسِهِمْ كَمَثَلِ جَنَّةٍ بِرَبْوَةٍ اَصَابَهَا وَابِلٌ فَاٰتَتْ اُكُلَهَا ضِعْفَيْنِۚ فَاِنْ لَمْ يُصِبْهَا وَابِلٌ فَطَلٌّۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصٖيرٌ

  • 2:274 Bakara: 274

    اَلَّذٖينَ يُنْفِقُونَ اَمْوَالَهُمْ بِالَّيْلِ وَالنَّهَارِ سِرًّا وَعَلَانِيَةً فَلَهُمْ اَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْۚ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ

  • 3:10 Âl-i İmrân: 10

    اِنَّ الَّذٖينَ كَفَرُوا لَنْ تُغْنِيَ عَنْهُمْ اَمْوَالُهُمْ وَلَٓا اَوْلَادُهُمْ مِنَ اللّٰهِ شَيْـًٔاۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمْ وَقُودُ النَّارِۙ

  • 3:116 Âl-i İmrân: 116

    اِنَّ الَّذٖينَ كَفَرُوا لَنْ تُغْنِيَ عَنْهُمْ اَمْوَالُهُمْ وَلَٓا اَوْلَادُهُمْ مِنَ اللّٰهِ شَيْـًٔاۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ النَّارِۚ هُمْ فٖيهَا خَالِدُونَ

  • 4:2 Nisa: 2

    وَاٰتُوا الْيَتَامٰٓى اَمْوَالَهُمْ وَلَا تَتَبَدَّلُوا الْخَبٖيثَ بِالطَّيِّبِۖ وَلَا تَأْكُلُٓوا اَمْوَالَهُمْ اِلٰٓى اَمْوَالِكُمْۜ اِنَّهُ كَانَ حُوبًا كَبٖيرًا

  • 4:5 Nisa: 5

    وَلَا تُؤْتُوا السُّفَهَٓاءَ اَمْوَالَكُمُ الَّتٖي جَعَلَ اللّٰهُ لَكُمْ قِيَامًا وَارْزُقُوهُمْ فٖيهَا وَاكْسُوهُمْ وَقُولُوا لَهُمْ قَوْلًا مَعْرُوفًا

  • 4:6 Nisa: 6

    وَابْتَلُوا الْيَتَامٰى حَتّٰٓى اِذَا بَلَغُوا النِّكَاحَۚ فَاِنْ اٰنَسْتُمْ مِنْهُمْ رُشْدًا فَادْفَعُٓوا اِلَيْهِمْ اَمْوَالَهُمْۚ وَلَا تَأْكُلُوهَٓا اِسْرَافًا وَبِدَارًا اَنْ يَكْبَرُواۜ وَمَنْ كَانَ غَنِيًّا فَلْيَسْتَعْفِفْۚ وَمَنْ كَانَ فَقٖيرًا فَلْيَأْكُلْ بِالْمَعْرُوفِۜ فَاِذَا دَفَعْتُمْ اِلَيْهِمْ اَمْوَالَهُمْ فَاَشْهِدُوا عَلَيْهِمْۜ وَكَفٰى بِاللّٰهِ حَسٖيبًا

  • 4:10 Nisa: 10

    اِنَّ الَّذٖينَ يَأْكُلُونَ اَمْوَالَ الْيَتَامٰى ظُلْمًا اِنَّمَا يَأْكُلُونَ فٖي بُطُونِهِمْ نَارًاۜ وَسَيَصْلَوْنَ سَعٖيرًا۟

  • 4:24 Nisa: 24

    وَالْمُحْصَنَاتُ مِنَ النِّسَٓاءِ اِلَّا مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْۚ كِتَابَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْۘ وَاُحِلَّ لَكُمْ مَا وَرَٓاءَ ذٰلِكُمْ اَنْ تَبْتَغُوا بِاَمْوَالِكُمْ مُحْصِنٖينَ غَيْرَ مُسَافِحٖينَۜ فَمَا اسْتَمْتَعْتُمْ بِهٖ مِنْهُنَّ فَاٰتُوهُنَّ اُجُورَهُنَّ فَرٖيضَةًۜ وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ فٖيمَا تَرَاضَيْتُمْ بِهٖ مِنْ بَعْدِ الْفَرٖيضَةِۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلٖيمًا حَكٖيمًا

  • 4:29 Nisa: 29

    يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا لَا تَأْكُلُٓوا اَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ اِلَّٓا اَنْ تَكُونَ تِجَارَةً عَنْ تَرَاضٍ مِنْكُمْ وَلَا تَقْتُلُٓوا اَنْفُسَكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِكُمْ رَحٖيمًا

  • 4:34 Nisa: 34

    اَلرِّجَالُ قَوَّامُونَ عَلَى النِّسَٓاءِ بِمَا فَضَّلَ اللّٰهُ بَعْضَهُمْ عَلٰى بَعْضٍ وَبِمَٓا اَنْفَقُوا مِنْ اَمْوَالِهِمْۜ فَالصَّالِحَاتُ قَانِتَاتٌ حَافِظَاتٌ لِلْغَيْبِ بِمَا حَفِظَ اللّٰهُۜ وَالّٰتٖي تَخَافُونَ نُشُوزَهُنَّ فَعِظُوهُنَّ وَاهْجُرُوهُنَّ فِي الْمَضَاجِعِ وَاضْرِبُوهُنَّۚ فَاِنْ اَطَعْنَكُمْ فَلَا تَبْغُوا عَلَيْهِنَّ سَبٖيلًاۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلِيًّا كَبٖيرًا

  • 4:95 Nisa: 95

    لَا يَسْتَوِي الْقَاعِدُونَ مِنَ الْمُؤْمِنٖينَ غَيْرُ اُو۬لِي الضَّرَرِ وَالْمُجَاهِدُونَ فٖي سَبٖيلِ اللّٰهِ بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْۜ فَضَّلَ اللّٰهُ الْمُجَاهِدٖينَ بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْ عَلَى الْقَاعِدٖينَ دَرَجَةًۜ وَكُلًّا وَعَدَ اللّٰهُ الْحُسْنٰىۜ وَفَضَّلَ اللّٰهُ الْمُجَاهِدٖينَ عَلَى الْقَاعِدٖينَ اَجْرًا عَظٖيمًاۙ

  • 4:161 Nisa: 161

    وَاَخْذِهِمُ الرِّبٰوا وَقَدْ نُهُوا عَنْهُ وَاَكْلِهِمْ اَمْوَالَ النَّاسِ بِالْبَاطِلِۜ وَاَعْتَدْنَا لِلْكَافِرٖينَ مِنْهُمْ عَذَابًا اَلٖيمًا

  • 6:152 En'am: 152

    وَلَا تَقْرَبُوا مَالَ الْيَتٖيمِ اِلَّا بِالَّتٖي هِيَ اَحْسَنُ حَتّٰى يَبْلُغَ اَشُدَّهُۚ وَاَوْفُوا الْكَيْلَ وَالْمٖيزَانَ بِالْقِسْطِۚ لَا نُكَلِّفُ نَفْسًا اِلَّا وُسْعَهَا وَاِذَا قُلْتُمْ فَاعْدِلُوا وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبٰىۚ وَبِعَهْدِ اللّٰهِ اَوْفُواۜ ذٰلِكُمْ وَصّٰيكُمْ بِهٖ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَۙ

  • 8:36 Enfâl: 36

    اِنَّ الَّذٖينَ كَفَرُوا يُنْفِقُونَ اَمْوَالَهُمْ لِيَصُدُّوا عَنْ سَبٖيلِ اللّٰهِۜ فَسَيُنْفِقُونَهَا ثُمَّ تَكُونُ عَلَيْهِمْ حَسْرَةً ثُمَّ يُغْلَبُونَۜ وَالَّذٖينَ كَفَرُٓوا اِلٰى جَهَنَّمَ يُحْشَرُونَۙ

  • 8:72 Enfâl: 72

    اِنَّ الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَهَاجَرُوا وَجَاهَدُوا بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْ فٖي سَبٖيلِ اللّٰهِ وَالَّذٖينَ اٰوَوْا وَنَصَرُٓوا اُو۬لٰٓئِكَ بَعْضُهُمْ اَوْلِيَٓاءُ بَعْضٍۜ وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا وَلَمْ يُهَاجِرُوا مَا لَكُمْ مِنْ وَلَايَتِهِمْ مِنْ شَيْءٍ حَتّٰى يُهَاجِرُواۚ وَاِنِ اسْتَنْصَرُوكُمْ فِي الدّٖينِ فَعَلَيْكُمُ النَّصْرُ اِلَّا عَلٰى قَوْمٍ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ مٖيثَاقٌۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصٖيرٌ

  • 9:20 Tevbe: 20

    اَلَّذٖينَ اٰمَنُوا وَهَاجَرُوا وَجَاهَدُوا فٖي سَبٖيلِ اللّٰهِ بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْۙ اَعْظَمُ دَرَجَةً عِنْدَ اللّٰهِۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْفَٓائِزُونَ

  • 9:24 Tevbe: 24

    قُلْ اِنْ كَانَ اٰبَٓاؤُ۬كُمْ وَاَبْنَٓاؤُ۬كُمْ وَاِخْوَانُكُمْ وَاَزْوَاجُكُمْ وَعَشٖيرَتُكُمْ وَاَمْوَالٌۨ اقْتَرَفْتُمُوهَا وَتِجَارَةٌ تَخْشَوْنَ كَسَادَهَا وَمَسَاكِنُ تَرْضَوْنَهَٓا اَحَبَّ اِلَيْكُمْ مِنَ اللّٰهِ وَرَسُولِهٖ وَجِهَادٍ فٖي سَبٖيلِهٖ فَتَرَبَّصُوا حَتّٰى يَأْتِيَ اللّٰهُ بِاَمْرِهٖۜ وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِقٖينَ۟

  • 9:34 Tevbe: 34

    يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُٓوا اِنَّ كَثٖيرًا مِنَ الْاَحْبَارِ وَالرُّهْبَانِ لَيَأْكُلُونَ اَمْوَالَ النَّاسِ بِالْبَاطِلِ وَيَصُدُّونَ عَنْ سَبٖيلِ اللّٰهِۜ وَالَّذٖينَ يَكْنِزُونَ الذَّهَبَ وَالْفِضَّةَ وَلَا يُنْفِقُونَهَا فٖي سَبٖيلِ اللّٰهِۙ فَبَشِّرْهُمْ بِعَذَابٍ اَلٖيمٍۙ

  • 9:41 Tevbe: 41

    اِنْفِرُوا خِفَافًا وَثِقَالًا وَجَاهِدُوا بِاَمْوَالِكُمْ وَاَنْفُسِكُمْ فٖي سَبٖيلِ اللّٰهِۜ ذٰلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ

  • 9:44 Tevbe: 44

    لَا يَسْتَأْذِنُكَ الَّذٖينَ يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ اَنْ يُجَاهِدُوا بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْۜ وَاللّٰهُ عَلٖيمٌ بِالْمُتَّقٖينَ

  • 9:55 Tevbe: 55

    فَلَا تُعْجِبْكَ اَمْوَالُهُمْ وَلَٓا اَوْلَادُهُمْۜ اِنَّمَا يُرٖيدُ اللّٰهُ لِيُعَذِّبَهُمْ بِهَا فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَتَزْهَقَ اَنْفُسُهُمْ وَهُمْ كَافِرُونَ

  • 9:69 Tevbe: 69

    كَالَّذٖينَ مِنْ قَبْلِكُمْ كَانُٓوا اَشَدَّ مِنْكُمْ قُوَّةً وَاَكْثَرَ اَمْوَالًا وَاَوْلَادًاۜ فَاسْتَمْتَعُوا بِخَلَاقِهِمْ فَاسْتَمْتَعْتُمْ بِخَلَاقِكُمْ كَمَا اسْتَمْتَعَ الَّذٖينَ مِنْ قَبْلِكُمْ بِخَلَاقِهِمْ وَخُضْتُمْ كَالَّذٖي خَاضُواۜ اُو۬لٰٓئِكَ حَبِطَتْ اَعْمَالُهُمْ فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِۚ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ

  • 9:81 Tevbe: 81

    فَرِحَ الْمُخَلَّفُونَ بِمَقْعَدِهِمْ خِلَافَ رَسُولِ اللّٰهِ وَكَرِهُٓوا اَنْ يُجَاهِدُوا بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْ فٖي سَبٖيلِ اللّٰهِ وَقَالُوا لَا تَنْفِرُوا فِي الْحَرِّۜ قُلْ نَارُ جَهَنَّمَ اَشَدُّ حَرًّاۜ لَوْ كَانُوا يَفْقَهُونَ

  • 9:85 Tevbe: 85

    وَلَا تُعْجِبْكَ اَمْوَالُهُمْ وَاَوْلَادُهُمْۜ اِنَّمَا يُرٖيدُ اللّٰهُ اَنْ يُعَذِّبَهُمْ بِهَا فِي الدُّنْيَا وَتَزْهَقَ اَنْفُسُهُمْ وَهُمْ كَافِرُونَ

  • 9:88 Tevbe: 88

    لٰكِنِ الرَّسُولُ وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا مَعَهُ جَاهَدُوا بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ لَهُمُ الْخَيْرَاتُۘ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

  • 9:103 Tevbe: 103

    خُذْ مِنْ اَمْوَالِهِمْ صَدَقَةً تُطَهِّرُهُمْ وَتُزَكّٖيهِمْ بِهَا وَصَلِّ عَلَيْهِمْۜ اِنَّ صَلٰوتَكَ سَكَنٌ لَهُمْۜ وَاللّٰهُ سَمٖيعٌ عَلٖيمٌ

  • 9:111 Tevbe: 111

    اِنَّ اللّٰهَ اشْتَرٰى مِنَ الْمُؤْمِنٖينَ اَنْفُسَهُمْ وَاَمْوَالَهُمْ بِاَنَّ لَهُمُ الْجَنَّةَۜ يُقَاتِلُونَ فٖي سَبٖيلِ اللّٰهِ فَيَقْتُلُونَ وَيُقْتَلُونَ وَعْدًا عَلَيْهِ حَقًّا فِي التَّوْرٰيةِ وَالْاِنْجٖيلِ وَالْقُرْاٰنِۜ وَمَنْ اَوْفٰى بِعَهْدِهٖ مِنَ اللّٰهِ فَاسْتَبْشِرُوا بِبَيْعِكُمُ الَّذٖي بَايَعْتُمْ بِهٖۜ وَذٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظٖيمُ

  • 10:88 Yunus: 88

    وَقَالَ مُوسٰى رَبَّنَٓا اِنَّكَ اٰتَيْتَ فِرْعَوْنَ وَمَلَاَهُ زٖينَةً وَاَمْوَالًا فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۙ رَبَّنَا لِيُضِلُّوا عَنْ سَبٖيلِكَۚ رَبَّنَا اطْمِسْ عَلٰٓى اَمْوَالِهِمْ وَاشْدُدْ عَلٰى قُلُوبِهِمْ فَلَا يُؤْمِنُوا حَتّٰى يَرَوُا الْعَذَابَ الْاَلٖيمَ

  • 11:29 Hud: 29

    وَيَا قَوْمِ لَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مَالًاۜ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلَى اللّٰهِ وَمَٓا اَنَا۬ بِطَارِدِ الَّذٖينَ اٰمَنُواۜ اِنَّهُمْ مُلَاقُوا رَبِّهِمْ وَلٰكِنّٖٓي اَرٰيكُمْ قَوْمًا تَجْهَلُونَ

  • 11:87 Hud: 87

    قَالُوا يَا شُعَيْبُ اَصَلٰوتُكَ تَأْمُرُكَ اَنْ نَتْرُكَ مَا يَعْبُدُ اٰبَٓاؤُ۬نَٓا اَوْ اَنْ نَفْعَلَ فٖٓي اَمْوَالِنَا مَا نَشٰٓؤُ۬اۜ اِنَّكَ لَاَنْتَ الْحَلٖيمُ الرَّشٖيدُ

  • 12:19 Yusuf: 19

    وَجَٓاءَتْ سَيَّارَةٌ فَاَرْسَلُوا وَارِدَهُمْ فَاَدْلٰى دَلْوَهُۜ قَالَ يَا بُشْرٰى هٰذَا غُلَامٌۜ وَاَسَرُّوهُ بِضَاعَةًۜ وَاللّٰهُ عَلٖيمٌ بِمَا يَعْمَلُونَ

  • 17:6 İsrâ: 6

    ثُمَّ رَدَدْنَا لَكُمُ الْكَرَّةَ عَلَيْهِمْ وَاَمْدَدْنَاكُمْ بِاَمْوَالٍ وَبَنٖينَ وَجَعَلْنَاكُمْ اَكْثَرَ نَفٖيرًا

  • 17:34 İsrâ: 34

    وَلَا تَقْرَبُوا مَالَ الْيَتٖيمِ اِلَّا بِالَّتٖي هِيَ اَحْسَنُ حَتّٰى يَبْلُغَ اَشُدَّهُۖ وَاَوْفُوا بِالْعَهْدِۚ اِنَّ الْعَهْدَ كَانَ مَسْؤُ۫لًا

  • 17:64 İsrâ: 64

    وَاسْتَفْزِزْ مَنِ اسْتَطَعْتَ مِنْهُمْ بِصَوْتِكَ وَاَجْلِبْ عَلَيْهِمْ بِخَيْلِكَ وَرَجِلِكَ وَشَارِكْهُمْ فِي الْاَمْوَالِ وَالْاَوْلَادِ وَعِدْهُمْۜ وَمَا يَعِدُهُمُ الشَّيْطَانُ اِلَّا غُرُورًا

  • 18:34 Kehf: 34

    وَكَانَ لَهُ ثَمَرٌۚ فَقَالَ لِصَاحِبِهٖ وَهُوَ يُحَاوِرُهُٓ اَنَا۬ اَكْثَرُ مِنْكَ مَالًا وَاَعَزُّ نَفَرًا

  • 18:39 Kehf: 39

    وَلَوْلَٓا اِذْ دَخَلْتَ جَنَّتَكَ قُلْتَ مَا شَٓاءَ اللّٰهُۙ لَا قُوَّةَ اِلَّا بِاللّٰهِۚ اِنْ تَرَنِ اَنَا۬ اَقَلَّ مِنْكَ مَالًا وَوَلَدًاۚ

  • 18:46 Kehf: 46

    اَلْمَالُ وَالْبَنُونَ زٖينَةُ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۚ وَالْبَاقِيَاتُ الصَّالِحَاتُ خَيْرٌ عِنْدَ رَبِّكَ ثَوَابًا وَخَيْرٌ اَمَلًا

  • 19:74 Meryem: 74

    وَكَمْ اَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنْ قَرْنٍ هُمْ اَحْسَنُ اَثَاثًا وَرِءْيًا

  • 19:77 Meryem: 77

    اَفَرَاَيْتَ الَّذٖي كَفَرَ بِاٰيَاتِنَا وَقَالَ لَاُوتَيَنَّ مَالًا وَوَلَدًاۜ

  • 23:55 Mü'minun: 55

    اَيَحْسَبُونَ اَنَّمَا نُمِدُّهُمْ بِهٖ مِنْ مَالٍ وَبَنٖينَۙ

  • 24:33 Nur: 33

    وَلْيَسْتَعْفِفِ الَّذٖينَ لَا يَجِدُونَ نِكَاحًا حَتّٰى يُغْنِيَهُمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِهٖۜ وَالَّذٖينَ يَبْتَغُونَ الْكِتَابَ مِمَّا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْ فَكَاتِبُوهُمْ اِنْ عَلِمْتُمْ فٖيهِمْ خَيْرًاۗ وَاٰتُوهُمْ مِنْ مَالِ اللّٰهِ الَّذٖٓي اٰتٰيكُمْۜ وَلَا تُكْرِهُوا فَتَيَاتِكُمْ عَلَى الْبِغَٓاءِ اِنْ اَرَدْنَ تَحَصُّنًا لِتَبْتَغُوا عَرَضَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۜ وَمَنْ يُكْرِهْهُنَّ فَاِنَّ اللّٰهَ مِنْ بَعْدِ اِكْرَاهِهِنَّ غَفُورٌ رَحٖيمٌ

  • 26:88 Şuarâ: 88

    يَوْمَ لَا يَنْفَعُ مَالٌ وَلَا بَنُونَۙ

  • 27:36 Neml: 36

    فَلَمَّا جَٓاءَ سُلَيْمٰنَ قَالَ اَتُمِدُّونَنِ بِمَالٍۘ فَمَٓا اٰتٰينِ‌يَ اللّٰهُ خَيْرٌ مِمَّٓا اٰتٰيكُمْۚ بَلْ اَنْتُمْ بِهَدِيَّتِكُمْ تَفْرَحُونَ

  • 30:39 Rum: 39

    وَمَٓا اٰتَيْتُمْ مِنْ رِبًا لِيَرْبُوَ۬ا فٖٓي اَمْوَالِ النَّاسِ فَلَا يَرْبُوا عِنْدَ اللّٰهِۚ وَمَٓا اٰتَيْتُمْ مِنْ زَكٰوةٍ تُرٖيدُونَ وَجْهَ اللّٰهِ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُضْعِفُونَ

  • 33:27 Ahzâb: 27

    وَاَوْرَثَكُمْ اَرْضَهُمْ وَدِيَارَهُمْ وَاَمْوَالَهُمْ وَاَرْضًا لَمْ تَطَؤُ۫هَاۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدٖيرًا۟

  • 34:35 Sebe': 35

    وَقَالُوا نَحْنُ اَكْثَرُ اَمْوَالًا وَاَوْلَادًاۙ وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبٖينَ

  • 34:37 Sebe': 37

    وَمَٓا اَمْوَالُكُمْ وَلَٓا اَوْلَادُكُمْ بِالَّتٖي تُقَرِّبُكُمْ عِنْدَنَا زُلْفٰٓى اِلَّا مَنْ اٰمَنَ وَعَمِلَ صَالِحًاۘ فَاُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ جَزَٓاءُ الضِّعْفِ بِمَا عَمِلُوا وَهُمْ فِي الْغُرُفَاتِ اٰمِنُونَ

  • 38:32 Sâd: 32

    فَقَالَ اِنّٖٓي اَحْبَبْتُ حُبَّ الْخَيْرِ عَنْ ذِكْرِ رَبّٖيۚ حَتّٰى تَوَارَتْ بِالْحِجَابِ۠

  • 47:36 Muhammed: 36

    اِنَّمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا لَعِبٌ وَلَهْوٌۜ وَاِنْ تُؤْمِنُوا وَتَتَّقُوا يُؤْتِكُمْ اُجُورَكُمْ وَلَا يَسْـَٔلْكُمْ اَمْوَالَكُمْ

  • 48:11 Fetih: 11

    سَيَقُولُ لَكَ الْمُخَلَّفُونَ مِنَ الْاَعْرَابِ شَغَلَتْنَٓا اَمْوَالُنَا وَاَهْلُونَا فَاسْتَغْفِرْ لَنَاۚ يَقُولُونَ بِاَلْسِنَتِهِمْ مَا لَيْسَ فٖي قُلُوبِهِمْۜ قُلْ فَمَنْ يَمْلِكُ لَكُمْ مِنَ اللّٰهِ شَيْـًٔا اِنْ اَرَادَ بِكُمْ ضَرًّا اَوْ اَرَادَ بِكُمْ نَفْعًاۜ بَلْ كَانَ اللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبٖيرًا

  • 49:15 Hucurât: 15

    اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذٖينَ اٰمَنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِهٖ ثُمَّ لَمْ يَرْتَابُوا وَجَاهَدُوا بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْ فٖي سَبٖيلِ اللّٰهِۜ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الصَّادِقُونَ

  • 51:19 Zâriyât: 19

    وَفٖٓي اَمْوَالِهِمْ حَقٌّ لِلسَّٓائِلِ وَالْمَحْرُومِ

  • 57:20 Hadid: 20

    اِعْلَمُٓوا اَنَّمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَزٖينَةٌ وَتَفَاخُرٌ بَيْنَكُمْ وَتَكَاثُرٌ فِي الْاَمْوَالِ وَالْاَوْلَادِۜ كَمَثَلِ غَيْثٍ اَعْجَبَ الْكُفَّارَ نَبَاتُهُ ثُمَّ يَهٖيجُ فَتَرٰيهُ مُصْفَرًّا ثُمَّ يَكُونُ حُطَامًاۜ وَفِي الْاٰخِرَةِ عَذَابٌ شَدٖيدٌۙ وَمَغْفِرَةٌ مِنَ اللّٰهِ وَرِضْوَانٌۜ وَمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَٓا اِلَّا مَتَاعُ الْغُرُورِ

  • 58:17 Mücâdele: 17

    لَنْ تُغْنِيَ عَنْهُمْ اَمْوَالُهُمْ وَلَٓا اَوْلَادُهُمْ مِنَ اللّٰهِ شَيْـًٔاۜ اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ النَّارِۚ هُمْ فٖيهَا خَالِدُونَ

  • 59:8 Haşr: 8

    لِلْفُقَرَٓاءِ الْمُهَاجِرٖينَ الَّذٖينَ اُخْرِجُوا مِنْ دِيَارِهِمْ وَاَمْوَالِهِمْ يَبْتَغُونَ فَضْلًا مِنَ اللّٰهِ وَرِضْوَانًا وَيَنْصُرُونَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُۜ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الصَّادِقُونَۚ

  • 61:11 Saff: 11

    تُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَرَسُولِهٖ وَتُجَاهِدُونَ فٖي سَبٖيلِ اللّٰهِ بِاَمْوَالِكُمْ وَاَنْفُسِكُمْۜ ذٰلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَۙ

  • 63:9 Münâfikun: 9

    يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا لَا تُلْهِكُمْ اَمْوَالُكُمْ وَلَٓا اَوْلَادُكُمْ عَنْ ذِكْرِ اللّٰهِۚ وَمَنْ يَفْعَلْ ذٰلِكَ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ

  • 68:14 Kalem: 14

    اَنْ كَانَ ذَا مَالٍ وَبَنٖينَۜ

  • 69:28 Hâkka: 28

    مَٓا اَغْنٰى عَنّٖي مَالِيَهْۚ

  • 70:24 Meâric: 24

    وَالَّذٖينَ فٖٓي اَمْوَالِهِمْ حَقٌّ مَعْلُومٌۙ

  • 71:12 Nuh: 12

    وَيُمْدِدْكُمْ بِاَمْوَالٍ وَبَنٖينَ وَيَجْعَلْ لَكُمْ جَنَّاتٍ وَيَجْعَلْ لَكُمْ اَنْهَارًاۜ

  • 71:21 Nuh: 21

    قَالَ نُوحٌ رَبِّ اِنَّهُمْ عَصَوْنٖي وَاتَّبَعُوا مَنْ لَمْ يَزِدْهُ مَالُهُ وَوَلَدُهُٓ اِلَّا خَسَارًاۚ

  • 74:12 Müddessir: 12

    وَجَعَلْتُ لَهُ مَالًا مَمْدُودًاۙ

  • 89:20 Fecr: 20

    وَتُحِبُّونَ الْمَالَ حُبًّا جَمًّاۜ

  • 90:6 Beled: 6

    يَقُولُ اَهْلَكْتُ مَالًا لُبَدًاۜ

  • 92:11 Leyl: 11

    وَمَا يُغْنٖي عَنْهُ مَالُهُٓ اِذَا تَرَدّٰىۜ

  • 92:18 Leyl: 18

    اَلَّذٖي يُؤْتٖي مَالَهُ يَتَزَكّٰىۚ

  • 100:8 Âdiyât: 8

    وَاِنَّهُ لِحُبِّ الْخَيْرِ لَشَدٖيدٌۜ

  • 104:2 Hümeze: 2

    اَلَّذٖي جَمَعَ مَالًا وَعَدَّدَهُۙ

  • 104:3 Hümeze: 3

    يَحْسَبُ اَنَّ مَالَهُٓ اَخْلَدَهُۚ

  • 111:2 Tebbet: 2

    مَٓا اَغْنٰى عَنْهُ مَالُهُ وَمَا كَسَبَۜ