• 2:21 Bakara: 21

    Ey insanlar, sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk edin, umulur ki (küfür ve kötülükten) sakınırsınız (böylece takvaya ulaşıp korunmuş olacaksınız).

  • 2:23 Bakara: 23

    Eğer kulumuza (Muhammed’e parça parça) indirdiğimizden (Kur’an-ı Kerim’den) şüphe ediyorsanız ve (bu iddianızda) sadıklardan (samimi ve tutarlı olanlardan)sanız; haydi Allah’tan başka şahitliğine (bilgisine ve belgesine güvendiğiniz) tüm tanıklarınızı (ve tanıdıklarınızı yardıma) çağırın ve Onun (Kur’an’ın) surelerine benzeyen bir sure (meydana) getirin (bakalım)!

  • 2:83 Bakara: 83

    Hani İsrailoğullarından, “Allah’tan başkasına kulluk yapmayın, anneye-babaya, yakınlara, yetimlere ve yoksullara (ihsanda bulunup) iyilikle davranın, (onların maddi ve manevi ihtiyaçlarını karşılayın;) insanlara güzel söz söyleyin (güler yüz gösterin), namazı dosdoğru kılın ve zekâtı verin” diye misak almıştık. Sonra siz, pek azınız hariç, (sözünüzden ve özünüzden) döndünüz ve (hâlâ) yüz çevirip duruyorsunuz… (Yani Hakk davanızdan ve sadakat iddianızdan dönüp hıyanet ettiniz. Siz zaten hâlâ yüzünüzü ve yönünüzü Hakk’tan çeviren dönek kimselersiniz!)

  • 2:90 Bakara: 90

    (Onlar) Allah’ın Kendi fazlından kullarından dilediğine (peygamberliği) indirmesini 'kıskanarak (itiraz ve isyan edip) Hakka başkaldırarak' Allah'ın indirdiklerini tanımayıp inkâra kalkışmakla, nefislerini (kendi akıbet ve ahiretlerini) ne bayağı ve aşağı şeye karşılık sattılar! Böylelikle gazap üstüne gazaba uğradılar. (Bu) Kâfirler için alçaltıcı bir azap vardır.

  • 2:138 Bakara: 138

    (İşte) Allah'ın boyası (İSLAM’dır ki; tabiattaki muhteşem renk ve desenlerin yaratılış sırlarıdır ve canlı cansız her varlığa vurulan vahdet damgasıdır)! Allah(ın boyasın)dan (Kur’an ahkâmından ve ahlâkından) daha güzel boyası olan kimdir? Biz (yalnızca) O'na kulluk edenleriz.

  • 2:156 Bakara: 156

    (Sabır ehli mü’minlere) Onlara bir musibet isabet ettiğinde, derler ki: “Biz kesinlikle Allah içiniz (O'ndan gelmişiz, O’nun rızası ve davası peşindeyiz) ve şüphesiz (öldükten sonra da tekrar) O'na dönücüleriz.”

  • 2:172 Bakara: 172

    Ey iman edenler, size rızık olarak verdiklerimizin (helâl ve) temiz olanlarından yiyin ve eğer (her türlü şirkten ve şerli düşüncelerden uzak) sadece O'na kulluk ediyorsanız, (yine yalnızca) Allah'a şükredin.

  • 2:186 Bakara: 186

    (Ey Nebim!) Kullarım Sana Beni soracak olursa (onlara de ki:) muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman, dua edenin duasına cevap veririm. Öyleyse, onlar da Benim çağrıma cevap versinler ve Bana (hakkıyla) iman (itaat ve itimat) etsinler. Umulur ki (böylece) irşad (doğru yolu bulmuş) olacaklardır.

  • 2:207 Bakara: 207

    (Ama) İnsanlardan öylesi de vardır ki, Allah'ın rızasını ara(yıp kazan)mak amacıyla nefsini (hevâsını, dünyalık rahatını ve menfaatini) feda etmekte (zulme ve hıyanete karşı tek başına direnmekte ve her türlü baskı ve barbarlığa göğüs germekte)dir. Allah, kullarına karşı (Raûf) şefkat sahibidir. (Münafık ve menfaatçi tipler ise, dinlerini ve davalarını satıp dünyalık makam ve menfaat elde etmektedirler.)

  • 2:235 Bakara: 235

    (Böyle iddet bekleyen) Kadınları nikâhlamak istediğinizi (ima edip onlara) sezdirmenizde, ya da böyle bir isteği gönlünüzde beslemenizde de sizin için bir sakınca yoktur. Gerçekte Allah, sizin onları (kalbinizden geçirip) anacağınızı bilir. Fakat sakın bilinen (meşru) sözler (örfi ve ahlâki girişimler) dışında; onlarla (boşandığınız veya alacağınız kadınlarla) gizlice va’adleşmeyin (kirli ilişkilere girmeyin); bekleme süresi (iddetleri) tamamlanıncaya kadar, nikâh bağını akdedip resmileştirmeye kesin karar vermeyin. Ve bilin ki, elbette Allah kalbinizden geçeni bilmektedir. Artık ondan (gizli ve kirli ilişkiler kurmak konusunda Allah’tan korkup çirkin işlerden) kaçının. Ve bilin ki, (geçmişteki günahlarınızdan dolayı) şüphesiz Allah Bağışlayandır, (kullara) yumuşak davranandır.

  • 2:256 Bakara: 256

    (İnsanları İslam’a sokmak için de, ibadetleri yaptırmak için de) Dinde zorlama (ve baskı) yoktur. (Zorlama; imtihan -deneme ve elenme- sırrına aykırıdır.) Şüphesiz, doğruluk (rüşd) sapkınlık ve azgınlıktan apaçık ayrılmıştır. Artık kim tağutu (İslam dışı sistemleri ve zalim kişileri terk ve inkâr ederek onları) tanımayıp Allah'a inanırsa (İslam nizamına tâbi olursa); artık o, şüphesiz sapasağlam bir kulpa yapışmıştır ki; bunun kopması yoktur (Kur’an’a tutunanların mahrum ve mahcup olma endişesi kalmamıştır). Allah, (her şeyi ve hakkı ile) İşitendir, Bilendir. [Not: Müslümanların yapması ve yapmaması gereken kurallar; “Helâl ve Haram” kavramlarıyla… Ama ülkedeki tüm insanların uyması ve sakınması gereken hususlar ise “Ma’ruf ve Münker” kavramlarıyla ifade edilmiş, toplum ve devlet düzenini korumak için mecburi müeyyideler getirilmiştir.]

  • 3:15 Âl-i İmrân: 15

    De ki: "Size bundan (dünyalık servet ve saltanattan) daha hayırlısını bildireyim mi? (Küfür ve kötülükten) Korkup sakınanlar için Rablerinin katında, içinde temelli kalacakları, altından ırmaklar (ve havuzlu şelaleler) akan cennetler, tertemiz eşler ve (özellikle) Allah'ın rızası vardır. Allah, kullarını hakkıyla görüp durmaktadır."

  • 3:20 Âl-i İmrân: 20

    (Ey Nebim!) Eğer Seninle çekişip-tartışırlarsa, de ki: "Ben, Bana uyanlarla birlikte, kendimi Allah'a teslim ettim." Ve kitap verilenlere ve ümmilere de ki: "Siz de (Kur’an’a ve Bana) teslim oldunuz mu? (Söyleyin!)” Eğer (İslam’a ve Kur’an’a) teslim oldularsa, gerçekten hidayete ermişlerdir. Fakat yüz çevirdilerse, artık Sana düşen yalnızca tebliğ (etmek)dir. Allah, kullarını hakkıyla Görendir.

  • 3:30 Âl-i İmrân: 30

    Her bir nefsin (ve herkesin) hayırdan yaptıklarını hazır bulacağı ve her ne kötülük işlediyse onunla da kendisi arasında uzak bir mesafe olmasını arzulayacağı o günü (düşünün). Allah, sizi Kendisinden sakındırır. (O’nun kahrına ve azabına uğramayasınız diye uyarır.) Allah, kullarına karşı şefkatli olandır (Raûf ve Halîm’dir).

  • 3:64 Âl-i İmrân: 64

    De ki: “Ey Ehl-i Kitap! Bizimle sizin aranızda müsavi (eşit ve müşterek) olan bir kelimeye gelip (şunları kabul edin: Ki) Yalnız Allah'a ibadet yapalım, O'na hiçbir şeyi (ve hiçbir şekilde) ortak koşmayalım; birbirimizi de Allah'tan başka rabler (yani; kullarını hukuken ve ahlâken terbiye etmek üzere, Hakk Dine aykırı kanun ve kural koyucular) edinip (sapmayalım).” Eğer (hâlâ) yine yüz çevirirlerse, deyin ki: “Şahit olun, biz gerçekten Müslüman kimseleriz.” [Not: Bu ayette, Ehl-i Kitap’la sadece “Allah, Peygamber, Kitap, Ahiret ve Hesap” gibi kelimeler üzerinde müşterekliğimiz bulunduğuna; ancak bu kavramların içeriği konusunda çok farklı ve aykırı inançlarımız olduğuna dikkat çekilmektedir.]

  • 3:79 Âl-i İmrân: 79

    Beşerden hiç kimsenin, Allah kendisine Kitabı, hükmü (hikmeti) ve peygamberliği verdikten sonra, (dönüp) insanlara: "Allah'ı bırakıp bana kulluk edin!" deme (hakkı ve yetki)si yoktur, (bu asla layık ve yakışık değildir!) Fakat o, (Peygamber ve Elçi; ilim ve eğitim ehline:) "Öğrettiğiniz ve ders verdiğiniz Kitaba göre Rabbaniler (Allah’ın dinine samimi ve daimi hizmetçiler) olunuz" (demekle görevlidir).

  • 3:182 Âl-i İmrân: 182

    Bu (azap, bizzat işleyip kendi) ellerinizin önden sundukları (ve kötü amellerinizin sonuçları)dır. Allah, kesinlikle kullara zulmedici değildir.

  • 4:12 Nisa: 12

    (Mal ve servet sahibi olan kadın) Eşlerinizin, eğer (önceki kocalarından) çocukları yoksa, (öldükten sonra) geride bıraktıklarının yarısı sizindir. Şayet çocukları varsa, -onunla yapacakları vasiyetten ya da (ayıracakları) borçtan sonra- bu durumda (kadınlarınızın miras) bıraktıklarının dörtte biri sizindir. Eğer sizin çocuğunuz yokken (ölecek olursanız), geriye bıraktıklarınızdan dörtte biri onların (kadınlarınızın)dır. Şayet sizin çocuğunuz varsa; geriye bıraktıklarınızdan sekizde biri onların (kadınlarınızın)dır. (Yine bu hükümler) Edeceğiniz vasiyet veya (varsa) borcun düşülmesinden sonradır. Mirası aranan (paylaşılan) erkek ya da kadın, çocuğu ve babası olmayan bir kimse olup da, (sadece anadan bir) erkek veya kız kardeşi bulunursa, onlardan her biri için (mirastan) altıda bir (hisse) vardır. Eğer (anadan bir kardeşleri) bundan fazla iseler, bu durumda -kendisiyle yapılan vasiyetten ya da (varsa) borçtan sonra- (mirasın) üçte birinde zarara uğratılmaksızın onlara ortaktırlar. (Bu size) Allah'tan bir (farziyet) tavsiyesidir. Allah (her şeyi hakkıyla) Bilendir, (kullara) yumuşak davranandır. [Not: İslam’ın Miras Hukukunda, hisseler ile mükellefiyetler arasında bir denge gözetilmiştir. Böylece daha çok harcama ve sorumluluk yüklenecek olanlara mirastan daha fazla hisse verilmiştir.]

  • 4:118 Nisa: 118

    Allah onu (şeytanı ve şeytanlaşmış insanları) lanetleyip (rahmetinden uzaklaştırmıştır). O da (şeytan ise:) “Andolsun, Senin kullarından belli bir kısmını (kendime uşak) tutacağım (onlardan belirli bir pay alacağım, haksızlığa ve ahlâksızlığa hizmetçi yapacağım.)” diyerek (küstahlaşmıştı).

  • 4:172 Nisa: 172

    (Hz. İsa) Mesih ve yakınlaştırılmış melekler, Allah’a kul olmaktan, kesinlikle çekinmezler (iman ve itaatte gevşeklik göstermezler). Kim O’na ibadet etmeye (kulluğun gereğini yerine getirmeye) karşı isteksiz ve çekimser davranır ve büyüklenmeye kalkışırsa, (biliniz ki) onların hepsini, huzuruna haşredecek (ve hesaba çekecektir).

  • 5:101 Maide: 101

    Ey iman edenler! Size açıklandığında, sizi üzecek (kötü ve çekilmez gelecek) şeyleri (gereksiz yere) sorup durmayın; Kur'an indirildiği (ve bugün meali okunuverdiği) zaman sorarsanız, size (gereken) açıklama yapılır. (Halbuki siz gereksiz şeyleri sormasaydınız) Allah onu affedip (bırakmıştı). Allah Bağışlayandır, (kullara) yumuşak olan (Halîm)dir.

  • 5:117 Maide: 117

    (Ya Rabbi!) "Ben onlara Senin bana emrettiklerinin dışında hiçbir şeyi söylemedim. (O da şuydu:) 'Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin' (dedim). Onların içinde kaldığım sürece, ben onların üzerinde bir şahit idim. Benim (dünya) hayatıma son verdiğinde (katına yükselttiğinde ise), üzerlerindeki ragib-devamlı gözetleyici Sendin. Sen her şeyin üzerine şahit (her an hazır ve nâzır) olansın."

  • 5:118 Maide: 118

    (Ya Rabbi!) “Eğer onları azaplandırırsan, şüphesiz onlar Senin kullarındır (her türlü takdir ve tasarruf Senin hakkındır); eğer onları (cehalet ve gafletleri dolayısıyla) bağışlarsan, şüphesiz Azîz olan, Hakîm olan Sensin Sen (Allah’ım).”

  • 6:18 En'am: 18

    O (Allah CC) kulları üzerinde Kahredici (mutlak egemenliğin sahibi) olandır. O, Hüküm ve Hikmet sahibi olup (her şeyden hakkıyla) Haberdardır.

  • 6:61 En'am: 61

    O (Allah), kulları üzerinde Kahredici (ezici ve kesin hükmedici güce sahip) olandır. Size koruyucular (hareketlerinizi kaydeden özel hafaza melekleri) gönderip durmaktadır. Sonunda sizden birinize ölüm gelip çattığı zaman, elçilerimiz (görevli meleklerimiz) onun 'hayatına son verip (canını almaktadır).' Onlar (bu işte ne eksik, ne fazla) kusursuz olarak kendi görevlerini yapmaktadırlar.

  • 6:88 En'am: 88

    İşte bu, Allah'ın hidayeti (ve dosdoğru dini)dir; ki kullarından dilediğini (iman ve itaat edeni) bununla hidayete erdirir. Şayet onlar da şirk koşsalardı, elbette bütün yapıp-ettikleri 'onlar adına' boşa çıkmış olacaktı. (Peygamber çocuğu olmak onları kurtaramazdı.)

  • 6:102 En'am: 102

    İşte Rabbiniz olan Allah budur. O'ndan başka ilah yoktur. Her şeyin Yaratıcısıdır, öyleyse (yalnız) O'na kulluk edin. O, her şeyin (ve herkesin) üzerinde bir Vekîl’dir. (Her türlü ihtiyaçlarını gideren ve sahiplik edendir.)

  • 6:128 En'am: 128

    (Allah-u Teâlâ) Onların hepsini toplayıp haşredeceği gün: “Ey cinn (şeytanları) taifesi, insanlardan (din adamı, ilim erbabı, ilahiyatçı ve hizmet sevdalısı sanılanların bir)çoğunu (ayartıp kendinize yardımcı edindiniz) öyle mi?” diye (sorguya çekecektir). İnsanlardan şeytanları veli edinenler ise: “Ya Rabbi kimimiz kimimizden yararlandık (şeytanlar ve şeytanlaşmış insanlar olarak, yanlış ve haksız olduğunu bile bile birbirimizden dünyalık amaçlar uğruna istifade etmeye çalıştık) ve nihayet tayin ve tespit ettiğin süreye (hesap gününe) ulaştık” diye (suçlarını itiraf edeceklerdir. Cenab-ı Hakk ise) buyuracak ki: "Allah'ın dilediği hariç olmak üzere, sizin içinde süresiz kalacağınız konaklama yeriniz ateştir." Şüphesiz Rabbin, Hüküm ve Hikmet sahibi olandır, (her şeyi hakkıyla) Bilendir.

  • 7:32 A'raf: 32

    (Ey Resulüm!) De ki: “Allah'ın kulları için yarattığı (helâl) süsü ve ziyneti ve (her türlü) temiz rızkı (ve nimeti) haram kılan kimdir? (Ki o haddini bilmemiştir ve fesatlık etmiştir.)” De ki: “Bunlar dünya hayatında da mü’minlerindir. (Zenginlik ve refah asıl mü’minlere yakışır nimetlerdir.) Ahirette de sadece onlar içindir.” Bilen (ilim ve gayretle bilenen) bir topluluk için ayetleri işte böyle birer birer açıklamaktayız.

  • 7:59 A'raf: 59

    Andolsun Biz Nuh'u kendi toplumuna (elçi) gönderdik. Dedi ki: "Ey kavmim, (sadece) Allah'a kullukta bulunun, sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. Doğrusu ben, (böyle giderseniz) sizin için büyük bir günün azabından korkmaktayım."

  • 7:65 A'raf: 65

    Ad (toplumuna da) kardeşleri Hud’u (gönderdik. Kavmine:) “Ey kavmim, Allah’a kulluk (yolunu tutun), sizin O’ndan başka ilahınız yoktur. Hâlâ korkup (küfür, zulüm ve kötülükten) sakınmayacak mısınız?” deyip (Hakka davet etmişti).

  • 7:70 A'raf: 70

    (Kâfirler) Dediler ki: "Sen bize sadece bir tek Allah'a kulluk yapmamız ve atalarımızın tapmakta olduklarını (geleneksel tutumlarını) bırakmamız için mi geldin? Eğer gerçekten doğru isen, haydi bize va’ad ettiğin şeyi (tehdidi ve acı akıbeti) getir bakalım."

  • 7:73 A'raf: 73

    Semud (toplumuna da) kardeşleri Salih'i (gönderdik. Salih onlara): "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. (Bakın) Gerçekten size Rabbinizden (mucize olarak kayalardan çıkardığı) apaçık bir belge (bürhan-delil) gelmiştir: Allah'ın bu dişi devesi size açık bir belgedir; onu salıverin de Allah'ın Arz’ında otlasın, ona bir kötülükle dokunmayın, sonra sizi acı bir azap yakalar (sakın nefsinize ve şeytani heveslerinize kapılmayın)" diye (uyarmıştı).

  • 7:85 A'raf: 85

    (Sina Yarımadası’nda ve Tûr Dağı civarında yaşayan) Medyen (toplumuna da) kardeşleri Şuayb'ı (gönderdik. Şuayb onlara) Dedi ki: "Ey kavmim, Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. (İşte) Size (benimle) Rabbinizden apaçık bir belge (mucize) gelmiştir. Ölçüyü ve tartıyı tam tutun, insanların (hakları olan mallarını ve) eşyasını değerinden düşürüp-eksiltmeyin (hırsızlık ve haksızlık yapmayın) ve düzene (ıslaha) konulmasından sonra yeryüzünde bozgunculuk (fesat) çıkarmayın. Eğer inanıyorsanız (her türlü zulüm ve sömürüden sakının.) Bu sizin için daha hayırlıdır."

  • 7:128 A'raf: 128

    (Hz.) Musa kavmine dedi ki: (Sakın ürküp gevşemeyin, telaş etmeyin) “Yardımı (yalnız) Allah'tan isteyin ve sabredin. Şüphesiz ki yeryüzü bütünüyle Allah'ındır ve kullarından (sadakatlerini denediğini ve) dilediğini ona varis kılacaktır. Ve mutlu son müttakilerin olacaktır.”

  • 7:194 A'raf: 194

    (Ey gafil ve cahil insanlar!) Allah'tan başka taptıklarınız (kendinize kurtarıcı ve şefaatçi yaptıklarınız) sizler gibi (aciz ve muhtaç) kullardır. Eğer (iddianızda, yani şirk koştuklarınızın etkili ve yetkili oldukları konusunda) doğru iseniz, hemen onları (gıyaben) çağırın da size icabet etsinler (ve yardıma gelsinler de görelim).

  • 8:41 Enfâl: 41

    Bilin ki, 'ganimet olarak ele geçirdiğiniz' şeylerin beşte biri (devlet ve millet hizmetinde kullanılmak üzere); muhakkak Allah'ın, Resul'ün, Ona yakınlığı olanların, yetimlerin, yoksulların ve yolda kalmışlarındır. Eğer Allah'a (inanıyorsanız); ve Hakk ile Bâtıl’ın birbirinden ayrıldığı gün, (yani) iki ordunun karşı karşıya kaldığı (ve mü’minlerin kazandığı) günde (Bedir'de) kulumuza (Hz. Muhammed Aleyhisselam’a) indirdiğimize (Kur’ani hükümlere ve müjdelere) iman ediyorsanız (ganimeti böyle bölüşün). Allah, her şeye güç yetirendir.

  • 8:51 Enfâl: 51

    (Ey kâfirler!) İşte (uğradığınız) bu (şiddet ve zahmet), sizin ellerinizin önceden takdim ettiği işler (kötülük ve nankörlükler) yüzündendir. Yoksa şüphesiz Allah kullara asla zulüm (haksızlık ve yanlışlık) edici değildir (denilecektir).

  • 9:104 Tevbe: 104

    Onlar bilmiyorlar (anlayıp inanmıyorlar) mı ki, gerçekten Allah kullarından tevbeleri kabul edip (bağışlayandır.) Ve O, sadakaları (cennet karşılığı) alandır. Şüphesiz Allah, tevbeleri çokça kabul eden, acıyıp esirgeyen O'dur. (İşte O’na güvenip yönelin ki yegâne Rabbinizdir.)

  • 10:3 Yunus: 3

    Şüphesiz sizin Rabbiniz, altı günlerde (devrede) gökleri ve yeri (hiç yoktan) yaratıveren, sonra (Kâinatın manevi bilgi ve yönetim merkezini kudret eline alıp) Arş’a istiva eden, (hücrelerden galaksilere her an bütün) işleri (bizzat ve layıkıyla) evirip-çeviren Allah'tır. O’nun izni olmadıktan sonra, hiç kimse (kimseye) şefaatçi olamaz. İşte Rabbiniz olan Allah budur, öyleyse (her halde, sadece ve sürekli) O'na kulluk edin. Yine de öğüt alıp düşünmeyecek misiniz?

  • 10:18 Yunus: 18

    (Müşrikler şu kimselerdir ki) Allah'ı bırakıp (O’nun izni ve iradesi olmadan) kendilerine zarar veremeyecek ve yararları da erişmeyecek (olan) şeylere (sığınıp) kulluk ederler ve: “Bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir” derler. (Onlara) De ki: “Siz, Allah'a, göklerde ve yerde O’nun (hâşâ) bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz? (Hayır, siz açıkça yalan uyduruyor ve asılsız kuruntulara kapılıyorsunuz!) O, sizin şirk koştuklarınızdan uzak ve Yücedir.”

  • 10:107 Yunus: 107

    Ve eğer, Allah Sana bir zarar dokunduracak olsa, yine O'ndan başka bunu Senden kaldırıp giderecek yoktur. Ve eğer Sana bir hayır isterse, O'nun bol fazlını (ikram ve in’amını) geri çevirecek de yoktur. O, kullarından dilediğine bundan (hayırdan) isabet ettirir. O, Bağışlayandır, Esirgeyip Koruyandır.

  • 11:26 Hud: 26

    “Allah’tan başkasına kulluk etmeyin (yarar ve zararı sadece Allah’tan bilin. İbadet ve hizmetlerinizde sadece O’nun rızasını gözetin). Gerçekten ben, sizin için acı bir günün azabından korkmaktayım” (demişti).

  • 11:123 Hud: 123

    (Gerçek şu ki:) Göklerin ve yerin gaybı (bütün varlıkları ve yaratılış sırları) Allah'ındır, bütün işler O'na döndürülüp durmaktadır; öyleyse sadece O'na kulluk et ve O'na tevekkül edip (güven). Senin Rabbin yaptıklarınızdan (gafil) habersiz değildir. (Sakın böyle sanıp aldanmayınız!)

  • 12:24 Yusuf: 24

    Andolsun kadın onu çok arzulamıştı, -eğer Rabbinin (zinayı yasaklayan) kesin kanıt (bürhan)ını (ve vicdanına doğan uyarı ilhamlarını) görmeseydi- o da (Yusuf da) onu arzulamış (ve kalbi ona kaymıştı). Böylelikle Biz ondan kötülüğü ve fuhşu geri çevirmek için (ona takva ve duyarlılık bağışlamıştık). Çünkü o, muhlis kullarımızdandı.

  • 12:40 Yusuf: 40

    “Sizin, Allah’tan başka ibadet (ve hizmet) ettikleriniz, birtakım (kendi uydurup taktığınız) isimlerden (düzmece amblem ve alâmetlerden) ibaret şeylerdir ki, onları siz ve atalarınız uyduruvermiştir. Allah onların (gerçekliği) hakkında hiçbir delil indirmemiştir. (Oysa) Hüküm, yalnızca Allah'a aittir. O, Kendisinden başkasına kulluk etmemeniz (gerektiğini) emretmiştir. Dosdoğru olan din işte budur, ancak insanların çoğu (gerçeği) bilmeyen (cahil sürüleri)dir” (dedikten sonra rüyalarını şöyle te’vil etmişti:)

  • 13:36 Ra'd: 36

    (Ey Resulüm!) Kendilerine kitap verdiklerimiz(den iz'an ve insaf ehli bazı kimseler), Sana indirilen (Kur’an) dolayısıyla sevinip ferahlık (ve gönül rahatlığı) duymaktadırlar; fakat (İslam’ın aleyhinde birleşen) gruplardan (şeytani hizip-parti ve oluşumlarından), Onun (Kur’an ayetlerinin) bir kısmını inkâr edenler de vardır. De ki: "Ben, yalnızca Allah'a kulluk yapmak ve O'na asla ortak koşmamakla emrolundum. Ben ancak O'na dua ve davet ederim ve son dönüşüm O'nadır."

  • 14:11 İbrahim: 11

    Resulleri onlara dediler ki: (Evet) “Doğrusu bizler de, sizin gibi sadece bir beşeriz, ancak Allah kullarından dilediğine lütufta bulunup (özel nimet ve faziletler bahşetmektedir). Allah'ın izni olmaksızın size ispatlayıcı bir delil getirmemiz bizim için olacak şey değildir. Mü’minler, ancak Allah'a tevekkül etmelidirler.”

  • 14:31 İbrahim: 31

    (Ey Resulüm!) İman etmiş kullarıma söyle: “Alış-verişin ve dostluğun olmadığı (paranın ve arkadaşlığın fayda sağlamadığı) o gün gelmezden evvel, dosdoğru (huşû ve şuurla ve İslam’ın tamamına teslimiyet huzuruyla) namazı kılsınlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infakta bulunsunlar (helâl kazançlarını hayırda harcasınlar ki, kurtuluş bundadır).”

  • 14:35 İbrahim: 35

    Hani bir zaman İbrahim şöyle demişti: "Ey Rabbim bu beldeyi (ve bölgeyi) güvenli (ve bereketli) kıl, beni ve çocuklarımı putlara kulluk etmekten (ve tağuti düzenlerin peşine gitmekten) uzak tut. (Zira hidayet Sendendir.)”

  • 15:39 Hicr: 39

    (Şeytan) Dedi ki: “Rabbim, beni (nefsime ağır gelen imtihanla) kışkırttığın (Adem’e hürmet ve tâbiiyet emrinle beni hırçınlaştırdığın) şeye karşılık, andolsun ben de yeryüzünde onlara, (Adem’in evlatlarına Sana başkaldırmayı, dünya tutkularını ve şehvet azgınlıklarını) süsleyip çekici göstereceğim ve onların tümünü mutlaka kışkırtıp saptıracağım.”

  • 15:40 Hicr: 40

    “Ancak onlardan muhlis olan kulların müstesnadır. (İbadet ve hizmetleriyle sadece Allah’ın rızasını arayan ve ahiret hazırlığını öne alan kullarına etkili olamayacağım.)”

  • 15:42 Hicr: 42

    (Ey şeytan!) “Şüphesiz kışkırtılıp-saptırılmışlardan sana uyanlar dışında, senin Benim (sadık) kullarım üzerinde zorlayıcı hiçbir gücün (fitne ve imtihan aracı olman dışında bir hükmün) yoktur.”

  • 15:49 Hicr: 49

    (Ey Resulüm!) Haber ver kullarıma ki; şüphesiz Ben, (evet) Ben (iman ve itaat ehli kullarımı) Bağışlayanım, Esirgeyip (Koruyanım. Elbette mü’min, müstakim ve mücahit kullarım cennetime sokulacaktır.)

  • 16:2 Nahl: 2

    (Allah elçi seçtiği) Kullarından dilediklerine; melekleri, Kendi emrinden olan ruh (Hz. Cebrail ve vahiy) ile; “Benden başka İlah yoktur, şu halde ancak Benden korkup (küfür, zulüm ve kötülükten) sakının, şeklinde uyarın” diye indirir.

  • 16:35 Nahl: 35

    (Zahiren Müslüman rolü oynayan, ama aslında) Şirk koşmakta olanlar: "Eğer Allah dileseydi, O'nun dışında hiçbir şeye kulluk yapmazdık (asla Hakk’tan ve hayırdan sapmazdık); biz de, atalarımız da O'nsuz (O’nun izni ve iradesi olmadan) hiçbir şeyi haram kılmazdık (kaderimizde varmış” diyerek Allah'ı suçlamaya kalkışmışlardı). Onlardan öncekiler de böyle yapmıştı. Şu halde elçilere düşen apaçık bir tebliğden başkası mıdır?

  • 16:36 Nahl: 36

    Andolsun Biz her ümmete: “(Sadece ve samimiyetle) Allah’a kulluk yapın ve TAĞUT’tan (Bâtıl nizamlardan ve putlaştırılmış insanlardan) kaçının!” diye bir elçi gönderdik. Böylelikle onlardan kimine (gerçekleri kabullenip Hakka ve hayra yönelene) Allah hidayet verdi, onlardan kiminin üzerine (dünya rahatı ve menfaati için tağuta tapınan ve şeytani odaklara kapılan kesime) ise dalâlet (sapkınlık-doğru yoldan çıkmışlık) hak oldu. Nitekim yeryüzünde bir dolaşın da, bakın hele (peygamberleri ve davetlerini) yalanlayanların akıbetinin nasıl olduğunu görüp anlayın (ve ibret alıp toparlanın).

  • 16:114 Nahl: 114

    Öyleyse Allah'ın sizi rızıklandırdığı şeylerden helâl (ve) temiz olanlarını yiyin (için); eğer (sadece ve samimiyetle) O'na kulluk ediyorsanız, Allah'ın nimetine şükredin (ki kurtulasınız)!

  • 17:1 İsrâ: 1

    • NOT: [İSRA SURESİ ilk ayetlerinde: a-Hem Miraç hadisesinin hikmet ve hedefleri anlatılmaktadır. b-Hem Mescid-i Aksa’nın (Kudüs ve Filistin topraklarının) ve civarının; Doğu Akdeniz Havzası, Türkiye, Mısır, Sudan, Suriye, Irak, İran ve Arabistan yarımadasının, iklim ve bitki ürünleri ve yer altı zenginlikleri bakımından bereketli kılındığı, ve özellikle Hakk Dinin ve büyük medeniyetlerin beşiği yapıldığı vurgulanmaktadır. c-Hem de Beni İsrail’in küfür ve zulüm ehlinin kirli geçmişlerine ve günümüzdeki acı akıbetlerine işaret buyrulmaktadır.]

    Bazı ayetlerimizden (ibret ve hikmet mucizelerimizden) kendisine göstermek için, (en makbul ve muhterem) kulunu (Hz. Muhammed’i AS) bir gece Mescid-i Haram'dan, çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa'ya götüren (oradan da bütün gök katlarına yükseltip kudret ve hikmet eserlerini seyrettiren. Bak: İsrâ-93) O (Allah) Yücedir. (Sübhan olup her türlü hata ve noksanlıktan münezzehtir.) Gerçekten O (her şeyi, herkesi, her sesi ve kalpten geçeni) İşitendir, Görendir. (Öyle ise devamlı O’nun huzurunda bulunduğunuzu unutmayınız.) [Not: Böylece insanlar içerisinden seçip Kendi Zatına en güzel ve en mükemmel Halife makamına eriştirdiği Hz. Muhammed’e (SAV), Kâinatın bütün tabakalarını ve oralardaki harika yaratıklarını bizzat göstermek ve İlahi müjde ve mesajlarını hepsine iletmek üzere, Onu Mİ’RAC’a çıkarmıştır.]

  • 17:3 İsrâ: 3

    (Ayrıca) Nuh ile birlikte (gemide) taşıdıklarımızın (ve kurtardıklarımızın) çocuklarını (ve torunlarını) da (Hakk’tan ve hayırdan ayrılmayınız! diye uyarmak üzere Musa’yı yolladık.) Şüphesiz o (Nuh), şükreden bir kul idi. (Onun sabrını ve sadakatini örnek almalısınız.)

  • 17:5 İsrâ: 5

    Nitekim (bunlardan) ilk vaid (birinci azgınlığınızı cezalandırma vakti) geldiği zaman güç ve şiddet sahibi kullarımızı (İslam kaynaklarında Buhtunnasr, Batılılarca Nabukadnezar denen komutanı ve ordularını) üzerinize gönderdik de sizi evlerin aralarına kadar girip araştırıp (buldular, yurtlarınızı ve zulüm saltanatlarınızı yıktılar). Bu yerine getirilmesi gereken bir sözdü (ve tarihte aynen gerçekleşmiş bulunmaktaydı.)

  • 17:7 İsrâ: 7

    İşte (böyle bir durumda) şayet iyilik (ve adalet) ederseniz, kendi nefsinize (ve menfaatinize) iyilik olacaktır. Yok, eğer kötülük (ve zulüm) ederseniz, o da kendi aleyhinize (sonuçlar doğuracaktır. Ama siz maalesef yine zulüm ve kötülük yoluna sapacak, elinizdeki ve emrinizdeki imkân ve iktidarları Siyonist hayallerinizi ve şeytani niyetinizi gerçekleştirmek için korkunç bir haksızlık ve ahlâksızlık yolunda kullanacaksınız. Dünya’yı savaş ve soygun alanına çevirecek ve insanları birbirine kırdıracaksınız.) Arkasından bu sonuncu (sapkınlık ve şımarıklığınızı cezalandırma) zamanı gelince, (size öyle Mü’min ve Mücahit kullarımızı göndereceğiz ki) yüzlerinizi kötüleştirsinler (servet ve saltanatınızı yıkıp sizi dize getirsinler, yüzlerinizi yere sürdürsünler) ve ilk kez girdikleri (Buhtunnasr veya Hz. Ömer döneminde Kudüs’ü fethettikleri) gibi tekrar yine Mescid’i (Aksa’ya) girsinler ve ele geçirdikleri (hainleri, katilleri ve mel’ânet merkezleri)ni mahvu perişan etsinler. (Böylece Siyonist saltanatınıza son versinler ve İsrail denen beşeriyet bünyesindeki kanser urunu kesip temizlesinler. Ey Beni İsrail, bu Allah’ın va’adi ve tehdididir ki, mutlaka yaşayacaksınız!)

  • 17:17 İsrâ: 17

    Biz, Nuh'tan sonra nice kuşakları (inkâr ve isyanları nedeniyle) yıkıma uğrattık. Kullarının günahlarından haberdar olucu, (ve her yaptıklarını) görücü (ve intikam alıcı) olarak Rabbin kâfidir. (Öyle ise Siyonist İsrail’in ve zalim Yahudi Lobilerinin yaptıklarını yanlarına mı bırakacağız?!)

  • 17:23 İsrâ: 23

    Senin Rabbinin hükmü şöyledir: O'ndan başkasına kulluk yapmayın ve anne-babaya ihsan ve iyilikle davranın (diye emretmektedir). Şayet onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlılığa ulaşırsa, onlara: "Öf" bile deme ve onları azarlama; onlara güzel (tatlı ve gönül alıcı) söz söyle (ki İslam ve insanlık bunu gerektirir).

  • 17:30 İsrâ: 30

    Şüphesiz Senin Rabbin, rızkı dilediğine -genişletir- yayar ve (dilediğine de imtihan gereği) daraltır. Gerçekten O, kullarından Haberi olandır, (her yaptıklarını her an) Görendir.

  • 17:53 İsrâ: 53

    (Ey Nebim!) Kullarıma, (herkese karşı) sözün en güzel olanını konuşmalarını söyle. Çünkü şeytan (katı ve kötü sözlerle) aralarını açıp bozmak ister. Şüphesiz şeytan insanın açıkça bir düşmanıdır. (Onun kışkırtmalarına dikkat etmelidir.)

  • 17:65 İsrâ: 65

    “Ama şu kesin ki (ey İblis!) Benim (sadık ve uyanık) kullarıma (karşı) senin hiçbir sultanın (zorlayıcı hükümranlığın geçerli) değildir-sökmeyecektir.” Vekîl olarak Rabbin yeterlidir.

  • 17:96 İsrâ: 96

    De ki: "Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeterlidir (herkesin niyetini ve gayretini çok iyi bilmektedir); kuşkusuz O, kullarından hakkıyla Haberdardır, (her şeyi ayrıntılarıyla) Görendir."

  • 18:1 Kehf: 1

    (Her türlü) Hamd (ve övgü); (kutlu) kulu (Hz. Muhammed Aleyhisselam) üzerine Kitabı indirip (insanlara açıklatan) ve Onda hiçbir çarpıklık (yanlışlık ve haksızlık) bırakmayan Allah'adır.

  • 18:65 Kehf: 65

    (Derken orada) Kullarımızdan bir (seçkin ve erişkin) kul buldular ki, Biz ona katımızdan (üstün bir) rahmet (nimet ve fazilet) vermiştik ve Kendi tarafımızdan (çok özel) bir ilim (gayb ve kader bilgisi: İlmi Ledün) öğretmiştik. (Hadis-i Şeriflerde bu Zat’ın Hz. Hızır olduğu anlatılmaktadır.)

  • 18:102 Kehf: 102

    O (gafiller ve) kâfirler, Beni bırakıp (dinimi dejenere eden ve çevresinde kurtarıcı geçinen bazı) kullarımı veliler (mürşitler ve mehdiler) edindiklerini mi zannetmişlerdi? Gerçekten Biz cehennemi (böylesi) kâfirler için bir (azap) durağı olarak hazır etmişizdir.

  • 19:2 Meryem: 2

    (Bu sure) Rabbinin, kulu Zekeriya'ya (olan hidayet, inayet ve) rahmetinin bir zikridir. (İbretli ve hikmetli hikâyesinin hatırlatılıp yad edilmesidir.)

  • 19:30 Meryem: 30

    (O esnada Hz. İsa bebek halinde dile gelip dedi ki:) “Ben, şüphesiz Allah'ın kuluyum, bana Kitap verdi ve beni Peygamber yaptı”,

  • 19:36 Meryem: 36

    (Ey Resulüm de ki:) “Kesinlikle Benim de sizin de Rabbimiz Allah’tır. O halde O’na kulluk edin, sırat-ı mustakim budur (sapkınlığa düşmeyin.)”

  • 19:44 Meryem: 44

    "Babacığım, şeytana kulluk etme (onun vesvese ve dürtülerini yerine getirme); kuşkusuz şeytan, Rahman (olan Allah)a başkaldıran bir asidir."

  • 19:61 Meryem: 61

    Adn cennetleri (onlarındır) ki, Rahman (olan Allah onu) Kendi kullarına gıyabi olarak (görmedikleri halde inandıkları için müjdeleyip) va’ad etmiştir. Şüphesiz O'nun va’adi yerine gelecektir.

  • 19:63 Meryem: 63

    İşte o cennet ki; Biz, kullarımızdan takva sahibi olanları (ona) mirasçı etmişizdir.

  • 19:93 Meryem: 93

    (Halbuki) Göklerde ve yerde olan (herkesin ve her şeyin) tümü Rahman'a, yalnızca (boyun eğmiş) kul olarak gelmektedir.

  • 20:77 Taha: 77

    Yemin olsun ki, Biz Musa’ya: “(Sana tâbi olan) Kullarımla birlikte (tedbir olsun diye) geceleyin yürüyüp yola çık, (sahile vardığında asanla) vur, denizde onlar için (mucize olarak tünel gibi) kuru bir yol (tüp geçiş galerisi) aç; (Firavun’un arkanızdan) yetişmesinden de korkma, (boğuluruz diye de) endişeye kapılma!” diye vahyetmiştik. (O da sözümüzü yerine getirmişti.)

  • 21:26 Enbiya: 26

    (Müşrikler) "Rahman (olan Allah) çocuk edindi" diyerek (küfre sapmışlardır). O (Allah, bu yakıştırmadan) Yücedir. Hayır, onlar (melekler ve Hz. İsa gibi nebiler sadece) ikrama layık görülmüş (mükerrem ve muhterem kılınmış) kullardır.

  • 21:105 Enbiya: 105

    Yemin olsun ki Zikir’den (Tevrat’tan) sonra Zebur’da da yazıp (belirttik ve Kur’an’da da va’ad ettik) ki: “(Sonunda) Yeryüzüne mutlaka salih kullarım varis olacak (galibiyet ve hâkimiyet, mü’min ve mücahitlerin eline geçecek)tir.”

  • 21:106 Enbiya: 106

    Gerçek şu ki kulluk (şuuru ve sorumluluğuyla hareket) eden (Allah’a teslimiyet ve ubudiyet gösteren) bir topluluk için Bunda (Kur'an'da) ‘belağ=açık bir mesaj' verilmiştir (veya gerçek çıkış yolları gösterilmiştir).

  • 22:10 Hacc: 10

    “(Ey insan!) İşte bu (ahiret azabı) iki elinle yapıp (önden) gönderdiklerindir.” Zira Allah kullarına asla haksızlık edici değildir (diyeceğiz.)

  • 23:23 Mü'minun: 23

    Andolsun, Biz Nuh'u kendi kavmine (elçi olarak) göndermiştik de böylece kavmine: "Ey kavmim, Allah'a kulluk edin ki, O’nun dışında sizin başka ilahınız yoktur, hâlâ (inanıp küfür ve kötülükten) sakınmayacak mısınız?" deyip (uyarmıştı).

  • 25:17 Furkan: 17

    (Senin Rabbinin;) Onları (inkârcıları ve münafıkları) ve Allah'tan başka taptıklarını (putlaştırıp tağutlaştırdıkları şahısları) bir araya getirip toplayacağı ve: "Şu kullarımı siz mi saptırdınız, yoksa kendileri mi yoldan saptılar?" diye (soracağı) gün (yakında gelecektir.)

  • 25:58 Furkan: 58

    Sen, daima diri (Hayy) olan (ve sonsuza dek) ölümsüz kalan (Allah)a tevekkül et ve O'nu hamd ile tesbih et. Kullarının günahlarından O'nun haberdar olması yeterlidir (ve hesaplarını O görecektir).

  • 25:63 Furkan: 63

    Rahman’ın (akıllı, hayırlı ve has) kulları (onlardır ki;) gezip dolaştıkları (her) yerde, (münasip ve) mütevazı yürürler. Bilgisiz (ve görgüsüz) kimseler kendilerine sataştıklarında ise onlara: “Selametle (barış ve güvenlik içinde olun)!” derler (ve geçiştirirler, yersiz tartışma ve kapışmalara girişmezler. Ama kutsallarına sataşıldığında gerekli tepkiyi gösterirler).

  • 26:52 Şuarâ: 52

    Derken Musa’ya: “Kullarımı (Mısır’dan çıkarıp) gece yürüyüşe geçir, çünkü (Firavun’un adamlarınca) izleneceksiniz” diye vahyettik.

  • 26:70 Şuarâ: 70

    Hani (Hz. İbrahim) babasına ve kavmine: “Siz neye kulluk ediyorsunuz?” diye (sormuştu).

  • 27:15 Neml: 15

    Andolsun, Davud'a ve Süleyman'a da (şimdiki ileri teknoloji harikaları yerine, özel manevi marifetleri içeren mucizevi) bir ilim vermiştik de, onlar da: “Bizi inanmış kullarından birçoğuna göre üstün kılan Allah'a hamd olsun” demişlerdi. [Not: Hatta önceki peygamberlere verilen bazı mucizevi kolaylık ve desteklere, bugünkü teknolojiler hâlâ erişememiştir. Ses ve görüntü gibi ayrıca eşyanın da anında nakli benzeri harikaların bu ümmete teknoloji olarak verilmesi beklenmeli ve bu yönde gayret gösterilmelidir.]

  • 27:19 Neml: 19

    (Süleyman, karıncanın) Bu sözü üzerine tebessüm edip gülerek: “Rabbim, (hayvanların dilinden ve halinden anlamayı lütfettin ve daha nice faziletler verdin, öyle ise) hem bana, hem anne ve babama verdiğin bunca nimete şükretmemi ve hoşnut olacağın salih amel(ler) işlemeyi (hayırlı ve yararlı işler görmemi) ilham et ve beni rahmetinle salih kulların arasına kat” deyip (dua etmişti).

  • 27:45 Neml: 45

    Andolsun, Biz (Şam-Medine arasında ve Kızıldeniz civarındaki) Semud (kavmine) kardeşleri Salih’i: “Yalnızca Allah’a kulluk edin” demek üzere gönderdik. Derken bir de ne görsün, onlar (haset ve fesat yüzünden) birbirlerine düşman kesilmiş iki taifeydi.

  • 27:59 Neml: 59

    (Ey Resulüm!) De ki: “Hamd olsun Allah'a ve selam olsun O'nun seçtiği kullarına! (Şimdi düşünün bakalım) Allah mı (kullarına yararlı ve) daha hayırlıdır, yoksa onların ortak koştukları mı?”

  • 28:82 Kasas: 82

    Daha dün onun (Karun’un) yerinde olmayı dileyenler, sabahladıklarında: “Vay be! Demek ki Allah, kullarından dilediğinin rızkını genişletip-yaymakta ve (istediği anda) kısıp-daraltmaktadır. Eğer Allah, bize lütfetmiş olmasaydı, bizi de şüphesiz (kahredip yere) batırırdı. Vay be! Demek gerçekten inkâr edenler felah bulamaz” demeye başlamışlardı.

  • 29:16 Ankebut: 16

    Hani İbrahim de kavmine demişti ki: "(Sadece) Allah'a kulluk edin ve O'ndan (Allah’a itirazdan ve azabından) sakının, eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır."

  • 29:17 Ankebut: 17

    (Halbuki) “Siz ancak Allah’tan başka birtakım putlara tapıyor (ve bunu meşru ve mazur göstermek için ‘bunlar şefaatçilerimiz ve aracılarımızdır’ gibi) bir sürü yalanlar uyduruyorsunuz. Gerçek şu ki, sizin Allah'tan başka taptıklarınız, size rızık vermeye (ve her türlü ihtiyacınızı temin etmeye) güç yetiremezler; öyleyse rızkı Allah'ın katında (meşru, doğru ve doğal metotlarla) arayın, sadece O'na kulluk edin ve O'na şükredin. Siz O'na döndürüleceksiniz.” (Bunu asla unutmayın.)

  • 29:36 Ankebut: 36

    (Güney Ürdün, Kızıldeniz ve Sina arasında yaşayan) Medyen (ahalisine) de kardeşleri Şuayb'ı (gönderdik.) Böylece (onlara) dedi ki: "Ey kavmim, Allah'a kulluk edin ve (bu iman ve ibadetinizle) ahiret gününü(n sevabını ve mükâfatını arzulayıp) umut taşıyın ve yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık-fesatlık çıkarmayın."

  • 29:56 Ankebut: 56

    Ey iman eden kullarım, şüphesiz Benim Arz’ım (ihsan ve ikramım ve her türlü imkânlarım) geniştir; artık yalnızca Bana ibadet edin. (Dünyalık kaygılarla kâfir düzenlere ve zalim-hain yöneticilere boyun eğmeyin.)

  • 29:62 Ankebut: 62

    Ve yine Allah’ın kullarından dilediğine rızkı yayıp genişlettiğini, (ve bir kesime de rızkı) kısıp (böylece imtihan ettiğini ve işçi-işveren dengesini düzenlediğini nasıl unutuyorlardı?) Şüphesiz Allah her şeyi (hakkıyla) bilip durmaktadır.

  • 30:48 Rum: 48

    Allah O’dur ki; rüzgârları gönderir, böylece bunlar bulutu sürükleyip kaldırır da, onu nasıl dilerse gökte öyle yayıp-dağıtır (böylece su buharlarını toplatıp taşıtır) ve onu parça parça yapıp (istediği yörelere aktarır); nihayet bulutların arasından yağmurun akıp çıktığını görürsün. Sonunda (rahmetini) Kendi kullarından dilediğine verince, o vakit (daha önce ümitsizliğe kapılanlar) hemen sevinmeye ve birbirlerine müjde vermeye (başlamışlardır.)

  • 34:9 Sebe': 9

    Onlar, (son sistem teknolojik aletlerle) gökten ve yerden (tabiat ve kâinat düzenine bakıp da) önlerinde ve arkalarında olanı (uzaydaki ve dünyadaki bu harika yaratılışı hâlâ) görmüyorlar mı? Eğer Biz dilersek, onları yerin dibine geçirir, ya da gökten üzerlerine parçalar çökertiriz (de mahvolup giderler). Hiç şüphesiz, bunda (dünya ve kâinat nizamında) 'gönülden (Allah'a) yönelen' her kul için nice ayetler ve ibretler vardır.

  • 34:13 Sebe': 13

    Onlar (cinn ustalar) ona (Süleyman’a) dilediği şekilde meharib (mihrablar, içinde düşmanlardan korunulacak ve Allah’a ibadet olunacak kaleler ve saraylar), heykeller (mermerden ve madenlerden oyuncaklar, hayvanlar ve süs eşyaları), havuz şeklinde çanaklar ve yerinden sökülmeyen kazanlar yaparlardı. “Ey Davud ailesi, artık şükrederek çalışın!” Zira kullarımdan şükredenler (nimet ve fırsatlarımın gereğini yerine getirenler) pek azdır (diye uyarmıştık).

  • 34:27 Sebe': 27

    De ki: “O'na (kulluk ederken) eklemekte olduğunuz ortakları (tağutlaştırdığınız evliya, ulema ve umera (iktidar) takımını) bana gösterin de bir bakalım... (Onları tartıp karşılaştıralım…) Kesinlikle hayır ve hâşâ! (Onlar Allah’a asla ortak olamazlar;) Bilakis, O Güçlü ve Üstün olan, Hüküm ve Hikmet sahibi olan Allah'tır.”

  • 34:39 Sebe': 39

    De ki: "Şüphesiz Benim Rabbim, kullarından rızkı dilediğine genişletip-yayar (lütfuyla zengin kılar) ve (dilediği kullarının da rızkını) kısıp daraltır. (Hatta zengin iken fakir bırakır.) Artık siz her neyi infak ederseniz, O (Allah), yerine bir başkasını (daha hayırlısını ve fazlasını) verir; O, rızık verenlerin en Hayırlısıdır." (Her iyiliğin karşılığı mutlaka verilecektir.)

  • 35:28 Fâtır: 28

    İnsanlardan, hayvanlardan ve davarlardan da renkleri (ve şekilleri) böyle değişik olanlar vardır. (O’nun) Kulları içinde ise, ancak âlim olanlar (yaratılış sırlarını ve sorumluluklarını çok iyi kavrayanlar) “içleri titreyerek hakkıyla ve hürmetle Allah'tan korkup bağlanırlar.” Şüphesiz Allah, Üstün ve Güçlü olandır, Bağışlayandır.

  • 35:32 Fâtır: 32

    Sonra Kitabı kullarımız arasında seçtiklerimize miras verdik. (Layık ve sadık olanlara Kur’an hikmetini öğrettik.) Onlardan kimisi nefislerine zulmeder (kötülük ve nankörlüğe yönelir)ler. Onlardan kimisi orta bir yol izler (hem günah hem sevap işler)ler. Onlardan kimisi de Allah'ın izniyle, hayırlarda ileri geçmek için yarış ederler. İşte bu (üstün ve) büyük fazilettir. (Kur’an’a yoğunlaşan, onu araştıran ve anlayıp uygulayanlar seçkin ve nasipli kimselerdir.)

  • 35:45 Fâtır: 45

    Eğer Allah, insanları işleyip kazandıkları (günahlar) yüzünden hemen yakalayıp sorgulayarak cezalandırsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Ancak (imtihan gerçeği ve merhameti gereği) onları belli bir müddet erteleyip geciktirir. Ama ecelleri (cezalandırma vakitleri) geldi mi (intikamını mutlaka alıverir.) Çünkü Allah kullarını devamlı gözetlemekte (ve onların amellerine göre hak ettiklerini vermekte)dir. [Not: Ayette geçen “A-ha-ze” (almak, tutmak, yakalamak, etkisi altına sokmak ve ayıplamak): kökünden gelen kelime, Kur’an-ı Kerim’de 273 yerde geçmekte ve 20 kadar farklı anlam içermektedir.]

  • 36:22 Yâsin: 22

    "Hem bana ne oluyor ki, beni (hiç yoktan) Yaratan'a (ve en uygun yeteneklerle donatana) kulluk etmeyecekmişim? Zaten siz de (sonunda) O'na (Yüce Yaratıcıya) döndürüleceksiniz. (Nihayet hepiniz de dönüp dolaşıp O’nun huzuruna götürüleceksiniz.)"

  • 36:30 Yâsin: 30

    Yazıklar olsun (bütün kâfir ve gafil) kullara; ki onlara bir elçi gelmeyegörsün, mutlaka onunla alay ederlerdi (edeceklerdi).

  • 36:60 Yâsin: 60

    “Ey Ademoğulları, Ben sizi (uyarıp): ‘Sakın şeytana kulluk yapmayın, (kötü ve çirkin işlere bulaşmayın,) çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır;’ diye (hatırlatıp sizden) ahit almamış mıydım?”

  • 36:61 Yâsin: 61

    "Ancak Bana ibadet edin ki, hidayet ve istikamet yolu budur (başka yollar bâtıldır, diye uyarmamış mıydım?)."

  • 37:79 Sâffât: 79

    Âlemler içinde selam olsun Nuh'a.

  • 37:80 Sâffât: 80

    İşte Biz muhsinleri (Allah’ı görür gibi ibadet edenleri ve cihad görevini titizlikle yerine getirenleri) böyle mükâfatlandırırız.

  • 37:81 Sâffât: 81

    Şüphesiz o, Bizim (gerçek ve örnek) mü'min olan kullarımızdandı.

  • 37:109 Sâffât: 109

    İbrahim'e selam olsun (ki o sadık ve sağlam duranlardandı).

  • 37:110 Sâffât: 110

    Biz, muhsinleri (en sevdiklerini Allah için verenleri) böyle mükâfatlandırırız.

  • 37:111 Sâffât: 111

    Şüphesiz o, Bizim (tam) mü'min (ve emin) olan kullarımızdandı.

  • 37:120 Sâffât: 120

    Musa'ya ve Harun'a selam olsun (ki onlar süper güce, Firavun ve çevresine kafa tutmuşlardı).

  • 37:121 Sâffât: 121

    Gerçekten Biz, ihsanda bulunanları böyle mükâfatlandırırız.

  • 37:122 Sâffât: 122

    Şüphesiz ikisi de, Bizim mü'min (emin ve teslim) olan kullarımızdandı.

  • 37:127 Sâffât: 127

    Fakat (buna rağmen) onu (İlyas’ı) yalanladılar; bundan dolayı gerçekten onlar, (azap için getirilip) hazır bulundurulacak (ve tutuklanacak) olanlardır.

  • 37:128 Sâffât: 128

    Ancak muhlis olan (sadece Allah’ın rızasını arayan) kullar başkadır. (Onlar sonsuz mutluluğa ulaşacaklardır.)

  • 37:130 Sâffât: 130

    İlyasin'e (tüm İlyas gibilere) selam olsun.

  • 37:131 Sâffât: 131

    Şüphesiz Biz, muhsinleri (Allah’ı görüyor ve huzurunda imtihan veriyor gibi yaşayan kimseleri) böyle ödüllendirip (onurlandırırız).

  • 37:132 Sâffât: 132

    Şüphesiz o, Bizim mü'min (sağlam iman ehli ve emin) olan kullarımızdandı.

  • 37:171 Sâffât: 171

    Andolsun, (peygamber ve Hakka rehber olarak) gönderilen kullarımıza (şu) sözümüz geçmiştir (ve tarafımızdan şu garantiyi vermişizdir):

  • 37:172 Sâffât: 172

    Elbette onlar (mü’min ve mücahit sadıklar); mutlaka kendilerine yardım edilecek (nusret verilecek ve zafere eriştirilecekler)dir.

  • 38:17 Sâd: 17

    (Ey Nebim!) Sen onların (hakaretli) sözlerine (şimdilik) sabret ve (itaat ve sebatta) güçlü olan kulumuz Davud’u hatırla, çünkü o (her durumda Allah’a) yönelen bir (zattı).

  • 38:18 Sâd: 18

    Doğrusu Biz dağlara (ve madenlere Davud için) boyun eğdirdik, (ki bunlar) akşam ve sabah kendisiyle birlikte tesbih ediyor (Allah’ı anıyor)lardı. (Demircilik ve maden işlemeciliği konusunda ona yardımcı olunmaktaydı.)

  • 38:30 Sâd: 30

    Ayrıca Biz Davud'a (oğlu) Süleyman'ı bahşettik. O ne güzel bir kuldu. Çünkü o, (daima Allah'a) yönelip-bağlanan biriydi. (Her konuda Allah'a sığınırdı.)

  • 38:41 Sâd: 41

    Kulumuz Eyyub’u da hatırla. Hani o: “Doğrusu şeytan bana, kahredici bir acı hastalık sıkıntısı ve azap kahrı dokundurdu, (aciz ve çaresiz kaldım Allah’ım!)” diye Rabbine nida edip yakarmıştı.

  • 38:44 Sâd: 44

    "Ve eline bir deste (ekin sapı) al, onunla (hanımına bir kere) vur ve böylece andını bozmuş olma" (diyerek yemin kefaretini kolaylaştırdık). Gerçekten, Biz onu (Eyyub'u) sabredici bulduk. O, ne güzel kuldu. Çünkü o, (daima Allah'a) yönelip-dönen biriydi. (Hep Rabbine sığınırdı.) [Not: Yıllar süren hastalık ve darlık sırasında, Hz. Eyyub’un, hizmetinden usanıp sızlanan hanımına kızıp, ona 100 sopa vuracağına dair yemin lafı ağzından çıkmıştı. Bu ayetle hafif ve nahif (zayıf) olan 100 buğday sapını bağlayıp, eşine bir tane vurmasıyla bu yemininden kurtulacağı hatırlatılmıştı. Böylece tüm Müslümanlara da bu tür cezalarda bir kolaylık yolu açılmıştı.]

  • 38:45 Sâd: 45

    (Katımızdan) Güç ve basiret sahibi olan kullarımız(dan) İbrahim’i, İshak’ı ve Yakub’u da (ibret ve hikmetle) hatırla.

  • 38:82 Sâd: 82

    (Bunun üzerine şeytan) Dedi ki: “Senin izzetin adına andolsun ki ben, onların tümünü mutlaka azdırıp-kışkırtacağım.”

  • 38:83 Sâd: 83

    “Ancak (dininde ve davasında sadık olan) halis kulların hariç (onları yoldan çıkaramayacağım).”

  • 39:7 Zümer: 7

    Eğer inkâr (ve isyan) ederseniz (bu kendi aleyhinizedir, çünkü) kesinlikle Allah sizden müstağnidir (hiçbirinize ve ibadetinize muhtaç değildir.) Ne var ki O, kullarının küfre (ve kötülüğe düşmesine) rızası bulunmayandır. Ve eğer şükrederseniz, sizin (yararınız) için ondan razı olacaktır. Hiçbir günahkâr, bir başkasının günah yükünü yüklenmez (herkes sadece kendi yapıp ettiklerinin ve sebebiyet verdiklerinin karşılığını bulacaktır). Sonra (hepiniz) Rabbinize döndürüleceksiniz, böylece yaptıklarınızı size haber verecek (ve sorgulayacaktır). Şüphesiz O, sinelerin özünde saklı olanı bilip durmaktadır.

  • 39:10 Zümer: 10

    De ki: "Ey iman eden kullarım, Rabbinizden korkun (O’na itiraz ve isyandan) sakının. Bu dünyada güzel iş görenler ve iyilik edenler (her türlü görevlerini dikkatle yerine getirenler) için elbette iyilik ve güzellik vardır. Allah'ın Arz’ı geniştir. (Mü’min rızkını ve İslam’ı en iyi yaşama şartlarını her tarafta arayıp bulmalıdır.) Ancak (imtihan sıkıntılarına ve sorumluluklarının zorluklarına) sabredenlere (gelince, onların) ecirleri hesapsızca ödenmiş olacak (müttaki ve mücahit mü’minler, emeklerinin karşılığını alacaklardır)."

  • 39:16 Zümer: 16

    Onların üstlerinde ateşten (karanlık gölge bulutu gibi) tabakalar, altlarında da (böyle azap edici) tabakalar vardır. İşte Allah, Kendi kullarını bununla korkutup uyarmaktadır. Ey kullarım, öyleyse Benden korkup (azabımdan) sakınıverin.

  • 39:17 Zümer: 17

    Tağut’a (zalim yönetimlere ve şeytani düzenlere) ibadet ve hizmet etmekten kaçınan ve içtenlikle Allah’a yönelip bağlananlara gelince, onlar için (kutlu ve mutlu bir) müjde vardır; bu nedenle (tağuti otoritelere tâbi olanlara değil) Benim (sadık ve samimi) kullarıma müjde ver (ki onlar nasipli ve şerefli kimselerdir).

  • 39:36 Zümer: 36

    Allah, kuluna (özellikle Kendi yolunda olanlara) kâfi değil midir? (Ey Resulüm!) Seni (ve ümmetini) Allah’tan başkalarıyla (canlı ve cansız putlarla ve süper güç ordularıyla) korkutuyorlar. (Aldırma ve telaşa kapılma; bu, Allah’ın kudretini ve va’adini idrak edemediklerindendir.) Allah, (hainlik ederek bile bile inkâra ve isyana kalkışanlardan) kimi saptırırsa artık ona hidayet edecek (birini bulmak) mümkün değildir.

  • 39:46 Zümer: 46

    De ki: "Ey gökleri ve yeri yoktan var eden, gaybı ve müşahede edileni bilen Allah'ım! Anlaşmazlığa düştükleri şeylerde, kullarının arasında Sen hüküm vereceksin."

  • 39:53 Zümer: 53

    (Tarafımdan onlara) De ki: "Ey kendi aleyhlerinde olmak üzere nefislerini israfa uğratan (günahlara dalan, yararsız ve ucuz kahramanlıklara kalkışan ve ölçüyü taşıran) kullarım! (Siz yine de) Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin. Şüphesiz Allah, (dilerse ve layık görürse) bütün günahları (ve suçları) Yarlığayıcıdır. Çünkü O, Bağışlayandır, Esirgeyip Acıyandır."

  • 39:56 Zümer: 56

    Kişinin (yana yakıla): “Allah yanında (O’na karşı kullukta) yaptığım kusurlardan dolayı yazıklar olsun (bana!) Doğrusu ben, (Allah'ın diniyle) alay edenlerdendim!..” diyeceği (gün gelmeden önce Hakka ve hayra yönelip hazırlık yapınız.)

  • 39:64 Zümer: 64

    De ki: “Ey cahiller! Bana Allah’tan başkasına tapınıp (yalvarmamı ve şeytani güç odaklarına yanaşıp yaranmamı) mı öneriyorsunuz? (Siz gafil ve kâfir insanlarsınız.)”

  • 39:66 Zümer: 66

    “Bilakis Sen (sadece bir tek) Allah’a ibadet ve dua et ve (O’nun hükümlerine riayetle) şükredenlerden ol (ki kurtulasın).”

  • 40:14 Mü'min: 14

    Öyleyse kâfirler hoş görmese de, dini yalnızca O'na halis kılanlar olarak Allah'a dua (kulluk) yapın (yaşamınızda ve her konudaki amacınızda Kur’an’ı ve Resulüllah’ı merkeze alın).

  • 40:15 Mü'min: 15

    O, dereceleri yükselten Arş'ın sahibi olan (Allah), “Yevmet-telak”-buluşma (ve hak ettiğine kavuşma) günü- ile (insanları) uyarıp hatırlatmak için, Kendi emrinden olan ruhu (vahyi, Cebrail’i ve vicdani ilham hissini) kullarından dilediğine indirip durmaktadır.

  • 40:31 Mü'min: 31

    "Nuh kavminin, Ad, Semud ve onlardan sonra gelenlerin durumuna benzer (bir günden sakının). Allah, kullar için zulüm istemez. (Siz Musa’nın İlahi davetine kulak asın.)"

  • 40:44 Mü'min: 44

    “(Ey insanlar!) Benim size söylemekte olduğum şeyleri (bu İlahi gerçekleri ve öğütleri) yakında hatırlayacak (ve anlayacak)sınız. (O günler gelmektedir.) Artık ben (her) işimi Allah’a havale ediyorum. O, kullarını çok iyi Görendir (ve her halimizi Bilendir).”

  • 40:48 Mü'min: 48

    (İmkân ve makamla kibirlenip) Büyüklenen (müstekbir)ler (ise onlara) derler ki: "Biz hepimiz (ateşin) içindeyiz; gerçekten Allah, kullar arasında (Hakk ve adaletle) hükmünü verdi. (Boşuna çekişmeyelim, küfür ve kötülüklerimizde müşterekiz ve işte cezamızı çekmekteyiz!)"

  • 40:66 Mü'min: 66

    (Ey Resulüm!) De ki: "Bana (Rabbimden) apaçık belgeler (Kur’ani hükümler) gelince, sizin Allah'tan başka taptıklarınıza kulluk etmekten kesin olarak menedildim (yasaklandım ve uzaklaştırıldım) ve âlemlerin Rabbine teslim olmakla emrolunmuş (bulunmaktayım ve zaten daha önce de asla şirke bulaşmamıştım.)"

  • 40:85 Mü'min: 85

    (Evet) Artık Bizim dayanılmaz azabımızı gördükleri zaman, (bu itiraf ve) imanları kendilerine hiçbir yarar vermeyecek (son pişmanlık para etmeyecektir. Bu) Allah'ın kulları arasında sürüp-giden sünnetidir. (Adaletli sistemi ve âdetidir.) İşte kâfirler burada hüsrana uğramış (ve sonsuza kadar ziyan etmişlerdir.)

  • 41:14 Fussilet: 14

    Onlara; "Yalnız (ve katıksız olarak sadece) Allah'a kulluk edin" (ibadet ve dilek kastıyla O’ndan başkasına yönelmeyin!) diye, önlerinden ve arkalarından elçiler gelip, (her yönden ve her vesileyle gerçekleri kendilerine bildirince) demişlerdi ki: "Eğer dileseydi, (mecburen iman etmemiz için) Rabbimiz (sizin yerinize peygamber olarak) melekler indirirdi. Bundan dolayı biz, sizin kendisiyle gönderildiğiniz şeyi inkâr edicileriz.”

  • 41:46 Fussilet: 46

    Elbette, her kim (Allah’ın rızasına ve insanların hayrına) yararlı iş yaparsa kendi menfaatine, kim de kötülük (ve tembellik) yaparsa kendi aleyhinedir. Rabbin kullarına karşı asla zulmedici değildir.

  • 42:19 Şûrâ: 19

    Allah, (bütün) kullarına karşı lütuf (karşılıksız iyilik ve ikram) sahibidir; (ama) dilediğini (ise farklı ve faziletli şekilde) rızıklandırıp (sevindirir ve şereflendirir). O (Allah, sınırsız) kuvvetlidir, (sürekli) Azîz’dir (her zaman galip ve izzetli olandır).

  • 42:23 Şûrâ: 23

    İşte Allah, iman edip salih amellerde bulunan (her işini Hakka, hayra ve halka uygun yapan) kullarına böyle müjde vermektedir. (Ey Nebim!) De ki: "Ben buna (İslam’a çağrıma) karşılık, yakın akrabalıktaki sevgi ve destek (Ehl-i Beyt’ime ve manevi varislerime muhabbet ve meveddet) dışında sizden hiçbir ücret istemiyorum." Kim (çalışıp çabalayarak) bir iyilik ve güzellik kazanırsa, Biz ondaki iyiliği ve güzelliği artırırız. Gerçekten Allah Bağışlayandır, şükredene karşılığını fazlasıyla verendir.

  • 42:25 Şûrâ: 25

    O (Allah) kullarının tevbesini kabul eden, günahlarını affedip (onları cezalandırmaktan vazgeçen) ve işlediklerinizi (bütün amellerdeki niyetinizi ve gayretinizi) Bilendir.

  • 42:27 Şûrâ: 27

    Eğer Allah, (bütün) kulları için rızkı (sınırsızca) geniş tutup-yaysaydı, gerçekten yeryüzünde (sapıtıp) azgınlaşıverirlerdi. Ancak O, (nimetlerini) dilediği miktar (tayin ve tespit edilmiş ölçü) ile indirir. Çünkü O, muhakkak kullarının (biyolojik, psikolojik ve sosyolojik durumlarından) Haberi olandır, (herkesi, her şeyi ve her halinde) Görendir. (Allah imtihan gereği yeryüzündeki imkânları ihtiyaç nispetinde ve emek harcamakla ulaşılacak şekilde var etmektedir.)

  • 42:52 Şûrâ: 52

    (Ey Nebim!) İşte böylece Sana da emrimizden bir ruh vahyettik. (Sana çok özel bir inayet, hidayet ve hikmet bahşettik.) Ki Sen, kitap nedir, iman nedir (bunların hakikatine nasıl erişilir?) bilmezdin. Ancak Biz Onu (Kur'an’ı) bir nur (hidayet ve istikamet ışığı, şuur ve huzur kaynağı, kurtarıcı kanun ve kurallar dayanağı) kılıverdik, Onunla kullarımızdan dilediklerimizi hidayete erdiririz. Şüphesiz Sen, dosdoğru olan bir yola yöneltip-iletmektesin.

  • 43:15 Zuhruf: 15

    (Ama buna rağmen Allah’ın yarattığı) Kendi kullarından (bazı kişileri ve güçleri) O’na bir (cüz) parça kılarak (Allah’ın vekili, kefili ve şefaatçisi diye) yakıştır(ıp şirke sürüklendiler.) Doğrusu insan, açıkça nankörlük etmektedir.

  • 43:19 Zuhruf: 19

    Onlar ki, Rahman'ın kulları olan melekleri dişiler kıldılar (onları kadınlar ve kızlar gibi saydılar). Kendileri onların yaratılışlarına şahit mi olmuşlardı? Onların (bu yalancı) şahitlikleri yazılacak ve (bundan dolayı) elbette sorumlu tutulacaklar.

  • 43:59 Zuhruf: 59

    (Oysa Hz. İsa) O, sadece bir kuldur ki; kendisine (pek çok) nimet (ve fazilet) vermiş ve onu İsrailoğullarına bir örnek ve ibret kılmışızdır.

  • 43:64 Zuhruf: 64

    "Şüphesiz Allah, O benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir; şu halde (sadece) O'na kulluk edin. Dosdoğru yol budur." (Hakk’tan sapıp bâtıla kayanlar, “Baba-Oğul-Ruhu’l Kudüs” gibi Teslis=Üç ilah edinme şirkine bulaşanlar Allah’ın kahrına uğrayacaklardır.)

  • 43:68 Zuhruf: 68

    "Ey (müttaki) kullarım, bugün sizin için ise (asla) korku yoktur ve siz mahzun da olmayacaksınız."

  • 44:18 Duhân: 18

    "Allah’ın kullarını (İsrailoğullarını) bana teslim edin; gerçekten ben, sizin için güvenilir bir peygamberim" diye (davet etmişti).

  • 44:23 Duhân: 23

    (Allah da:) "Öyleyse, (sana tâbi olan) kullarımı geceleyin yürüyüşe geçir (Mısır’dan ayrılıp gidin, ama tedbirli hareket edin), çünkü muhakkak (düşmanlarınızca) takip edileceksiniz" (diyerek duasını kabul buyurmuşlardı.)

  • 46:21 Ahkaf: 21

    (Onlara) Ad'ın kardeşini (Hz. Hud’u) hatırlat ki; onun önünden ve ardından nice uyarıcılar gelip geçmişti; hani o, Ahkaf'taki (Yemen civarında çöl bölgelerindeki kumlu tepelerin bulunduğu diyardaki) kavmini: "Allah'tan başkasına kulluk etmeyin, gerçekten ben, sizin için (dehşeti) büyük bir günün azabından korkarım" diye uyarmıştı.

  • 50:8 Kaf: 8

    (Bunlar) “Samimiyetle Allah’a yönelen” her kul için basiret (hikmetle bakan bir iç göz) ve bir zikirdir (ibretlik derstir).

  • 50:11 Kaf: 11

    Kullara rızık olmak üzere (bu nimetleri verdik). Ve onunla (o suyla) ölü bir beldeye (ve bölgeye hayat verip yeniden) dirilttik. İşte (ölümden sonra) diriliş de böyledir.

  • 50:29 Kaf: 29

    “Artık huzurumda söz değişikliğe uğratılmaz (kayıtlı-ispatlı amellerinizden hiçbir şey eksik bırakılmaz) ve Ben kullara zulmedici değilim.”

  • 52:28 Tûr: 28

    “Şüphesiz, biz bundan önce (dünyada iken, çok şükür ki) O'na dua (kulluk) eder (ve Hakk davasını güder)dik. Gerçekten O, İyiliği bol, Esirgemesi çok olanın ta Kendisidir.”

  • 53:10 Necm: 10

    Böylece O (Allah) kuluna vahyettiğini (Kur’an ayetlerini) vahyetmiş (O da size aynen aktarmıştı.)

  • 53:62 Necm: 62
    Secde

    (Yeter artık haydi kendinize gelin ve) Hemen, Allah'a secdeye gidin ve (yalnızca O'na) kulluk edin! (Umulur ki bu sayede kurtuluşu bulursunuz.)

  • 54:9 Kamer: 9

    Kendilerinden önce Nuh kavmi de (elçilerini) yalanlamıştı; böylece kulumuz (Nuh)u yalancı saymışlar ve: "Delidir" diyerek (hakaret yağdırmışlardı). O, baskı altına alınıp zorla engellenmeye çalışılmıştı.

  • 57:9 Hadid: 9

    Sizi karanlıklardan nura (inkâr ve cehaletten İslami şuura) çıkarması için kuluna (Hz. Muhammed Aleyhisselam’a) apaçık ayetler indiren O'dur. Şüphesiz Allah, size karşı elbette şefkatlidir, (merhamet edip bela ve hastalıklardan) Esirgeyendir.

  • 62:6 Cum'a: 6

    De ki: “Ey Yahudi (kafalı) olanlar, eğer siz, (bütün diğer) insanlardan ayrı (ve seçilmiş) olarak, sadece sizlerin Allah’ın gerçek velileri (dostları ve sevgili kulları) olduğunuzu öne sürüyorsanız; o halde (sonsuz ve kusursuz saadet diyarına ulaştıracak olan) ölümü hemen temenni ediniz; eğer iddianızda sadık ve samimi iseniz, (sizi cennete ve Allah’ın rahmet evine ulaştıracak ölümden asla ürkmemeniz, hatta istemeniz gerekir)!?”

  • 66:10 Tahrim: 10

    Allah, (yakınındaki bazı kişilerin günahlarını ve Hakk’tan caymalarını bahane ederek, salih dava rehberlerini kınayıp kötülemeye kalkışan) kâfirlere (Hz.) Nuh'un karısı ile (Hz.) Lut'un karısını misal vermektedir. Bu ikisi kullarımızdan iki salih kulun (nikâhı) altında idiler. (Ama) Onlara hıyanet ettiler. Bundan dolayı, (kocaları da) kendilerine Allah’tan gelen (cezadan) hiçbir şeye (karşı) yarar sağlayamadılar. (Onlara verilen belayı savamadılar.) İkisine de: “Diğer girenlerle birlikte ateşe girin!” denildi.

  • 71:3 Nuh: 3

    "Allah'a kulluk edin, O'ndan korkun ve bana da itaat edin" (diye uyarıvermişti).

  • 71:27 Nuh: 27

    Çünkü Sen onları (kendi hallerine) bırakacak olursan, Senin kullarını şaşırtıp-saptıracaklar ve onlar, kötülükte sınırı aşan (ahlâksız facirden) ve azgın kâfirden başkasını doğurmayacaklardır. (Çocuklarını da facir ve kâfir olarak yetiştirip bozacaklardır.)

  • 72:18 Cinn: 18

    Şüphesiz mescitler, (yalnızca) Allah'a ait (kutsal kurumlardır). Öyleyse, Allah ile beraber başka hiçbir şeye (ve kimseye) kulluk yapmayın. (Fani ve aciz kimselere dua edip tapmayın.)

  • 72:19 Cinn: 19

    Şu bir gerçek ki, Allah'ın kulu (olan Muhammed), O'na dua (ibadet ve Hakkın hâkimiyeti) için her kalktığında, onlar (müşrikler) neredeyse çevresinde keçeleşiyor (kümeleşiyor)lardı; (yani bütün kötü cinnler, müşrikler ve münafık kimseler, Hz. Peygamber Efendimize düşmanlık hususunda birleşip kenetleşiyorlardı.)

  • 76:6 İnsan: 6

    (Onun çıktığı öyle bir pınardır ki) Allah'ın (mü’min) kullarının kendisinden içtikleri bir kaynaktır; onu fışkırttıkça fışkırtıp akıtarak (zevkü sefa süreceklerdir).

  • 89:27 Fecr: 27

    (Mü’min, müstakim ve mücahit kimselere ise:) Ey mutmain (tatmin bulmuş ve huzura kavuşmuş) nefis! (Mutlu ve kutlu kişi,)

  • 89:28 Fecr: 28

    (Haydi, Allah’ı) Razı etmiş, (sen de) hoşnut ve memnun edilmiş olarak, Rabbine dön!

  • 89:29 Fecr: 29

    (Ve artık sadık ve makbul) Kullarımın arasına katıl!

  • 96:9 Alak: 9

    Gördün mü, şu (İslami istikametten ve ibadetten) menetmeye kalkışan (zalim gaddarı?)

  • 96:10 Alak: 10

    Namaz kıldığı (ve her hususta dinine göre davrandığı) zaman, (mü’min) bir kulu (engellemeye çalışanı?)

  • 96:11 Alak: 11

    (Vicdani) Görüşün nedir (söyle), eğer (o mü’min ve müstakim kul) hidayet (ve istikamet) üzerinde olduğu (halde, gaddar kişi ona zulmediyorsa),

  • 98:5 Beyyine: 5

    Oysa onlar, Dini sadece O'na halis kılan hanifler (Allah'ı birleyenler) olarak, ancak Allah'a kulluk etmek, namazı dosdoğru ikame edip (huzur ve şuurla yerine getirmek) ve zekâtı vermek dışında (yanlış ve yararsız şeylerle) emrolunmamışlardı. İşte en doğru (dimdik ve sapasağlam) din bu (İslam)dır.

  • 2:21 Bakara: 21

    يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا رَبَّكُمُ الَّذٖي خَلَقَكُمْ وَالَّذٖينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَۙ

    Ey insanlar, sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk edin, umulur ki (küfür ve kötülükten) sakınırsınız (böylece takvaya ulaşıp korunmuş olacaksınız).

  • 2:23 Bakara: 23

    وَاِنْ كُنْتُمْ فٖي رَيْبٍ مِمَّا نَزَّلْنَا عَلٰى عَبْدِنَا فَأْتُوا بِسُورَةٍ مِنْ مِثْلِهٖۖ وَادْعُوا شُهَدَٓاءَكُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقٖينَ

    Eğer kulumuza (Muhammed’e parça parça) indirdiğimizden (Kur’an-ı Kerim’den) şüphe ediyorsanız ve (bu iddianızda) sadıklardan (samimi ve tutarlı olanlardan)sanız; haydi Allah’tan başka şahitliğine (bilgisine ve belgesine güvendiğiniz) tüm tanıklarınızı (ve tanıdıklarınızı yardıma) çağırın ve Onun (Kur’an’ın) surelerine benzeyen bir sure (meydana) getirin (bakalım)!

  • 2:83 Bakara: 83

    وَاِذْ اَخَذْنَا مٖيثَاقَ بَنٖٓي اِسْرَٓاءٖيلَ لَا تَعْبُدُونَ اِلَّا اللّٰهَ وَبِالْوَالِدَيْنِ اِحْسَانًا وَذِي الْقُرْبٰى وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاكٖينِ وَقُولُوا لِلنَّاسِ حُسْنًا وَاَقٖيمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَۜ ثُمَّ تَوَلَّيْتُمْ اِلَّا قَلٖيلًا مِنْكُمْ وَاَنْتُمْ مُعْرِضُونَ

    Hani İsrailoğullarından, “Allah’tan başkasına kulluk yapmayın, anneye-babaya, yakınlara, yetimlere ve yoksullara (ihsanda bulunup) iyilikle davranın, (onların maddi ve manevi ihtiyaçlarını karşılayın;) insanlara güzel söz söyleyin (güler yüz gösterin), namazı dosdoğru kılın ve zekâtı verin” diye misak almıştık. Sonra siz, pek azınız hariç, (sözünüzden ve özünüzden) döndünüz ve (hâlâ) yüz çevirip duruyorsunuz… (Yani Hakk davanızdan ve sadakat iddianızdan dönüp hıyanet ettiniz. Siz zaten hâlâ yüzünüzü ve yönünüzü Hakk’tan çeviren dönek kimselersiniz!)

  • 2:90 Bakara: 90

    بِئْسَمَا اشْتَرَوْا بِهٖٓ اَنْفُسَهُمْ اَنْ يَكْفُرُوا بِمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ بَغْيًا اَنْ يُنَزِّلَ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِهٖ عَلٰى مَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِهٖۚ فَبَٓاؤُ۫ بِغَضَبٍ عَلٰى غَضَبٍۜ وَلِلْكَافِرٖينَ عَذَابٌ مُهٖينٌ

    (Onlar) Allah’ın Kendi fazlından kullarından dilediğine (peygamberliği) indirmesini 'kıskanarak (itiraz ve isyan edip) Hakka başkaldırarak' Allah'ın indirdiklerini tanımayıp inkâra kalkışmakla, nefislerini (kendi akıbet ve ahiretlerini) ne bayağı ve aşağı şeye karşılık sattılar! Böylelikle gazap üstüne gazaba uğradılar. (Bu) Kâfirler için alçaltıcı bir azap vardır.

  • 2:138 Bakara: 138

    صِبْغَةَ اللّٰهِۚ وَمَنْ اَحْسَنُ مِنَ اللّٰهِ صِبْغَةًۘ وَنَحْنُ لَهُ عَابِدُونَ

    (İşte) Allah'ın boyası (İSLAM’dır ki; tabiattaki muhteşem renk ve desenlerin yaratılış sırlarıdır ve canlı cansız her varlığa vurulan vahdet damgasıdır)! Allah(ın boyasın)dan (Kur’an ahkâmından ve ahlâkından) daha güzel boyası olan kimdir? Biz (yalnızca) O'na kulluk edenleriz.

  • 2:156 Bakara: 156

    اَلَّذٖينَ اِذَٓا اَصَابَتْهُمْ مُصٖيبَةٌۙ قَالُٓوا اِنَّا لِلّٰهِ وَاِنَّٓا اِلَيْهِ رَاجِعُونَۜ

    (Sabır ehli mü’minlere) Onlara bir musibet isabet ettiğinde, derler ki: “Biz kesinlikle Allah içiniz (O'ndan gelmişiz, O’nun rızası ve davası peşindeyiz) ve şüphesiz (öldükten sonra da tekrar) O'na dönücüleriz.”

  • 2:172 Bakara: 172

    يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا كُلُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْ وَاشْكُرُوا لِلّٰهِ اِنْ كُنْتُمْ اِيَّاهُ تَعْبُدُونَ

    Ey iman edenler, size rızık olarak verdiklerimizin (helâl ve) temiz olanlarından yiyin ve eğer (her türlü şirkten ve şerli düşüncelerden uzak) sadece O'na kulluk ediyorsanız, (yine yalnızca) Allah'a şükredin.

  • 2:186 Bakara: 186

    وَاِذَا سَاَلَكَ عِبَادٖي عَنّٖي فَاِنّٖي قَرٖيبٌۜ اُجٖيبُ دَعْوَةَ الدَّاعِ اِذَا دَعَانِۙ فَلْيَسْتَجٖيبُوا لٖي وَلْيُؤْمِنُوا بٖي لَعَلَّهُمْ يَرْشُدُونَ

    (Ey Nebim!) Kullarım Sana Beni soracak olursa (onlara de ki:) muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman, dua edenin duasına cevap veririm. Öyleyse, onlar da Benim çağrıma cevap versinler ve Bana (hakkıyla) iman (itaat ve itimat) etsinler. Umulur ki (böylece) irşad (doğru yolu bulmuş) olacaklardır.

  • 2:207 Bakara: 207

    وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَشْرٖي نَفْسَهُ ابْتِغَٓاءَ مَرْضَاتِ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ رَؤُ۫فٌ بِالْعِبَادِ

    (Ama) İnsanlardan öylesi de vardır ki, Allah'ın rızasını ara(yıp kazan)mak amacıyla nefsini (hevâsını, dünyalık rahatını ve menfaatini) feda etmekte (zulme ve hıyanete karşı tek başına direnmekte ve her türlü baskı ve barbarlığa göğüs germekte)dir. Allah, kullarına karşı (Raûf) şefkat sahibidir. (Münafık ve menfaatçi tipler ise, dinlerini ve davalarını satıp dünyalık makam ve menfaat elde etmektedirler.)

  • 2:235 Bakara: 235

    وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ فٖيمَا عَرَّضْتُمْ بِهٖ مِنْ خِطْبَةِ النِّسَٓاءِ اَوْ اَكْنَنْتُمْ فٖٓي اَنْفُسِكُمْۜ عَلِمَ اللّٰهُ اَنَّكُمْ سَتَذْكُرُونَهُنَّ وَلٰكِنْ لَا تُوَاعِدُوهُنَّ سِرًّا اِلَّٓا اَنْ تَقُولُوا قَوْلًا مَعْرُوفًاۜ وَلَا تَعْزِمُوا عُقْدَةَ النِّكَاحِ حَتّٰى يَبْلُغَ الْكِتَابُ اَجَلَهُۜ وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا فٖٓي اَنْفُسِكُمْ فَاحْذَرُوهُۚ وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ حَلٖيمٌ۟

    (Böyle iddet bekleyen) Kadınları nikâhlamak istediğinizi (ima edip onlara) sezdirmenizde, ya da böyle bir isteği gönlünüzde beslemenizde de sizin için bir sakınca yoktur. Gerçekte Allah, sizin onları (kalbinizden geçirip) anacağınızı bilir. Fakat sakın bilinen (meşru) sözler (örfi ve ahlâki girişimler) dışında; onlarla (boşandığınız veya alacağınız kadınlarla) gizlice va’adleşmeyin (kirli ilişkilere girmeyin); bekleme süresi (iddetleri) tamamlanıncaya kadar, nikâh bağını akdedip resmileştirmeye kesin karar vermeyin. Ve bilin ki, elbette Allah kalbinizden geçeni bilmektedir. Artık ondan (gizli ve kirli ilişkiler kurmak konusunda Allah’tan korkup çirkin işlerden) kaçının. Ve bilin ki, (geçmişteki günahlarınızdan dolayı) şüphesiz Allah Bağışlayandır, (kullara) yumuşak davranandır.

  • 2:256 Bakara: 256

    لَٓا اِكْرَاهَ فِي الدّٖينِ قَدْ تَبَيَّنَ الرُّشْدُ مِنَ الْغَيِّۚ فَمَنْ يَكْفُرْ بِالطَّاغُوتِ وَيُؤْمِنْ بِاللّٰهِ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقٰىۗ لَا انْفِصَامَ لَهَاۜ وَاللّٰهُ سَمٖيعٌ عَلٖيمٌ

    (İnsanları İslam’a sokmak için de, ibadetleri yaptırmak için de) Dinde zorlama (ve baskı) yoktur. (Zorlama; imtihan -deneme ve elenme- sırrına aykırıdır.) Şüphesiz, doğruluk (rüşd) sapkınlık ve azgınlıktan apaçık ayrılmıştır. Artık kim tağutu (İslam dışı sistemleri ve zalim kişileri terk ve inkâr ederek onları) tanımayıp Allah'a inanırsa (İslam nizamına tâbi olursa); artık o, şüphesiz sapasağlam bir kulpa yapışmıştır ki; bunun kopması yoktur (Kur’an’a tutunanların mahrum ve mahcup olma endişesi kalmamıştır). Allah, (her şeyi ve hakkı ile) İşitendir, Bilendir. [Not: Müslümanların yapması ve yapmaması gereken kurallar; “Helâl ve Haram” kavramlarıyla… Ama ülkedeki tüm insanların uyması ve sakınması gereken hususlar ise “Ma’ruf ve Münker” kavramlarıyla ifade edilmiş, toplum ve devlet düzenini korumak için mecburi müeyyideler getirilmiştir.]

  • 3:15 Âl-i İmrân: 15

    قُلْ اَؤُ۬نَبِّئُكُمْ بِخَيْرٍ مِنْ ذٰلِكُمْۜ لِلَّذٖينَ اتَّقَوْا عِنْدَ رَبِّهِمْ جَنَّاتٌ تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدٖينَ فٖيهَا وَاَزْوَاجٌ مُطَهَّرَةٌ وَرِضْوَانٌ مِنَ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ بَصٖيرٌ بِالْعِبَادِۚ

    De ki: "Size bundan (dünyalık servet ve saltanattan) daha hayırlısını bildireyim mi? (Küfür ve kötülükten) Korkup sakınanlar için Rablerinin katında, içinde temelli kalacakları, altından ırmaklar (ve havuzlu şelaleler) akan cennetler, tertemiz eşler ve (özellikle) Allah'ın rızası vardır. Allah, kullarını hakkıyla görüp durmaktadır."

  • 3:20 Âl-i İmrân: 20

    فَاِنْ حَٓاجُّوكَ فَقُلْ اَسْلَمْتُ وَجْهِيَ لِلّٰهِ وَمَنِ اتَّبَعَنِۜ وَقُلْ لِلَّذٖينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ وَالْاُمِّيّٖنَ ءَاَسْلَمْتُمْۜ فَاِنْ اَسْلَمُوا فَقَدِ اهْتَدَوْاۚ وَاِنْ تَوَلَّوْا فَاِنَّمَا عَلَيْكَ الْبَلَاغُۜ وَاللّٰهُ بَصٖيرٌ بِالْعِبَادِ۟

    (Ey Nebim!) Eğer Seninle çekişip-tartışırlarsa, de ki: "Ben, Bana uyanlarla birlikte, kendimi Allah'a teslim ettim." Ve kitap verilenlere ve ümmilere de ki: "Siz de (Kur’an’a ve Bana) teslim oldunuz mu? (Söyleyin!)” Eğer (İslam’a ve Kur’an’a) teslim oldularsa, gerçekten hidayete ermişlerdir. Fakat yüz çevirdilerse, artık Sana düşen yalnızca tebliğ (etmek)dir. Allah, kullarını hakkıyla Görendir.

  • 3:30 Âl-i İmrân: 30

    يَوْمَ تَجِدُ كُلُّ نَفْسٍ مَا عَمِلَتْ مِنْ خَيْرٍ مُحْضَرًاۚۛ وَمَا عَمِلَتْ مِنْ سُٓوءٍۚۛ تَوَدُّ لَوْ اَنَّ بَيْنَهَا وَبَيْنَهُٓ اَمَدًا بَعٖيدًاۜ وَيُحَذِّرُكُمُ اللّٰهُ نَفْسَهُۜ وَاللّٰهُ رَؤُ۫فٌ بِالْعِبَادِ۟

    Her bir nefsin (ve herkesin) hayırdan yaptıklarını hazır bulacağı ve her ne kötülük işlediyse onunla da kendisi arasında uzak bir mesafe olmasını arzulayacağı o günü (düşünün). Allah, sizi Kendisinden sakındırır. (O’nun kahrına ve azabına uğramayasınız diye uyarır.) Allah, kullarına karşı şefkatli olandır (Raûf ve Halîm’dir).

  • 3:64 Âl-i İmrân: 64

    قُلْ يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ تَعَالَوْا اِلٰى كَلِمَةٍ سَوَٓاءٍ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ اَلَّا نَعْبُدَ اِلَّا اللّٰهَ وَلَا نُشْرِكَ بِهٖ شَيْـًٔا وَلَا يَتَّخِذَ بَعْضُنَا بَعْضًا اَرْبَابًا مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ فَاِنْ تَوَلَّوْا فَقُولُوا اشْهَدُوا بِاَنَّا مُسْلِمُونَ

    De ki: “Ey Ehl-i Kitap! Bizimle sizin aranızda müsavi (eşit ve müşterek) olan bir kelimeye gelip (şunları kabul edin: Ki) Yalnız Allah'a ibadet yapalım, O'na hiçbir şeyi (ve hiçbir şekilde) ortak koşmayalım; birbirimizi de Allah'tan başka rabler (yani; kullarını hukuken ve ahlâken terbiye etmek üzere, Hakk Dine aykırı kanun ve kural koyucular) edinip (sapmayalım).” Eğer (hâlâ) yine yüz çevirirlerse, deyin ki: “Şahit olun, biz gerçekten Müslüman kimseleriz.” [Not: Bu ayette, Ehl-i Kitap’la sadece “Allah, Peygamber, Kitap, Ahiret ve Hesap” gibi kelimeler üzerinde müşterekliğimiz bulunduğuna; ancak bu kavramların içeriği konusunda çok farklı ve aykırı inançlarımız olduğuna dikkat çekilmektedir.]

  • 3:79 Âl-i İmrân: 79

    مَا كَانَ لِبَشَرٍ اَنْ يُؤْتِيَهُ اللّٰهُ الْكِتَابَ وَالْحُكْمَ وَالنُّبُوَّةَ ثُمَّ يَقُولَ لِلنَّاسِ كُونُوا عِبَادًا لٖي مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَلٰكِنْ كُونُوا رَبَّانِيّٖنَ بِمَا كُنْتُمْ تُعَلِّمُونَ الْكِتَابَ وَبِمَا كُنْتُمْ تَدْرُسُونَۙ

    Beşerden hiç kimsenin, Allah kendisine Kitabı, hükmü (hikmeti) ve peygamberliği verdikten sonra, (dönüp) insanlara: "Allah'ı bırakıp bana kulluk edin!" deme (hakkı ve yetki)si yoktur, (bu asla layık ve yakışık değildir!) Fakat o, (Peygamber ve Elçi; ilim ve eğitim ehline:) "Öğrettiğiniz ve ders verdiğiniz Kitaba göre Rabbaniler (Allah’ın dinine samimi ve daimi hizmetçiler) olunuz" (demekle görevlidir).

  • 3:182 Âl-i İmrân: 182

    ذٰلِكَ بِمَا قَدَّمَتْ اَيْدٖيكُمْ وَاَنَّ اللّٰهَ لَيْسَ بِظَلَّامٍ لِلْعَبٖيدِۚ

    Bu (azap, bizzat işleyip kendi) ellerinizin önden sundukları (ve kötü amellerinizin sonuçları)dır. Allah, kesinlikle kullara zulmedici değildir.

  • 4:12 Nisa: 12

    وَلَكُمْ نِصْفُ مَا تَرَكَ اَزْوَاجُكُمْ اِنْ لَمْ يَكُنْ لَهُنَّ وَلَدٌۚ فَاِنْ كَانَ لَهُنَّ وَلَدٌ فَلَكُمُ الرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْنَ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصٖينَ بِهَٓا اَوْ دَيْنٍۜ وَلَهُنَّ الرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْتُمْ اِنْ لَمْ يَكُنْ لَكُمْ وَلَدٌۚ فَاِنْ كَانَ لَكُمْ وَلَدٌ فَلَهُنَّ الثُّمُنُ مِمَّا تَرَكْتُمْ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ تُوصُونَ بِهَٓا اَوْ دَيْنٍۜ وَاِنْ كَانَ رَجُلٌ يُورَثُ كَلَالَةً اَوِ امْرَاَةٌ وَلَهُٓ اَخٌ اَوْ اُخْتٌ فَلِكُلِّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا السُّدُسُۚ فَاِنْ كَانُٓوا اَكْثَرَ مِنْ ذٰلِكَ فَهُمْ شُرَكَٓاءُ فِي الثُّلُثِ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصٰى بِهَٓا اَوْ دَيْنٍۙ غَيْرَ مُضَٓارٍّۚ وَصِيَّةً مِنَ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ عَلٖيمٌ حَلٖيمٌۜ

    (Mal ve servet sahibi olan kadın) Eşlerinizin, eğer (önceki kocalarından) çocukları yoksa, (öldükten sonra) geride bıraktıklarının yarısı sizindir. Şayet çocukları varsa, -onunla yapacakları vasiyetten ya da (ayıracakları) borçtan sonra- bu durumda (kadınlarınızın miras) bıraktıklarının dörtte biri sizindir. Eğer sizin çocuğunuz yokken (ölecek olursanız), geriye bıraktıklarınızdan dörtte biri onların (kadınlarınızın)dır. Şayet sizin çocuğunuz varsa; geriye bıraktıklarınızdan sekizde biri onların (kadınlarınızın)dır. (Yine bu hükümler) Edeceğiniz vasiyet veya (varsa) borcun düşülmesinden sonradır. Mirası aranan (paylaşılan) erkek ya da kadın, çocuğu ve babası olmayan bir kimse olup da, (sadece anadan bir) erkek veya kız kardeşi bulunursa, onlardan her biri için (mirastan) altıda bir (hisse) vardır. Eğer (anadan bir kardeşleri) bundan fazla iseler, bu durumda -kendisiyle yapılan vasiyetten ya da (varsa) borçtan sonra- (mirasın) üçte birinde zarara uğratılmaksızın onlara ortaktırlar. (Bu size) Allah'tan bir (farziyet) tavsiyesidir. Allah (her şeyi hakkıyla) Bilendir, (kullara) yumuşak davranandır. [Not: İslam’ın Miras Hukukunda, hisseler ile mükellefiyetler arasında bir denge gözetilmiştir. Böylece daha çok harcama ve sorumluluk yüklenecek olanlara mirastan daha fazla hisse verilmiştir.]

  • 4:118 Nisa: 118

    لَعَنَهُ اللّٰهُۢ وَقَالَ لَاَتَّخِذَنَّ مِنْ عِبَادِكَ نَصٖيبًا مَفْرُوضًاۙ

    Allah onu (şeytanı ve şeytanlaşmış insanları) lanetleyip (rahmetinden uzaklaştırmıştır). O da (şeytan ise:) “Andolsun, Senin kullarından belli bir kısmını (kendime uşak) tutacağım (onlardan belirli bir pay alacağım, haksızlığa ve ahlâksızlığa hizmetçi yapacağım.)” diyerek (küstahlaşmıştı).

  • 4:172 Nisa: 172

    لَنْ يَسْتَنْكِفَ الْمَسٖيحُ اَنْ يَكُونَ عَبْدًا لِلّٰهِ وَلَا الْمَلٰٓئِكَةُ الْمُقَرَّبُونَۜ وَمَنْ يَسْتَنْكِفْ عَنْ عِبَادَتِهٖ وَيَسْتَكْبِرْ فَسَيَحْشُرُهُمْ اِلَيْهِ جَمٖيعًا

    (Hz. İsa) Mesih ve yakınlaştırılmış melekler, Allah’a kul olmaktan, kesinlikle çekinmezler (iman ve itaatte gevşeklik göstermezler). Kim O’na ibadet etmeye (kulluğun gereğini yerine getirmeye) karşı isteksiz ve çekimser davranır ve büyüklenmeye kalkışırsa, (biliniz ki) onların hepsini, huzuruna haşredecek (ve hesaba çekecektir).

  • 5:101 Maide: 101

    يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا لَا تَسْـَٔلُوا عَنْ اَشْيَٓاءَ اِنْ تُبْدَ لَكُمْ تَسُؤْكُمْۚ وَاِنْ تَسْـَٔلُوا عَنْهَا حٖينَ يُنَزَّلُ الْقُرْاٰنُ تُبْدَ لَكُمْۜ عَفَا اللّٰهُ عَنْهَاۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ حَلٖيمٌ

    Ey iman edenler! Size açıklandığında, sizi üzecek (kötü ve çekilmez gelecek) şeyleri (gereksiz yere) sorup durmayın; Kur'an indirildiği (ve bugün meali okunuverdiği) zaman sorarsanız, size (gereken) açıklama yapılır. (Halbuki siz gereksiz şeyleri sormasaydınız) Allah onu affedip (bırakmıştı). Allah Bağışlayandır, (kullara) yumuşak olan (Halîm)dir.

  • 5:117 Maide: 117

    مَا قُلْتُ لَهُمْ اِلَّا مَٓا اَمَرْتَنٖي بِهٖٓ اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ رَبّٖي وَرَبَّكُمْۚ وَكُنْتُ عَلَيْهِمْ شَهٖيدًا مَا دُمْتُ فٖيهِمْۚ فَلَمَّا تَوَفَّيْتَنٖي كُنْتَ اَنْتَ الرَّقٖيبَ عَلَيْهِمْۜ وَاَنْتَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَهٖيدٌ

    (Ya Rabbi!) "Ben onlara Senin bana emrettiklerinin dışında hiçbir şeyi söylemedim. (O da şuydu:) 'Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin' (dedim). Onların içinde kaldığım sürece, ben onların üzerinde bir şahit idim. Benim (dünya) hayatıma son verdiğinde (katına yükselttiğinde ise), üzerlerindeki ragib-devamlı gözetleyici Sendin. Sen her şeyin üzerine şahit (her an hazır ve nâzır) olansın."

  • 5:118 Maide: 118

    اِنْ تُعَذِّبْهُمْ فَاِنَّهُمْ عِبَادُكَۚ وَاِنْ تَغْفِرْ لَهُمْ فَاِنَّكَ اَنْتَ الْعَزٖيزُ الْحَكٖيمُ

    (Ya Rabbi!) “Eğer onları azaplandırırsan, şüphesiz onlar Senin kullarındır (her türlü takdir ve tasarruf Senin hakkındır); eğer onları (cehalet ve gafletleri dolayısıyla) bağışlarsan, şüphesiz Azîz olan, Hakîm olan Sensin Sen (Allah’ım).”

  • 6:18 En'am: 18

    وَهُوَ الْقَاهِرُ فَوْقَ عِبَادِهٖۜ وَهُوَ الْحَكٖيمُ الْخَبٖيرُ

    O (Allah CC) kulları üzerinde Kahredici (mutlak egemenliğin sahibi) olandır. O, Hüküm ve Hikmet sahibi olup (her şeyden hakkıyla) Haberdardır.

  • 6:61 En'am: 61

    وَهُوَ الْقَاهِرُ فَوْقَ عِبَادِهٖ وَيُرْسِلُ عَلَيْكُمْ حَفَظَةًۜ حَتّٰٓى اِذَا جَٓاءَ اَحَدَكُمُ الْمَوْتُ تَوَفَّتْهُ رُسُلُنَا وَهُمْ لَا يُفَرِّطُونَ

    O (Allah), kulları üzerinde Kahredici (ezici ve kesin hükmedici güce sahip) olandır. Size koruyucular (hareketlerinizi kaydeden özel hafaza melekleri) gönderip durmaktadır. Sonunda sizden birinize ölüm gelip çattığı zaman, elçilerimiz (görevli meleklerimiz) onun 'hayatına son verip (canını almaktadır).' Onlar (bu işte ne eksik, ne fazla) kusursuz olarak kendi görevlerini yapmaktadırlar.

  • 6:88 En'am: 88

    ذٰلِكَ هُدَى اللّٰهِ يَهْدٖي بِهٖ مَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِهٖۜ وَلَوْ اَشْرَكُوا لَحَبِطَ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

    İşte bu, Allah'ın hidayeti (ve dosdoğru dini)dir; ki kullarından dilediğini (iman ve itaat edeni) bununla hidayete erdirir. Şayet onlar da şirk koşsalardı, elbette bütün yapıp-ettikleri 'onlar adına' boşa çıkmış olacaktı. (Peygamber çocuğu olmak onları kurtaramazdı.)

  • 6:102 En'am: 102

    ذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبُّكُمْۚ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ فَاعْبُدُوهُۚ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ وَكٖيلٌ

    İşte Rabbiniz olan Allah budur. O'ndan başka ilah yoktur. Her şeyin Yaratıcısıdır, öyleyse (yalnız) O'na kulluk edin. O, her şeyin (ve herkesin) üzerinde bir Vekîl’dir. (Her türlü ihtiyaçlarını gideren ve sahiplik edendir.)

  • 6:128 En'am: 128

    وَيَوْمَ يَحْشُرُهُمْ جَمٖيعًاۚ يَا مَعْشَرَ الْجِنِّ قَدِ اسْتَكْثَرْتُمْ مِنَ الْاِنْسِۚ وَقَالَ اَوْلِيَٓاؤُ۬هُمْ مِنَ الْاِنْسِ رَبَّنَا اسْتَمْتَعَ بَعْضُنَا بِبَعْضٍ وَبَلَغْنَٓا اَجَلَنَا الَّذٖٓي اَجَّلْتَ لَنَاۜ قَالَ النَّارُ مَثْوٰيكُمْ خَالِدٖينَ فٖيهَٓا اِلَّا مَا شَٓاءَ اللّٰهُۜ اِنَّ رَبَّكَ حَكٖيمٌ عَلٖيمٌ

    (Allah-u Teâlâ) Onların hepsini toplayıp haşredeceği gün: “Ey cinn (şeytanları) taifesi, insanlardan (din adamı, ilim erbabı, ilahiyatçı ve hizmet sevdalısı sanılanların bir)çoğunu (ayartıp kendinize yardımcı edindiniz) öyle mi?” diye (sorguya çekecektir). İnsanlardan şeytanları veli edinenler ise: “Ya Rabbi kimimiz kimimizden yararlandık (şeytanlar ve şeytanlaşmış insanlar olarak, yanlış ve haksız olduğunu bile bile birbirimizden dünyalık amaçlar uğruna istifade etmeye çalıştık) ve nihayet tayin ve tespit ettiğin süreye (hesap gününe) ulaştık” diye (suçlarını itiraf edeceklerdir. Cenab-ı Hakk ise) buyuracak ki: "Allah'ın dilediği hariç olmak üzere, sizin içinde süresiz kalacağınız konaklama yeriniz ateştir." Şüphesiz Rabbin, Hüküm ve Hikmet sahibi olandır, (her şeyi hakkıyla) Bilendir.

  • 7:32 A'raf: 32

    قُلْ مَنْ حَرَّمَ زٖينَةَ اللّٰهِ الَّتٖٓي اَخْرَجَ لِعِبَادِهٖ وَالطَّيِّبَاتِ مِنَ الرِّزْقِۜ قُلْ هِيَ لِلَّذٖينَ اٰمَنُوا فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا خَالِصَةً يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ كَذٰلِكَ نُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ

    (Ey Resulüm!) De ki: “Allah'ın kulları için yarattığı (helâl) süsü ve ziyneti ve (her türlü) temiz rızkı (ve nimeti) haram kılan kimdir? (Ki o haddini bilmemiştir ve fesatlık etmiştir.)” De ki: “Bunlar dünya hayatında da mü’minlerindir. (Zenginlik ve refah asıl mü’minlere yakışır nimetlerdir.) Ahirette de sadece onlar içindir.” Bilen (ilim ve gayretle bilenen) bir topluluk için ayetleri işte böyle birer birer açıklamaktayız.

  • 7:59 A'raf: 59

    لَقَدْ اَرْسَلْنَا نُوحًا اِلٰى قَوْمِهٖ فَقَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ اِنّٖٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظٖيمٍ

    Andolsun Biz Nuh'u kendi toplumuna (elçi) gönderdik. Dedi ki: "Ey kavmim, (sadece) Allah'a kullukta bulunun, sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. Doğrusu ben, (böyle giderseniz) sizin için büyük bir günün azabından korkmaktayım."

  • 7:65 A'raf: 65

    وَاِلٰى عَادٍ اَخَاهُمْ هُودًاۜ قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ اَفَلَا تَتَّقُونَ

    Ad (toplumuna da) kardeşleri Hud’u (gönderdik. Kavmine:) “Ey kavmim, Allah’a kulluk (yolunu tutun), sizin O’ndan başka ilahınız yoktur. Hâlâ korkup (küfür, zulüm ve kötülükten) sakınmayacak mısınız?” deyip (Hakka davet etmişti).

  • 7:70 A'raf: 70

    قَالُٓوا اَجِئْتَنَا لِنَعْبُدَ اللّٰهَ وَحْدَهُ وَنَذَرَ مَا كَانَ يَعْبُدُ اٰبَٓاؤُ۬نَاۚ فَأْتِنَا بِمَا تَعِدُنَٓا اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقٖينَ

    (Kâfirler) Dediler ki: "Sen bize sadece bir tek Allah'a kulluk yapmamız ve atalarımızın tapmakta olduklarını (geleneksel tutumlarını) bırakmamız için mi geldin? Eğer gerçekten doğru isen, haydi bize va’ad ettiğin şeyi (tehdidi ve acı akıbeti) getir bakalım."

  • 7:73 A'raf: 73

    وَاِلٰى ثَمُودَ اَخَاهُمْ صَالِحًاۢ قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ قَدْ جَٓاءَتْكُمْ بَيِّنَةٌ مِنْ رَبِّكُمْۜ هٰذِهٖ نَاقَةُ اللّٰهِ لَكُمْ اٰيَةً فَذَرُوهَا تَأْكُلْ فٖٓي اَرْضِ اللّٰهِ وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُٓوءٍ فَيَأْخُذَكُمْ عَذَابٌ اَلٖيمٌ

    Semud (toplumuna da) kardeşleri Salih'i (gönderdik. Salih onlara): "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. (Bakın) Gerçekten size Rabbinizden (mucize olarak kayalardan çıkardığı) apaçık bir belge (bürhan-delil) gelmiştir: Allah'ın bu dişi devesi size açık bir belgedir; onu salıverin de Allah'ın Arz’ında otlasın, ona bir kötülükle dokunmayın, sonra sizi acı bir azap yakalar (sakın nefsinize ve şeytani heveslerinize kapılmayın)" diye (uyarmıştı).

  • 7:85 A'raf: 85

    وَاِلٰى مَدْيَنَ اَخَاهُمْ شُعَيْبًاۜ قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ قَدْ جَٓاءَتْكُمْ بَيِّنَةٌ مِنْ رَبِّكُمْ فَاَوْفُوا الْكَيْلَ وَالْمٖيزَانَ وَلَا تَبْخَسُوا النَّاسَ اَشْيَٓاءَهُمْ وَلَا تُفْسِدُوا فِي الْاَرْضِ بَعْدَ اِصْلَاحِهَاۜ ذٰلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنٖينَۚ

    (Sina Yarımadası’nda ve Tûr Dağı civarında yaşayan) Medyen (toplumuna da) kardeşleri Şuayb'ı (gönderdik. Şuayb onlara) Dedi ki: "Ey kavmim, Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. (İşte) Size (benimle) Rabbinizden apaçık bir belge (mucize) gelmiştir. Ölçüyü ve tartıyı tam tutun, insanların (hakları olan mallarını ve) eşyasını değerinden düşürüp-eksiltmeyin (hırsızlık ve haksızlık yapmayın) ve düzene (ıslaha) konulmasından sonra yeryüzünde bozgunculuk (fesat) çıkarmayın. Eğer inanıyorsanız (her türlü zulüm ve sömürüden sakının.) Bu sizin için daha hayırlıdır."

  • 7:128 A'raf: 128

    قَالَ مُوسٰى لِقَوْمِهِ اسْتَعٖينُوا بِاللّٰهِ وَاصْبِرُواۚ اِنَّ الْاَرْضَ لِلّٰهِ۠ يُورِثُهَا مَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِهٖۜ وَالْعَاقِبَةُ لِلْمُتَّقٖينَ

    (Hz.) Musa kavmine dedi ki: (Sakın ürküp gevşemeyin, telaş etmeyin) “Yardımı (yalnız) Allah'tan isteyin ve sabredin. Şüphesiz ki yeryüzü bütünüyle Allah'ındır ve kullarından (sadakatlerini denediğini ve) dilediğini ona varis kılacaktır. Ve mutlu son müttakilerin olacaktır.”

  • 7:194 A'raf: 194

    اِنَّ الَّذٖينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ عِبَادٌ اَمْثَالُكُمْ فَادْعُوهُمْ فَلْيَسْتَجٖيبُوا لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقٖينَ

    (Ey gafil ve cahil insanlar!) Allah'tan başka taptıklarınız (kendinize kurtarıcı ve şefaatçi yaptıklarınız) sizler gibi (aciz ve muhtaç) kullardır. Eğer (iddianızda, yani şirk koştuklarınızın etkili ve yetkili oldukları konusunda) doğru iseniz, hemen onları (gıyaben) çağırın da size icabet etsinler (ve yardıma gelsinler de görelim).

  • 8:41 Enfâl: 41

    وَاعْلَمُٓوا اَنَّمَا غَنِمْتُمْ مِنْ شَيْءٍ فَاَنَّ لِلّٰهِ خُمُسَهُ وَلِلرَّسُولِ وَلِذِي الْقُرْبٰى وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاكٖينِ وَابْنِ السَّبٖيلِۙ اِنْ كُنْتُمْ اٰمَنْتُمْ بِاللّٰهِ وَمَٓا اَنْزَلْنَا عَلٰى عَبْدِنَا يَوْمَ الْفُرْقَانِ يَوْمَ الْتَقَى الْجَمْعَانِۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدٖيرٌ

    Bilin ki, 'ganimet olarak ele geçirdiğiniz' şeylerin beşte biri (devlet ve millet hizmetinde kullanılmak üzere); muhakkak Allah'ın, Resul'ün, Ona yakınlığı olanların, yetimlerin, yoksulların ve yolda kalmışlarındır. Eğer Allah'a (inanıyorsanız); ve Hakk ile Bâtıl’ın birbirinden ayrıldığı gün, (yani) iki ordunun karşı karşıya kaldığı (ve mü’minlerin kazandığı) günde (Bedir'de) kulumuza (Hz. Muhammed Aleyhisselam’a) indirdiğimize (Kur’ani hükümlere ve müjdelere) iman ediyorsanız (ganimeti böyle bölüşün). Allah, her şeye güç yetirendir.

  • 8:51 Enfâl: 51

    ذٰلِكَ بِمَا قَدَّمَتْ اَيْدٖيكُمْ وَاَنَّ اللّٰهَ لَيْسَ بِظَلَّامٍ لِلْعَبٖيدِۙ

    (Ey kâfirler!) İşte (uğradığınız) bu (şiddet ve zahmet), sizin ellerinizin önceden takdim ettiği işler (kötülük ve nankörlükler) yüzündendir. Yoksa şüphesiz Allah kullara asla zulüm (haksızlık ve yanlışlık) edici değildir (denilecektir).

  • 9:104 Tevbe: 104

    اَلَمْ يَعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ هُوَ يَقْبَلُ التَّوْبَةَ عَنْ عِبَادِهٖ وَيَأْخُذُ الصَّدَقَاتِ وَاَنَّ اللّٰهَ هُوَ التَّوَّابُ الرَّحٖيمُ

    Onlar bilmiyorlar (anlayıp inanmıyorlar) mı ki, gerçekten Allah kullarından tevbeleri kabul edip (bağışlayandır.) Ve O, sadakaları (cennet karşılığı) alandır. Şüphesiz Allah, tevbeleri çokça kabul eden, acıyıp esirgeyen O'dur. (İşte O’na güvenip yönelin ki yegâne Rabbinizdir.)

  • 10:3 Yunus: 3

    اِنَّ رَبَّكُمُ اللّٰهُ الَّذٖي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ فٖي سِتَّةِ اَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِ يُدَبِّرُ الْاَمْرَۜ مَا مِنْ شَفٖيعٍ اِلَّا مِنْ بَعْدِ اِذْنِهٖۜ ذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبُّكُمْ فَاعْبُدُوهُۜ اَفَلَا تَذَكَّرُونَ

    Şüphesiz sizin Rabbiniz, altı günlerde (devrede) gökleri ve yeri (hiç yoktan) yaratıveren, sonra (Kâinatın manevi bilgi ve yönetim merkezini kudret eline alıp) Arş’a istiva eden, (hücrelerden galaksilere her an bütün) işleri (bizzat ve layıkıyla) evirip-çeviren Allah'tır. O’nun izni olmadıktan sonra, hiç kimse (kimseye) şefaatçi olamaz. İşte Rabbiniz olan Allah budur, öyleyse (her halde, sadece ve sürekli) O'na kulluk edin. Yine de öğüt alıp düşünmeyecek misiniz?

  • 10:18 Yunus: 18

    وَيَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مَا لَا يَضُرُّهُمْ وَلَا يَنْفَعُهُمْ وَيَقُولُونَ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ شُفَعَٓاؤُ۬نَا عِنْدَ اللّٰهِۜ قُلْ اَتُنَبِّؤُ۫نَ اللّٰهَ بِمَا لَا يَعْلَمُ فِي السَّمٰوَاتِ وَلَا فِي الْاَرْضِۜ سُبْحَانَهُ وَتَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ

    (Müşrikler şu kimselerdir ki) Allah'ı bırakıp (O’nun izni ve iradesi olmadan) kendilerine zarar veremeyecek ve yararları da erişmeyecek (olan) şeylere (sığınıp) kulluk ederler ve: “Bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir” derler. (Onlara) De ki: “Siz, Allah'a, göklerde ve yerde O’nun (hâşâ) bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz? (Hayır, siz açıkça yalan uyduruyor ve asılsız kuruntulara kapılıyorsunuz!) O, sizin şirk koştuklarınızdan uzak ve Yücedir.”

  • 10:107 Yunus: 107

    وَاِنْ يَمْسَسْكَ اللّٰهُ بِضُرٍّ فَلَا كَاشِفَ لَهُٓ اِلَّا هُوَۚ وَاِنْ يُرِدْكَ بِخَيْرٍ فَلَا رَٓادَّ لِفَضْلِهٖۜ يُصٖيبُ بِهٖ مَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِهٖۜ وَهُوَ الْغَفُورُ الرَّحٖيمُ

    Ve eğer, Allah Sana bir zarar dokunduracak olsa, yine O'ndan başka bunu Senden kaldırıp giderecek yoktur. Ve eğer Sana bir hayır isterse, O'nun bol fazlını (ikram ve in’amını) geri çevirecek de yoktur. O, kullarından dilediğine bundan (hayırdan) isabet ettirir. O, Bağışlayandır, Esirgeyip Koruyandır.

  • 11:26 Hud: 26

    اَنْ لَا تَعْبُدُٓوا اِلَّا اللّٰهَۜ اِنّٖٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ اَلٖيمٍ

    “Allah’tan başkasına kulluk etmeyin (yarar ve zararı sadece Allah’tan bilin. İbadet ve hizmetlerinizde sadece O’nun rızasını gözetin). Gerçekten ben, sizin için acı bir günün azabından korkmaktayım” (demişti).

  • 11:123 Hud: 123

    وَلِلّٰهِ غَيْبُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاِلَيْهِ يُرْجَعُ الْاَمْرُ كُلُّهُ فَاعْبُدْهُ وَتَوَكَّلْ عَلَيْهِۜ وَمَا رَبُّكَ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ

    (Gerçek şu ki:) Göklerin ve yerin gaybı (bütün varlıkları ve yaratılış sırları) Allah'ındır, bütün işler O'na döndürülüp durmaktadır; öyleyse sadece O'na kulluk et ve O'na tevekkül edip (güven). Senin Rabbin yaptıklarınızdan (gafil) habersiz değildir. (Sakın böyle sanıp aldanmayınız!)

  • 12:24 Yusuf: 24

    وَلَقَدْ هَمَّتْ بِهٖۗ وَهَمَّ بِهَاۚ لَوْلَٓا اَنْ رَاٰ بُرْهَانَ رَبِّهٖۜ كَذٰلِكَ لِنَصْرِفَ عَنْهُ السُّٓوءَ وَالْفَحْشَٓاءَۜ اِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُخْلَصٖينَ

    Andolsun kadın onu çok arzulamıştı, -eğer Rabbinin (zinayı yasaklayan) kesin kanıt (bürhan)ını (ve vicdanına doğan uyarı ilhamlarını) görmeseydi- o da (Yusuf da) onu arzulamış (ve kalbi ona kaymıştı). Böylelikle Biz ondan kötülüğü ve fuhşu geri çevirmek için (ona takva ve duyarlılık bağışlamıştık). Çünkü o, muhlis kullarımızdandı.

  • 12:40 Yusuf: 40

    مَا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِهٖٓ اِلَّٓا اَسْمَٓاءً سَمَّيْتُمُوهَٓا اَنْتُمْ وَاٰبَٓاؤُ۬كُمْ مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ بِهَا مِنْ سُلْطَانٍۜ اِنِ الْحُكْمُ اِلَّا لِلّٰهِۜ اَمَرَ اَلَّا تَعْبُدُٓوا اِلَّٓا اِيَّاهُۜ ذٰلِكَ الدّٖينُ الْقَيِّمُ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ

    “Sizin, Allah’tan başka ibadet (ve hizmet) ettikleriniz, birtakım (kendi uydurup taktığınız) isimlerden (düzmece amblem ve alâmetlerden) ibaret şeylerdir ki, onları siz ve atalarınız uyduruvermiştir. Allah onların (gerçekliği) hakkında hiçbir delil indirmemiştir. (Oysa) Hüküm, yalnızca Allah'a aittir. O, Kendisinden başkasına kulluk etmemeniz (gerektiğini) emretmiştir. Dosdoğru olan din işte budur, ancak insanların çoğu (gerçeği) bilmeyen (cahil sürüleri)dir” (dedikten sonra rüyalarını şöyle te’vil etmişti:)

  • 13:36 Ra'd: 36

    وَالَّذٖينَ اٰتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَفْرَحُونَ بِمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ وَمِنَ الْاَحْزَابِ مَنْ يُنْكِرُ بَعْضَهُۜ قُلْ اِنَّمَٓا اُمِرْتُ اَنْ اَعْبُدَ اللّٰهَ وَلَٓا اُشْرِكَ بِهٖۜ اِلَيْهِ اَدْعُوا وَاِلَيْهِ مَاٰبِ

    (Ey Resulüm!) Kendilerine kitap verdiklerimiz(den iz'an ve insaf ehli bazı kimseler), Sana indirilen (Kur’an) dolayısıyla sevinip ferahlık (ve gönül rahatlığı) duymaktadırlar; fakat (İslam’ın aleyhinde birleşen) gruplardan (şeytani hizip-parti ve oluşumlarından), Onun (Kur’an ayetlerinin) bir kısmını inkâr edenler de vardır. De ki: "Ben, yalnızca Allah'a kulluk yapmak ve O'na asla ortak koşmamakla emrolundum. Ben ancak O'na dua ve davet ederim ve son dönüşüm O'nadır."

  • 14:11 İbrahim: 11

    قَالَتْ لَهُمْ رُسُلُهُمْ اِنْ نَحْنُ اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ يَمُنُّ عَلٰى مَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِهٖۜ وَمَا كَانَ لَنَٓا اَنْ نَأْتِيَكُمْ بِسُلْطَانٍ اِلَّا بِاِذْنِ اللّٰهِۜ وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ

    Resulleri onlara dediler ki: (Evet) “Doğrusu bizler de, sizin gibi sadece bir beşeriz, ancak Allah kullarından dilediğine lütufta bulunup (özel nimet ve faziletler bahşetmektedir). Allah'ın izni olmaksızın size ispatlayıcı bir delil getirmemiz bizim için olacak şey değildir. Mü’minler, ancak Allah'a tevekkül etmelidirler.”

  • 14:31 İbrahim: 31

    قُلْ لِعِبَادِيَ الَّذٖينَ اٰمَنُوا يُقٖيمُوا الصَّلٰوةَ وَيُنْفِقُوا مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ سِرًّا وَعَلَانِيَةً مِنْ قَبْلِ اَنْ يَأْتِيَ يَوْمٌ لَا بَيْعٌ فٖيهِ وَلَا خِلَالٌ

    (Ey Resulüm!) İman etmiş kullarıma söyle: “Alış-verişin ve dostluğun olmadığı (paranın ve arkadaşlığın fayda sağlamadığı) o gün gelmezden evvel, dosdoğru (huşû ve şuurla ve İslam’ın tamamına teslimiyet huzuruyla) namazı kılsınlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infakta bulunsunlar (helâl kazançlarını hayırda harcasınlar ki, kurtuluş bundadır).”

  • 14:35 İbrahim: 35

    وَاِذْ قَالَ اِبْرٰهٖيمُ رَبِّ اجْعَلْ هٰذَا الْبَلَدَ اٰمِنًا وَاجْنُبْنٖي وَبَنِيَّ اَنْ نَعْبُدَ الْاَصْنَامَۜ

    Hani bir zaman İbrahim şöyle demişti: "Ey Rabbim bu beldeyi (ve bölgeyi) güvenli (ve bereketli) kıl, beni ve çocuklarımı putlara kulluk etmekten (ve tağuti düzenlerin peşine gitmekten) uzak tut. (Zira hidayet Sendendir.)”

  • 15:39 Hicr: 39

    قَالَ رَبِّ بِمَٓا اَغْوَيْتَنٖي لَاُزَيِّنَنَّ لَهُمْ فِي الْاَرْضِ وَلَاُغْوِيَنَّهُمْ اَجْمَعٖينَۙ

    (Şeytan) Dedi ki: “Rabbim, beni (nefsime ağır gelen imtihanla) kışkırttığın (Adem’e hürmet ve tâbiiyet emrinle beni hırçınlaştırdığın) şeye karşılık, andolsun ben de yeryüzünde onlara, (Adem’in evlatlarına Sana başkaldırmayı, dünya tutkularını ve şehvet azgınlıklarını) süsleyip çekici göstereceğim ve onların tümünü mutlaka kışkırtıp saptıracağım.”

  • 15:40 Hicr: 40

    اِلَّا عِبَادَكَ مِنْهُمُ الْمُخْلَصٖينَ

    “Ancak onlardan muhlis olan kulların müstesnadır. (İbadet ve hizmetleriyle sadece Allah’ın rızasını arayan ve ahiret hazırlığını öne alan kullarına etkili olamayacağım.)”

  • 15:42 Hicr: 42

    اِنَّ عِبَادٖي لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطَانٌ اِلَّا مَنِ اتَّبَعَكَ مِنَ الْغَاوٖينَ

    (Ey şeytan!) “Şüphesiz kışkırtılıp-saptırılmışlardan sana uyanlar dışında, senin Benim (sadık) kullarım üzerinde zorlayıcı hiçbir gücün (fitne ve imtihan aracı olman dışında bir hükmün) yoktur.”

  • 15:49 Hicr: 49

    نَبِّئْ عِبَادٖٓي اَنّٖٓي اَنَا۬ الْغَفُورُ الرَّحٖيمُۙ

    (Ey Resulüm!) Haber ver kullarıma ki; şüphesiz Ben, (evet) Ben (iman ve itaat ehli kullarımı) Bağışlayanım, Esirgeyip (Koruyanım. Elbette mü’min, müstakim ve mücahit kullarım cennetime sokulacaktır.)

  • 16:2 Nahl: 2

    يُنَزِّلُ الْمَلٰٓئِكَةَ بِالرُّوحِ مِنْ اَمْرِهٖ عَلٰى مَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِهٖٓ اَنْ اَنْذِرُٓوا اَنَّهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنَا۬ فَاتَّقُونِ

    (Allah elçi seçtiği) Kullarından dilediklerine; melekleri, Kendi emrinden olan ruh (Hz. Cebrail ve vahiy) ile; “Benden başka İlah yoktur, şu halde ancak Benden korkup (küfür, zulüm ve kötülükten) sakının, şeklinde uyarın” diye indirir.

  • 16:35 Nahl: 35

    وَقَالَ الَّذٖينَ اَشْرَكُوا لَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ مَا عَبَدْنَا مِنْ دُونِهٖ مِنْ شَيْءٍ نَحْنُ وَلَٓا اٰبَٓاؤُ۬نَا وَلَا حَرَّمْنَا مِنْ دُونِهٖ مِنْ شَيْءٍۜ كَذٰلِكَ فَعَلَ الَّذٖينَ مِنْ قَبْلِهِمْۚ فَهَلْ عَلَى الرُّسُلِ اِلَّا الْبَلَاغُ الْمُبٖينُ

    (Zahiren Müslüman rolü oynayan, ama aslında) Şirk koşmakta olanlar: "Eğer Allah dileseydi, O'nun dışında hiçbir şeye kulluk yapmazdık (asla Hakk’tan ve hayırdan sapmazdık); biz de, atalarımız da O'nsuz (O’nun izni ve iradesi olmadan) hiçbir şeyi haram kılmazdık (kaderimizde varmış” diyerek Allah'ı suçlamaya kalkışmışlardı). Onlardan öncekiler de böyle yapmıştı. Şu halde elçilere düşen apaçık bir tebliğden başkası mıdır?

  • 16:36 Nahl: 36

    وَلَقَدْ بَعَثْنَا فٖي كُلِّ اُمَّةٍ رَسُولًا اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ وَاجْتَنِبُوا الطَّاغُوتَۚ فَمِنْهُمْ مَنْ هَدَى اللّٰهُ وَمِنْهُمْ مَنْ حَقَّتْ عَلَيْهِ الضَّلَالَةُۜ فَسٖيرُوا فِي الْاَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّبٖينَ

    Andolsun Biz her ümmete: “(Sadece ve samimiyetle) Allah’a kulluk yapın ve TAĞUT’tan (Bâtıl nizamlardan ve putlaştırılmış insanlardan) kaçının!” diye bir elçi gönderdik. Böylelikle onlardan kimine (gerçekleri kabullenip Hakka ve hayra yönelene) Allah hidayet verdi, onlardan kiminin üzerine (dünya rahatı ve menfaati için tağuta tapınan ve şeytani odaklara kapılan kesime) ise dalâlet (sapkınlık-doğru yoldan çıkmışlık) hak oldu. Nitekim yeryüzünde bir dolaşın da, bakın hele (peygamberleri ve davetlerini) yalanlayanların akıbetinin nasıl olduğunu görüp anlayın (ve ibret alıp toparlanın).

  • 16:114 Nahl: 114

    فَكُلُوا مِمَّا رَزَقَكُمُ اللّٰهُ حَلَالًا طَيِّبًاۖ وَاشْكُرُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ اِنْ كُنْتُمْ اِيَّاهُ تَعْبُدُونَ

    Öyleyse Allah'ın sizi rızıklandırdığı şeylerden helâl (ve) temiz olanlarını yiyin (için); eğer (sadece ve samimiyetle) O'na kulluk ediyorsanız, Allah'ın nimetine şükredin (ki kurtulasınız)!

  • 17:1 İsrâ: 1

    سُبْحَانَ الَّذٖٓي اَسْرٰى بِعَبْدِهٖ لَيْلًا مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ اِلَى الْمَسْجِدِ الْاَقْصَا الَّذٖي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ اٰيَاتِنَاۜ اِنَّهُ هُوَ السَّمٖيعُ الْبَصٖيرُ

    • NOT: [İSRA SURESİ ilk ayetlerinde: a-Hem Miraç hadisesinin hikmet ve hedefleri anlatılmaktadır. b-Hem Mescid-i Aksa’nın (Kudüs ve Filistin topraklarının) ve civarının; Doğu Akdeniz Havzası, Türkiye, Mısır, Sudan, Suriye, Irak, İran ve Arabistan yarımadasının, iklim ve bitki ürünleri ve yer altı zenginlikleri bakımından bereketli kılındığı, ve özellikle Hakk Dinin ve büyük medeniyetlerin beşiği yapıldığı vurgulanmaktadır. c-Hem de Beni İsrail’in küfür ve zulüm ehlinin kirli geçmişlerine ve günümüzdeki acı akıbetlerine işaret buyrulmaktadır.]

    Bazı ayetlerimizden (ibret ve hikmet mucizelerimizden) kendisine göstermek için, (en makbul ve muhterem) kulunu (Hz. Muhammed’i AS) bir gece Mescid-i Haram'dan, çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa'ya götüren (oradan da bütün gök katlarına yükseltip kudret ve hikmet eserlerini seyrettiren. Bak: İsrâ-93) O (Allah) Yücedir. (Sübhan olup her türlü hata ve noksanlıktan münezzehtir.) Gerçekten O (her şeyi, herkesi, her sesi ve kalpten geçeni) İşitendir, Görendir. (Öyle ise devamlı O’nun huzurunda bulunduğunuzu unutmayınız.) [Not: Böylece insanlar içerisinden seçip Kendi Zatına en güzel ve en mükemmel Halife makamına eriştirdiği Hz. Muhammed’e (SAV), Kâinatın bütün tabakalarını ve oralardaki harika yaratıklarını bizzat göstermek ve İlahi müjde ve mesajlarını hepsine iletmek üzere, Onu Mİ’RAC’a çıkarmıştır.]

  • 17:3 İsrâ: 3

    ذُرِّيَّةَ مَنْ حَمَلْنَا مَعَ نُوحٍۜ اِنَّهُ كَانَ عَبْدًا شَكُورًا

    (Ayrıca) Nuh ile birlikte (gemide) taşıdıklarımızın (ve kurtardıklarımızın) çocuklarını (ve torunlarını) da (Hakk’tan ve hayırdan ayrılmayınız! diye uyarmak üzere Musa’yı yolladık.) Şüphesiz o (Nuh), şükreden bir kul idi. (Onun sabrını ve sadakatini örnek almalısınız.)

  • 17:5 İsrâ: 5

    فَاِذَا جَٓاءَ وَعْدُ اُو۫لٰيهُمَا بَعَثْنَا عَلَيْكُمْ عِبَادًا لَنَٓا اُو۬لٖي بَأْسٍ شَدٖيدٍ فَجَاسُوا خِلَالَ الدِّيَارِۜ وَكَانَ وَعْدًا مَفْعُولًا

    Nitekim (bunlardan) ilk vaid (birinci azgınlığınızı cezalandırma vakti) geldiği zaman güç ve şiddet sahibi kullarımızı (İslam kaynaklarında Buhtunnasr, Batılılarca Nabukadnezar denen komutanı ve ordularını) üzerinize gönderdik de sizi evlerin aralarına kadar girip araştırıp (buldular, yurtlarınızı ve zulüm saltanatlarınızı yıktılar). Bu yerine getirilmesi gereken bir sözdü (ve tarihte aynen gerçekleşmiş bulunmaktaydı.)

  • 17:7 İsrâ: 7

    اِنْ اَحْسَنْتُمْ اَحْسَنْتُمْ لِاَنْفُسِكُمْ وَاِنْ اَسَأْتُمْ فَلَهَاۜ فَاِذَا جَٓاءَ وَعْدُ الْاٰخِرَةِ لِيَسُٓؤُ۫ا وُجُوهَكُمْ وَلِيَدْخُلُوا الْمَسْجِدَ كَمَا دَخَلُوهُ اَوَّلَ مَرَّةٍ وَلِيُتَبِّرُوا مَا عَلَوْا تَتْبٖيرًا

    İşte (böyle bir durumda) şayet iyilik (ve adalet) ederseniz, kendi nefsinize (ve menfaatinize) iyilik olacaktır. Yok, eğer kötülük (ve zulüm) ederseniz, o da kendi aleyhinize (sonuçlar doğuracaktır. Ama siz maalesef yine zulüm ve kötülük yoluna sapacak, elinizdeki ve emrinizdeki imkân ve iktidarları Siyonist hayallerinizi ve şeytani niyetinizi gerçekleştirmek için korkunç bir haksızlık ve ahlâksızlık yolunda kullanacaksınız. Dünya’yı savaş ve soygun alanına çevirecek ve insanları birbirine kırdıracaksınız.) Arkasından bu sonuncu (sapkınlık ve şımarıklığınızı cezalandırma) zamanı gelince, (size öyle Mü’min ve Mücahit kullarımızı göndereceğiz ki) yüzlerinizi kötüleştirsinler (servet ve saltanatınızı yıkıp sizi dize getirsinler, yüzlerinizi yere sürdürsünler) ve ilk kez girdikleri (Buhtunnasr veya Hz. Ömer döneminde Kudüs’ü fethettikleri) gibi tekrar yine Mescid’i (Aksa’ya) girsinler ve ele geçirdikleri (hainleri, katilleri ve mel’ânet merkezleri)ni mahvu perişan etsinler. (Böylece Siyonist saltanatınıza son versinler ve İsrail denen beşeriyet bünyesindeki kanser urunu kesip temizlesinler. Ey Beni İsrail, bu Allah’ın va’adi ve tehdididir ki, mutlaka yaşayacaksınız!)

  • 17:17 İsrâ: 17

    وَكَمْ اَهْلَكْنَا مِنَ الْقُرُونِ مِنْ بَعْدِ نُوحٍۜ وَكَفٰى بِرَبِّكَ بِذُنُوبِ عِبَادِهٖ خَبٖيرًا بَصٖيرًا

    Biz, Nuh'tan sonra nice kuşakları (inkâr ve isyanları nedeniyle) yıkıma uğrattık. Kullarının günahlarından haberdar olucu, (ve her yaptıklarını) görücü (ve intikam alıcı) olarak Rabbin kâfidir. (Öyle ise Siyonist İsrail’in ve zalim Yahudi Lobilerinin yaptıklarını yanlarına mı bırakacağız?!)

  • 17:23 İsrâ: 23

    وَقَضٰى رَبُّكَ اَلَّا تَعْبُدُٓوا اِلَّٓا اِيَّاهُ وَبِالْوَالِدَيْنِ اِحْسَانًاۜ اِمَّا يَبْلُغَنَّ عِنْدَكَ الْكِبَرَ اَحَدُهُمَٓا اَوْ كِلَاهُمَا فَلَا تَقُلْ لَهُمَٓا اُفٍّ وَلَا تَنْهَرْهُمَا وَقُلْ لَهُمَا قَوْلًا كَرٖيمًا

    Senin Rabbinin hükmü şöyledir: O'ndan başkasına kulluk yapmayın ve anne-babaya ihsan ve iyilikle davranın (diye emretmektedir). Şayet onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlılığa ulaşırsa, onlara: "Öf" bile deme ve onları azarlama; onlara güzel (tatlı ve gönül alıcı) söz söyle (ki İslam ve insanlık bunu gerektirir).

  • 17:30 İsrâ: 30

    اِنَّ رَبَّكَ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيَقْدِرُۜ اِنَّهُ كَانَ بِعِبَادِهٖ خَبٖيرًا بَصٖيرًا۟

    Şüphesiz Senin Rabbin, rızkı dilediğine -genişletir- yayar ve (dilediğine de imtihan gereği) daraltır. Gerçekten O, kullarından Haberi olandır, (her yaptıklarını her an) Görendir.

  • 17:53 İsrâ: 53

    وَقُلْ لِعِبَادٖي يَقُولُوا الَّتٖي هِيَ اَحْسَنُۜ اِنَّ الشَّيْطَانَ يَنْزَغُ بَيْنَهُمْۜ اِنَّ الشَّيْطَانَ كَانَ لِلْاِنْسَانِ عَدُوًّا مُبٖينًا

    (Ey Nebim!) Kullarıma, (herkese karşı) sözün en güzel olanını konuşmalarını söyle. Çünkü şeytan (katı ve kötü sözlerle) aralarını açıp bozmak ister. Şüphesiz şeytan insanın açıkça bir düşmanıdır. (Onun kışkırtmalarına dikkat etmelidir.)

  • 17:65 İsrâ: 65

    اِنَّ عِبَادٖي لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطَانٌۜ وَكَفٰى بِرَبِّكَ وَكٖيلًا

    “Ama şu kesin ki (ey İblis!) Benim (sadık ve uyanık) kullarıma (karşı) senin hiçbir sultanın (zorlayıcı hükümranlığın geçerli) değildir-sökmeyecektir.” Vekîl olarak Rabbin yeterlidir.

  • 17:96 İsrâ: 96

    قُلْ كَفٰى بِاللّٰهِ شَهٖيدًا بَيْنٖي وَبَيْنَكُمْۜ اِنَّهُ كَانَ بِعِبَادِهٖ خَبٖيرًا بَصٖيرًا

    De ki: "Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeterlidir (herkesin niyetini ve gayretini çok iyi bilmektedir); kuşkusuz O, kullarından hakkıyla Haberdardır, (her şeyi ayrıntılarıyla) Görendir."

  • 18:1 Kehf: 1

    اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذٖٓي اَنْزَلَ عَلٰى عَبْدِهِ الْكِتَابَ وَلَمْ يَجْعَلْ لَهُ عِوَجًا ۜ۔

    (Her türlü) Hamd (ve övgü); (kutlu) kulu (Hz. Muhammed Aleyhisselam) üzerine Kitabı indirip (insanlara açıklatan) ve Onda hiçbir çarpıklık (yanlışlık ve haksızlık) bırakmayan Allah'adır.

  • 18:65 Kehf: 65

    فَوَجَدَا عَبْدًا مِنْ عِبَادِنَٓا اٰتَيْنَاهُ رَحْمَةً مِنْ عِنْدِنَا وَعَلَّمْنَاهُ مِنْ لَدُنَّا عِلْمًا

    (Derken orada) Kullarımızdan bir (seçkin ve erişkin) kul buldular ki, Biz ona katımızdan (üstün bir) rahmet (nimet ve fazilet) vermiştik ve Kendi tarafımızdan (çok özel) bir ilim (gayb ve kader bilgisi: İlmi Ledün) öğretmiştik. (Hadis-i Şeriflerde bu Zat’ın Hz. Hızır olduğu anlatılmaktadır.)

  • 18:102 Kehf: 102

    اَفَحَسِبَ الَّذٖينَ كَفَرُٓوا اَنْ يَتَّخِذُوا عِبَادٖي مِنْ دُونٖٓي اَوْلِيَٓاءَۜ اِنَّٓا اَعْتَدْنَا جَهَنَّمَ لِلْكَافِرٖينَ نُزُلًا

    O (gafiller ve) kâfirler, Beni bırakıp (dinimi dejenere eden ve çevresinde kurtarıcı geçinen bazı) kullarımı veliler (mürşitler ve mehdiler) edindiklerini mi zannetmişlerdi? Gerçekten Biz cehennemi (böylesi) kâfirler için bir (azap) durağı olarak hazır etmişizdir.

  • 19:2 Meryem: 2

    ذِكْرُ رَحْمَتِ رَبِّكَ عَبْدَهُ زَكَرِيَّاۚ

    (Bu sure) Rabbinin, kulu Zekeriya'ya (olan hidayet, inayet ve) rahmetinin bir zikridir. (İbretli ve hikmetli hikâyesinin hatırlatılıp yad edilmesidir.)

  • 19:30 Meryem: 30

    قَالَ اِنّٖي عَبْدُ اللّٰهِ۠ اٰتَانِيَ الْكِتَابَ وَجَعَلَنٖي نَبِيًّاۙ

    (O esnada Hz. İsa bebek halinde dile gelip dedi ki:) “Ben, şüphesiz Allah'ın kuluyum, bana Kitap verdi ve beni Peygamber yaptı”,

  • 19:36 Meryem: 36

    وَاِنَّ اللّٰهَ رَبّٖي وَرَبُّكُمْ فَاعْبُدُوهُۜ هٰذَا صِرَاطٌ مُسْتَقٖيمٌ

    (Ey Resulüm de ki:) “Kesinlikle Benim de sizin de Rabbimiz Allah’tır. O halde O’na kulluk edin, sırat-ı mustakim budur (sapkınlığa düşmeyin.)”

  • 19:44 Meryem: 44

    يَٓا اَبَتِ لَا تَعْبُدِ الشَّيْطَانَۜ اِنَّ الشَّيْطَانَ كَانَ لِلرَّحْمٰنِ عَصِيًّا

    "Babacığım, şeytana kulluk etme (onun vesvese ve dürtülerini yerine getirme); kuşkusuz şeytan, Rahman (olan Allah)a başkaldıran bir asidir."

  • 19:61 Meryem: 61

    جَنَّاتِ عَدْنٍۨ الَّتٖي وَعَدَ الرَّحْمٰنُ عِبَادَهُ بِالْغَيْبِۜ اِنَّهُ كَانَ وَعْدُهُ مَأْتِيًّا

    Adn cennetleri (onlarındır) ki, Rahman (olan Allah onu) Kendi kullarına gıyabi olarak (görmedikleri halde inandıkları için müjdeleyip) va’ad etmiştir. Şüphesiz O'nun va’adi yerine gelecektir.

  • 19:63 Meryem: 63

    تِلْكَ الْجَنَّةُ الَّتٖي نُورِثُ مِنْ عِبَادِنَا مَنْ كَانَ تَقِيًّا

    İşte o cennet ki; Biz, kullarımızdan takva sahibi olanları (ona) mirasçı etmişizdir.

  • 19:93 Meryem: 93

    اِنْ كُلُّ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ اِلَّٓا اٰتِي الرَّحْمٰنِ عَبْدًاۜ

    (Halbuki) Göklerde ve yerde olan (herkesin ve her şeyin) tümü Rahman'a, yalnızca (boyun eğmiş) kul olarak gelmektedir.

  • 20:77 Taha: 77

    وَلَقَدْ اَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰٓى اَنْ اَسْرِ بِعِبَادٖي فَاضْرِبْ لَهُمْ طَرٖيقًا فِي الْبَحْرِ يَبَسًاۚ لَا تَخَافُ دَرَكًا وَلَا تَخْشٰى

    Yemin olsun ki, Biz Musa’ya: “(Sana tâbi olan) Kullarımla birlikte (tedbir olsun diye) geceleyin yürüyüp yola çık, (sahile vardığında asanla) vur, denizde onlar için (mucize olarak tünel gibi) kuru bir yol (tüp geçiş galerisi) aç; (Firavun’un arkanızdan) yetişmesinden de korkma, (boğuluruz diye de) endişeye kapılma!” diye vahyetmiştik. (O da sözümüzü yerine getirmişti.)

  • 21:26 Enbiya: 26

    وَقَالُوا اتَّخَذَ الرَّحْمٰنُ وَلَدًا سُبْحَانَهُۜ بَلْ عِبَادٌ مُكْرَمُونَۙ

    (Müşrikler) "Rahman (olan Allah) çocuk edindi" diyerek (küfre sapmışlardır). O (Allah, bu yakıştırmadan) Yücedir. Hayır, onlar (melekler ve Hz. İsa gibi nebiler sadece) ikrama layık görülmüş (mükerrem ve muhterem kılınmış) kullardır.

  • 21:105 Enbiya: 105

    وَلَقَدْ كَتَبْنَا فِي الزَّبُورِ مِنْ بَعْدِ الذِّكْرِ اَنَّ الْاَرْضَ يَرِثُهَا عِبَادِيَ الصَّالِحُونَ

    Yemin olsun ki Zikir’den (Tevrat’tan) sonra Zebur’da da yazıp (belirttik ve Kur’an’da da va’ad ettik) ki: “(Sonunda) Yeryüzüne mutlaka salih kullarım varis olacak (galibiyet ve hâkimiyet, mü’min ve mücahitlerin eline geçecek)tir.”

  • 21:106 Enbiya: 106

    اِنَّ فٖي هٰذَا لَبَلَاغًا لِقَوْمٍ عَابِدٖينَۜ

    Gerçek şu ki kulluk (şuuru ve sorumluluğuyla hareket) eden (Allah’a teslimiyet ve ubudiyet gösteren) bir topluluk için Bunda (Kur'an'da) ‘belağ=açık bir mesaj' verilmiştir (veya gerçek çıkış yolları gösterilmiştir).

  • 22:10 Hacc: 10

    ذٰلِكَ بِمَا قَدَّمَتْ يَدَاكَ وَاَنَّ اللّٰهَ لَيْسَ بِظَلَّامٍ لِلْعَبٖيدِ۟

    “(Ey insan!) İşte bu (ahiret azabı) iki elinle yapıp (önden) gönderdiklerindir.” Zira Allah kullarına asla haksızlık edici değildir (diyeceğiz.)

  • 23:23 Mü'minun: 23

    وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا نُوحًا اِلٰى قَوْمِهٖ فَقَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ اَفَلَا تَتَّقُونَ

    Andolsun, Biz Nuh'u kendi kavmine (elçi olarak) göndermiştik de böylece kavmine: "Ey kavmim, Allah'a kulluk edin ki, O’nun dışında sizin başka ilahınız yoktur, hâlâ (inanıp küfür ve kötülükten) sakınmayacak mısınız?" deyip (uyarmıştı).

  • 25:17 Furkan: 17

    وَيَوْمَ يَحْشُرُهُمْ وَمَا يَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ فَيَقُولُ ءَاَنْتُمْ اَضْلَلْتُمْ عِبَادٖي هٰٓؤُ۬لَٓاءِ اَمْ هُمْ ضَلُّوا السَّبٖيلَۜ

    (Senin Rabbinin;) Onları (inkârcıları ve münafıkları) ve Allah'tan başka taptıklarını (putlaştırıp tağutlaştırdıkları şahısları) bir araya getirip toplayacağı ve: "Şu kullarımı siz mi saptırdınız, yoksa kendileri mi yoldan saptılar?" diye (soracağı) gün (yakında gelecektir.)

  • 25:58 Furkan: 58

    وَتَوَكَّلْ عَلَى الْحَيِّ الَّذٖي لَا يَمُوتُ وَسَبِّحْ بِحَمْدِهٖۜ وَكَفٰى بِهٖ بِذُنُوبِ عِبَادِهٖ خَبٖيرًاۚۛ

    Sen, daima diri (Hayy) olan (ve sonsuza dek) ölümsüz kalan (Allah)a tevekkül et ve O'nu hamd ile tesbih et. Kullarının günahlarından O'nun haberdar olması yeterlidir (ve hesaplarını O görecektir).

  • 25:63 Furkan: 63

    وَعِبَادُ الرَّحْمٰنِ الَّذٖينَ يَمْشُونَ عَلَى الْاَرْضِ هَوْنًا وَاِذَا خَاطَبَهُمُ الْجَاهِلُونَ قَالُوا سَلَامًا

    Rahman’ın (akıllı, hayırlı ve has) kulları (onlardır ki;) gezip dolaştıkları (her) yerde, (münasip ve) mütevazı yürürler. Bilgisiz (ve görgüsüz) kimseler kendilerine sataştıklarında ise onlara: “Selametle (barış ve güvenlik içinde olun)!” derler (ve geçiştirirler, yersiz tartışma ve kapışmalara girişmezler. Ama kutsallarına sataşıldığında gerekli tepkiyi gösterirler).

  • 26:52 Şuarâ: 52

    وَاَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰٓى اَنْ اَسْرِ بِعِبَادٖٓي اِنَّكُمْ مُتَّبَعُونَ

    Derken Musa’ya: “Kullarımı (Mısır’dan çıkarıp) gece yürüyüşe geçir, çünkü (Firavun’un adamlarınca) izleneceksiniz” diye vahyettik.

  • 26:70 Şuarâ: 70

    اِذْ قَالَ لِاَبٖيهِ وَقَوْمِهٖ مَا تَعْبُدُونَ

    Hani (Hz. İbrahim) babasına ve kavmine: “Siz neye kulluk ediyorsunuz?” diye (sormuştu).

  • 27:15 Neml: 15

    وَلَقَدْ اٰتَيْنَا دَاوُ۫دَ وَسُلَيْمٰنَ عِلْمًاۚ وَقَالَا الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذٖي فَضَّلَنَا عَلٰى كَثٖيرٍ مِنْ عِبَادِهِ الْمُؤْمِنٖينَ

    Andolsun, Davud'a ve Süleyman'a da (şimdiki ileri teknoloji harikaları yerine, özel manevi marifetleri içeren mucizevi) bir ilim vermiştik de, onlar da: “Bizi inanmış kullarından birçoğuna göre üstün kılan Allah'a hamd olsun” demişlerdi. [Not: Hatta önceki peygamberlere verilen bazı mucizevi kolaylık ve desteklere, bugünkü teknolojiler hâlâ erişememiştir. Ses ve görüntü gibi ayrıca eşyanın da anında nakli benzeri harikaların bu ümmete teknoloji olarak verilmesi beklenmeli ve bu yönde gayret gösterilmelidir.]

  • 27:19 Neml: 19

    فَتَبَسَّمَ ضَاحِكًا مِنْ قَوْلِهَا وَقَالَ رَبِّ اَوْزِعْنٖٓي اَنْ اَشْكُرَ نِعْمَتَكَ الَّتٖٓي اَنْعَمْتَ عَلَيَّ وَعَلٰى وَالِدَيَّ وَاَنْ اَعْمَلَ صَالِحًا تَرْضٰيهُ وَاَدْخِلْنٖي بِرَحْمَتِكَ فٖي عِبَادِكَ الصَّالِحٖينَ

    (Süleyman, karıncanın) Bu sözü üzerine tebessüm edip gülerek: “Rabbim, (hayvanların dilinden ve halinden anlamayı lütfettin ve daha nice faziletler verdin, öyle ise) hem bana, hem anne ve babama verdiğin bunca nimete şükretmemi ve hoşnut olacağın salih amel(ler) işlemeyi (hayırlı ve yararlı işler görmemi) ilham et ve beni rahmetinle salih kulların arasına kat” deyip (dua etmişti).

  • 27:45 Neml: 45

    وَلَقَدْ اَرْسَلْنَٓا اِلٰى ثَمُودَ اَخَاهُمْ صَالِحًا اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ فَاِذَا هُمْ فَرٖيقَانِ يَخْتَصِمُونَ

    Andolsun, Biz (Şam-Medine arasında ve Kızıldeniz civarındaki) Semud (kavmine) kardeşleri Salih’i: “Yalnızca Allah’a kulluk edin” demek üzere gönderdik. Derken bir de ne görsün, onlar (haset ve fesat yüzünden) birbirlerine düşman kesilmiş iki taifeydi.

  • 27:59 Neml: 59

    قُلِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ وَسَلَامٌ عَلٰى عِبَادِهِ الَّذٖينَ اصْطَفٰىۜ آٰللّٰهُ خَيْرٌ اَمَّا يُشْرِكُونَۜ

    (Ey Resulüm!) De ki: “Hamd olsun Allah'a ve selam olsun O'nun seçtiği kullarına! (Şimdi düşünün bakalım) Allah mı (kullarına yararlı ve) daha hayırlıdır, yoksa onların ortak koştukları mı?”

  • 28:82 Kasas: 82

    وَاَصْبَحَ الَّذٖينَ تَمَنَّوْا مَكَانَهُ بِالْاَمْسِ يَقُولُونَ وَيْكَاَنَّ اللّٰهَ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِهٖ وَيَقْدِرُۚ لَوْلَٓا اَنْ مَنَّ اللّٰهُ عَلَيْنَا لَخَسَفَ بِنَاۜ وَيْكَاَنَّهُ لَا يُفْلِحُ الْكَافِرُونَ۟

    Daha dün onun (Karun’un) yerinde olmayı dileyenler, sabahladıklarında: “Vay be! Demek ki Allah, kullarından dilediğinin rızkını genişletip-yaymakta ve (istediği anda) kısıp-daraltmaktadır. Eğer Allah, bize lütfetmiş olmasaydı, bizi de şüphesiz (kahredip yere) batırırdı. Vay be! Demek gerçekten inkâr edenler felah bulamaz” demeye başlamışlardı.

  • 29:16 Ankebut: 16

    وَاِبْرٰهٖيمَ اِذْ قَالَ لِقَوْمِهِ اعْبُدُوا اللّٰهَ وَاتَّقُوهُۜ ذٰلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ

    Hani İbrahim de kavmine demişti ki: "(Sadece) Allah'a kulluk edin ve O'ndan (Allah’a itirazdan ve azabından) sakının, eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır."

  • 29:17 Ankebut: 17

    اِنَّمَا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اَوْثَانًا وَتَخْلُقُونَ اِفْكًاۜ اِنَّ الَّذٖينَ تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ لَا يَمْلِكُونَ لَكُمْ رِزْقًا فَابْتَغُوا عِنْدَ اللّٰهِ الرِّزْقَ وَاعْبُدُوهُ وَاشْكُرُوا لَهُۜ اِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

    (Halbuki) “Siz ancak Allah’tan başka birtakım putlara tapıyor (ve bunu meşru ve mazur göstermek için ‘bunlar şefaatçilerimiz ve aracılarımızdır’ gibi) bir sürü yalanlar uyduruyorsunuz. Gerçek şu ki, sizin Allah'tan başka taptıklarınız, size rızık vermeye (ve her türlü ihtiyacınızı temin etmeye) güç yetiremezler; öyleyse rızkı Allah'ın katında (meşru, doğru ve doğal metotlarla) arayın, sadece O'na kulluk edin ve O'na şükredin. Siz O'na döndürüleceksiniz.” (Bunu asla unutmayın.)

  • 29:36 Ankebut: 36

    وَاِلٰى مَدْيَنَ اَخَاهُمْ شُعَيْبًاۙ فَقَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ وَارْجُوا الْيَوْمَ الْاٰخِرَ وَلَا تَعْثَوْا فِي الْاَرْضِ مُفْسِدٖينَ

    (Güney Ürdün, Kızıldeniz ve Sina arasında yaşayan) Medyen (ahalisine) de kardeşleri Şuayb'ı (gönderdik.) Böylece (onlara) dedi ki: "Ey kavmim, Allah'a kulluk edin ve (bu iman ve ibadetinizle) ahiret gününü(n sevabını ve mükâfatını arzulayıp) umut taşıyın ve yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık-fesatlık çıkarmayın."

  • 29:56 Ankebut: 56

    يَا عِبَادِيَ الَّذٖينَ اٰمَنُٓوا اِنَّ اَرْضٖي وَاسِعَةٌ فَاِيَّايَ فَاعْبُدُونِ

    Ey iman eden kullarım, şüphesiz Benim Arz’ım (ihsan ve ikramım ve her türlü imkânlarım) geniştir; artık yalnızca Bana ibadet edin. (Dünyalık kaygılarla kâfir düzenlere ve zalim-hain yöneticilere boyun eğmeyin.)

  • 29:62 Ankebut: 62

    اَللّٰهُ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِهٖ وَيَقْدِرُ لَهُۜ اِنَّ اللّٰهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلٖيمٌ

    Ve yine Allah’ın kullarından dilediğine rızkı yayıp genişlettiğini, (ve bir kesime de rızkı) kısıp (böylece imtihan ettiğini ve işçi-işveren dengesini düzenlediğini nasıl unutuyorlardı?) Şüphesiz Allah her şeyi (hakkıyla) bilip durmaktadır.

  • 30:48 Rum: 48

    اَللّٰهُ الَّذٖي يُرْسِلُ الرِّيَاحَ فَتُثٖيرُ سَحَابًا فَيَبْسُطُهُ فِي السَّمَٓاءِ كَيْفَ يَشَٓاءُ وَيَجْعَلُهُ كِسَفًا فَتَرَى الْوَدْقَ يَخْرُجُ مِنْ خِلَالِهٖۚ فَاِذَٓا اَصَابَ بِهٖ مَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِهٖٓ اِذَا هُمْ يَسْتَبْشِرُونَ

    Allah O’dur ki; rüzgârları gönderir, böylece bunlar bulutu sürükleyip kaldırır da, onu nasıl dilerse gökte öyle yayıp-dağıtır (böylece su buharlarını toplatıp taşıtır) ve onu parça parça yapıp (istediği yörelere aktarır); nihayet bulutların arasından yağmurun akıp çıktığını görürsün. Sonunda (rahmetini) Kendi kullarından dilediğine verince, o vakit (daha önce ümitsizliğe kapılanlar) hemen sevinmeye ve birbirlerine müjde vermeye (başlamışlardır.)

  • 34:9 Sebe': 9

    اَفَلَمْ يَرَوْا اِلٰى مَا بَيْنَ اَيْدٖيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ مِنَ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِۜ اِنْ نَشَأْ نَخْسِفْ بِهِمُ الْاَرْضَ اَوْ نُسْقِطْ عَلَيْهِمْ كِسَفًا مِنَ السَّمَٓاءِۜ اِنَّ فٖي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِكُلِّ عَبْدٍ مُنٖيبٍ۟

    Onlar, (son sistem teknolojik aletlerle) gökten ve yerden (tabiat ve kâinat düzenine bakıp da) önlerinde ve arkalarında olanı (uzaydaki ve dünyadaki bu harika yaratılışı hâlâ) görmüyorlar mı? Eğer Biz dilersek, onları yerin dibine geçirir, ya da gökten üzerlerine parçalar çökertiriz (de mahvolup giderler). Hiç şüphesiz, bunda (dünya ve kâinat nizamında) 'gönülden (Allah'a) yönelen' her kul için nice ayetler ve ibretler vardır.

  • 34:13 Sebe': 13

    يَعْمَلُونَ لَهُ مَا يَشَٓاءُ مِنْ مَحَارٖيبَ وَتَمَاثٖيلَ وَجِفَانٍ كَالْجَوَابِ وَقُدُورٍ رَاسِيَاتٍۜ اِعْمَلُٓوا اٰلَ دَاوُ۫دَ شُكْرًاۜ وَقَلٖيلٌ مِنْ عِبَادِيَ الشَّكُورُ

    Onlar (cinn ustalar) ona (Süleyman’a) dilediği şekilde meharib (mihrablar, içinde düşmanlardan korunulacak ve Allah’a ibadet olunacak kaleler ve saraylar), heykeller (mermerden ve madenlerden oyuncaklar, hayvanlar ve süs eşyaları), havuz şeklinde çanaklar ve yerinden sökülmeyen kazanlar yaparlardı. “Ey Davud ailesi, artık şükrederek çalışın!” Zira kullarımdan şükredenler (nimet ve fırsatlarımın gereğini yerine getirenler) pek azdır (diye uyarmıştık).

  • 34:27 Sebe': 27

    قُلْ اَرُونِيَ الَّذٖينَ اَلْحَقْتُمْ بِهٖ شُرَكَٓاءَ كَلَّاۜ بَلْ هُوَ اللّٰهُ الْعَزٖيزُ الْحَكٖيمُ

    De ki: “O'na (kulluk ederken) eklemekte olduğunuz ortakları (tağutlaştırdığınız evliya, ulema ve umera (iktidar) takımını) bana gösterin de bir bakalım... (Onları tartıp karşılaştıralım…) Kesinlikle hayır ve hâşâ! (Onlar Allah’a asla ortak olamazlar;) Bilakis, O Güçlü ve Üstün olan, Hüküm ve Hikmet sahibi olan Allah'tır.”

  • 34:39 Sebe': 39

    قُلْ اِنَّ رَبّٖي يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِهٖ وَيَقْدِرُ لَهُۜ وَمَٓا اَنْفَقْتُمْ مِنْ شَيْءٍ فَهُوَ يُخْلِفُهُۚ وَهُوَ خَيْرُ الرَّازِقٖينَ

    De ki: "Şüphesiz Benim Rabbim, kullarından rızkı dilediğine genişletip-yayar (lütfuyla zengin kılar) ve (dilediği kullarının da rızkını) kısıp daraltır. (Hatta zengin iken fakir bırakır.) Artık siz her neyi infak ederseniz, O (Allah), yerine bir başkasını (daha hayırlısını ve fazlasını) verir; O, rızık verenlerin en Hayırlısıdır." (Her iyiliğin karşılığı mutlaka verilecektir.)

  • 35:28 Fâtır: 28

    وَمِنَ النَّاسِ وَالدَّوَٓابِّ وَالْاَنْعَامِ مُخْتَلِفٌ اَلْوَانُهُ كَذٰلِكَۜ اِنَّمَا يَخْشَى اللّٰهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمٰٓؤُ۬اۜ اِنَّ اللّٰهَ عَزٖيزٌ غَفُورٌ

    İnsanlardan, hayvanlardan ve davarlardan da renkleri (ve şekilleri) böyle değişik olanlar vardır. (O’nun) Kulları içinde ise, ancak âlim olanlar (yaratılış sırlarını ve sorumluluklarını çok iyi kavrayanlar) “içleri titreyerek hakkıyla ve hürmetle Allah'tan korkup bağlanırlar.” Şüphesiz Allah, Üstün ve Güçlü olandır, Bağışlayandır.

  • 35:32 Fâtır: 32

    ثُمَّ اَوْرَثْنَا الْكِتَابَ الَّذٖينَ اصْطَفَيْنَا مِنْ عِبَادِنَاۚ فَمِنْهُمْ ظَالِمٌ لِنَفْسِهٖۚ وَمِنْهُمْ مُقْتَصِدٌۚ وَمِنْهُمْ سَابِقٌ بِالْخَيْرَاتِ بِاِذْنِ اللّٰهِۜ ذٰلِكَ هُوَ الْفَضْلُ الْكَبٖيرُۜ

    Sonra Kitabı kullarımız arasında seçtiklerimize miras verdik. (Layık ve sadık olanlara Kur’an hikmetini öğrettik.) Onlardan kimisi nefislerine zulmeder (kötülük ve nankörlüğe yönelir)ler. Onlardan kimisi orta bir yol izler (hem günah hem sevap işler)ler. Onlardan kimisi de Allah'ın izniyle, hayırlarda ileri geçmek için yarış ederler. İşte bu (üstün ve) büyük fazilettir. (Kur’an’a yoğunlaşan, onu araştıran ve anlayıp uygulayanlar seçkin ve nasipli kimselerdir.)

  • 35:45 Fâtır: 45

    وَلَوْ يُؤَاخِذُ اللّٰهُ النَّاسَ بِمَا كَسَبُوا مَا تَرَكَ عَلٰى ظَهْرِهَا مِنْ دَٓابَّةٍ وَلٰكِنْ يُؤَخِّرُهُمْ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّىۚ فَاِذَا جَٓاءَ اَجَلُهُمْ فَاِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِعِبَادِهٖ بَصٖيرًا

    Eğer Allah, insanları işleyip kazandıkları (günahlar) yüzünden hemen yakalayıp sorgulayarak cezalandırsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Ancak (imtihan gerçeği ve merhameti gereği) onları belli bir müddet erteleyip geciktirir. Ama ecelleri (cezalandırma vakitleri) geldi mi (intikamını mutlaka alıverir.) Çünkü Allah kullarını devamlı gözetlemekte (ve onların amellerine göre hak ettiklerini vermekte)dir. [Not: Ayette geçen “A-ha-ze” (almak, tutmak, yakalamak, etkisi altına sokmak ve ayıplamak): kökünden gelen kelime, Kur’an-ı Kerim’de 273 yerde geçmekte ve 20 kadar farklı anlam içermektedir.]

  • 36:22 Yâsin: 22

    وَمَا لِيَ لَٓا اَعْبُدُ الَّذٖي فَطَرَنٖي وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

    "Hem bana ne oluyor ki, beni (hiç yoktan) Yaratan'a (ve en uygun yeteneklerle donatana) kulluk etmeyecekmişim? Zaten siz de (sonunda) O'na (Yüce Yaratıcıya) döndürüleceksiniz. (Nihayet hepiniz de dönüp dolaşıp O’nun huzuruna götürüleceksiniz.)"

  • 36:30 Yâsin: 30

    يَا حَسْرَةً عَلَى الْعِبَادِۚ مَا يَأْتٖيهِمْ مِنْ رَسُولٍ اِلَّا كَانُوا بِهٖ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ

    Yazıklar olsun (bütün kâfir ve gafil) kullara; ki onlara bir elçi gelmeyegörsün, mutlaka onunla alay ederlerdi (edeceklerdi).

  • 36:60 Yâsin: 60

    اَلَمْ اَعْهَدْ اِلَيْكُمْ يَا بَنٖٓي اٰدَمَ اَنْ لَا تَعْبُدُوا الشَّيْطَانَۚ اِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُبٖينٌۙ

    “Ey Ademoğulları, Ben sizi (uyarıp): ‘Sakın şeytana kulluk yapmayın, (kötü ve çirkin işlere bulaşmayın,) çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır;’ diye (hatırlatıp sizden) ahit almamış mıydım?”

  • 36:61 Yâsin: 61

    وَاَنِ اعْبُدُونٖيۜ هٰذَا صِرَاطٌ مُسْتَقٖيمٌ

    "Ancak Bana ibadet edin ki, hidayet ve istikamet yolu budur (başka yollar bâtıldır, diye uyarmamış mıydım?)."

  • 37:79 Sâffât: 79

    سَلَامٌ عَلٰى نُوحٍ فِي الْعَالَمٖينَ

    Âlemler içinde selam olsun Nuh'a.

  • 37:80 Sâffât: 80

    اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنٖينَ

    İşte Biz muhsinleri (Allah’ı görür gibi ibadet edenleri ve cihad görevini titizlikle yerine getirenleri) böyle mükâfatlandırırız.

  • 37:81 Sâffât: 81

    اِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنٖينَ

    Şüphesiz o, Bizim (gerçek ve örnek) mü'min olan kullarımızdandı.

  • 37:109 Sâffât: 109

    سَلَامٌ عَلٰٓى اِبْرٰهٖيمَ

    İbrahim'e selam olsun (ki o sadık ve sağlam duranlardandı).

  • 37:110 Sâffât: 110

    كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنٖينَ

    Biz, muhsinleri (en sevdiklerini Allah için verenleri) böyle mükâfatlandırırız.

  • 37:111 Sâffât: 111

    اِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنٖينَ

    Şüphesiz o, Bizim (tam) mü'min (ve emin) olan kullarımızdandı.

  • 37:120 Sâffât: 120

    سَلَامٌ عَلٰى مُوسٰى وَهٰرُونَ

    Musa'ya ve Harun'a selam olsun (ki onlar süper güce, Firavun ve çevresine kafa tutmuşlardı).

  • 37:121 Sâffât: 121

    اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنٖينَ

    Gerçekten Biz, ihsanda bulunanları böyle mükâfatlandırırız.

  • 37:122 Sâffât: 122

    اِنَّهُمَا مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنٖينَ

    Şüphesiz ikisi de, Bizim mü'min (emin ve teslim) olan kullarımızdandı.

  • 37:127 Sâffât: 127

    فَكَذَّبُوهُ فَاِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَۙ

    Fakat (buna rağmen) onu (İlyas’ı) yalanladılar; bundan dolayı gerçekten onlar, (azap için getirilip) hazır bulundurulacak (ve tutuklanacak) olanlardır.

  • 37:128 Sâffât: 128

    اِلَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَصٖينَ

    Ancak muhlis olan (sadece Allah’ın rızasını arayan) kullar başkadır. (Onlar sonsuz mutluluğa ulaşacaklardır.)

  • 37:130 Sâffât: 130

    سَلَامٌ عَلٰٓى اِلْ‌يَاسٖينَ

    İlyasin'e (tüm İlyas gibilere) selam olsun.

  • 37:131 Sâffât: 131

    اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنٖينَ

    Şüphesiz Biz, muhsinleri (Allah’ı görüyor ve huzurunda imtihan veriyor gibi yaşayan kimseleri) böyle ödüllendirip (onurlandırırız).

  • 37:132 Sâffât: 132

    اِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنٖينَ

    Şüphesiz o, Bizim mü'min (sağlam iman ehli ve emin) olan kullarımızdandı.

  • 37:171 Sâffât: 171

    وَلَقَدْ سَبَقَتْ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا الْمُرْسَلٖينَۚ

    Andolsun, (peygamber ve Hakka rehber olarak) gönderilen kullarımıza (şu) sözümüz geçmiştir (ve tarafımızdan şu garantiyi vermişizdir):

  • 37:172 Sâffât: 172

    اِنَّهُمْ لَهُمُ الْمَنْصُورُونَۖ

    Elbette onlar (mü’min ve mücahit sadıklar); mutlaka kendilerine yardım edilecek (nusret verilecek ve zafere eriştirilecekler)dir.

  • 38:17 Sâd: 17

    اِصْبِرْ عَلٰى مَا يَقُولُونَ وَاذْكُرْ عَبْدَنَا دَاوُ۫دَ ذَا الْاَيْدِۚ اِنَّهُٓ اَوَّابٌ

    (Ey Nebim!) Sen onların (hakaretli) sözlerine (şimdilik) sabret ve (itaat ve sebatta) güçlü olan kulumuz Davud’u hatırla, çünkü o (her durumda Allah’a) yönelen bir (zattı).

  • 38:18 Sâd: 18

    اِنَّا سَخَّرْنَا الْجِبَالَ مَعَهُ يُسَبِّحْنَ بِالْعَشِيِّ وَالْاِشْرَاقِۙ

    Doğrusu Biz dağlara (ve madenlere Davud için) boyun eğdirdik, (ki bunlar) akşam ve sabah kendisiyle birlikte tesbih ediyor (Allah’ı anıyor)lardı. (Demircilik ve maden işlemeciliği konusunda ona yardımcı olunmaktaydı.)

  • 38:30 Sâd: 30

    وَوَهَبْنَا لِدَاوُ۫دَ سُلَيْمٰنَۜ نِعْمَ الْعَبْدُۜ اِنَّهُٓ اَوَّابٌۜ

    Ayrıca Biz Davud'a (oğlu) Süleyman'ı bahşettik. O ne güzel bir kuldu. Çünkü o, (daima Allah'a) yönelip-bağlanan biriydi. (Her konuda Allah'a sığınırdı.)

  • 38:41 Sâd: 41

    وَاذْكُرْ عَبْدَنَٓا اَيُّوبَۢ اِذْ نَادٰى رَبَّهُٓ اَنّٖي مَسَّنِيَ الشَّيْطَانُ بِنُصْبٍ وَعَذَابٍۜ

    Kulumuz Eyyub’u da hatırla. Hani o: “Doğrusu şeytan bana, kahredici bir acı hastalık sıkıntısı ve azap kahrı dokundurdu, (aciz ve çaresiz kaldım Allah’ım!)” diye Rabbine nida edip yakarmıştı.

  • 38:44 Sâd: 44

    وَخُذْ بِيَدِكَ ضِغْثًا فَاضْرِبْ بِهٖ وَلَا تَحْنَثْۜ اِنَّا وَجَدْنَاهُ صَابِرًاۜ نِعْمَ الْعَبْدُۜ اِنَّهُٓ اَوَّابٌ

    "Ve eline bir deste (ekin sapı) al, onunla (hanımına bir kere) vur ve böylece andını bozmuş olma" (diyerek yemin kefaretini kolaylaştırdık). Gerçekten, Biz onu (Eyyub'u) sabredici bulduk. O, ne güzel kuldu. Çünkü o, (daima Allah'a) yönelip-dönen biriydi. (Hep Rabbine sığınırdı.) [Not: Yıllar süren hastalık ve darlık sırasında, Hz. Eyyub’un, hizmetinden usanıp sızlanan hanımına kızıp, ona 100 sopa vuracağına dair yemin lafı ağzından çıkmıştı. Bu ayetle hafif ve nahif (zayıf) olan 100 buğday sapını bağlayıp, eşine bir tane vurmasıyla bu yemininden kurtulacağı hatırlatılmıştı. Böylece tüm Müslümanlara da bu tür cezalarda bir kolaylık yolu açılmıştı.]

  • 38:45 Sâd: 45

    وَاذْكُرْ عِبَادَنَٓا اِبْرٰهٖيمَ وَاِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَ اُو۬لِي الْاَيْدٖي وَالْاَبْصَارِ

    (Katımızdan) Güç ve basiret sahibi olan kullarımız(dan) İbrahim’i, İshak’ı ve Yakub’u da (ibret ve hikmetle) hatırla.

  • 38:82 Sâd: 82

    قَالَ فَبِعِزَّتِكَ لَاُغْوِيَنَّهُمْ اَجْمَعٖينَۙ

    (Bunun üzerine şeytan) Dedi ki: “Senin izzetin adına andolsun ki ben, onların tümünü mutlaka azdırıp-kışkırtacağım.”

  • 38:83 Sâd: 83

    اِلَّا عِبَادَكَ مِنْهُمُ الْمُخْلَصٖينَ

    “Ancak (dininde ve davasında sadık olan) halis kulların hariç (onları yoldan çıkaramayacağım).”

  • 39:7 Zümer: 7

    اِنْ تَكْفُرُوا فَاِنَّ اللّٰهَ غَنِيٌّ عَنْكُمْ وَلَا يَرْضٰى لِعِبَادِهِ الْكُفْرَۚ وَاِنْ تَشْكُرُوا يَرْضَهُ۬ لَكُمْۜ وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرٰىۜ ثُمَّ اِلٰى رَبِّكُمْ مَرْجِعُكُمْ فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَۜ اِنَّهُ عَلٖيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ

    Eğer inkâr (ve isyan) ederseniz (bu kendi aleyhinizedir, çünkü) kesinlikle Allah sizden müstağnidir (hiçbirinize ve ibadetinize muhtaç değildir.) Ne var ki O, kullarının küfre (ve kötülüğe düşmesine) rızası bulunmayandır. Ve eğer şükrederseniz, sizin (yararınız) için ondan razı olacaktır. Hiçbir günahkâr, bir başkasının günah yükünü yüklenmez (herkes sadece kendi yapıp ettiklerinin ve sebebiyet verdiklerinin karşılığını bulacaktır). Sonra (hepiniz) Rabbinize döndürüleceksiniz, böylece yaptıklarınızı size haber verecek (ve sorgulayacaktır). Şüphesiz O, sinelerin özünde saklı olanı bilip durmaktadır.

  • 39:10 Zümer: 10

    قُلْ يَا عِبَادِ الَّذٖينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا رَبَّكُمْۜ لِلَّذٖينَ اَحْسَنُوا فٖي هٰذِهِ الدُّنْيَا حَسَنَةٌۜ وَاَرْضُ اللّٰهِ وَاسِعَةٌۜ اِنَّمَا يُوَفَّى الصَّابِرُونَ اَجْرَهُمْ بِغَيْرِ حِسَابٍ

    De ki: "Ey iman eden kullarım, Rabbinizden korkun (O’na itiraz ve isyandan) sakının. Bu dünyada güzel iş görenler ve iyilik edenler (her türlü görevlerini dikkatle yerine getirenler) için elbette iyilik ve güzellik vardır. Allah'ın Arz’ı geniştir. (Mü’min rızkını ve İslam’ı en iyi yaşama şartlarını her tarafta arayıp bulmalıdır.) Ancak (imtihan sıkıntılarına ve sorumluluklarının zorluklarına) sabredenlere (gelince, onların) ecirleri hesapsızca ödenmiş olacak (müttaki ve mücahit mü’minler, emeklerinin karşılığını alacaklardır)."

  • 39:16 Zümer: 16

    لَهُمْ مِنْ فَوْقِهِمْ ظُلَلٌ مِنَ النَّارِ وَمِنْ تَحْتِهِمْ ظُلَلٌۜ ذٰلِكَ يُخَوِّفُ اللّٰهُ بِهٖ عِبَادَهُۜ يَا عِبَادِ فَاتَّقُونِ

    Onların üstlerinde ateşten (karanlık gölge bulutu gibi) tabakalar, altlarında da (böyle azap edici) tabakalar vardır. İşte Allah, Kendi kullarını bununla korkutup uyarmaktadır. Ey kullarım, öyleyse Benden korkup (azabımdan) sakınıverin.

  • 39:17 Zümer: 17

    وَالَّذٖينَ اجْتَنَبُوا الطَّاغُوتَ اَنْ يَعْبُدُوهَا وَاَنَابُٓوا اِلَى اللّٰهِ لَهُمُ الْبُشْرٰىۚ فَبَشِّرْ عِبَادِۙ

    Tağut’a (zalim yönetimlere ve şeytani düzenlere) ibadet ve hizmet etmekten kaçınan ve içtenlikle Allah’a yönelip bağlananlara gelince, onlar için (kutlu ve mutlu bir) müjde vardır; bu nedenle (tağuti otoritelere tâbi olanlara değil) Benim (sadık ve samimi) kullarıma müjde ver (ki onlar nasipli ve şerefli kimselerdir).

  • 39:36 Zümer: 36

    اَلَيْسَ اللّٰهُ بِكَافٍ عَبْدَهُۜ وَيُخَوِّفُونَكَ بِالَّذٖينَ مِنْ دُونِهٖۜ وَمَنْ يُضْلِلِ اللّٰهُ فَمَا لَهُ مِنْ هَادٍۚ

    Allah, kuluna (özellikle Kendi yolunda olanlara) kâfi değil midir? (Ey Resulüm!) Seni (ve ümmetini) Allah’tan başkalarıyla (canlı ve cansız putlarla ve süper güç ordularıyla) korkutuyorlar. (Aldırma ve telaşa kapılma; bu, Allah’ın kudretini ve va’adini idrak edemediklerindendir.) Allah, (hainlik ederek bile bile inkâra ve isyana kalkışanlardan) kimi saptırırsa artık ona hidayet edecek (birini bulmak) mümkün değildir.

  • 39:46 Zümer: 46

    قُلِ اللّٰهُمَّ فَاطِرَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ عَالِمَ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ اَنْتَ تَحْكُمُ بَيْنَ عِبَادِكَ فٖيمَا كَانُوا فٖيهِ يَخْتَلِفُونَ

    De ki: "Ey gökleri ve yeri yoktan var eden, gaybı ve müşahede edileni bilen Allah'ım! Anlaşmazlığa düştükleri şeylerde, kullarının arasında Sen hüküm vereceksin."

  • 39:53 Zümer: 53

    قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذٖينَ اَسْرَفُوا عَلٰٓى اَنْفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِ اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمٖيعًاۜ اِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحٖيمُ

    (Tarafımdan onlara) De ki: "Ey kendi aleyhlerinde olmak üzere nefislerini israfa uğratan (günahlara dalan, yararsız ve ucuz kahramanlıklara kalkışan ve ölçüyü taşıran) kullarım! (Siz yine de) Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin. Şüphesiz Allah, (dilerse ve layık görürse) bütün günahları (ve suçları) Yarlığayıcıdır. Çünkü O, Bağışlayandır, Esirgeyip Acıyandır."

  • 39:56 Zümer: 56

    اَنْ تَقُولَ نَفْسٌ يَا حَسْرَتٰى عَلٰى مَا فَرَّطْتُ فٖي جَنْبِ اللّٰهِ وَاِنْ كُنْتُ لَمِنَ السَّاخِرٖينَۙ

    Kişinin (yana yakıla): “Allah yanında (O’na karşı kullukta) yaptığım kusurlardan dolayı yazıklar olsun (bana!) Doğrusu ben, (Allah'ın diniyle) alay edenlerdendim!..” diyeceği (gün gelmeden önce Hakka ve hayra yönelip hazırlık yapınız.)

  • 39:64 Zümer: 64

    قُلْ اَفَغَيْرَ اللّٰهِ تَأْمُرُٓونّٖٓي اَعْبُدُ اَيُّهَا الْجَاهِلُونَ

    De ki: “Ey cahiller! Bana Allah’tan başkasına tapınıp (yalvarmamı ve şeytani güç odaklarına yanaşıp yaranmamı) mı öneriyorsunuz? (Siz gafil ve kâfir insanlarsınız.)”

  • 39:66 Zümer: 66

    بَلِ اللّٰهَ فَاعْبُدْ وَكُنْ مِنَ الشَّاكِرٖينَ

    “Bilakis Sen (sadece bir tek) Allah’a ibadet ve dua et ve (O’nun hükümlerine riayetle) şükredenlerden ol (ki kurtulasın).”

  • 40:14 Mü'min: 14

    فَادْعُوا اللّٰهَ مُخْلِصٖينَ لَهُ الدّٖينَ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ

    Öyleyse kâfirler hoş görmese de, dini yalnızca O'na halis kılanlar olarak Allah'a dua (kulluk) yapın (yaşamınızda ve her konudaki amacınızda Kur’an’ı ve Resulüllah’ı merkeze alın).

  • 40:15 Mü'min: 15

    رَفٖيعُ الدَّرَجَاتِ ذُو الْعَرْشِۚ يُلْقِي الرُّوحَ مِنْ اَمْرِهٖ عَلٰى مَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِهٖ لِيُنْذِرَ يَوْمَ التَّلَاقِۙ

    O, dereceleri yükselten Arş'ın sahibi olan (Allah), “Yevmet-telak”-buluşma (ve hak ettiğine kavuşma) günü- ile (insanları) uyarıp hatırlatmak için, Kendi emrinden olan ruhu (vahyi, Cebrail’i ve vicdani ilham hissini) kullarından dilediğine indirip durmaktadır.

  • 40:31 Mü'min: 31

    مِثْلَ دَأْبِ قَوْمِ نُوحٍ وَعَادٍ وَثَمُودَ وَالَّذٖينَ مِنْ بَعْدِهِمْۜ وَمَا اللّٰهُ يُرٖيدُ ظُلْمًا لِلْعِبَادِ

    "Nuh kavminin, Ad, Semud ve onlardan sonra gelenlerin durumuna benzer (bir günden sakının). Allah, kullar için zulüm istemez. (Siz Musa’nın İlahi davetine kulak asın.)"

  • 40:44 Mü'min: 44

    فَسَتَذْكُرُونَ مَٓا اَقُولُ لَكُمْۜ وَاُفَوِّضُ اَمْرٖٓي اِلَى اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ بَصٖيرٌ بِالْعِبَادِ

    “(Ey insanlar!) Benim size söylemekte olduğum şeyleri (bu İlahi gerçekleri ve öğütleri) yakında hatırlayacak (ve anlayacak)sınız. (O günler gelmektedir.) Artık ben (her) işimi Allah’a havale ediyorum. O, kullarını çok iyi Görendir (ve her halimizi Bilendir).”

  • 40:48 Mü'min: 48

    قَالَ الَّذٖينَ اسْتَكْبَرُٓوا اِنَّا كُلٌّ فٖيهَٓا اِنَّ اللّٰهَ قَدْ حَكَمَ بَيْنَ الْعِبَادِ

    (İmkân ve makamla kibirlenip) Büyüklenen (müstekbir)ler (ise onlara) derler ki: "Biz hepimiz (ateşin) içindeyiz; gerçekten Allah, kullar arasında (Hakk ve adaletle) hükmünü verdi. (Boşuna çekişmeyelim, küfür ve kötülüklerimizde müşterekiz ve işte cezamızı çekmekteyiz!)"

  • 40:66 Mü'min: 66

    قُلْ اِنّٖي نُهٖيتُ اَنْ اَعْبُدَ الَّذٖينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ لَمَّا جَٓاءَنِيَ الْبَيِّنَاتُ مِنْ رَبّٖي وَاُمِرْتُ اَنْ اُسْلِمَ لِرَبِّ الْعَالَمٖينَ

    (Ey Resulüm!) De ki: "Bana (Rabbimden) apaçık belgeler (Kur’ani hükümler) gelince, sizin Allah'tan başka taptıklarınıza kulluk etmekten kesin olarak menedildim (yasaklandım ve uzaklaştırıldım) ve âlemlerin Rabbine teslim olmakla emrolunmuş (bulunmaktayım ve zaten daha önce de asla şirke bulaşmamıştım.)"

  • 40:85 Mü'min: 85

    فَلَمْ يَكُ يَنْفَعُهُمْ اٖيمَانُهُمْ لَمَّا رَاَوْا بَأْسَنَاۜ سُنَّتَ اللّٰهِ الَّتٖي قَدْ خَلَتْ فٖي عِبَادِهٖۚ وَخَسِرَ هُنَالِكَ الْكَافِرُونَ

    (Evet) Artık Bizim dayanılmaz azabımızı gördükleri zaman, (bu itiraf ve) imanları kendilerine hiçbir yarar vermeyecek (son pişmanlık para etmeyecektir. Bu) Allah'ın kulları arasında sürüp-giden sünnetidir. (Adaletli sistemi ve âdetidir.) İşte kâfirler burada hüsrana uğramış (ve sonsuza kadar ziyan etmişlerdir.)

  • 41:14 Fussilet: 14

    اِذْ جَٓاءَتْهُمُ الرُّسُلُ مِنْ بَيْنِ اَيْدٖيهِمْ وَمِنْ خَلْفِهِمْ اَلَّا تَعْبُدُٓوا اِلَّا اللّٰهَۜ قَالُوا لَوْ شَٓاءَ رَبُّنَا لَاَنْزَلَ مَلٰٓئِكَةً فَاِنَّا بِمَٓا اُرْسِلْتُمْ بِهٖ كَافِرُونَ

    Onlara; "Yalnız (ve katıksız olarak sadece) Allah'a kulluk edin" (ibadet ve dilek kastıyla O’ndan başkasına yönelmeyin!) diye, önlerinden ve arkalarından elçiler gelip, (her yönden ve her vesileyle gerçekleri kendilerine bildirince) demişlerdi ki: "Eğer dileseydi, (mecburen iman etmemiz için) Rabbimiz (sizin yerinize peygamber olarak) melekler indirirdi. Bundan dolayı biz, sizin kendisiyle gönderildiğiniz şeyi inkâr edicileriz.”

  • 41:46 Fussilet: 46

    مَنْ عَمِلَ صَالِحًا فَلِنَفْسِهٖ وَمَنْ اَسَٓاءَ فَعَلَيْهَاۜ وَمَا رَبُّكَ بِظَلَّامٍ لِلْعَبٖيدِ

    Elbette, her kim (Allah’ın rızasına ve insanların hayrına) yararlı iş yaparsa kendi menfaatine, kim de kötülük (ve tembellik) yaparsa kendi aleyhinedir. Rabbin kullarına karşı asla zulmedici değildir.

  • 42:19 Şûrâ: 19

    اَللّٰهُ لَطٖيفٌ بِعِبَادِهٖ يَرْزُقُ مَنْ يَشَٓاءُۚ وَهُوَ الْقَوِيُّ الْعَزٖيزُ۟

    Allah, (bütün) kullarına karşı lütuf (karşılıksız iyilik ve ikram) sahibidir; (ama) dilediğini (ise farklı ve faziletli şekilde) rızıklandırıp (sevindirir ve şereflendirir). O (Allah, sınırsız) kuvvetlidir, (sürekli) Azîz’dir (her zaman galip ve izzetli olandır).

  • 42:23 Şûrâ: 23

    ذٰلِكَ الَّذٖي يُبَشِّرُ اللّٰهُ عِبَادَهُ الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِۜ قُلْ لَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ اَجْرًا اِلَّا الْمَوَدَّةَ فِي الْقُرْبٰىۜ وَمَنْ يَقْتَرِفْ حَسَنَةً نَزِدْ لَهُ فٖيهَا حُسْنًاۜ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ شَكُورٌ

    İşte Allah, iman edip salih amellerde bulunan (her işini Hakka, hayra ve halka uygun yapan) kullarına böyle müjde vermektedir. (Ey Nebim!) De ki: "Ben buna (İslam’a çağrıma) karşılık, yakın akrabalıktaki sevgi ve destek (Ehl-i Beyt’ime ve manevi varislerime muhabbet ve meveddet) dışında sizden hiçbir ücret istemiyorum." Kim (çalışıp çabalayarak) bir iyilik ve güzellik kazanırsa, Biz ondaki iyiliği ve güzelliği artırırız. Gerçekten Allah Bağışlayandır, şükredene karşılığını fazlasıyla verendir.

  • 42:25 Şûrâ: 25

    وَهُوَ الَّذٖي يَقْبَلُ التَّوْبَةَ عَنْ عِبَادِهٖ وَيَعْفُوا عَنِ السَّيِّـَٔاتِ وَيَعْلَمُ مَا تَفْعَلُونَۙ

    O (Allah) kullarının tevbesini kabul eden, günahlarını affedip (onları cezalandırmaktan vazgeçen) ve işlediklerinizi (bütün amellerdeki niyetinizi ve gayretinizi) Bilendir.

  • 42:27 Şûrâ: 27

    وَلَوْ بَسَطَ اللّٰهُ الرِّزْقَ لِعِبَادِهٖ لَبَغَوْا فِي الْاَرْضِ وَلٰكِنْ يُنَزِّلُ بِقَدَرٍ مَا يَشَٓاءُۜ اِنَّهُ بِعِبَادِهٖ خَبٖيرٌ بَصٖيرٌ

    Eğer Allah, (bütün) kulları için rızkı (sınırsızca) geniş tutup-yaysaydı, gerçekten yeryüzünde (sapıtıp) azgınlaşıverirlerdi. Ancak O, (nimetlerini) dilediği miktar (tayin ve tespit edilmiş ölçü) ile indirir. Çünkü O, muhakkak kullarının (biyolojik, psikolojik ve sosyolojik durumlarından) Haberi olandır, (herkesi, her şeyi ve her halinde) Görendir. (Allah imtihan gereği yeryüzündeki imkânları ihtiyaç nispetinde ve emek harcamakla ulaşılacak şekilde var etmektedir.)

  • 42:52 Şûrâ: 52

    وَكَذٰلِكَ اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ رُوحًا مِنْ اَمْرِنَاۜ مَا كُنْتَ تَدْرٖي مَا الْكِتَابُ وَلَا الْاٖيمَانُ وَلٰكِنْ جَعَلْنَاهُ نُورًا نَهْدٖي بِهٖ مَنْ نَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِنَاۜ وَاِنَّكَ لَتَهْدٖٓي اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَقٖيمٍۙ

    (Ey Nebim!) İşte böylece Sana da emrimizden bir ruh vahyettik. (Sana çok özel bir inayet, hidayet ve hikmet bahşettik.) Ki Sen, kitap nedir, iman nedir (bunların hakikatine nasıl erişilir?) bilmezdin. Ancak Biz Onu (Kur'an’ı) bir nur (hidayet ve istikamet ışığı, şuur ve huzur kaynağı, kurtarıcı kanun ve kurallar dayanağı) kılıverdik, Onunla kullarımızdan dilediklerimizi hidayete erdiririz. Şüphesiz Sen, dosdoğru olan bir yola yöneltip-iletmektesin.

  • 43:15 Zuhruf: 15

    وَجَعَلُوا لَهُ مِنْ عِبَادِهٖ جُزْءًاۜ اِنَّ الْاِنْسَانَ لَكَفُورٌ مُبٖينٌۜ

    (Ama buna rağmen Allah’ın yarattığı) Kendi kullarından (bazı kişileri ve güçleri) O’na bir (cüz) parça kılarak (Allah’ın vekili, kefili ve şefaatçisi diye) yakıştır(ıp şirke sürüklendiler.) Doğrusu insan, açıkça nankörlük etmektedir.

  • 43:19 Zuhruf: 19

    وَجَعَلُوا الْمَلٰٓئِكَةَ الَّذٖينَ هُمْ عِبَادُ الرَّحْمٰنِ اِنَاثًاۜ اَشَهِدُوا خَلْقَهُمْۜ سَتُكْتَبُ شَهَادَتُهُمْ وَيُسْـَٔلُونَ

    Onlar ki, Rahman'ın kulları olan melekleri dişiler kıldılar (onları kadınlar ve kızlar gibi saydılar). Kendileri onların yaratılışlarına şahit mi olmuşlardı? Onların (bu yalancı) şahitlikleri yazılacak ve (bundan dolayı) elbette sorumlu tutulacaklar.

  • 43:59 Zuhruf: 59

    اِنْ هُوَ اِلَّا عَبْدٌ اَنْعَمْنَا عَلَيْهِ وَجَعَلْنَاهُ مَثَلًا لِبَنٖٓي اِسْرَٓاءٖيلَۜ

    (Oysa Hz. İsa) O, sadece bir kuldur ki; kendisine (pek çok) nimet (ve fazilet) vermiş ve onu İsrailoğullarına bir örnek ve ibret kılmışızdır.

  • 43:64 Zuhruf: 64

    اِنَّ اللّٰهَ هُوَ رَبّٖي وَرَبُّكُمْ فَاعْبُدُوهُۜ هٰذَا صِرَاطٌ مُسْتَقٖيمٌ

    "Şüphesiz Allah, O benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir; şu halde (sadece) O'na kulluk edin. Dosdoğru yol budur." (Hakk’tan sapıp bâtıla kayanlar, “Baba-Oğul-Ruhu’l Kudüs” gibi Teslis=Üç ilah edinme şirkine bulaşanlar Allah’ın kahrına uğrayacaklardır.)

  • 43:68 Zuhruf: 68

    يَا عِبَادِ لَا خَوْفٌ عَلَيْكُمُ الْيَوْمَ وَلَٓا اَنْتُمْ تَحْزَنُونَۚ

    "Ey (müttaki) kullarım, bugün sizin için ise (asla) korku yoktur ve siz mahzun da olmayacaksınız."

  • 44:18 Duhân: 18

    اَنْ اَدُّٓوا اِلَيَّ عِبَادَ اللّٰهِۜ اِنّٖي لَكُمْ رَسُولٌ اَمٖينٌۙ

    "Allah’ın kullarını (İsrailoğullarını) bana teslim edin; gerçekten ben, sizin için güvenilir bir peygamberim" diye (davet etmişti).

  • 44:23 Duhân: 23

    فَاَسْرِ بِعِبَادٖي لَيْلًا اِنَّكُمْ مُتَّبَعُونَۙ

    (Allah da:) "Öyleyse, (sana tâbi olan) kullarımı geceleyin yürüyüşe geçir (Mısır’dan ayrılıp gidin, ama tedbirli hareket edin), çünkü muhakkak (düşmanlarınızca) takip edileceksiniz" (diyerek duasını kabul buyurmuşlardı.)

  • 46:21 Ahkaf: 21

    وَاذْكُرْ اَخَا عَادٍۜ اِذْ اَنْذَرَ قَوْمَهُ بِالْاَحْقَافِ وَقَدْ خَلَتِ النُّذُرُ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِهٖٓ اَلَّا تَعْبُدُٓوا اِلَّا اللّٰهَۜ اِنّٖٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظٖيمٍ

    (Onlara) Ad'ın kardeşini (Hz. Hud’u) hatırlat ki; onun önünden ve ardından nice uyarıcılar gelip geçmişti; hani o, Ahkaf'taki (Yemen civarında çöl bölgelerindeki kumlu tepelerin bulunduğu diyardaki) kavmini: "Allah'tan başkasına kulluk etmeyin, gerçekten ben, sizin için (dehşeti) büyük bir günün azabından korkarım" diye uyarmıştı.

  • 50:8 Kaf: 8

    تَبْصِرَةً وَذِكْرٰى لِكُلِّ عَبْدٍ مُنٖيبٍ

    (Bunlar) “Samimiyetle Allah’a yönelen” her kul için basiret (hikmetle bakan bir iç göz) ve bir zikirdir (ibretlik derstir).

  • 50:11 Kaf: 11

    رِزْقًا لِلْعِبَادِۙ وَاَحْيَيْنَا بِهٖ بَلْدَةً مَيْتًاۜ كَذٰلِكَ الْخُرُوجُ

    Kullara rızık olmak üzere (bu nimetleri verdik). Ve onunla (o suyla) ölü bir beldeye (ve bölgeye hayat verip yeniden) dirilttik. İşte (ölümden sonra) diriliş de böyledir.

  • 50:29 Kaf: 29

    مَا يُبَدَّلُ الْقَوْلُ لَدَيَّ وَمَٓا اَنَا۬ بِظَلَّامٍ لِلْعَبٖيدِۚ

    “Artık huzurumda söz değişikliğe uğratılmaz (kayıtlı-ispatlı amellerinizden hiçbir şey eksik bırakılmaz) ve Ben kullara zulmedici değilim.”

  • 52:28 Tûr: 28

    اِنَّا كُنَّا مِنْ قَبْلُ نَدْعُوهُۜ اِنَّهُ هُوَ الْبَرُّ الرَّحٖيمُ۟

    “Şüphesiz, biz bundan önce (dünyada iken, çok şükür ki) O'na dua (kulluk) eder (ve Hakk davasını güder)dik. Gerçekten O, İyiliği bol, Esirgemesi çok olanın ta Kendisidir.”

  • 53:10 Necm: 10

    فَاَوْحٰٓى اِلٰى عَبْدِهٖ مَٓا اَوْحٰىۜ

    Böylece O (Allah) kuluna vahyettiğini (Kur’an ayetlerini) vahyetmiş (O da size aynen aktarmıştı.)

  • 53:62 Necm: 62
    ساجد
    Secde

    فَاسْجُدُوا لِلّٰهِ وَاعْبُدُوا

    (Yeter artık haydi kendinize gelin ve) Hemen, Allah'a secdeye gidin ve (yalnızca O'na) kulluk edin! (Umulur ki bu sayede kurtuluşu bulursunuz.)

  • 54:9 Kamer: 9

    كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ فَكَذَّبُوا عَبْدَنَا وَقَالُوا مَجْنُونٌ وَازْدُجِرَ

    Kendilerinden önce Nuh kavmi de (elçilerini) yalanlamıştı; böylece kulumuz (Nuh)u yalancı saymışlar ve: "Delidir" diyerek (hakaret yağdırmışlardı). O, baskı altına alınıp zorla engellenmeye çalışılmıştı.

  • 57:9 Hadid: 9

    هُوَ الَّذٖي يُنَزِّلُ عَلٰى عَبْدِهٖٓ اٰيَاتٍ بَيِّنَاتٍ لِيُخْرِجَكُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِۜ وَاِنَّ اللّٰهَ بِكُمْ لَرَؤُ۫فٌ رَحٖيمٌ

    Sizi karanlıklardan nura (inkâr ve cehaletten İslami şuura) çıkarması için kuluna (Hz. Muhammed Aleyhisselam’a) apaçık ayetler indiren O'dur. Şüphesiz Allah, size karşı elbette şefkatlidir, (merhamet edip bela ve hastalıklardan) Esirgeyendir.

  • 62:6 Cum'a: 6

    قُلْ يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ هَادُٓوا اِنْ زَعَمْتُمْ اَنَّكُمْ اَوْلِيَٓاءُ لِلّٰهِ مِنْ دُونِ النَّاسِ فَتَمَنَّوُا الْمَوْتَ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقٖينَ

    De ki: “Ey Yahudi (kafalı) olanlar, eğer siz, (bütün diğer) insanlardan ayrı (ve seçilmiş) olarak, sadece sizlerin Allah’ın gerçek velileri (dostları ve sevgili kulları) olduğunuzu öne sürüyorsanız; o halde (sonsuz ve kusursuz saadet diyarına ulaştıracak olan) ölümü hemen temenni ediniz; eğer iddianızda sadık ve samimi iseniz, (sizi cennete ve Allah’ın rahmet evine ulaştıracak ölümden asla ürkmemeniz, hatta istemeniz gerekir)!?”

  • 66:10 Tahrim: 10

    ضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلًا لِلَّذٖينَ كَفَرُوا امْرَاَتَ نُوحٍ وَامْرَاَتَ لُوطٍۜ كَانَتَا تَحْتَ عَبْدَيْنِ مِنْ عِبَادِنَا صَالِحَيْنِ فَخَانَتَاهُمَا فَلَمْ يُغْنِيَا عَنْهُمَا مِنَ اللّٰهِ شَيْـًٔا وَقٖيلَ ادْخُلَا النَّارَ مَعَ الدَّاخِلٖينَ

    Allah, (yakınındaki bazı kişilerin günahlarını ve Hakk’tan caymalarını bahane ederek, salih dava rehberlerini kınayıp kötülemeye kalkışan) kâfirlere (Hz.) Nuh'un karısı ile (Hz.) Lut'un karısını misal vermektedir. Bu ikisi kullarımızdan iki salih kulun (nikâhı) altında idiler. (Ama) Onlara hıyanet ettiler. Bundan dolayı, (kocaları da) kendilerine Allah’tan gelen (cezadan) hiçbir şeye (karşı) yarar sağlayamadılar. (Onlara verilen belayı savamadılar.) İkisine de: “Diğer girenlerle birlikte ateşe girin!” denildi.

  • 71:3 Nuh: 3

    اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ وَاتَّقُوهُ وَاَطٖيعُونِۙ

    "Allah'a kulluk edin, O'ndan korkun ve bana da itaat edin" (diye uyarıvermişti).

  • 71:27 Nuh: 27

    اِنَّكَ اِنْ تَذَرْهُمْ يُضِلُّوا عِبَادَكَ وَلَا يَلِدُٓوا اِلَّا فَاجِرًا كَفَّارًا

    Çünkü Sen onları (kendi hallerine) bırakacak olursan, Senin kullarını şaşırtıp-saptıracaklar ve onlar, kötülükte sınırı aşan (ahlâksız facirden) ve azgın kâfirden başkasını doğurmayacaklardır. (Çocuklarını da facir ve kâfir olarak yetiştirip bozacaklardır.)

  • 72:18 Cinn: 18

    وَاَنَّ الْمَسَاجِدَ لِلّٰهِ فَلَا تَدْعُوا مَعَ اللّٰهِ اَحَدًاۙ

    Şüphesiz mescitler, (yalnızca) Allah'a ait (kutsal kurumlardır). Öyleyse, Allah ile beraber başka hiçbir şeye (ve kimseye) kulluk yapmayın. (Fani ve aciz kimselere dua edip tapmayın.)

  • 72:19 Cinn: 19

    وَاَنَّهُ لَمَّا قَامَ عَبْدُ اللّٰهِ يَدْعُوهُ كَادُوا يَكُونُونَ عَلَيْهِ لِبَدًاۜ۟

    Şu bir gerçek ki, Allah'ın kulu (olan Muhammed), O'na dua (ibadet ve Hakkın hâkimiyeti) için her kalktığında, onlar (müşrikler) neredeyse çevresinde keçeleşiyor (kümeleşiyor)lardı; (yani bütün kötü cinnler, müşrikler ve münafık kimseler, Hz. Peygamber Efendimize düşmanlık hususunda birleşip kenetleşiyorlardı.)

  • 76:6 İnsan: 6

    عَيْنًا يَشْرَبُ بِهَا عِبَادُ اللّٰهِ يُفَجِّرُونَهَا تَفْجٖيرًا

    (Onun çıktığı öyle bir pınardır ki) Allah'ın (mü’min) kullarının kendisinden içtikleri bir kaynaktır; onu fışkırttıkça fışkırtıp akıtarak (zevkü sefa süreceklerdir).

  • 89:27 Fecr: 27

    يَٓا اَيَّتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَئِنَّةُۗ

    (Mü’min, müstakim ve mücahit kimselere ise:) Ey mutmain (tatmin bulmuş ve huzura kavuşmuş) nefis! (Mutlu ve kutlu kişi,)

  • 89:28 Fecr: 28

    اِرْجِعٖٓي اِلٰى رَبِّكِ رَاضِيَةً مَرْضِيَّةًۚ

    (Haydi, Allah’ı) Razı etmiş, (sen de) hoşnut ve memnun edilmiş olarak, Rabbine dön!

  • 89:29 Fecr: 29

    فَادْخُلٖي فٖي عِبَادٖيۙ

    (Ve artık sadık ve makbul) Kullarımın arasına katıl!

  • 96:9 Alak: 9

    اَرَاَيْتَ الَّذٖي يَنْهٰىۙ

    Gördün mü, şu (İslami istikametten ve ibadetten) menetmeye kalkışan (zalim gaddarı?)

  • 96:10 Alak: 10

    عَبْدًا اِذَا صَلّٰىۜ

    Namaz kıldığı (ve her hususta dinine göre davrandığı) zaman, (mü’min) bir kulu (engellemeye çalışanı?)

  • 96:11 Alak: 11

    اَرَاَيْتَ اِنْ كَانَ عَلَى الْهُدٰىۙ

    (Vicdani) Görüşün nedir (söyle), eğer (o mü’min ve müstakim kul) hidayet (ve istikamet) üzerinde olduğu (halde, gaddar kişi ona zulmediyorsa),

  • 98:5 Beyyine: 5

    وَمَٓا اُمِرُٓوا اِلَّا لِيَعْبُدُوا اللّٰهَ مُخْلِصٖينَ لَهُ الدّٖينَ حُنَفَٓاءَ وَيُقٖيمُوا الصَّلٰوةَ وَيُؤْتُوا الزَّكٰوةَ وَذٰلِكَ دٖينُ الْقَيِّمَةِۜ

    Oysa onlar, Dini sadece O'na halis kılan hanifler (Allah'ı birleyenler) olarak, ancak Allah'a kulluk etmek, namazı dosdoğru ikame edip (huzur ve şuurla yerine getirmek) ve zekâtı vermek dışında (yanlış ve yararsız şeylerle) emrolunmamışlardı. İşte en doğru (dimdik ve sapasağlam) din bu (İslam)dır.