-
9:101
Tevbe: 101
(Her asırda) Çevrenizdeki Bedevilerden (görgüsüz köylü ve göçebe kesiminden) münafık olanlar bulunacaktır ve Medine halkından (şehir ve kasabalarda medeni hayat yaşayanlardan) nifakı alışkanlığa çevirmiş olanlar da vardır. (Belki) Sen onları (niyetleri ve mahiyetleriyle tam) bilemezsin, (ama) Biz onları (her haliyle) biliriz. Biz onları (hem İslam’ın zaferini görüp üzülmekle, hem de hıyanetleri açığa çıkıp gözden düşürülmekle dünyada, ardından kabir ortamında) iki kere azaplandıracağız, sonra onlar (ahirette asıl) büyük bir azaba döndürülüp (cehenneme atılacaklardır.)
-
11:59
Hud: 59
(Ancak) İşte Ad (kavminin kâfir ve zalim kesimine gelince): Rablerinin ayetlerini tanımayıp reddetmişlerdi. O’nun elçilerine isyan ve itiraza yönelmişler ve (bir aşağılık ve bayağılık kompleksiyle) her inatçı zorbanın emri (ve şeytani sistemi) ardınca yürüyüp gitmişlerdi. [Not: Ayetteki “inatçı zorba”nın; Hz. Hud (AS)’ın görevli kılındığı “AD” kavminin zalim ve kâfir kralı ŞEDDAD olduğu rivayet edilmektedir. Hz. Hud’un ahiret ve cennet va’adine karşı, İREM BAĞLARI ile meşhur, altından sular akan, bağlar ve bahçelerle donatılan, yakışıklı ve genç erkekler ve güzel kızlarla doldurulan görkemli bir kasaba inşa ettirmiş, sonunda Allah burasını yerin dibine geçirmiştir. Günümüzde de böyle yalancı ve aldatıcı sahte cennet misali tatil beldelerinin yaygınlaştığı ve her türlü ahlâksızlığa bulaşıldığı bilinmektedir.]
-
18:82
Kehf: 82
“(O ücretsiz tamir ettiğimiz) Duvara gelince: (Burası,) O kasabadaki iki yetim oğlanın (malıy)dı. (O duvarın) Altında, onlara ait olan (kendilerine miras ve emanet bırakılan) bir define-hazine vardı. Babaları da salih (bir insandı). İşte bu yüzden, Rabbin diledi ki, o çocuklar rüşdlerine erişinceye ve kendi hakları olan hazineye sahiplik edinceye kadar (bu duvar yıkılmasın ve hazine başkalarınca kapışılmasındı). Bu, Rabbinden bir rahmet (inayet ve hikmet sebebi ve sonucu) idi… Ben bunların hiçbirini kendiliğimden (nefsi heves ve hedefimle, şahsi işim ve irademle) yapmış değilim. İşte senin sabretmeye takat getiremediğin bu işlerin te’vili (gerçek nedeni, hikmet ve hakikati ve kader bilgisi) bu idi” demişti. [Not: Bu kıssada, Hz. Musa şeriat ve adalet ölçülerini takip etmekte, Hz. Hızır ise İlahi Kader ve Hikmet Gizemini temsil ve tebliğ etmekteydi. Yani Mevlâ’mız bizlere Hz. Musa ile Hz. Hızır hadisesiyle bazı musibet ve felaketler sürecinde zahiri hükümlerle amel etmeyi, ama gizli kader hikmetiyle düşünüp değerlendirmeyi öğretmekteydi.]
-
25:51
Furkan: 51
Eğer dilemiş olsaydık, her kasabaya (ayrı) bir uyarıcı (nebi ve elçi) gönderirdik (ama yine de dinleyip uymazlardı).
-
9:101
Tevbe: 101
وَمِمَّنْ حَوْلَكُمْ مِنَ الْاَعْرَابِ مُنَافِقُونَۜ وَمِنْ اَهْلِ الْمَدٖينَةِ مَرَدُوا عَلَى النِّفَاقِ لَا تَعْلَمُهُمْۜ نَحْنُ نَعْلَمُهُمْۜ سَنُعَذِّبُهُمْ مَرَّتَيْنِ ثُمَّ يُرَدُّونَ اِلٰى عَذَابٍ عَظٖيمٍۚ
(Her asırda) Çevrenizdeki Bedevilerden (görgüsüz köylü ve göçebe kesiminden) münafık olanlar bulunacaktır ve Medine halkından (şehir ve kasabalarda medeni hayat yaşayanlardan) nifakı alışkanlığa çevirmiş olanlar da vardır. (Belki) Sen onları (niyetleri ve mahiyetleriyle tam) bilemezsin, (ama) Biz onları (her haliyle) biliriz. Biz onları (hem İslam’ın zaferini görüp üzülmekle, hem de hıyanetleri açığa çıkıp gözden düşürülmekle dünyada, ardından kabir ortamında) iki kere azaplandıracağız, sonra onlar (ahirette asıl) büyük bir azaba döndürülüp (cehenneme atılacaklardır.)
-
11:59
Hud: 59
وَتِلْكَ عَادٌ جَحَدُوا بِاٰيَاتِ رَبِّهِمْ وَعَصَوْا رُسُلَهُ وَاتَّبَعُٓوا اَمْرَ كُلِّ جَبَّارٍ عَنٖيدٍ
(Ancak) İşte Ad (kavminin kâfir ve zalim kesimine gelince): Rablerinin ayetlerini tanımayıp reddetmişlerdi. O’nun elçilerine isyan ve itiraza yönelmişler ve (bir aşağılık ve bayağılık kompleksiyle) her inatçı zorbanın emri (ve şeytani sistemi) ardınca yürüyüp gitmişlerdi. [Not: Ayetteki “inatçı zorba”nın; Hz. Hud (AS)’ın görevli kılındığı “AD” kavminin zalim ve kâfir kralı ŞEDDAD olduğu rivayet edilmektedir. Hz. Hud’un ahiret ve cennet va’adine karşı, İREM BAĞLARI ile meşhur, altından sular akan, bağlar ve bahçelerle donatılan, yakışıklı ve genç erkekler ve güzel kızlarla doldurulan görkemli bir kasaba inşa ettirmiş, sonunda Allah burasını yerin dibine geçirmiştir. Günümüzde de böyle yalancı ve aldatıcı sahte cennet misali tatil beldelerinin yaygınlaştığı ve her türlü ahlâksızlığa bulaşıldığı bilinmektedir.]
-
18:82
Kehf: 82
وَاَمَّا الْجِدَارُ فَكَانَ لِغُلَامَيْنِ يَتٖيمَيْنِ فِي الْمَدٖينَةِ وَكَانَ تَحْتَهُ كَنْزٌ لَهُمَا وَكَانَ اَبُوهُمَا صَالِحًاۚ فَاَرَادَ رَبُّكَ اَنْ يَبْلُغَٓا اَشُدَّهُمَا وَيَسْتَخْرِجَا كَنْزَهُمَاۗ رَحْمَةً مِنْ رَبِّكَۚ وَمَا فَعَلْتُهُ عَنْ اَمْرٖيۜ ذٰلِكَ تَأْوٖيلُ مَا لَمْ تَسْطِعْ عَلَيْهِ صَبْرًاۜ۟
“(O ücretsiz tamir ettiğimiz) Duvara gelince: (Burası,) O kasabadaki iki yetim oğlanın (malıy)dı. (O duvarın) Altında, onlara ait olan (kendilerine miras ve emanet bırakılan) bir define-hazine vardı. Babaları da salih (bir insandı). İşte bu yüzden, Rabbin diledi ki, o çocuklar rüşdlerine erişinceye ve kendi hakları olan hazineye sahiplik edinceye kadar (bu duvar yıkılmasın ve hazine başkalarınca kapışılmasındı). Bu, Rabbinden bir rahmet (inayet ve hikmet sebebi ve sonucu) idi… Ben bunların hiçbirini kendiliğimden (nefsi heves ve hedefimle, şahsi işim ve irademle) yapmış değilim. İşte senin sabretmeye takat getiremediğin bu işlerin te’vili (gerçek nedeni, hikmet ve hakikati ve kader bilgisi) bu idi” demişti. [Not: Bu kıssada, Hz. Musa şeriat ve adalet ölçülerini takip etmekte, Hz. Hızır ise İlahi Kader ve Hikmet Gizemini temsil ve tebliğ etmekteydi. Yani Mevlâ’mız bizlere Hz. Musa ile Hz. Hızır hadisesiyle bazı musibet ve felaketler sürecinde zahiri hükümlerle amel etmeyi, ama gizli kader hikmetiyle düşünüp değerlendirmeyi öğretmekteydi.]
-
25:51
Furkan: 51
وَلَوْ شِئْنَا لَبَعَثْنَا فٖي كُلِّ قَرْيَةٍ نَذٖيرًاۘ
Eğer dilemiş olsaydık, her kasabaya (ayrı) bir uyarıcı (nebi ve elçi) gönderirdik (ama yine de dinleyip uymazlardı).
-
9:101
Tevbe: 101
وَمِمَّنْ حَوْلَكُمْ مِنَ الْاَعْرَابِ مُنَافِقُونَۜ وَمِنْ اَهْلِ الْمَدٖينَةِ مَرَدُوا عَلَى النِّفَاقِ لَا تَعْلَمُهُمْۜ نَحْنُ نَعْلَمُهُمْۜ سَنُعَذِّبُهُمْ مَرَّتَيْنِ ثُمَّ يُرَدُّونَ اِلٰى عَذَابٍ عَظٖيمٍۚ
-
11:59
Hud: 59
وَتِلْكَ عَادٌ جَحَدُوا بِاٰيَاتِ رَبِّهِمْ وَعَصَوْا رُسُلَهُ وَاتَّبَعُٓوا اَمْرَ كُلِّ جَبَّارٍ عَنٖيدٍ
-
18:82
Kehf: 82
وَاَمَّا الْجِدَارُ فَكَانَ لِغُلَامَيْنِ يَتٖيمَيْنِ فِي الْمَدٖينَةِ وَكَانَ تَحْتَهُ كَنْزٌ لَهُمَا وَكَانَ اَبُوهُمَا صَالِحًاۚ فَاَرَادَ رَبُّكَ اَنْ يَبْلُغَٓا اَشُدَّهُمَا وَيَسْتَخْرِجَا كَنْزَهُمَاۗ رَحْمَةً مِنْ رَبِّكَۚ وَمَا فَعَلْتُهُ عَنْ اَمْرٖيۜ ذٰلِكَ تَأْوٖيلُ مَا لَمْ تَسْطِعْ عَلَيْهِ صَبْرًاۜ۟
-
25:51
Furkan: 51
وَلَوْ شِئْنَا لَبَعَثْنَا فٖي كُلِّ قَرْيَةٍ نَذٖيرًاۘ