Mâide Suresi

Nüzul yeri Medine. 120 ayettir.

  • Rahman ve Rahim Olan Allah'ın Adıyla

  • 5:1

    Ey iman edenler! "Akit"lerinizi (Rabbinize ve birbirinize verdiğiniz sözlerinizi ve yaptığınız anlaşma metinlerinizi) yerine getirin. İhramlı iken avlanmayı helal saymaksızın ve (şimdi) size okunacaklar dışta tutulmak üzere, hayvanlar size helal kılındı. Şüphesiz Allah dilediği hükmü verir.

  • 5:2

    (Öyle ise) Ey iman edenler! (Cami, ezan, ramazan, bayram, başörtüsü gibi) Allah'ın şiarlarına (İslam'ın sembollerine) , haram olan (ve saygı duyulan) ay'a, kurbanlık hayvanlara ve (kurbanlık nişanı ve ibadet heyecanıyla bunlara takılan) boyun bağlarına ve Allah'ın fazlını ve rızasını umarak hacca gelen (Müslümanlara); sakın hürmetsizlik (haksızlık ve saygısızlık) etmeyiniz. (Hacc farizasını bitirip) İhramdan çıktıktan sonra artık avlanabilirsiniz. (Daha önce) Sizi Mescid-i Haramdan alıkoydukları (Kâbe'yi ziyaretinize ve Mekke'ye girmenize mani oldukları) için, bundan dolayı bir topluluğa olan hırsınız ve hıncınız, sakın sizi haddi aşmaya (taşkınlık ve azgınlık yapmaya) sürüklemesin. (Ey iman edenler!) İyilik ve takvada (hayırlı hizmet yapmak ve başkalarını kötülükten sakındırmak konusunda) yardımlaşın. (Ama sakın) Günah (işleyip kötülük yapmak, sapkınlık ve saldırganlıkla) haddi aşmak hususunda yardımlaşmayın. (Zalim ve kâfirlere yandaşlık yapmayın, herhalde ve her meselede mutlaka) Allah'tan korkup-sakının. Gerçekten Allah'ın (zalim ve hainlere bir müddet fırsat verse de, en acı ve alçaltıcı bir ceza ile) sonuçlandırması pek şiddetlidir.

  • 5:3

    Ölü hayvan leşi, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına kesilen (kurban) , boğulmuş, vurulmuş, yüksek bir yerden düşmüş (de ölmüş bulunan) , boynuzlanmış (birbiriyle dövüşerek can vermiş) ve yırtıcı hayvan tarafından (bir kısmı) yenmiş, - (olan; henüz canlıyken yetişip) kestikleriniz hariç-, dikili taşlar üzerine boğazlanan (hayvanlar) ve fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı. Bunlar fısktır (günaha bulaşıp yoldan sapmadır.) Bugün artık kafirler, sizin dininizden (dininizi engellemekten ve daha üstün bir adalet ve ahlak sistemi getirmekten) umut kesmişlerdir. (Zira) Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamlayıverdim ve size din olarak İslam'ı seçip-beğendim. Kim 'şiddetli bir açlıkta ve kaçınılmaz bir ihtiyaçla (zaruret durumuyla) karşı karşıya kalırsa' -günaha eğilim göstermeksizin- (bu haram saydıklarımızdan bile yetecek kadar yiyebilir.) Çünkü Allah Bağışlayandır, Esirgeyendir.

  • 5:4

    (Ey Resulûm) Sana, kendilerine neyin helal kılındığını sorarlar. De ki: "Bütün temiz şeyler size helal kılındı." Allah'ın size öğrettiği gibi talim ve terbiye edip yetiştirdiğiniz (şahin kuşları ve tazı gibi) avcı hayvanlarının yakalayıverdiklerinden de -üzerine Allah'ın adını anarak- yeyin. Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk görendir.

  • 5:5

    Bugün size temiz olan şeyler helal kılındı. (Kendilerine) Kitap verilenlerin (haram karıştırılmayan) yemeği size helal, sizin de yemeğiniz onlara helaldir. Mü'minlerden özgür ve iffetli kadınlar ile sizden önce (kendilerine) kitap verilenlerden özgür ve iffetli kadınlar da; namuslu ve iffetli olmak, fuhuşta bulunmamak ve gizlice dostlar tutmamak şartı ile -onlara ücretlerini (mehirlerini) ödediğiniz takdirde- size (helal kılındı.) Kim imanı (ve İslam ahkâmını) tanımayıp küfre saparsa, elbette onun (hayır adına) yaptığı (her şey) boşa çıkıverecektir. O ahirette de hüsrana uğrayan kimselerdendir.

  • 5:6

    Ey iman edenler! Namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın, başlarınızı meshedin ve her iki topuğa kadar ayaklarınızı da (yıkayın.) Eğer cünüpseniz temizlenin (gusül yapın) ; eğer hasta veya yolculukta iseniz, ya da biriniz ayakyolundan (hacet yerinden) gelmişse, yahut kadınlara dokunmuş (onlarla yatmış) da su bulamamışsanız, bu durumda, temiz bir toprakla teyemmüm edip (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize ondan sıvazlayın. Allah size güçlük çıkarmak istemez, ama sizi temizlemek ve üzerinizdeki nimeti tamamlamak ister. Umulur ki şükredersiniz. (Allah'ın size olan nimet ve faziletlerini fark edip kıymetini bilirsiniz diye bu öğütler yapılmaktadır.)

  • 5:7

    Allah'ın üzerinizdeki nimetini (unutmayın) ve: "İşittik ve itaat ettik" dediğinizde sizi, kendisiyle bağladığı sözünü (misakını) hatırlayın (ve ona göre davranın). Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, sinelerin özünde olanı bilip durmaktadır.

  • 5:8

    Ey mü'minler! Allah için Hakkı (ve haklıyı) savunan (hakimler ve yetkililer) ve mutlaka adalet ve hakkaniyetle şahitlikte bulunan (daima Hakkı üstün tutan ve Adil nizamı kurup korumaya çalışan) kimseler olun. (Tanık olduğunuz bir olayı olduğu gibi anlatın, yorum yapmayın, taraf tutmayın, hakimi yanıltmayın) Herhangi bir kavme (partiye, meşrebe, tarikata veya kişiye) olan kininiz (kırgınlık ve kızgınlığınız) sakın sizi adaletsizliğe sürüklemesin!.. (Karar verirken his ve heyecanlarınızla değil, aklınız ve vicdanınızla davranın, İslâm'ı esas alın ve mutlaka) Adil olun ki takvaya yakışan budur... Her halde Allah'tan korkun. Çünkü O bütün yaptıklarınızdan Haberdardır.

  • 5:9

    Allah iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va'detmiştir, onlar için bir bağışlanma ve büyük bir ecir vardır.

  • 5:10

    İnkâr edenler ve ayetlerimizi yalanlayanlar ise, onlar da alevli ateşin (cahim cehenneminin) halkıdırlar.

  • 5:11

    Ey iman edenler! Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın; hani (zalim ve kâfir) bir topluluk size ellerini uzatmaya yeltenmişti de, (Allah) onların ellerini sizlerden geri püskürtmüştü. (O halde) Allah'tan korkup-sakının. Mü'minler yalnızca Allah'a tevekkül edip dayanmalıdır.

  • 5:12

    Andolsun, Allah İsrailoğullarından kesin söz (misak) almış (ve denemişti) . Onlardan on iki güvenilir-gözetleyici (başkan seçip) göndermiştik. Ve Allah onlara şöyle demişti: "Gerçekten Ben sizinle birlikteyim. Eğer namazı kılar, zekâtı verir, elçilerime inanır, onları savunup-desteklerseniz ve Allah'a güzel bir borç verirseniz (ahiret yatırımı olarak hayır hasenata yönelirseniz), şüphesiz sizin kötülüklerinizi örter ve sizi altından ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan sonra sizden kim inkâr ederse, o kesinlikle dümdüz bir yoldan sapmıştır."

  • 5:13

    (Buna rağmen) Sözleşmelerini bozmaları nedeniyle, onları (İsrailoğullarını) lanetledik ve kalplerini kaskatı kıldık (vicdanlarını kararttık) . Onlar, (Allah'ın kitabındaki ve resmi evraklardaki) kelimeleri konuldukları yerlerden saptırıp çarpıtmaktadır. (Dinde tahrifat yapmakta, haksız kazanç peşinde koşmaktadır . Maalesef) Kendilerine hatırlatılan şeyden (uyarılardan yararlanıp) pay almayı unuttular. İçlerinden birazı dışında, onlardan sürekli ihanet görüp durursun. Yine de onları affet, aldırış etme. Şüphesiz Allah, iyilik yapanları sevmekte (ve sahip çıkmaktadır).

  • 5:14

    (Bunun gibi) "Biz Nasraniyiz-Hıristiyanız" diyenlerden de (Allah'ın peygamberlerine, kitaplarına inanıp itaat edeceklerine dair) söz (ahd ü misak) almıştık. Ama kendilerine hatırlatılan ikaz ve uyarılardan ders (pay ve hazz) almayı unuttular. Bu yüzden kıyamete kadar aralarına düşmanlık ve kin saldık. (Bu nedenle çok farklı ve aykırı mezhep ve ekollere ayrılıvermişlerdir.) Allah, yapageldikleri (sinsi ve suni) şeyleri onlara (tek tek) haber verecektir.

  • 5:15

    Ey Kitap Ehli! Kitaptan (Tevrat ve İncil'de yazılanlardan) gizlemekte olduklarınızın çoğunu size açıklayan ve birçoğundan da vazgeçip (söz konusu yapmayan) elçimiz gelmiştir. Size Allah'tan bir nur ve apaçık bir Kitap (olan Kur'an) gönderilmiştir.

  • 5:16

    Böylece Allah, (Kur'an'a uyanları ve) rızasını arayanları Onunla selamet yollarına (ve kurtuluş kapılarına) eriştirir ve kendi izniyle ve iradesiyle onları karanlıklardan aydınlığa çıkarıp sıratı müstakime iletir.

  • 5:17

    Andolsun, "Kesinlikle Allah Meryem oğlu Mesih'tir" diyenler küfre girmiştir. De ki: "O (Allah) , eğer Meryem oğlu Mesih'i, onun annesini ve yeryüzündekilerin tümünü helak (yok) etmek isterse, Allah'tan (bunu önlemeye) kim bir şeye malik olabilir? (Allah C.C; cisimden, şekilden ve beşerî zafiyetlerden münezzehtir.) Göklerin, yerin ve bunlar arasındakilerin tümünün mülkü (ve egemenlik mührü) Allah'ındır; dilediğini yaratır. Allah her şeye güç yetirendir.

  • 5:18

    Yahudi ve Hristiyanlar: (Haşa) "Biz Allah'ın çocuklarıyız ve sevdikleriyiz" demektedirler. De ki: "Peki (öyle ise) , ne diye sizi günahlarınızdan dolayı azaplandırıyor? Hayır, siz (sadece) O'nun yarattığından birer beşersiniz. O, dilediğini bağışlar, dilediğini azaplandırır. Göklerin, yerin ve bunların arasındakilerin tümünün mülkü Allah'ındır. Son varış O'nadır. (Bütün hayat ve kâinat; Allah'ın yaratıp donattığı ve bunlarla bize sıfatlarını ve sanatını tanıttığı harika eserleridir. Herkes ve her şey Allah'ın nuruna ve huzuruna geri dönecektir.) "

  • 5:19

    Ey Kitap Ehli! Resullerin arasının kesildiği süreçte (peygamber gelmediği fetret döneminde) size elçimiz ve davetçimiz (Hz. Muhammed s.a.v.) geldi ve gerçekleri bildirdi ki "Bize bir müjdeleyici ve uyarıcı gönderilmedi" diye özür beyan etmeyesiniz. Böylece müjdeci de, uyarıcı da artık gelmiştir. Allah her şeye güç yetirendir.

  • 5:20

    Hani o vakit Musa kavmine (şöyle) demişti: "Ey kavmim, Allah'ın üzerinizdeki nimetini anın; (ki) içinizden peygamberler çıkardığı, sizden (bazılarını topluma) yöneticiler kıldığı ve âlemlerden hiç kimseye vermediğini size verip (çeşitli imkanlar sağladığı zamandaki durumunuzu hatırlayıverin) ."

  • 5:21

    (Hz. Musa halkına dedi ki;) "Ey Kavmim, Allah'ın sizin için yazdığı (imtihan aracı ve hürriyet diyarı olarak saptadığı) kutsal topraklara (Kudüs ve civarına) girin ve sakın gerisin geri arkanıza dönüp (davanızdan vazgeçmeyin) , yoksa hüsrana uğrayanlar olarak (Hakk'tan ve hayırdan) çevrilip gidersiniz."

  • 5:22

    (Beni İsrail) Dediler ki: "Ey Musa, orada (o topraklarda) gerçekten cebbar (güçlü ve zorba) bir topluluk vardır. (Onlarla mücadele etmemiz ve yenmemiz imkânsızdır). Onlar çıkmadıkça (oradan uzaklaştırılmadıkça) biz kesinlikle oraya girmeye (yeltenmeyeceğiz) , şayet (bir şekilde oradan çıkıp) boşaltırlarsa, biz (o takdirde) elbette girip (yerleşeceğiz) ."

  • 5:23

    (Bunun üzerine) Bu korkaklar (ve kolaycı kaypaklar) arasında bulunup da, Allah'ın kendilerine nimet (fazilet ve gayret) verdiği iki kişi, (İsrail oğullarına dönüp şunları) söylemişti: " (Korkaklığa ve kahpelik yapmaya yönelmeyiniz, gevşeklik göstermeyiniz. Kutsal vatanınızı işgal eden zalim ve zorba topluluğun) Üzerine kapıdan (cepheden ve cesaretle hücum edip) giriniz. Böyle (bir gayret ve hareketle) girerseniz, şüphesiz siz galip geleceksiniz. Eğer (sahte değil samimi) mü'minlerseniz, sadece Allah'a tevekkül ediniz (şeytani kuşku ve kuruntularınızın peşinden gitmeyiniz!) "

  • 5:24

    (Yahudiler bütün bu uyarılara rağmen) Dediler ki: "Ey Musa, o (zorbalar) orada durduğu sürece, biz hiçbir zaman asla oraya girmeyeceğiz (böyle bir tehlikeye göğüs germeyeceğiz) . Bu nedenle, Sen ve Rabbin gidiniz, ikiniz savaşıp (düşmanları bertaraf ediniz), biz burada (her türlü tehlike ve tecavüzden uzak) durup (bekleyeceğiz) ."

  • 5:25

    (Bunun üzerine Hz. Musa) Dedi ki: "Ey Rabbim (görüyor ve biliyorsun ki) ben gerçekten, kendi nefsimden ve kardeşimden başkasına malik değilim (sözümü geçirememekteyim). Öyle ise, bizimle bu fasıklar (ve sapkınlar) topluluğunun arasını ayır (manı dilerim) ."

  • 5:26

    (Cenabı Allah) Buyurdular ki: "Artık orası (huzur ve hürriyet ortamı) kendilerine kırk yıl haram-yasak edilmiştir. (Korkaklıkları, kaypaklıkları ve kolaycılıkları yüzünden boyunlarına zillet, esaret ve eziyet halkası geçirilmiştir.) Onlar yeryüzünde (çöllerde ve verimsiz vadilerde), şaşkın ve perişan vaziyetle dolaşmayı hak etmişlerdir. Sen de o fasık ve sapık topluluk için üzülmeyesin (ve bizi yalnız ve yardımsız bıraktılar diye zaferden ümitsizliğe düşmeyesin) ."

  • 5:27

    Onlara Adem'in iki oğlunun gerçek olan haberini oku: Onlar (Allah'a) yaklaştıracak birer kurban sunmuşlardı. Onlardan (iyi niyetli ve merhametli olan) birininki kabul edilmiş, (kötü niyetli hain olan) diğerininki kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen ve bu maksatla Hâbil'in sahip olduğu nimet ve faziletleri gasp etmek isteyen Kâbil) "Mutlaka seni öldüreceğim (ve kökünü keseceğim) " demişti. (Öbürü ise) "Allah, ancak (muttaki olanlardan) korkup-sakınanlardan kabul eder. (Bana haset ve hakaret edeceğine kendi niyetini düzeltmelisin!) "

  • 5:28

    "Andolsun ki sen, öldürmek için bana elini uzatsan (bile), Ben asla öldürmek kastıyla sana el uzatacak değilim. Çünkü ben alemlerin Rabbi olan Allah'tan korkan birisiyim."

  • 5:29

    "Ve ben istiyorum ki, Sen hem benim günahımı, hem de kendi günahını yüklenip (cehennem) ateşine atılanlardan olasın; zalimlerin gerçek cezası işte budur" (demişti) .

  • 5:30

    Sonunda nefsi ona kardeşini (Kabil Habil'i) öldürmeyi (tahrik edip) kolaylaştırdı; böylece onu öldürdü, bu yüzden hüsrana uğrayanlardan olup gitti.

  • 5:31

    Derken, Allah ona, yeri eşiyerek kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini gösteren bir karga gönderdi. "Bana yazıklar olsun" dedi. "Şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini gömmekten aciz miyim?" Artık o, pişman olmuştu (ama iş işten geçmişti) .

  • 5:32

    İşte bu nedenle; İsrailoğullarına da yazmıştık ki; -öldürdüğü başka birisine karşılık (kısasen), veya bulunduğu yerde çıkardığı fitne ve fesada (anarşi ve isyana binaen) olmaksızın- her kim (haksız yere) bir kişiyi öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibidir. Kim de (bir masumun öldürülmesine engel olup, yaşamasını sağlayarak) onu diriltirse, bütün insanların hayatını kurtarmış gibidir. Andolsun, elçilerimiz onlara apaçık belgelerle gelmişlerdir. Sonra bunun ardından onlardan birçoğu yeryüzünde ölçüyü taşırıp israf (ve insafsızlığa) yönelmişlerdir.

  • 5:33

    Allah'a ve Resulûne (Adil bir devlete ve hükümete karşı) savaş açanların ve yeryüzünde (ülkesinde ve bölgesinde) bozgunculuk çıkaranların (anarşiye ve isyana kalkışanların) cezası; (vuruşma anında) öldürülmeleri, (Çarpışma sonucu yakalananların) asılarak idam edilmeleri (ve ibreti âlem olsun ve caydırıcılığı bulunsun diye herkese gösterilmeleri) , veya (terörde çok ileri gitmiş, nice asker ve sivil masum insanı katletmiş, isyan ve bölücülüğe önderlik etmiş ise) elleriyle ayaklarının çaprazlama kesilmesidir. Yok eğer (istemeden ve bazı mazeret ve mecburiyetlerle anarşiye katılmış, sonra pişmanlık duymuşsa ve kendi bölgesinde kalması fitne ve fesada yol açacaksa, bunların ve yakınlarının da bulundukları) yerden (başka yörelere) sürgün edilmeleri (ve böylece uyumlu ve yararlı vatandaş haline gelmelerine fırsat verilmesidir). Bunlar (onların) dünyadaki rezillikleridir, ahirette ise onlar için daha büyük bir azap (var edilmiştir).

  • 5:34

    Ancak, siz onlara güç yetirmenizden (terör şebekesini tepelemenizden) önce tövbe edip (anarşiden vazgeçen ve pişmanlıkla devlete teslimiyeti seçenler) hariçtir; (onlar için genel af çıkarmak ve bu kandırılmış ve mecbur bırakılmış kimseleri yeniden topluma kazandırmak gerekir. Çünkü) Biliniz ki Allah da Bağışlayıcı ve Esirgeyicidir.

  • 5:35

    Ey iman edenler! Allah'tan korkun (isyan etmekten sakının) ve O'na (yaklaştıracak ve zafere ulaştıracak) vesile arayın; (bu amaçla) O'nun yolunda cihat edin. (Böylece) Umulur ki kurtuluşa erersiniz.

  • 5:36

    Gerçek şu ki inkâr edenler, yeryüzünde olanların tümü ve bununla birlikte bir katı daha onların olsa, bununla da kıyamet gününün azabından (kurtulmak için) fidye vermeye kalkışsalar, yine onlardan kabul edilmeyecektir. Onlar için acı bir azap hazırlanıvermiştir.

  • 5:37

    (Orada) Ateşten (cehennemden) çıkmak isteyecekler, ama ondan asla çıkacak değillerdir. Onlar için sürekli bir azap vardır (ve bu onların kötü niyet ve gayretlerinin neticesidir).

  • 5:38

    Hırsız erkek ve hırsız kadının, (çalıp) kazandıklarına bir karşılık, Allah'tan 'tekrarı önleyen kesin caydırıcı bir ceza' olmak üzere; onların ellerini (bu kötülüklerden) kesin (ıslah edici tedbirler geliştirin) . Allah Üstün ve Güçlü olandır, Hüküm ve Hikmet sahibidir.

  • 5:39

    Ancak kim (hırsızlık, haksızlık ve ahlaksızlık gibi) işlediği zulümden sonra tövbe eder ve (davranışlarını) düzeltirse, şüphesiz Allah onun tövbesini kabul edicidir. Muhakkak Allah, Bağışlayandır, Esirgeyendir.

  • 5:40

    Göklerin ve yerin mülkünün Allah'a ait olduğunu (halâ) bilmez misin? O, kimi dilerse (kim hak ederse) azaplandırır, kimi dilerse (onu da) bağışlar. Allah, her şeye güç yetirendir.

  • 5:41

    Ey Elçi (ve Allah yolunun öncüleri! Haklı ve hayırlı bir davaya) kalpleri inanmadığı halde, ağızlarıyla "inandık" deyip (istismar eden münafık kimselerle) , Yahudilerden küfür içinde çaba gösteren (Siyonistler) Seni üzmesin… Onlar (hem kendileri şeytani kesimlerin) yalanına kulak asanlar, (hem de açıkça) gelip (içinize giremeyen malum ve mel'un bir) kavim adına, kulak tutan (sizden haber toplayıp onlara ulaştıran) kimselerdir. Onlar, (Kur'ani) kelime (ve kavramları, temel esas ve kuralları) asli yerlerine konulmasının (ve sağlam bir düzene bağlanmasının) ardından onları saptırmaya ve çarpıtmaya uğraşırlar ve (çevrelerine) : "Size şu (makam ve menfaatler) verilirse onu alın, o (ruhsat ve fırsatlar) verilmezse ayrılıp uzaklaşın" (diyen hainlerdir) . Allah (niyeti ve tiyneti bozuk) kimlerin fitneye düşmesini isterse, artık Sen onun için Allah'tan hiçbir şeye malik olamazsın (düzeltemezsin). İşte onlar, Allah'ın kalplerini temizleyip arıtmak istemedikleridir. Dünyada onlar için bir aşağılanma, ahirette ise onlar için büyük bir azap (gereklidir) .

  • 5:42

    O (münafıklar) yalana (ve kâfir aldatmacalarına) kulak verenler ve (nasıl kazanıldığına bakmayıp) haram yiyenlerdir. (Hakemlik yapman için eğer) Sana gelirlerse (ister) aralarında (adaletle ve kendi kitaplarına göre) hükmet, veya onlardan yüz çevir (sen bilirsin) . Eğer onlardan yüz çevirip (ilgilenmezsen) kesinlikle ve hiçbir şekilde Sana zarar veremeyeceklerdir. Aralarında hükmedecek olursan da adaletle karar vermelisin. Şüphesiz Allah adil ve dengeli hüküm verenleri sever (hayra ve huzura eriştirir).

  • 5:43

    Allah'ın hükmünün bulunduğu Tevrat yanlarında olduğu halde, (neden) Seni (önce) hakem kılıyorlar ve sonra bunun peşinden nasıl yüz çeviriyorlar? İşte onlar inanmış değillerdir.

  • 5:44

    Gerçek şu ki, içinde bir hidayet ve nur bulunan Tevrat'ı Biz indirdik. (Allah'a) Teslim olmuş peygamberler, Yahudilere onunla hükmederlerdi. Bilgin-yöneticiler (Rabbaniyyun) ve yüksek bilginler (Ahbar) , Allah'ın kitabını korumakla görevli kılındıklarından ve onun üzerine şahitler olduklarından (onunla hükmederlerdi.) Öyleyse (Ey bilgili ve yetkili kimseler) insanlardan korkmayın, Benden korkun ve ayetlerimi az bir değere karşılık satmayın. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, (siyasi, ekonomik, ilmi ve ahlaki konularda çözüm üretirken ve kanun hazırlarken, hiçbir mazeret ve mecburiyeti bulunmadığı halde Kur'an ayetlerini temel ölçü edinmezse) işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.

  • 5:45

    Biz onda (Tevrat'ta), Onların üzerine şöyle yazdık (farz kıldık) : Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ve (bütün yaralara ve azalara karşılık) kısas vardır. (Bu Allah'ın adalet kuralıdır.) Ama kim bunu (kendi hak ve hukukunu) sadaka (ve hayırhahlık) olarak bağışlarsa, bu kendisi için (günahlarına) kefaret sayılır. Her kim Allah'ın indirdiği ile (ve emrettiği şekilde) hüküm ve karar vermez de (bunları değiştirmeye ve dejenere etmeye yeltenirse) işte onlar zalimlerin ta kendileridir.

  • 5:46

    Onların (Peygamberleri) ardından yanlarındaki Tevrat'ı doğrulayıcı olarak Meryem oğlu İsa'yı gönderdik ve Ona içinde hidayet ve nur bulunan, önündeki Tevrat'ı doğrulayan ve muttakiler için yol gösterici ve öğüt olan İncil'i verdik.

  • 5:47

    (Ki) İncil sahipleri Allah'ın onda indirdikleriyle hükmetsinler. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, fasıkların ta kendileridir. (Anlaşılıyor ki, her kim Allah'ın indirdiği temel ve genel kurallar esas alınarak hazırlanacak bir Adalet düzeni ve disiplini ile hükmetmez veya Kur'an'ın evrensel hükümlerinin uygulanmasına karşı çıkıp fırsat vermez ise, işte onlar niyetlerine göre ya kâfir , ya zalim veya fasık kimselerdir.)

  • 5:48

    (Ey Resulûm) Sana da, kendinden önceki kitabı doğrulayan (ve onun amaçlarını) koruyan bu Kitabı (Kur'an'ı) Hakk olarak indirdik. Artık onların aralarında (ve her konuda sadece) Allah'ın indirdiği ile hükmet ve Sana gelen bu Hakk (ve adalet kuralların) dan ayrılıp sakın onların keyiflerine uyma! (Çün-kü) Sizden her biriniz için (uygun) bir şeriat ve bir minhac (sorunları çözüm yolu ve yöntemi) belirledik. Eğer Allah dileseydi sizi (n hepinizi) tek bir ümmet yapardı; ancak (bu şekilde ayrılıp farklılaşmaya müsaade etmesi), verdikleriyle sizleri denemesi içindir. Artık hayırlı işlerde yarış ediniz. Tümünüzün dönüşü Allah'adır. Hakkında ihtilaf edip çekiştiğiniz şeyleri (O size) haber verecek (ve gerçeği gösterecektir).

  • 5:49

    (Ey Nebim) Aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet ve (sakın) onların hevalarına (batıl ve bozuk davalarına) uyma. Allah'ın Sana indirdiklerinin bir kısmından Seni şaşırtmamaları için onlardan sakın. Şayet yüz çevirirlerse, bil ki, Allah bir kısım günahları nedeniyle onlara bir musibeti (fitne) tattırmak istemektedir. Şüphesiz insanların çoğu fasık kimselerdir.

  • 5:50

    Onlar halâ cahiliye hükümlerini (tabii ve temel hukuk kurallarına, evrensel insan haklarına ve en güzel İslam ahlakına aykırı düzenleri) mi arıyorlar? Kesin bilgiye (yakine) dayanan sağlam inanca sahip bir topluluk için, hüküm ve hikmeti (kural ve prensipleri) Allah'tan daha güzel olan kimdir?

  • 5:51

    Ey iman edenler! (Fitne çıkarmamak, anarşi ve ahlaksızlığı kışkırtmamak ve karşılıklı hak ve hürriyetlere saygılı bulunmak şartıyla; onlarla birlikte yaşayın, komşuluk yapın, ülke ve bölge nimetlerini paylaşın, ilmi ve iktisadi konularda yardımlaşın, ama gerçekten iman ediyor ve gereğini yapmaya razı ve hazır bulunuyorsanız, sakın) Yahudilerin (ırkçı emperyalist kesimlerini ve yine haksızlık ve ahlaksızlık hedefleyen bazı) Hıristiyan (merkezlerini) veliler (yöneticiler) edinmeyin. (Onları dost ve dürüst zannedip, kendinize idareci, karar verici olarak kabullenmeyin. Zulüm ve hıyanet örgütlerine ve girişimlerine destek vermeyin.) Onlar, (sizin değil) birbirlerinin dostları ve destekleyicileridir. (Artık) Sizden her kim onları dost ve rehber edinip (peşlerine giderse), kesinlikle o da onlardandır. Şüphesiz Allah (Siyonist Yahudilere ve emperyalist Hıristiyanlara değer ve destek veren ve Müslümanlara hıyanet eden) zalimler topluluğuna hidayet etmez (onların iman nurunu karartır). Not: (Bu ayet Yahudi ve Hıristiyan kimselerle iyi ve insani ilişkileri, ticari ve bilimsel işbirliğini değil; zulüm sistemlerinin ve oluşumlarının güdümüne girmeyi yasaklamaktadır.)

  • 5:52

    (Bu İlahi ikazlarımıza rağmen) Kalbinde maraz bulunan (şuursuz Müslümanları) görürsün ki, halâ (Yahudi ve Hıristiyanlarla ve onlara ait batıl kural ve kurumlarla dostluk hususunda) yarışırlar (kâfirlere yaranmaya çalışırlar, ve bu münafıklıklarına bahane olarak da;) "aleyhimize gelişen ve değişen zaman içinde, Müslümanların mağlup olmasından korkuyoruz. (Bari hiç değilse, Yahudi ve Hıristiyanların yardımını kaçırmayalım, diye düşünüyoruz) " derler. Fakat pek yakında Allah Müslümanlara umulmadık bir zaferi veya Kendi katından mutlu bir emri ve haberi gönderecek de, (o sahtekârlar) kendi içlerinde gizledikleri (şeytani heves ve hesaplarına) bin pişman (ve perişan) olacaklardır.

  • 5:53

    O (Küfür cephesi ve köle düzeni yıkıldığı) zaman (şuurlu ve onurlu) mü'minler münafıklara şöyle sesleneceklerdir: "Bunlar mıydı o, bütün güçleriyle sizinle beraber olduklarına yemin edenler?" (Bakın tapınıp sığındığınız şeytani güç odakları nasıl da yıkılmış ve sizi sahipsiz bırakmıştır?) Artık (münafıkların) bütün çabaları boşa çıkmış ve kaybedenlerden olmuşlardır.

  • 5:54

    Ey iman edenler! İçinizden kim dininden (haklı ve hayırlı çizgiden) geri döner (irtidat eder) se, Allah (yerine) Kendisi'nin onları sevdiği, onların da Kendisi'ni sevdiği; mü'minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı ise 'güçlü ve onurlu,' Allah yolunda cihad edip (çaba harcayan) ve (gerçekleri savunmak hususunda hiçbir) kınayıcının kınamasından korkmayan bir topluluk getirir. Bu Allah'ın bir fazlıdır, onu dilediğine verir. Allah (rahmetiyle Vasi) geniş ve kuşatıcıdır, Alim'dir.

  • 5:55

    (Ey Mü'minler) Sizin veliniz (sahibiniz ve destekçiniz) ancak Allah, O'nun elçisi, rüku ediciler (İslam nizamına boyun eğiciler) olarak namaz kılan ve zekatı veren mü'minlerdir.

  • 5:56

    Her kim Allah'ı, O'nun Resulû'nü ve (Kur'an'a uyan ve İslâm'ı uygulayan) mü'minleri veli edinir (onları sever ve seçerse) muhakkak biliniz ki galip gelecek olanlar, yalnız Allah'ın partisidir. (Hakkın takipçileri ve tarafgirleridir.)

  • 5:57

    Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden dininizi, alay ve oyun (konusu) edinenleri ve kâfirleri dostlar (veliler-yöneticiler) edinmeyin. Ve eğer (gerçekten) inanıyorsanız, Allah'tan korkup-sakının. (Kâfir ve zalimlerin peşine gitmekten vazgeçin.)

  • 5:58

    Onlar (inkârcılar ve münafıklar) , siz birbirinizi namaza çağırdığınızda (ezan okunduğunda) onu alay ve oyun (konusu) edinirler. Bu, gerçekten onların akıl erdirmeyen bir topluluk olmaları yüzündendir.

  • 5:59

    De ki: "Ey Kitap Ehli, sizler bizim sadece (ve şeriksiz biçimde) Allah'a, bize indirilene (Kur'an'a) ve önceden indirilen (kitapların aslına) inanmamızdan ve sizin çoğunuzun fasıklar (günaha ve haksızlığa düşkün insanlar) olmanızdan dolayı mı kızıyor bizden gıcık alıyor (ve intikam için fırsat kolluyor) sunuz? (Evet, sizin bize kininiz İslam yüzündendir.)

  • 5:60

    Onlara de ki: "Allah katında, sizin için kesinleşmiş bir ceza olarak (bu huysuzluk ve huzursuzluğunuzdan) daha şerlisini ve şerefsizini haber vereyim mi? (Böyleleri) Allah'ın lanet ettiği kimselerdir. Allah'ın onlara gazaplandığı ve kahrına uğrattığı kişilerdir. Onları Maymunlara ve Domuzlara çevirmiştir." (Maymunlar gibi batıyı ve batılı taklit etme, onların hizmet ve himayesine girme aşağılığına düşmüşlerdir. Domuzlar gibi milli namus ve onurlarını kıskanmayan ve zalim güçlere kahyalık yapan bir bayağılığa dönmüşlerdir.) Ve Tağut'a tapanlar (haline getirilmiş, zalim ve kâfir düzenlerin işbirlikçisi konumuna itilmişlerdir.) İşte bunların mevkii (konumu) çok daha şerli (ve şerefsizdir) ve Hakk yoldan sapıtıp gitmişlerdir.

  • 5:61

    (Onlar) Sizinle (karşı karşıya) geldiklerinde: Biz "inandık" (Hakktan tarafız. Ama o zalimleri ise zahiren aldatıp oyalamakta ve sadece dini hizmetlerimize fırsat kollamaktayız) demektedirler. Oysa onlar (gizli) inkârla (yanınıza) girmişlerdir ve yine onunla çıkıp gitmişlerdir. Allah (o münafıkların) gizli tutukları (hıyanet ve işbirliğini) daha iyi bilmektedir.

  • 5:62

    (Bu münafık insanların) Çoğunluğu günah işlemek, (İslâmi harekete) düşmanlık etmek ve (faiz ve rüşvet gibi) haram yemek hususunda adeta yarış etmektedirler. Yaptıkları ne kadar kötü bir şeydir.

  • 5:63

    (Maneviyat ehli geçinen ve Rabbaniyyun denilen) Din adamlarıyla, ilim erbabı bilinen (ve Ahbar denilen) bazı insanlar da (maalesef makam ve menfaat hatırına) bunların yalan yanlış sözlerine ve açıkça haram yemelerine (göz yumup fetva vermektedirler.) Oysa bunlara mani olmaları gerekmez miydi? (Bütün bilginlerinin ve maneviyat önderlerinin, şeyhlerinin ve ağabeylerinin bu münafıklarla menfaat ortaklıkları yüzünden susmaları ne kötü bir şeydi!) Bu süslü amelleri ne kadar çirkindir!

  • 5:64

    Yahudiler: "Allah'ın eli sıkıdır" dediler. (Bu yüzden) Onların elleri bağlandı (cimri, bencil ve rezil insanlar yapıldı) ve söylediklerinden dolayı lanetlendiler. Hayır; O'nun (Allah'ın) iki eli açıktır, nasıl dilerse infak eder. Andolsun Rabbinden Sana indirilen (Kur'an'ı Kerim) , onlardan çoğunun taşkınlıklarını ve inkârlarını ziyadeleştirir. Biz de onların arasına kıyamet gününe kadar sürecek düşmanlık ve kin salıverdik. Her ne zaman savaş çıkarmak amacıyla bir fitne ateşini alevlendirmek isterlerse, Allahü Teâlâ onların yaktıkları ateşi (sonunda) söndürecektir (ve Yahudiler şeytani amaçlarına erişemeyecektir) . Hâlbuki onların âdetleri her zaman yeryüzünde fesada gayret etmektir. (Oysa) Allahü Teâlâ, fesat çıkaranları asla sevmezdi.

  • 5:65

    Eğer Kitap Ehli (gerçekten) iman edip (haksızlık ve ahlaksızlıktan) sakınsalardı, elbette onların kötülüklerini örter ve onları 'nimetlerle donatılmış' cennetlere sokardık. (Ama onların çoğu Hakkı ve hayrı terk, günahı ve sapkınlığı tercih etmişlerdir.)

  • 5:66

    Ve eğer onlar (Yahudi ve Hıristiyanlar; bozulmamış) Tevrat'ı, İncil'i ve kendilerine Rablerinden indirileni (Kur'an'ı) ayakta tutsalardı (geçerli kılıp uygulasalardı) , elbette üstlerinden ve ayaklarının altından (gökten ve yerden Allah'ın verdiği sayısız nimetleri) yiyeceklerdi. (Bunların) İçlerinde aşırı olmayan (haksızlık ve ahlaksızlıktan sakınan mutedil) bir ümmet (topluluk da) vardır. (Ama) Onlardan çoğunun yaptıkları ise ne kötü ve çirkindir!

  • 5:67

    Ey Resulûm! Rabbinden Sana indirileni (aynen ve eksiksiz) tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan, risalet vazifeni ve tebliğ mesuliyetini aksatmış olursun. (Bu hususta hiç kimseden korkma, çünkü) Allah Seni insanlar (ın zararın) dan koruyacaktır. Şüphesiz, Allah, kâfir olan bir topluluğu hidayete erdirmeyecektir.

  • 5:68

    De ki: "Ey Ehl-i Kitap! Siz Tevrat'ı, İncil'i ve Rabbinizden size indirilen (Kur'an'ı ikame edip) uygulamadıkça, hiçbir esas ve hakikat üzerinde değilsiniz." (Ey Resulûm) Rabbinden Sana indirilen (bu Kur'an) onlardan çoğunun azgınlık ve inkârını artıracaktır. Sen o kâfirler güruhu için üzülme. (Buna değmeyeceklerdir.)

  • 5:69

    Şüphe yoktur ki: İman edenlerden, Yahudilerden, sabiîlerden (putperestlerden) ve Hristiyanlardan; Allah'a, ahiret gününe inanan ve salih amellerde bulunanlar (var ya) , onlar için korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır. (Hakkı tutanlar hayırdan mahrum edilmeyecektir.)

  • 5:70

    Andolsun, Biz İsrailoğullarından kesin söz (misak) almış ve onlara elçiler göndermiştik. (Ancak) Onlara ne zaman nefislerinin hoşuna gitmeyen şeyler (bildiren) bir elçi geldiyse, bir kısmını yalanlamışlar, bazısını da öldürmüşlerdi.

  • 5:71

    (Sapkın İsrailoğulları, yaptıkları zulüm ve kötülüklerden dolayı) Bir fitne olmayacak sandılar, (hakikat çağrılarına karşı) körleştiler, sağırlaştılar. Sonra Allah, (pişmanlık ve) tövbelerini kabul etti, (yine) onlardan çoğunluğu (tekrar kalben) körleştiler, sağırlaştılar. Allah yapmakta olduklarını görendir.

  • 5:72

    Andolsun, "Kesinlikle Allah, Meryem oğlu Mesih'tir" diyenler küfre sapmıştır. Oysa Mesih'in dediği (sadece şudur:) "Ey İsrailoğulları, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a ibadet edin. Çünkü O, kendisine ortak koşana şüphesiz Cenneti haram kılmıştır, onun barınma yeri ateştir. Zulmedenlere yardımcı yoktur. (Hiçbir şey ve hiç kimse onları kurtaracak değildir.) "

  • 5:73

    Andolsun, "Allah üçün üçüncüsüdür" diyenler de kâfir olmuşlardır. Oysa tek bir İlahtan başka ilah yoktur. Eğer söylemekte olduklarından vazgeçmezlerse, onlardan inkâr edenlere mutlaka (acı) bir azap isabet edecektir.

  • 5:74

    (Haşa "Allah üçtür" diyenler) Halâ Allah'a tövbe edip bağışlanma istemeyecekler mi? Oysa Allah Bağışlayandır, Esirgeyendir.

  • 5:75

    Meryem oğlu Mesih, (Hz. İsa) yalnızca bir elçidir. Ondan önce de Peygamberler gelip geçmiştir. Onun annesi dosdoğru (bir mü'minedir) , ikisi de yemek yerlerdi. (Böyle ihtiyaç sahipleri hiç ilah olabilir mi?) Bir bak, onlara ayetleri nasıl açıklıyoruz? (Yine) Bir bak, onlar halâ nasıl da (Hakk'tan) çevrilmektedir?

  • 5:76

    De ki: "Size (Rabbiniz dileyip izin vermedikçe) yarara da, zarara da güç yetirmeyen; Allah'tan başka (aciz ve fani) şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa Allah, İşitendir, Bilendir."

  • 5:77

    De ki: "Ey Kitap Ehli, haksız yere dininiz konusunda aşırılığa kaymayın ve daha önce kendileri sapmış, birçok kimseyi de saptırmış ve dümdüz yoldan ayrılmış bir topluluğun heva (istek ve tutku) larına uymayın. (Bu dalalet ve azgınlık alametidir.)

  • 5:78

    İsrailoğullarından inkâr edenlere Davud ve Meryem oğlu İsa diliyle lanet edilmiştir. Bu (hidayetlerinin kararması ve lanete uğramaları, İlahi hükümlere) isyan etmeleri ve haddi aşıp (İslami ölçüleri değiştirmeleri) sebebiyledir.

  • 5:79

    Ki, yapmakta oldukları münker (çirkin) işlerden birbirlerini sakındırmıyor, (haksızlık ve ahlaksızlıklara göz yumuyor ve kılıf uyduruyorlardı.) Bu ne kötü bir davranış biçimiydi.

  • 5:80

    Onlardan (münafıklardan ve din istismarcılarından) çoğunu, kâfirler (ve zalimlerle) dostluklar kurduklarını (onların velayetine ve himayesine sığındıklarını) görürsün. Nefislerinin (dünyevi heves ve beklentilerinin) kendileri için takdim edip (önerdiği ve önemsediği şey, yani makam ve menfaat için kâfirlere yağcılık etmek) ne kadar kötü bir şeydir. Allah bunlara gazaplanmıştır ve onlar ebedi azapta kalacaklardır. (Zira bunu hak etmişlerdir.)

  • 5:81

    (Mürşit ve muttaki rolü oynayan bazı münafıklar) Eğer Allah'a, Nebisine ve O'na indirilen (Kur'an'ı Kerim'e, öyle göstermelik değil gerçekten) inanmış olsalardı, asla onları (Siyonist Yahudileri ve Hıristiyan emperyalistleri) evliya (himayelerine sığınılan güç merkezi ve rehber) edinmezlerdi. (Zalim güçlerin hizmetine girip siyasi ganimet devşirmeleri, bunların özde değil sözde iman eden, kalbi marazlı kimseler olduğunun alametidir). Velakin, zaten onların çoğu fasık kimselerdir.

  • 5:82

    Andolsun, insanlar içinde, mü'minlere en şiddetli (ve tehlikeli) düşman olarak Yahudileri ve müşrikleri (ve Protestan, Evanjelik gibi Siyonistleşmiş Hıristiyan kesimleri ve sözde Müslüman geçinen işbirlikçileri) bulursun. Onlardan, iman edenlere sevgi bakımından en yakın olarak da: "Biz Nasarayız. (Hakka ve hayra yardımcılarız) " diyenleri bulursun. Bu, onlardan (birtakım iyi niyetli ve istikamet ehli) papaz ve rahiplerin olması ve onların gerçekte büyüklük taslamamaları (Kur'an'a ve İslam'a saygılı davranmaları) nedeniyledir.

  • 5:83

    (Bunların) Elçiye indirileni (Kur'an'ı Kerim ayetlerini) dinlediklerinde, Hakkı tanıdıklarından dolayı gözlerinin yaşlarla dolup taştığını görürsün. Derler ki: "Rabbimiz inandık; öyleyse bizi şahidlerle birlikte yaz. (Sözünde, özünde ve izinde sadıklardan olalım.) "

  • 5:84

    "Hem Rabbimizin bizi salihler topluluğuna katmasını umarken ne diye Allah'a ve bize Hakk'tan gelen (Kur'an'a ve Resulûllah'a) inanmayalım?"

  • 5:85

    Böylelikle Allah, (bu) dediklerine (uygun salih amellerine) karşılık olarak içinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan cennetlerle mükâfatlandırmıştır. Bu, iyilik yapanların karşılığıdır.

  • 5:86

    İnkâr edenler ve ayetlerimizi yalanlayanlar; işte onlar, çılgın ateşin ashabıdırlar. (Cehennemin halkıdır.)

  • 5:87

    Ey iman edenler! Allah'ın sizin için helal kıldığı güzel ve temiz şeyleri (takvalık taslayarak) haram kılmayın ve haddi aşmayın. Şüphesiz Allah, haddi aşanları sevmez. (Öyle ise kendi zann ve kuruntularınıza değil, Kur'an'a ve Resulûllah'a sarılın).

  • 5:88

    Allah'ın size rızık olarak verdiklerinden helal ve temiz olarak yeyin (yararlanın.) Kendisine inanmakta olduğunuz Allah'tan korkup-sakının.

  • 5:89

    Allah sizi, yeminlerinizdeki 'rastgele söylemelerinizden, boş (bulunduğunuz) sözlerden' dolayı sorumlu tutmaz, ancak yeminlerinizle (bilerek ve isteyerek karara) bağladığınız sözlerden dolayı sizi sorumlu tutar. Onun (yeminin) kefareti, ailenizdekilere yedirdiklerinizin ortalamasından on yoksulu doyurmak, ya da onları giydirmek, (elbise ve ayakkabı almak) veya bir köleyi özgürlüğüne kavuşturmaktır. (Bunlara imkân) Bulamayan (için) üç gün oruç (vardır.) Bu, yemin ettiğinizde (bozduğunuz) yeminlerinizin kefaretidir. (Geçerli olan) Yeminlerinizi koruyunuz. Allah, size ayetlerini böyle açıklar, umulur ki şükredersiniz. (Yapılan günahlar ve haksızlıklar karşılığı kefaret olarak bir köleyi özgürlüğe kavuşturma tavsiyesi, bu kötü uygulamanın kökünü kurutma amaçlıdır.)

  • 5:90

    Ey iman edenler! Şarap (her çeşit sarhoş edici içki ve uyuşturucu) , kumar, dikili taşlar (putlar) ve fal-şans okları (çekiliş oyunları; bunların tamamı), sadece şeytanın işinden birer pisliktirler. Bunlardan (ve bu rezaletleri ülkenize bulaştıranlardan ve halâ uygulayanlardan) kaçınıp uzaklaşın ki, kurtuluşa eresiniz.

  • 5:91

    Gerçekten şeytan (i sistemler) içki ve kumar vasıtasıyla aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allah'ı anmaktan ve namaz kılmaktan (yani İslam'ca düşünüp yaşamaktan) alıkoymak istemektedir. Artık (bunların kötülüğünü fark edip) vazgeçtiniz değil mi?

  • 5:92

    Allah'a itaat edin, peygambere de itaat edin ve (içki, kumar, fal, faiz ve fuhuş gibi pis işlerden) sakının. Eğer yüz çevirirseniz bilin ki, elçimize düşen, ancak apaçık bir tebliğdir (uyarıp hatırlatma görevidir).

  • 5:93

    İman edenler ve salih ameller işleyenler için; (Allah'tan) korkup-sakındıkları, iman ettikleri ve salih amellerde bulundukları, sonra (ayakları kaysa bile tekrar kötülükten) korkup-sakındıkları ve iman ettikleri ve (yeniden nefsi ve şeytani dürtülere kapıldıktan) sonra (yine sürekli) korkup-sakındıkları ve (ihsan ve cihad ehli olarak) iyilik ve istikamet üzere bulundukları takdirde, (yasaklanmadan önce) tattıkları (ve bulaştıkları kötülükler) dolayısıyla bir sorumluluk yoktur. Allah Muhsinleri (mesuliyetlerini dikkatle yerine getiren iyilik ehlini) sevendir.

  • 5:94

    Ey iman edenler! Allah görünmediği halde (gaybte) kendisinden kimin korktuğunu ortaya çıkarmak için, ellerinizin ve mızraklarınızın erişeceği avdan bir şeyle (Hacc döneminde bunları yasaklamak suretiyle) andolsun sizi deneyecektir. Artık kim bundan sonra haddi aşarsa, onun için acı bir azap var edilmiştir.

  • 5:95

    Ey iman edenler! Siz (Hacc ve Umre için) ihramlıyken avı öldürmeyin. Sizden kim onu kasıtlı olarak (taammüden) öldürürse cezası; öldürdüğü hayvana denktir ki; buna da, Kâbe'ye ulaşmış bir kurbanlık olarak içinizden adalet sahibi iki kişi hükmedecektir. Veya yoksulları doyurmak veya onun dengi oruç tutmak olan bir kefaret yerine getirilecektir. Böylelikle işlediğinin vebalini tatmış olsun. Allah geçmişte olanı bağışladı. Ama kim tekrarlarsa, Allah ondan öç alacaktır (günahının ve hatasının karşılığını bulacaktır) . Allah Üstün ve Güçlü olandır, öç sahibidir.

  • 5:96

    Deniz avı ve onu yemek size ve (yeryüzünde) dolaşanlara bir yarar olarak helal kılındı. İhramlı olduğunuz sürece kara avı ise size haram kılınmıştır. (Sonunda) O'na (götürülüp) toplanacağınız Allah'tan korkup kötülükten sakınıverin.

  • 5:97

    Allah, Beyt-i Haram (olan) Kâbe'yi insanlar için bir ayaklanma (cihat şuuru, devlet ve adalet huzuru kazanma vesilesi ve kıyam evi) kıldı; Haram Ay'ı, kurbanı ve boyunlardaki gerdanlıkları da (mübarek yaptı) . Bu, Allah'ın göklerde ve yerde ne varsa tümünü bildiğini ve Allah'ın gerçekten her şeyi bilen olduğunu bilmeniz içindir.

  • 5:98

    (Şu gerçeği) Bilin ki, Allah (zalimlere, hainlere ve hak edenlere karşı) gerçekten cezası pek şiddetli olandır. Ve Allah (samimi tövbekârları ve İslam'a taraftarları) Bağışlayandır, Esirgeyendir.

  • 5:99

    (Allah'ın seçtiği Peygambere) Elçiye tebliğden başka (yükümlülük ve sorumluluk) yoktur. Allah açığa vurduklarınızı da, gizli tuttuklarınızı da bilir.

  • 5:100

    De ki: "Murdar ile temiz; -mur- dar'ın çokluğu hoşuna gitse de- bir değildir.” Ey temiz akıl sahipleri! Allah'tan korkup-sakının. Umulur ki kurtuluşa erersiniz.

  • 5:101

    Ey iman edenler! Size açıklandığında, sizi üzecek (kötü ve çekilmez gelecek) şeyleri (gereksiz yere) sorup durmayın; Kur'an indirildiği (ve meali okunuverdiği) zaman sorarsanız, size (gereken) açıklama yapılır. (Halbuki siz sormasaydınız) Allah onu affedip (bırakmıştı). Allah Bağışlayandır, (kullara) yumuşak olan (Halim) dir.

  • 5:102

    Sizden önce bir topluluk da onu (gereksiz bir konuyu, samimiyetsiz bir merakla) sormuştu da, sonra (açıklanan hükümler ağır geldiği için inkâr edip) kâfirler olup gitmişlerdi.

  • 5:103

    Allah Bahire 1 'den, Saibe 2 'den, Vasiyle 3 'den ve Ham 4 'dan hiçbirini (meşru) kılmamıştır. Ancak kâfirler Allah'a karşı yalan uyduruyorlar. (Dinde olmayan şeyi Allah'ın emri gibi gösteriyorlar veya Allah'ın emirlerini tersine çeviriyorlar.) İşte bunların çoğunluğu (yaptıkları işin kötülüğüne ve başlarına gelecek belanın büyüklüğüne) akıl erdirmez (ve vicdanına göre hareket etmez kimselerdi). 1 Bahire: Putlara adanmış dişi deve. 2 Saibe: Dilek kabulü için putlar adına salıverilmiş deve. 3 Vasiyle: İkiz dünyaya gelen ve erkeği putlara kurban edilen keçi. 4 Ham: Cahiliyede kutsallık atfedilen ve sırtına binilmeyen deve.

  • 5:104

    Onlara; (bu yanlış düşünce ve davranışları bırakın) Allah'ın indirdiği (Kur'an'ın hükmüne) ve (Hz.) Resul (sav) in (sünnetine ve sistemine gelin) , denildiğinde: "Babalarımızı üzerinde bulduğumuz şey bize yeter" derler. Ya babaları bir şey bilmeyen ve Hakk yolu bulamayan (cahil ve gafil) kimseler olsalar da mı (yine şuursuzca izlerini takip edeceklerdi?)

  • 5:105

    Ey iman edenler! Üzerinizdeki (yükümlülük) kendi nefislerinizdir. (Siz kendinize dikkat edin). Siz (sadakatle hidayete ve İslamiyete yapışıp) doğru yola eriştiğiniz takdirde, (Hakktan ve hayırdan ayrılıp) sapan (kimseler) size zarar veremeyecektir. Tümünüzün dönüşü Allah'adır. O, size yaptıklarınızı haber verecektir.

  • 5:106

    Ey iman edenler! Sizden birinize ölüm gelip çattığı zaman, (yapacağınız) vasiyetin hazırlanışında, aranızda içinizden adaletli iki kişiyi (şahid tutun.) Veya yolculukta olup size ölüm musibeti gelip çatarsa, sizden (yakınlarınızdan) olmayan başka iki kişiyi (şahid tutun). Şayet (bunların vasiyeti değiştirmesinden) kuşkulanacak olur da namazdan sonra alıkoyarsınız, onlara da: "Akraba dahi olsa onu (yeminimizi) hiçbir değere değiştirmeyeceğiz ve Allah'ın şahidliğini gizlemeyeceğiz. Aksi takdirde biz elbette günahkârlardan oluruz" diye Allah adına yemin ettirilmelidir.

  • 5:107

    Eğer o ikisi aleyhinde kesin olarak günahı (ve sui zannı) hak ettiklerine ilişkin bilgi sahibi olunursa (hile ve hıyanetleri ortaya çıkarsa) , bu durumda haksızlığa uğrayanlardan (ölenin yakınlarından) iki kişi -ki bunlar daha çok hak sahibidirler- öbürlerinin yerine geçerler ve: "Bizim şehadetimiz o ikisinin şehadetinden şüphesiz daha doğrudur. Biz haddi aşmadık, (haksızlık yapmadık) yoksa gerçekten zulmedenlerden oluruz" diye Allah'a yemin içmelidir.

  • 5:108

    Bu, gerektiği gibi şahidliği yapmalarına, veya yeminlerinden sonra yeminlerin reddedilmesinden korkmalarına daha yakın (ve uygun bir tavırdır) . Allah'tan korkup-sakının ve (emirlerini) dinleyip (itaatkâr davranın) . Allah, fasıklar topluluğunu hidayete erdirmeyecek (doğru yola iletmeyecektir) .

  • 5:109

    Allah, (bütün) elçileri toplayacağı gün şöyle diyecek: "Size (kavimlerinizce) verilen cevap nedir?" Onlar da: "Bizim (Senin öğrettiğin dışında) bilgimiz yoktur; şüphesiz görünmeyenleri (gaybleri) bilen Sen'sin Sen. (Ey Rabbimiz) " diyeceklerdir.

  • 5:110

    Allah ise şöyle diyecek: "Ey Meryem oğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla. Ben seni Ruhu'l-Kudüs ile destekledim, beşikte iken de, yetişkin iken de insanlarla (hikmetle ve düzgünce) konuşabildin. Sana kitabı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğrettim. İznimle çamurdan kuş biçiminde (bir şeyi) oluşturuyordun da (yine) iznimle ona üfürdüğünde bir kuş olup (uçuverdi) . Doğuştan kör olanı ve (deri hastalığı olan) alacalıyı iznimle iyileştirdin, (yine) Benim iznimle ölüleri (tekrar hayata) çıkarıverdin. İsrailoğullarına apaçık belgelerle geldiğinde onlardan inkâra sapanlar, "Şüphesiz bu apaçık bir sihirdir" demişlerdi (de) İsrailoğullarını senden geri püskürtmüş, zararlarını defetmiştim."

  • 5:111

    Hani (Hz. İsa'ya tabi) Havarilere: "Bana ve Elçime iman edin" diye vahy (ilham) etmiştim; onlar da: "İman ettik, gerçekten Müslümanlar olduğumuza Sen de şahid ol" demişlerdi.

  • 5:112

    Havariler: "Ey Meryem oğlu İsa, (kalbimiz mutmain olsun diye) Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?" demişlerdi. O da: "Eğer inanmışlarsanız (böyle mucizeler istemekten dolayı) Allah'tan korkup-sakının" demişti.

  • 5:113

    Bu sefer (Havariler:) "Ondan yemek istiyoruz ki, kalplerimiz tatmin olsun, senin de gerçekten bize doğru söylediğini bilelim ve buna şahitlerden olalım" demişlerdi.

  • 5:114

    Meryem oğlu İsa: "Allah'ım, Rabbimiz! Bize gökten bir sofra (maide-faide) indir (Teşbih: Tepsi şeklindeki arz dairesi (ekvator) üzerinde, yani yeryüzünde Hakk davetimizin hakimiyetiyle bizleri sevindirip şereflendir) ki; öncemiz ve sonramız için bir bayram (şöleni) ve Sen'den de bir (mucize) belgesi olsun. Bizi (her türlü nimet ve faziletinle) rızıklandır, Sen rızık vericilerin en hayırlısısın" demişti.

  • 5:115

    Allah (c.c) buyurup: "Şüphesiz Ben bunu size indireceğim. (Ancak) Artık (bundan) sonra sizden kim inkâr (ve nankörlük) ederse, Ben onu, gerçekten alemlerden hiç kimseyi azaplandırmayacağım bir azapla, azaplandırıp (cezalarını vereceğim) " diye (uyarıvermişti.)

  • 5:116

    Allah: "Ey Meryem oğlu İsa, insanlara, Allah'ı bırakarak beni ve annemi iki ilah edinin, diye sen mi söyledin?" dediğinde (ise O şöyle yanıt verecektir:) "Seni tenzih ederim, hakkım olmayan bir sözü söylemek bana yakışmaz. Eğer bunu söyledimse mutlaka Sen onu bilmişsindir. Sen bende olanı bilirsin, ama ben Sen'de olanı bilmem. Gerçekten, görünmeyenleri (gaybleri) bilen Sen'sin Sen (Rabbim) ."

  • 5:117

    (Ey Rabbim) "Ben onlara bana emrettiklerinin dışında hiçbir şeyi söylemedim. (O da şuydu:) 'Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin.' Onların içinde kaldığım sürece, ben onların üzerinde bir şahit idim. Benim (dünya) hayatıma son verdiğinde (katına yükselttiğinde) , üzerlerindeki gözetleyici Sen'din. Sen her şeyin üzerine şahid olansın."

  • 5:118

    "Eğer onları azaplandırırsan, şüphesiz onlar Senin kullarındır, eğer onları bağışlarsan, şüphesiz Aziz olan, Hakim olan Sen'sin Sen (Allah'ım) ."

  • 5:119

    Allah dedi ki: "Bu, doğrulara, doğru söylemelerinin (sadakat ve samimiyet göstermelerinin) yarar sağladığı gün (olacaktır) . Onlar için, içinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler vardır. Allah onlardan razıdır, onlar da O'ndan razı olmuşlardır. İşte (asıl) büyük 'kurtuluş ve mutluluk' bu (olacaktır.) "

  • 5:120

    Göklerin, yerin ve içlerinde olanların tümünün mülkü Allah'ındır. O, her şeye güç yetiren (Kadiri Mutlaktır).