Muhammed Suresi

Nüzul Yeri Medine. 38 ayettir.

  • Rahman ve Rahim Olan Allah'ın Adıyla

  • 47:1

    • DİKKAT: [MUHAMMED Suresinde Cenab-ı Hakk: “Kur’an’ın ayetleri yeterlidir, Resulûllah’ın sünneti ve öğretileri artık gereksiz ve geçersizdir.” İddiasına kalkışanların, iman ve amellerinin, ibadet ve hizmetlerinin boşa çıkacağını; 1, 8, 10, 28, 32 ve 33. ayetlerde önemle ve tehditle ikaz buyurmaktadır. Ve zaten Al-i İmran: 31, Nisa: 59, 80, 150; Nur: 56, Ahzab: 21 ve Muhammed: 33 ayetleri kıyamete kadar Hz. Peygambere (SAV)** uymayı ve her konuda örnek almayı farz kılmaktadır.]

    (Kur’an’ın ahkâmını ve Resulûllah’ın haklı çağrısını) İnkâr edenlerin ve (insanları) Allah'ın yolundan alıkoyup çevirenlerin (bütün yararlı işlerini), onların amellerini (Allah) giderip-boşa çıkarmıştır.**

  • 47:2

    İman edip salih amellerde bulunan ve Rabblerinden bir Hakk olarak Muhammed'e indirilen (Kur'an)a inananların ise, (Allah) kötülüklerini örtüp bağışlamış, durumlarını düzeltip ıslah ederek (onları şerefli kılmıştır).

  • 47:3

    İşte böyle; hiç şüphesiz, inkâr edenler batıla (İslam’a aykırı inanç ve nizamlara) uymuşlar; ve hiç şüphesiz, iman edenler ise Rablerinden olan Hakka (Kur’an’a ve Resulûllah’a) uymuşlardır. [Bu ayetlere göre; bilerek ve isteyerek HAKKA tabi ve taraf olanlar Mü’min; BATIL’a tabi ve taraf olanlar da KÂFİR sayılmıştır.] İşte Allah, insanlara kendi örneklerini böyle vererek (onları uyarmaktadır).

  • 47:4

    Öyleyse, (savaş sırasında) inkârcılarla karşı karşıya geldiğiniz zaman, hemen boyunlarını vurun (ve onları korkutup susturun); sonunda onları iyice bozguna uğratıp zafer kazandığınız zaman da, artık (esirleri horlamak, boş gurur ve kibirlerini hatırlatmak üzere iyice bağlayın ve) bağı sımsıkı tutun. Bundan sonra ya bir lütuf olarak (onları salın) veya bir fidye (karşılığı bırakın). Öyle ki (saldırganlar uslanıp) savaş ağırlıklarını bıraksın (ve teslime yanaşsın). İşte böyle; eğer Allah dilemiş olsaydı, elbette onlardan (önceden ve başka şekilde de) intikam alırdı. Ancak (cihat ve savaş) sizleri birbirinizle denemesi (sadıklarla sahtekârları ayırt etmesi) için (bir imtihandır). Allah yolunda öldürülenlere gelince; kesin olarak (Allah) amellerini giderip-boşa çıkarmayacaktır. (Onların kardeşlerini zafer ve devlete kavuşturacak, dünyada izzetle ve ahirette hepsini cennetle mükâfatlandıracaktır).

  • 47:5

    (Allah) Onları hidayete erdirecek ve durumlarını düzeltip-ıslah edip (galibiyet ve medeniyete ulaştıracaktır).

  • 47:6

    Ve (ahirette de) onları, (Kur’an ve peygamber lisanıyla) kendilerine tarif edip-tanıttığı cennete sokacaktır.

  • 47:7

    Ey iman edenler! Eğer siz (cihad ederek) Allah’a (dinine) yardım ederseniz, Allah da size yardım edip (zafere ulaştıracaktır. Dünyada izzet ve hürriyeti, ahirette ise cenneti buluncaya kadar sizi hidayet üzerinde devamlı kılıp) ayaklarınızı sabit ve sağlam tutacaktır.

  • 47:8

    İnkâr edenlere gelince, yüzükoyun düşüş (ve rezil olup sürünüş) onların olacaktır; (Allah) amellerini giderip-boşa çıkarmıştır.

  • 47:9

    İşte böyle; çünkü onlar, Allah'ın indirdiğini (Kur’an hükümlerini) çirkin (kerih) görüp (karşı çıkmışlar), bundan dolayı O da, onların amellerini geçersiz kılmıştır.

  • 47:10

    Onlar yeryüzünde hiç gezip dolaşmıyorlar ve kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarına bakmıyorlar mı? Ki Allah, onları (yıkıma uğratarak) yerle bir edip dağıtmış (ve köklerini kazımış)tır. Bu(günkü) kâfirler için de bunun bir benzeri vardır.

  • 47:11

    İşte böyle; çünkü Allah, iman edenlerin Mevla’sıdır (sahibi ve hamisi olarak mü’minleri koruyup kollamaktadır); kâfirlerin ise (gerçek) Mevla’sı yoktur (olmayacaktır).

  • 47:12

    Şüphesiz Allah, iman edip salih amellerde bulunanları, (saraylarının ve ağaçlarının) altından ırmaklar akan cennetlere sokacaktır. İnkâr edenler ise, (bu dünyada geçici olarak) metalanıp faydalanmakta ve hayvanların yemesi gibi (karıştırıp yutmakta, helâl-haram seçmeyip işkembelerini doldurup gafletle dolaşmaktadır); ateş, onların varacakları (çok acı ve alçaltıcı) bir konaklama mekânıdır.

  • 47:13

    Seni (aralarından ve yurdundan) sürüp çıkaran, (kavminden ve) karyenden kuvvet bakımından daha üstün nice memleketler (ve zalimler) vardı ki, biz onları yıkıma uğratmıştık da onlar için hiçbir yardımcı bulunmamıştı.

  • 47:14

    Şimdi, Rabbinden apaçık bir belge üzerinde bulunan kimse, kötü ameli (şeytan tarafından) kendisine 'süslü ve çekici gösterilip (aldatılan)' ve kendi (nefsi arzu ve) hevalarına uyup (sapıtan) kimseler gibi mi olacak (onlarla bir mi tutulacaktır?)

  • 47:15

    Takva sahiplerine va'ad edilen cennetin misali (şudur): İçinde bozulmayan sudan ırmaklar, tadı değişmeyen sütten ırmaklar, içenler için lezzet veren şaraptan ırmaklar ve süzme baldan ırmaklar vardır ve orada onlar için meyvelerin her türlüsünden (hazırdır) ve Rablerinden (özel) bir mağfiret (ve fazilet) vardır. Hiç (böyle ödüllendirilen bir kişi), ateşin içinde ebedi olarak kalan ve bağırsaklarını 'parça parça koparan' kaynar sudan içirilip (alçaltıcı acılar içinde kıvranan) kimseler gibi (sayılır) mı?

  • 47:16

    (Ey Nebim!) Onlardan (münafıklardan) kimi gelip seni dinler (gibi davranmaktadır). Hatta ki yanından çıkıp gittikleri zaman, (Ehli Kitaptan olup kendilerine biraz) ilim verilenlere: "O (adam) biraz önce ne söyledi? Ne demek istedi?" (diye sorup alay konusu yapmaktadırlar.) İşte onlar var ya; Allah onların kalplerini mühürlemiş durumdadır ve onlar kendi heva ve arzularına uymuşlardır.

  • 47:17

    Hidayeti bulmuş olanlara gelince; (Allah onların) hidayetlerini arttırmış ve takvalarını verip (kendilerini imani huzur ve olgunluğa ulaştırmıştır).

  • 47:18

    Artık onlar (inkârcılar ve münafıklar, va’ad edilen hezimet) saatinin kendilerine apansız gelmesinden başkasını mı gözlüyorlar? İşte onun (Mehdiyet ve kıyametin bazı alamet ve) işaretleri (gerçekten) gelmeye (bile) başlamıştır. Fakat (bu acı ve alçaltıcı an) kendilerine geldikten sonra öğüt alıp düşünmeleri onlara neyi sağlayacaktır?

  • 47:19

    Şu halde (şüphesiz iman edip) bil ki; kesinlikle Allah'tan başka ilah yoktur. (Öyle ise) Hem kendi günahın, hem mü'min erkekler ve mü'min kadınlar için mağfiret dile (ve Rabbine sığın). Allah (her an) Sizin dönüp dolaşacağınız yeri de bilir, konaklama yerinizi de. (Öyleyse daima huzurda kalın ve mü’mince davranın!)

  • 47:20

    Mü’minlerden (bir kısmı da: “Kur'an’da, silahlı savunma ve savaşa izin veren) bir sure indirilmesi gerekmez mi? (Yeter artık eli kolu bağlı beklediğimiz)” deyip dururlardı. Fakat (ne zaman ki) içinde “kıtal” (çatışma ve cihadın gereği ve) zikri geçen, hükmü açık bir sure indirilip, (düşmanlarla) çarpışmaktan söz edilince, kalplerinde hastalık bulunan (bu tipleri) görürsün ki; ölümden korkarak bayılıp düşenler gibi, (ürkek ve isteksiz) Sana bakmaktalardı. Hâlbuki evla olan (ve onlara yakışan şöyle davranmaktı:)

  • 47:21

    (Cihat görevini) İtaat ve ma’ruf (güzel) sözle (karşılamaktı). Böylece iş, kesinlik ve kararlılık gerektirdiği zaman, şayet Allah'a sadakat gösterselerdi, şüphesiz onlar için daha hayırlı olacaktı. (Yani, lafa gelince; Allah’a, Resulûne, Hakk dava ve devlet liderine itaatten ve cihattan bahsetmek kolaydır, ama iş ciddiye bindiği zaman sadakat gösteren pek azdır.)

  • 47:22

    (Ey kaypak ve kolaycı tipler!) Demek iş başına gelip (iktidar imkânıyla) yönetimi ele alırsanız; hemen yeryüzünde (ülkenizde, bölgenizde ve dünya genelinde) fesat çıkaracak, (zalim ve facir güçlerin arkasına takılacak, inanç esaslarınızla ve Hakk davanızla) tüm yakınlık bağlarınızı koparıp parçalayacaksınız, öyle mi?!. (Bu tavrınız sizin ayarınızı ve ahlâkınızı ortaya koyacaktır.)

  • 47:23

    İşte bunlar var ya; Allah onları lanetleyip (hidayetlerini karartmış), böylece (kulaklarını) sağırlaştırmış ve basiret (göz)lerini de kör edip (kapatmıştır ki, bu yüzden İslam’a ve Kur’ana karşı bu denli ilgisiz kalınmaktadır).

  • 47:24

    (Acaba,) Onlar Kur'an'ı (hükümlerini anlamak ve uygulamak üzere dikkatle okuyup) iyice düşünmüyorlar mıydı? (Niye hâlâ ihtiyaç duymuyor, Kur'an üzerinde ciddiyetle kafa yormuyor ve sırt çeviriyorlardı?) Yoksa birtakım kalplerin üzerinde kilitler mi vurulmuş(tu ki, Kur’ani haber ve hakikatlere karşı böylesine ilgisiz ve isteksiz davranılmaktaydı? Veya bu bir hidayet kararması mıydı?)

  • 47:25

    Şüphesiz, kendilerine hidayet (ve İslami mesuliyet) açıkça belli olduktan sonra, (Milli ve manevi istikametten ve insani düşünceden ayrılıp) gerisin geri (küfre ve nankörlüğe) dönenleri, Şeytan kışkırtmış ve uzun emellere (dünyalık gaye ve gailelere) kaptırmıştır.

  • 47:26

    İşte böyle; çünkü gerçekten onlar, Allah'ın indirdiğini (Kur’an’ın hükümlerini) beğenmeyip çirkin karşılayan (kâfir ve zalim odaklara): "Size (istediğiniz) bazı işlerde itaat edeceğiz (ama bunların dışında eskisi gibi Müslüman ve Mücahit görüneceğiz)" diyerek (haince va’adlerde bulunmuşlardı.) Oysa Allah, sakladıkları şeyleri (sır olarak konuştuklarını) biliyordu (ve elbette hesabını soracaktı).

  • 47:27

    Öyle ise (Hakk davaya ve kendi halkına hıyanetleri nedeniyle) melekler onların suratlarına ve sırtlarına vura vura (ve bağırta bağırta) canlarını çıkardıkları vakitte (acaba durumları) nasıl olacaktı?

  • 47:28

    Bu böyledir; çünkü hakikaten onlar (İslami ve insani çizgiden işbirlikçiliğe kayanlar), Allah'ı gazaplandıran şeye uymuşlardır. (Allah'ın kahrına ve gadabına uğrayan Yahudi ve Hristiyanların uşaklığına razı olmuşlardır.) Ve O’nun (Allah'ın) rızasına ulaştıracak tavrı ve tarafı kerih (sıkıntılı ve yararsız) karşılamışlardır. Bundan dolayı da, Allah (daha önceki bütün hayırlı) amellerini boşa çıkarmıştır.

  • 47:29

    Yoksa kalplerinde hastalık bulunan (münafık oldukları halde dindar tavrı takınan ve kendilerini makam ve menfaat karşılığı şeytani güç odaklarına kiralayan bu riyakârlar ve sahtekârlar; içlerinde sakladıkları hainliklerini ve) gizli kinlerini, Allah'ın hiç açığa çıkarmayacağını mı sanmışlardı?

  • 47:30

    (Ey Elçimiz) Eğer dilersek, elbette onları (münafıkları) Sana gösterir (ve bildiririz), böylelikle onları simalarından tanırsın. Yemin olsun ki, zaten Sen (o münafık dönekleri) sözlerini konuşma tarzından (ve gerçekleri çarpıtma ve hıyanetlerine bahane uydurma tavırlarından da) anlarsın... Allah (hepinizin niyetlerini ve) amellerinizi bilip durmaktadır.

  • 47:31

    Andolsun, Biz içinizden mücahit olanlarla (davasında) sabredip (dik duranları) bilip, (onları kaypaklardan) ayırıncaya (sadıkları belli edip ortaya çıkarıncaya) kadar, sizi imtihana tabi tutacağız ve (İslam davası ve Allah rızası konusunda iddia edip) haber verdiklerinizin (doğruluk derecesini) sınayıp (herkesin ayarını ve amacını ortaya koyacağız).

  • 47:32

    Hiç şüphesiz, (açıkça) inkâr edip kâfir olanlar; (insanları) Allah'ın yolundan (ve Hakk davadan) ayırıp (İslami şuur ve sorumluluktan) alıkoyanlar ve kendilerine hidayet açıkça belli olduktan sonra, Elçiye karşı gelip (zorluk çıkaranlar ve nefsani hesaplarla Ondan ayrılanlar var ya, bunlar) hiçbir şekilde, kesinlikle Allah'a zarar ulaştıramazlar (ve O'nun takdir projesini ve zafer müjdesini engelleyip aksatamazlar. Allah) Onların bütün amellerini (önceki hayırlı işlerini, sonraki hıyanet girişimlerini) boşa çıkaracaktır.

  • 47:33

    Ey iman edenler, (Kur’an ve Sünnet hükümlerine uymak ve İslam’ı hayata hâkim kılmak üzere) Allah'a itaat edin, Resûl'e itaat edin ve (Yahudi ve Hristiyanların güdümüne girip ve münafık din adamlarının fetvalarına güvenip de, Hakk’tan ayrılıp Batıla yanaşmak ve Peygamberin sünnetini gereksiz saymak suretiyle) kendi amellerinizi geçersiz kılmayın (dünya ve ahiretinizi boşa çıkarmayın.)

  • 47:34

    Muhakkak ki (Kur'ani hüküm ve haberlerin gereğini ve geçerliliğini lafzen olmasa da fikren ve fiilen) inkâr (ve nankörlük) edenler ve (insanları) Allah'ın yolundan alıkoyup geri çevirenler (ve bu hal üzere devam edip) sonra ölenler (var ya); işte Allah kesinlikle bunları mağfiret buyurmayacaktır.

  • 47:35

    Bu nedenle, siz (Allah'ın yardımıyla ve sağladığı imkânlarla) üstün (güçlü ve şerefli konumda) iken, (iç ve dış düşmanlarınıza) teslimiyetçilik (ve barış perdesi altında işbirlikçilik) çağrıları yapmak suretiyle, sakın gevşekliğe (zillet ve esarete) kaymayın. (Unutmayınız ve inanınız ki, siz Hakk yolda olduğunuz müddetçe) Allah sizinle beraber olacaktır. O sizin amellerinizi (hayırlı girişim ve gayretlerinizi) asla eksiltip sizi (zarara uğratmayacak ve yardımsız bırakmayacaktır.)

  • 47:36

    (O bazılarınızın şiddetle arzuladığı ve elde etmek için davasını ve ahiret hayatını feda etmekten sakınmadığı) Dünya hayatı ise, gerçekte sadece bir oyun ve tutkulu bir oyalanmadır. (Sonunda uyanacağınız bir rüyadır.) Eğer iman eder (küfür ve kötülüğe dönmekten) sakınırsanız, O size ecirlerinizin (karşılığını her iki dünyada da fazlasıyla) verir ve mallarınızı da istemez. (Allah bunlara ihtiyaç duymayandır.)

  • 47:37

    Eğer sizden; onları (mallarınızın tamamını Allah yolunda harcamak üzere) isteyip sizi zorlayacak olsaydı, cimrilik yapardınız ve böylece sizin kinlerinizi de ortaya çıkarırdı.

  • 47:38

    İşte sizler böylesiniz; Allah yolunda infak etmeye (naktiniz ve vaktinizle Hakk davayı desteklemeye) çağrıldığınızda; buna rağmen bazılarınız cimrilik yapmaktadır. Oysa kim cimrilik ederse artık o, ancak kendi nefsine cimrilik ettiğinden (manevi ziyandadır). Allah ise, Ğaniy (hiçbir şeye ihtiyacı olmayan)dır; asıl fakir (ve her halde Allah’a muhtaç) olan sizlersiniz. (İman ve akıl bunu anlamak ve ona göre davranmaktır.) Eğer siz (Hakk davadan ve cihattan) yüz çevirecek olursanız, (Allah) yerinize sizden başka bir kavmi-kesimi getirip-değiştirir (ve onları zafere ulaştırır). Sonra onlar, sizin benzeriniz (itirazcı ve isyancı) da olmazlar (itaatli ve sadakatli davranacaklardır).